TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ ARŞİVİ - Turk Kardiyol Dern Ars: 37 (8)
Cilt: 37  Sayı: 8 - Aralık 2009
ARAŞTIRMA
1.
Mekanik mitral kapak değişimi sonrası gelişen protez kapak-hasta uyumsuzluğu ve sistolik pulmoner arter basıncı üzerine etkisi
The frequency of prosthesis-patient mismatch after mechanical mitral valve replacement and its effect on postoperative systolic pulmonary arterial pressure
Aylin Tuğcu, Özkan Köse, Özlem Yıldırımtürk, Yelda Tayyareci, Saide Aytekin
PMID: 20200452  Sayfalar 523 - 530
Amaç: Mekanik mitral kapak değişimi (MKD) geçirmiş hastalarda, protez kapak-hasta uyumsuzluğunun (PKHU) sıklığı, bunun ameliyat sonrası sistolik pulmoner arter basıncı (PAB) üzerine etkisi ve protez kapak indeks etkin orifis alanı (EOA) ile sistolik PAB ve protez kapağın hemodinamik değişkenleri arasındaki ilişki araştırıldı.
Çalışma planı: Çalışmaya, normal fonksiyonlu mekanik protez mitral kapağı olan 100 hasta (27 erkek, 73 kadın; ortalama yaş 51±11) alındı. Doppler ekokardiyografi ile protez mitral EOA, indeks EOA ve net atriyoventriküler uyum (Un) değerlendirildi. Protez kapak-hasta uyumsuzluğu, indeks EOA’nın ≤1.2 cm2/m2, Un’nin ≤4 ml/mmHg; pulmoner hipertansiyon (PHT), sistolik PAB’nin ≥40 mmHg olması olarak tanımlandı. Bulgular: Protez kapak-hasta uyumsuzluğu ve ameliyat sonrası kalıcı PHT oranları sırasıyla %33 ve %31 bulundu. Kalıcı PHT sıklığı ve düşük Un sıklığı PKHU olan grupta PKHU olmayan gruba göre anlamlı derecede yüksek bulundu (PHT için %79 ve %8; düşük Un için %60 ve %31; p<0.001). Ameliyat sonrası sistolik PAB değerleri, PKHU olan grupta PKHU olmayan gruba göre (42.0±6.6 mmHg ve 29.9±6.0 mmHg, p<0.0001) ve Un değeri düşük olan 41 hastada yüksek olan 59 hastaya göre (37.2±8.8 mmHg ve 31.6±7.4 mmHg, p<0.001) anlamlı derecede yüksek idi. Ameliyat sonrası sistolik PAB ile indeks EOA (r=-0.535, p<0.001) ve Un (r=-0.422, p<0.001) arasında anlamlı ilişki bulunurken, protez kapak boyutu sistolik PAB (r=0.022, p=0.829) ve indeks EOA (r=0.008, p=0.93) ile anlamlı ilişkili göstermedi. Çokdeğişkenli regresyon analizinde, sistolik PAB’ye bağımsız olarak etki eden değişkenler, indeks EOA, yaş, protez kapak üzerindeki ortalama gradiyent ve Un olarak bulundu.
Sonuç: Mekanik mitral kapak değişimi sonrası ortaya çıkan PKHU kalıcı PHT ile ilişkilidir. Ameliyat öncesinde vücut yüzey alanına uygun protez kapağın seçilmesi, PKHU’yu büyük oranda önleyebileceği gibi ameliyat sonrası kalıcı PHT sıklığını da azaltabilir.
Objectives: We investigated the frequency of prosthesis-patient mismatch (PPM) after mechanical mitral valve replacement (MVR), its effect on postoperative systolic pulmonary arterial pressure (PAP), and the relationship of indexed effective orifice area (EOA) with systolic PAP and hemodynamic variables of the prosthetic valve.
Study design: The study included 100 patients (27 men, 73 women; mean age 51±11 years) with a normally functioning mechanical mitral valve prosthesis. Prosthetic mitral EOA, indexed EOA, and net atrioventricular compliance (Cn) were estimated by Doppler echocardiography. Prosthesis-patient mismatch was defined as an indexed EOA ≤1.2 cm2/m2 and Cn ≤4 ml/mmHg, and pulmonary hypertension (PHT) was defined as systolic PAP ≥40 mmHg.
Results: The frequencies of PPM and postoperative persistent PHT were 33% and 31%, respectively. Postoperative persistent PHT was seen in 79% and 8% in patients with and without PPM, respectively (p<0.001). The frequency of low Cn was significantly higher in patients with PPM (60% vs. 31%; p<0.001). Postoperative systolic PAP was significantly higher in patients with PPM (42.0±6.6 mmHg vs. 29.9±6.0 mmHg, p<0.0001) and in 41 patients having a low Cn compared to 59 patients having a high Cn (37.2±8.8 mmHg vs. 31.6±7.4 mmHg, p<0.001). Postoperative systolic PAP was significantly correlated with indexed EOA (r=-0.535, p<0.001) and Cn (r=-0.422, p<0.001), whereas prosthetic valve size was not correlated with systolic PAP (r=0.022, p=0.829) and indexed EOA (r=0.008, p=0.93). In multivariate regression analysis, indexed EOA, age, mean transprosthetic gradient, and Cn were independent factors affecting systolic PAP.
Conclusion: Prosthesis-patient mismatch after MVR is associated with persistent PHT. Use of a prosthetic valve that is compatible to the body surface area may significantly reduce the incidence of PPM, and thus the frequency of persistent PHT.

2.
Mitral darlığı olan ve eko skoru yüksek hastalarda balon valvüloplastinin etkinlik ve güvenilirliği: Erken-orta dönem klinik ve ekokardiyografik sonuçlar
The efficiency and safety of balloon valvuloplasty in patients with mitral stenosis and a high echo score: mid- and short-term clinical and echocardiographic results
Mehmet Ekinci, Hamza Duygu, Halit Acet, Faruk Ertaş, Çayan Çakır, Rida Berilgen, Cem Nazlı, Oktay Ergene
PMID: 20200453  Sayfalar 531 - 537
Amaç: Bu çalışmada eko skoru yüksek olan (9-11) hastaların da dahil edildiği semptomatik mitral darlığında perkütan mitral balon valvüloplastinin (PMBV) başarısı ve güvenilirliği ile orta dönem klinik ve ekokardiyografik takip sonuçları değerlendirildi.
Ça­lış­ma pla­nı: İleriye dönük çalışmaya semptomatik (NYHA sınıf II-IV) mitral darlığı (kapak alanı <1.5 cm2) nedeniyle Inoue tekniği ile PMBV yapılan ardışık 57 hasta (9 erkek, 48 kadın; ort. yaş 41±9) alındı. Hastalar eko skoru ≤8 (grup 1, 25 hasta) ve >8 olanlar (grup 2, 32 hasta) olarak iki gruba ayrıldı. Tüm hastalar, işlem öncesinde, işlemden 24-48 saat sonra ve sonrasındaki takiplerde klinik ve ekokardiyografik olarak değerlendirildi. Sonuçlar yeniden darlık gelişmesi ve majör kardiyovasküler olaylar açısından değerlendirildi.
Bul­gu­lar: Atriyal fibrilasyon (%53.1 ve %16; p=0.006) ve fonksiyonel kapasitesi NYHA III-IV (%90.7 ve %56; p=0.01) olan hastaların oranı grup 2’de anlamlı derecede daha yüksekti. İşlem başarısı grup 1 ve grup 2’de sırasıyla %96 (n=24) ve %90.6 (n=29) bulundu (p>0.05). Grup 1’de bir hastada (%4), grup 2’de üç hastada (%9.4) işlem başarısız oldu. Grup 1’de bir hastada ciddi mitral yetersizliği gelişti ve kapak değişimi yapıldı. Grup 2’de iki hastada hemoperikardiyum gelişti. İşlem sonrası ölçülen kapak alanında işlem öncesine göre ortalama iki kat artış sağlandı (1.0±0.1 cm2 ve 2.0±0.2 cm2). Bu artış grup 1’de daha fazla idi (grup 1’de 1.1±0.1 cm2 ve 2.1±0.1 cm2; grup 2’de 0.9±0.1 cm2 ve 1.8±0.1 cm2; p<0.001). Hastaneiçi ölüm ve embolik olay görülmedi. İki hasta grubunun ortalama 21±13 aylık takibi sırasında majör kardiyovasküler olay ve yeniden darlık görülmedi.
So­nuç: Semptomatik mitral darlığında PMBV eko skoru ≤8 olanlar kadar eko skoru 9-11 olanlarda da başarı ile uygulanabilmekte ve işlem sonrası hemodinamik ve semptomatik düzelmeler sağlanabilmektedir.
Objectives: We aimed to evaluate the success and safety of percutaneous mitral balloon valvuloplasty (PMBV) and its mid-term clinical and echocardiographic results in patients with symptomatic mitral stenosis, including those having a high echo score (9 to 11).
Study design: This prospective study included 57 consecutive patients (9 men, 48 women; mean age 41±9 years) who underwent PMBV with the Inoue technique for symptomatic (NYHA class II-IV) mitral stenosis (valve area <1.5 cm2). The patients were divided into two groups according to the echo scores of ≤8 (group 1, n=25) and >8 (group 2, n=32). Clinical and echocardiographic evaluations were performed before and after 24-48 hours of PMBV and during the follow-up period, including restenosis and major cardiovascular events.
Results: Patients in group 2 had significantly higher rates of atrial fibrillation (53.1% vs. 16%; p=0.006) and functional capacity of NYHA class III-IV (%90.7 vs. %56; p=0.01). Procedural success rates were 96% (n=24) and 90.6% (n=29) in group 1 and 2, respectively. Failure occurred in one patient (4%) in group 1, and in three patients (9.4%) in group 2. One patient in group 1 developed severe mitral stenosis resulting in valve replacement. In group 2, two patients developed hemopericardium. After the procedure, there was a two-fold increase from 1.0±0.1 cm2 to 2.0±0.2 cm2 in the mean valve area, being more prominent in group 1 (group 1: from 1.1±0.1 cm2 to 2.1±0.1 cm2; group 2: from 0.9±0.1 cm2 to 1.8±0.1 cm2; p<0.001). In-hospital mortality or embolic events did not occur, nor did restenosis or major cardiovascular events during a mean follow-up of 21±13 months.
Conclusion: Our results show that PMBV can be performed successfully in patients having a low (≤8) or higher (9-11) echo score, with satisfactory hemodynamic and symptomatic improvements.

3.
Duchenne musküler distrofisinde repolarizasyon anormallikleri
Repolarization abnormalities in Duchenne-type muscular dystrophy
Murat Muhtar Yılmazer, Rukiye Eker Ömeroglu, Helen Bornaun, Naci Öner, Kemal Nişli, Türkan Ertuğrul
PMID: 20200454  Sayfalar 538 - 542
Amaç: Duchenne musküler distrofisi (DMD), X’e bağlı resesif kalıtılan ve özellikle iskelet ve kalp kasını etkileyen genetik bir hastalıktır. Bu çalışmada, DMD’li hastalarda ventriküler aritmi varlığı ile düzeltilmiş QT (QTc) ve onun bileşeni olan düzeltilmiş JT (JTc) dağılımı (dispersiyon) arasındaki ilişki araştırıldı.
Ça­lış­ma pla­nı: Çalışmaya DMD’li ardışık 43 erkek hasta (ort. yaş 8.8±3.0; dağılım 3-17) alındı. Standart 12 derivasyonlu elektrokardiyografi (EKG) kayıtları üzerinden QT ve JT intervalleri ve düzeltilmiş QT (QTc) ve JTc dağılım değerleri hesaplandı. Yirmi dört saatlik Holter EKG kayıtlarında ventrikül ekstrasistolleri araştırıldı ve ventrikül ritim bozukluğu örnekleri Lown-Wolf sınıflamasına göre derecelendirildi. Sonuçlar 34 sağlıklı çocuktan (ort. yaş 9.5±3.1) oluşan kontrol grubuyla karşılaştırıldı.
Bul­gu­lar: Ortalama QTc ve JTc dağılım değerleri hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulundu (QTc için 78.0±20.6 msn ve 50.9±16.5 msn; JTc için 77.6±20.5 msn ve 50.8±17.7 msn; p<0.05). Holter kayıtları 36 hastada ve 33 kontrolde değerlendirmeye alındı. Ventrikül ekstrasistollerine altı DMD’li hastada (%16.7) ve kontrol grubunda bir kişide (%3, derece I) rastlandı. Holter kayıtlarında patolojik bulgu sıklığı DMD’li grupta anlamlı derecede fazlaydı (p<0.05). Patolojik bulgular dört hastada derece I, bir hastada derece II, bir hastada da derece IV olarak sınıflandırıldı. Ventrikül ekstrasistolü görülen ve görülmeyen hastalar arasında QTc ve JTc dağılım değerleri anlamlı farklılık göstermedi (p>0.05).
So­nuç: Ventrikül ekstrasistolü olan ve olmayan hastalarda benzer QTc ve JTc dağılım değerleri elde edilmesi, ventrikül repolarizasyon anormalliklerinin erken dönemde başladığı ve bunun uzun dönemde ventrikül ritim bozukluklarına temel oluşturduğu şeklinde yorumlanabilir.
Objectives: Duchenne-type muscular dystrophy (DMD) is an X-linked recessive inherited disease affecting mainly the skeletal and cardiac muscles. We aimed to seek associations between the incidence of ventricular arrhythmias and corrected QT (QTc) dispersion and its component, corrected JT (JTc) dispersion in patients with DMD.
Study design: The study included 43 consecutive male patients (mean age 8.8±3.0 years; range 3 to 17 years) with DMD. On standard 12-lead electrocardiograms (ECG) the QT and JT intervals and the corrected QT (QTc) and JTc dispersions were calculated. Ventricular extrasystoles were assessed on 24-hour Holter ECG recordings. Ventricular dysrhythmic patterns were evaluated according to the Lown-Wolf classification. The results were compared with those of a control group of 34 healthy children (mean age 9.5±3.1 years).
Results: The mean QTc and JTc dispersion values were significantly higher in DMD patients compared to controls (QTc: 78.0±20.6 msec vs. 50.9±16.5 msec; JTc: 77.6±20.5 msec vs. 50.8±17.7 msec; p<0.05). The results of Holter monitoring were evaluated in 36 patients and in 33 controls. Ventricular extrasystoles were found in six patients (16.7%) and in one (grade I) control subject (3%). The incidence of pathological findings was significantly higher in the study group (p<0.05), including grade I pathology in four patients, grade II pathology in one patient, and grade IV in one patient. QTc and JTc dispersion values of the patients with and without ventricular extrasystoles showed no statistically significant difference (p>0.05).
Conclusion: Similar QTc and JTc dispersion values detected in patients with and without ventricular extrasystoles may suggest that ventricular repolarization abnormalities occur in early life and may predispose to the development of ventricular arrhythmias in the long-term.

4.
Miyokart Enfarktüsü Boyutsal Değerlendirme Ölçeği`nin Türkçeye uyarlanması: Geçerlik ve güvenirlik çalışması
Adaptation of Myocardial Infarction Dimensional Assessment Scale to Turkish: a validity and reliability study
Hilal Uysal, Şeyda Özcan, Nuray Enç
PMID: 20200455  Sayfalar 543 - 550
Amaç: Miyokart enfarktüsünün (ME) sağlığa bağlı yaşam kalitesinin bozulmasında etkili olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada, Türkçeye uyarladığımız Miyokart Enfarktüsü Boyutsal Değerlendirme Ölçeği’nin (TR-MIDAS) ülkemizde ilk kez ME geçiren hastalar için geçerliği ve güvenirliği araştırıldı.
Ça­lış­ma pla­nı: Araştırma ilk kez ME geçiren, akut dönemi geçirmiş, en fazla 70 yaşında olan, göğüs ağrısı şikayeti olmayan 81 hasta (13 kadın, 68 erkek) ile gerçekleştirildi. Veriler, sosyo-demografik veri formu ve TR-MIDAS kullanılarak toplandı. Ölçeğin geçerliği dil ve kapsam geçerliği ölçümleri ile yapıldı. Güvenirlik analizi için Cronbach alfa değerleri hesaplandı ve test-tekrar test güvenirlik ölçümleri için ölçek hastalara iki hafta sonra tekrar uygulandı.
Bul­gu­lar: Katılımcıların %9.9’u 30-44, %40.7’si 45-54, %27.2’si 55-64, %22.2’si 65-70 yaş grubundaydı. Ölçeğin kapsam geçerliği indeksi 0.95 bulundu. Cronbach alfa değeri toplam ölçek için 0.83 bulunurken, yedi altboyut için bu değerler 0.38-0.78 arasında değişmekteydi. Toplam madde korelasyonlarının 0.31-0.91 arasında değiştiği görüldü. Toplam test-tekrar test güvenirlik değeri 0.45 (p=0.00), altboyutlarının test-tekrar test değerleri 0.27-0.74 arasında bulundu.
So­nuç: Miyokart Enfarktüsü Boyutsal Değerlendirme Ölçeği ile bugüne kadar yapılmış üçüncü çalışma olma özelliği taşıyan çalışmamızın verileri, TR-MIDAS’ın ülkemizde ilk kez ME geçiren hastalarda hastalığa özgül yaşam kalitesini ölçmede geçerli ve güvenilir bir araç olarak kullanılabileceğini göstermektedir.
Objectives: It is well known that myocardial infarction (MI) adversely affects health-related quality of life. This study was designed to investigate the validity and reliability of the Turkish adaptation of the Myocardial Infarction Dimensional Assessment Scale (MIDAS) in patients admitted to hospital following their first MI.
Study design: The study included 81 patients (13 women, 68 men; age ≤70 years) who were treated for their first MI, with recovery from the acute period without chest pain. Data were collected using a questionnaire on sociodemographic features and the Turkish version of the MIDAS. Validity studies included language and content validity. For reliability analyses, Cronbach’s alpha coefficients were calculated and, for test-retest reliability, the scale was re-administered after a two-week interval.
Results: The participants fell within the following age brackets: 30-44 years (9.9%), 45-54 years (40.7%), 55-64 years (27.2%), and 65-70 years (22.2%). Content validity index of the scale was 0.95. The overall Cronbach’s alpha coefficient was calculated as 0.83, ranging from 0.31 to 0.91 for seven subscales. Item-total correlations were between 0.31 and 0.91. The overall test-retest reliability was 0.45 (p=0.00), ranging from 0.27 to 0.74 for seven subscales.
Conclusion: This has been the third study evaluating the MIDAS in MI patients. Our results demonstrate that the Turkish version of the MIDAS can be used as a valid and reliable tool in the evaluation of disease-specific quality of life of Turkish patients sustaining their first MI.

EDITÖRDEN
5.
Karaman il merkezinde yaşayan hipertansiyon hastalarının ilaç kullanım durumlarının ve bilgilerinin incelenmesi
Evaluation of compliance and level of knowledge of patients with hypertension living in Karaman city center, Turkey
Dilek Cingil, Sıttıka Delen, Ayfer Aksuoğlu
PMID: 20200456  Sayfalar 551 - 556
Amaç: Bu tanımlayıcı çalışmada ilaç kullanan hipertansiyonlu hastaların ilaç kullanımına ilişkin bilgi düzeyleri ve durumları değerlendirildi.
Ça­lış­ma pla­nı: Çalışma hipertansiyon tanısı ile en az bir yıldır ilaç tedavisi görmekte olan 194 hastada (144 kadın, 50 erkek) yapıldı. Hastalarda hipertansiyon süresi ortalama 6.3±5.7 yıl idi. Veriler, hastaların sosyodemografik özelliklerini ve antihipertansif ilaç kullanım özelliklerini sorgulayan bir anket aracılığı ile toplandı.
Bul­gu­lar: Katılımcıların %70.1’i 50 yaş ve üzerindeydi. Elli altı hastanın (%28.9) ilacını düzenli kullanmadığı öğrenildi. Hastaların ilaçlarını düzenli kullanmama durumları yaş ve cinsiyet ile anlamlı ilişki gösterdi. Yaş grubu ≤49 ve ≥50 olan hastalar içinde düzenli ilaç kullanmama oranları sırasıyla %43.1 ve %22.8 idi. Kadınların %34.7’si, erkeklerin %12’si ilaçlarını düzenli kullanmayan gruptaydı. Hastaların ilaçlarını düzenli kullanma durumu, ilacın dozu, saati ve ilaçla ilgili bilgilendirilmeleri ile anlamlı ilişki gösterdi. Çokdeğişkenli lojistik regresyon analizinde “49 yaş ve altında olma” ve hastanın “ilacı alacağı saati bilmemesi”nin hipertansiyonlu hastalarda ilacı düzenli kullanmama durumu için bağımsız risk etmenleri olduğu görüldü. İlacı düzensiz kullanma durumu, 49 yaş ve altında olanlarda 2.916 kat (%95 GA 1.415-6.009), ilacını alma saatini bilmeyenlerde 8.964 kat (%95 GA 2.164-37.127) daha fazlaydı.
So­nuç: Hastaların yaklaşık üçte birinin tedaviye uyumunun kötü olması ciddi bir durumdur. Hipertansiyonlu hastalar sağlık personeli tarafından ilaç kullanımı konusunda mutlaka eğitilmeli ve izlenmelidir.
Objectives: This descriptive study was performed in hypertensive patients to determine their level of knowledge on, and attitudes to drug use.
Study design: The study was carried out in 194 patients (144 women, 50 men) who had been on antihypertensive treatment for at least a year. The mean duration of hypertension was 6.3±5.7 years. Data were collected using a questionnaire on sociodemographic characteristics and level of knowledge on, and attitudes to drug use.
Results: Of the participants, 70.1% were at the age of 50 years or beyond. Fifty-six patients (28.9%) were found to have a poor compliance with drug use. Noncompliance showed a significant association with age and gender, being 43.1% and 22.8% in the age groups of ≤49 years and ≥50 years, and 34.7% and 12% in women and men, respectively. Compliance was significantly correlated with the delivery of information to the patients on the dose, the right time, and the properties of the drugs prescribed. Multivariate logistic regression analysis showed that age ≤49 years and lack of knowledge on the right time of drug intake were independent risk factors contributing to irregular drug use. The incidences of nonadherence were 2.916-fold (95% Cİ 1.415-6.009) and 8.964-fold (95% Cİ 2.164-37.127) higher in the age group of ≤49 years, and in those who did not know the right time of drug intake, respectively.
Conclusion: Poor compliance to therapy in about one-third of the patients is a critical problem. Patients with hypertension must be informed and monitored by health professionals with respect to drug use.

ARAŞTIRMA
6.
Miyokart enfarktüslü hastalarda anksiyete ve depresyonun incelenmesi
Evaluation of anxiety and depression levels in patients with myocardial infarction
Zeynep Canlı Özer, Fisun Şenuzun, Yasemin Tokem
PMID: 20200457  Sayfalar 557 - 562
Amaç: Miyokard enfarktüsü (ME) geçiren bireylerde anksiyete ve depresyon gelişebilir. Bu çalışmada ME geçiren bireylerde anksiyete ve depresyon düzeyleri araştırıldı.
Ça­lış­ma pla­nı: Araştırma, Kardiyoloji ünitelerine yatan 506 hasta (199 kadın, 307 erkek; ort. yaş 55.7±6.9) ile yapıldı. Veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan ve hastaların tanıtıcı özelliklerini içeren kişisel bilgi formu ve Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADÖ) ile toplandı. Ölçeğin ülkemizdeki ME’li hastalarda geçerliliği araştırılmış ve anksiyete ve depresyon için yararlı ve duyarlı bir tarama aracı olduğu gösterilmiştir.
Bul­gu­lar: Tüm hastalarda (%100) klinik olarak ciddi düzeyde anksiyete görüldü. Depresyon açısından, 45 hasta (%8.9) klinik olarak normal bulunurken, 289 hastada (%57.1) sınırda, 172 hastada ise (%34) ciddi düzeyde depresyon belirlendi. HAD ölçeğinin puan ortalaması 11.4±2.9; anksiyete ve depresyon puan ortalamaları ise sırasıyla 12.2±4.1 ve 10.6±4.1 idi. Demografik veriler içinde yaş ölçeğin anksiyete ve depresyon altboyutu ile (p<0.001), eğitim durumu (p<0.05), ailenin toplam gelir durumu (p<0.01), sağlık güvencesi (p<0.05) ve ME geçirme sayısı (p<0.05) depresyon altboyutu ile anlamlı ilişki gösterdi. Regresyon analizinde, yaş (β=-0.128), eğitim (β=0.082), çalışma durumu (β=-0.79) anksiyete ve depresyonu, ailenin toplam geliri (β=-0.128) ve sağlık güvencesi (β=-0.086) depresyonu anlamlı derecede etkileyen bağımsız değişkenler idi.
So­nuç: Bulgularımız, ME geçiren bireylerde anksiyete ve depresyon düzeylerinin azaltılmasına yönelik hemşirelik girişimlerinin planlanması ve kardiyak rehabilitasyon programlarının uygulanmasının önemini ortaya koymaktadır.
Objectives: Patients with myocardial infarction (MI) may experience anxiety and depression. This study was designed to determine anxiety and depression levels in patients with MI.
Study design: The study included 506 patients (199 women, 307 men; mean age 55.7±6.9 years) who were admitted to the cardiology department for MI. Data were collected using a questionnaire to identify patient characteristics and the Hospital Anxiety and Depression Scale (HADS). The HADS has been validated as a sensitive screening tool for anxiety and depression in MI patients in the Turkish population.
Results: Clinically severe anxiety was found in all the patients (100%). Depression scores showed a clinically normal level in 45 patients (8.9%), borderline level in 289 patients (57.1%), and severe level in 172 patients (34%). The mean HADS score was 11.4±2.9, being 12.2±4.1 and 10.6±4.1 for anxiety and depression, respectively. Among patient characteristics, age was significantly associated with both anxiety and depression subscales (p<0.001), and education level (p<0.05), total family income (p<0.01), health insurance (p<0.05), and the number of myocardial infarctions (p<0.05) were significantly associated with the depression subscale. In regression analysis, age (β=-0.128), education level (β=0.082), and working status (β=-0.79) independently affected both anxiety and depression, and total family income (β=-0.128) and health insurance (β=-0.086) significantly affected depression.
Conclusion: Our data suggest that planning nursing interventions to decrease anxiety and depression levels and implementation of cardiac rehabilitation programs are of particular importance in patients with MI.

OLGU BILDIRISI
7.
Belirsiz bulgularla kendini gösteren, açık foramen ovalede yakalanmış bir trombüs
Thrombus entrapped in a patent foramen ovale, causing only vague symptoms
Celal Genç, Mehmet Uzun
PMID: 20200458  Sayfalar 563 - 565
Foramen ovale açıklığı venöz dolaşımdan arteryel dolaşıma bir geçiş sağlar. Bu geçiş, venöz sistemde oluşan pıhtıların sistemik dolaşıma geçmesine neden olabilir. Bu yazıda açık foramen ovalede yakalanmış bir trombüs olgusu sunuldu. Kırk beş yaşında kadın hasta atipik göğüs ağrısı ve pretibial ödem yakınmalarıyla başvurdu. Transtorasik ekokardiyografide sistolik fonksiyon normal bulunurken, derece I diyastolik disfonksiyon saptandı. Pulmoner arter basıncı 43 mmHg idi. Sağ atriyumda, interatriyal septuma ince bir pedikülle tutunmuş, hareketli, lobüllü bir kitle görüldü. Transözofageal ekokardiyografi kitlenin iki atriyumda da bulunduğunu gösterdi. Kalınlığı 7-10 mm olan kitle, lobüllü, homojen ekojenik ve oldukça hareketliydi. Foramen ovale açıklığından sol atriyuma geçiyordu. Atriyum kısmında kalınlığı 6-8 mm, daha kısa ve daha az hareketliydi. Hastada kardiyovasküler olayla ilişkili olabilecek herhangi bir yakınma ya da bulgu yoktu. Heparin tedavisine başlanan hasta için acil ameliyata karar verildi. Ameliyat sırasındaki transözofageal ekokardiyografide kitlenin trombüs olduğu ve antikoagülan tedaviyle küçüldüğü izlendi. Ameliyat sonrasında hastada herhangi bir nörolojik bulgu görülmedi. Venöz Doppler incelemesinde derin ven trombozu saptanması üzerine warfarin tedavisine başlandı.
Patent foramen ovale provides a passage from venous circulation to arterial circulation. This may allow passage of a thrombus formed in the venous system into the systemic circulation. We present a case in which a thrombus was entrapped in a patent foramen ovale. A 45-year-old woman presented with complaints of atypical chest pain and pretibial edema. Transthoracic echocardiography showed normal systolic function and grade I diastolic dysfunction. Pulmonary artery pressure was 43 mmHg. There was a mobile multilobular mass in the right atrium, attached to the interatrial septum via a thin pedicle. Transesophageal echocardiography showed a biatrial mass. It was 7-10 mm thick, multilobular, homogeneously echogenic, and highly mobile. It passed through the patent foramen ovale into the left atrium. The left atrial part was 6-8 mm thick, relatively shorter, and less mobile. The patient denied any symptoms related to a cerebrovascular accident. Heparin was initiated and an urgent operation was decided. Intraoperative transesophageal echocardiography showed that the mass was a thrombus which had become smaller due to anticoagulation. She had no neurologic symptoms postoperatively. Venous Doppler examination revealed deep vein thrombosis and warfarin was started.

