Turk Kardiyol Dern Ars: 47 (7)

Cilt: 47  Sayı: 7 - Ekim 2019

GÖRÜŞ
1.
Türk Kardiyoloji Yeterlik Kurulu’nun Kardiyoloji Yeterlik Bilgi Sınavı’na ilişkin görüş ve önerileri
The opinion and recommendations of Turkish Board for Accreditation in Cardiology on Board Examination
Aylin Yıldırır, Armağan Altun, Dilek Ural, Murat Özdemir, Özgür Aslan, Haldun Müderrisoğlu
PMID: 31582681  doi: 10.5543/tkda.2019.67457  Sayfalar 549 - 551
Makale Özeti | Tam Metin PDF

EDITÖRYAL YORUM
2.
Uzun dönem statin kullanan hastalarda periferik polinöropati gelişimi
Peripheral polyneuropathy in patients receiving long-term statin therapy
Öner Özdogan
PMID: 31582676  doi: 10.5543/tkda.2019.52735  Sayfalar 552 - 553
Makale Özeti

ARAŞTIRMA
3.
Uzun dönem statin kullanan hastalarda periferik polinöropati gelişimi
Peripheral polyneuropathy in patients receiving long-term statin therapy
Ibrahim Halil Özdemir, Özge Copkiran, Hakan Tıkız, Canan Tıkız
PMID: 31582682  doi: 10.5543/tkda.2019.78379  Sayfalar 554 - 563
Amaç: Periferik nöropati, statinlerin önemli bir yan etkisidir. Çalışmamızda hiperkolesterolemi nedenli atorvastatin veya rosuvastatin kullanan hastalarda perferik polinöropati insidansını ve bunun tedavi dozu ve süresi ile ilişkisini araştırdık.
Yöntemler: Statin kullanan 50 hasta ve hiçbir zaman statin kullanmamış olan cinsiyet ve yaş ile eşleştirilmiş 50 sağlıklı kontrol grubu alındı. Polinöropati, nörolojik muayene ve elektronöromiyografi (ENMG) ile değerlendirildi.
Bulgular: Kontrol grubunda polinöropati saptanmazken, statin grubunda 33 (%66) hastada (p<0.01) polinöropati saptandı. Statin grupları arasında nörolojik muayene, ENMG bulguları ve polinöropati insidansı arasında anlamlı fark yoktu (sırasıyla, p=0.288 ve p=0.720). Nörolojik muayenede ilk yıl içinde nöropati gözlendi (rosuvastatin %50, atorvastatin %18). Polinöropatinin şiddeti atorvastatin grubunda tedavi süresi ile arttı (p=0.030).
Sonuç: Çalışmamız uzun süreli statin kullanımı ile periferik nöropati riskinin arttığını ortaya koymuştur (bir yıldan fazla). Kontrol grubundaki bireylere göre uzun süreli statin tedavisi alan hastalarda sinir iletim çalışmalarında motor ve duyusal sinirlerde elektrodiyagnostik değişiklikler saptanmıştır. Periferik nöropati ile ilişkili olarak yürüme sırasında ellerde ve ayaklarda karıncalanma, uyuşma, ağrı ve titreme gibi nörolojik semptomların değerlendirilmesi uzun süreli statin tedavisi alan hastaların takibinde yararlı olabilir. Periferik nöropatinin erken saptanması ile hiperkolesterolemi tedavisi değiştirilerek kalıcı sinir hasarı önlenebilir.
Objective: Peripheral neuropathy is an important potential side effect of statin use. This study was an investigation of the incidence of peripheral neuropathy in patients taking atorvastatin or rosuvastatin for hypercholesterolemia and the relationship to the dose and duration of the treatment.
Methods: In all, 50 patients using a statin treatment and 50 healthy controls matched for age and gender who had never taken a statin were included in the study. Polyneuropathy was assessed with a neurological examination and electroneuromyography (ENMG).
Results: While no polyneuropathy was detected in the control group, polyneuropathy was seen in 33 (66%) of the patients in the statin group (p<0.01). There was no significant difference between the 2 statin groups in the results of the neurological examination or the ENMG findings regarding the incidence of polyneuropathy (p=0.288 and p=0.720, respectively). Neuropathy was observed in a neurological examination performed within the first year in 50% of the rosuvastatin users and 18% of those taking atorvastatin. The severity of the polyneuropathy increased with the duration of the treatment in the atorvastatin group (p=0.030).
Conclusion: This study revealed an increased risk of peripheral neuropathy with long-term statin use (>1 year). Electrodiagnostic changes have been detected in motor and sensory nerves in nerve conduction studies of patients on long-term statin treatment. The assessment of neurological symptoms, like tingling, numbness, pain and tremor in the hands and feet, and unsteadiness during walking associated with peripheral neuropathy may be useful in the follow-up of the patients on long-term statin treatment. Early detection of peripheral neuropathy and changing hypercholesterolemia treatment may prevent permanent nerve damage.

4.
Persistan atriyal fibrilasyonlu hastalarda serum galektin-3 seviyeleri başarılı elektriksel kardiyoversiyondan sonra erken nüksü öngördürür
Serum galectin-3 level predicts early recurrence following successful direct-current cardioversion in persistent atrial fibrillation patients
Kadri Murat Gürses, Muhammed Ulvi Yalçın, Duygu Koçyiğit, Hande Canpınar, Ahmet Hakan Ateş, Uğur Canpolat, Hikmet Yorgun, Dicle Güç, Kudret Aytemir
PMID: 31582678  doi: 10.5543/tkda.2019.58399  Sayfalar 564 - 571
Amaç: Atriyal yeniden şekillenmenin elektriksel kardiyoversiyondan sonra atriyal fibrilasyon (AF) nüksünde katkısı bulunduğu düşünülmektedir. Daha önceki çalışmalarda, enflamasyon ve ektraselüler matriks döngüsü ile ilişkili belirteçlerin elektriksel kardiyoversiyon sonrası AF nüksü ile ilişkisi incelenmiştir. Buna karşın, kardiyak fibrozis de dahil çeşitli fibrotik durumlarda rol oynadığı bilinen galektin-3 ile ilgili yeterli veri yoktur. Bu çalışmada, serum galektin-3 düzeyinin başarılı elektriksel kardiyoversiyon sonrası AF nüksünü öngörmedeki rolü araştırıldı.
Yöntemler: Elektriksel kardiyoversiyon planlanan persistan AF’li 90 hasta çalışmaya alındı. Hastaların serum örneklerindeki galektin-3 seviyeleri elektriksel kardiyoversiyondan önce ELISA yöntemi ile ölçüldü. Hastalar, elektriksel kardiyoversiondan sonra, AF nüksü açısından üç ay süreyle takip edildi.
Bulgular: Başarılı elektriksel kardiyoversiyon uygulanan 90 AF’li hasta (55.33±7.94 yıl; %53.33 erkek) çalışmaya alındı. Üç aylık takip sürecinde 28 (%31.11) hastada erken AF nüksü saptandı. AF nüksü olan hastalarda, daha büyük sol atriyum hacim indeksi (33.35±2.45 ve 29.21±3.08 mL/m2, p<0.001) ve daha yüksek serum galektin-3 düzeyleri (0.88 [0.52–1.32] ve 0.60 [0.38–0.91] ng/mL, p<0.001) saptandı. Çok değişkenli analizde elektriksel kardiyoversiyon uygulama sayısı (HR: 1.879, %95 GA: 1.052–3.355, p=0.033), sol atriyum hacim indeksi (HR: 1.180, %95 GA: 1.028–1.354, p=0.018) ve serum galektin-3 düzeyleri (HR: 11.933, %95 GA: 1.220–116.701, p=0.033) erken AF nüksünün bağımsız öngördürücüleri olarak bulundu.
Sonuç: Dolaşımda bulunan galektin-3 seviyesi, elektriksel kardiyoversiyon uygulanan hastalarda erken AF nüksüyle ilişkili olabilir.
Objective: Atrial structural remodeling has been suggested to contribute to atrial fibrillation (AF) recurrence following direct-current cardioversion (DCCV). The role of several inflammatory and extracellular matrix turnover markers in AF recurrence following DCCV has been investigated. However, data on the impact of galectin-3, which is known to play a role in various fibrotic conditions, including cardiac fibrosis are lacking. The aim of this study was to demonstrate the predictive role of serum galectin-3 levels in AF recurrence following successful DCCV.
Methods: A total of 90 persistent AF patients who were sche-duled for DCCV were prospectively enrolled. Serum samples were assayed to determine pre-DCCV galectin-3 levels using the enzyme-linked immunosorbent assay method. Patients were followed up for 3 months for AF recurrence.
Results: Of 90 persistent AF patients (mean age: 55.33±7.94 years; 53.33% male) who underwent successful DCCV, 28 (31.11%) experienced early AF recurrence within 3 months. Patients with AF recurrence had a greater left atrial volume index (LAVI) (33.35± 2.45 mL/m2 vs. 29.21±3.08 mL/m2; p<0.001) and serum galectin-3 levels were higher (0.88 ng/mL [min-max: 0.52–1.32] vs. 0.60 ng/mL [min-max: 0.38–0.91]; p<0.001). In multivariate analysis, the number of DCCV attempts (hazard ratio [HR]: 1.879, 95% confidence interval [CI]: 1.052–3.355; p=0.033), LAVI (HR: 1.180, 95% CI: 1.028–1.354; p=0.018), and serum galectin-3 level (HR: 11.933, 95% CI: 1.220–116.701; p=0.033) were found to be independently associated with early AF recurrence following successful DCCV.
Conclusion: Circulating levels of galectin-3 may have an association with early AF recurrence following DCCV.

5.
Son dönem böbrek hastalarında hemodiyaliz etkinliğinin ventriküler repolarizasyon üzerine etkisi
The effect of hemodialysis adequacy on ventricular repolarization in end-stage kidney disease
Belma Kalaycı, Engin Onan, Saime Paydaş, Bülent Kaya, Ülkü Adam, Serkan Besli, Süleyman Kalaycı, Fürüzan Köktürk
PMID: 31582680  doi: 10.5543/tkda.2019.64359  Sayfalar 572 - 580
Amaç: Ventriküler repolarizasyon belirteçleri ventriküler aritmileri ve kardiyak arresti öngörebilir. Bu çalışma hemodiyaliz hastalarında hemodiyaliz seansının ve hemodiyaliz etkinliğinin akut etkilerinin ventiküler repolarizasyon üzerine etkisini araştırmayı amaçlamıştır.
Yöntemler: İki üniversite hastanesinde gerçekleştirilen çalışma kesitsel olarak düzenlendi, 83 hemodiyaliz hastasında ventriküler repolarizasyon belirteçleri hemodiyaliz seansının öncesinde ve sonrasında ölçüldü. Bunlar: QT, QTc, QT minimum, QT maksimum, QT dispersionu (QTd), Tp-e intervali ve Tp-e/QT. İkinci jenerasyon Daugirdas formülü ile hesaplanan Kt/V diyaliz etkinliğini yansıtır. Hastalar Kt/V değerine göre grup 1 ≤1.6 standart diyaliz dozu olarak ve grup 2 >1.6 yüksek diyaliz doz alarak ikiye ayrıldı.
Bulgular: Otuz altı hasta grup 1’de ve 47 hasta grup 2’deydi. Kadın hastalar istatistiksel açıdan anlamlı olarak grup 2’de daha fazlaydı (p=0.016). Hemodiyaliz sonrası kalp hızı arttı ve kan basıncı azaldı, QT, QTc, QT maksimum, QTd, Tpe intervali ve Tpe/QT ise hemodiyaliz seansı sonrasında uzuyordu (p<0.05). Ventriküler repolarizasyon belirteçleri iki grup arasında benzer bulundu. Diyabetik hastalarda da ventriküler repolarizasyon belirteçleri Kt/V değerlerinden etkilenmiyordu.
Sonuç: Hemodiyaliz seansı hemodiyaliz etkinliğinden bağımsız olarak ventriküler repolarizasyon parametrelerini uzattığı için hemodiyaliz hastalarında kardiyak arest için bir risk faktörü olabilir. Yüksek hemodiyaliz dozu kalp için her zaman en iyisi olmayabilir.
Objective: Ventricular repolarization (VR) markers may predict ventricular arrhythmias and cardiac arrest. The aim of this study was to investigate the acute effects of a hemodialysis (HD) session and HD adequacy on VR markers in HD patients.
Methods: This cross-sectional study was conducted at 2 university hospitals with 83 patients and VR markers were measured before and after an HD session: QT, QTc, QT minimum, QT maximum, dispersion of QT (QTd), T-peak to T-end (Tp-e) interval, and Tp-e/QT. Kt/V measurements calculated using the second generation Daugirdas formula were used to indicate dialysis adequacy. The patients were divided into 2 groups according to the Kt/V value. Group 1 patients had a Kt/V of ≤1.6 with a standard dialysis dose, and Group 2 comprised those with a measurement of >1.6 with a high dialysis dose.
Results: There were 36 patients in Group 1 and 47 patients in Group 2. There were statistically significantly more female patients in Group 2 (p=0.016). After an HD session, heart rate increased, blood pressure decreased, and the QT, QTc, QT maximum, QTd, Tp-e interval, and Tp-e/QT were prolonged (p<0.05). The VR markers measured were similar in the 2 groups. VR markers were not significantly different in diabetic patients.
Conclusion: HD may be a risk factor for cardiac arrest because of prolonged VR parameters, independent of HD adequacy. A high dialysis dose may not always be best for the heart.

6.
Komplikasyonsuz miyoperikardit geçiren genç hastaların klinik özellikleri ve orta süreli izlem sonuçları
Clinical characteristics and intermediate-term outcomes of young patients with uncomplicated myopericarditis
Kudret Keskin, Gökhan Çetinkal, Süleyman Sezai Yıldız, Serhat Sığırcı, Güneş Melike Doğan, Kadriye Orta Kılıçkesmez
PMID: 31582679  doi: 10.5543/tkda.2019.63306  Sayfalar 581 - 586
Amaç: Her ne kadar miyoperikarditin uzun dönem prognozunun iyi oldugu bildirilmiş olsa da, nüks gelişimi sorun olmaya devam etmektedir. Ayrıca, ampirik olarak kullanılan anti-enflamatuvar ilaçların güvenilirliği için de bazı endişeler bulunmaktadır. Bu nedenle, çalışmamızda komplikasyonsuz miyoperkardit geçirmiş ve çoğunluğu nonsteroid antienflamatuvar ilaç ve kolşisin ile tedavi edilmiş genç hastaların klinik sonuçlarını araştırdık.
Yöntemler: Mayıs 2015 ile Mayıs 2018 tarihleri arasında, miyoperikardit nedeniyle hastaneye yatan, normal sol ventrikül fonksiyonuna sahip, 18–40 yaş arası hastalar çalışmaya dahil edildi. Çalışmanın birincil sonlanım noktası, tüm nedenlere bağlı ölüm, miyoperikardit nüksü, aritmi, kalp yetersizliği ve kardiyak tamponad gelişimini içeren majör kardiyak olaylardı. Çalışmaya toplam 60 hasta dahil edildi. Ortalama izlem süresi 19 aydı.
Bulgular: Majör kardiyak olaylar hastaların %11.7’sinde meydana gelmiş olup bu oran, esas olarak miyoperikardit nüksüne bağlıydı. Hiçbir hastada kalp yetersizliği, belirgin aritmi, kalp tamponadı ve tüm nedenlere bağlı ölüm izlenmedi. Hastaların çoğu nonsteroid antienflamatuvar ilaçlar ve kolşisin ile tedavi edildi (sırasıyla, %96 ve %95). Tek değişkenli Cox regresyon analizinde, sadece hastane içi maksimum C-reaktif protein düzeyleri, nüks gelişimi ile ilişkili bulundu (HR: 1.01 [1.01–1.02, %95 GA], p=0.04).
Sonuç: Miyoperikarditin prognozu orta vadede mortalite açısından çok iyi olmasına rağmen nüks bir sorun olmaya devam etmektedir. C-reaktif proteinin özellikle nüks üzerindeki rolü daha fazla araştırılmalıdır.
Objective: Although the long-term prognosis of myopericarditis is good, recurrence continues to be a problem. In addition, there are concerns regarding the safety of the empirical use of anti-inflammatory drugs. This study was an investigation of the clinical outcomes of young patients with uncomplicated myopericarditis, the majority of whom received both nonsteroidal anti-inflammatory drugs and colchicine.
Methods: Patients aged 18 to 40 years who were admitted between May 2015 and May 2018 due to myopericarditis and had normal left ventricular function were included in the study. The primary outcome of the research was analysis of major adverse cardiac events (MACEs): all-cause mortality, myopericarditis recurrence, development of significant arrhythmia, heart failure, and cardiac tamponade. A total of 60 patients were included in the study. The median duration of follow-up was 19 months.
Results: A MACE occurred in 11.7% of the patients. None of the patients experienced heart failure, significant arrhythmia, cardiac tamponade, or all-cause mortality. Recurrence of myopericarditis was the only MACE observed. Most patients were treated with both nonsteroidal anti-inflammatory drugs and colchicine (96% and 95% of the patients, respectively). Univariate cox regression analysis indicated that only the maximum in-hospital C-reactive protein (CRP) level was associated with recurrence (hazard ratio: 1.01, 95% confidence interval: 1.01–1.02; p=0.04).
Conclusion: The intermediate-term prognosis of myopericarditis patients was excellent in terms of mortality. However, recurrence remains a challenge. The role of CRP, particularly in recurrence, should be explored further.

7.
Mukopolisakkaridoz tip VI’lı çocuklarda kardiyovasküler bulgular ve enzim replasman tedavisinin etkisi
Cardiovascular findings and effects of enzyme replacement therapy in patients with mucopolysaccharidosis type VI
Emine Azak, Mehmet Gündüz
PMID: 31582674  doi: 10.5543/tkda.2019.44502  Sayfalar 587 - 593
Amaç: Mukopolisakkaridozlar (MPS) önemli bir lizozomal depo hastalığı grubu olup, kardiyovasküler sistemde en sık kalp kapakçıkları ve koroner arterlerde tutulum ile kendilerini gösterirler. Bu çalışmada, MPS tip VI tanısıyla izlenen çocuklarda kardiyak tutulumun değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Yöntemler: Mukopolisakkaridoz tip VI tanısı ile 2016−2018 yılları arasında izlenen 13 olgunun fizik muayene, elektrokardiyografi ve standart transtorasik ekokardiyografi bulguları geriye dönük olarak değerlendirildi. Hastaların (8 erkek, 5 kız) yaş aralığı 2–17 yaş (medyan 9) idi.
Bulgular: Hastaların EKG’lerinde ritim bozukluğu ve iskemi bulgusu saptanmadı. Ekokardiyografide mitral kapakta yetersizliği en sık görülen bulgu idi. Olguların 12’sine (%92.3) aort kapak yetersizliği, dördüne (%30.8) triküspit kapak yetersizliği eşlik ediyordu. İzole septal hipertrofi iki olguda mevcut idi. Bir olguda kapak tutulumuna ek sol ventrikül sistolik fonksiyonlarında bozulma görüldü.
Sonuç: Mukopolisakkaridozda kardiyak tutulum herhangi bir zamanda ortaya çıkabilir. Mitral kapak deformasyonu en sık görülen bulgudur. MPS’li olgularda belirgin yakınma ve fizik muayene bulgusu olmasa dahi, ekokardiyografik incelemede kardiyak tutulum saptanmaktadır. Bu nedenle olguların kardiyovasküler değerlendirmeleri düzenli olarak yapılmalıdır.
Objective: The mucopolysaccharidoses (MPS) are an important group of lysosomal storage diseases. Commonly reported cardiac involvement includes mitral leaflet thickening and accompanying prolapsus, regurgitation, and rarely, stenosis. The aim of this study was to evaluate cardiac involvement in patients with MPS type VI.
Methods: The study included a total of 13 children with MPS type VI who were admitted to a single pediatric department between 2016 and 2018. Cardiac status was evaluated prospectively with clinical findings, electrocardiography, and echocardiography. The age of the patients (8 boys, 5 girls) ranged between 2 and 14 years (median: 9 years).
Results: No arrhythmia was observed in any patient. Thickening of the mitral valve with or without regurgitation and prolapsus was the most common lesion seen. Additional involvement of the aortic valve was detected in 12 (92.3%) patients, and additional involvement of the tricuspid valve in 4 (30.8%). Isolated septal hypertrophy was found in 2 patients, and congestive heart failure in another.
Conclusion: Cardiac involvement is frequent in MPS. Mitral valve deformation is the most frequent finding. An echocardiographic examination should be performed periodically even if the patient has no clinical signs of cardiac disease, and any cardiac involvement should be kept under control with medical treatment.

8.
Dünya Pulmoner Hipertansiyon Kongresi yeni pulmoner hipertansiyon tanımlamasının pre-kapiller pulmoner hipertansiyon prevalansına etkisi
The impact of the new World Symposium on Pulmonary Hypertension definition of pulmonary hypertension on the prevalence of pre-capillary pulmonary hypertension
Ümit Yaşar Sinan, Özge Çetinarslan, Alev Arat Özkan, Murat Kazım Ersanlı, Mehmet Serdar Küçükoğlu
PMID: 31582683  doi: 10.5543/tkda.2019.80027  Sayfalar 594 - 598
Amaç: 1. Dünya Pulmoner Hipertansiyon Kongresi’nde (Genova, 1973) pulmoner hipertansiyon (PH), sağ kalp katateri ile istirahatte supin pozisyonunda ölçülen ortalama pulmoner arter basıncının (PAB) ≥25 mm Hg olması olarak tanımlandı. Bu sene düzenlenen 6. Dünya Pulmoner Hipertansiyon Kongresi’nde (Nice, 2018) ise bu tanımın, ortalama PAB >20 mm Hg, pulmoner kapiller uç basıncı (PKUB) <15 mm Hg ve pulmoner vasküler direnç (PVR) >3 WU olarak güncellenmesi önerildi. Bu çalışmada, yeni tanımlamayla birlikte pre-kapiller PH hasta sayımızdaki artış miktarını araştırmayı amaçladık.
Yöntemler: 2017–2018 yılları arasında, hastanemizde çeşitli endikasyonlarla yapılan sağ kalp kateteri raporları tarandı. Hem 2015 Avrupa Kardiyoloji ve Solunum Derneği (ESC/ERS) hem de 6. Dünya Pulmoner Hipertansiyon Kongresi PH tanı kriterleri kullanılarak, PH tanısı alan hasta sayısı (%) hesaplandı.
Bulgular: Bir yıllık periyotta hastanemizde 58 hastaya sağ kalp katateri uygulandı. İşlemlerin çoğunluğu PH ayırıcı tanısı endikasyonuyla (n=52) uygulandı. Diğer endikasyonlar arasında kalp kapak hastalığı ve sol kalp hastalıkları yer almaktaydı (n=6). Hastaların 40’ı kadın (%69), 18’i erkek (%31) hastalardan oluşmaktaydı. Çalışma grubunun ortalama yaşı 53.3±16.6 idi. Sağ kalp kataterinde ortalama PAB 36.4±16.4 mm Hg, ortalama PKUB: 12.6±3.9 ve ortalama PVR: 4.9±4.4 WU olarak saptandı. 2015 ESC ve ERS PH kılavuz tanı kriterlerine göre PH tanısı alan hasta sayısı 43/58 (%74.1) iken, bu oran 6. Dünya Pulmoner Hipertansiyon Kongresi PH tanı kriterlerine göre 50/58 (%86.2) olarak saptandı.
Sonuç: 6. Dünya PH Kongresinde yeni hemodinamik pre-kapiller PH tanımlamasıyla hasta sayısındaki artışın <%10 olacağı ön görülürken, bizim çalışmamızda bu artış daha belirgin (%12.1) olarak saptandı.
Objective: Since the first World Symposium on Pulmonary Hypertension (WSPH; Geneva, 1973), pulmonary hypertension (PH) has been defined as a mean pulmonary artery pressure (mPAP) ≥25 mm Hg measured at right heart catheterization (RHC) while at rest in the supine position. At the 6th WSPH congress (Nice, 2018), a new proposal was presented defining pre-capillary PH as mPAP >20 mm Hg, with pulmonary arterial wedge pressure (PAWP) <15 mm Hg, and pulmonary vascular resistance (PVR) >3 WU. The aim of this study was to investigate the impact of the new definition of PH on the number of pre-capillary PH patients.
Methods: The results of RHC performed with various clinical indications between 2017 and 2018 were analyzed. The 2015 European Society of Cardiology (ESC)/European Respiratory Society (ERS) and the 6th WSPH congress PH definitions were used to identify PH patients.
Results: Fifty-eight RHC procedures were performed in our hospital in a 1-year period. Most were performed with a suspicion of PH (n=52). The remainder (n=6) were performed with indications of valvular heart disease or left heart disease. There were 40 females (69%) and 18 males (31%). The mean age was 53.3±16.6 years. The RHC results revealed a mean PAP of 36.4±16.4 mm Hg, PAWP of 12.6±3.9 mm Hg, and PVR of 4.9±4.4 WU. Forty-three of 58 patients (74.1%) were classified as pre-capillary PH according to the ESC/ERS PH guideline, whereas 50 of 58 patients (86.2%) had pre-capillary PH according to the new WSPH definition.
Conclusion: The results of this study indicated that the impact of the new definition of PH on the number of pre-capillary PH patients identified was greater than the predicted <10%.

9.
Dislipidemi kılavuzuna uyumun, bilgi ve hasta algı düzeylerinin gerçek yaşamda saptanması
Evaluation of perceptions, knowledge and compliance with guidelines in real-life practice: A survey on the under-treatment of hypercholesterolemia
Volkan Doğan, Özcan Başaran, Bülent Özlek, Oğuzhan Çelik, Eda Özlek, Cem Çil, Ibrahim Halil Özdemir, Ibrahim Rencüzoğulları, Fatma Özpamuk Karadeniz, Lütfü Bekar, Mujdat Aktas, Mubariz Murat Resulzade, Macit Kalçık, Gökhan Aksan, Göksel Çinier, Kadriye Halli Akay, Kadir Ugur Mert, Murat Biteker, Meral Kayıkçıoğlu
PMID: 31582673  doi: 10.5543/tkda.2019.39293  Sayfalar 599 - 608
Amaç: Türkiye’de dislipideminin suboptimal yönetimini az sayıda çalışma doğrudan değerlendirmiştir. Bu çalışma, hastaların yüksek kolesterol algısını ve lipit yönetim stratejileri ile ilgili olarak hekimlerin kolesterol hakkındaki bilgi ve farkındalığını değerlendirmek amacıyla yapıldı.
Yöntemler: Çalışma gözlemsel ve çok merkezli bir çalışmadır (ClinicalTrials.gov identifier: NCT02608645). En az 18 yaşında olan, kardiyoloji kliniklerine başvuran ikincil korunma (SK) grubunda ve çok yüksek, yüksek riskli birincil korunma (PK) grubundaki ardışık hastalar çalışmaya alındı. Çalışma popülasyonu, Türkiye’de 40 bölgeden 1868 hasta içermektedir. SK grubunda hastaların üçte ikisine (%67.5) statin verildi, PK hastalarının sadece %30.1’ine statin tedavisi verildi (p<0.001).
Bulgular: Düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol (LDL-C) düzeyi önerilen düzeyde olan hastaların oranı PK’da %10.6, SK’da %18 idi (p<0.001). Hastaya özgü anket, PK ve SK gruplarındaki hastaların neredeyse yarısının kolesterol seviyelerinin yüksek olduğunu bildiğini ortaya koydu. Medya programlarındaki statin tedavisi ile ilgili olumsuz bilgiler (%9.4) tedavinin kesilmesinin en yaygın nedeniydi.
Sonuç: Gerçek yaşam pratiğinde birincil ve ikincil korunma ile ilgili algı, bilgi ve uyum artmıştır, ancak istenen seviyelerin çok altındadır. Hastalar ve hekimler hiperlipideminin tedavisi hakkında daha fazla bilgi sahibi olmalıdır. Ayrıca, medya programlarını kontrollerinin sağlanması, hastaların yanlış bilgilendirilmesini önleyebilir.
Objective: Few studies have directly assessed suboptimal management of dyslipidemia in Turkey. This study was conducted to assess patients’ understanding and perceptions of high cholesterol as well as physicians’ knowledge and awareness of lipid management strategies.
Methods: This was a multicenter, observational study (ClinicalTrials.gov identifier: NCT02608645). Consecutive patients admitted to the participating cardiology clinics who were at least 18 years of age and who had been classified in a secondary prevention (SP) group or a high-risk primary prevention (PP) group were enrolled. The study population included 1868 patients from 40 sites in Turkey. Two-thirds (67.5%) of the patients in the SP group had been prescribed a statin, whereas only 30.1% of the PP group patients received statin therapy (p<0.001).
Results: It was determined that 18% of the SP patients and 10.6% of the PP patients had a low-density lipoprotein cholesterol level at the recommended level (p<0.001). A patient survey revealed that almost half of the patients in the PP and in the SP groups were aware that their cholesterol levels were high. Negative information about statin treatment disseminated by media programs was the most common reason (9.4%) given for treatment discontinuation.
Conclusion: Perceptions, knowledge and compliance with the guidelines for PP and SP patients in real-life practice have increased, but it remains far below the desired level. Patients and physicians should have more information about the treatment of hyperlipidemia. More accurate media programming could help to prevent the dissemination of misinformation.

OLGU BILDIRISI
10.
Poliüretan kaplı stent ile koroner anevrizmanın dışlanması
Exclusion of a coronary aneurysm with a polyurethane-covered stent
Murat Çimci, Fabio Rigamonti, Laura Varotto, Anne-Lise Hachulla, Marco Roffi
doi: 10.5543/tkda.2018.02446  Sayfalar 609 - 611
Koroner arter anevrizması randomize kontrollü çalışmalardan elde edilen kanıtların yetersizliğine bağlı olarak zorlayıcı bir klinik durumdur. Olgumuzda, sirkümfleks arter orta segmentteki anevrizmanın PK Papyrus (Biotronik, AG, Bulach, Switzerland) greft stent ile dışlanmasını takdim ettik. Bitiş görüntüleri uygundu.
A coronary artery aneurysm is a challenging cli-nical situation due to the lack of sufficient evidence from randomized controlled studies and the lack of consensus on a management strategy. The present case is a description of the exclusion of a middle segment aneurysm of the left circumflex coronary artery using a PK Papyrus covered stent (Biotronik, AG, Bulach, Switzerland). The final images were favorable.

11.
Perkütan iliyak stent sonrası olan parapleji: Bu nasıl oldu?
Paraplegia after percutaneous iliac stenting: How did that happen?
Emre Ozdemir, Mustafa Karaca, Ayşen Suzen Ekinci
PMID: 31582671  doi: 10.5543/tkda.2019.10452  Sayfalar 612 - 615
Perkütan iliyak anjiyoplasti sonrası spinal kord iskemisi (SKİ) ve parapleji çok nadir bir komplikasyondur. İki taraflı iliyak stent sonrası gelişen SKİ ve paraplejinin olduğu nadir bir olguyu sunarak, yaygın aterosklerozu varlığında spinal kan akımının değişimi ile böyle bir komplikasyonun olabileceğinin akılda olması gerektiğini vurgulamak istedik.
Paraplegia after percutaneous iliac angioplasty is very rare, and is typically associated with spinal cord ischemia (SCI). Presently described is a case of SCI and paraplegia developing after bilateral iliac stenting. This complication may be caused by a change in spinal blood flow in patients with diffuse atherosclerosis, and should be kept in mind.

12.
Olağan dışı bir kalp pili uyarı artefaktı
An unusual pacing artifact
Amjad Abualsuod, Hakan Paydak, Naga Venkata Pothineni
PMID: 31582675  doi: 10.5543/tkda.2018.52386  Sayfalar 616 - 618
İmplante edilebilir elektronik kardiyak cihazlar (İEEKC’ler) güncel uygulamada yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu cihazların elektrokardiyografik paternlerini analiz etmek ve artefaktlar hakkında bilgi sahibi olmak, uygun CIED yönetimi için kritik önemdedir. Otuz iki yaşındaki kadın hasta rutin takip ziyareti için cihaz kliniğine başvurdu. Sinüs düğümü disfonksiyonu için 12 yıl önce kendisine çift odacıklı bir kalp pili takılmıştı. İlk çekilen 12 derivasyonlu elektrokardiyogramında (EKG), çoklu, hızlı kalp pili uyarı artefaktlarının döngüsel paterni kaygı nedeni olmuştu. Cihazın incelenmesi genelde kalp pili fonksiyonunun normal olduğunu gösterdi. EKG makinesini kalp pili uyarılarına kapatma artefaktı ortadan kaldıramadı. Hastanın tıbbi öyküsü incelendiğinde, önceden doğuştan santral hipoventilasyon sendromu ve pulmoner hipertansiyon tanısı aldığı ve bu nedenle diyafragma pili takıldığı tespit edildi. Diyafragma pilinin incelenmesi programlanan parametrelerin EKG’de belirtilen artefaktın sıklığı ile ilişkili olduğunu ortaya koydu. Kalp pili çalışırken yeterli eşikte tek bir uyarı artefaktı miyokardı etkileyebilir. Bununla birlikte, diyafram pilinin uyarı hızını yakalamak, eşiğin üstünde birden fazla uyarı dizisinin varlığını gerektirir. Bu nedenle, İEEKC’leri potansiyel olarak engelleyebilecek çeşitli elektrikli cihazların pacing konfigürasyonlarının anlaşılması uygun hasta yönetimi için kritik önem taşır.
Cardiac implantable electronic devices (CIEDs) are widely used in current practice. Analyzing the electrocardiographic patterns of these devices and having knowledge of artifacts is crucial to appropriate CIED management. A 32-year-old female patient presented at the device clinic for a routine follow-up visit. A dual-chamber pacemaker had been implanted 12 years previously for sinus node dysfunction. An initial 12-lead electrocardiogram (ECG) prompted concern due to a cyclical pattern of multiple, rapid pacing stimulus artifacts. Device interrogation revealed normal overall pacemaker function. Turning the pace gain function of the ECG machine off failed to eliminate the artifact. On review of the past medical history, the patient was found to have a prior diagnosis of congenital central hypoventilation syndrome and pulmonary hypertension, for which she underwent insertion of a diaphragmatic pacemaker. Interrogation of the diaphragmatic pacemaker revealed that the programmed parameters correlated with the frequency of the artifact noted on the ECG. In cardiac pacing, a single stimulus artifact of sufficient threshold can enable myocardial capture. Capturing diaphragmatic pacing, however, requires a train of multiple stimuli above the threshold. Thus, an understanding of the pacing configurations of various electrical devices that can potentially interfere with CIEDs is crucial to appropriate patient management.

13.
Ciddi pulmoner stenozu olan gebede pulmoner balon valvüloplasti uygulaması
Pulmonary balloon valvuloplasty in a pregnant woman with severe pulmonary stenosis
Yusuf Ziya Şener, Levent Şahiner, Metin Okşul, Ergün Barış Kaya, Kudret Aytemir
PMID: 31582677  doi: 10.5543/tkda.2018.55136  Sayfalar 619 - 621
Pulmoner stenoz nadir bir valvüler hastalık olup tüm doğuştan kalp hastalıklarının %7–%12’sini oluşturur. Hafif ve orta derecede pulmoner stenoz genellikle semptomsuz olup hastalar sıklıkla başka nedenle yapılan ekokardiyografik değerlendirme sırasında tesadüfen tanı alırlar. Ciddi pulmoner stenoz ise artmış sağ ventrikül basıncı ve sağ ventrikül yetersizliği ilişkili semptomlar ile kendini gösterir. Gebelik sürecinde kardiyovasküler sistemde kalp hızında ve ekstraselüler sıvıda artış ile birlikte büyüyen uterusun inferiyor vena kavaya basısı sonucu venöz geri dönüşte azalma gibi fizyolojik değişiklikler meydana gelir ve bu nedenle kapak hastalıkları gebelerde artmış kardiyovasküler morbidite ve mortalite ile ilişkilidir. Hafif ve orta derecede pulmoner stenoz gebelikte iyi tolere edilirken ciddi pulmoner stenoz maternal ve fetal perinatal komplikasyonlarda artış ile ilişkilidir. Bu yazıda üçüncü trimesterde başarılı pulmoner balon valvüloplasti uygulanan ciddi pulmoner stenozlu bir gebe hasta sunduk.
Pulmonary valvular stenosis is a rare valvular disease; it accounts for 7% to 12% of all patients with congenital heart disease. Patients with mild or moderate pulmonary stenosis (PS) are usually asymptomatic and the stenosis is often detected incidentally with echocardiography performed for another reason. Severe PS typically presents with symptoms related to increased right ventricular pressure and right heart failure. Valvular heart diseases are associated with increased morbidity and mortality in pregnancy due to cardiovascular alterations that occur during the gestational period, such as increased extracellular volume, a faster heart rate, and decreased venous return due to compression of the vena cava inferior by the enlarged uterus. While mild or moderate PS can be well tolerated in pregnancy, severe PS can lead to maternal and fetal perinatal complications. Presently described is the case of a pregnant patient with severe PS who successfully underwent balloon valvuloplasty in the third trimester.

NASIL YAPALIM?
14.
3-boyutlu ekokardiyografi bölüm II: İyi görüntü için pratik öneriler
3-dimensional echocardiography part II: Practical clues for optimum imaging
Zehra Gölbaşı, Kumral Çağlı
PMID: 31582670  doi: 10.5543/tkda.2019.06698  Sayfalar 622 - 629
Makale Özeti | Tam Metin PDF | Video

OLGU GÖRÜNTÜSÜ
15.
Coronary artery fistula mimicking an interventricular septal defect
Alimohammad Hajizeinali, Ali Hosseinsabet
PMID: 31582672  doi: 10.5543/tkda.2019.28846  Sayfa 630
Makale Özeti | Video

16.
Sag internal iliyak arterden, sağ ayak bileğine kadar uzanan iyi gelişmiş kollateral ağı
Well-developed curly collateral arteries from the right internal iliac artery to the right ankle diagnosed with multimodality imaging
Semih Kalkan, Ahmet Karaduman, Nuri Havan, Ferhat Keten, Elnur Alizade
PMID: 31582684  doi: 10.5543/tkda.2019.98105  Sayfa 631
Makale Özeti | Video

DIĞER YAZILAR
17.
Kardiyoloji yayınlarında gündem ve yorumlar
Comment on cardiology publications
Ertan Ural
Sayfa 632
Makale Özeti | Tam Metin PDF

© copyright 2019 TKD Arşivi
LookUs & Online Makale