TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ ARŞİVİ - Turk Kardiyol Dern Ars: 29 (3)
Cilt: 29  Sayı: 3 - Mart 2001
1.
İngilizce Özetler
Summaries of Articles

Sayfalar 134 - 137
Makale Özeti | Tam Metin PDF

2.
Daha İlgi Çekici Olmaya Doğru: Arşiv Yayın Kurulu'nun Dergimizle İlgili Önerileri
Altan ONAT
Sayfa 138
Makale Özeti | Tam Metin PDF

3.
Marmara Bölgesi Kohortunda Apolipoprotein C-III Düzeyleri ve Diğer Risk Faktörleri ile İlişkileri
Apolipoprotein C-III Levels and Interrelation with Other Risk Factors in Residents of the Marmara Region
Altan ONAT, Köksal CEYHAN, Gülay HERGENÇ, Ömer UYSAL, Beytullah YILDIRIM, Vedat SANSOY, İbrahim KELEŞ, Ali ÇETİNKAYA
Sayfalar 139 - 145
TEKHARF çalişmasını Marmara bölgesi örnekleminin bir rastgele bölümünde kesitsel yaption bu araştırmada, 259 erkek ve kodmda (ortalama yaş 50±12) trigliseridden zengin lipoprotein (TZL) metabolizmasını yakından etkileyen apolipoprotein C-lll (apoCJ/1) düzeyleri incelendi. Total apoClll ve HDL-apoC/ll tiirbidimetrik kit ile otoanalizörde ölçüldü; HDLdışt-apoClll hesaplandı. Diğer risk parametreleri ve koroner kalp lwstaltğl (KKH) tamst, TEKHARF çalişmastmn mutad yöntemleriyle belirlendi. Ortalama HDLdışı-apo C/Il nomıolipidemik (trigliserid <200 mg/di) 72 erkek ve 84 kadında Sirasiyle 7.8±3.2 ve 7.7 (3.6 mg/d/ iken, hipertrigliseridemik erkek ve kadınlarda sırasiyle 17.6±6.6 ve 16.3±6.7 mg/c// olarak bulundu. HDL'ye bağli apoClll normo/ipidemi/i kişilerde strasiyle 0.83±0.5 ve 1.0±0.5 mg/d/, yüksek trigliseridli erkek ve kadınlarda 0.94±0.5 mg/d/ idi. Batılı toplumdakilere kıyasla, HDLdışı -apoC/ll konsantrasyonlanmil bizde yan yanya yüksek olmasına karşılık, HDL'ye bağli apoCIII hem mutlak, hem de nisbi olarak diişiiktii. Bu gözlem, örnekleme/ e apoCIII'iin HDL'den apoB içeren lipoproteinlere göçtiiğiine işaret etmektedir. HDLdışı -apoCill her iki cinsiyette - başta trigliserid ve apo B olmak üzere - lipid, lipoproteinler, antropometrik ölçümler ve kan basmc1 ile ve kadmlarda C-reaktif protein ile iyi korelasyon gösterdi. Her iki apoCill böliimii de koroner riski anlamlı biçimde yükler gibi göriinnıedi. Sonuç olarak toplumumuz erişkin/eri, HDL'den VLDL'ye biiyiik bir apoCIII dağı/im kusuru ile karakterize olan bir TZL metabolizması bozukluğu sergilemektedir. HDLdışıapaCIII ile TZL arasmda güçiii bir bağm da gösterildiği toplumumuzda, bu sakınca/ı görünen profilin gerçekten KKH olasıliğını etkileyip etkilemediği sorusu, daha gen iş katılımcı ya dayanan ilerki çalışmaları bek/emelidir.
In 259 participants of the Turkish Adult Risk Factor Survey, the role of apolipoprotein C-III (apoCIII) in high-dens ity lipoprotein (HDL) and nonHDL apoCIII (nh apoCIII = total minus HDL apoCIII) as markers of triglycerides and HDL-cholesterol and of prevalent coronary heart disease (CHD) risk was studied cross-sectionally in a population sample of the Marmara region. Total and HDL-linked apoCIII were measured by turbidimetric immunoassay. Other ri sk variable measurements and CHD diagnosis were by standard techniques of the main survey. Mean concentrations for nh apoCIII in norınolipidemic men and women were 7.8±3.2 and 7.7±3.6 mg/d!, in hypertriglyceridemic men and women 17.6±6.6 ve 16.3±6.7 mg/dl, respectively. Mean HDL-Iinked apoCIII in normolipidemic subjects were 0. 83±0.5 and 1 .0±0.5 mg/di, in men and women with high triglyceride Jevels 0.94±0.5 mg/d!. Compared to Western populations, nh apoCIII appeared to be by one-half higher, and HDL apoCIII by two-thirds lower, representing an adverse lipoprotein profile, and suggesting a redistribution of apoCIII from HDL to apoB-containing lipoproteins in the fasting state. nh apoCIII was correlated closely notably with triglycerides and apo B, but also with levels of total, LDL-, and HDLcholesterol, anthropometric measures and blood pressures in both genders. In addition, nh apoCIII was significantly correlated with C-reactive protein levels in women. Presumably due to limited size of the cohort, neither nh apoCIII, nor HDL- linked apoCIII proved to be significantly associated with prevalent CHD. It was concluded that Turkish adults probably exhibit a defect in TRL metabolism characterized by a major redistribution of apoCIII from HDL to VLDL and remnants . NonHDL apoCIII concentrations closely reflect plasma triglycerides. Canfirmation of these findings and the assessment of the question as to whether this adverse profile is associated with augmented CHD risk should await further studies.

4.
Aort Yetersizliğinde Transözofajiyal Ekokardiyografi ile Ölçülen Vena Kontrakta Genişliğinin Kantitatif Doppler ve Anjiyografik Derecelendirme ile Karşılaştırması
Comparison of Vena Contracta Width by Multiplane Transesophageal Echocardiography with Quantitative Doppler and Angiographic Grading to Assess Aortic Regurgitation
Bülent MUTLU, Cem ERMEYDAN, Nuri KURTOĞLU, Mustafa KARABULUT, Yelda BAŞARAN
Sayfalar 146 - 152
Aort yetersizliği (AY) değerlendirmesinde birçok ekaDoppler metodu kullanılmaktadır. Bu yöntemlerle kaçak ;eti büyüklüğü, kaçak alam, kaçak akımı ve hacmi hesaplanarak AY ciddiyeti hakkında karar verilmektedir. Özellikle senıikantitatif yöntemler olmak üzere tüm yöntemlerin hemodinamik ve teknik sımrlamaları vardır. Son dönemde mitral yetersizliğinde kullanılan vena kontrakta (VK) yönteminin hemodinamik değişkenlerden az etkilendiği ve anjiografik, kantitatif Doppler sonuçla rı ile iyi korelasyon gösteren pratik bir ölçüm olduğu gösterilmiştir. Ancak AY'de transtorasik ekokardiyografiele (TTE) VK'nın net olarak görüntülenemenıesi nedeniyle az sayıda çalışma vardır. Transözofajiyal ekokardiyografi (TÖE) ile VK'mn incelendiği tek çalışma bulunmaktadır. Bu amaçla TÖE uygulanan 50 AY'likli vaka incelendi. VK genişliği renkli Doppler ekokardiyografiele kapak koaptasyonu sonrasmdaki AY jetinin en dar olduğu kısım olarak ölp"ildii. VK genişliği TTE ile vakaların 24'ünde (%48), TOE ile vakalarm 44'iinde (%88) net olarak görüntiilendi. VK genişliği, kantitatif Doppler ile hesaplanan kaçak hacmi (r=0.91, p 40 ml) tamsmda 3.8 mm üzerindeki VK genişliğinin duyarlılığı %100 ve özgiillüğii %84.6 olarak bulundıt. Sonuç; TÖE ile AY VK görüntülenmesi vakalarm önemli bölümünde yapılabilmektedir. Ölçülen VK genişliği anjiyografik ve kantitatif Doppler metotları ile iyi korelasyon göstermektedir. Kolay ve hızlı bir şekilde ölçülebilen VK genişliğinin AY saptanması ve değerlendirilmesinde güvenilir ve pratik bir yöntem olarak klinikte kullamlabileceği görüldü.
Aortic regurgitation (AR) severity is generally assessed by conventional echo-Doppler methods which are affected by both technica l and hemodynamic variables. Vena contracta (VC) width has been previously shown to be less influenced by hemodynamic vari abtes and correlate wi th angiographic grading of mitral regurgitation. However, el inical application of ve has been limited because of the difficulty in clear imaging the ve by transthoracic echocardiography (TTE) in patients with AR. To our knowledge, there is only one study which evaluates VC method ı n AR by transesophageal echocardiography (TEE) in the literature. This study was designed to co ınp are aortic VC width by multiplane TEE with quanti tative Doppl er echocardiography and angiographic grading. The VC width was measured at the narrowest portion of the AR jet as it emerged through the coaptation of leaflets; it was clearly imaged in 48% of patients by TTE and 88% of patients by TEE. Transesophageal echocardiographic VC width correlated well w ith regurgitation vol u me (r=0.9 J , p3,8 mm for diagnosing severe AR (regurgirant volume > 40 ml) were 100% and 84.6%, respectively. In conclusion, VC width by multiplane TEE carrelates well with quantitat ive Doppler methods and angiographic grading. Vena contracta width provides a simple and feas ible method for the identification and grading of patients w ith AR.

5.
Miyokard İnfarktüsü Sonrası Kalp Hızı Değişkenliğinin Klinik ve Ekokardiyografik Bulgularla İlişkisinin Değerlendirilmesi
Relation of Heart Rate Variability with Clinical and Echocardiographic Parameters After Acute Myocardial Infarction
Abdi BOZKURT, Ahmet BİRAND, Gulmira Z. KUDAİBERDİEVA
Sayfalar 153 - 157
Akut miyokard infarktüsü (AMİ) sonrası prognozu etkileyenfaktörlerden biri kalp hızı değişkenfiği (KHD)'dir. Bu çalışmada AMİ sonrası sol ventrikiil (SV) sisto/ik fonksiyonları korunmuş ve bozulmuş olan iki hasta grubundaki KHD komponentlerindeki değişikliklerin ve KHD'nin klinik ve ekokardiyografık parametrelerle ilişkisin inin değerlendirilmesi amaç/andı. Çalışmaya AMİ sonrası SV sisto/ik fonksiyonlan korunmuş 20(18 E, 2 K yaş ortalanıası 49.2±8.2) (Grup /) ve bowlmuş olup, kalp yetersizliği (KY) olan 20(18 E, 2 K, yaş ortalaması 51 .5±7.7) hasta (Grup ll) ile kontrol gmbu olarak 20 sağlıklı birey ( 18 E, 2 K yaş o rtalanıası 50.5±7.9) alındı. Kontrol grubuy/a karşılaştırıldığmda SV sisto/ikfonksiyonları korunmuş ve bozulmuş Mİ grubunda yüksek frekans/ı giiç (HFP ), diişiik frekans/ı güç (LFP ), çok diişiik frekans/ı güç (VLFP) ve toplam giiç (TP)'iin daha düşük, sempatik aktivasyonu yansifon LFP!HFP orammn ise daha yiiksek olduğu gözlendi (p<0.05). Sol ventrikiil sisto/ik fo nksiyonlan bozulmuş Mİ grubu, SV sisto/ikfonksiyonları korunm uş grup ile karşı/aşun/dığın da LFP!HFP'nin anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptandı. Yine bu grupta HFP'nin diyastol sonu voliimii ile negatif, atını voliimii ile pozitif, ayrıca VLFP'nin kalp hızı ve NYHA ev resi ile negatif bağmtılı olduğu saptandı. Sonuç olarakAMİ sonrası klinik ve prognoz göstergelerinden olan parasempatik aktivite sol ventrikül fonksiyonlanndan bağımsı z olarak azalmakta, sempatik aktivite artmakta ve KHD'i baskı/anmaktadır. Sol ventrikiil sistolik fonksiyonlan bozulmuş olan hastalarda bu değişiklikler daha belirgindir. Ayrıca KHD komponentlerinden parasempatik aktiviteyi gösteren HFP'nin sol ventrikiil sistolik fonksiyonlan ile anlamlı derecede ilişkisi bulunmaktadır.
Heart rate variability (HRV) is one of the independent prognostic criteria after acute myocardial infaretion (AMI). The aim of this study is to evaluate the changes in HRV after AMI in patients w ith and without left ventricular (LV) dysfunction and to determine the relation of these HRV changes with elinical and echocardiographic parameters. Twenty patients ( 1 8 males, 2 females; m ean age 49.2±8.2) with preserved LV systolic function after AMI (Group I), twenty patients (I 8 males, 2 females; mean age 5 1.5±7.7) with impaired LV (systolic) function and heart failure (functional class NYHA II-III) (Group II) and 20 healthy subjects (18 males, 2 females; mean age 50.5±7.9) (control group) were studied. In patients with and without LV dys function high frequency power (HFP), low frequency power (LFP), very low frequency power (VLFP) and LFP/HFP ratio which reflects sympathetic activity increased when compared with the control group (p<0.05). In patients with LV sys tolic dysfun ction, HFP/LFP ratio was s ignificantly higher than in patients without systolic dysfunction. In the latter group, HFP was found to be negatively correlated with end-diastolic volume and, pos itively correlated with stroke volume whereas VLFP was negatively correlated with heart rate and NYHA stage. We concluded that, parasympathetic activity which is a elinical and prognostic parameter after AMI is decreased, the other parameter sympathetic activity is increased, and HRV is depressed. These changes are fo und to be mo re prominent in patients w ith LV systolic dysfunction. HFP, reflecting parasympathetic activ ity of HRV parameter, is rel ated significantly to LV systolic functions.

6.
Esansiyel Hipertansiyonu Olan Stabil Angina Pektorisli Olgularda Adenozin Difosfat ve Epinefrinle Uyarılmış İn-Vitro Trombosit Aggregasyon Yanıtı
Response of In-vitro Platelet Aggregation Induced by Adenosine Diphosphate and Epinephrine in Stable Angina Pectoris with Essential Hypertension
Abdi SAĞCAN, Meral KAYIKÇIOĞLU, Serdar Bedii OMAY, Mustafa AKIN
Sayfalar 158 - 163
Hipertansiyon, koroner arter hastalığı (KAH) için cinsiyet farkı olmaks ı zın bağımsız bir riskfaktörüdür. Hem hipertansiyoncia hem de KAH'mn gelişimi s ı rasmda trombositlerin aktivasyonu söz konusudur. Çalışmamızda stabil angina pektarisli (SAP) olgularda, kontrol altmda bulunan sınıf 1-2 hipertansiyonun in vitro trombosit agregasyon ya111tı üzerine olan etkilerinin araştminıası amaç/andı. Çalışmaya klinik verileriyle SAP, koroner anjiyografi ile KAH tanısı almış toplam 103 hasta alı ndı. Kontrol edilmiş esansiyel hipertansiyonu olan 45 KAH o/gus11 Grup !'i oluşturdu. Grup ll ise hipertansif olmayan 58 KAH olgusundan oluşuyordu. Olgulardan sabah aç karnına ve oda ı slSi n da alınan venöz kan örnekleri sanırifüje edilerek trombosiuen zengin plazma (TZP) örnekleri lıaz ırlandı. TZP daha sonra in-vitro adenozin elifosfat (ADP) ve epinefrinle muamele edildi. Bohr'11n Turbidometrik yöntemi kullamlarak trombosit agregasyon eğrileri oluşturu/dil ve özel milimetrik kağ ıtlara yazdırı ldı. Eğrilerden primer ve sekonder dalgaların aktivite yüzdeleri (% amplitüd) ve siireleri (sn) hesaplandı. Gruplar arasındaki veriler 1 testi ile karşılaştırıldı. Grup 1 grup ll ile kıyaslandığmda, epinefrin ve ADP ile indiik/enmiş in vitro trombosit agregasyon ya ml yüzdelerinin (A %) lı em primer hem de sekonder dalga için anlamlı oranda arttığı gözlendi (p<0.05, p<0.0001, p<0.05, p0.05), sekonder dalga sürelerinin grup /'de an lamlı oranda artış gösterdiği belirlendi (p<0.05, p=0.01 ). Konveriing enı im inhibitörii, Ca-kanal blokeri ve B-bloker gibi antihipertansif ajan kul/amm ı mn tranıbosil agregasyon ya nılılll anlamlı olarak farklılaşurmadığı belirlendi (p>0.05). Hipertansif SAP'li olgularda, tedavi edilmiş olsalar bile, hipertansif olmayan SAP olgularıyla karşılaşllrı /dığmda , an lamlı derecede artmış tranıbosil agregasyon ya11111 oluşmaktadır. Sonuç olarak; bu olgularda allliagregan özelliği olan antihipertansif ajaniarta birlikte, daha etkili antiagregan sağaltımm uyg11lannıası ge rekliliği sonlleıma varabitmek için, daha geniş sayıda ve homojen amilıipertansif sağaltını verilen hasta grupları nda in vivo ve prospektif çalışmalara gereksinim bulunmaktadır.
Hypertension is an independent risk factor for coronary artery di sease (CAD) in both males and females. Platelet activation is seen in the progress of hypertension and CAD. In th is study, the effect of controlled class I-II hypertension on in-vitro platelet aggregation was investigated in patients with stable angina pectoris (SAP). One-lıundre d and three patients were included in the study after canfirmati on of an g ina pectori s c lin ically and angiographically. Patients were divided into two groups: Group I consisted of 45 CAD patients (3 1 male, 14 female, mean age:57±10) with essential hypertension, and 58 normotensive CAD parients (53 male, 5 female, mean age:54±9) made up Group II. Platelet-rich plasma (PRP) samples were prepared from the patients' venous blood taken befo re breakfast at room temperature. PRP was treated with adenesine diphosphate (ADP) and epinephrine and platelet aggregation slopes were obtained by use of turbidometric method of Bohr. These slopes were recorded on special millimetric papers and activation time (second) and activation ratios (amplitude %) of primary and secondary waves were calculated from the slopes. Student's t test was used for statistical analyses. Activation ratios of in-vitro platelet aggregation induced by ADP and epinephrine was significantly increased in group I than group II for borh primary and secondary waves. No difference was found between groups when activation time of primary waves were compared (p>0.05) but activation time of secondary waves were significantly increased in groups I (p<0.05). It was found that use of antihypertensive agents like converting enzyme inhibitors, calcium channel and beta blackers did not cause significant changes in response to platelet aggregation (p>0.05). Hypertensive SAP patients even having been treated by antihypertensive drugs have signi ficantly increased platelet aggregation response w:hen compaı·ed to normotensive SAP patients. But, in vivo prospective studies in wider and more homogeneous hypertensive patients population are necessary to conclude the need for more potent antiaggregant treatment with use of antihypertensive drugs having antiaggregant properties.

7.
İDİYOPATİK VE SEKONDER VENTRİKÜLER TAŞİKARDİ'Lİ HASTALARDA RADYOFREKANS KATETER ABLASYONU SONUÇLARININ KARŞILAŞTIRILMASI
Comparison of Results of Radiofrequency Catheter Ablation in Patients with Idiopathic and Secondary Ventricular Tachycardia
Kamil ADALET, Fehmi MERCANOĞLU, Mehmet MERİÇ, Murat SEZER, Önal ÖZSARUHAN, Faruk ERZENGİN
Sayfalar 164 - 172
Bu çalışmanı n amacı, idiyopatik ve sekonder ventriküler taşikardi (VT)'Ii hastalarda radyofrekans kateter abiasyon u (RFA) son uçları nlll karşılaştmlnıasıdır. Çalışma kapsanıma mononıoıfik VT'/i 66 hasta ( 11 kadın, 55 erkek; ort. yaş. 35.5±1 5.6 yıl, yaş aralığ ı 10-75 yıl) alındı. Kırk bir hastada idiyopatik (21 sağ ventrikül ç ıkış yolu taşikardisi, 20 sol ventrikültaşikardisi) ve 25 hastada sekonder VT (12 iskemik, 5 aritmojenik sağ ventrikiil displazisi, 3 dilale kardiyomiyopati, 1 hipertrafik kardiyomiyopati, 2 bu nd/e branch reentrant taşikardi, 1 mitral kapak prolapsusu, 1 post-operalif VT) söz konusu idi. Ortalama senıptom süreleri idiyapalik VT grubunda 73.1±77.5 ay ve sekonder VT grubunda 37.0±37.8 ay idi (p<0,03). Idiyapalik VT grubunda daha önce ortalama 2 .79±1 .54 antiari fmik ilaç, ve sekonder VT grubunda ise ortalama 3 .63±1 .6 ilaç etkisiz bulunmuştu. Primer başarı oranı idiyopatik VT grubunda %92.6 (38141 hasta) ve sekonder VT grubunda %80 (20125 hasta) idi. İşlem esnasında uygulanan akım sayıları, idiyopatik VT grubundaki hastalarda (5.1±5.8), sekonder VT grubuna göre (12.2±10.2) dalıa az idi (p=0.02). Total işlem süresi idiyopatik VT'de 1 14.5±43.0 dakika, sekonder VT'de 144.0±75.3 dak bulundu. Hiçbir hastada ciddi konıplikasyon oluşmadı. İdiyopatik VT grubundaki hastalara 28.3±19.3 ay, sekonder VT'Iiler ortalama 50.3±20.7 ay takip edildiler (p<0.01 ). Nüks oram idiyapalik VT'Iilerde %5.2 (2/38 hasta), sekonder VT gru bunda %50 (101 20 hasta) idi (p<0.05 ), bu suretle uzım süreli başarı o ram idiyopatik VT'de %90.2, sekonder VT'de %48 bulundu (p<0.01 ). Sekonder VT'Ii hasta grubunda (%36), idiyopatik VT'Iilere (%2.4) göre dalıa sı k olarak implante edilebilen kardiyoverter-defibrilatör (!CD) imp/ante edildi (p<0.05). Sonuç olarak, RFA işleminin her iki grupta da etkili ve emin bir metod olduğu , ancak idiyopatik VT'li grupta başarı şansmm daha çok, sekonder VT'Ii grupta nüks oranı nlll dalıa yüksek ve uzun süreli başarı ihtimalinin daha düşük olduğ u ve hastaların önemli bir bölümünde !CD implantasyonu gerekebi/eceği kanısma varıldı.
The aim of this study was to compare the results of radiofrequency catheter ablation (RFA) in patients (pts) with idiopathic and secondary ventricu lar tachycardia (VT). Sixty-six pts with monomorphic VT (1 I female, 55 m ale; m ean age 35.5± I 5.6 years, range I 0-75 years) were included. Forty-one pts presented with idiopathic (21 right ventricular outflow tract, 20 left ventricular VT) and 25 pts presented w ith secondary VT ( I 2 ischaemic, 5 arrythmogenic right ventricular dysplas ia, 3 dilated cardiomyopathy, I hypertrophic cardiomyopathy, 2 bundle branch reentrant tachycardia, I mitral valve prolapse, 1 post-operative). The mean duration of symptoms w as 73.1 ±77 months in idiopathic VT group and 37±38 months in secondary VT group (p<0,03). The pts in idiopathic VT group had prev iously received a mean of 2.79± 1.5 antiarrhythmic drugs, and a mean of 3.63±1.6 antiarrhythmic drugs were adınİnistered to the pts in secondary VT group. The mean number of RF pulses delivered to the 40 pts in idiopathic VT group (5.7±5) was significantly lower (p<0.05) than pls in secondary VT group (12.2+10). Primary success rate was 80% (20 of 25 pts) in secondary VT group and 92.6% in idiopathic VT group (38 of 4 ı pts). The m ean total d uration of the procedure w as ı ı 4±43 minules in idiopathic VT group and 144±75 minutes in secondary VT group. No serious complications occurred in both groups. Pts were followed for a m ean of 28.3± I 9 months in idiopathic VT group and 50.3±20.7 months in secondary VT group (p

8.
Sol Ventrikül Hipertrofisi ile Diyastolik Fonksiyonları Arasındaki İlişkinin Yeni Ekokardiyografik Yaklaşımlarla Değerlendirilmesi
Evaluation of Relationship Between Left Ventricular Hypertrophy and Diastolic Functions by New Echocardiographic Methods
Sinan DAĞDELEN, Nevnihal EREN, Hasan KARABULUT, İlyas AKDEMİR, Mehmet ERGELEN, Murat AKÇAY, Cem ALHAN, Nuri ÇAĞLAR
Sayfalar 173 - 180
Çalışmamızın amacı sol ventriküllıipertrofi (SVH) derecesi ile diyastolik fonksiyonları arasmda direkt bir ilişki olup olmadığım yeni ekokardiyografi k yaklaşımlarla ince/ emektir. Bu amaçla koroner anjiyografsinde anlamlı koroner darlığı olmayan ( <%40 dar/ık) ve ekokardiyografide SVH olduğu gösterilen [sol vemrikül kitle indeksinin (SVKİ) erkekle >134 gfm2, kadmda >1 10 glnı2 olması] 28'i hipertansi/ ve Tsi nornıotansiftop/am 35 vaka (16 K, 19 E; yaş ortalanıas ı 55.9 ± ll .7 yı l) çalışmaya alındı. Hastaların SVKİ ortalanıası 158.4 ± 28.9 gtmı idi. Hastalara Aloka SSD 2200 ile yapılan ekokardiografide; mitral E ve A velositeleri ve zaman integralleri (E ve Avll), izovolunıetrik relaksasyon zanıam (İVRT) , E deselerasyon zamam (EDT), A akım süresi (A-t), pulmoner ven geri akım süresi (PA -t) ölçüldü. Mitral kapak lateral anulusunun doku Doppler görüntü/emesinde erken diastolik ve geç diastolik akım ve/asite/eri (Em, Anı) , Em deselerasyon zamalll (EnıDT), Anı akını süresi (Anı-t) ve apika/ dört boşlukta mitral akımlll renkli M-Mode incelemesinde propagasyon velositesi (Vp) ve Vp akselerasyon süresi (Vp-at) ölçüldü. SVKİ ile EDT, A-t, EfA, PA -t ve Anı-t arasında anlamlı korelasyon bulunmaz iken (sırasıyla r=0.22, 0.23, -0.16, 0.28 ve 0.31 ), IVRT ve Evtı!Avtı arasmda hafif korelasyon tespit edildi (s ırasıyla r=0.45, -0.39). Bununla beraber SVKİ ile Em/Am, EmDT, Vp ve Vp-at arasmda daha iyi bir korelasyon tespit edildi (sırasıyla r= -0.66, 0.54, - 0.65, ve 0.57). Hipertansif olan ve olmayanlar karşılaştı rıldığında, hipertansil grupta Em/Am daha düşük , EmDT daha uzun, Vp daha düşük ve V p-at daha uzun bulundu. Sol ventrikiil diyasto/ik fonksiyonlarını değerlendirmede, doku Doppler göriintüleme ve renkli M-Mode ile yap ılan ölçümler, konvansiyonel ölçüm/ere göre SVKİ ile daha iyi bir kore/asyana sahiptir.
The aim of this study was to investigate the relationship between left ventricular hypertrophy (LVH) and diastolic func tions by new echocardiographic methods. By this aim 35 (28 hypertensive, 7 normotensive) patients (19 M, 16 F, mean age± SD: 55.9 ± ı 1.7 years) w ith L VH who had left ventricle mass index (LVMI) > 134 g/m2 in men and > ı 10 g!m2 in women and angiographically proven to be free of significant coronary artery lesi o n s ( < 40 % stenosis) were studied. The mean (±SD) LVMI was ı58.4 ± 28.9 glm2. Using an Aloka SSD 2200 echocardiography device, mitral E and A velocities and time integrals (E and Avti), i sovoıumetri c relaxation time (IVRT), E deceleration time (EDT), A flow time (A-t), and pulmonary vein reversal flow time (PA-t) were measured in every patient. Lateral mitral annulus early and Iate diastolic velocities (Em, Am), Em deceleration time (EmDT), Am flow time (Am-t) were evaluated by tissue Doppler imaging. Color M-mode imagings of the mitral valve in apical 4-chamber view were obtained to ıneasure propagation velocity (Yp) and Yp acceleration time (Yp-at). No significant correlation w as fo und between L YMI and EDT, A-t, E/A, PA-t, and Aın-t (r=0.22, 0.23, - O.ı6, 0.28, and 0.31 , respectively). LYMI was weakly correlated with IYRT and Evti/Avti (r=0.45, -0.39, respectively) and had a good correlation with Em/Am, EınDT, Yp, and Yp-at (r= -0.66, 0.54, - 0.65, and 0.57 , respectively). Comparing the subgroups with and without hypertension, lower Em/Am, longer EınDT, lower Yp, and longer Yp-at were found in patients with hypertension. In evaluating of left ventricular diastolic functions, ıneasureınents obtained by tissue Doppler imaging and color M-ınode have better correlations with L YMI, coınpared to conventional ıneasureınents .

9.
Homosistein ve Kardiyovasküler Hastalıkları
Homocysteine and Cardiovascular Disease
Murat SUCU, A. Aziz KARADEDE, Nizamettin TOPRAK
Sayfalar 181 - 190
Homosistein metiyonin metabolizması s ıras ında oluşan siilfiir içeren bir aminoasillir. Remetilasyon ve transsiilfi· rasyon yoluyla metabolize olur. Genel popülasyonda açlıktaki normal değerle ri 5-15 pmol/L'dir. Plazma homosistein değerleri genetik faktörler kadar diyeilen de oldukça etkilenir. Hiperhomosisteineminin aterojenik özelliği· nin endotel fonksiyon bowkluğ u ve hasarı ndan kaynaklandığı düşünülmektedir. Homosistein ile kardiyovaskiiler hastalı klar arasmdaki ilişkiyi gösteren oldukça fazla epidemiolojik veri olmakla birlikte, bu ilişki prospektif çalışmala rın tiimii tarafından desteklenmemektedir. Ayrıca folik asit a lınıımn artmlnıas ıyla homosistein eliizeyinde belirgin diişiiş olmasma rağmen , diyet veya vitamin tedavisiyle plazma homosistein dii zeyini diişiirmenin kardiyovaskiiler h astalık riskini a za/tıp a z altmayacağı bilinmemektedir. Homosistein 15 Jlmol!L'den yiiksek diizeyde olduğunda, 400 pgrfolattek başına veya diğer B vitaminleriyle birlikte verilerek tedavi edilebilir
Homocysteine is a sulphur-containing aınino acid formed during the ınetabolisın of ınethionine . It is ınetabolised by reınethy lation or transsulphuration. Fasting normal ranges are 5- ı 5 ııınoi/L in the general population. Plasma hoınoc yste ine ı eve l s are strongly influenced by diet, as well as genetic factors. It is suggested that atherogenic propensity associated with h yperhoınocysteineın i a results from endothelial dysfunction and injury. Although there is considerable epideın i ologica l evidence for a relation between plasına hoınocyste ine and cardiovascular disease, not all prospective studies have supported such a relationship. Moreover, despite the potential for reducing hoınocysteine levels with increased intake of folic acid, it is not known whether reduction of plasına hoınocyste ine by diet and/or vitamin therapy wi ll reduce cardiovascular disease risk. Hoınocysteine leveıs of mo re than ı 5 ıım oi/L ınay be ınanaged with 400 ııg folate with or without other B vitamins.

10.
Anteriyor Miyokard İnfarktüsü Tablosu ile Gelen Takayasu Arteriti Olgusu
Takayasu Arteritis Presenting as Anterior Myocardial Infarction
Sait ALAN, Mehmet Sıddık ÜLGEN, A. Aziz KARADEDE, Bircan ALAN, Nizamettin TOPRAK
Sayfalar 191 - 194
Takayasu arıeriti, aorta. aortamn majör dal/an, pulmoner arıeri ıuıan ve nadir göriilen bir arteriıtir. Tutulan damar segmenılerinde daralma, Ilkanma reya aneı-rizmalik dilatasyona yol açar. Renal arter lullllunıu sık olmakla b irlikıe koroner arter tutulumu nadir fakat ciddi bir tablo oluşturur. Bu yazıda, ciddi hipertansiyonla birlikte aklll anteriyor mi yokard enfarktiisii tablosu ile başvuran ve aktif dönemde renal artere anjiyop/asti uygulanan hir Tal-:.a yasu arteriri olgusu sun ulnıakta, akut miyokard infarktiisiiniin nadir sebeplerinden biri olan Takayasu arteritine dikkat çekilnıektedir.
Takayasu arteritis is a rarely encountered arteritis that involves aorta, Jeads to the its ınajor branches and pulınonary arteries. The disease ınay frequently occlusion or aneurysnı atic dilatation of the involved segment. In spite of frequent i n volveınen t of renal arteries, coronary in vol veınent is rare, but ınay lead to serious co ınplica ti o n s . A fo rty-year old patient with Takayasu arteritis admitted to our clinic due to acute anterior myocardial infarct ion, accompanied by severe hypertension that was taken into control fo llowing renal angioplasty. We present this case to emphasize that Takayasu arteritis is ararely encountered disease which may lead to acute myocard ial infarction

© copyright 2020 TKD Arşivi
LookUs & Online Makale