TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ ARŞİVİ - Turk Kardiyol Dern Ars: 37 (1)
Cilt: 37  Sayı: 1 - Ocak 2009
ARAŞTIRMA
1.
Akut koroner sendromlu orta riskli hastalarda NT-proBNP’nin TIMI risk skoruna prognostik katkısı
Additive prognostic value of NT-proBNP over TIMI risk score in intermediate-risk patients with acute coronary syndrome
Nihan Kahya Eren, Faruk Ertaş, Ümit Yüksek, Çayan Çakır, Cem Nazlı, Mehmet Köseoğlu, Oktay Ergene
PMID: 19225247  Sayfalar 1 - 8
Amaç: N-terminal pro-beyin natriuretik peptid (NT-proBNP) düzeyinin, orta riskli olarak sınıflandırılmış, ST yükselmesi olmayan akut koroner sendromlu (NSTE-AKS) hastalarda daha ileri risk derecelendirmesine katkısı araştırıldı.
Çalışma planı: Çalışmaya TIMI risk skoruna göre orta riske (skor 3-5) sahip, NSTE-AKS’li 137 hasta (85 erkek, 52 kadın; ort. yaş 62±11) alındı. Son angina atağının 12. saatinde alınan kan örneklerinde serum NT-pro BNP düzeyi ölçüldü ve hastalar NT-proBNP düzeyine göre dört çeyreğe (kuartil) ayrıldı: 17-310 pg/ml (n=34), 313-688 pg/ml (n=35), 724-2,407 pg/ml (n=34) ve 2,575-24,737 pg/ml (n=34). Hastalar çalışmanın birincil sonlanım noktası olan mortalite açısından ortalama 21.8±7.1 ay takip edildi.
Bulgular: Yirmi yedi (%19.7) ölümle karşılaşıldı: bunların 14’ü dördüncü çeyrekte idi (4. çeyreğe göre 1, 2, 3. çeyrekler için sırasıyla p=0.02, p=0.01 ve p<0.01). Ölümler açısından ilk üç çeyrek arasında anlamlı farklılık görülmedi. Kaplan-Meier analizinde en düşük kümülatif sağkalım yine dördüncü çeyrekte görüldü (4. çeyreğe göre 1, 2, 3. çeyrekler için sırasıyla, log rank testi, p=0.041, p=0.026 ve p=0.009). NT-proBNP düzeyi ölen hastalarda, yaşayanlardan anlamlı derecede yüksekti (p=0.01). Tekdeğişkenli analizde, mortalite ayrıca TIMI risk skoru, ejeksiyon fraksiyonu ve yaş ile de ilişkili bulundu. Ölen hastalar, yaşayanlardan daha ileri yaştaydı (ort. yaş 65.6±11.9 ve 60.7±11.0; p=0.048) ve ejeksiyon fraksiyonu daha düşüktü (%46.3±11 ve %54.1±9.8; p<0.001). TIMI risk skoru 3, 4, 5 olan hastalarda mortalite oranı sırasıyla %25.9, %29.6 ve %44.4 bulundu (TIMI 3-4 için p=0.58; TIMI 3-5 için p=0.001; TIMI 4-5 için p=0.013). Cox oransal risk analizinde sadece TIMI risk skoru mortalite için bağımsız öngördürücü olarak bulundu (risk oranı 2.3, %95 güven aralığı 1.4-3.8, p=0.001).
Sonuç: Orta riskli AKS hastalarında NT-proBNP, uzun dönem mortalitenin öngörülmesinde TIMI risk skoruna ek bilgi sağlamaktadır.
Objectives: We evaluated the prognostic value of N-terminal pro-brain natriuretic peptide (NT-proBNP) for further risk stratification of intermediate-risk patients with non-ST elevation acute coronary syndromes (NSTE-ACS).
Study design: The study included 137 intermediate-risk patients (85 men, 52 women; mean age 62±11 years) with ACS, based on the TIMI risk score (scores 3 to 5). Serum NT-proBNP levels were measured 12 hours after the last anginal episode. The patients were divided into four groups according to the following NT-proBNP quartiles: 17-310 pg/ml (n=34), 313-688 pg/ml (n=35), 724-2,407 pg/ml (n=34), and 2,575-24,737 pg/ml (n=34). Primary endpoint of the study was mortality. The mean follow-up was 21.8±7.1 months.
Results: There were 27 deaths (19.7%), 14 of which were in the 4th quartile (4th vs 1st, 2nd, and 3rd quartiles: p=0.02, p=0.01, and p<0.01, respectively). The first three quartiles did not differ significantly in this respect. In Kaplan-Meier analysis, patients in the 4th quartile had the lowest cumulative survival (log rank test, 4th vs 1st, 2nd, and 3rd quartiles: p=0.041, p=0.026, and p=0.009, respectively). NT-proBNP level was significantly higher in nonsurvivors than in survivors (p=0.01). In univariate analysis, mortality was also associated with the TIMI risk score, ejection fraction, and age. Patients who died were older (65.6±11.9 years vs 60.7±11.0 years; p=0.048) and had a lower ejection fraction (46.3±11% vs 54.1±9.8%; p<0.001) than patients who survived. Mortality rates corresponding to TIMI risk scores of 3, 4, and 5 were 25.9%, 29.6%, and 44.4%, respectively (p=0.58 for TIMI 3 vs 4; p=0.001 for TIMI 3 vs 5; p=0.013 for TIMI 4 vs 5). Cox proportional hazards regression analysis showed that only TIMI risk score was an independent predictor of mortality (hazard ratio 2.3, 95% confidence interval 1.4-3.8, p=0.001).
Conclusion: NT-proBNP has an additive predictive value over TIMI risk score in predicting long-term mortality in intermediate-risk patients with ACS.

2.
Üçüncü basamak bir hastanede infektif endokarditli 68 olguda klinik spektrum, başvuru şekilleri ve mortalite açısından risk faktörlerinin değerlendirilmesi
Clinical spectrum, presentation, and risk factors for mortality in infective endocarditis: a review of 68 cases at a tertiary care center in Turkey
Aylin Tuğcu, Özlem Yıldırımtürk, Corç Baytaroğlu, Hilal Kurtoğlu, Özkan Köse, Murat Şener, Saide Aytekin
PMID: 19225248  Sayfalar 9 - 18
Amaç: Çalışmada, üçüncü basamak bir hastanede infektif endokarditli (İE) olguların klinik, laboratuvar, mikrobiyolojik ve ekokardiyografik özelliklerinin incelemesi ve hastane içi mortaliteyi etkileyen etkenlerin belirlenmesi amaçlandı.
Ça­lış­ma pla­nı: 1997 ve 2007 yılları arasında hastanemizde modifiye Duke ölçütlerine göre kesin veya olası İE tanısı konan 68 hastanın (40 erkek, 28 kadın; ort. yaş 51±20) klinik kayıtları ve tedavi sonuçları geriye dönük olarak incelendi.
Bul­gu­lar: Yirmi sekiz hastada (%41.2) nativ kapak endokarditi (NKE), 38 hastada (%55.9) protez kapak endokarditi (PKE) saptandı. Pacemaker endokarditi (PE) sadece iki olguda (%2.9) görüldü. On dokuz hastada (%27.9) hastane içi İE vardı. Romatizmal kalp hastalığı NKE açısından başta gelen risk faktörü idi (n=11; %39.3). Ekokardiyografide, PKE'li beş hastada (%13.2) tutulum bulgusuna rastlanmadı. Stafilokoklar NKE, PKE ve PE’ye neden olan en sık mikroorganizma idi (n=28; %41.2). Kırk altı hastada (%67.7) en az bir komplikasyon gelişti; bunlar içinde en sık komplikasyon konjestif kalp yetersizliği (n=38; %55.9) idi. Kırk bir hastada (%60.3) birleşik (tıbbi ve cerrahi) tedavi uygulandı. Hastane içi ölüm 17 hastada (%25) görüldü. Mortalite oranları erken ve geç PKE'de ve NKE'de sırasıyla %37.5, %30 ve %14.3 idi. Ayrıca, hastane içi İE grubundaki mortalite (%57.9), diğer olgulara göre anlamlı derecede yüksek bulundu. Çokdeğişkenli analizde, septik şok (p=0.011) ve hastane içi infeksiyon (p=0.032), hastane içi mortaliteyi etkileyen bağımsız faktörler olarak bulundu.
So­nuç: Avrupa'daki serilerle karşılaştırıldığında, hasta grubumuzda İE daha erken yaşta gözlendi ve altta yatan en sık faktör romatizmal kalp hastalığı idi. Protez kapak endokarditi, hastane içi İE ve cerrahi tedavi oranlarımız benzer bulundu.
Objectives: This study was designed to evaluate clinical, laboratory, microbiological, and echocardiographic characteristics of infective endocarditis (IE) at a tertiary care center in Turkey and to identify predictors of in-hospital mortality.
Study design: Based on a systematic retrospective review of clinical records covering 1997 to 2007, we analyzed data and outcomes of 68 patients (40 males, 28 females; mean age 51±20 years) with definite or possible IE according to the modified Duke criteria.
Results: Native valve endocarditis (NVE) was seen in 28 patients (41.2%), and prosthetic valve endocarditis (PVE) was seen in 38 patients (55.9%). Pacemaker endocarditis (PE) was observed in only two patients (2.9%). Nineteen patients (27.9%) had nosocomial IE. The most frequent predisposing factor for NVE was rheumatic heart disease (n=11; 39.3%). Echocardiography failed to show any signs of involvement in five patients (13.2%) with PVE. The most common causative microorganisms of NVE, PVE, and PE were staphylococci (n=28; 41.2%). At least one complication developed in 46 patients (67.7%), congestive heart failure being the most common (n=38; 55.9%). Forty-one patients (60.3%) underwent combined medical and surgical treatment. In-hospital mortality occurred in 17 patients (25%). Mortality rates were 37.5%, 30%, and 14.3% for early and late PVE and NVE, respectively. Mortality was significantly higher with nosocomial IE (57.9%) compared to 12.2% in the remaining patients. In multivariate analysis, septic shock (p=0.011) and nosocomial infection (p=0.032) were independently associated with in-hospital mortality.
Conclusion: Compared to the European series, IE in our cohort occurred in a relatively younger population, with rheumatic heart disease as the most common underlying heart disease. The rates of PVE, nosocomial IE, and surgical treatment were about the same.

3.
Akut miyokard infarktüsü nedeniyle primer perkütan girişim uygulanan hastalarda başvuru anındaki hs-CRP düzeyinin önemi
The significance of admission hs-CRP in patients undergoing primary percutaneous intervention for acute myocardial infarction
Kumral Ergün Çağlı, Serkan Topaloğlu, Dursun Aras, Emre Nuri Günel, Mehmet Fatih Özlü, Belma Uygur, Erkan Baysal, Nihat Şen
PMID: 19225249  Sayfalar 19 - 25
Amaç: Akut ST-segment yükselmeli miyokard infarktüsü (STEMI) nedeniyle primer perkütan girişim (PKG) yapılan hastalarda, başvuru anındaki yüksek duyarlıklı C-reaktif protein (hs-CRP) düzeyinin miyokard reperfüzyonu ve hastane içi istenmeyen olaylar açısından önemi değerlendirildi.
Ça­lış­ma pla­nı: Semptomların ilk altı saatinde akut STEMI nedeniyle PKG uygulanan ardışık 43 hastanın (34 erkek, 9 kadın; ort. yaş 59±11) koroner anjiyogramlarında, TIMI akım derecesi, düzeltilmiş TIMI kare sayısı ve miyokardın boyanma derecesi (MBD) belirlendi. İşlem sonrası 90. dakika elektrokardiyogramları ST-segment düzelmesi açısından incelendi. Hastanede yatış süresince gelişen istenmeyen kardiyovasküler olaylar kaydedildi. Perkütan girişimden hemen önce alınan kanda, immünnefelometrik yöntemle hs-CRP düzeyi ölçüldü.
Bul­gu­lar: Ortalama hs-CRP düzeyi 1.35±1.17 mg/dl bulundu. Ortanca değerine göre (0.98 mg/dl), hs-CRP düzeyi düşük olan grupta (n=22) hipertansiyon oranı daha düşük (p=0.047), sol ön inen ve sirkumfleks arterlerin TIMI kare sayıları daha az (sırasıyla, p=0.010 ve p=0.033), ST düzelmesi daha fazla (p=0.000), MBD daha iyi (p=0.015) ve hastanede yatış süresi daha kısa (p=0.028) bulundu. Altı hastada (%14) istenmeyen kardiyovasküler olay gelişti; bunların beşinde (5/21) hs-CRP 0.98 mg/dl’nin üzerindeydi. hs-CRP düzeyi ile sol ön inen arter (r=0.388, p=0.01) ve sirkumfleks arterin (r=0.336, p=0.027) düzeltilmiş TIMI kare sayıları ve hastanede yatış süresi (r=0.357, p=0.019) arasında anlamlı pozitif; MBD arasında (r=-0.415, p=0.006) anlamlı negatif ilişki saptandı. Çoklu regresyon analizinde hs-CRP, ST düzelmesinin bağımsız göstergesi idi (p=0.008). ROC analizinde, 0.88 mg/dl’den yüksek hs-CRP’nin kötü MBD’yi tahmin etmedeki duyarlığı %73, özgüllüğü %31 bulundu (%95 güven aralığı 0.577-0.899, p=0.01).
So­nuç: Primer PKG uygulanan STEMI hastalarında başvurudaki yüksek hs-CRP düzeyi kötü miyokard perfüzyonu ve hastanede yatış süresinin uzaması ile ilişkilidir.
Objectives: We evaluated the role of admission high-sensitivity C-reactive protein (hs-CRP) level in estimating myocardial perfusion and in-hospital adverse events in patients with acute ST-segment elevation myocardial infarction (STEMI) undergoing primary percutaneous coronary intervention (PCI).
Study design: The study included 43 consecutive patients (34 males, 9 females; mean age 59±11 years) who underwent PCI for STEMI within six hours after the onset of symptoms. Coronary angiograms were evaluated with respect to TIMI flow grade, corrected TIMI frame count, and myocardial blush grade (MBG). Electrocardiograms obtained 90 min after PCI were analyzed for ST-segment resolution. In-hospital adverse events were recorded. hs-CRP level was measured by immunonephelometry in blood obtained immediately before PCI.
Results: The mean hs-CRP level was 1.35±1.17 mg/dl. Based on the median hs-CRP value (0.98 mg/dl), 22 patients with a low hs-CRP level had a lower frequency of hypertension (p=0.047), decreased TIMI frame counts of the left anterior descending (p=0.010) and circumflex (p=0.033) arteries, a higher rate of ST resolution (p=0.000), improved MBG (p=0.015), and shorter hospitalization (p=0.028). Adverse events occurred in six patients (14%), in five of whom (5/21) the hs-CRP level was above 0.98 mg/dl. hs-CRP was significantly correlated with corrected TIMI frame counts of the left anterior descending (r=0.388, p=0.01) and circumflex arteries (r=0.336, p=0.027), length of hospitalization (r=0.357, p=0.019), and inversely correlated with MBG (r=-0.415, p=0.006). In multivariate regression analysis, hs-CRP was found to be an independent predictor of ST resolution (p=0.008). ROC analysis showed that a higher level of hs-CRP than 0.88 mg/dl predicted poor MBG with 73% sensitivity and 31% specificity (95% CI 0.577-0.899, p=0.01).
Conclusion: In STEMI patients undergoing primary PCI, high levels of admission hs-CRP are associated with poor myocardial perfusion and longer hospitalization.

4.
Metabolik sendromlu hastalarda statin tedavisinin inflamasyon üzerine etkisi
The effect of statin treatment on inflammation in patients with metabolic syndrome
Mustafa Aydın, Tolga Onuk, Sait Mesut Doğan, Nesligül Yıldırım, Erkan Demirci, Ezgi Kalaycıoğlu, Hediye Madak, Ziyaeddin Aktop, Mehmet Ali Çetiner, Muhammet Raşit Sayın, Sibel Karaaslan
PMID: 19225250  Sayfalar 26 - 34
Amaç: Metabolik sendromun (MS) patogenezinde inflamasyon önemli rol oynamaktadır. Bu çalışmada, MS’li hastalarda fluvastatin tedavisinin inflamatuvar belirteçler üzerine etkisi araştırıldı.
Ça­lış­ma pla­nı: Çalışmaya MS tanılı 47 hasta (36 kadın, 11 erkek; ort. yaş 55±8) alındı. Metabolik sendrom tanısı NCEP ATP III ölçütlerinden en az üçünün varlığıyla kondu. Bütün hastalara altı hafta boyunca 80 mg fluvastatin tedavisi uygulandı. Tedavi öncesi ve sonrasında laboratuvar parametreleri ölçüldü; periferik kan lökositleri akım sitometri yöntemiyle değerlendirildi. Hasta grubunun verileri, yaş ve cinsiyet uyumlu 47 sağlıklı bireyden (33 kadın, 14 erkek; ort. yaş 52±8) oluşan kontrol grubuyla karşılaştırıldı.
Bul­gu­lar: Tedavi sonrasında total kolesterol, LDL-kolesterol ve trigliserid düzeylerinde (p<0.005) ve C-reaktif protein düzeyinde (p<0.05) anlamlı düşüş görüldü. Metabolik sendromlu grupta 33 hastada (%70.2) insülin direnci vardı. İnsülin direncinde tedavi sonrasında anlamlı değişiklik olmadı. Akım sitometrik incelemede, lökosit yüzey antijenlerinden CD16+56, CD8+(CD28+), granülosit CD11c ve total lenfositte tedavi öncesine göre anlamlı azalma (p<0.05), CD4/CD8 oranında ise anlamlı artış görüldü (p<0.05). Tedavi öncesinde MS’li hastalarda, monositlerdeki CD14, CD11b, CD11c ve CD63’ün, granülositlerdeki CD11b ve CD11c’nin ortalama floresan yoğunluğu kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksekti (p<0.05). Statin tedavisi sonrasında lenfositlerin yüzeyindeki CD3’ün, monositlerin ve granülositlerin yüzeyindeki CD11b ve CD11c’nin ortalama floresan yoğunluğunda anlamlı azalma sağlandı (p<0.05); bu değerlerin hepsi tedavi sonrasında kontrol grubu ile benzerlik içindeydi (p>0.05).
So­nuç: Bulgularımız metabolik sendrom patogenezinde inflamasyonun önemli rol oynayabileceğini ve statin tedavisi ile bu etkinin kontrol altına alınabileceğini göstermektedir.
Objectives: Inflammation plays an important role in the pathogenesis of metabolic syndrome (MS). We investigated the effect of fluvastatin treatment on inflammatory markers in patients with MS.
Study design: The study included 47 patients (36 females; 11 males; mean age 55±8 years) with MS. The diagnosis of MS was based on the presence of at least three criteria of the NCEP ATP III guidelines. All the patients received 80 mg fluvastatin treatment for six weeks. Laboratory parameters were measured before and after treatment, and flow cytometric analysis of peripheral blood leukocytes was performed. The results were compared with those of 47 age- and sex-matched healthy controls (33 females, 14 males; mean age 52±8 years).
Results: Fluvastatin treatment resulted in significant decreases in levels of total cholesterol, LDL cholesterol, triglyceride (p<0.005), and C-reactive protein (p<0.05). Thirty-three patients (70.2%) had insulin resistance, which remained unchanged following treatment. Flow cytometric analysis after treatment showed significant decreases in total lymphocytes, and in surface antigens of CD16+56 and CD8+(CD28+) on leukocytes, CD11c on granulocytes, and a significant increase in the CD4/CD8 ratio (p<0.05).Compared to the control group, the mean baseline values of fluorescence density (FD) of CD14, CD11b, CD11c, and CD63 on monocytes, and CD11b and CD11c on granulocytes were significantly higher in patients with MS (p<0.05). Following fluvastatin treatment, there were significant decreases in the mean FD of CD3 on lymphocytes, and of CD11b and CD11c on both monocytes and granulocytes (p<0.05); of these, all FD values were similar to those in the control group (p>0.05).
Conclusion: Our data demonstrate that inflammation may have a significant role in the pathogenesis of MS and that this effect can be controlled with statin treatment.

5.
Kardiyovasküler Hastalıklar Risk Faktörleri Bilgi Düzeyi (KARRİF-BD) Ölçeği’nin geçerlik ve güvenirliği
The Cardiovascular Disease Risk Factors Knowledge Level (CARRF-KL) Scale: a validity and reliability study
İnci Arıkan, Selma Metintaş, Cemalettin Kalyoncu, Zeki Yıldız
PMID: 19225251  Sayfalar 35 - 40
Amaç: Erişkinlerde kardiyovasküler hastalık (KVH) risk faktörleri ile ilgili bilgi düzeyini ölçmede kullanılacak bir ölçek oluşturuldu ve bunun geçerlik ve güvenirliği değerlendirildi.
Ça­lış­ma pla­nı: Kardiyovasküler Hastalıklar Risk Faktörleri Bilgi Düzeyi (KARRİF-BD) Ölçeği, literatürden yararlanılarak hazırlandı. Ölçekte yer alan 28 maddeden ilk dördü kardiyovasküler hastalıkların özelliklerini, 15 madde risk faktörlerini, dokuz madde ise risk davranışlarında değişimin sonucunu sorgulamaktaydı. İfadeler doğru veya yanlış olabilen tam bir cümle şeklinde sunuldu ve katılımcılardan “Evet”, “Hayır” veya “Bilmiyorum” şeklinde yanıtlamaları istendi. Ölçek, güvenirlik ve geçerliğin test edilmesi amacıyla 20 yaş üzeri 200 kişiye uygulandı ve 144 kişide test ve tekrar test sonrası değerlendirme yapıldı. Ölçeğin iç tutarlılığını belirlemek için Cronbach alfa katsayısı hesaplandı. Testin geçerliğinin belirlenmesinde, kendisinde ve/veya ailesinde KVH öyküsü olan bireylerde ölçeğin puan ortalaması, öyküsü olmayan bireylerle karşılaştırıldı.
Bul­gu­lar: Maddelere doğru yanıt yüzdesi %44.5 ile %96.5 arasında değişmekteydi. Ölçeğin puan ortalaması 19.3±3.2 (dağılım 5-27), madde-toplam korelasyonunun ortanca değeri 0.26 (dağılım 0.13-0.51) bulundu. Test iç tutarlılık katsayısı (Cronhbach alfa) 0.768 bulundu. Test ve tekrar test sonrasında elde edilen toplam puanlar arasında çok güçlü ilişki saptandı (r=0.850; p=0.000). Kendisinde ve/veya ailesinde KVH öyküsü olan bireylerde puan ortalaması (20.2±3.1), KVH öyküsü olmayan bireylere (19.3±3.2) göre daha yüksek bulundu (p=0.032).
So­nuç: Geliştirilen KARRİF-BD Ölçeği, Türkiye’de bireylerin KVH risk faktörleri ile ilgili bilgi düzeyini belirlemede kullanılacak, güvenirlik ve geçerliği gösterilmiş ilk ölçek özelliğini taşımaktadır.
Objectives: We developed a questionnaire to measure the knowledge level of adults about risk factors for cardiovascular diseases (CVD) and assessed its validity and reliability.
Study design: We developed the Cardiovascular Disease Risk Factors Knowledge Level (CARRF-KL) Scale in the light of the literature data. It consisted of 28 items, questioning the features of CVD in the first four items, risk factors in 15 items, and the results of adopting a risk-free attitude in nine items. All the items were based on true/false statements, requiring a response in the form of “Yes”, “No” or “Don’t know”. To determine its validity and reliability, the scale was administered to 200 participants older than 20 years, of whom 144 individuals were involved in test-retest evaluations. Internal consistency was estimated using the Cronbach’s alpha. To determine the validity of the scale, individuals with CVD and/or familial history were compared with those without CVD and/or familial history.
Results: The rates of true responses varied between 44.5% and 96.5%. The mean score was 19.3±3.2 (range 5 to 27), and the median item-total correlation was 0.26 (range 0.13 to 0.51). Internal consistency coefficient (Cronbach’s alpha) was 0.768. There was a strong positive correlation between the test and retest total scores (r=0.850; p=0.000). Individuals with CVD and/or familial history had a significantly higher mean score than those without CVD and/or familial history (20.2±3.1 vs 19.3±3.2; p=0.032).
Conclusion: In Turkey, CARRF-KL is the first scale developed to measure the knowledge level of individuals about risk factors for CVD, with good indices of validity and reliability.

6.
Ölümcül pulmoner emboliye yol açan serbest yüzen dev trombüsün sağ atriyuma geçişinin ekokardiyografik olarak izlenmesi
Witnessed migration of a giant, free-floating thrombus into the right atrium during echocardiography, leading to fatal pulmonary embolism
Gülizar Sökmen, Abdullah Sökmen, Alptekin Yasım, Hafize Öksüz
PMID: 19225252  Sayfalar 41 - 43
Serbest yüzen sağ kalp trombüsleri akut pulmoner embolili hastaların %4-%8’inde görülebilir. Yetmiş altı yaşında bir erkek hasta, akut pulmoner emboli şüphesini uyandıran, ani başlangıçlı nefes darlığı ve plörotik ağrı nedeniyle koroner yoğun bakım ünitesine yatırıldı. Yakın zaman önce yapılan koroner anjiyografide sol ön inen koroner arter proksimalinde %50 darlık saptanmıştı. On yıldan fazla süredir diyabet ve hipertansiyon olan hastada venöz tromboemboli ile ilgili bir olay olmamıştı. Yatak başında yapılan transtorasik ekokardiyografide sağ kalp boşluklarında genişleme ve inferior vena kavada hareketli dev bir kitle (78x12 mm) görüldü. Ekokardiyografi sırasında trombüsün inferior vena kavadan sağ atriyuma geçtiği, atriyum boşluğuna tam olarak yerleştiği, ve sağ ventriküle doğru uzanım gösterdiği izlendi. Trombüsün cerrahi olarak çıkarılmasına karar verildi. Ancak, anestezi indüksiyonu sırasında hastada kardiyak arrest gelişti. Açık kalp mesajı da dahil tüm resüsitasyon girişimleri yarar sağlamadı. Sağ atriyumdan çıkarılan trombüsün uzunluğu 150 mm idi. Kitlenin trombüs olduğu patolojik incelemeyle de doğrulandı.
Free-floating right heart thrombus can be seen in 4% to 18% of patients presenting with acute pulmonary embolism. A 76-year-old man was admitted to the intensive coronary care unit due to resting dyspnea and pleuritic pain of sudden onset, raising a high suspicion of acute pulmonary embolism. A recent coronary angiogram showed a 50% stenosis in the proximal left anterior descending coronary artery. He had diabetes and hypertension for more than 10 years, but no history of venous thromboembolism. Bed-side transthoracic echocardiography revealed dilated right heart chambers, and a huge (78x12 mm) mobile mass in the inferior vena cava. We witnessed the migration of the thrombus from the inferior vena cava to the right atrium. The thrombus then totally lodged in the right atrial cavity and protruded into the right ventricle. Surgical removal of the thrombus was decided. However, during induction of anesthesia, cardiac arrest developed. All resuscitation efforts including open heart massage were unsuccessful. The thrombotic material removed from the right atrium was 150 mm in length. Pathological examination showed the mass to be a thrombus.

OLGU BILDIRISI
7.
Sol Valsalva sinüsünden köken alan anormal sağ koroner artere perkütan koroner girişimin güçlükleri
Anomalous right coronary artery from the left sinus of Valsalva presenting a challenge for percutaneous coronary intervention
Mustafa Çalışkan, Özgür Çiftçi, Hakan Güllü, Mete Alpaslan
PMID: 19225253  Sayfalar 44 - 47
Kırk bir yaşında erkek hasta kötüleşen angina yakınmasıyla başvurdu. Yapılan koroner anjiyografide sol ön inen (LAD) koroner arterin orta bölümünde %70 darlık görüldü. Sağ koroner arterde (RCA) Judkins sağ 3.5 ve 4.0 cm’lik tanısal kateterler ile selektif kanülasyon sağlanamaması üzerine, aort köküne nonselektif injeksiyonla, sol Valsalva sinüsünden köken alan anormal RCA ve sağ ventrikül dalının hemen proksimalinde %80 darlık görüntülendi. İlk perkütan koroner girişim (PKG) LAD’ye yapılarak yeterli anjiyografik sonuç sağlandı. Bir hafta sonra tekrarlanan PKG’de Judkins tanısal kateterler (sağ 4 ve 5 cm; sol 4, 5 ve 6 cm) ile RCA’nın kanülasyonu yine gerçekleştirilemedi. Sonunda, çokamaçlı 7-F Hockey Stick kılavuz kateter ile selektif kanülasyon sağlanabildi ve artere stent yerleştirildi. Girişimden sonra hasta sorunsuz şekilde iyileşti. Anormal RCA’lı olgularda alışılmış tekniklerle kanülasyonunun sağlanamadığı durumlarda çokamaçlı Hockey Stick kılavuz kateter kullanılması işe yarayabilir.
A 41-year-old man presented with worsening angina. Coronary angiography showed 70% narrowing in the middle segment of the left anterior descending (LAD) coronary artery. Selective cannulation of the right coronary artery (RCA) could not be achieved with Judkins right 3.5- and 4.0-cm curve diagnostic catheters. Nonselective injection into the aortic root revealed an anomalous RCA originating from the left sinus of Valsalva and 80% narrowing just proximal to the right ventricle branch. Initial percutaneous coronary intervention (PCI) was directed to the LAD and an adequate angiographic result was achieved. One week later, PCI was performed for the RCA. Cannulation of the RCA was not possible with Judkins curve guiding catheters (right 4 and 5 cm; left 4, 5, and 6 cm). Eventually, selective cannulation was achieved with a 7-F multipurpose Hockey Stick guiding catheter and stent placement was accomplished. The patient had an uneventful recovery. The use of a multipurpose Hockey Stick catheter may be considered when the usual techniques fail to cannulate an anomalous RCA.

8.
Koroner arterleri normal olan genç bir erkekte disülfiram-alkol etkileşimi ile ilişkili akut miyokard infarktüsü
Acute myocardial infarction associated with disulfiram-alcohol interaction in a young man with normal coronary arteries
Yelda Tayyareci, Esra Acarel
PMID: 19225254  Sayfalar 48 - 50
Asetaldehit sendromu sonucunda gelişen akut miyokard infarktüsü nadirdir. Kronik alkol bağımlısı olan 22 yaşında bir erkek hasta hastanemize, disülfiram ile birlikte alkol aldıktan sonra başlayan tipik angina pektoris ile başvurdu. Elektrokardiyogramında hiperakut inferior miyokard infarktüsü saptanan hasta trombolitik tedavi ile başarıyla iyileşti. Koroner anjiyografisi normal olan hastada, olayın büyük olasılıkla koroner arter spazmı veya trombozuna bağlı olarak geliştiği düşünüldü. Disülfiram, beraberinde alkol alma kısıtlamasına tam olarak uyamayan hastalar için güvenli bir ilaç değildir ve bu kişilere disülfiram verilirken yakından takip gerekir.
Acute myocardial infarction due to acetaldehyde syndrome has been rarely reported. A 22-year-old, chronic alcoholic man was admitted to our hospital with typical angina pectoris that developed after oral intake of disulfiram and alcohol together. The electrocardiogram showed hyperacute inferior myocardial infarction and he was successfully treated by thrombolytic therapy. Coronary angiogram revealed normal coronary arteries; thus, the event was probably secondary to coronary artery thrombosis and/or coronary vasospasm. Disulfiram is not a safe drug in patients unable to adhere to the strict restriction of alcohol intake, requiring a close supervision of individuals on disulfiram therapy.

9.
Bir çocukta nadir bir göğüs ağrısı nedeni olarak spontan pnömomediastinum
Spontaneous pneumomediastinum in a child as a rare cause of chest pain
Haşim Olgun, Atila Türkyılmaz, Yener Aydın, Naci Ceviz
PMID: 19225255  Sayfalar 51 - 52
Spontan pnömomediastinum çocuklarda nadir bir hastalıktır; çoğunlukla tetikleyici olaylar sonucunda meydana gelir. Genellikle altta yatan neden bulunmaz. On yaşında bir erkek çocuk, perikard efüzyonunu akla getiren ani başlangıçlı göğüs ağrısı ile yatırıldı. Vücut sıcaklığı, kan basıncı, nabzı, solunum hızı normaldi. Femoral nabızlar alınabiliyordu ve siyanoz yoktu. Kalp dinlemesinde, hışırtılı bir ses dışında anormalliik bulunmadı. Elektrokardiyografisi de normaldi. Göğüs, boyun ve yüzde subkutan amfizem bulguları yoktu. Göğüs radyografisinde şüpheli bir mediastinal havaya rastlandı. Sol yandan çakilen göğüs grafisi ön mediastinumda belirgin hava basıncını gösterdi. Hastada herhangi bir etyolojik neden bulunamadı. Pnömomediastinum bir hafta içinde kendiliğinden geçti.
Spontaneous pneumomediastinum is a rare disorder in children occurring mostly due to some triggering events. In general, no underlying cause is found. A 10-year-old boy was admitted with chest pain of acute onset, suggestive of pericardial effusion. His body temperature, blood pressure, pulse rate and respiratory rate were normal. Femoral pulses were palpable and he did not have cyanosis. Cardiac auscultation was normal except for a crunching sound. Electrocardiography showed no abnormality. There was no subcutaneous emphysema over the chest, neck or face. On the chest radiogram, suspected mediastinal air was noted. A left lateral chest X-ray revealed apparent presence of air in the anterior mediastinum. No etiologic cause could be documented. Pneumomediastinum resolved spontaneously within a week.

10.
İdiyopatik hipoparatiroidiye bağlı gelişen kalp yetersizliği: Olgu sunumu
Cardiac failure secondary to idiopathic hypoparathyroidism: a case report
Filiz Özerkan, Hasan Güngör, Mehdi Zoghi, Sanem Nalbantgil
PMID: 19225256  Sayfalar 53 - 56
Hipoparatiroidizme bağlı gelişen hipokalsemik kardiyomiyopati oldukça nadir görülen bir durumdur. Hipokalsemiye bağlı gelişen kalp yetersizliği konvansiyonel kalp yetersizliği tedavisine dirençlidir. Bu yazıda, idiyopatik hipoparatiroidiye bağlı hipokalsemi sonucu kalp yetersizliği gelişen 41 yaşında bir erkek hasta sunuldu. Ekokardiyografisinde her iki ventrikülde düşük ejeksiyon fraksiyonu, dilate kalp boşlukları, pulmoner hipertansiyon ve kapak yetersizlikleri izlenen hastada serum kalsiyum ve paratiroid hormon düzeyleri çok düşük bulundu. Kalp yetersizliği tedavisine ek olarak kalsiyum ve D3 vitamini desteği ile hastanın kalp yetersizliğine ait semptom ve bulguları geriledi. Altıncı ay kontrolünde her iki ventrikülün sistolik ve diyastolik fonksiyonu normale dönmüştü. Serum kalsiyum düzeyi kalp yetersizliği olan her hastada bakılmalı, tedaviye dirençli kalp yetersizliğinde hipokalsemi akla gelmelidir.
Hypocalcemic cardiomyopathy due to hypoparathyroidism is a very rare condition. Ensuing heart failure due to hypocalcemia is refractory to conventional treatment. We reported a 41-year-old man who developed cardiac failure due to hypocalcemia secondary to idiopathic hypoparathyroidism. Echocardiography showed biventricular low ejection fraction, dilated heart chambers, pulmonary hypertension, and valvular regurgitations. Serum calcium and parathyroid hormone levels were low. After treatment of heart failure and calcium-vitamin D supplementation, signs and symptoms of heart failure improved rapidly. At 6 months, biventricular systolic and diastolic functions returned to normal. Serum calcium level should be monitored in every patient with cardiac failure and hypocalcemia should be considered in patients with refractory heart failure.

11.
Gebelerde mekanik protez kapak trombozu: İki olgu sunumu
Prosthetic mechanic valve thrombosis in pregnant women: a report of two cases
Mehmet Tuğrul İnanç, Orhan Doğdu, Mehmet Güngör Kaya, Ali Doğan
PMID: 19225257  Sayfalar 57 - 60
Mekanik kalp kapağı olan hastalarda tromboembolik olaylara yönelik profilaksi için antikoagülasyon tedavisinin ömür boyu sürdürülmesi gerekir. Gebelik tromboza yatkınlık oluşturan yüksek riskli bir dönem olduğundan, protez kalp kapağı takılmış olan gebe hastalar ayrıca önem kazanmaktadır. Bu yazıda, mitral protez kapak nedeniyle fraksiyone olan ve olmayan heparin kullanımı sırasında kapak trombozu gelişen iki gebe olgu sunuldu. Olgulardan biri yoğun antikoagülasyonla, diğeri ise acil kapak değişimi ile başarılı şekilde tedavi edildi.
Patients with prosthetic mechanical heart valves should always be on prophylactic anticoagulation therapy for thromboembolic events. As pregnancy represents a high-risk period for thrombosis, those with mechanical heart valves should be accorded greater importance. We presented two pregnant patients with prosthetic mechanical mitral valves, who developed mechanical valve thrombosis while on fractionated and unfractionated heparin treatment, respectively. One patient received intensive anticoagulation treatment, and the other underwent redo valve replacement. Both patients were free of symptoms

ARAŞTIRMA
12.
Kardiyovasküler tıp makalelerimizde 2008 yılında nicelik ve nitelik artışı
Turkey’s articles in cardiovascular medicine displayed quantitative and qualitative improvements in 2008
Altan Onat
PMID: 19225258  Sayfalar 61 - 75
Kardiyovasküler tıp alanında 2008 yılında Türkiye kaynaklı uluslararası yayınlar, Web of Knowledge’den Science Citation Index’in CD edisyonuna kaynak dergiler ve yalnızca tam metinli makale ve derlemeler dikkate alınarak değerlendirildi. Birden fazla kurumdan ya da bilim dalından çıkan ortak yayınlar için bir kesirsel kredi sistemi uygulandı. Geçen yıl CD edisyonunda taranan dergilerde kardiyovasküler tıp alanında, Türkiye’den köken alan tam metinli makale sayısı önemli artışla 220’ye çıkarken, dünyadaki payımız da binde 10.0’dan 10.8’e yükseldi. Yayınların 7/8’inin erişkin kardiyolojisinden kaynaklanması, kardiyovasküler cerrahi ve pediyatrik kardiyoloji açısından olumsuz yönde dikkat çekti. Makalelerin yayımlandığı dergilerin ortanca impakt faktörü, geçen yıldakine 1.56 ile benzemekle birlikte, yarısının 1.19-2.88 etki değerli dergilerde yayımlanması nispeten kaliteli dergi arayışını yansıtmaktadır. Köklü tıp fakültelerimiz -Ege Üniversitesi hariç- üretkenlikte geri kalmaya devam etti, bu alanda başı farkla çeken kurumumuz Başkent Üniversitesi oldu; onu GATA, Gazi Üniversitesi ve Siyami Ersek Göğüs Kalp Damar Cerrahisi Merkezi izledi.
The output of publications in cardiovascular medicine during 2008 originating from Turkey’s institutions were evaluated based on data of the Web of Knowledge. Only original articles and reviews appearing full-text in source publications of Science Citation Index CD Edition alone were included. A weighted credit system was used for items published jointly by multiple institutions or with a noncardiological department. Turkey’s publications rose substantially to 220 articles and reviews, as her share of world publication rose from 10.0 to 10.8 per mille. Seven-eighths of the output originated from adult cardiology, pointing to a negative trend with respect to the fields of cardiovascular surgery and pediatric cardiology. Though the median impact factor was similar with 1.56 to that of the previous year, the finding that half of the publications appeared in periodicals with an impact factor of 1.19 to 2.88 showed a trend to target relatively better journals. Our established medical faculties, with the exception of the Aegean faculty, continued to lag behind in productivity, while the Başkent University led by far, and the Gülhane Military Medical Academy, Gazi University, and Siyami Ersek Cardiovascular Surgery Center were runners-up.

OLGU GÖRÜNTÜSÜ
13.
Sol atriyumda dev anevrizmanın çokkesitli bilgisayarlı tomografi ve ekokardiyografi ile görüntülenmesi
Case images: Visualization of a giant left atrial aneurysm by multidetector computed tomography and echocardiography
Cihan Akgul Ozmen, Ömer Alyan, Bernas Altıntaş, Zülküf Karahan
PMID: 19225259  Sayfa 76
Makale Özeti | Tam Metin PDF

14.
Sol ventrikül apeksinde doğuştan kontraktil divertikül
Case images: A congenital contractile left ventricular diverticulum in the apex
Hasan Orhan Özer, Çağlar Emre Çağlayan, Vedat Davutoğlu, Mehmet Murat Sucu
PMID: 19225260  Sayfa 77
Makale Özeti | Tam Metin PDF

15.
Görüntülü olgu örnekleri: Sol ventrikülde dev yalancı anevrizmanın üçboyutlu ekokardiyografi ile değerlendirilmesi
Three-dimensional echocardiographic evaluation of a giant left ventricular pseudoaneurysm
Yeşim Güray, Burcu Demirkan, Ayça Boyacı, Fehmi Katırcıoğlu
PMID: 19225261  Sayfa 78
Makale Özeti | Tam Metin PDF

DIĞER YAZILAR
16.
Kardiyoloji yayınlarında gündem ve yorumlar
Comments on Cardiology Publications
Ertan Ural
Sayfa 79
Makale Özeti | Tam Metin PDF

© copyright 2020 TKD Arşivi
LookUs & Online Makale