| ARAŞTIRMA |
| 1. | Halkımızda ılımlı ve aşırı alkol tüketimi: mortalite ve kardiyometabolik risk üzerine uzun vadeli etkiler Moderate and heavy alcohol consumption among Turks: long-term impact on mortality and cardiometabolic risk Altan Onat, Gülay Hergenç, Zekeriya Küçükdurmaz, Murat Uğur, Zekeriya Kaya, Günay Can, Hüsniye Yüksel PMID: 19404028 Sayfalar 83 - 90
Amaç: Alkol tüketiminin çeşitli sonuçlar üzerine uzun vadeli etkileri Türk Erişkinlerinde Kalp Hastalığı ve Risk Faktörleri Çalışması’nda ileriye dönük biçimde değerlendirildi. Çalışma planı: Çalışmaya alınan 3443 erkek ve kadın (ort. yaş 47.6±12) ortalama 7.4 yıl (dağılım 5-9 yıl) süreyle izlendi. Alkol içme durumu içmeyenler, ılımlı ve aşırı içenler şeklinde sınıflandırıldı. Katılımcıların sadece %19.5’i (erkeklerin %35’i, kadınların %4.2’si) alkol kullandığını bildirdi. Çokdeğişkenli analizlerde, incelenen sonucu başlangıçta taşıyan bireyler değerlendirmeye alınmadı ve alkol kullanımı durumu yaş, cinsiyet, sigara içiciliği ve fiziksel aktivite için ayarlandı. Bulgular: Alkol tüketiminin genel mortaliteyi aşırı içen erkeklerde iki kat artırdığı görülürken, kadınlar ile ılımlı içici erkeklerde bu etki görülmedi. Aşırı alkol kullanımı koroner kalp hastalığı (KKH) gelişme riskini (RR 2.3; %95 GA 1.30; 4.05) öngördüğü halde, ılımlı kullanım koruyucu olma eğilimindeydi (RR 0.72; %95 GA 0.50; 1.035). Ilımlı alkol tüketimi diyabet veya metabolik sendrom (MetS) gelişmesiyle ilişkili değilken ve kadında düşük MetS riski (p=0.10) öngörürken, aşırı içicilik yeni diyabet riskini (RR 2.13) öngörmekteydi ve erkekte MetS gelişmesini öngörme eğilimi göstermekteydi (RR 1.71). Sonuç: Alkol içiciliğinin gelecekte yüklediği risk kullanılan miktara bağlıdır: Aşırı içicilik diyabet ile KKH riskini ve erkeklerde ölüm oranını yükseltirken, ılımlı kullanım KKH riskini sınırda anlamlı, genel mortaliteyi marjinal biçimde düşürmektedir. Ilımlı içicilik MetS riskini yalnız kadınlarda düşürme eğilimindedir. |
|
| 2. | Tip 2 diyabetli asemptomatik hastalarda mikroalbüminüri ile sol ventrikül fonksiyonları ve sessiz miyokart iskemisi arasındaki ilişki The relationship of microalbuminuria with left ventricular functions and silent myocardial ischemia in asymptomatic patients with type 2 diabetes Özlem Yıldırımtürk, Mehtap Kılıçgedik, Aylin Tuğcu, Vedat Aytekin, Saide Aytekin PMID: 19404029 Sayfalar 91 - 97
Amaç: Son yıllarda, ilerleyici böbrek yetersizliğinin bir belirteci olan mikroalbüminürinin (MA) özellikle diyabetik hastalarda kardiyovasküler hastalıkla da ilişkili olduğu gözlenmiştir. Bu çalışmada, tip 2 diyabetli asemptomatik hastalarda MA ile sol ventrikül fonksiyonları ve efor testinde saptanan sessiz miyokart iskemisi arasındaki ilişki araştırıldı. Çalışma planı: Çalışmaya, kardiyak açıdan yakınmasız, tip 2 diyabet tanısı konan 50 hasta (36 kadın, 14 erkek; ort. yaş 63±7) alındı. Her hastaya transtorasik ekokardiyografik değerlendirmeyi takiben biyokimyasal değerlendirme ve egzersiz testi yapıldı. Her hastada iki ayrı günde 24 saatlik idrarda MA düzeyi ölçüldü. Hastalar MA miktarının 30 mg’nin üzerinde ve altında olmasına göre sırasıyla MA(+) ve MA(–) olarak gruplandırıldı. Bulgular: On iki hastada (%24) MA saptandı. Mikroalbüminüri olan ve olmayan (n=38; %76) hasta grupları arasında yaş, cinsiyet, kan basıncı, kardiyovasküler risk faktörleri, plazma glikoz, kolesterol ve trigliserit düzeyleri ve renal fonksiyon parametreleri açısından anlamlı farklılık bulunmadı (p>0.05). Mikroalbüminürili hastalarda diyabet süresi anlamlı derecede daha uzundu (p=0.03). Ekokardiyografik değerlendirmede, iki grup arasında sol ventrikül sistolik ve diyastolik fonksiyonları açısından anlamlı farklılık bulunmadı (p>0.05). Egzersiz testinde 21 hastada (%42) iskemik değişiklikler gözlendi. Sessiz miyokart iskemisi görülen hasta sayısı MA(+) grupta (9/12; %75), MA(–) gruba (12/38; %31.6) göre anlamlı derecede fazla idi (p<0.001). Sonuç: Mikroalbüminürinin, diyabetik hastalarda koroner arter hastalığını öngörmede başvurulabilecek önemli bir belirteç olarak kullanılabileceği düşünüldü. |
|
| 3. | Editöryal Yorum: Asemptomatik insüline bağımlı olmayan diabetes mellitustasessiz miyokart iskemisi, mikroalbüminüri ve sol ventrikül fonksiyonları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi Editorial Comment: Assessment of the relationship between silent myocardial ischemia, microalbuminuria, and left ventricular function in asymptomatic subjects with non-insulin dependent diabetes mellitus Recep Demirbağ PMID: 19404030 Sayfalar 98 - 100
|
|
| 4. | Hipertansif hastalarda dipper ve non-dipper kan basıncının sol ventrikül fonksiyonları üzerine etkisi: Doku Doppler çalışması The influence of dipper and nondipper blood pressure patterns on left ventricular functions in hypertensive patients: a tissue Doppler study Kürsat Tigen, Tansu Karaahmet, Hakan Fotbolcu, Emre Gürel, Cihan Cevik, Çetin Geçmen, Atilla Bitigen, Bülent Mutlu, Yelda Başaran PMID: 19404031 Sayfalar 101 - 106
Amaç: Hipertansif hastalarda dipper ve non-dipper kan basıncı tiplerinin sol ventrikül diyastolik doluş parametreleri üzerindeki etkisi araştırıldı. Çalışma planı: Hipertansif 55 hastada (37 kadın, 18 erkek; ort. yaş 55±10) ekokardiyografik inceleme ve 24 saatlik ambulatuvar kan basıncı izlemesi yapıldı. Değerlendirmelerden önce tüm hastalar en az üç ay süreli antihipertansif ilaç tedavisi görmekteydi. Doku Doppler ile elde edilen sistolik ve diyastolik parametreler karşılaştırıldı. Bulgular: Yirmi iki hastada (%40) dipper, 33 hastada (%60) non-dipper kan basıncı saptandı. Sol ventrikül sistolik ve diyastolik çaplar iki grupta benzer bulundu. Dipper grubunda sol atriyum çapı (p<0.0001), interventriküler septum (p=0.001) ve posteriyor duvar (p=0.012) kalınlıkları, sol ventrikül kütlesi (p=0.017) ve kütle indeksi (p=0.021) anlamlı derecede düşük bulundu. İki grup arasında mitral E ve A dalgası, E/A oranı, E dalga yavaşlama zamanı, izovolümik gevşeme zamanı ve doku Doppler ile hesaplanan A’ dalgası açısından farklılık yoktu. Dipperli hastalarda E/E’ oranı (10.8±3.4 ve 14.1±3.6; p=0.002) daha düşük bulunurken, sistolik (S’) (p=0.05) ve erken diyastolik (E’) (p=0.027) doku hızları anlamlı derecede daha yüksek idi. E/E’ oranı <15 ve ≥15 olarak gruplandırıldığında, E/E’ <15 olan grupta dipperli hasta oranı anlamlı derecede yüksek idi (%48.8 ve %9.1; p=0.019). Benzer şekilde, E/E’ <8 olan hastalar arasında dipperli oranı, E/E’ ≥8 ve <15 olan hastalara göre belirgin derecede yüksek bulundu (%90 ve %35.3; p=0.019). Sonuç: Hipertansif hastalarda non-dipper kan basıncının sol ventrikül kütlesinde artış, sol ventrikül sistolik ve diyastolik fonksiyonlarda bozulma ve sol ventrikül dolum basınçlarında artış ile ilişkili olduğu görülmektedir. |
|
| 5. | Atriyoventriküler tam blokta kalıcı kalp pili öncesi ve sonrasında kardiyovasküler sistem stabilizasyonunda hemodinamik kompansatuvar değişimler Compensatory hemodynamic variations for cardiovascular stabilization in complete atrioventricular block before and after pacemaker implantation Nilüfer Ekşi Duran, Mehmet Ali Astarcıoğlu, Ahmet Çağrı Aykan, Hekim Karapınar, İbrahim Duran, Emre Ertürk, Tayyar Gökdeniz, Hasan Kaya, Mehmet Özkan PMID: 19404032 Sayfalar 107 - 111
Amaç: Atriyoventriküler (AV) tam blokta kardiyovasküler sistem stabilizasyonu birçok hemodinamik ve hormonal parametrenin kompansatuvar değişimi ile korunmaktadır. Bu çalışmada, AV tam blokta kalıcı kalp pili öncesi ve sonrası hemodinamik parametrelerdeki ve beyin natriüretik peptid (BNP) düzeyindeki değişimler araştırıldı. Çalışma planı: Çalışmaya senkop nedeniyle başvuran AV tam bloklu 25 hasta (14 erkek, 11 kadın; ort. yaş 72±10; dağılım 39-83) alındı. Tüm hastalar başvuru anında hemodinamik olarak stabil durumdaydı ve kalıcı kalp pili takılıncaya kadar yoğun bakımda gözlem altında tutuldu. Kardiyovasküler sistemdeki değişimi karşılaştırmak amacıyla, kalıcı pil öncesi ve pil takıldıktan iki hafta sonraki ortalama kan basıncı (OKB), atım hacmi (AH), kardiyak debi (KD), sistemik vasküler direnç (SVD), sistemik aortik kompliyans (SAK) değerleri ve BNP düzeyleri incelendi. Bulgular: Ortalama kalp hızı, kalıcı pil öncesi ve sonrasında sırasıyla 36±6 vuru/dk ve 65±10 vuru/dk bulundu. Kalıcı pil yerleştirilmesi sonrasındaki değerlerle karşılaştırıldığında, pil öncesinde KD’nin anlamlı derecede düşük (p<0.001), SVD’nin anlamlı derecede yüksek (p=0.001) olduğu görüldü. Kardiyak debideki düşüşü SVD artışı kompanse etmekteydi. Pil uygulaması öncesi ve sonrasında OKB değerleri anlamlı farklılık göstermedi ve her iki dönemde de normal sınırlar içindeydi. Atım hacmi, SAK değerleri ve BNP düzeyi bakımından kalıcı pil öncesi ve sonrasında anlamlı farklılık gözlenmedi. Ayrıca, BNP düzeyinin her iki dönemde de yüksek olduğu izlendi. Sonuç: Atriyoventriküler tam blokta kalıcı kalp pili öncesi ve sonrasında AH, SAK ve BNP değerlerinde kompansatuvar bir değişim gözlenmezken, KD’de görülen azalma SVD artışı ile kompanse edilerek OKB normal sınırlar içinde tutulmaya çalışılmaktadır. |
|
| 6. | Diyastolik kalp yetersizliği tanısında N-terminal B-tipi natriüretik peptidin yeri: Ekokardiyografi bulguları ile karşılaştırma The diagnostic value of N-terminal B-type natriuretic peptide in diastolic heart failure: comparison with echocardiographic findings Aylin Tuğcu, Özlem Yıldırımtürk, Saide Aytekin PMID: 19404033 Sayfalar 112 - 121
Amaç: N-terminal pro-B-tipi natriüretik peptidin (NT-proBNP) sol ventrikül (SV) hipertrofisi yokluğunda diyastolik kalp yetersizliği (DKY) tanısındaki öngördürücü değeri araştırıldı. Çalışma planı: Çalışmaya, akut pulmoner ödem ile başvuran, başvuru anında SV ejeksiyon fraksiyonu (EF) >%50 olan ve takiplerde en az altı ay stabil seyreden, DKY’li 33 hasta (17 erkek, 16 kadın) alındı. Kontrol grubunu, sol ventrikül kütle indeksleri (SVKİ) DKY grubuna eşit, EF >%50 olan ve kardiyak yakınması bulunmayan 18 hipertansif hasta (9 erkek, 9 kadın) oluşturdu. Tüm hastaların plazma NT-proBNP düzeyleri ölçüldü. Ekokardiyografide ölçülen mitral akım Doppler zirve erken diyastolik hızın, mitral anülüs seviyesindeki erken diyastolik miyokart hıza oranı (E/E’) ile NT-proBNP düzeyleri arasındaki ilişki incelendi. Bulgular: NT-proBNP düzeyleri DKY grubunda kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulundu (293.4±52.1 pg/ml ve 123.1±23.5 pg/ml; p=0.043). Diyastolik fonksiyon bozukluğu (DFB) derecesi açısından, NT-proBNP düzeyi, gecikmiş gevşeme olan hastalarda (n=24) kontrollerden farklı değilken, psödonormal (n=5) ve restriktif DFB’li (n=4) hastalarda anlamlı derecede yüksekti (p=0.011). ROC analizinde, NT-proBNP’nin ≥490 pg/ml olmasının DKY’yi saptamadaki duyarlılığı %40, özgüllüğü %94 bulundu. Ortalama E/E’ oranı, gecikmiş gevşeme, psödonormal ve geri dönüşümsüz restriktif DFB’li hastalarda sırasıyla 5.4, 15.4 ve 17.6 bulundu (p=0.0001). Tüm hastalar (n=51) E/E’ değerlerine göre üç gruba ayrıldığında (E/E’<8; E/E’=8-15; E/E’>15) E/E’ >15 olan hastalarda NT-proBNP değerleri anlamlı derecede yüksek idi (p=0.0001). E/E’ ile NT-proBNP arasında ileri düzeyde anlamlı ilişki bulundu (r=0.761, p=0.001). ROC analizinde, NT-proBNP’nin 269.1 pg/ml’lik eşik değerinin E/E’ >15 saptamadaki duyarlılığı %90, özgüllüğü %73 idi. Lojistik regresyon analizinde, sol atriyum çapı (p=0.018) ve E/E’ (p=0.05) NT-proBNP değerini bağımsız olarak etkilemekteydi. Sonuç: NT-proBNP düzeyleri DKY’li hastalarda, SVKİ’den bağımsız olarak, yüksektir. NT-proBNP, sistolik fonksiyonları korunmuş ve semptomatik hipertansif hastalarda SV diyastol sonu basıncı hakkında iyi bir tahmin sağlayabilir. |
|
| OLGU BİLDİRİSİ |
| 7. | Yaşlı bir hastada sağ atriyum apendiks anevrizması Aneurysm of the right atrial appendage in an elderly patient Nilüfer Ekşi Duran, Emre Ertürk, Sabahattin Gündüz, Mehmet Özkan PMID: 19404034 Sayfalar 122 - 124
Yetmiş iki yaşındaki erkek hasta, her iki bacakta 50 metreden daha az yürümekle ortaya çıkan ağrı yakınmasıyla başvurdu. Fizik muayenede, her iki ekstremitede arteryel nabızların zayıflamış olduğu görüldü. Elektrokardiyografik ve telekardiyografik değerlendirmeler normal bulundu. Hastaya karın ağrısı nedeniyle daha önce batın ultrasonografisi yapılmış ve abdominal aortta anevrizma saptanmıştı. Koroner anjiyografi bulguları normal olan hastanın perifer anjiyografisinde, abdominal aort anevrizması ile birlikte iki taraflı yaygın ciddi perifer arter hastalığı saptandı. Transtorasik ekokardiyografide sağ atriyum ile komşuluğu olan anevrizmatik bir yapı izlendi. Transözofageal ekokardiyografide sağ atriyum apendiks anevrizmasını andıran, 30x18 mm boyutlarında bir boşluk saptandı. Kardiyovasküler manyetik rezonans incelemede, triküspit kapak üzerinde sağ atriyum apendiks anevrizması varlığı doğrulandı. Anevrizmanın boyutları 25x15 mm, boynu 11 mm ölçüldü. Cerrahi girişimde abdominal aorta greft uygulandı ve aortobifemoral baypas yapıldı. Ameliyat sonrası komplikasyon izlenmeyen hasta, oral antikoagülan tedavi ile taburcu edildi |
|
| 8. | Subklavyan ven port kateteri komplikasyonu ve paraneoplastik sendrom sonucu gelişen süperiyor vena kava sendromu Superior vena cava syndrome arising from subclavian vein port catheter implantation and paraneoplastic syndrome Sinan Dagdelen PMID: 19404035 Sayfalar 125 - 127
Santral venöz tromboz venöz kateterizasyonun önemli bir komplikasyonudur. Bu yazıda, sağ subklavyan vene port kateteri yerleştirilmesinden sonra süperiyor vena kava (SVK) sendromuna yol açan yoğun santral venöz tromboz gelişen 49 yaşında bir erkek hasta sunuldu. Hasta inoperabl gastrik kanser nedeniyle iki yıldır kemoterapi görmekteydi ve sağ subklavyan vene altı ay önce port kateteri yerleştirilmişti. Kontrastlı göğüs bilgisayarlı tomografisinde (BT) SVK’yi tamamen tıkayan trombüs ve BT anjiyografide subklavyan venden SVK’ye kadar uzanan yaygın tromboz görüldü. Ayrıca, akciğer ve mediyastende yaygın metaztatik lezyonlar gözlendi. Hasta için cerrahi girişim düşünülmedi ve 75 mg doku plazminojen aktivatörü (tPA) ile 18 saatlik infüzyon uygulandı. Fibrinolitik tedavinin birkaç saati içinde hastanın semptomları ve SVK sendromu bulguları kayboldu ve klinik tablosu normale döndü. Fibrinolitik tedavinin bitiminden bir gün sonra tekrarlanan kontrastlı BT anjiyografide SVK trombozunun tamamen çözüldüğü görüldü. Yavaş ve uzun süreli tPA infüzyonu akut trombozun yol açtığı SVK sendromu tedavisinde etkili olabilir |
|
| 9. | Mesane taşı bulunan, asemptomatik Brugada sendromlu bir hastada egzersizle ortaya çıkan ventrikül taşikardisi Exercise-induced ventricular tachycardia associated with asymptomatic Brugada syndrome in a patient with urinary bladder stone Özcan Özeke, Kumral Ergün Çağlı, Dursun Aras, Erdoğan İlkay PMID: 19404036 Sayfalar 128 - 131
Brugada sendromlu hastalarda ventrikül taşikardisinin oluşumunda otonom sinir sisteminin önemli rol oynadığı iyi bilinmektedir. Elli dokuz yaşında bir erkek hasta, mesane taşı nedeniyle yapılacak ameliyat öncesinde kardiyolojik açıdan değerlendirildi. Daha önce kardiyak sorunları olmayan ve koroner risk faktörü olarak sadece sigara içme öyküsü olan hastanın elektrokardiyogramında V1-V2 derivasyonlarında semer sırtı şeklinde ST-segment yükselmesi ve sol eksen deviyasyonu izlendi. Egzersiz stres testinde, sol dal bloku ile birlikte ventrikül taşikardisi ortaya çıktı ve dinlenme fazında V2’deki semer sırtı şeklindeki ST-segment yükselmesi çukur (coved) tipe dönüştü. Ventrikül taşikardisi hemodinamik olarak stabildi ve ilaç tedavisi olmaksızın normale döndü. Ekokardiyografide sağ ve sol ventrikül fonksiyonları, anjiyografide koroner arterler normal bulundu. Bu bulgular ışığında, tanı asemptomatik Brugada sendromu şeklinde kondu. Sunulan olgu göz önüne alındığında, mesane-kardiyak refleksin vagus siniri aracılığıyla otonom sinir sistemini uyardığı ve Brugada sendromunu açığa çıkardığı ileri sürülebilir. |
|
| 10. | Koroner arter baypas cerrahisi sonrası nefes darlığının önemli bir nedeni: Frenik sinir felci An important cause of dyspnea after coronary artery bypass grafting: phrenic nerve paralysis Enbiya Aksakal, Namık Kemal Erol, Fuat Gündoğdu, Özkan Çinici PMID: 19404037 Sayfalar 132 - 135
Frenik sinir felci sonucu oluşan diyafram felci kalp cerrahisi sonrası görülen nadir bir komplikasyondur. Kırk sekiz yaşında bir erkek hastada, koroner arter baypas cerrahisinin hemen sonrasında solunum sıkıntısı, hızlı solunum, sinüs taşikardisi, göğüs ağrısı, pnömoni ve ateş gelişti. Spontan ventilasyon sırasında epigastriyumun paradoksal hareketi ile birlikte göğüs grafisinde sol hemidiyaframın yükseldiği görüldü. Diyafram felci tanısı ultrasonografiyle doğrulandı. Antibiyoterapi ve burun maskesiyle aralıklı pozitif havayolu basınçlı ventilasyon uygulaması sonrasında hastanın durumunda önemli derecede düzelme görüldü. Solunum sorunları sadece hareketle ortaya çıkmaktaydı. Diyafram felcinin kendiliğinden düzeleceği düşünülerek, hasta cerrahiden 10 gün sonra derece 1 nefes darlığı ile taburcu edildi. Ancak, altı aylık izlem sonunda, göğüs grafisinde sol hemidiyaframda daha fazla yükselme ve istirahatte bile solunum sorunları gözlenmesi üzerine hastaya torakoskopik diyafram plikasyonu yapıldı. Ameliyat sonrasında hastanın solunum sıkıntısı kayboldu, pulmoner fonksiyon testleri düzeldi ve göğüs grafisinde sol hemidiyafram normal yerleşimde görüldü. |
|
| 11. | Endomiyokardiyal hastalık: Olgu sunumu Endomyocardial disease: a case report Kumral Çağlı, Belma Uygur, Fatih Özlü, Zehra Gölbaşı PMID: 19404038 Sayfalar 136 - 140
Endomiyokardiyal hastalık, sıklıkla tropik ve subtropik bölgelerde görülen, etyolojisi bilinmeyen, bir veya her iki ventrikülün apikal ve subvalvüler bölgesinin endomiyokardiyal fibrozisi ile karakterize bir restriktif kardiyomiyopati türüdür. Yirmi dokuz yaşındaki erkek hasta restriktif kardiyomiyopati ve dekompanse kalp yetersizliği nedeniyle hastaneye yatırıldı. Telekardiyografide kardiyomegali ve sağ plevral efüzyon izlendi. Transtorasik ekokardiyografide korunmuş sol ventrikül sistolik fonksiyonları, biatriyal genişleme, sağ ve sol ventrikül apikalinde obliterasyon, artmış endokardiyal ekoreflektivite ve perikardiyal efüzyon izlendi. Sağ ventrikül çıkış yolunda genişleme vardı, endokardiyal kalınlaşma yoktu. Doppler incelemede üçüncü derece mitral ve triküspit yetersizliği saptandı. Ventrikülografide, her iki ventrikülde apikal obliterasyon, sağ ventrikül kavitesinde belirgin küçülme, sağ ventrikül çıkış yolunda, sağ ve sol atriyumda belirgin genişleme ve ciddi mitral ve triküspit yetersizliği izlendi. Laboratuvar incelemelerinde hipereozinofili yoktu. Abdominal ultrasonografide hepatik konjesyon, splenomegali ve assit saptandı. Hasta kardiyak kateterizasyon ile değerlendirildikten sonra kardiyak transplantasyon listesine alındı. |
|
| 12. | Kesintili aort izlenimi veren aort koarktasyonu A case of aortic coarctation mimicking interrupted aorta İbrahim Özdoğru, Özgür Günebakmaz, Mehmet Güngör Kaya, Ali Doğan PMID: 19404039 Sayfalar 141 - 144
On dokuz yaşında, asemptomatik, sağlıklı erkek hasta, rutin fizik muayenesinde kardiyak üfürüm ve hipertansiyon saptanması üzerine aort koarktasyonu düşünülerek araştırıldı. Transtorasik ekokardiyografide (TTE) Valsalva sinüsü yırtığı ve biküspit aort saptanan hastada, aortografi ve bilgisayarlı tomografi (BT) anjiyografi bulguları kesintili aort ile uyumlu bulundu. Tanıyı kesinleştirmek için transözofageal ekokardiyografi (TÖE) yapıldı ve inen aortta, daha önceki incelemelerde kesintili olarak saptanan bölgede renkli Doppler ile geçiş saptandı. Hasta aort koarktasyonu öntanısıyla ameliyat edildi. Ameliyatta ciddi aort koarktasyonu görülerek darlık bölgesi düzeltildi. Aort koarktasyonu tanısında sıklıkla TTE yeterli olmakla birlikte, sunulan olguda aortografi ve BT anjiyografi dahi tanıda yanıltıcı olmuş, kesintili aort ile aort koarktasyonu ayrımı TÖE ile yapılabilmiştir. |
|
| OLGU GÖRÜNTÜSÜ |
| 13. | Perikart içinde kurşun Intrapericardial bullet Tolga Aksu, Hatice Selçuk, Ayşegül Öz Aksu, Timur Selçuk PMID: 19404040 Sayfa 145
Makale Özeti | Tam Metin PDF |
|
| 14. | Koroner anjiyografi sırasında spontan koroner arter spazmı Spontaneous coronary artery spasm during coronary angiography Namık Ozmen, Ömer Uz, Bekir Sıtkı Cebeci PMID: 19404041 Sayfa 146
Koroner anjiografi esnasında ciddi koroner spasm nadiren gelişebilir. Operatörün tecrübesi, kullanılan katetere bağlı olarak veya bazen kontrast allerjisi sonucu olabilir. 67 yaşında, diabetik kadın hastada koroner anjiografi esnasında sol ön inen arter (LAD) ve sircumflex arterde (Cx) ciddi spasm ve hemodinamik bozukluk gelişti. İntrakoroner nitrogliserin ve Adenozin ile spasm çözüldü ve hastanın hemodinamisi tedricen düzeldi. |
|
| 15. | Mitral kapakta kitle: Ekokardiyografi ve manyetik rezonans görüntüleme bulguları Mitral valve mass: echocardiography and magnetic resonance imaging findings Yelda Tayyareci, Özlem Yıldırımtürk, Aylin Tuğcu, Saide Aytekin PMID: 19404042 Sayfa 147
Makale Özeti | Tam Metin PDF |
|
| EDİTÖRE MEKTUP |
| 16. | Gelişen Türk Tıp Kardiyovasküler Yayıncılığı Advanced Turkish Medical Cardiovascular Publication Ahmet Akgul PMID: 19404043 Sayfalar 148 - 149
Makale Özeti | Tam Metin PDF |
|