TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ ARŞİVİ - Turk Kardiyol Dern Ars: 44 (4)
Cilt: 44  Sayı: 4 - Haziran 2016
EDITÖRYAL YORUM
1.
Vitamin D ve arteriyel sertlik arasındaki ilişki
Association between Vitamin D and arterial stiffness
Sinan Aydoğdu
PMID: 27372611  doi: 10.5543/tkda.2016.83451  Sayfalar 279 - 280
Makale Özeti | Tam Metin PDF

ARAŞTIRMA
2.
Arter sertlik parametreleri kalp fonksiyonları normal olan hastalarda vitamin D eksikliği ve tedavisi ile ilişkilidir
Arterial stiffness parameters associated with vitamin D deficiency and supplementation in patients with normal cardiac functions
Murat Sunbul, Altug Cincin, Mehmet Bozbay, Ceyhun Mammadov, Halil Atas, Ekmel Burak Ozsenel, Ibrahim Sari, Yelda Basaran
PMID: 27372612  doi: 10.5543/tkda.2015.93237  Sayfalar 281 - 288
Amaç: Arter sertlik parametrelerinden nabız dalga hızı (NDH) ve artırma indeksi (AIx) artmış kardiyovasüler risk ile ilişkilidir. Önceki çalışmalarda vitamin D eksikliği ve kardiyovasküler hastalık arasında yakın bir ilişki olduğu gösterilmiştir. Çalışmamızın amacı normal kalp fonksiyonları olan hastalarda vitamin D eksikliğinin ve tedavisinin arter sertlik parametreleri üzerine etkisini araştırmaktır.
Yöntemler: Çalışma grubu, vitamin D eksikliği olan, kalp fonksiyonları normal 45 hastadan oluştu. Hastaların ortanca yaşı 45.0 (12.00) yıl idi ve 33’ü kadındı. Hastalar oral vitamin D3 ile tedavi edildi. Arter sertlik parametreleri hastaların tedavi öncesinde ve tedavi sonrasında brakiyal arter akımını saptayan Mobil-O-Graph cihazı kullanılarak değerlendirildi.
Bulgular: Vitamin D seviyeleri hastaların tedavisi sonrasında anlamlı olarak arttı (9.0 [6.00] nmol/L, 29.0 [11.50] nmol/L, p<0.001). Geleneksel ekokardiyografi parametreleri arasında, tedavi öncesi ve sonrasında anlamlı fark yoktu. Tedavi sonrası NDH ve AIx, bazal ölçümlere göre anlamlı olarak daha düşüktü (sırasıyla, 6.8 [1.55] m/s, 6.4 [1.30] m/s, p<0.001 ve 31.0 [14.50] %, 23.0 [22.00] %, p<0.001). Bazal vitamin D seviyesi NDH ile anlamlı ilişki saptandı (r=-0.352, p=0.018). Tedavi sonrası vitamin D seviyesi ile tedavi sonrası NDH (r=- 0.442, p=0.002) ve AIx (r=-0.419, p=0.004) arasında anlamlı ilişki saptandı. Çok değişkenli doğrusal regresyon analizinde, dönüştürülmüş bazal NDH’nin bağımsız öngördürücüsü saptanmadı.
Sonuç: Vitamin D tedavisi arter sertlik parametreleri üzerineolumlu etkiler sağlamaktadır. Arter sertlik parametreleri vitamin D eksikliği olan hastalarda kadiyovasküler riskin değerlendirilmesinde klinikçiye yardımcı olabilir.
Objective: Arterial stiffness parameters including pulse wave velocity (PWV) and augmentation index (AIx) are associated with increased risk of cardiovascular disease. A close relationship has been demonstrated between vitamin D deficiency and cardiovascular disease. The aim of the present study was to investigate effects of vitamin D deficiency and supplementation on arterial stiffness parameters in patients with normal cardiac functions.
Methods: Study population consisted of 45 patients with vitamin D deficiency and normal cardiac functions. Median age (interquartile range) was 45.0 (12.00) years, and 33 patients were female. Patients were treated with oral administration of vitamin D3. Arterial stiffness parameters were evaluated using Mobil-O-Graph arteriograph system, which detected signals from the brachial artery before and after treatment.
Results: Vitamin D levels significantly increased after treatment (9.0 [6.00] nmol/L vs 29.0 [11.50] nmol/L, p<0.001). No significant difference was observed among conventional echocardiographic parameters before or after treatment. Post-treatment PVW and AIx were significantly lower than baseline measurements (6.8 [1.55] m/s vs 6.4 [1.30] m/s, p<0.001 and 23.0 [22.00]% vs 31.0 [14.50]%, p<0.001, respectively). Baseline vitamin D levels significantly correlated with PWV (r=-0.352, p=0.018). Posttreatment vitamin D levels also significantly correlated with posttreatment PWV (r=-0.442, p=0.002) and AIx (r=-0.419, p=0.004). Multivariate linear regression analysis revealed no independent predictor of baseline log-transformed PWV.
Conclusion: Vitamin D supplementation has beneficial effects on arterial stiffness. Arterial stiffness parameters may aid in the assessment of cardiovascular risk in patients with vitamin D deficiency.

3.
Orta/ciddi obstrüktif uyku apne sendromu olan hastalarda pulmoner arterin elastik özelliklerinin sol ventrikül anormallikleri ve aort sertliği ile ilişkisi: Kesitsel bir ekokardiyografi çalışması
Relation of elastic properties of pulmonary artery with left ventricular abnormalities and aortic stiffness in patients with moderate to severe obstructive sleep apnea: A cross-sectional echocardiographic study
İbrahim Halil Altıparmak, Muslihittin Emre Erkuş, Mustafa Polat, Funda Yalçın, Zafer Hasan Ali Sak, Hatice Sezen, Özgür Günebakmaz, Yusuf Sezen, Zekeriya Kaya, Recep Demirbağ
PMID: 27372613  doi: 10.5543/tkda.2015.67862  Sayfalar 289 - 299
Amaç: Bu çalışmada, eşlik eden hastalıkları bulunmayan orta ve ciddi derece obstrüktif uyku apne sendromuna (OUAS) sahip hastalarda pulmoner arter sertliğinin (PAS) aort sertliği, sol ventrikül diyastolik fonksiyon bozukluğu parametreleri ve sol ventrikül kitle indeksi ile ilişkisi araştırıldı.
Yöntemler: Hipertansiyon ve diyabeti bulunmayan ve sigara kullanmayan 66 gönüllü çalışmaya alındı. Katılımcılar apne hipopne indeksine göre sınıflandırıldılar (AHI, olay/saat). Kontrol grubu sağlıklı bireylerden oluştu AHI <5 normal (n=35), OUAS grubu orta veya ciddi OUAS’lı hastaları kapsadı AHI >15 orta/ciddi (n=31). Ekokardiyografi ve C-reaktif proteinin (CRP) dahil olduğu biyokimyasal testler değerlendirildi. PAS (kHz/s) = pulmoner akım maksimal sapma sıklığı/akselerasyon zamanı, formülüyle hesaplandı.
Bulgular: Ekokardiyografiyle elde edilen PAS (kHz/s) OUAS grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksekti (18±4 ve 28±5, p<0.001) ve AHI, CRP, aort sertlik indeksi, E/E’ oranı ve sol ventrikül kitle indeksi ile pozitif (sırasıyla, p=0.034, p=0.039, p<0.001, p=0.040 ve p<0.001) ve aort straini, aortgerilebilirliği, E/A oranı, E’/A’ oranı ve E’ ile negatif korelasyona sahipti (p<0.001). Regresyon analizi CRP ve PAS’nin aort sertliği için bağımsız öngördürücüler olduğunu gösterdi (p<0.05). E/A oranı ve sol ventrikül kitle indeksi PAS için bağımsız öngördürücülerdi (sırasıyla; p=0.002 ve p=0.001).
Sonuç: Artmış PAS aort sertliği, sol ventrikül diyastolik fonksiyon bozukluğu ve artmış sol ventrikül kitle indeksiyle ilişkiliydi. OUAS’li hastalarda PAS aort sertliği için CRP’den daha iyi bir belirteç olabilir.
Objective: In this study, the associations between pulmonary artery stiffness (PAS) and aortic stiffness, left ventricular diastolic parameters, and left ventricular mass (LVM) index in moderate to severe obstructive sleep apnea syndrome (OSAS) patients without coexisting disorders were investigated.
Methods: A total of 66 non-diabetic, non-hypertensive, and non-smoking volunteers were enrolled. Participants were categorized by apnea-hypopnea index (AHI; event/hour). The control group was defined as no OSAS: AHI<5 (n=35), and OSAS group had moderate to severe OSAS: AHI>15 (n=31). Echocardiographic and biochemical tests, including measurement of C-reactive protein (CRP), were performed. PAS (kHz/s) was calculated by dividing the maximal frequency shift of the pulmonary flow by the acceleration time.
Results: PAS (kHz/s), obtained by echocardiography, was statistically significantly higher in the OSAS group than the control group (28±5 vs 18±4, p<0.001), and was positively correlated with AHI, CRP, aortic stiffness index, E/E’, and LVM index (p=0.034, p=0.039, p<0.001, p=0.040, and p<0.001, respectively), and negatively correlated with aortic strain (AS), aortic distensibility (AD), E/A, E’/A’, and E’ (p<0.001). Regression analyses indicated that CRP and PAS are independent predictors of aortic stiffness (p<0.05). E/A and LVM index were independent predictors of PAS (p=0.002 and p=0.001, respectively).
Conclusion: Increased PAS is associated with aortic stiffness, left ventricular diastolic function, and increased LVM index. PAS may be a more effective indicator of aortic stiffness in OSAS patients than CRP.

4.
Pulmoner endarterektominin erken dönemde altı dakika yürüme testi ve ekokardiyografi parametrelerine etkisi
Effect of pulmonary endarterectomy on six-minute walking test and echocardiography in the early stage
Tarık Kıvrak, Erdal Durmuş, Murat Sünbül, Bedrettin Yıldızeli, Bülent Mutlu
PMID: 27372614  doi: 10.5543/tkda.2015.76363  Sayfalar 300 - 305
Amaç: Bu çalışmada, ameliyat öncesi ve sonrası dönemde 6 dakika yürüme testi (6-DYT) ve ekokardiyografi parametrelerindeki değişimler araştırıldı.
Yöntemler: Çalışmaya 76 hasta (32 erkek, 44 kadın; ortalama yaş 45.9±15.1 yıl) alındı. Ameliyat öncesi ve sonrası 6-DYT ve ekokardiyografi yapıldı. Ardından ameliyat öncesi ve sonrası parametrelerdeki değişimler ile bazal yürüme testi ile bazal parametreler arasındaki korelasyon karşılaştırıldı.
Bulgular: Altı dakika yürüme testindeki mesafe ameliyat sonrası belirgin şekilde arttı (p<0.001). Ameliyat sonrası sağ ventrikül (SağV) çapı ve basıncındaki azalma, sol ventrikül (SolV) çaplarında belirgin artış saptandı; fakat ejeksiyon fraksiyonundaki (EF) değişim anlamlılığa ulaşmadı. Sistolik pulmoner arter basıncı (sPAB) ve triküspit yetersizliği derecesinde önemli oranda azalma saptandı. Bazal ekokardiyografi parametreleri ile bazal 6-DYT arasında korelasyon analizi istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı.
Sonuç: Bu çalışma, bazal 6-DYT sonuçları ve SağV ekokardiyografi parametreleri arasındaki ilk korelasyon araştırmasıdır. Miyokart performans indeksi (MPI) ve TAPSE pulmoner endarterektomi (PEA) işlemi sonrası izlemde önemli parametrelerdir. Yaşam kalitesinin değerlendirildiği parametrelerdeki düzelme önemlidir.
Objective: Pre- and postoperative changes in echocardiographic parameters and results of 6-minute walking test (6-MWT) were investigated in the present study.
Methods: Seventy-six patients (32 males, 44 females; mean age 45.9±15.1 years) were included. Before and after surgery, 6-MWT and echocardiography were performed. Changes in postoperative parameters were compared to basal walking test and other basal parameters.
Results: Distance covered in 6-MWT significantly increased after surgery (p<0.001). Significant decrease in right ventricular diameter and pressure, and significant increase in left ventricular diameter were also observed. While changes in ejection fraction (EF) were not significant, significant reduction in systolic pulmonary artery pressure (sPAP) and tricuspid regurgitation were observed. No statistically significant correlation was observed between baseline 6-MWT results and echocardiographic parameters.
Conclusion: The present study was the first to investigate the correlation between baseline 6-MWT results and right ventricular echocardiographic parameters. Myocardial performance index (MPI) and TAPSE were important parameters in followup after pulmonary endarterectomy. Improvement in quality of life parameters was also important.

5.
Koroner arter ektazisi ve koroner arter hastalığı olan hastalarda kalp hızı değişkenliğinin değerlendirilmesi
Evaluation of heart rate variability in patients with coronary artery ectasia and coronary artery disease
Bekir Serhat Yıldız, Emel Ozkan, Fatma Esin, Hayrettin Ozkan, Yusuf Izzettin Alihanoglu, Ismail Dogu Kilic, Harun Evrengul, Havane Asuman Kaftan
PMID: 27372615  doi: 10.5543/tkda.2015.84899  Sayfalar 306 - 314
Amaç: Bu çalışmada, koroner arter ektazisi (KAE) ve koroner arter hastalığı (KAH) olan hastaların kalp hızı değişkenliği (KHD) parametreleri karşılaştırıldı.
Yöntemler: Çalışma popülasyonu KAE’li ardışık 60 hasta (14 kadın, ortalama yaş 51.63±7.44 yıl), KAH’lı 60 hasta (15 kadın, ortalama yaş 53.67±9.31) ve sağlıklı 59 kişiden (13 kadın, ortalama yaş 52.85±8.19) oluşmaktaydı. Elektrokardiyogramlar (EKG) çekilip, 24 saatlik Holter EKG takıldı. Rutin biyokimyasal testleri yapıldı ve klinik özellikleri değerlendirildi. Koroner anjiyografi görüntüleri incelendi. Zamanla ilgili KHD parametrelerinden; tüm “normal-to-normal” (NN) intervallerinin standart sapma (SDNN), ardışık NN intervallerinin farkının kare kökü (RMSSD) ve frekansla ilgili KHD parametrelerinden düşük frekans (LF), çok düşük frekans (VLF), yüksek frekans (HF), düşük ve yüksek frekansın oranı (LF/HF) ve toplam güç (TP) hesaplandı.
Bulgular: SDNN, KAE ve KAH grubunda sağlıklı gruba göre düşüktü (sırasıyla, 140.85±44.21, 96.51±31.28, 181.05±48.67). Gruplar arasında RMSSD değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p=0.004). Sağlıklı grup ile karşılaştırıldığında, VLF ve HF değerleri KAE grubunda anlamlı olarak azalmıştı (VLF p<0.001; HF, p=0.007). KAH grubunda sağlıklı grup ile karşılaştırıldığında TP, VLF ve HF değerleri anlamlı olarak düşük (sırasıyla, p<0.001, p<0.001, p<0.001), LF ve LF/HF değerleri ise anlamlı olarak yüksekti (p<0.001, p<0.001). KAH grubu ile karşılaştırıldığında KAE grubunda, TP değerleri anlamlı olarak yüksek (p<0.001), LF ve LF/HF değerleri ise anlamlı olarak düşük bulundu (p<0.001, p<0.001).
Sonuç: Vagal modulasyonda azalma ve sempatik aktivitede artma ile kalp fonksiyonlarının değerlendirildiği KHD analizi KAH olan hastalarda KAE olan hastalara göre daha kötü sonuçlara sahiptir.
Objective: The present study compared heart rate variability (HRV) parameters in patients with coronary artery ectasia (CAE) and coronary artery disease (CAD).
Methods: The study population consisted of 60 consecutive patients with CAE (14 women; mean age 51.63±7.44 years), 60 consecutive patients with CA (15 women; mean age 53.67±9.31 years), and 59 healthy individuals (13 women; mean age 52.85±8.19 years). Electrocardiograms, 24-hour Holter analyses, and routine biochemical tests were performed, and clinical characteristics were evaluated. Coronary angiography images were analyzed. Time-domain HRV parameters, including the standard deviation (SD) of normal-to-normal intervals (SDNN) and the root mean square of difference in successive normal-tonormal intervals (RMSSD) were evaluated, as were frequencydomain HRV parameters including low-frequency (LF), very lowfrequency (VLF), high-frequency (HF), the proportion derived by dividing low- and high-frequency (LF/HF), and total power (TP).
Results: SDNN was lower in both the CAE and CAD groups, compared to the healthy group (140.85±44.21, 96.51±31.28, and 181.05±48.67, respectively). A significant difference in RMSSD values among the groups was determined (p=0.004). Significantly decreased VLF and HF values were found in the CAE group, compared with the healthy group (VLF p<0.001; HF, p=0.007). TP, VLF, and HF values were significantly lower (p<0.001, p<0.001, and p<0.001, respectively), but LF and LF/ HF values were significantly higher (p<0.001 for both) in the CAD group than in the healthy group. TP values were significantly higher (p<0.001), and LF and LF/HF values were lower in the CAE group, compared with the CAD group (p<0.001 for both).
Conclusion: A decrease in vagal modulation or an increase in sympathetic activity of cardiac function, assessed by HRV analysis, is worse in patients with CAD than in patients with CAE.

6.
Nadir bir patoloji: Levoatriyokardinal ven
A rare pathology: Levoatriocardinal vein
Öykü Tosun, Murat Saygı, Taner Kasar, Pelin Ayyıldız, Aysel Türkvatan, Yakup Ergül, Ender Ödemiş, Alper Güzeltaş
PMID: 27372616  doi: 10.5543/tkda.2015.84404  Sayfalar 315 - 319
Amaç: Levoatriyokardinal ven, pulmoner venöz sistem ile kardinal sistem arasındaki bağlantıyı gösteren nadir bir kardiyak malformasyondur. Bu çalışmada, levoatriyokardinal veni olan olguların morfolojik, klinik özellikleri ve tanı yöntemleri tartışıldı.
Yöntemler: 2010-2014 yılları arasında levoatriyokardinal ven tanısı alan 11 hastanın (4 erkek, 7 kız; ortalama yaş 79±1.83 gün; dağılım 1-390 gün) kayıtları geriye dönük olarak incelendi. Levoatriyokardinal ven tanısı tüm hastalarda ekokardiyografik inceleme ile kondu. Primer obstrüktif lezyon, ilişkili kardiyak defektler ve interatriyal septumun durumu, sol taraf obstrüksiyonu olan her bir hasta için tanımlandı.
Bulgular: Hastaların, ortalama vücut ağırlığı 4.4±0.4 kg (dağılım, 2-8) idi. Başvuru esnasında hastaların %82’sinin yaşı bir yaşın altında idi. Hastaların 9’unda sol taraf obstrüksiyonu, 2’sinde normal intrakardiyak anatomi ve pulmoner venöz dönüş vardı. Sol taraf obstrüksiyonu olan hastaların tümünde levoatriyokardinal ven, yüksek parasternal ve subkostal pencereler ile apikal 4 boşluk bakıdan yapılan ekokardiyografik değerlendirme ile gösterildi. Sol taraf obstrüksiyonu olan hastalarda atriyal septum restriktif ya da sağlamdı. Levoatriyokardinal ven tüm hastalarda direk olarak sol atriyumdan kaynaklanıyordu.
Sonuç: Levoatriyokardinal ven neredeyse sadece sol taraf obstrüksiyonu olan hastalarda görülen oldukça nadir bir kardiyak patolojidir. Bu patoloji sol taraflı obstrüksiyonu olan hastalarda akılda tutulmalıdır. Ancak levoatriyokardinal venin normal intrakardiyak anatomi ve pulmoner venöz dönüşe sahip olan hastalarda da görülebileceği unutulmamalıdır.
Objective: Levoatriocardinal vein (LACV) is a rare cardiac pathology that represents a connection between the pulmonary venous and cardinal systems. The aim of the present study was to discuss morphological and clinical characteristics, as well as diagnostic methods, of experience with LACV.
Methods: Records of 11 patients (4 male, 7 female; mean age 79±1.83 days; range 1-390 days) diagnosed with LACV between 2010 and 2014 were retrospectively reviewed. Presence of LACV was confirmed with echocardiography. The primary obstructive lesion associated with cardiac defects and the integrity of the interatrial septum was identified in each patient with left-sided obstruction.
Results: Mean weight was 4.4±0.4 kg (range: 2–8). Age at presentation was under 1 year in 82% of patients. Nine patients had left-sided obstruction, and 2 had normal intracardiac anatomy and pulmonary venous return. In patients with left-sided obstruction, LACV was initially demonstrated with echocardiographic evaluation, performed in apical 4-chamber, high parasternal, and subcostal views. Atrial septum was restrictive or intact in patients with left-sided obstructions. LACV originated directly from the left atrium in all patients.
Conclusion: Levoatriocardinal vein is an extremely rare cardiac pathology, presenting almost exclusively in patients with left-sided obstructive lesions. In patients with left-sided obstructions, LACV must be kept in mind. It may also present in patients with normal intracardiac anatomy and pulmonary venous return.

7.
Dört yıl arayla üst düzey kardiyovasküler tıp yayınlarımızın gidişi
Status of Turkey’s top publications in cardiovascular medicine, revisited after 4 years
Altan Onat
PMID: 27372617  doi: 10.5543/tkda.2016.56915  Sayfalar 320 - 328
Amaç: Kardiyovasküler tıp alanına Türkiye kurumlarından en fazla birikimli “halis” katkı yapmış olan yayınları belirlemek.
Yöntemler: Web of Science verilerine dayanarak, 2015 yılı Temmuz sonuna kadar Türkiye’den 40 ve üstünde atıf kazanan 160 yayın belirlendi. Uluslararası yazar katkısı cüz’inin ötesinde olan makaleler dışlandı.
Bulgular: Her biri ≥40 (%95 GA 40; 165) atıf kazanan 160 kardiyovasküler tıp yayını 127 başyazar tarafından üretildi. Bu makalelerin, nitelik olarak alanında dünyada üst %15 yayınlara denk geldiği ve böylesi bin yayında 3 pay simgelediği tahmin edildi. Makalelerin yarısı 2001–2006 yıllarında yayımlandı, ortanca maruzat süresi 10.4 yıldı. Yaklaşık yüzyıl dönümünden beri ülkemizde bu düzeyde yılda ortalama dokuz yayın ortaya konmaktadır. Kardiyoloji bilim dalında 120 makale, kalp-damar cerrahisinde 35, çocuk kardiyolojisinde de altı makale yer aldı. Bu yayınlara yalnızca 28 tıp fakültesi, Gülhane Askeri Tıp Akademisi ve akademik bağlantısı bulunmayan dokuz hastane kaynak oldu. Türkiye’deki ilgili kurumların çoğunluğunun performansı hayal kırıklığına uğrattı.
Sonuç: Türkiye’nin kardiyovasküler tıp alanına doyurucu olmaktan uzak olan katkısı, bu değerlendirmede, özellikle 2006 yılından sonra, biraz daha gerilemiş göründü. Tıbba katkı yapabilecek araştırmalara odaklanan bir ortam şekillendirecek derin ve çok-yönlü bir çaba yaratılmadıkça, ülkemizin alandaki geri kalmışlığının artması olasıdır.
Objective: The aim of the present assessment was to identify “genuine” medical papers generated by Turkey’s institutions that have contributed most to cardiovascular medicine.
Methods: Based on Web of Science data, 160 papers were identified as having received 40 or more citations as of late July 2015. Papers with more than minor contribution from international authors were excluded.
Results: A total of 127 primary authors generated 160 papers, each receiving ≥40 (95% confidence interval 40–165) citations. These papers corresponded in quality to the global top 15% and were estimated to represent a global share of 3 per mille. Half were published between 2001 and 2006, with a median exposure period of 10.4 years. An estimated 9 of these papers have been produced in Turkey annually since around the turn of the century. Cardiology generated 120 articles, cardiovascular surgery 35, and pediatric cardiology 6. These papers originated from only 28 medical faculties, Gülhane Military Medical Academy (GATA), and 9 hospitals that are not academically affiliated. A majority of related Turkish institutions have shown disappointing performance.
Conclusion: The present assessment demonstrates that the unsatisfactory performance of Turkey’s contribution to cardiovascular medicine has further regressed, if slightly, particularly since 2006. Unless a wide-scale concerted effort is made to build an environment focused on research with a potential to contribute, Turkey’s gap in the field is likely to widen.

OLGU BILDIRISI
8.
Motorsiklet kazası sonrası triküspit kapağında korda rüptürü
Tricuspid valve chordal rupture after a motorbike accident
Oğuz Karaca, Günhan Demir, Arda Özyüksel, Atif Akçevin
PMID: 27372618  doi: 10.5543/tkda.2015.76573  Sayfalar 329 - 331
Özet– Künt toraks travmaları sonrası gelişen kalp travması olguları, etkilenen yapılara bağlı olarak çeşitli klinik sunumlar göstermektedir. Travma sonrası triküspit yetersizliği literatürde nadirdir, triküspit kapak yapraklarının kapalı olduğu sırada travmaya sekonder toraks içi basıncı artışı sonucu triküspit kapak kordalarının rüptürüne bağlı olarak geliştiği düşünülmektedir. Bu yazıda, motorsiklet kazası sonrası atriyum flutteri ve ileri triküspit yetersizliği ile karşımıza çıkan hastanın triküspit kapaktaki korda rüptürü olgusu tartışıldı.
Summary– Cardiac valve injury, a condition that can follow blunt thoracic trauma, has a wide range of clinical presentations, depending on the structures involved. Post-traumatic tricuspid regurgitation is relatively rare, caused by increase in intrathoracic pressure when the tricuspid valve leaflets close, leading to rupture of the chordae tendineae. A case of severe tricuspid regurgitation due to chordal rupture presenting with atrial flutter following a motorbike accident is described in the present report.

9.
Erişkinde aortapulmoner pencere: Girişimsiz ve pulmoner vasküler hastalık gelişmeden 22 yıl yaşam
Aortopulmonary window in adulthood: Surviving at 22 years without intervention or pulmonary vascular disease
İsa Öner Yüksel, Erkan Köklü, Sakir Arslan, Cagin Mustafa Ureyen, Selcuk Kucukseymen
PMID: 27372619  doi: 10.5543/tkda.2016.94224  Sayfalar 332 - 334
Özet– Aortapulmoner pencere, çıkan aorta ve ana pulmoner arter arasında bağlantının olduğu nadir bir anomalidir. Düzeltme yapılmazsa prognozu kötüdür ve yaşamın ilk yılında mortalite %40 civarındadır. Bu yazıda, pulmoner vasküler hastalık olmaksızın erişkin yaşa ulaşan aortapulmoner pencereli bir olgu sunuldu.
Summary– Aortopulmonary window is a rare anomaly, a communication between the ascending aorta and the main pulmonary artery. Prognosis in the absence of correction is poor, with mortality of around 40% in the first year of life. A case of aortopulmonary window without pulmonary vascular disease in adulthood is described in the present report.

10.
Hipertrfik kardiyomiyopatili bir hastada sol ventriküldeki trombüsün apiksaban tedavisi ile rezolüsyonu
Resolution of left ventricular thrombus with apixaban in a patient with hypertrophic cardiomyopathy
Adnan Kaya, Mert İlker Hayıroğlu, Muhammed Keskin, Ahmet İlker Tekkeşin, Ahmet Taha Alper
PMID: 27372620  doi: 10.5543/tkda.2015.68054  Sayfalar 335 - 337
Özet– Kalp içi trombüsü olan hastalarda ana tedavi varfarin ile antikoagülasyondur. Bu ilaçlar kapak hastalığı olmayan atriyum fibrilasyonlu hastalarda inmeden korumada Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından onaylanmıştır, fakat hiçbirinin kalp içi trombüs rezolüsyonunda endikasyonu yoktur. Bu yazıda, hipertrofik kardiyomyopati ve atriyum fibrilasyonu tanıları konan ve sol ventrikülde trombüs gelişen 60 yaşında bir kadın hasta sunuldu. Oral antikoagülasyon için iki endikasyon mevcuttur; atriyum fibrilasyonu ve ventrikül trombüsü. Trombüs bir aylık apiksaban tedavisinden sonra kayboldu. Bu olgu bildiğimiz kadarıyla sol ventrikülde trombüsü olan ve apiksaban tedavisiyle kaybolan ilk hipertrofik kardiyomiyopatili olgudur.
Summary– Anticoagulation with warfarin is the main treatment of intracardiac thrombus. While novel oral anticoagulants (NOACs) have been approved by the US Food and Drug Administration (FDA) for stroke prevention in patients with nonvalvular atrial fibrillation (AF), they are not indicated for resolution of intracardiac thrombus. The case of a 60-year-old woman with left ventricular (LV) thrombus secondary to hypertrophic cardiomyopathy and AF is described in the present report. Indications for oral anticoagulation were AF and LV thrombus. Thrombus was dissolved after 1 month of apixaban treatment. To the best of our knowledge, this is the first report that describes the resolution of LV thrombus with apixaban treatment in a patient with hypertrophic cardiomyopathy.

11.
Ameliyat edilmeden erişkin yaşa ulaşmış tek ventriküllü olgu
Long-term survival in a case of unoperated single ventricle
Bilge Duran Karaduman, Hüseyin Bayram, Hacı Ahmet Kasapkara, Telat Keleş, Tahir Durmaz
PMID: 27372621  doi: 10.5543/tkda.2015.90195  Sayfalar 338 - 341
Tek ventrikül nadir görülen bir doğuştan kalp hastalığıdır. Başlıca dispne ve siyanozla karşımıza çıkmakta olup, prognozunun kötü olması nedeni ile cerrahi tedavi uygulanmadan erişkin yaşa ulaşan hasta sayısı azdır. Literatürde ülkemizde 2–3. dekata ulaşan vakalar bildirilmekle beraber, ülkemizden bildirilen, ameliyat edilmeden en ileri yaşa ulaşan tek ventriküllü olgu olması, sunulan olguyu ilginç kılmaktadır.
Single ventricle is a rare congenital heart dis-ease, typically diagnosed with dyspnea and cyanosis. The number of patients who reach adulthood without having un-dergone surgical treatment is limited due to poor prognosis. While some reports in the literature, describe patients who have reached the 2nd and 3rd decades of life, it is very interesting that the case of the patient who has lived the longest with unoperated single ventricle is reported in Turkey.

12.
DOCK8 eksikliği olan bir olguda aort kökü ile iliyak bifurkasyon arasında dev aort anevrizması
DOCK8 deficiency in a boy who presented with a giant aortic aneurysm between aortic root and iliac bifurcation
Türkan Patıroğlu, Himmet Haluk Akar, Mehmet Sait Doğan, Kazım Üzüm
PMID: 27372622  doi: 10.5543/tkda.2015.26511  Sayfalar 342 - 345
Özet– “Dedicator of cytokinesis 8” (DOCK8) eksikliği otozomal resesif geçişli hiper IgE sendromu formu olup, diretken viral enfeksiyonlar, IgE seviyelerinde yükselme, eozinofili ve allerjik semptomlarla kendini gösterir. Bu yazıda, 10 yaşında DOCK8 eksikliği olan bir hastada aort kökü ile iliyak bifurkasyon arasında dev aort anevrizması ile karşımıza çıkan bir olgu sunuldu. DOCK8 eksikliği olan bir olguda bu boyutlara ulaşmış dev bir aort anevrizması daha önce literatürde yayınlanmamıştır.
Summary– Dedicator of cytokinesis 8 protein (DOCK8) deficiency is an autosomal recessive, inherited form of hyper-immunoglobulin E (hyper-IgE) syndrome, characterized by persistent cutaneous viral infections, elevated IgE, eosinophilia, and allergic manifestations. The case of a 10-year-old boy who presented with giant aortic aneurysm between the aortic root and iliac bifurcation is described in the present report. Aortic aneurysm of this size has not yet been reported.

13.
Trizomi 21 ve perimembranöz ventriküler septal defektleri olan tam özdeş olmayan ikizler
“Not-so-identical” twins with trisomy 21 and perimembranous ventricular septal defects
Sarosh P Batlivala, Kendra S Courtney, Makram R Ebeid, Aimee S Parnell
PMID: 27372623  doi: 10.5543/tkda.2016.96605  Sayfalar 346 - 349
Özet– Tekizlerde trizomi 21 sık görülen bir genetik bozukluk olmasına rağmen özdeş ikizler arasında insidansı çok düşük olup 100 ikiz gebeliğin yaklaşık 1-2’sinde görülür. Trizomi 21 yüksek insidansta doğuştan kalp defektleri ile ilişkili olup genellikle ventriküler septal defektlerle (VSD’ler) birlikte görülür. VSD’lerin fizyolojik yükü anatomik ve diğer dolaşımsal faktörlerin prevalansına bağlıdır. Bu yazıda, trizomi 21’i ve geniş VSD’si olan özdeş ikizler sunuldu. İkiz olmalarına rağmen bebeklerin fenotipleri anlamlı derece farklıydı. İkiz kardeşlerden biri tıbbi tedaviyle iyileşmesine rağmen diğerinde cerrahi onarımı gerektiren daha önemli kalp yetersizliği gelişti.
Summary– While trisomy 21 is a common genetic disorder in singletons, the incidence among identical twins is very rare, occurring in approximately 1–2 per 1000 twin gestations. Trisomy 21 is associated with high incidence of congenital heart defects, and commonly occurs with ventricular septal defects (VSDs). Physiologic burden of VSDs depends on prevalence of anatomic and other circulatory factors. A case of identical twins with trisomy 21 and large VSDs is described in the present report. Though genetically identical, phenotypes varied significantly. One twin was managed medically, while the other developed more significant heart failure, requiring operative repair.

OLGU GÖRÜNTÜSÜ
14.
Çift odacıklı sol ventrikül görünümü veren kardiyak kist hidatik
Cardiac hydatid cyst presenting as double-chambered left ventricle
Muhittin Demirel, Cüneyt Toprak, Mehmet Mustafa Tabakçı, Lütfi Öcal
PMID: 27372624  doi: 10.5543/tkda.2016.36797  Sayfa 350
Makale Özeti | Tam Metin PDF | Video

15.
Transseptal geçiş esnasında perfore olan non-koroner kapakçığın Amplatzer Duct Occluder II ile perkütan kapatılması
Percutaneous closure of transseptal puncture-related non-coronary cusp perforation with Amplatzer Duct Occluder II
Uğur Nadir Karakulak, Sercan Okutucu, Kudret Aytemir
PMID: 27372625  doi: 10.5543/tkda.2016.53916  Sayfa 351
Makale Özeti | Tam Metin PDF

16.
Duktus arteriyosus anevrizmasına bağlı gelişen Ortner sendromu
Ortner’s Syndrome caused by ductus arteriosus aneurysm
Onur Sinan Deveci, Aziz Inan Celik, Caglar Emre Cagliyan, Nazan Ozbarlas, Mustafa Demirtas
PMID: 27372626  doi: 10.5543/tkda.2016.58338  Sayfa 352
Makale Özeti | Tam Metin PDF

17.
Sağ atriyuma bası yapan mediastinal kitle
Mediastinal mass compressing the right atrium
Semi Öztürk, Muhsin Kalyoncuoğlu, Gündüz Durmuş, Mustafa Sarı, Mehmet Can
PMID: 27372627  doi: 10.5543/tkda.2016.72279  Sayfa 353
Makale Özeti | Tam Metin PDF

18.
İleri aortik koarktasyonlu hastada aortik stent uygulaması
Aortic stent implantation in patient with subtotal aortic interruption
Mustafa Akçakoyun, Ramazan Kargın, Ahmet Güner, Mehmet Çelik, Mehmet Yunus Emiroğlu
PMID: 27372628  doi: 10.5543/tkda.2016.45902  Sayfa 354
Makale Özeti | Tam Metin PDF

EDITÖRE MEKTUP
19.
Editöre Mektup: [Epikardiyal yağ kalınlığı ile hipertansiyon arasındaki ilişki]
Letter To the Editor: [Relationship between epicardial fat thickness and hypertension]
Şevket Balta, Cengiz Öztürk
PMID: 27372629  doi: 10.5543/tkda.2016.48979  Sayfalar 355 - 356
We read the article ” Epicardial fat thickness as associated with left ventricular myocardial performance in patients with newly diagnosed hypertension” by Börekçi et al.(1) The authors aimed to investigate the relationship between epicardial fat thickness(EFT) and tissue Doppler myocardial performance index (TD-MPI), which incorporates both systolic and diastolic left ventricular (LV) function, in newly diagnosed hypertension (HT) patients.They concluded that TD-MPI was independently associated with EFT in patients with newly diagnosed HT. EFT may be used as a predictor of impaired LV global functions in patients with normal left ventricular ejection fraction (LVEF) and newly diagnosed HT. Thanks to the authors for their good contribution of the present study, which is successfully designed and well-documented.
We read the article ” Epicardial fat thickness as associated with left ventricular myocardial performance in patients with newly diagnosed hypertension” by Börekçi et al.(1) The authors aimed to investigate the relationship between epicardial fat thickness(EFT) and tissue Doppler myocardial performance index (TD-MPI), which incorporates both systolic and diastolic left ventricular (LV) function, in newly diagnosed hypertension (HT) patients.They concluded that TD-MPI was independently associated with EFT in patients with newly diagnosed HT. EFT may be used as a predictor of impaired LV global functions in patients with normal left ventricular ejection fraction (LVEF) and newly diagnosed HT. Thanks to the authors for their good contribution of the present study, which is successfully designed and well-documented.

20.
Authors reply
Abdurrezzak Börekçi, Mustafa Gür, Hakan Uçar, Taner Şeker, Murat Çaylı
PMID: 27372630  Sayfa 356
Objective: Epicardial fat thickness (EFth) is associated with both left ventricular hypertrophy (LVH) and diastolic dysfunction. However, the effect of EFth on myocardial performance is not known. The aim of this study was to investigate the relationship between EFth and tissue Doppler myocardial per- formance index (TD-MPI), which incorporates both systolic and diastolic left ventricular (LV) function, in newly diagnosed hypertension (HT) patients.
Methods: A total of 314 consecutive, newly diagnosed HT patients were prospectively included (mean age: 51.9±1.7 years). EFth was measured perpendicularly on the free wall of the right ventricle at the end of the systole in 2 echocardiographic views (parasternal short and long axis). Myocardial performance index (MPI) was calculated using tissue Doppler (TD) echocar- diography. Patients were divided into 2 groups according to median TD-MPI levels (TD-MPIlow and TD-MPIhigh). Results: EFth values of the TD-MPIhigh group were higher than those of the TD-MPIlow group (p<0.05). Patients in the TD-MPIhigh group also had higher age, body mass index, systolic blood pressure (SBP), diastolic blood pressure (DBP), left ventricular mass index (LVMI), E/A ratio, and aortic dis- tensibility, compared with the TD-MPIlow group (p<0.05 for all). Multivariate linear regression analysis showed that TD-MPI was independently associated with age (β=0.089, p=0.012), LVMI (β=0.090, p=0.05), E/A (β=-0.118, p=0.005), and EFth (β=0.432, p<0.001). Conclusion: TD-MPI was independently associated with EFth in patients with newly diagnosed HT. EFth may be used as a predictor of impaired LV global functions in patients with normal left ventricular ejection fraction (LVEF) and newly diagnosed HT.

21.
Editöre mektup: [Can utilization of therapeutic hypothermia with cold saline infusion and external cooling be increased in Turkey?]
Letter to the editor: [Can utilization of therapeutic hypothermia with cold saline infusion and external cooling be increased in Turkey?]
Ender Örnek, Emrullah Kızıltunç
PMID: 27372631  Sayfa 357
Makale Özeti | Tam Metin PDF

22.
Authors reply
Emre Aruğaslan, Mehmet Karaca, Kazım Serhan Özcan, Ahmet Zengin, Mustafa Adem Tatlısu, Emrah Bozbeyoğlu, Seçkin Satılmış, Özlem Yıldırımtürk, İbrahim Yekeler, Zekeriya Nurkalem
PMID: 27372632  Sayfa 358
Makale Özeti | Tam Metin PDF

DIĞER YAZILAR
23.
Kardiyoloji yayınlarında gündem ve yorumlar
Kardiyoloji yayınlarında gündem ve yorumlar
Ertan Ural
Sayfa 359
Makale Özeti | Tam Metin PDF

© copyright 2020 TKD Arşivi
LookUs & Online Makale