8.
Sağ ventrikül çıkış yolu taşikardisini taklit eden aritmojenik sağ ventrikül kardiyomiyopatisi
Arrhythmogenic right ventricular cardiomyopathy mimicking right ventricular outflow tract tachycardia
Meltem Tekin, Alper Canbay, Erdem Diker
PMID: 20200459  Sayfalar 566 - 568
Aritmojenik sağ ventrikül kardiyomiyopatisi olan hastalarda ventrikül taşikardilerinin farklı formları bazen sağ ventrikül çıkış yolu taşikardisi ile karıştırılabilir. Çarpıntı ve bayılma yakınmaları ile başvuran 27 yaşındaki erkek hastanın elektrokardiyogramında (EKG), sol dal bloku ve inferiyor eksen morfolojisinde, uzamış monomorfik ventrikül taşikardisi izlendi. Sinüs ritminde çekilen EKG ise normal idi. Transtorasik ekokardiyografide sol ve sağ ventrikül fonksiyonları ve boyutları normal bulundu. Elektrofizyolojik çalışmada, klinik ventrikül taşikardisi ile uyumlu ve sağ ventrikül çıkış yolundan kaynaklandığı düşünülen ventrikül taşikardisi oluşturuldu ve aritmi radyofrekans ablasyon ile sonlandırıldı. Hasta bir yıl sonra çarpıntı yakınmasıyla tekrar başvurdu. Başvuru EKG’sinde bir yıl öncekine benzer uzamış ventrikül taşikardisi izlenirken, sinüs ritminde çekilen EKG’de ise, V1-3 derivasyonlarında T dalgası negatifliği izlendi. Elektrofizyolojik çalışmada, klinik ventrikül taşikardisi ile uyumlu ventrikül taşikardisi yanı sıra sol dal bloku ve yatay eksen morfolojisinde ikinci bir ventrikül taşikardisi oluştu. Bu aritmi kendiliğinden sonlandı. Farklı morfolojide ikinci bir ventrikül taşikardisi oluşması ve EKG’de T dalgası negatifliği olması üzerine hastada aritmojenik sağ ventrikül kardiyomiyopatisi olabileceği düşünüldü. Sağ ventrikül anjiyografisinde, sağ ventrikül genişlemiş ve kasılması azalmış olarak izlendi. Bu tanı, manyetik rezonans görüntülemede sağ ventrikül duvarında incelme ve duvar hareket bozukluğu görülmesi ile doğrulandı.
Ventricular tachycardia may be mistaken for right ventricular outflow tract tachycardia in patients with arrhythmogenic right ventricular cardiomyopathy. A 27-year-old man had complaints of palpitations and syncope. The admission electrocardiogram (ECG) showed sustained monomorphic ventricular tachycardia with left bundle branch block and inferior axis morphology. The ECG obtained during sinus rhythm was normal. Transthoracic echocardiography showed both ventricles in normal function and size. During electrophysiologic study, ventricular tachycardia was induced consistent with the clinical tachycardia. It was thought to originate from the left ventricular outflow tract and was terminated by radiofrequency ablation. However, the patient presented again, after a year, complaining of palpitations. The admission ECG was similar to that obtained before with sustained ventricular tachycardia, whereas the ECG during sinus rhythm showed negative T waves in leads V1-3. During electrophysiologic study, another ventricular tachycardia was induced with left bundle branch block and horizontal axis morphology as well as that consistent with the clinical tachycardia. The former was terminated spontaneously. The presence of a different morphology and negative T waves on the ECG suggested arrhythmogenic right ventricular cardiomyopathy. On angiography, the right ventricle was dilated and hypocontractile. Cardiac magnetic resonance imaging confirmed the diagnosis by showing decreased wall thickness and wall motion abnormality in the right ventricle.

9.
Transtorasik ekokardiyografide gözden kaçan bir tanı: Apikal hipertrofik kardiyomiyopati
An overlooked diagnosis on transthoracic echocardiography: apical hypertrophic cardiomyopathy
Ömer Yiğiner, Bekir Yılmaz Cingözbay, Ömer Uz, Bekir Sıtkı Cebeci
PMID: 20200460  Sayfalar 569 - 571
Apikal hipertrofik kardiyomiyopati rutin ekokardiyografi sırasında gözden kaçabilir. Dislipidemisi ve pozitif aile öyküsü olan 54 yaşında erkek hasta atipik göğüs ağrısıyla başvurdu. On iki derivasyonlu elektrokardiyografide prekordiyal artmış QRS voltajı ve derin T-dalga negatiflikleri izlendi. Yetersiz eko penceresi nedeniyle sınırlı olarak yapılan transtorasik ekokardiyografide anormal bulguya rastlanmadı. Koroner anjiyografide koroner arterler normal izlendi. Sol ventrikülografide ise, apikal hipertrofik kardiyomiyopati için tipik olan maça ası görüntüsü saptandı. Tanı kardiyak manyetik rezonans görüntüleme ile doğrulandı.
Apical hypertrophic cardiomyopathy (HCM) may be overlooked during routine echocardiography. A 54-year-old male patient with dyslipidemia and positive family history presented with atypical chest pain. The 12-lead electrocardiogram showed increased QRS voltage and deep T-wave inversions in precordial leads. Transthoracic echocardiography performed with poor echocardiographic windows demonstrated normal findings. Coronary angiography showed normal coronary arteries. Left ventriculography revealed a spade-like deformity (ace of spades), typical for apical HCM. Cardiac magnetic resonance imaging confirmed the diagnosis.

10.
Kalp nakli sonrası geç dönemde atriyoventriküler blok ve kalıcı kalp pili uygulaması
Late atrioventricular block and permanent pacemaker implantation after heart transplantation
Mustafa Akçakoyun, Ahmet Duran Demir, Mehmet Ali Özatık, Şeref Küçüker
PMID: 20200461  Sayfalar 572 - 574
Kalp nakli sonrasında geç dönemde atriyoventriküler (AV) blok nedeniyle kalıcı kalp pili uygulaması nadirdir. Elli dokuz yaşında erkek hastaya kalp nakli yapıldı. Ameliyattan sekiz ay sonra hastada bayılma yakınmaları ortaya çıktı. Ambulatuvar 24 saatlik Holter takibinde, ortalama 74 atım/dk kalp hızı ile esas olarak sinüs ritminde olan hastada geçici ikinci derece AV blok ve 10.6 saniyeye kadar varabilen ileri derecede AV blok atakları izlendi. Perkütan transvenöz endomiyokardiyal biyopsi materyalinin histolojik incelemesinde, ISHLT (International Society of Heart and Lung Transplantation) sınıflamasına göre derece IA doku reddi saptandı. Sol subklavyen venden DDD-R modlu kalıcı kalp pili takılan hasta ertesi gün sorunsuz taburcu edildi.
The need for permanent pacemaker implantation due to late atrioventricular (AV) block after heart transplantation is rare. A 59-year-old male patient underwent heart transplantation. He presented with syncope eight months after transplantation. Ambulatory 24-hour Holter monitoring showed predominant sinus rhythm with a mean heart rate of 74 bpm, intermittent second-degree AV block, and high-degree AV block with pauses of up to 10.6 seconds. Percutaneous transvenous endomyocardial biopsy yielded a histologic diagnosis of grade IA rejection according to the ISHLT (International Society of Heart and Lung Transplantation) scoring system. A permanent pacemaker with DDD-R mode was implanted via the left subclavian vein, and he was discharged on the following day without any complication.

11.
İdiyopatik trombositopenik purpuralı bir hastada perkütan koroner girişim sonrası antiplatelet tedavi kullanımı
Antiplatelet treatment after percutaneous coronary intervention in a patient with idiopathic thrombocytopenic purpura
Mehmet Mustafa Can, İbrahim Halil Tanboğa, Bilal Boztosun, Cihangir Kaymaz
PMID: 20200462  Sayfalar 575 - 577
İdiyopatik trombositopenik purpura (İTP), bağışıklık sisteminde trombositlere karşı gelişen antikorların yol açtığı trombosit yıkımı hastalığıdır. Perkütan koroner girişim sonucu antiplatelet tedavi alma zorunluluğu olan hastalarda yol açacağı kanama ve antiplatelet tedavi alamamanın getireceği tromboz riski İTP’li hastalarda klinik olarak önem taşımaktadır. Yirmi üç yıl önce koroner arter baypas ameliyatı geçiren ve dokuz yıl önce İTP tanısı konan 76 yaşında erkek hasta, eforla ortaya çıkan tipik göğüs ağrısı yakınmasıyla başvurdu. Yapılan tetkiklerde tam kan sayımında trombosit sayısı düşük (16000/l) bulundu. Hematoloji kliniğiyle birlikte değerlendirilen hastaya tedavi olarak üç hafta süreyle danazol verildi. Trombosit sayısının 100000/l’nin üzerine çıktığının gözlenmesinden sonra hastaya koroner anjiyografi yapıldı. Sol ön inen arter (LAD) internal mamaryan arter baypas greftinin tamamen tıkalı olduğu görüldü. Önce 600 mgr yükleme, sonrasında 75 mgr/gün idame klopidogrel dozunun ardından ikinci gün tekrar değerlendirilen trombosit sayısı 100000 l’nin üzerinde bulundu ve hastaya perkütan koroner girişimle 3.0x18 mm ilaç salınımsız stent takıldı. Hastanın takiplerinde herhangi bir kanama sorunu veya trombotik olay izlenmedi.
Idiopathic thrombocytopenic purpura (ITP) is characterized by immune platelet destruction due to the presence of antiplatelet antibodies. Following percutaneous coronary interventions, patients with ITP have risk for bleeding or thrombotic complications when antiplatelet treatment is given or spared, respectively. A 76-year-old man presented with typical anginal pain on exertion, 23 years after coronary artery bypass surgery, and nine years after the diagnosis of ITP had been made. Laboratory results showed low platelet count (16,000/l). In consultation with the hematology department, danazol treatment was administered for three weeks, after which the platelet count increased above 100,000/l. The patient underwent coronary angiography, which showed total occlusion of the left internal mammary artery bypass graft to the left anterior descending artery (LAD). After pretreatment with a loading dose (600 mg) and then a maintenance dose (75 mg daily) of clopidogrel for two days, the platelet count still remained above 100,000/l. Percutaneous transluminal coronary angioplasty was performed for the proximal LAD lesion and a 3.0x18-mm bare metal stent was implanted. No bleeding or thrombotic complications were seen during the follow-up of the patient.

12.
Yüksek dereceli habis lenfomanın esas bulgusu olarak ciddi perikart efüzyonu
Massive pericardial effusion as the primary manifestation of high-grade malignant lymphoma
Serkan Çay, Akif Durak, Sinan Aydoğdu, Nesrin Turhan
PMID: 20200463  Sayfalar 578 - 579
Perikart efüzyonu habis tümörler de dahil çeşitli patolojilerin ilk bulgusu olabilir. Yüksek dereceli habis lenfomanın esas bulgusu olarak yaygın perikart efüzyonu ise çok nadir bir durumdur. Elli üç yaşında kadın hasta, bir haftadır var olan ilerleyici nefes darlığı ile başvurdu. Fizik muayenede boyun damarlarında gerginlik gözlendi; kalp sesleri zayıflamıştı. Göğüs radyografisinde kardiyotorasik indeks artmış bulundu. Transtorasik ve transözofageal ekokardiyografi incelemelerinde yaygın perikart efüzyonu dışında başka bir sorun görülmedi. Hematolojik ve biyokimyasal incelemelerde sadece anemiye rastlandı. Hastaya perikardiyosentez yapıldı. Perikardiyal adenozin deaminaz testi ve kültür sonuçları negatif bulundu. Perikart sıvısının sitolojik incelemesinde, yüksek dereceli habis lenfoma (non-Hodgkin lenfoma) ile uyumlu dev lenfositler ve ileri derecede atipik lenfoid hücreleri saptandı. İmmünhistokimyasal değerlendirmede lökosit ortak antijeni pozitif bulundu. Hastada başka bir primer kaynak bulunamadı.
Pericardial effusion might be the first presentation of various pathologies including malignant tumors. Massive pericardial effusion as the primary manifestation of high-grade malignant lymphoma is a very rare condition. A 53-year-old woman presented with progressive dyspnea of one week history. Physical examination showed venous distention of the neck veins and diminished heart sounds. The chest X-ray demonstrated increased cardiothoracic index. Transthoracic and transesophageal echocardiographic examinations showed massive pericardial effusion without any other pathology. Hematologic and biochemical tests showed only anemia. The patient underwent pericardiocentesis. Pericardial adenosine deaminase test and cultures were negative. Cytopathologic examination of the fluid showed huge lymphocytes and highly atypical lymphoid cells consistent with high-grade malignant lymphoma (non-Hodgkin’s lymphoma). Immunohistochemical analysis showed positivity for leukocyte common antigen. No other primary origin could be determined.

DAVETLI DERLEME
13.
Pulmoner arteryel hipertansiyon tedavisine güncel yaklaşım ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Kliniği`nin deneyimi
Current approach to the treatment of pulmonary arterial hypertension and our experience in the Cardiology Department of Medicine Faculty of Ege University
Meral Kayıkçıoğlu, Hakan Kültürsay
PMID: 20200464  Sayfalar 580 - 590
Artmış pulmoner vasküler direnç nedeniyle sağ kalp yetersizliğine yol açan ilerleyici bir hastalık olan pulmoner arteryel hipertansiyonda mortalite yüksektir. Son yıllarda geliştirilen ilaçlar ve erken tanı sayesinde bu hastalarda hayatta kalım süresinde belirgin uzama elde edilmiştir. Bu derlemede, pulmoner arteryel hipertansiyon tedavisine güncel yaklaşım, kendi deneyimimiz de paylaşılarak aktarılmıştır.
Pulmonary arterial hypertension is a progressive disease marked by increased pulmonary artery resistance leading to right heart failure and has very high mortality. Survival rates have somewhat improved in recent years due to the development of new drugs and early diagnosis. This review aims to summarize the current therapeutic approach to pulmonary arterial hypertension and share our experience at our center.

OLGU GÖRÜNTÜSÜ
14.
Tek koroner arter
Single coronary artery
Ahmet Çelik, Orhan Doğdu, İbrahim Özdoğru, Abdurrahman Oğuzhan
PMID: 20200465  Sayfa 591
Makale Özeti | Tam Metin PDF

15.
Transtorasik ekokardiyografide aort diseksiyonuna bağlı sıradışı görünüm
An unusual appearance in transthoracic echocardiography due to aortic dissection
Gülten Taçoy, Hızır Okuyan, Mustafa Cemri
PMID: 20200466  Sayfa 592
Makale Özeti | Tam Metin PDF

16.
Çift ventriküler septal defektli pulmoner atrezi
Pulmonary atresia with double ventricular septal defect
Murat Ünlü, Özcan Özeke
PMID: 20200467  Sayfa 593
Makale Özeti | Tam Metin PDF

17.
Sağ atriyumda hepatoselüler karsinom
Hepatocellular carcinoma in the right atrium
Mehmet Gürbüz, Tayfun Şahin, Teoman Kılıç, Ömer Şentürk
PMID: 20200468  Sayfa 594
Makale Özeti | Tam Metin PDF

EDITÖRE MEKTUP
18.
The real-time three-dimensional echocardiography and cardiology
Mehmet Uzun
PMID: 20200469  Sayfalar 595 - 596
There is a continuous development in various areas of cardiology. These developments seems to open new windows for the treatment of heart disease patients and to force the cardiologists to cooperate.

19.
Anomalous right coronary artery from the left sinus of Valsalva presenting a challenge for percutaneous coronary intervention
Andreas Yiangou Andreou
PMID: 20200470  Sayfalar 596 - 597
In a case of anomalous right coronary artery (RCA) origin form the left aortic sinus with interarterial course and concomitant obstructive atherosclerosis that has been presented in the January 2009 issue of Archives of the Turkish Society of Cardiology the patient underwent successful percutaneous coronary intervention to the atherosclerotic lesions. Aberrant RCA coursing and its potential to lead to ischemia was presumably managed in a conservative way. Anomalous coronary artery origin from the opposite aortic sinus with interarterial course is considered as the anomaly with the greatest potential for an adverse outcome. In such cases the culprit mechanism that leads to ischemic sequelae has been shown to be related to the proximal ectopic vessel that always travels an intramural course. Revealing the degree of proximal impediment both at rest and exercise-like conditions with intracoronary ultrasound examination has been shown to provide useful information regarding patient management. This report presents some comments on the aforementioned case highlighting the role of such an invasive assessment on patient management.

20.
Editöre Mektup: Kardiyak resenkronizasyon tedavisinde yerinden oynayan koroner sinüs elektrodunun stent ile sabitlenmesi
Letter To The Editor: Stabilization of a dislocated coronary sinus electrode by coronary stenting during resynchronization therapy
Cengizhan Türkoğlu, Farid Aliyev
PMID: 20200471  Sayfalar 598 - 600
Derginizda yayinlanmış olan "Kardiyak resenkronizasyon tedavisinde yerinden oynayan koroner sinüs elektrodunun stent ile sabitlenmesi" başlıklı olgu sunumuna dair editöre mektup.
Letter to editor regarding case report published in your journal entitled as "Stabilization of a dislocated coronary sinus electrode by coronary stenting during resynchronization therapy"

21.
Editöre mektup
Letter to editor
Namık Ozmen
Sayfalar 601 - 602
Akut miyokard infarktüsü geçirmiş iki hastanın primer perkütan girişim için ambulans helikopterle nakli adlı yazıya editöre maktup
Letter to editor about acse report Transportation of two patients with acute myocardial infarction for primary percutaneous coronary intervention by a helicopter ambulance

22.
Uzman Yanıtları Karotis arter hastalığında stent uygulaması hangi hastalarda endikedir, cerrahi tedavi-stent uygulaması kararı nasıl verilmelidir?
Bilal Boztosun, Ahmet Hakan Gerçekoğlu
Sayfa 603
Makale Özeti | Tam Metin PDF

23.
Kardiyoloji yayınlarında gündem ve yorumlar
Comment on cardiology publications
Ertan Ural
Sayfa 604
Makale Özeti | Tam Metin PDF

© copyright 2020 TKD Arşivi
LookUs & Online Makale