ISSN 1016-5169  |  E-ISSN 1308-4488
TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ ARŞİVİ - Turk Kardiyol Dern Ars: 28 (10)
Cilt: 28  Sayı: 10 - Ekim 2000
1. 
İngilizce Özetler
Summaries of Articles

Sayfalar 594 - 597
Makale Özeti |Tam Metin PDF

2. 
Homosistein Düzeyi Yüksek Olan Koroner Arter Hastalarında, Tedavi ile Plazma Homosistein Düzeyinde Sağlanan Düşmenin Vasküler Endotel Fonksiyonu ve Miyokardın İskemi Yükü Üzerine Etkisi
The Effect of Homocysteine-Lowering Therapy on Vascular Endothelial Function and Myocardial Ischemic Burden in Coronary Patients with Hyperhomocysteinemia
Mehmet AKSOY, İlyas AKDEMİR, Ş.Nur AKSOY, Mete ÖÇ, Metin GÜRSÜRER, Ayşe EMRE, M.Vefik YAZICIOĞLU, Müjgan B. MİHMANLI, Macit KOLDAŞ, Birsen ERSEK
Sayfalar 598 - 606
Çalışmamızda, yüksek plazma homosistein düzeyine sahip koroner arter hastalarında, homosistein düşürücü tedavi (HDT) ile homosistein düzeyinde sağlanan düşmenin endotele bağlı vazodilatasyonda iyileşmeye, bunun da miyokardın iskemi yükünde azalmaya yol açıp açmadığı araştırıldı. Sol ön inen arterde en az %70 darlık nedeniyle koroner anjiyoplasti (PTCA) randevusu verilen, toplam 16 erkek hasta (plazma homosistein düzeyi >15 pmoi/L) çalışmaya alındı. PTCA gününe kadar (4.8±0.9 hafta), hastalardan 9 'u HDT (0.4 mg folik asid, 2 mg B6 vitamini, ve 6 pg B12 vitamini), 7'si plasebo alacak şekilde randomize edildi. Başlangıçta ve tedaviden 1 ay kadar sonra hastaların tümüne noninvazif olarak brakial arter endotel fonksiyonu incelemesi ve egzersiz TI-201 sintigrafisi uygulandı. Miyokard iskemi yükünün kantitatif göstergeleri olarak SPECT görüntülerde polar haritadan elde edilen maksimal pelfüzyon defekti ve redistribüsyon gradyenti kullanıldı. PTCA başlangıcında hastaların tümünün kontrol anjiyografileri yapıldt. Bir aylık tedavi sonucunda , HDT grubunun plazma homosistein düzeyinde anlamlı düşüş görülürken (21.2±5, 11.8±3.1 pmo/L; p=0.008) plasebo grubunun plazma homosistein düzeyinde değişme saptanmadı (19.9±5, 20.2±7 pmo/L; p=AD). HDT grubunda, hiperemi ile indüklenen endotele bağlı vazodilatasyonda tedavi sonrası anlamlı artış tespit edildi (%3 .8±1.3, %9.2±2.2; p<0.0001). Plasebo grubunda ise değişme olmadı (%3.7±1.3, %3.8±1.6; p=AD). Nitrogliserin ile indüklenen endotelden bağımsız vazodilatasyonda ise hem HDT grubunda (%12 .3±2.4, %13.1±1.9; p=AD) hem de plasebo grubunda (%13 .2±2.2, %12.9±2.8; p=AD) başlangıç ve tedavi sonrası değerler arasında anlamlı fark saptanmadı. Egzersiz TL-201 sintigrafisinde, HDT grubunda, tedavi ile maksimal perfüzyon defektinde %52±2l'den %42±17'ye (p=0.004), redistribüsyon gradyentinde %24.8±13'den %16.7±8'e (p=0.006) anlamlı düşüş bulunurken, plasebo grubunda herhangi bir değişme görülmedi. Hem HDT grubunda (%81±9, %82±11 ; p=AD), hem de plasebo grubunda (%79±8 , %80±9: p=AD) başlangıçtaki ve sonraki anjiyografik darlık yüzdesi açısından anlamlı fark yoktu. Ek olarak, HDT grubunda, plazma homosistein düzeyinde görülen düşmenin miktarı ile endotele bağlı vazodilatasyondaki değişim (r= - 0.63, p=0.05); yine, enelotele bağlı vazodilatasyondaki değişim ile maksimal perfüzyon defekti (r= -0.65, p=0.05) ve redistribüsyon gradyentindeki (r= -0.67, p=0.04) deği şimler arasında anlamlı negatif bir korelasyon saptandı. Sonuç olarak, plazma homosistein düzeyi yüksek koroner arter hastalarında, tedavi ile homosistein düzeyinin düşürülmesinin endotele bağlı vazodilatasyonu iyileştireceği, bunun da egzersizle indüklenen miyokard iskemisini azaltabileceği kanısına varıldı.

DERLEME
3. 
Koroner Arteryel Yavaş Akım Saptanan Hastalarda Miyokard İskemisinin Koroner Sinus Kanından Bakılan Laktat Düzeyi Tayini ile Değerlendirilmesi
Myocardial Ischemia in Patients with Slow Coronary Artery Flow Assessed by Coronary Sinus Blood Lactate Levels
Vedat DAVUTOĞLU, Nuri KURTOĞLU, İsmet DİNDAR
Sayfalar 607 - 611
Koroner anjiografi esnasında injekte edilen opak maddenin normal koroner arterlerde yavaş olarak ilerlemesi "koroner yavaş akım" olarak bilinmektedir. Hastalığın patofizyolojisinden mikrovasküler arteriollerde artmış rezistans sorumlu tutulmaktadır. Koroner yavaş akım ve miyokard iskemisi arasındaki ilişki halen tartışmalı bir konudur. Bu çalışmada koroner yavaş akımın metabolik açıdan iskemi yaratıp yaratmadığı araştırıdı. Koroner anjiografi esnasında koroner arterlerinde yavaş akım saptanan 10 hasta (7 erkek, 3 kadın; ortalama yaş 48±8 yıl) çalışmaya alındı. Koroner arteryel yavaş akımın tespitinde TIMI frame count metodundan yararlanıldı. Hastalara koroner anjiografi sonrasında Bruce protakolü kullanılarak egzersiz testi yapıldı. Daha sonra hastalar elektif koşullarda hemodinami laboratuarıana alındı ve tüm hastaların kalp hızları atriyal pacing ile arttırılarak istirahat ve maksimum kalp hızlarında koroner sinüs ve aort kanından laktat düzeyleri saptandı. Koroner sinüs ve aort kanındaki laktat seviyelerinden yararlanılarak laktat ekstraksiyonu hesaplandı (LAC ao- LAC cs) / (LAC ao). Hastalara yapılan egzersiz testlerinin tümü standart kriterlerle değerlendirildi ve iskemik açıdan negatif olarak saptandı. Hastaların istirahatteki koroner sinüs kanı laktat düzeyi 9.52±1.89 mg/dl bulunurken, maksimum kalp hızında 9.33±1.68 mg/dl bulundu (p>0.05). Hesaplanan laktat ekstraksiyonu istirahat ve maksimum kalp hızında anlamlı farklılık göstermedi (0.12±0.04 vs 0.12±0.04;p>0.05). Koroner arteryel yavaş akımın metabolik açıdan miyokard iskemisi ile ilişkili olmadığı sonucuna varıldı. Bununla birlikte koroner arteryel yavaş akım ve miyokard iskemisi arasındaki ilişkinin varlığı ve bu hastalarda uzun dönem prognozunun araştırılacağı ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

4. 
Anevrizmektomi Yapılan Koroner Arter Hastalarında QT Dispersiyonundaki Değişim
Change of QT Dispersion in Patients with Coronary Artery Disease Undergoing Aneurysmectomy
Suat ALTINMAKAS, Sezai YILDIZ, Temuçin OĞUŞ, Bahadır DAĞDEVİREN, Hüseyin GÜNDÜZ, Nurgül KESER, Oral PEKTAŞ
Sayfalar 612 - 616
Bu çalışmanın amacı anterior miyokard infarktüsü (MI) geçirmiş anevrizması olan ve olmayan olgular arasında QTD de anlamlı fark olup olmadığını araştırmak ve anevrizmektomi yapılan olgularda QTD'daki değişimi değerlendirmekti. Bu amaçla çalışmamıza koroner "bypass" ve anevrizmektomi uygulanan anterior MI'lı 22 hasta (Anevrizma Grubu: AG) ile koroner bypass operasyonu geçiren anterior MI'lı anevrizması olmayan 15 hasta (Kontrol Grubu: KG) alınmıştır. Hastaların QTD'leri operasyondan 1 gün önce ve operasyondan 1 ay sonraki istirahat EKG'lerinden hesaplanmıştır. Aynı zamanda kalp hızına göre düzeltilmiş QT intervali ve QTD (QTcD) Bazett formülüne göre bulunmuştur. Bulgular: Operasyon öncesi QTcD AG'deki hastalarda anlamlı derecede daha yüksek (AG: 89±20 ; KG:76±19 p<0,04) olarak bulunurken; operasyon öncesi ile kıyaslandığında operasyon sonrası QTcD her iki gruptada anlamlı derecede daha düşüktü (AG: 89±20; 70±25 p<0,001; KG: 76±19; 61±22 p<0,02). Ancak operasyon ile sağlanan QTcD'deki azalmayı gruplar arasında karşılaştırdığımızda; QTcD'deki azalmanın anevrizmektomili hastalarda KG'ye oranla anlamlı derecede farklı olmadığını belirledik (AG: 19±28; KG:14±18; p>0,05). Bu sonuçlara göre QTD anevrizma varlığında anlamlı derecede uzar, fakat anevrizmektomi QTD'de revaskülarizasyon ile sağlananın ötesinde ek bir kısalma yaratmaz.

DERLEME
5. 
Plazma İnsülin Düzeyi ile Koroner Arter Hastalığının Anjiyografik Ağırlığı Arasındaki İlişki
The Relationship Between Plasma Insulin Levels and Angiographical Severity of Coronary Artery Disease
Bahattin BALCI, Mahmut ŞAHİN, Şule KARAKELLEOĞLU, Hüseyin ŞENOCAK, Sebahattin ATEŞAL, Necip ALP
Sayfalar 617 - 621
Bu çalışmanın amacı, glukoz toleransı normal olan kararsız anjinalı erkek hastalarda plazma insülin düzeyi ile koroner arter hastalığının anjiyografik ağırlığı arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Anjiyografiden 2 gün önce, açlık kan glukoz düzeyi normal olan 126 hastaya standart OGTT yapıldı. Bozuk glukoz toleransı nedeniyle 24 hasta çalışmadan çıkarıldı. Glukoz toleransı normal bulunan 102 hastaya koroner anjiyografi yapıldı. Olası karıştırıcı etkisini dışlamak için anjiyografik olarak normal olan iki hasta çalışmadan çıkarıldı ve 100 hasta çalışmaya dahil edildi. Önemli koroner arter hastalığı 68 hastada saptandı (Grup I). Anjiyografik sonuçlar 32 hastada önemli koroner arter hastalığı olmadığını gösterdi (Grup II). Koroner arter hastalığının ağırlığı anlamlı koroner arter hastalığının varlığı ve total ateroskleroz skoru ile değerlendirildi. Anlamlı koroner arter hastalığı ile yaş, Lp(a), açlık insülin düzeyi ve tütün kullanımı arasında anlamlı korelasyon (sırayla r=0.34, r=0.30, r=0.28, r=0.21) saptanırken; total koroner ateroskleroz skoru ile açlık insülin düzeyi, Lp(a), yaş, 1. saat glukoz düzeyi arasında anlamlı korelasyon bulundu (sırayla r=0.26, r=0.36, r=0.90, r=0.26). Normal glukoz toleranslı ve kararsız anginalı hastalarda çok değişkenli regresyon analizinde açlık plazma insülin değerlerinin logaritması hem anlamlı koroner arter hastalığının, hem de koroner ateroskleroz skorunun anlamlı bir bağımsız belirleyicisi olarak saptandı.

6. 
Tip-A Akut Aort Disseksiyonunun Cerrahi Tedavisi: Erken ve Geç Dönem Sonuçları
Surgical Treatment of Type A Aortic Dissection: Early-Term Results
Murat Bülent RABUŞ, Kaan KIRALİ, Mustafa GÜLER, Suat Nail ÖMEROĞLU, Denyan MANSUROĞLU, Ercan EREN, Bahadır DAĞLAR, Mehmet BALKANAY, Esat AKINCI, Gökhan İpek, Ali Gürbüz, Turan BERKİ, Ömer IŞIK, Cevat YAKUT
Sayfalar 622 - 629
Akut aort disseksiyonları, günümüzdeki tüm tıbbi ve teknolojik ilerlemelere karşın halen ciddiyetini koruyan ve erken tanıda gecikilmesi durumunda hastaların kaybedilmesine yol açan patolojilerdir. Bu çalışmanın amacı akut Stanford tip A aort disseksiyonu tanısı ile cerrahi onarım uygulanan hastaların erken dönem sonuçlarını irdelemektir. Koşuyolu Kalp Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde, Şubat 1985 ile Ocak 1999 tarihleri arasında 318 hastaya intratorasik aort anevrizması ve/veya disseksiyonu nedeni ile cerrahi girişimde bulunulmuş olunup bu hastaların 48'inde (%15.1) akut-tip A aort disseksiyonu nedeniyle cerrahi onarım uygulandı. Hastaların 40'ı (%83) erkek ve 8'i (%17) kadın, yaş ortalaması 49.9±11.1 (21-70) yıl idi. 48 hastadan 24'üne (%50) sadece çıkan aorta replasmanı yapılırken (Grup I) diğer 24'üne (%50) çıkan aorta + arkus aorta replasmanı yapıldı (Grup II). Aort kapağı 35 hastada (%73) korunurken (Grup A) 13 hastada (%27) replase edildi (Grup B). Yaşayan hastalar ortalama 2.67±1.95 yıl (1 ay-8 yıl) takip edildi. Erken mortalite oranı 11 hasta ile %22.9 iken 2 hasta (%4.2) geç dönemde kaybedildi. Toplam mortalite oranı %27.1'di. Tek değişkenli analizde hemodinamik instabilite, koroner arter hastalığı, pompa süresi, renal komplikasyonlar, majör nörolojik komplikasyonlar ve kardiyak komplikasyonlar erken mortaliteyi artırıcı risk faktörleri olarak saptandı. Çok değişkenli analizde ise ileri yaş, geçirilmiş kardiyak cerrahi girişim, pompa süresi, renal ve kardiyak komplikasyonlardan oluşan model daha yüksek bir mortalite oranı ile ilişkili bulundu. Gruplar arasında survi dağılımı açısından anlamlı bir fark saptanmadı. En sık rastlanan morbiditeler renal fonksiyon bozukluğu, nörolojik komplikasyonlar ve ritm problemleri idi. Aort kapağının korunmuş olduğu grubun preoperatif ve postoperatif ekokardiyografik parametreleri karşılaştırıldığında aort yetersizlik dereceleri arasında önemli fark saptandı (p<0.001) ve aort yetersizliğinin önemsiz dereceye indiği tespit edildi. Takip edilen 35 hastanın 31'i NYHA class I ve 4'ü class II fonksiyonel kapasiteye sahipti. Akut tip-A aort disseksiyonlarında erken cerrahi yaklaşım, hastalığın doğal seyri sırasındaki mortalite oranını anlamlı bir şekilde düşürmektedir. Mortalitenin önlenebilir değişkenlerinin dikkatle irdelenmesi önemlidir. Aort yetersizliğinin derecesi ne olursa olsun mümkün olan her durumda aort kapağını korumaya yönelik cerrahi girişim ön planda tutulmalıdır. Aort kökünün etkilendiği olgularda etekli kompozit greft ile total aort kökü replasmanı tercih edilebilir. Hasta takipleri için en az yılda bir kez TEE ve kontrastlı-CT yapılmasını geç dönem komplikasyonların erken tanısı için önermekteyiz.

7. 
Aort Kökü Cerrahisinde Stentsiz Biyoprotez Kullanımı: Orta Dönem Sonuçları
Stentless Bioprosthesis in Surgical Treatment of Aortic Root: Mid-term Results
Tekin YILDIRIM, Mustafa GÜLER, Kaan KIRALİ, Suat Nail ÖMEROĞLU, Ercan EREN, Mehmet Erdem TOKER, Mehmet BALKANAY, Bahadır DAĞLAR, Esat AKINCI, Gökhan İPEK, Cevat YAKUT
Sayfalar 630 - 634
Stentsiz biyoprotez kapaklar üstün hemodinamileri, laminar akım karakterleri, antikoagülasyona ihtiyaç göstermemeleri ve belki de daha iyi durabiliteye sahip olmaları nedeniyle diğer protez kapaklara nazaran daha avantajlıdırlar. Bu çalışmada özellikle ileri yaş hasta gurubunda aort kapak hastalıklarının cerrahi tedavisinde stentsiz biyoprotez kullanımının erken ve orta dönem sonuçları incelenmiştir. Eylül 1997 ile Nisan 2000 tarihleri arasında 10 hastaya stentsiz biyoprotez ile aort kapak replasmanı uygulandı.. Hastaların sekizi erkek, ikisi kadındı. Hastaların yaş ortalaması 63 ± 12.75 yıl (33-74) idi ve sadece bir hasta 55 yaşın altında idi. Hastaların dokuzunda xenogreft ile total aortik root replasmanı, bir hastada da subkoroner implantasyon tekniği kullanılarak aort kapak replasmanı yapıldı. Hastalar toplam 133 hasta ayı (14.8 ± 9.4 ay) takip edildiler. Bir hasta erken dönemde gelişen düşük kalp debisi nedeniyle kaybedildi (%10). Geç dönem mortalite gözlenmedi. 2 yıllık sürvi oranı %90 ± 9.5 olarak bulundu. Postoperatif AV tam blok gelişen bir hastaya kalıcı pace-maker takıldı. Hiçbir hastada biyoprotez kapağa ait herhangi bir komplikasyona rastlanmadı. Yapılan seri ekokardiyografilerde ortalama biyoprotezlere ait transvalvular gradientde belirgin düşme ve efektif orifis alanında belirgin artış görüldü. Olgu sayısının az olmasına karşın, aort kapak hastalığının cerrahi tedavisinde, özellikle de yaşlılarda, optimal durabilite, en az tromboembolik risk ve antikoagülan kullanımını gerektirmemesi bakımından biyoprotezler diğer kapaklara göre daha uygun seçenektirler.

8. 
Higher Efficacy of 10 mg/day of Simvastatin in Turkish Patients with Hyperlipidemia
Higher Efficacy of 10 mg/day of Simvastatin in Turkish Patients with Hyperlipidemia
Altan ONAT, Lale TOKGÖZOĞLU, İnan SOYDAN, Vedat SANSOY, Nevres KOYLAN, Robert W.MAHLEY
Sayfalar 635 - 642
Hiperlipidemili Türk erişkinlerinin düşük doz simvastatin'e batılı hastalardan daha fazla duyarlı olup olmadığını araştırmak amacıyla çok merkezli bir çalışma yapıldı. 52'si kadın olmak üzere, toplam 86 kişi çalışmaya alınma kriterlerine uydukları görülerek incelemeye dahil edildi (54 ± 9 yaş). Hedef nokta olarak LDL-K düzeyindeki düşme göz önünde tutuldu. Günde 10 mg'lık simvastatin dozu uygulanmak suretiyle başlangıçta erkek ve kadınlarda yüksek olan total kolesterol (256 ve 296 mg/dl), trigliserit (184 ve 177 mg/dl), LDL-kolesterol (177 ve 214 mg/dl), HDL-kolesterol (41 ve 48 mg/dl) üzerine etkiler izlendi. Altı hafta sonunda LDL-K ortalama %31,3, TK %23, TG % 4,5 oranında düştü. HDL-K %5 oranında yükseldi. TK/HDL-K oranı 6,2'den 4,7'ye indi. Bu arada beden kitle indeksinde 28,6'dan 0,5 kg/m2'lik anlamlı bir azalma eşlik etti. Koroner kalp hastalığının varlığı veya sigara içme durumu LDL kolesterol düzeylerindeki değişiklik üzerine etkili görülmedi. İlaca bağlı yan etkiler hastaların 8'inde hafif ila orta derecede gözlemlendi. Türk erişkinlerinde 10 mg simvastatin ile sağlanan LDL-K cevabının, 4S çalışmasında yaklaşık 17 mg simvastatin dozu ile elde edilen LDL kolesterol düşüklüğüne karşılık geldiği hesaplandı. Sonuç olarak, Türk hastaların simvastatin'e batılı populasyonlara kıyasla daha duyarlı olduğu ve ilacın aynı güvenlikte görüldüğü kanısına varıldı.

OLGU
9. 
Hipoalfalipoproteinemiye Bağlı Sol Ana Koroner Arter Tam Tıkanıklığı Saptanan 17 Yaşındaki Bayan Olgu Sunumu
Left Main Coronary Artery Disease Due to Primary Hypoalphalipoproteinemia in a 17-Year-Old Female
Y.M.Kemal EROL, Y.Engin BOZKURT, Y.Mahmut AÇIKEL, Sebahattin ATEŞAL
Sayfalar 643 - 646
Yüksek dansiteli lipoprotein (HDL-K) düzeyi düşüklüğü ile koroner arter hastalığı (KAH) riski arasında ters yönlü ilişki mevcuttur. Aşırı derecede düşük HDL-K düzeyleri ile karakterize olan bazı hipoalfalipoproteinemi formları erken KAH gelişimi ile ilişkilidir. Bu makalede 17 yaşında akut miyokard infarktüsü geçiren ve sol ana koroner arter (LMCA) tam tıkanıklığı saptanan bayan olgu sunulmuştur. Başarılı koroner anjiyoplasti ve stent uygulaması ile akım sağlanan hasta, kalp yetersizliğinden 4üncü ayda kaybedildi. Ateroskleroz dışında hiçbir KAH sebebi saptanmadı. Hasta oldukça düşük HDL-K' düzeyine sahipti, LDL-K ve trigliserid düzeyleri normaldi (HDL-K 2 mg/dL, LDL-K 92 mg/dL, total kolesterol 130 mg/dL, trigliserid 180 mg/dL). Ailesinde düşük HDL-K düzeyi saptanmaması olguda primer hipoalfalipoproteinemi olduğunu düşündürmektedir. Kromozomal analiz yapılamamasına rağmen hipoalfalipoproteinemilerin diğer formlarında KAH görülmediği için, bu olguda apo A1 gen düzenlenme bozukluğu, Apo-A1ZAVALLA (Leu159ÆPro) and Apo-A1PISA (Leu141ÆArg) gibi spesifik bir nokta mutasyonu veya frameshift mutasyona bağlı primer hipoalfalipoproteinemi olabileceğini düşündürmektedir.

DERLEME
10. 
Aortic Root Abscess with Fistula Formation into Right Ventricular Myocardium
Aortic Root Abscess With Fistula Formation into Right Ventricular Myocardium
Kaan KIRALİ, Suat Nail ÖMEROĞLU, Denyan MANSUROĞLU, Gökhan İPEK, Cevat YAKUT
Sayfalar 647 - 649
Aort kapak endokarditi sonrası gelişen periannuler absenin nadir görülen bir komplikasyonu, aorta ile sağ ventrikül çıkım yolu arasında meydana gelen fistüldür. Periannuler absenin eşlik ettiği infektif endokarditlerin cerrahi tedavisi halen yüksek bir mortalite ve morbidite ile birlikte yapılabilmektedir. 1999 yılında aort kapağını tutan infektif endokarditli 34 yaşındaki hasta 2 aylık antibiyotik tedavisini takiben ciddi aort darlığı ve yetersizliğine eşlik eden aorta-sağ ventrikül arası fistül nedeniyle ameliyat edilmiştir. Aort duvarının ve sağ ventrikül çıkım yolunun rekonstrüksiyonu fistülün rezeke edilerek primer kapatılması ile sağlanmıştır. 23 numara St. Jude mekanik bileflet kapak ile aort kapak replasmanı yapılan hasta halen semptomsuz olarak izlenmektedir. Aort kapağını tutan infektif endokarditin en ciddi komplikasyonu olan fistül tespit edildiği zaman cerrahi olarak onarılmalıdır.

11. 
Extraanatomic Correction for the Long-Interrupted Segment of the Isthmic Aorta in Adult Patients
Extraanatomic Correction for the Long-Interrupted Segment of the Isthmic Aorta in Adult Patients
Kaan KIRALİ, Necmettin YAKUT, Bahadır DAĞLAR, Gökhan İPEK, Cevat YAKUT
Sayfalar 650 - 652
Çocukken düzeltici operasyon gerekeceği için, erişkinlerde kesintili aort kavsi nâdir görülen bir konjenital anomalidir. Kliniğimizde uzun kesintili aorta kavsi olan 3 erişkin hasta opere edildi. Tüm hastalarda, istmik aortanın kesilmiş segment bölümünde tüp grafo interpozisyonu yapıldı. Düzeltilen segmentlerde rezidü basınç farkı kalmadı Bypas graftı erişkin hastalarda kesintili aort kavsinin tedavisi için emin ve kolay bir metottur.

12. 
Editöre Mektuplar
Letters to the Editor
Vedat KOCA, Tahsin BOZAT
Sayfalar 653 - 655
Makale Özeti |Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale