ISSN 1016-5169 | E-ISSN 1308-4488
TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ ARŞİVİ - Turk Kardiyol Dern Ars: 18 (3)
Cilt: 18  Sayı: 3 - Temmuz 1990
1. 
Makale Özetleri
Summaries of Articles

Sayfalar 148 - 152
Makale Özeti | İngilizce Tam Metin

ORIJINAL ARAŞTIRMA
2. 
Koroner Arter Hastalığında Koroner Arter Tutulumunun Yaygınlığı ve Duvar Hareket Bozukluğunun Sol Ventrikül Diyastolik Fonksiyonuna Etkisi
Clinical Investigations Extent of Coronary Artery Involvement, Wall Motion Abnormalities and Left Ventricular Diastolic Function
Cahit KOCAKAVAK, Ferruh GÜRKAYNAK, Hatice ŞAŞMAZ, Yalçın SÖZÜTEK, Siber GÖKSEL
Sayfalar 153 - 157
Bu çalışma koroner arter hastalığı (KAH) olan 170 hasta ile 20 kişilik normal kontrol grubu üzerinde yapıldı. Koroner arter tutulumunun yaygınlığı ile duvar hareket bozukluğu (DHB)'nun istirahat sırasındaki vsol ventrikül diyastolik fonksiyonu (LVDF) üzerine olan etkisi "pulsed" Doppler ekokardiyografi ile araştırıldı. Çalışmada değerlendirilen parametreler; yaş, erken maksimal doluş hızı (E) / geç maksimal doluş hızı (A) oranı, deselerasyon yarı zamanı ve deselerasyon hızı. Normal kontrol grubu ile KAH'lı grup karşılaştırıldığında 1, 2 ve 3 damar hastalığı olup da DHB bulunmayan hastalarda normallere göre LVDF'nun önemli derecede bozulmuş olduğu görüldü (P<0.001). Doppler parametrelerindeki bozukluklara göre 1, 2 ve 3 damar hastaları arasında anlamlı fark görülmedi (p>0.05). Diğer yandan, KAH'lı grupta DHB olanlarla olmayanlar arasında da anlamlı farklılık görülmedi. Sonuç olarak, çalışmamız koroner arter tutulum yaygınlığının ve DHB bulunması veya bulunmamasının KAH'lı hastalarda global LVDF bozukluğunu önemli şekilde etkilemediğini düşündürmektedir.

3. 
Carpentier-Edwards Porcine Biyoprotezlerin Uzun Süreli Takip Sonuçları
Long-Term Follow-up of Carpentier-Edwards Porcine Bioprosthesis
Ünsal ERSOY, Ahmet HATİPOĞLU, Gökhan İPEK, A.Yüksel BOZER
Sayfalar 158 - 162
Ağustos 1976 ile Mayıs 1986 yılları arasında toplam 69 hastaya 69 Carpentier-Edwards porcine biyoprotez kapak replasmanı yapıldı. Vak'aların 20'si erkek, 49'u kadın olup yaş ortalaması 30,1 idi. Bu vak'aların 60'ında (% 87) Carpentier-Edwards biyoprotezi mitral pozisyonda, 9'unda ise (% 13) triküspid kapak pozisyonunda kullanılmıştır. Postoperatif devrede hastalar hemodinamik,kapak disfonksiyonu, gelişen infektif endokardit, tromboemboli, sütür yetersizliği geriprostetik kaçak, hemoliz ve mortalite yönünden değerlendirildiler. Bu hastalardan 53'ü postoperatif 1-10 yıl takip edildi. Üç hastada (% 5.6) periferik emboli, 23 hastada (% 47) kapak disfonksiyonu ve 3 hastada (% 5.6) infektif endokardit tespit edildi. Hemoliz ve sütür yetersizliği görülmedi. Toplam mortalite % 7.5 (4 vak'a) idi.

4. 
Hemorajik İnmelerde Elektrokardiyografik Bulgular: II. İntraserebral Hematomlarda
Eletrocardiographic findings in Hemorrhagic Stroke: II. Intracerebral Hematoma
Emre KUMRAL, Mehmet İŞLER, Ender TERZİOĞLU, Hasan YILMAZ, Kamuran KUMRAL
Sayfalar 163 - 165
İntraserebral hematomu (İSH) olan 82 hastanın elektrokardiyogramları (EKG) akut dönemde incelendi. Hastaların % 94'ünde değişik tipte EKG anormallikleri saptandı. En sık olarak QT uzamasına, T inverziyonuna ve ST değişikliklerine rastlandı. Özellikle beyinsapına yakın veya içine olan kanamalarda QT uzaması, T inverziyonu, ST değişiklikleri ve U dalgası oran olarak fazla görüldü. İntraserebral hematomlarda görülen bu EKG anormalliklerinin beyinsapı ve hipotalamusdaki kardiyovasküler regülasyonu sağlayan merkezlerin etkilenmesine bağlı olabileceği düşünüldü.

5. 
Romatizmal Kalp ve Koroner Arter Hastalarında Plazma ß-Tromboglobulin ve Trombosit Faktör 4
Plasma ß-Thromboglobulin and Platelet Factor 4 in Patients with Coronary and Rheumatic Heart Diseases
Osman YEŞİLDAĞ, Semra DÜNDAR, Şevket UĞURLU, Sırrı KES, Ali OTO, Şerafettin KİRAZLI
Sayfalar 166 - 169
Bu çalışmada 21 koroner hastası, 22 romatizmal kalp hastası, 21 protez kapak hastası ve 15 sağlıklı kontrolde plazma beta-tromboglobulin (BTG), trombosit faktör 4 (PF4) ve trombosit sayımı belirlendi. Koroner arter hastalarında, diğer gruplara göre BTG ve PF4 belirgin ölçüde yüksek bulundu (p<0.05). Bütün gruplarda BTG ve PF4, normal kontrollerden yüksekti (p<0.05). Protez kapak takılmış olanlarda paradoks olarak BTG ve PF4, takılmamış olanlara göre daha düşük bulundu (p<0.05). Tüm gruplarda trombosit sayımı yönünden fark yoktu (p>0.05). Sonuç olarak trombosit inhibitör ilaçların etkinliğinin kontrolü için BTG ve PF4 tayininin yararlı olabileceği bu çalışmamızda gösterilmiştir.

6. 
Stabil Angina Pektorisli Hastalarda Diltiazem Tedavisi: Plasebo Kontrollu Bir Çalışma
Dilitiazem Therapy in Stable Angina Petoris: A Placebo-Controlled Study
M.Giray KABAKÇI, Ali OTO, Erdem ORAM, Aydın KARAMEHMETOĞLU, Aysel ORAM, Şevket UĞURLU
Sayfalar 170 - 175
Bu çalışmada kalsiyum kanal blokörü olan diltiazemin, stabil angina pektorisi olan 18 hastada (5 kadın, 13 erkek, ortalama yaş 53.0±1.7) etkinliği araştırıldı. İki hafta plasebo, 4 hafta diltiazem (180-360 mg/gün) verilen hastalara başlangıçta, plasebo sonrasında ve diltiazem sonrasında bisiklet ergometrik egzersiz testi yaptırıldı. Diltiazem angina pektoris sıklığını ve sublingual nitrat tüketimini plaseboya göre önemli ölçüde azalttı (p<0.001). 1 mm ST segment depresyonu, angina pektorisin başlaması için geçen süre ve toplam egzersiz süresi diltiazem ile belirgin şekilde uzama gösterdi (p<0.001). Efor testi sonunda ST segmentinin başlangıç haline gelmesi için geçen süre diltiazem ile plaseboya göre kısaldı (p<0.001). Egzersiz testi sırasında oluşan ST depresyonunda submaksiml ve maksimal egzersiz düzeyinde azalma gözlendi (p<0.001). Diltiazem ile kalp hızı istirahat ve submaksimal egzersiz düzeyinde plaseboya göre azalırken (p<0.001 ve p<0.01) maksimal egzersiz düzeyinde değişmedi (p>0.05). Kalp hızı ve sistolik kan basınının çarpımıyla belirlenen double product değeri, istirahatte ve submaksimal eforda azalırken (p<0.001 ve p<0.02), maksimal eforda değişiklik göstermedi (p>0.05). Dört haftalık diltiazem tedavisinin açlık plazma şekeri, serum ALT, AST, kreatinin, ürik asit, total kolesterol ve trigliserid düzeyleri üzerinde bir değişiklik oluşturmadığı (p>0.05) ve hastalarda önemli bir yan etki meydana getirmediği gözlendi. Bu bulgularla diltiazemin kalp yetersizliği ve ciddi ileti bozukluğu olmayan stabil angina pektorisli hastalarda önemli bir yan etki beklemeksizin güvenle kullanılabilecek, etkin br antianginal ilaç olduğu kanısına varıldı.

7. 
Kronik Stabil Angina Pektorisli Hastalarda Gallopamil Tedavisi: Çift Kör Plasebo Kontrollü Bir Çalışma
Gallopamil Treatment in Chronic Stable Angina Pectoris: A Double Blind, Placebo-Controlled Study
A.Eftal YÜCEL, Ferhan ÖZMEN, Mehmet KABUKÇU, Haldun MÜDERRİSOĞLU, Sırrı KES, Aydın KARAMEHMETOĞLU
Sayfalar 176 - 181
Gallopamilin antianjinal etkileri çift kör, plasebo kontrollü olarak, ergometrik egzersiz testi yapılarak, kronik stabil anjina pektorisli, yaş ortalamaları 53.8±9.1 olan toplam 14 hastada (10 erkek, 4 kadın) incelendi. Egzersiz testleri her tedavi periyodu sonrası, ilaç dozu verilmeden önce ve verildikten sonra yapıldı. Hastaların haftalık anjinal atak sayısı ve nitrat tüketiminde plaseboya göre sırasıyla %81 ve %79 oranında azalma oldu (P<0.0001 ve P<0.01). İstirahat kalp hızı ilaç verildikten sonra plaseboya göre anlamlı şekilde azaldı; 74.1±8'den 65.7±10.4'e düştü (P<0.001). Gallopamil verilmeden öncekine göre gallopamil verildikten sonra kalp hızı düştü (P<0.005). Efor sırasında kalp hızları açısından ilaç ve plasebolar arasında fark saptanmadı. İlaç verilmeden önce istirahat kan basınçları plaseboya göre farksız olmasına rağmen, ilaç verildikten sonra plaseboya göre sistolik ve diastolik basınçlarda düşme görüldü (P<0.01). İlaç verildikten sonraki istirahat hız-basınç ürünü değerleri plasebodan düşüktü (P<0.0001). Egzersiz süresi plaseboya göre ilaç verilmeden önce ve verildikten sonra uzadı (P<0.01 ve P<0.0001). Plasebosunda 308.4±10.6 saniye olan egzersiz süresi değeri gallopamil verildiktensonra 421.9±114.1'e yükseldi. Maksimum ST çökmesi ilaç verildikten sonra plaseboya göre anlamlı şekilde azaldı (P<0.001). Bu bulgularla, gallopamilin kronik stabil angina pektoris tedavisinde etkili olduğu sonucuna varıldı.

8. 
Aort Kapak Hastalığında Angina Pektoris ve Koroner Arter Hastalığı
Coronary Atherosclerosis and Angina Pectoris in Aortic Valvular Heart Disease
Zafer BURSALI, Rasim ENAR, Nuran YAZCIOĞLU, Cem'i DEMİROĞLU
Sayfalar 182 - 185
Bu çalışma aort kapak hastalığı (AH) bulunan olgularda angina pektoris (AP) ve koroner arter hastalığı (KAH) sıklığını ve ilişkisini araştırmak gayesi ile 73'ü AH toplam 237 kapak hastasında yapıldı. AP sıklığı tüm AH'lılarda % 52, aort stenozlularda (AS) % 62.5, aort yetersizliğinde (AY) % 44.4 ve kombine AS-AY'de % 51.3, KAH ise % 16.4, % 31.3, % 11.1 ve % 12.8 sıklıkta olup, aralarında anlamlı bir fark bulunamadı. AP'lilerde KAH sıklığı da gruplar arasında anlamlı bir farklılık göstermedi. KAH'lılar tüm AH'lılarda, AS'lılarda ve kombine AS-AY'lilerde KAH'sızlara göre daha yaşlı idi (p<0.05, p<0.05, p<0.025). AP ise LVH ve AKK'sı olan AH'larda (p<0.05, p<0.005), kalsifikasyonlu AS ve kombine AS-AY'lilerde (p<0.025) ve LVH'lı AY'lilerde (p<0.05) diğerlerine göre anlamlı olarak daha sıktı. Sonuçta KAH yaşlı AH'lılarda daha sık bulunmuş ve AP etyolojisinde kapak hastalığının hemodinamik bozukluğu ile birlikte önemli rolü olabileceği kanısına varılmıştır.

9. 
Kalp Yetersizliğinin Tedavisinde Amrinone: Dopamine İle Karşılaştırma
Amrinone in the Treatment of Heart Failure: Comparison with Dopamine
Zuhal AYKAÇ, Ercüment KOPMAN, Yıldırım SEYİTHANOĞLU, Aydın ÇAĞIL
Sayfalar 186 - 189
Bu çalışmada kalp yetersizliği olan sekiz hastada (NYHA sınıf 3-4) oksimetrik Swan-Ganz kateteri takılarak yeni bir inotropik ilaç amrinone Gosfodiesteraz III. inhibitörü) ile dopaminin hemodinamik etkilerini inceledik ve bulguları karşılaştırdık. Dopamin ortalama arter basıncı (OAB), kalp hızı (KH), pulmoner arter basıncı (PAB), pulmoner kapiler uç basıncı (PkUB), pulmoner damar direnci (PVR), kalp indeksinde (KI) anlamlı, artışlara neden olurken amrinone PAB, PkUB, sistemik damar direncinde (SVR) anlamlı düşmeye, KH, OAB, PVR'da anlamsız değişmelere yol açtı.

10. 
Planar Egzersiz Talyum Sintigrafisinin Koroner Arter Hastalığı Tanısında Değerini Etkileyen Faktörler
Factors Affecting the Value of Planar Exercise Thallium Scintigraphy in the Diagnosis of Coronary Artery Disease
Deniz GÜZELSOY, Vedat SANSOY, İsmail EREN, Hüsniye YÜKSEL, Mustafa ÖZCAN, Cem DEMİROĞLU
Sayfalar 190 - 194
Çalışmamızda planar egzersiz talyum sintigrafisinin (EgTS) KAH tanısı ve tedavisinin yönlendirilmesinde değerini etkileyen ƒaktörler araştırıldı. Bu amaçla EgTS ve koroner anjiografi yapılmış olan 198 olgunun sintigrafileri kantitatif analiz yapılmaksızın yeniden değerlendirildi. EgTS 64 olguda 1986, 88 olguda 1987, 46 olguda 1988 yıllarında yapılmış olup testin duyarlılığı yıllara göre sırasıyla % 92-86-95, özgüllüğü % 62-84-100 idi. Tüm olgularda duyarlılık % 90, özgüllük % 80 olup yeniden değerlendirme sonucu özgüllükde değişme olmazken duyarlılık % 94'e çıkmıştı. Yalancı pozitif EgTS'li 9 olgunun 5'inde neden, normal varyantların iyi değerlendirilememesi idi. Üçü miyokard infarktüsü geçirdiği kanıtlanmış, biri kardiomiyopatili 4 olguda ise gerçekte perfüzyon bozukluğu bulunmasına rağmen koroner arterler normaldi. Yalancı negatif olarak değerlendirilen 15 olgunun 6'sında yorum hatası, 3 olguda teknik nedenler, 2 olguda distal damar hastalığı, 1 olguda kollaterallerin yeterli oluşu sözkonusuydu. Daha yüksek risk taşıyan 2 veya 3 damar hastlarının % 42'sinde birden fazla bölgede perfüzyon defekti gösterilebilmişti. Tüm sol ön inen dal (LAD) lezyonlarının % 39'u EgTS ile saptanabildi. Bulgularımıza dayanarak biri fonksiyon diğeri anatomiyi gösteren iki yöntemin karşılaştırılmasının her zaman gerçeği yansıtmadığı, EgTS'nin hasta damar lokalizasyonunu belirlemesinde asıl etkenin, damar hastalığı derecesi veya risk altındaki miyokard segmenti miktarı olduğunu düşündük. Deneyim artışı ile planar EgTS'nin tanı değerinin arttığı yargısına varıldı.

11. 
Hipertansiyonlu Hastalarda İsosorbide Dinitrate'in Sol Ventrikül Diastolik Fonksiyonları ve Sol Atrial Sistolik Zaman İntervalleri Üzerindeki Etkilerinin Noninvaziv İncelenmesi
Non-invasive Assessment of Effects of Isosorbide Dinitrate on Left Ventricular Diastolic Functions and Left Atrial Systolic Time Intervals in Hypertensive Patients
Ali DEMİR, Cemal LÜLECİ, Ahmet IŞIK, Emir DÖNDER, Nadi ARSLAN, Hüseyin ÇELİKER
Sayfalar 195 - 199
Esansiyel hipertansiyonlu (HG) 50 hasta ile kontrol grubunu (KG) oluşturan 25 kişide isosorbide dinitrate (ISDN) verilmeden önce ve verildikten 20 dakika sonra sol ventrikül diastolik fonksiyonları ve sol atrial sistolik zaman intervalleri (LASTI) Doppler eko ile incelendi. Erken ve geç diastolik doluşun ortalama ve pik akım hızları (VM ve VP), atrial pik akım hızının erken diastolik pik akım hızına oranı (A/E), atrial akım volümünün transmitral akım volümüne oranı (AFV/TFV), akselerasyon ve deselerasyon averajı (E-AA ve E-DA) ile LASTI olarak; atrial ejeksiyon zamanı (AET), atrial preejeksiyon zamanı (APET) ve düzeltilmiş artial preejeksiyon zamanı (APETc) ölçüldü. ISDN'ın sol ventrikül ve sol atrium boyutlarında küçülmeye yol açarken, erken ve geç diastolik dönemdeki sol ventrikül doluşunu azalttığı ve bu etkinin IIG ile KG'nda farklı olduğu görüldü. ISDN verildikten sonra IIG'ta A/E oranı ve AFV/TVF oranı sabit kalmasına rağmen, KG'nda bu iki değer anlamlı şekilde artmıştır (p<0.05). Neticede, İSDN'ın preload'ı azalttığı, preload'daki azalışın ise erken ve geç diastolik döneme farklı şekilde yansıdığı görüldü. Bu nedenle Doppler eko ile diastolik fonksiyonlar incelenirken, preload'daki değişikliklerin dikkate alınması gerektiği kanaatine varıldı. İSDN verildikten sonra APETc ile APET/AET değerlerinde anlamlı bir değişiklik olmadığından, bu iki parametrenin sol atrial fonksiyonların incelenmesinde güvenle kullanılabileceği sonucuna varıldı.

12. 
Sol Ön İnen Koroner Artere Safen Ven Yama İle Rekonstrüksiyon, Endarterektomi ve İntern Mamaria Arter Grefti İle Bypass Teknikleri Kombinasyonu
Vein Patch Reconstruction and Endarterectomy Combined with IMA Grafting in Left Anterior Descending Coronary Artery Lesions
Ömer BAYEZİD, Serdar ENER, Hüsnü SEZER, Mehmet BALKANAY, Ömer IŞIK, Cevat YAKUT
Sayfalar 200 - 204
Şubat 1985-Mart 1990 tarihleri arasında 42 olguda LAD arterde uzun segment darlık ve tıkanıklıklar nedeni ile safen ven yama rekonstrüksiyonu üzerine İMA anastomozu yapılmıştır. Olguların 27'sinde kör ve açık endarterektomi işleme eklenmiştir. Rutin koroner revaskülarizasyon operasyonlarına göre inotropik ilaç ve intraaortik balon pompası (İABP) gereksinimi, peroperatif ve postoperatif miyokard infarktüsü gelişmesi şeklindeki morbidite ve mortalite anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak bu tür olgular kötü sol ventrikül fonksiyonu, reoperasyon, "unstable" angina pektoris, çok damar hastalığı gibi yüksek risk özellikleri taşımaktadırlar. Mortalite ve morbidite yüksek olmakla birlikte bu tür kombine teknikler tam revaskülarizasyon sağlamak için yalnızca zorunlu durumlarda kullanılabilir. Ancak özellikle proksimal bölgede kör endarterektomiden kaçınmak gerektiği sonucuna varılmıştır. Endarterektomi yapılmakszın plaklı bölgede safen ven yama (SVY) ile yeterli lümen genişliği ve İMA kullanımı sağlanabilir. 6 olguda kontrol anjiografi yapılarak incelenmiştir. Safen ven yama rekonstrüksiyonu ile endarterektomi yapmaksızın yeterli lümen genişliği ve IMA kullanımı sağlanabileceğinden özellikle LAD arterin proksiml kısmında kör endarterektomiden kaçınmalıdır.

13. 
Perkütan Balon Pulmoner Valvüloplastide Erken ve Geç Dönem Elektrokardiyografik Değişiklikler
Electrocardiographic Changes in the Early and Late Periods After Percutaneous Balloon Pulmonary Valvuloplasty
Sengül ÇEHRELİ, Can ÖZER, Siber GÖKSEL, Yalçın SÖZÜTEK
Sayfalar 205 - 208
Bu çalışmada Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi Kardiyoloji Kliniği'nde yapılan 32 perkütan balon pulmoner valvüloplasti olgusunda işlem sırasında, ayrıca erken ve geç dönem sonrasında oluşan elektrokardiyografik değişiklikler değerlendirildi. İşlem sırasında 2 olguda (% 6) sinüzal bradikardi, 13 olguda (% 40) ventriküler ve supraventriküler ekstrasistoller, 4 olguda (% 12) geçici komplet sağ dal bloğu, 1 olguda (% 3) nodal taşikardi gözlendi. İşlem sonrasında 1 olguda (% 3) 2. derecede AV blok ve ardından hızlanmış idiyonodl ritm geçici olarak gelişti. İşlem öncesi 404±39 msn olan QTc süresinin valvüloplasti sonrası uzayarak 24 saatte en yüksekdeğerlere (449±34 msn, p<0.01) ulaştığını ve giderek azalıp 1 ay sonraki kontrollerde (410±20 msn, p>0.05) yaklaşık başlangıç değerlerine döndüğünü gözledik. Başlangıçta tüm olguların ortalama QRS aksı 118±30 dereceydi ve 24 olguda (% 75) sağ ventrikül hipertrofisi vardı. 6-24 ay sonraki kontrollerde (25 olgu) QRS aksı 121±29 dereceden 105±30 dereeye düştü (p<0.05). Bu 25 olgunun başlangıçta 19'unda sağ ventrikül hipertrofisi örneği vardı. Bu örnek, hastaların 4'ünde kayboldu, 10'unda geriledi, 5'inde hiç değişmedi. Sonuç olarak işlem sırasında ve sonrasında tehlikeli ya da kalıcı bir ritm ve iletim bozukluğu gözlememiş olmamıza karşın, balon kateterlerin şişirilme sırasında iletim sistemi üzerinde travmatik etkilerinin olabildiğini saptadık.

OLGU
14. 
Koroner Arter Fistülü: İki Olgu Bildirisi
Coronary Artery Fistula: Report of Two Cases
Gülşah TAYYARECİ, Duli KALANGOZ, Aydın ÇAĞIL, Uluğ SUNGU, Besim YİĞİTER, Remzi TOSUN
Sayfalar 209 - 211
Koroner arter hastalığı ön tanısıyla tetkike alınan ve selektif anjiyografi sırasında tanı konulan iki koroner arter fistülü olgusu takdim edildi. Birinci olguda sol koroner arter ön inen dal proksimalinden ayrılan bir dalın anevrizmal genişlemeden sonra pulmoner artere fistülize olduğu görüldü. Cerrahi yöntemle fistül kapatıldı. İkinci olguda yine sol koroner arter ön inen daldan pulmoner arter fistül yanında sirkumfleks arterin birinci obtus marjinden sonraki bölümünde % 90 organik darlık saptanarak fistül ligasyonu ile birlikte sirkumfleks artere safen ven gref ile aorto-koroner by-pass uygulandı.

15. 
İzole Sol Ana Koroner Arter Ostial Darlığı
Isolated Coronary Ostial Stenosis
Cahit KOCAKAVAK, Emine KÜTÜK, Hatice ŞAŞMAZ
Sayfalar 212 - 213
Literatürde izole koroner arter ostial darlığının çok nadir bir lezyon olduğu, özellikle menopoz öncesi kadınlarda ya da estrojen tedavisi gören erkeklerde bulunduğu bildirilmiştir. Bu yazıda, izole sol ana koroner arter ostial darlığı ve Leriche sendromu bulunan bir erkek olgu sunulmuştur. Yaptığımız araştırmada bu olgunun 1974 ile Aralık 1989 tarihleri arasında, Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi Kardiyolojöi Kliniği'nde koroner anjiyografi uygulanan 9702 olgu içindeki tek sol ana koroner ostial darlığı olgusu olduğunu saptadık. Sonuç olarak bu olgu sunumu sol ana koroner arter ostial darlığının son derece nadir bir olay olduğunu, estrojen tedavisi görmeyen erkeklerde de oluşabildiğini göstermektedir.

16. 
Portal Sisteme Drenaj Gösteren Total Anormal Pulmoner Venöz Dönüş Anomalisi
Total Anomalous Pulmonary Venous Connection to the Portal Venous System
Selmin KARADEMİR, Arman BİLGİÇ, Süheyla ÖZKUTLU, Funda ÖZTUNÇ
Sayfalar 214 - 216
Ekokardiyografi ve kardiak kateterizasyon ile tanı konulan ve portal sisteme drenaj gösteren bir total anormal pulmoner venöz dönüş olgusu sunuldu. Solunum güçlüğü gösteren siyanotik hastalarda bu nadir görülen anomalinin ayırıcı tanıda düşünülmesi gerektiği vurgulandı.

DERLEME
17. 
Santral Sinir Sistemi Patolojileri ve Kardiyovasküler Fonksiyonlar
Central Nervous System Disorders and Cardiovascular Functions
Mehmet İŞLER, Emre KUMRAL
Sayfalar 217 - 222
Santral sinir sisteminde (SS) değişik düzeylerde meydana gelen patolojik süreçler viseral fonksiyonları bu arada kardiyovasküler sistem fonksiyonlarını etkilemektedir. SSS lezyonları sinirsel ve humoral mekanizmaları etkileyerek, kan basıncı değişikliklerden akut pulmoner ödeme kadar varan komplikasyonlara neden olmaktadır. Klinik pratikte, miyokard iskemisi ve infarktüsle uyumlu EKG bulgularının ortaya çıkabilmesi ve hayatı tehdit eden aritmilerin görülmesi özellikle önem taşımaktadır. Bu nedenle, akut SSS lezyonu bulunan bir olgunun, sürekli elektrokardiografik izlem ve acil girişimlerin yapılabileceği özel ünitelerde izlenmesi gereğini vurgulamayı uygun bulur.

18. 
Yaşlılarda Hipertansiyon
Hypertension in Elderly Patients
Baki KOMSUOĞLU, Cihangir EREM, Berrin ÇETİNARSLAN, Halil KAVGACI
Sayfalar 223 - 230
Epidemiyolojik çalışmalar yaşlı kişilerin yarısından fazlasında hipertansiyonun bulunduğunu göstermektedir. Kardiyovasküler mortalite yönünden sistolik kan basıncının diastolik kan basıncına göre daha önemli olduğu görülmektedir. Gerçi, sistolik hipertansiyonun temel etiyolojisi kesin bilinmemekte ise de birçok mekanizmaların bunda katkısı olduğu gösterilmiştir (büyük arter dolaşımının kompliyansında değişme, bororeseptör sensitivitesinde azalma, sempatik sinir sistemi uyarısına cevap artışı, böbrek ve sodyum metabolizmasındaki değişmeler, renin-anjiyolensin-aldosteron oranlarındaki değişmeler). Bu yazıda ayrıca, çeşitli antiheptansif ilaçların yaşlı hastalardaki kullanımı gözden geçirilmiştir.

19. 
Editöre Mektup
Letter to The Editor

Sayfa 232
Makale Özeti |Tam Metin PDF



Journal Metrics

Journal Citation Indicator: 0.18
CiteScore: 1.1
Source Normalized Impact
per Paper:
0.22
SCImago Journal Rank: 0.348

Hızlı Arama



Copyright © 2026 Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi