ISSN 1016-5169 | E-ISSN 1308-4488
TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ ARŞİVİ - Turk Kardiyol Dern Ars: 50 (3)
Cilt: 50  Sayı: 3 - Nisan 2022
ÖN SAYFA
1. 
Ön Sayfa
Front Matter

Sayfalar I - II

EDITÖRYAL YORUM
2. 
Önleme Tedaviden Daha İyidir
Prevention Is Better Than Cure
Necla Özer
doi: 10.5543/tkda.2022.22393  Sayfalar 165 - 167
Makale Özeti | İngilizce Tam Metin

ARAŞTIRMA
3. 
Sol Ventrikül Trombüs Rezolüsyonunun Göstergeleri: Retrospektif Veri Analizi
Surrogates of the Left Ventricular Thrombus Resolution: A Retrospective Data Review
Hosameldin Salah Shabib Ahmed, Hüseyin Ede, Ahmed Sobhy Hassan Ghonim Mahfouz, Alaa Abdullah Ali Rahhal, Muhammad Abdulhakim Ali, Ammar Fares Alhaj Issa, Abdul Baki Jasem Senjar, Sumaya Mehdar Al Saadi Al Yafei, Abdul Rahman Mohammad Said Arabi, Awad Razaq Al-Qahtani
doi: 10.5543/tkda.2022.21068  Sayfalar 168 - 174
Amaç: Sol ventrikül ventrikül trombüsü iskemik kardiyomiyopatinin ciddi komplikasyonlarından biridir. Bu çalışmada, sol ventrikül trombüsünün rezolüsyonunu tahmin eden bağımsız faktör- lerin araştırılması amaçlanmıştır.
Yöntemler: Bu retrospektif çalışmaya, 18 yaş üstü koroner arter hastalığı ve sol ventrikül apikal yerleşimli trombüsü olan tüm hastalar dahil edilmiştir. Hastaların demografik, klinik ve ekokar- diyografik özellikleri kayıt edildi. Takip süresince ortaya çıkan majör olumsuz kardiyovasküler olaylar kaydedildi. Her bir hastanın törapötik aralıkta geçirdiği zaman hesaplandı. 180 günden daha fazla süreyle varfarin kullanımına rağmen sol ventrikül trombüsü mevcudiyeti, persistan sol ventrikül trombüsü olarak sınıflandırıldı.
Bulgular: Çalışmaya 174 hasta dahil edildi (169 erkek ve 5 kadın). Çalışma popülasyonunun ortalama yaşı 54,5 ± 11,0 yıldı. Sol ventrikül trombüsünün tedavi ile 180 günden daha kısa süre içinde ortadan kalktığı hastaların sayısı 56 (%32,2) idi. Çalışma popülasyonunda medyan antikoagülasyon zamanı 252 [150-480] gündü ve hastaların ortalama törapötik aralıkta geçir- diği zaman %54 ± 19 idi. Gruplar arasında törapötik aralıkta geçirdiği zaman aralığı benzerdi (P = 0,593). Lojistik regresyon analizinde, eş zamanlı klopidogrel kullanımı (P = 0,003) ve sol ventrikül trombüs alanının (P < 0,001) 180 günden daha kısa süre içinde sol ventrikül trombüsü rezolüsyonunun bağımsız prediktörleri olduğu saptandı.
Sonuç: Eş zamanlı klopidogrel kullanımının sol ventrikül trombüs rezolüsyonu ile ilişkili olduğu buna karşın sol ventrikül trombüs büyüklüğünün sol venrikül trombüs persistansı ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Standard olarak sol ventrikül trombüsü için 3 ile 6 ay süreyle antikoagülasyon önerilse de bu tür hastalarda, bu prediktörlerin varlığının dikkate alınması hekimlerin tedaviyi bireyselleştirmesine kılavuzluk edebilir.

4. 
Patent Foramen Ovaleli Semptomatik Hastalarda Cihaz Kapatıldıktan Sonra Sol Atriyal Fonksiyon İndeksinin Değişmesi
Changing of Left Atrial Function Index in Symptomatic Patients with Patent Foramen Ovale After Device Closure
Gianluca Rigatelli, Marco Zuin, Gabriele Braggion, Daniela Lanza, Silvio Aggio, Alessandro Adami, Loris Roncon
doi: 10.5543/tkda.2022.21027  Sayfalar 175 - 181
Amaç: Patent foramen ovaleli hastalarda sol atriyal fonksiyon bozulmuştur. Çalışmamızın amacı sol atriyal fonksiyon indeksinin patent foramen ovaleli hastalarda perkütan kapatma öncesi ve sonrası sol atriyal fonksiyonunun seyrinin izlenmesindeki rolünü değerlendirmektir.
Yöntemler: Akut iskemik inme, TIA veya serebral iskemik olayların radyolojik kanıtı (indeks olayı) olan, Eylül 2004 ve Eylül 2018 arasında patent foramen ovaleli kanıtlarını bildiren tam bir ekokardiyografi değerlendirmesi gerçekleştirilen hastaları belirlemek amacıyla, üçüncü basa- mak merkezimizde patent foramen ovaleli kapanması için değerlendirilen ardışık hastaların bulgularını geriye dönük olarak inceledik. Sol atriyal fonksiyonu başlangıçta ve ardından sol atriyal fonksiyon indeksi kullanılarak yıllık olarak değerlendirildi.
Bulgular: Ardışık 448 hastadan oluşan kohort (ortalama yaş 43,4 ± 10,4 yıl, 257 erkek), indeks olay ile patent foramen ovaleli kapanması arasındaki temporal pencereye göre, <1 yıl (216 hasta) ve ≥1 yıl (232 hasta) olarak tanımlanan iki gruba ayrıldı. İndeks olayından sonraki 1 yıl içinde tedavi edilen hastalar, girişimsel prosedürden sonra da zaman içinde benzer sol atri- yal fonksiyonu ve sol atriyal fonksiyon indeksi parametrelerini korumuşlardır. Tersine, 1 yıl sonra tedavi edilen hastalar, bazal değerlere kıyasla sol atriyal boşaltma fonksiyonunda ve maksimum sol atriyal hacminde (tümü için P <,001) önemli bir azalma gösterdiler. Aynı parametreler perkütan kapatmadan sonra ikinci yılda, bazal değerlere ulaşmadan hafifçe arttı.
Sonuç: Sol atriyal fonksiyon indeksi, girişimsel işlem öncesi ve sonrasında patent foramen ova- leli hastalarda atriyal disfonksiyon şiddetinin non-invaziv bir belirteci olarak kullanılabilir.

5. 
Önceki Kardiyak İmplante Edilebilir Cihazdan Upgrade İşleminin De Novo Kardiyak Resenkronizasyon Tedavisi İmplantasyonu ile Kıyaslanması: CRT Survey-II Çalışmasının Türk Popülasyonundaki Sonuçları
Upgrades from Previous Cardiac Implantable Electronic Devices Compared to De Novo Cardiac Resynchronization Therapy Implantations: Results from CRT Survey-II in the Turkish Population
Duygu Koçyiğit, Nedim Umutay Sarıgül, Timuçin Altin, Serkan Çay, Camilla Normand, Cecilia Linde, Kenneth Dickstein, Crt Survey-ıı Investigators
doi: 10.5543/tkda.2022.21107  Sayfalar 182 - 191
Amaç: Kardiyak resenkronizasyon tedavisi, seçili azalmış sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetmezliği hastalarında kılavuzlar tarafından önerilen tedavi seçeneğidir. Türkiye’deki çağdaş kardiyak resenkronizasyon tedavisi klinik uygulamasına ilişkin veriler yakın zamanda yayımlanmıştır. Bu altgrup çalışması, kardiyak resenkronizasyon tedavisine upgrade ve de novo implantasyon gruplarında klinik ve periprosedürel özellikleri kıyaslamayı hedeflemektedir.
Yöntemler: CRT Survey-II çalışmasının Türk kolu, 1 Ekim 2015-31 Aralık 2016 tarihleri arasında 16 merkezde gerçekleştirilmiştir. Kardiyak resenkronizasyon tedavisi sistemine upgrade edi- len (n=60) ya da de novo kardiyak resenkronizasyon tedavisi implantasyonu gerçekleştirilen (n = 335) ardışık tüm hastalar çalışmaya dahil edilmiştir.
Bulgular: Her iki grupta yaş, cinsiyet ve kalp yetmezliği etyolojisi benzerdi. Atriyal fibrilasyon, kalp kapak hastalığı ve kronik böbrek hastalığı; kardiyak resenkronizasyon tedavisine upgrade hastalarında daha sıktı. Kardiyak resenkronizasyon tedavisine upgrade hastalarında intrinsik QRS süresi daha dar ve sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu daha sıklıkla <%25 idi. Başarılı ilk deneme hızı, upgrade ve de novo implantasyon gruplarında sırasıyla %100 ve %98,8’di. Her iki grupta periprosedürel komplikasyon hızları benzerdi (sırasıyla %8,3 ve %5,9). İşlem sonrası hastanede yatış süresince ortaya çıkan istenmeyen olaylar, kardiyak resenkronizasyon tedavisi upgrade grubunda daha sık olup (%18,3 vs. %9,0), bunların içinde en sıklıkla gözlenen kötüleşen kalp yetmezliğiydi. Anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörleri/anjiyotensin-II reseptör blokörleri, mineralokortikoid reseptör antagonistleri ve beta blokörlerin reçete edilme hızları her iki grupta >%75 olup yalnızca beta blokörlerin her iki grupta reçete edilme hızı >%90 idi.
Sonuç: Kardiyak resenkronizasyon tedavisine upgrade, artmış periprosedürel komplikasyon riski olmaksızın yüksek işlem başarısı ile gerçekleştirilmektedir. Kardiyak resenkronizasyon tedavisine upgrade işleminin mevcut cihaz kaynaklı korkulan komplikasyonları, endike işlemin ertelenmesine neden olmamalıdır.

6. 
Primer Perkütan Koroner Girişim Uygulanan ST-Segment Yükselmeli Miyokart Enfarktüslü Hastalarda Basit ve Değerli Bir Prognostik Araç Olarak TIMI Risk İndeksinin Kullanımı
Use of TIMI Risk Index as a Simple and Valuable Prognostic Tool in Patients with ST-Segment Elevation Myocardial Infarction Who Underwent Primary Percutaneous Coronary Intervention
İdris Buğra Çerik, Ahmet Kaya, Seçkin Dereli, Fatih Akkaya, Mustafa Yenerçağ, Osman Bektaş
doi: 10.5543/tkda.2022.21143  Sayfalar 192 - 201
Amaç: Miyokart Enfarktüsünde Tromboliz (TIMI) Risk Endeksi (TRI), fibrinolitik tedavi uygulanan ST-segment yükselmeli miyokart enfarktüsü (STEMI) hastalarında prognozu belirlemek için geliştirilmiş bir risk sınıflandırma modelidir. Primer perkütan koroner girişim (PPKG) uygulanan hastalarda TRI'nin etkinliğine ilişkin bilgiler sınırlıdır. Bu çalışma STEMI ile başvuran ve daha sonra PPCI uygulanan hastalarda TRI'nin klinik sonuçlar üzerindeki prediktif değerini göstermeyi amaçlamıştır.
Yöntemler: STEMI ile başvuran ve ardından PPKG uygulanan 963 hasta geriye dönük olarak incelendi. TRI'nin konjestif kalp yetmezliği (KKY), ölüm, inme ve miyokart enfarktüsü (MI) için bir ay ve bir yıllık ayırt edici gücü değerlendirildiBulgular: KKY, ölüm, inme ve MI ve bunların bileşik sonucu olan majör advers kardiyak olaylar (MACE), TRI değerleri yüksek olan hasta gruplarında daha yüksekti (P <,05). TRI, aşağıdaki sonuçların bağımsız bir öngördücüsü idi; bir aylık sağkalım oranı [Odds oranı (OR): 1,054 (1,036-1,073)], bir yıllık sağkalım oranı [OR: 1,048 (1,031-1,065)], bir ay içinde KKY nedeniyle hastaneye yatış oranı [OR: 1,041(1,026-1,057)] ve bir yıl içinde [OR: 1,040 (1,024-1,055)]. TRI düzeyinin bir aylık mortalite ve bir yıllık mortalite oranlarında iyi bir ayırt edici güce sahip olduğu saptandı (sırasıyla TRI: 22,76, C-istatistik: 0,71-0,68).
Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları, TRI değerinin PPKG uygulanan STEMI hastalarında ölüm ve kalp yetmezliği gibi klinik sonlanımların bağımsız bir öngörücüsü olduğunu ancak tekrarlayan MI için olmadığını göstermiştir. Kolay uygulanabilen ve önemli bir prognoz göstergesi olduğu için TRI’nin kullanımı PPKG uygulanan STEMI hastalarında da düşünülmelidir.

7. 
Kronik Kalp Yetmezliğinde D Vitamini Eksikliği ve New York Kalp Cemiyeti Fonksiyonel Sınıfıyla İlişkisi
Vitamin D Deficiency and Relation to the New York Heart Association Functional Class in Chronic Heart Failure
Gülsüm Meral Yılmaz Öztekin, Ahmet Genç, Şakir Arslan
doi: 10.5543/tkda.2022.21024  Sayfalar 202 - 208
Amaç: Kalp yetersizliği, önemli bir ölüm ve morbidite nedenidir. Bu çalışmada kronik kalp yetersizliği olan ve güneşli bir bölgede yaşayan hastalarda D vitamini eksikliği sıklığını ve D vitamini eksikliği ile New York Kalp Cemiyeti fonksiyonel sınıfları arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçladık.
Yöntemler: Çalışmaya 657 hasta dahil edildi. New York Kalp Cemiyeti sınıflarına göre demografik, klinik ve laboratuvar parametreleri değerlendirildi. New York Kalp Cemiyeti sınıflarını belirleyen parametreleri belirlemek için ordinal regresyon analizi kullanıldı.
Bulgular: Çalışma popülasyonunun medyan serum 25-hydroxy-vitamin D [25(OH)D] düzeyi 16,88 ng/mL idi. Hastaların %63.8’inde 25(OH)D <20 ng/mL ve %32.9’unda 20-29 ng/mL arasındaydı. 25(OH)D’nin <20 ng/mL olması kadınlarda anlamlı olarak daha yaygındı (74.1% vs. 60%, P <,001). Ayrıca 109 hastada (%16.6) ciddi D vitamini eksikliği [25(OH)D <10 ng/mL] vardı. Yalnızca 22 (%3,3) hastada 25(OH)D >30 ng/mL idi. 25(OH)D düzeyi tGFH, kalsiyum, albumin, hemoglobin, transferrin satürasyonu, serum demiri ile pozitif, kalp hızı, parathormon, NT-proBNP ve CRP ile negative bağıntılıydı. D vitamini düşüklüğü (OR: 0,970, %95 CI: 0,945- 0,996; P =,024), ß bloker kullanımının azalması, N-terminal pro-brain natriuretic peptide seviyeleri ve sol atriyum çapındaki artış ile birlikte New York Kalp Cemiyeti sınıfındaki artışla ile bağımsız ilişkiliydi.
Sonuç: Kronik kalp yetersizliği hastalarında D vitamini eksikliği ve yetersizliği yaygın bir durumdur ve D vitamini seviyesi kalp yetersizliği olan hastalarda New York Kalp Cemiyeti fonksiyonel sınıfının önemli bir belirleyicisidir.

8. 
Akut Miyokart Enfarktüsü Geçiren Hastaların Hastalık Algısı ve Yaşam Kalitesinin Değerlendirilmesi
Evaluation of the Perception of Illness and Quality of Life in Patients with Acute Myocardial Infarction
Özkan Sir, Aylin Özakgül
doi: 10.5543/tkda.2022.21048  Sayfalar 209 - 216
Amaç: Çalışma, akut miyokart enfarktüsü tanısı olan hastaların hastalık algıları ve yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır.
Yöntemler: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı biçimde olan bu çalışma, bir hastanenin kardiyoloji polikliniğinde akut miyokart enfarktüsü tanısı almış 301 hastada yapılmıştır. Verilerin toplanmasında; “Hastalık Algısı Ölçeği” ve “Miyokard İnfarktüsü Boyutsal Değerlendirme Ölçeği” kullanıldı.
Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 59,04 ± 5,56 yıl ve %51’i kadındı. Araştırmadaki hastaların Miyokard İnfarktüsü Boyutsal Değerlendirme Ölçeği genel toplam puan ortalamasının ise orta düzeyde (49,43 ± 11,40) olduğu görüldü. Hastaların Hastalık Algısı Ölçeği’nden aldıkları puanlara göre alt boyut puan ortalamalarına bakıldığında; Hastalık Hakkındaki Görüşleri alt boyutunda en fazla puan ortalamasının Sonuçlar maddelerinden ve en düşük puan ortalamasının Hastalığı Anlayabilme maddelerinden alındığı saptandı. Hastalık Algısı Ölçeği alt boyutları ve Miyokard İnfarktüsü Boyutsal Değerlendirme Ölçeği puan ve alt boyut puan ortalamaları arasında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki saptandı. Regresyon Analizi sonuçlarına göre; yaşam kalitesini yordayan hastalık hakkındaki görüşlerden tedavi kontrolü, hastalığı anlayabilme ve duygusal temsiller ve hastalık nedenlerinden bağışıklık puanları artan kişilerin yaşam kalitesi artmaktadır. Bununla birlikte hastalık hakkındaki görüşlerden sonuçlar ve hastalık nedenlerinden psikolojik atıflar ise yaşam kalitesini düşüren etkenler olarak saptandı.
Sonuç: Bu sonuçlar; hastaların bazı hastalık belirtilerini hastalıkları ile ilgili olduğunu düşündüklerini ifade etmekle birlikte hastalığı kavrama düzeylerinin düşük olduğunu ve yaşam kalitelerinin orta düzeyde olduğunu gösterdi. Hastaların yaşam kalitelerinin iyi düzeyde olması için hastalık algılarının olumlu olması gerekir.

DERLEME
9. 
Optimal Farmakolojik Tedaviye Dirençli Kronik Ciddi Konjesyonu Bulunan İleri Evre Kalp Yetersizliğinde Periton Diyalizi
Peritoneal Dialysis in Advanced Heart Failure Patients with Chronic Severe Congestion Resistant to Optimal Pharmacological Treatment
Selda Murat, Sultan Özkurt, Yüksel Çavuşoğlu
doi: 10.5543/tkda.2022.21157  Sayfalar 217 - 224
Dirençli konjesyon ileri evre kalp yetersizliğinde yaşam kalitesinde kötüleşme, fonksiyonel kapasitede bozulma ve sık hastane yatışları ile seyreden yönetimi zor bir klinik tablodur. Optimal farmakolojik tedavi birinci basamak tedaviyi oluşturur. Ancak diüretik direnci, kronik böbrek hastalığı gibi durumlar ve ilaçların ilaç dozlarının yükseltilmesindeki engeller konjesyonun kontrol altına alınmasını zorlaştırır. Bu olguların bir kısmında kısa veya uzun dönem ultrafiltrasyon amacıyla, hemodiyaliz veya periton diyalizi gerekli olur. Yavaş ve uzun süreli ultrafiltrasyona imkân vermesi, rezidüel renal fonksiyonların daha iyi korunması, evde uygulanabilmesi ve işlem sırasında hastanın daha mobil olabilmesi nedeniyle periton diyalizi hastalar için daha konforlu bir tedavi seçeneğidir. Bu derlemede optimal farmakolojik tedaviye dirençli kronik ciddi konjesyonu bulunan ileri evre kalp yetersizliği olgularında alternatif bir tedavi olarak evde periton diyalizi/ ultrafiltrasyon uygulamaları ele alınmıştır.

OLGU BILDIRISI
10. 
Kalıcı Kalp Pili Olan Hastada Çok Geç Alerjik Reaksiyon
Too Late Allergic Reaction in a Patient with Permanent Pacemaker
Ferudun Akkuş, Gökay Taylan
doi: 10.5543/tkda.2022.21147  Sayfalar 225 - 227
Kardiyak implante edilebilir elektronik cihazlara karşı gelişen kontakt alerjisi hastalarda nadir görülen bir problemdir. Klinik değerlendirme ve yama testleri tanıyı koymada önemli yere sahiptir. Ayrıca bu olguda tanı ultrasonografi ile desteklenmiştir. Literatürdeki vakalarda kalıcı kalp pili implantasyonu sonrası gelişen alerjik dermatitlerin sıklıkla ilk birkaç gün ile yıl içerisinde olduğu bildirilmiştir. Bizim olgumuzda ise yıllar sonra alerjik reaksiyon geliştiğini gösterdik. Bu yazımızda kalıcı kalp pili bulunan, sol göğüs bölgesinde kızarıklık ve kaşıntı şikayeti ile tarafımıza başvuran kontakt alerji tanısı konulan 94 yaşındaki erkek hastayı sunduk.

11. 
COVID-19’un Trombotik Komplikasyonu: Yeni Tanılı Hastada Akut Safen Ven Greft Trombozu
Thrombotic Complication of COVID-19: A Case Report of Acute Saphenous Vein Graft Thrombosis in a Newly Diagnosed Patient
Kerim Esenboğa, Emir Baskovski, Bilge Nazar Ateş, Nil Özyüncü, Sibel Turhan, Eralp Tutar
doi: 10.5543/tkda.2022.21187  Sayfalar 228 - 230
63 yaşında aktiv COVID-19 enfeksiyonu ve koroner arter baypas greflteme öyküsü bulunan hasta sol anterior inen artere greftlenmiş safen venöz greftin akut trombotik oklüzyonu ile başvurdu. Öncelikle denenen antegrad yaklaşım, distal sol anterior inen arterde küçük ekstravazasyon ile komplike olduktan sonra, oklüde safen venöz greft üzerinden retrograd yaklaşıma dönüştürüldü. Başarılı stentleme sonrasında TIMI 3 akım sağlandı.

OLGU GÖRÜNTÜSÜ
12. 
Fallot Tetralojisi Hastasının Klasik Blalock-Taussig Şantı ile 50 Yıldan Uzun Süre Sağ Kalımı
A Tetralogy of Fallot Patient Survived Only with a Classical Blalock-Taussig Shunt for more Than 50 Years
Mahmoud Abdelnabi, Hoda Shehata, Fatma Elkafrawy, Abdallah Almaghraby, Yehia Saleh, Ahmed Elmogy, Mohamed Elzoghby, Soha Romeih
doi: 10.5543/tkda.2022.88235  Sayfalar 231 - 232
Makale Özeti | İngilizce Tam Metin

13. 
Subakut Miyokardiyal Enfarkt Komplikasyonu: Kısmi Miyokardiyel Rüptür mü?
Subacute Myocardial Infarction Complication: Partial Myocardial Rupture
Gökhun Akkan, Emre Özdemir
doi: 10.5543/tkda.2022.21258  Sayfalar 233 - 234
Makale Özeti | İngilizce Tam Metin

DIĞER YAZILAR
14. 
Kardiyoloji Yayınlarında Gündem ve Yorumlar
Comments on Cardiology
Ertan Ural
Sayfalar 235 - 236
Makale Özeti | İngilizce Tam Metin



Journal Metrics

Journal Citation Indicator: 0.18
CiteScore: 1.1
Source Normalized Impact
per Paper:
0.22
SCImago Journal Rank: 0.348

Hızlı Arama



Copyright © 2026 Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi