| 1. | İngilizce Özetler Summaries of Articles Sayfalar 600 - 603 Makale Özeti | |
| DERLEME | |
| 2. | Türk Yetişkinleri için Kullanılmaya Uygun Bir Koroner Risk Puanlaması A Proposed Scoring Scheme for Assessing Coronary Risk in Turkish Adults Altan ONATSayfalar 604 - 611 Türk yetişkinlerinin bireysel koroner riskini tahmin etmeye elverişli bir puanlama sistemine ihtiyaç aşikardır. Buna yönelik olarak, PROCAM ve Framingham skorlamalarından esinlenen ve TEKHARF kohortu verilerinden yararlanılan bir sistem tasarımlandı. Test edildikten sonra belli risk dilimlerini yansıtacak sınır değerleri bulma amaçlandı. Bu amaçla TEKHARF 1997/98 taraması kohortunun 30-74 yaşındaki 1129 erkek ile 1139 kadının başlangıç verileri ve müteakip 3 yılda gelişen koroner olay sayıları kullanıldı. Kendi skorlamamız 9 risk değişkenini kapsadı: yaş, sistolik kan basıncı, sigara içimi, diyabet varlığı, LDL-kolesterol, HDL-kolesterol, trigliserid düzeyleri, bel çevresi ve fiziksel aktivite. Veritabanımızda her katılımcıya başlıca risk faktörleri için erkeklerde PROCAM, kadınlarda Framingham risk skoruna göre teker teker puan verildi. Yaratılmış olan ve her iki cinsiyette kullanılabilecek TEKHARF sistemine göre de puan uygulandı. İki sisteme ilişkin bireysel verilerin korelasyonu erkeklerde r=0.98, kadınlarda 0.95 gibi çok yüksek bulundu. Kohort, risk puanına göre beştebir dilimlere ayrıldığında, diğer skorlama usullerindeki koroner kalp hastalığı (KKH) olay gelişme yüzdeleri ile TEKHARF usulündeki olay yüzdeleri her iki cinsiyet için fevkalade yakın çıktı. Böylece, KKH riski için geçerli bir yöntem olduğu kanısına varıldı. Ortalama risk puanları sağlıklı erkeklerde 15.2±6.5, KKH tanısı konan erkeklerde 22.8±5.6 idi. Kadınlarda ilgili puanlar sağlıklılarda 15.6±9.7 (Framingham puanı 4.4±5.8), koroner hastalarında 26.4±5.4 (Framingham puanı 10.7±2.7) bulundu. Son olarak, fertlerin önündeki 10-yılık dönemde %20'lik koroner olay riski yansıtacak puanlar kohort veritabanından tahmin edilerek seçildi: erkekler için ≥23 puan, kadınlar için ≥26 puan. 30-74 yaşı nüfusumuzun %20.5'unun (tahminen 4.5 milyon kişinin) yüksek koroner risk kategorisinde bulunduğu öne sürüldü. Otuz ila 74 yaşındaki Türk erkek ve kadınlarında bireylerin KKH riski sıralamasını yüksek güvenirlilikle tahmine elverişli tek bir puanlama sistemi ortaya kondu. Yüksek ve ılımlı derecede yüksek riski belirlemeye yararlı puan sınırları şimdiden kullanılmak için önerildi. Bu sınırların ilerideki veriler aracılığıyla, az miktarda modifiye edilerek daha rafine edilebileceği düşünülebilir. |
| OLGU | |
| 3. | Hipertansif Olgularda Kan Basıncındaki Akut Azalmanın Oksijen Kinetik Değerlerine Etkisi Effect of Acute Blood Pressure Reduction on Oxygen Kinetic Values in Hypertensive Cases Şennur Ünal DAYİ, Sait TERZİ, Tamer AKBULUT, Haldun AKGÖZ, Ömer DAĞ, Burak TANGÜREK, Ayşegül ZOR, Şükrü AKSOY, Gülşah TAYYARECİSayfalar 612 - 615 Günlük aktivitelerimiz sırasında oluşan şikayetlerimizin değerlendirilmesinde submaksimal seviyede uygulanan egzersiz testleri değerlidir. Bilindiği gibi çoğu hipertansif olguda günlük aktiviteler sırasında çabuk yorulma ve nefes darlığı yakınması bulunmaktadır. Çalışmamızda kan basıncı kontrolünün oksijen kinetik değerleri üzerinde yarattığı etkileri değerlendirmeyi amaçladık. Kontrolsüz yüksek tansiyonlu toplam 28 olgu çalışmaya dahil edildi. Bu olgular kan basınç değerleri yüksek iken; sistolik kan basıncı (SKB): 183±13 mmHg, diyastolik kan basıncı (DKB): 94±9 mmHg ve kaptopril ile kan basıncı değerleri düşürüldükten sonra SKB: 133±8 mmHg, DKB:84±5mmHg modifiye Bruce protokolü 2. kademede iki kez birer saat arayla, 6 dakika süre ile yürütüldü. Olgularda her iki test arasındaki oksijen kinetik değerlerindeki (oksijen "defisit" ve ortalama yanıt süresi) değişkenlik araştırıldı. Olguların kan basıncı değerleri yüksek iken sabit hızda yaptıkları efor testi sırasında ölçülen oksijen "defisit" değeri 511±138 mililitre (ml), efora verilen ortalama yanıt süresi ise 44±12 saniye (sn) olarak bulundu. Kaptopril ile kan basıncı değerleri düşürüldükten sonra yapılan ikinci testte ölçülen oksijen "defisit" değeri 397±126 ml, ortalama yanıt süresi ise 36±9 sn bulundu. Aradaki fark istatistiki açıdan anlamlı bulundu (p=0.0001, p=0.001). Çalışma bulgularımıza göre kan basıncının normal seviyelere indirilmesi ile, erken dönemde oksijen kinetik değerlerinde belirgin iyileşme görülmektedir. Bu durum, egzersize kalbin daha kolay uyum sağladığını ve aynı iş yükünü daha düşük enerji ile gerçekleştirdiğini göstermekte ve kan basıncı kontrolünün önemini bir kez daha kanıtlamaktadır. |
| DERLEME | |
| 4. | Hiperakut Miyokard İnfarktüsü ve Bir Dakikalık Kalp Hızı Değişkenliği Testi Hyperacute Myocardial Infarction and One Minute Heart Rate Variability Test İstemihan TENGİZ, Ertuğrul ERCAN, Necmettin YAKUT, Ali GÜRBÜZ, İstemi NALBANTGİLSayfalar 616 - 620 Çalışmada, bir dakikalık basit yatakbaşı bir test ile hiperakut miyokard infarktüslü hastalarda kalp hızı değişkenliğinin belirlenmesi ve bu test yardımı ile infarktüs sonrası erken safhada riskli hastaların saptanması amaçlandı. Hiperakut miyokard infarktüsü (Mİ) tanısı alan 50 hasta (Grup I) ve kontrol grubu olarak bilinen iskemik kalp hastalığı olmayan 50 olgu (Grup II) karşılaştırıldı. Tüm olgulara bir dakika içerisinde 6 derin solunum yaptırılarak eş zamanlı 50 mm/sn hızda standard elektrokardiyografi cihazı ile ritm kayıtları alındı. Ritm kayıtlarından en uzun ve en kısa RR intervalleri manuel olarak hesaplandı ve aralarındaki fark RR interval değişimi olarak belirlendi. Grup I RR interval değişiminin grup II değişimine göre anlamlı derecede düşük olduğu saptandı (sırasıyla 144±101 ms ve 278±152 ms, p<0.0001). Hiperakut Mİ' lü hastalarda RR interval değişimleri ile sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (LVEF) değerleri arasında kuvvetli bir lineer ilişki saptandı (p<0.05, r= 0.876). Miyokard infarktüsü sonrası akut pulmoner ödem gelişen hastalardaki RR interval değişimleri, gelişmeyenlerdekilere göre anlamlı derecede düşüktü (24±25 ms ve 178±86 ms, p<0.0001). Anterior Mİ'lü hastalarda RR interval değişimleri inferior Mİ'lü hastalardakilere göre anlamlı derecede düşüktü (94±78 ms ve 195±96 ms, p=0.001). Sonuç olarak, hiperakut Mİ'lü hastalarda azalmış bir dakikalık kalp hızı değişkenliği testinin akut pulmoner ödem, anterior Mİ ve düşük LVEF varlığı ile ilişkili olduğu saptandı. |
| 5. | Atriyal Fibrilasyonda Kardiyoversiyon Sonrası Tromboembolik Olayların Önlenmesinde Düşük Molekül Ağırlıklı Heparinlerin Etkinliği ve Güvenliliği Efficacy and Safety of Low Molecular Weight Heparins in Preventing Thromboembolic Events After Cardioversion of Atrial Fibrillation Zerrin YİĞİT, M.Serdar KÜÇÜKOĞLU, Barış ÖKÇÜN, Haşim MUTLU, Vedat SANSOY, Deniz GÜZELSOYSayfalar 621 - 626 Amaç: Transözefagiyal ekokardiyografi (TÖE) rehberliğinde kısa süreli antikoagülasyonla erken kardiyoversiyonun güvenilir olduğu ve uzun süreli konvansiyonel antikoagülan tedaviye alternatif olduğu gösterilmiştir. Son zamanlarda, düşük molekül ağırlıklı heparin (DMAH)'ler hastanede yatmayı ve APTT kontrolu gerektirmemesi nedeniyle standart heparin tedavisine alternatif olarak kullanılmaktadır. Çalışmamızın amacı valvüler olmayan atriyal fibrilasyon (VOAF)'lu hastalarda TÖE rehberliğinde DMAH kullanılarak yapılan kısa süreli antikoagülan tedavi ile erken kardiyoversiyonun güvenliliğini saptamaktı. Materyel-Metod ve Bulgular: Çalışmaya VOAF'lu 172 ardışık hasta alındı. TÖE öncesi 90 hastaya DMAH (Dalteparin 2x5.000 ü) ve 82 hastaya standart heparin (5.000 ü bolusu takiben APTT kontrol değerinin 1.5 katına ulaşıncaya kadar infüzyon) verildi. TÖE ile sol atriyum ve sol atriyum apendiksinde trombus varlığı araştırıldı. Her iki gruptan da birer hasta, trombus saptanması nedeniyle çalışmadan çıkarıldı. TÖE'den hemen sonra kardiyoversiyon yapıldı ve hastalara varfarin başlandı. Hastaların tümü kardiyoversiyon sonrası bir ay süre ile varfarin kullandılar. DMAH grubunda 89 hastadan 88'inde (%98.9), standart heparin grubunda ise olguların %97.5'unda kardiyoversiyon başarılı oldu. Hastaların hiç birinde kardiyoversiyon sonrasındaki 4 hafta içinde tromboembolik olay gelişmedi. Sonuç: TÖE rehberliğinde kısa süreli DMAH tedavisi ile erken kardiyoversiyon, standart heparin kadar kardiyoversiyon sonrasında gelişebilecek tromboembolik olayların önlenmesinde güvenilirdir. |
| 6. | İnfarktüs Sonrası Gelişen Ventriküler Septal Rüptür Tamiri Sonuçlarımız: Morbidite ve Mortalite Üzerine Etkili Değişkenlerin Değerlendirilmesi Our Results of Surgical Repair of Postinfarction Ventricular Septal Rupture: Analysis of Variables Affecting Mortality and Morbidity Mustafa ÖZBARAN, Hakan POSACIOĞLU, Sanem NALBANTGİL, Tanzer ÇALKAVUR, Fatih İSLAMOĞLU, Tahir YAĞDI, Anıl Ziya APAYDINSayfalar 627 - 633 Akut miyokard infarktüsü sonrası ventriküler septal rüptür (VSR) %1-2 hastada oluşan çok yüksek mortalite ile seyreden bir komplikasyondur. Çalışmamızda cerrahi tedavi uygulanan postinfarktüs VSR'ler cerrahi teknik ve mortalite ile morbiditeye etkili risk faktörleri açısından klinik ve ekokardiyografik bulguları ile retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Merkezimizde 1996-2001 arasında akut postinfarktüs VSR saptanan 21 olguya cerrahi tedavi uygulanmıştır. Bütün olgulara preoperatif koroner anjiografi, sol ventrikülografi ve perioperatif olarak kaybedilen iki olgu haricindeki bütün olgulara preoperatif ve postoperatif ekokardiyografi yapılmıştır. Olgular postoperatif ilk 6 ayda poliklinik kontrolleri, sonrasında telefon görüşmeleri ile izlenmişlerdir. Postoperatif kontrolleri yapılan toplam 13 olgunun ortalama izlem süresi 27.6±22.6 (2-67) aydır. Toplam mortalite 9 (%42.9) olgu olup, 8 (%38.1) olgu erken dönem hastane mortalitesidir. Postoperatif dönemde yaşayan 19 olgudan 13'ünde (%68.4) 30 komplikasyon gelişmiştir. En sık karşılaşılan 8 (%42.1) olguda gelişen KKY'dir. İleri yaş ve kardiyojenik şok ile postoperatif renal yetersizlik ve KKY ilişkisi anlamlı bulunmuştur. Preoperatif şantı fazla (>2) olan olgularda genel morbidite anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. İleri yaş, ön yüz lokalizasyonlu MI, LVEF (<%40), anterior VSR ve yine anterior VSR lerde uygulanan tek-yama tamir tekniği ile postoperatif mortalite ilişkisi anlamlı bulunmuştur. Yaygın bir miyokard enfartüsü sonucu meydana gelen ve geniş miyokard hasarının da birlikte olduğu akut VSR halen günümüzde en ileri cerrahi tekniklerin kullanılmasına rağmen mortalitesi yüksek bir patolojidir. |
| 7. | Alkol Tüketimi ve Koroner Kalp Hastalığı Alcohol Consumption and Heart Disease Seden ÇELİK, Şevket GÖRGÜLÜ, Tuna TEZELSayfalar 634 - 639 Son yıllarda koroner arter hastalığının tedavisindeki gelişmelere rağmen oldukça yüksek mortalite ve morbidite ile seyretmesi özellikle primer korunmanın ön plana çıkmasına neden olmuştur. Epidemiyolojik çalışmalar, orta derecede düzenli alkol tüketiminin koroner arter hastalığı riskini azalttığını göstermektedir. Bu koruyucu etkinin, günde 1-2 kadeh alkol alımıyla sağlandığı bildirilmiştir. Alkol tüketiminin koroner arter hastalığı riskini azaltıcı etkisi, yüksek oranda HDL-K ve insülin duyarlılığını artırmasına ve fibrinojeni azaltmasına bağlanmıştır. Orta derecede alkol kullanımının kan basıncı üzerine olan etkisi minör olmakla beraber orta derecenin üzerinde alkol tüketimi hipertansiyon açısından açık bir risk oluşturmaktadır. Düşük dozda alkolün faydalı etkilerinin yanısıra uzun süreli ve yüksek dozda alkol tüketiminin kalbin kontraktil fonksiyonları üzerine olumsuz etkileri olduğu hatta kardiyomiyopatiye yol açabildiği bilinmektedir. Bu makalede alkol kullanımının koroner arter hastalığı üzerine olan etkileri gözden geçirilmiştir. |
| 8. | İskemik Ön Koşullanma ve Warm-Up Fenomeni Ischemic Preconditioning and Warm-up Phenomenon Sabri DEMİRCAN, Osman YEŞİLDAĞ, Korhan SOYLUSayfalar 640 - 646 Prodromal angina pektoris akut miyokart infarktüsünün başlangıcından kısa süre önce görülen ve infarktüs sonrası hastalığın gidişinde faydalı olduğu gösterilen angina veya iskemik atak olarak tanımlanır. Prodromal anginanın faydalı etkilerinin kesin mekanizması tam olarak bilinmemekle birlikte mekanizmalardan en çok kabul gören iskemik ön koşullanmadır (preconditioning). İskemik ön koşullanma, preinfarktüs iskemik ataklar sonucunda, infarkt alanının sınırlanmasına yol açan miyokardın iskemiye karşı hazırlığı olarak tanımlanır. Ön koşullanmanın faydalı etkilerini engelleyen ilaçların (sülfonilüre vb.) daha bilinçli kullanılması ve özellikle riskli hastalarda "preconditioning mimetikler" gibi güncel tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi açısından iskemik ön koşullanmanın kesin mekanizmasının belirlenerek bu faydalı korunmanın daha iyi anlaşılması önemlidir. |
| 9. | Kolesterol Embolizasyon Sendromu: Sıklığı Artan Ancak Tanı Oranı Artmayan Bir Sendrom Cholesterol Embolization Syndrome: An Increasing But Still Underdiagnosed Disease Hülya Akhan KAŞIKÇIOĞLU, Neşe ÇAMSayfalar 647 - 651 Kolesterol embolizasyon sendromu; böbrek, deri, beyin, göz, gastrointestinal sistem ve ekstremiteler gibi birçok organa kolesterol kristallerinin embolizasyonu sonucunda ortaya çıkan ve birçok sistemi etkileyebilen bir hastalıktır. Vasküler cerrahi, vasküler radyolojik girişimler, trombolitik tedavi ve antikoagülasyon hastalığı başlatan faktörler olarak tesbit edilmiştir. Tanısının konulmasındaki güçlükler, hastalığa özgü tedavinin olmayışı ve yüksek mortalitesi ile kolesterol embolizasyon sendromu sıklıkla gözden kaçan önemli bir sorundur. Risk altındaki popülasyonun sayısının artışı ve hastalığın çoğunlukla iyantrojenik olması nedeni ile gelecekte hem akut renal yetersizliğin hem de diğer klinik tabloların nedeni olarak daha sık kolesterol embolizasyon sendromunun saptanması kaçınılmaz gözükmektedir. Bu derlemede kolesterol embolizasyon sendromunun klinik tablosu, tanı ve tedavisi gözden geçirilecektir. |
| EDITÖRYAL YORUM | |
| 10. | İnfarktüse Bağlı Ventrikül Septum Perforasyonunda Cerrahi Tedavi Surgical Treatment of Ventricular Septal Perforations Induced Infarction Sayfalar 652 - 653 Makale Özeti | |
| OLGU | |
| 11. | Kemoterapi Sonrası Gelişen Kardiyak Komplikasyonlar Cardiac Complications After Chemoterapy Tamer AKBULUT, Tuba BİLSEL, Şennur Ünal DAYİ, Enis OĞUZ, Sait TERZİ, Nurten SAYARSayfalar 654 - 657 Kemoterapi uygulamalarının ve protokollerinin artması kardiyak komplikasyonların daha sık görülmesine neden olmuştur. Bu makalede kemoterapi sonrası göğüs ağrısı ve elektrokardiyografi değişiklikleriyle kardiyoloji kliniğimizde izleme alınan iki ayrı olgu ele alınmıştır. Her ikisinin de koroner arterleri anjiyografik olarak normal bulunan olgularımızda; kolon karsinomu nedeniyle 5-Fluorouracil kullanımı sonrası vazospastik angina pektoris ve over karsinomu nedeniyle siklofosfamid+cisplatin tedavisi sonrası fatal olmayan toksik miyokardit tanıları konuldu. |
| DIĞER YAZILAR | |
| 12. | Türk Kardiyoloji Derneği Kardiyoloji Tarihi Kurulu Çalışmalarına Başladı Turkish Society of Cardiology Start to Working of Historical Society of Cardiology Sayfalar 658 - 659 Makale Özeti | |
Copyright © 2026 Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi
