Turk Kardiyol Dern Ars: 19 (2)

Cilt: 19  Sayı: 2 - Mart 1991

1.
Makale Özetleri
Summaries of Articles

Sayfalar 84 - 87
Makale Özeti | Tam Metin PDF

ORIJINAL ARAŞTIRMA
2.
Türkiye'de Erişkinlerde Kalp Hastalığı ve Risk Faktörleri Sıklığı Taraması: 4. Kanda Kolesterol ve Trigliserid Düzeyleri
Investigations Survey on Prevalence of Cardiac Disease and its Risk Factors in Adults in Turkey: 4. Blood lipid Levels
Altan ONAT, Günsel ŞURDUMAVCI, Mustafa ŞENOCAK, Ender ÖRNEK, Mehmet İŞLER, Ufuk ÖZIŞIK, Yaşar KARAASLAN, Yavuz GÖZÜKARA, Veyis TAŞKIN, Fehmi TABAK, Özden ÖZ, Remzi ÖZCAN
Sayfalar 88 - 96
Ülkemizin 59 yerleşim biriminde Türkiye nüfusunu temsil edecek şekilde 20 yaş ve üzerindeki 3689 kişi tarandı. Kanda kolesterol (TK) ve trigliserid (Trg) Reflotron cihazı ile ölçüldü. Validasyon amacıyla toplam 212 kan örneğinde TK bir referans laboratuarınca kontrol edildiğinde, iki yöntem sonuçları arasında yüksek (r=0.90) korelasyon katsayısı ve düşük "bias" yüzdesi (% + 1.4) bulundu. Ortalama TK değeri (mg/dl olarak) erkekte ve kadında anlamlı fark göstermeksizin, 20-29 yaş grubunda 149'dan, 40-49 yaşlarında 187'ye hızla yükselmektedir. Erkekte bu dönemde platoya ulaşılıp 60-69 yaş grubunda 184'e, 70 yaş ve üzerinde de 177'ye inmekte iken, kadında plato 50-59 yaş grubunda 204 ile erişilmekte ve 70 yaşından itibaren 194'e düşmektedir. - Kırda yaşayanlara kıyasla, şehir nüfusunda orta yaşlardan itibaren erkekte ortalama 14, kadında 8 mg/ dl'lik yükseklik kaydedildi. Marmara, Ege ve Karadeniz bölgeleri, diğer 4 bölgeye kıyasla 10.3 mg/dl daha yüksek ortalama TK değerleri sergiledi. - Erişkin nüfusun % 6.8'ine tekabül eden 2 milyon kişinin 240 mg/dl'nin üstünde TK düzeyine sahip olduğu anlaşıldı. Serum trigliseridleri örneklem nüfusta log -normal dağılım gösterdi. Erişkin genelinde ortanca ve 95 persentil değerleri erkekte 119 ve 314, kadında 97 ve 250 mg/dl bulundu. Uluslararası karşılaştırmada Trg'in erkekte hafif yüksek, kadında hayli yüksek olduğu belirlendi. Bu durumun, Trg'in beden kitle indeksi ile kuvvetli bağıntısı olması aracılığı nedeniyle, öncelikle Türk kadınının şişmanlığa eğiliminden kaynak landığı saptandı. Şehirde oturanların Trg, kırdakilere kıyasla her iki cinsiyette anlamlı biçimde yüksekti. Ortalama değerler hayat zirvesine erkeklerde 40-49, kadınlarda 60-69 yaş grubunda ulaştı. Hipertrigliseridemi sınırı olarak > 200 mg/dl alınırsa, erişkinlerde kadınların % 9.8'i, erkeklerin % 14.8'i bu kategoriye girdi.
Prevalence of various risk factors were sought in a representative sample of Turkish adults during a survey of 3689 subjects aged 20 years and over. This report describes data on plasma lipids (total cholesterol, TC, and triglycerides, Trg) which were determined by a portable analyzer (Reflotron). Mean TC values (in mg/dl) were low in the age group 20-29 years: 149 in men, 151 in women. Middle-aged men reached a plateau at a level of 188 mg/dl, whereas women attained their peak (204 mg/dl) in the age group 50-59. Participants from the Marmara, Aegean and Black Sea regions combined exhibited a mean level 10.3 mg/dl higher than those of the remaining four regions (p<0.01). Since a TC concentration of 240 mg/dl or over was found in % 6.8 of the sample (95 % confidence interval 6 and% 7.7), it was estimated that approximately 2.0 million Turkish men and women may be categorized as such. Serum Trg disclosed a lognormal distribution. The median and 95 percentile values were 119 and 314 mg/dl in men, 97 and 250 mg/dl in women. This indicated that, while Turkish men had slightly elevated Trg values in international comparisons, our women had higher levels than even British women. Participants from urban areas showed a significantly higher mean Trg concentration than those from rural areas. A strong relation existed between body mass index and Trg levels in Turkish adults. Hypertriglyceridemia (defined as >200 mg/dl) prevailed in % 9.8 of adult women and% 14.8 of men.

3.
Diskret Subaortik Darlıkta Balon Dilatasyonu: Erken Dönem ve Bir Yıllık Hemodinamik Takip Sonuçları
Balloon Dilatation For Discrete Subaortic Stenosis: Immediate Outcome And Hemodynamic One-Year Follow-Up
Tuğrul OKAY, İsmet DİNDAR, Mehmet ÖZDEMİR, Nuri ÇAĞLAR, Yelda BAŞARAN
Sayfalar 97 - 100
15 aylık dönem içinde klinigimiz hemodinami laboratuarlarında 6 olguya diskret subaortik darlık nedeniyle perkütan balon dilatasyonu uygulandı. Yaş ortalaması 16 idi. Olguların işlem öncesi ve sonrası sol ventrikül çıkış yolu ve aort basınçları simültane olarak yazdırıldı, sol ventrikül ve aort kökü anjiyografileri yapıldı. Ortalama basınç farkı 77±22 mmHg idi. İki olguda 1 + diğer bir olguda ise 2+ aort yetersizliği mevcuttu. Balon dilatasyonundan hemen sonra ortalama basınç farkı 24±13 mmHg idi ve aort yetersizliği derecelerinde değişme saptanmadı. Dört hastaya balon dilatasyonundan 12 ay sonra yeniden kardiyak kateterizasyon yapıldı. Ortalama basınç farkı 26±8 mmHg bulundu. Sonuçlarımız ve, özellikle diskret subaortik darlığın progressif tabiatı, cerrahi girişimin morbidite ve mortalitesi gözönüne alınırsa, izole diskret darlıkta ilk seçenek kanımızca balon dilatasyonudur.
Six patients with discrete subaortic stenosis (DS) underwent percutaneous ballon dilatation over a 15- month period. The mean age was 16 years. Aortic and left ventricular outflow tract pressures were simultaneously recorded and left ventriculography and aortic root angiography were done. The mean gradient was 77±22 mmHg. In two patients 1+ and in another patient 2+ aortic insufficiency was present. Balloon dilatation was performed with 3x10 Trefoil in three and 3x12 Trefoil in three patients. The mean gradient immediately after dilatation was 24±13 mmHg. Aortic insfficiency grade did not change. Follow-up cardiac catheterisation was performed in four patients 12 months after balloon dilatation. The mean gradient was 26±8 mmHg. In patients with aortic insufficiency the grade did not change. Based on our results, and the progressive nature of the DS, balloon dilatation may be a preferable initial procedure in the treatment of isolated DS, in view of the morbidity and mortality associated with surgery.

4.
Radyonüklid Ventrikülografi İle Fallot Tetralojisi Olan Hastaların Sağ ve Sol Ventrikül Fonksiyonlarının Değerlendirilmesi
Radionuclide Assessment of Left and Right Ventricular Functions in Patients With Tetrology of Fallot
Y.Belkıs ERBAŞ, İlhan PAŞAOĞLU, Şencan ÖZME, Coşkun F. BEKDİK, A.Yüksel BOZER
Sayfalar 101 - 105
Ventrikül fonksiyonlarının değerlendirilmesi amacıyla Fallot tetralojisi tanısı almış pediatrik yaş grubundaki 16 siyanotik hastanın 10-15 mCi 99mTc ile işaretli eritrositler kullanılarak EKG-gated olarak radyonüklid ventrikülografi çalışması yapıldı. Sağ ve sol ventrikül fonksiyonları faz-amplitüd analizi ve zaman aktivite eğrisinin Fourier analizi yapılarak değerlendirildi. Ortalama sağ ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (EF) % 28±12, sol ventrikül EF'i % 48.9±10 olarak bulundu. % 50 hasta düşük sol ventrikül, % 80 hasta ise düşük sağ ventrikül EF'ine sahipti. Ayrıca sistolik ve diastolik fonksiyonlarla ilgili parametreler hesaplandı. Sağ ventrikül 1/3 EF, 1/3 dolum fraksiyonu (FF),zirve ejeksiyon hızı (PER), 1/3 ejeksiyon hızı (ER),1/3 dolum hızı (FR) değerleri normalden düşük idi(p<0.005). TPE (zirve ejeksiyon süresi)/TPF (zirve dolumsüresi) ve PER/PFR oranları artmış idi (p<0.05).Sol ventrikül ise düşük 1/3 FF değerine sahipti(p<0.5 ). Sağ ventrikülün sistol süresi uzamış, sol ile sol ventrikül faz açısı farkı (ort: -20±12) artmış ve sağ ventrikül faz histogramının standart deviasyonu genişlemişti. TPE/T değeri her iki ventrikül için de normalden yüksek iken TPF/T değerleri normal sınırlarda idi. Elde edilen sonuçlarla, bu çalışmada kullanılan sistolik ve diastolik fonksiyon parametrelerinin sağ ve sol ventrikül fonksiyonlarının kantitatif olarak incelenmesinde faydalı olabileceği görüşüne varıldı.
Using 10-15 mCi 99mTc-Iabelled red blood cells, ECG-gated radionuclide ventriculography was performed in 16 cyanotic pediatric patients with tetralogy of Fallot to assess the right and left ventricular function. Phase and amplitude analysis of scintigraphic images and multiharmonic Fourier analysis of time activity curve were generated. Mean ejection fraction (EF) of right and left ventricles were 28±11 % and 48.9±10 %, respectively. 50 % of patients had decreased right ventricular EF values. Systolic and diastolic functional parameters were also calculated. Right ventricular 1/3 EF, 1/3 FF (filling fraction), PER (peak ejection rate), 1/3 ER (ejection rate), 1/3 FR (filling rate) values were lower than those of normals (p<0.005). 1/3 FF value of left ventricle was decreased in comparison to normal (p<0.05). TPE (time to peak ejection)/TPF (time to peak filling) and PER/PFR ratios were increased.Systolic ejection time interval of right ventricle was prolonged and difference of phase angle among two ventricles was increased. Right ventricular standard deviation of phase histogram was enlarged. TPE/T values were higher than normals for both ventricles. TPF/T values were in the normal range. Systolic and diastolic parameters used in the present study may be valuable for the quantative evaluation of the right and left ventricular function.

5.
Sistemik Hipertansiyonda Mitral ve Aortik Akımın Kontinü Doppler ile Değerlendirilmesi
Assessment of Mitral and Aortic Flows in Systemic Hypertension with Continuous Doppler
Ahmet IŞIK, Cemal LÜLECİ, Ali DEMİR, Hüseyin ÇELİKER, Nadi ARSLAN, Oğuz AYHAN
Sayfalar 106 - 112
Sistemik hipertansiyonda sistolik ve diastolik anormallikleri ortaya çıkarmak amacıyla, 32 olguda transmitral ve aortik akım hızlarının özellikleri 17 kontrol ile karşılaştırıldı. Mitral diastolik dolma indekslerinden çıkan Doppler örneklerinde, dolumun başlangıcındaki zirve hızı, dolumun sonundaki zirve hızı ve onların oranı hipertansiflerde anormaldi. AVP'de anlamlı bir artış (p<0.0005) ve E/A oranında düşüş (p<0.0005) olduğu tesbit edildi. Aynı grupta, azalmış bir komplians ve hızlı dolum ile beraber, atrial dolumda uzama (AET) ve volumunda artma (AFV/TFV %) mevcuttu (p<0.05, p<0.0005 ). Diastolik fonksiyonun diğer göstergelerinden izovolümik relaksasyon süresinin (IRT) uzadığı (p<0.0005), hızlı dolum indeksinin (RFI) azaldığı görüldü (p<0.0005). Aortik zirve akım hızında ve zirve basıç gradiyentinde artış bulundu (
Properties of transmitral and aortic flow velocities of 32 patients were compared with 17 controls in order to evaluate systolic and diastolic abnormalities in systemic hypertension. It was observed that early and filling peak velocities and their rates were abnormal in hypertensive patients in transmitral flow samples determined by Doppler. It was ascertained that there was a significant increase in AVP (p<0.0005) and a significant decrease in E/A ratio (p<0.0005). In addition, decrease in compliance with rapid filling and increase in atrial filling time (AET) with a greater atrial volume percentile (AFV/TFV) were found (p<0.05,p<0.0005). Increase in isovolumic relaxation time (IRT) (p<0.0005) and decrease in rapid filling index (RFI) were observed from other diastolic function data (p<0.0005). An increase in aortic peak velocity and peak gradient was found. On the other hand, it was observed that the systolic function parameters, peak acceleration (PA), isovolumic index (IVI) and left ventricular ejection time index (LVETI) increased significantly (pa<0.0005,p<0.005,p<0.005; respectively). In both groups, in respect to age, aortic peak velocity increased, E/A rate decreased. In hypertensive patients, early and Iate diastolic peak velocities and their rates and peak aortic velocity were found abnormal. These values when correlated with age were abnormal in both groups. Cardiac functional abnormalities can be detected noninvasively by Doppler.

6.
Suudi Erişkinlerde Siyanozlu Doğuştan Kalp Hastalıklarında Primer Tam Tamir
Primary Total Repair for Cyanotic Congenital Heart Diseases in Saudi Adults: A 9-Year Retrospective Analysis
Hassan RAFFA, Abdool Aniff SOREFAN, Mohamed Taher KAYALI
Sayfalar 113 - 116
Doğumsal kalp hastalıkları nedeniyle 1981 ile 1990 yılları arasında ameliyata tabi tutulan 1375 erişkinin 58'inde, siyonuzlu doğuştan kalp anomalisi bulunuyordu. Anılan hastalara dair eldeki bu retrospektif incelemede Eisenmenger sendromu dahil edilmedi. Bu çalışmada başvuru sırasındaki klinik forma, incelemeler, patoloji yelpazesi, yapılan primer cerrahi tamirin türleri, cerrahi sonuçları ve izleme irdelenmektedir.
Fifty-eight adult patients with cyanotic congenital heart anomalies were encountered between 1981 and 1990 among 1.375 adults who underwent surgery for congenital heart diseases. Eisenmenger syndrome was not included in this retrospective study. The presentation form, investigations, spectrum of pathology, types of the primary surgical repair performed, surgical results and follow-up are discussed in this analysis.

7.
Pulsed Doppler Ekokardiyografi ile Saptanan Pulmoner-Sistemik Basınç Oranını Kullanarak Pulmoner Arter Basıncının Belirlenmesi
Prediction of Pulmonary Artery Pressures by the Ratio of Pulmonary to Systemic Pressures Derived from Pulsed Doppler Echocardiography
Oktay SANCAKTAR, Ali Rıza KAZAZOĞLU, Tuğrul OKAY, Serdar AKSÖYEK, Mehmet ÖZDEMİR
Sayfalar 117 - 122
Bu çalışmada yeni bir metod olan pulsed Doppler ekokardiyografi ile saptanan pulmoner-sistemik basınç oranları kullanılarak pulmoner arter basınçları belirlenmiştir. Yaşları 7-62 arasında değişen ve kardiyak kataterizasyonları yapılan 66 olgu çalışmaya alındı. 66 olgunun sağ ve sol ventrikül çıkış yolu akım hızları pulsed Doppler ile incelendi. Akım örneklerinde preejeksiyon süresi (PES), ejeksiyon zamanı (EZ) ile ortalama akselerasyon-maksimum hız oranı (maksimum akım hızı/akselerasyon zamanı) (oAMII) ölçüldü. Her iki ventrikülün çıkış yollarından kaydedilen ve her ventrikülün enjeksiyon akım dinamiklerini yansıtan Doppler akımlarından, F=(PESxoAMH) / EZ değeri sağ ve sol ventrikül çıkış yolları için hesaplandı. Sağ ve sol ventrikül çıkış yolu F değerlerinin oranı (sağ ventrikül F/sol ventrikül F) her olgunun sağ ve sol ventrikül çıkış yolu akım hızlarındaki basınca bağımlı değişkenliğin derecesini yansıtmak için kullanıldı. Sağ ve sol ventriküllerin F değerlerinin oranlarının sistolik ve ortalama pulmoner ile sistemik basınçlarının oranlarına büyük benzerlik gösterdiği saptandı (r=0.97±0.05; r=0.96±0.07). Sağ ve sol ventrikül F değerleri oranının koldan ölçülen sistolik arter basıncı ile çarpılması sonucu elde edilen değerin hemen hemen tam olarak sistolik pulmoner arter basını verdiği gözlendi. Sonuçta bu bulgular bu metodun noninvasiv olarak sistolik pulmoner arter basıncını belirlemede başarı ile kullanılabileceğini göstermektedir.
We used a new method for the estimation of the ratio of pulmonary to systemic pressures by pulsed-wave Doppler echocardiography. Sixty-six patients undergoing cardiac catheterization, aged 7-62 years, were studied. These patients' right and left ventricular outflow velocity were examined by pulsed Doppler technique. Preejection period (PEP), ejection time (ET) and mean acceleration to peak velocity (ACCm) were measured on each wave form. The expression: F= (PEPxACCm) / ET for right and left ventricular outflows was calculated from the Doppler wave forms generated in each outflow which are the records of the ejection flow dynamics of each ventricle. The quotient of (F for the right outflow) / (F for the left outflow) was used to express the degree of pressure dependent variability between each subject's right and left ventricular outflow tracings. The ratio of the right to left ventricular outflow F indexes was almost identical to the ratio of systolic and mean pulmonary to systemic pressures (r=0.97±0.05; r=0.96±0.07). The product of the ratio of right and left ventricular outflow F indexes and arm systolic pressure gave an accurate estimate of systolic pulmonary pressure. It is concluded that this method can be successfully used for the noninvasive assessment of pulmonary pressures.

DERLEME
8.
Balık Tüketiminin Plazma Lipoproteinleri Üzerine Etkisi
The Effects of Fish and Fish Oil Consumption on Plasma Lipoproteins
Bahtiyar ŞENGÜN, Baki KOMSUOĞLU, Bilal GÖRÇİN, Ekrem L. DUMAN, Hayrettin KIZILKAYA, Ali BAYRAM
Sayfalar 123 - 128
Bu çalışmada, tümü Trabzon'da yaşayan 95 sağlıklı kişide balık tüketimi ile serum lipid düzeyleri arasındaki ilişki araştırıldı. Kişiler balık tüketimlerine göre iki gruba ayrıldı; hiç balık tüketmeyen 27 kişi kontrol grubunu, günde 40 gr ve üzerinde balık tüketen 68 kişi çalışma grubunu oluşturdu. Çalışma grubunun ortalama kolesterol düzeyi 196.3 mg/dl, yüksek dansiteli lipoprotein-kolesterol (YDLkolesterol) düzeyi 53.9 mg/dl, düşük dansiteli lipoprotein-kolesterol (DDL-kolesterol) düzeyi 120.4 mg/dl iken, bu ortalamalar kontrol grubunda kolesterol için 222,4 mg/dl, YDL-kolesterol için 41 .6 mg/dl, DDL-kolesterol için 148.2 mg/dl bulundu. Çalışma grubu ile kontrol grubu arasındaki farklılıklar anlamlı bulundu. Bu sonuçlar, balık tüketiminin, serum kolesterol fraksiyonlarını etkilediğini desteklemektedir.
The relationship between fish consumption and serum lipid levels were studied in 95 healthy persons. Two groups wete formed based upon their fish intake: 27 subjects who ate no fish (control group), and 68 subjects with an average consumption (trial group) of>40 gr/day. The average level of cholesterol in the trial group was 196.3 mg/dl, high density lipoprotein-cholesterol (HDL-C) 53.9 mg/dl, low density lipoprotein-cholesterol (LDL-C) 120.4 mg/dl. In the control group, total cholesterol was 222.4 mg/dl, HDL-C 41.6 mg/dl, LDL-C 148.2 mg/dl (all significantly different). The results support the conclusion that fish consumption affects serum cholesterol fractions.

ORIJINAL ARAŞTIRMA
9.
Koroner Arter Hastalarında Sol Ventrikül Diyastolik Fonksiyonun Doppler Ekokardiyografik Olarak Değerlendirilmesi
Assessment of Diastolic Function in Coronary Artery Disease with Doppler Echocardiography
Yelda BAŞARAN, Mehmet ÖZDEMİR
Sayfalar 129 - 134
Son yıllarda yapılan çalışmalarda sol ventrikül diyastolik performansının non-invaziv olarak değerlendirilmesinde Doppler transmitral akımın önemi vurgulanmaktadır. Bu çalışmada koroner arter hastalarında sol ventrikül diyastolik disfonksiyonunu gösteren, transmitral akım paternine ait parametreler araştırılmış ve bunların sol ventrikül diyastol sonu basıncı ile uyumu araştırılmıştır. Bu amaçla yaşları 31-70 arasında değişen 70 koroner arter hastası çalışmaya alınmıştır. Transmitral akım paternine ait parametreler miyokardiyal iskemi, nekroz, sol ventrikül anevrizması varlığında gruplanarak değerlendirilmişlerdir. Sol ventrikül diastol sonu basıncı ile en yüksek korelasyon E/A oranı ile bulunmuştur (r=0.62). Artmış sol ventrikül diastol sonu basıncını göstermesi yönünden, transmitral akım örneğine ait parametrelerden E/A, HDl, NMDH sensitivitesi en yüksek DH ve 1/3 DO ise spesifitesi en yüksek parametreler olarak bulunmuştur. Sonuç olarak transmitral akım paterninin sol ventrikül diastol sonu basıncını büyük bir doğrulukla gösterdiği ve bu araştırma sonuçlarının hastaların klinik takibinde önemli ölçüde rol gösterebileceği izlenimi alınmıştır.
Importance of Doppler transmitral diastolic flow velocitiy for evaluation of left ventricular diastolic performance has been pointed out in recent studies. In this study transmitral diastolic flow pattern indexes were assessed in 70 patients with coronary artery disease to determine the relationship between Dopplerderived flow velocity parameters and left ventricular diastolic pressure. Differences in transmitral flow pattern parameters in patients with previous myocardial infarction and in the presence of left ventricular aneurysm is demonstrated. High left ventricular enddiastolic pressure is best correlated with E/A ratio (r=0.62). Among the transmitral flow velocity parameters, E/A, RFI, NMFR were most sensitive while DR and 1/3 FF were most specific to show high LVEDP. It is concluded that early determination of left ventricular diastolic dysfunction is possible with great accuracy by this non-invasive method in coronary artery disease.

10.
Değişik Egzersiz parametrelerinin Yüksek Riskli Koroner Arter Hastalığının Tanınmasındaki Değeri
Dentification of High Risk Coronary Anatomy by Means of Exercise Test Variables
Vedat SANSOY, Deniz GÜZELSOY, İsmail EREN, Afife BERKYÜREK, Mefkure PLATİN, Mustafa ÖZCAN, Nilgün GÜRSES, Cem DEMİROĞLU
Sayfalar 135 - 142
Çalışmamızda koroner angiografileri ve egzersiz testleri yapılmış 150 miyokard infarktüsü (Mİ) geçirmemiş, 100 anterior Mİ'lü, 100 inferior Mİ'lü toplam 350 koroner arter hastasında 19 egzersiz parametresinin sol ana koroner arter (SAKA) hastalığı, üç damar hastalığı ve sol ön inen dalı (SÖİD) içeren iki damar hastalığının tanısındaki değerini araştırdık. Mİ geçirmemiş hastalarda SAKA hastalığını tanımada duyarlılığı en yüksek parametre ?ST/?KH idi, bu parametrenin duyarlılığı % 100, özgüllüğü % 62 bulundu. Bu hastalarda ?ST/?KH üç damar hastalığını ayırdetmekte de en duyarlı parametreydi, duyarlılığı %84, özgüllüğü %62 olarak saptandı. Üç damar hastalığı veya SÖİD'ı içeren iki damar hastalığını tanımada da %79 duyarlılık ile aynı parametre başta geliyordu, özgüllüğü ise %62 idi. Anterior Mİ geçirmiş hastalarda SAKA hastalığı veya üç damar hastalığını tanımada sistolik kan basıncı toparlanma oranı (SKBTO) yüksekliği, duyarlılığı en yüksek parametre olarak bulundu, duyarlılığı % 63, özgüllüğü % 52 idi. Bu hastalarda SAKA, üç damar veya sol ön inen dalı içeren iki damar hastalığını tanımada da SKBTO yüksekliği %49 duyarlılık ve %76 özgüllük ile başta geliyordu. İnferior Mİ'lü hastalarda SAKA hastalığı veya üç damar hastalığını saptamada ?ST/?KH en duyarlı parametre olarak bulundu, duyarlılığı %71, özgüllüğü %74 idi, bu hastalarda SAKA, üç damar hastalığı veya SÖİD' ı içeren iki damar hastalığını tanımada da %55 duyarlılık ve % 74 özgüllük ile aynı parametre ilk sırada yer aldı. Sonuç olarak egzersiz testiyle yüksek riskli hastaların tanınmasında ge-leneksel parametrelere ek olarak ?ST/?KH, SKBTO yüksekliği gibi parametrelerin kullanılmasının testin tanı değerini arttıracağına karar verildi. Mİ geçirmemiş ve inferior Mİ'lü hastalarda ?ST/?KH'nın, anterior Mi'lü hastalarda ise SKBTO yüksekliğinin yüksek riskli hastaları tanımada en duyarlı parametreler olduğu yargısına varıldı.
To determine whether exercise test variables could detect the presence of left main, three-vessel or double-vessel coronary artery disease involving left anterior descending artery (LAD), 119 exercise test variables were compared with the findings of coronary arteriography in 350 patients, of whom 200 had a previous myocardial infarction (Mİ). ?ST/?HR was the most sensitive variable for detecting left main coronary artery (LMCA) disease in the patients without a previous MI (n=l50), with a sensitivity of 100% and a specificity of 62%. It was also the most sensitive variable for the detection of three-vessel disease and three-vessel or two-vessel disease involving LAD in this group with sensitivities of 84% and 79%, and specificities of 62% and 62%, respectively. In the group of patients with a previous anterior MI (n= l00), the increase in systolic blood pressure recovery ratio (SBP-RR) was found to be the most sensitive variable for identifying the patients with LMCA or three-vessel disease and LMCA, three-vessel disease or two-vessel disease involving LAD with sensitivities of 63% and 49%, specificities of 52% and 76%, respectively. In the group of patients with a previous inferior MI (n=100), ?ST/?HR was found to be the most sensitive variable for detecting the patients with LMCA or three-vessel disease and LMCA, three-vessel disease or two-vessel diesase involving LAD with sensitivities of 71% and 55%, and specificities of 74% and 74%, respectively. It is concluded that in the assessment of an exercise test the use of ?ST/?HR and SBP-RR in addition to the traditional variables increases the diagnostic yield of the test for identification of high risk coronary anatomy.

11.
Yeni Miyokard Görüntüleme Ajanı TC-99m MİBİ'nin Klinik Uygulaması, Avantaj ve Dezavantajları
New Myocardial Imaging Agent, Tc 99m MİBİ: Clinical Application, Advantages, and Limitations
Deniz GÜZELSOY, İsmail EREN, Vedat SANSOY, Afife BERKYÜREK, Cem DEMİROĞLU
Sayfalar 143 - 146
Çalışmamızda yeni bir miyokard görüntüleme ajanı olan teknisyum 99 m heksaksis, 2-metoksi, 2-isobutil isonitril (Tc 99m MİBİ)'nin koroner arter hastalığı (KAH) tanısında değeri 12 olguda araştırıldı, yöntemin avantaj ve dezavantajları gözden geçirildi. Tüm olgulara Tc 99m MİBİ kullanılarak egzersiz miyokard perfüzyon sintigrafisi ve koroner anjiografi uygulandı. Normal koroner arterli 3 olgunun tümünde Tc 99m MİBİ negatif bulundu. Koroner arter hastalığı anjiografi ile gösterilmiş 9 hastanın 8'inde bir veya daha fazla bölgede perfüzyon defekti gösterildi (duyarlık %88). Tc 99m MİBİ'nin karaciğer tutulması belirgin olup, neden olduğu aşırı "background" hem kalitatif hem kantitatif imaj yorumunu güçleştirmekte idi. Tc 99m MİBİ'nin KAH tanısında yüksek duyarlılık ve muhtemelen yüksek özgüllüğe sahip, güvenilir bir yöntem olduğu, ancak yüksek maliyet, yüksek karaciğer tutulması ve iki kez uygulama gerekliliği gibi önemli dezavantajları olduğu sonucuna varıldı.
The diagnostic value of a new myocardial imaging agent, technetium-99m hexaxis-2-methoxy-2- isobutyl isonitrile (Tc 99m MİBİ), in coronary artery disease (CAD) was investigated in 12 subjects. Advantages and limitations of MİBİ were reviewed. Exercise myocardial perfusion study with Tc 99m MİBİ and selective coronary arteriography were performed in all subjects. Tc 99m MİBİ was found to be negative in all 3 patients with normal coronary arteries. In 8 of 9 patients with angiographically documented CAD, perfusion defects were shown in one or more regions (sensitivity 88%). Liver uptake of Tc 99m MİBİ was considerable, and high background caused by high liver acitivity might interfere with image interpretation both qualitatively and quantitatively. We concluded that Tc 99m MİBİ provides a reliable method of assessment of CAD with a high sersitivity and, probably, a high specificity, but it has some disadvantages: high cost, high liver uptake and the requirement for a separate day resting injection.

DERLEME
12.
Antidepresan Tedavinin Kardiyovasküler Yan Etkileri
Cardiovascular Side Effects of Antidepressant Drugs
Sema TANRIÖVER, Baki KOMSUOĞLU, Nafiz ULUKUTLU, Mehmet BEKAROĞLU, Hayrettin KIZILKAYA
Sayfalar 147 - 153
Antidepresan tedavi sırasında kardiyovasküler yan etkiler görülmektedir. Bunlar EKG değişiklikleri, iletim bozuklukları ve ortostatik hipotansiyondur. Yüksek doz kullanımda bu yan etkiler daha sık oluşur ve letalitede en önemli faktördür. Kardiyak yan etkileri açıklayan mekanizmalar en iyi trisiklik antidepresanların (TSA) incelenmesiyle ortaya konulmuştur. Bu yazıda çeşitli antidepresif ilaçların kardiyak hastalarda kullanımı ve kardiyovasküler yan etkileri gözden geçirilmiştir .
The electrocardiographic changes, conduction disturbances and orthostatic hypotension that may result as an adverse effect to antidepressant medications were reviewed. In addition to monoaminooxidase inhibitors and lithium, particular consideration was given to heterocyclic antidepressant drugs.

OLGU
13.
Aort Kapağı Yerine Konmuş Olan Bir Saint Jude Kapak Protezindeki Trombozun Trombolitik Tedaviyle Ortadan Kaldırılışı
Successful Thrombolysis on a Saint Jude Medical Prosthesis in the Aortic Position
Mefküre PLATİN, Haydar YAVUZ, Havva ÖREN, Sinan ÖZBAYRAKÇI, Tayyar SARIOĞLU, Deniz GÜZELSOY, Cem DEMİROĞLU
Sayfalar 154 - 155
Dikkatli yapılan antikogülan tedaviye rağmen, kardiyak kapak protezlerinin trombolitk disfonksiyonları oldukça sık görülür. Çalışmamızda, aort kapağı yerine konmuş olan bir Saint Jude kapak protezindeki trombozun trombolitik tedaviyle ortadan kaldırılışını klinik ve ekokardiyografik olarak gösterdik.
Thrombotic dysfunction of cardiac valve prostheses is relatively frequent despite a well-maintained anticoagulant therapy. In this report, successful lysis of thrombosis on a St. Jude Medical prosthesis in the aortic position was shown by means of clinical and echocardiographic grounds in a patient.

14.
Triküspid Kapak "Straddling'i Eşliğinde Çift Çıkımlı Sağ Ventrikül: Korrektif Cerrahi Yapılan Olgu
Surgical Treatment of Stradding Tricuspid Valve Associated with Double Outlet Right Ventricle
Tufan PAKER, Halil TÜRKOĞLU, Tayyar SARIOĞLU, Mehmet Salih BİLAL, Ayşe SARIOĞLU, Aydın AYTAÇ
Sayfalar 156 - 158
Atrioventriküler kapak straddling'i seyrek rastlanılan ve beraber bulunduğu patolojilerin tam düzeltilmesini önemli ölçüde güçleştiren bir anomalidir. Kliniğimizde Kasım 1987'de 4 yaşındaki bir hasta çift çıkımlı sağ ventrikül, atrial septal defekt, ventriküler septal defekt, triküspid kapak "straddling"i ve pulmoner stenoz tanıları ile ameliyat edildi. Papiller adele transferi tekniği kullanılarak "straddling" düzeltildikten sonra patolojinin tam olarak korreksiyonu mümkün oldu. Postoperatif ekokardiografide triküspid kapağı normal bulunan hasta halen NYHA sınıf 1 efor kapasitesi ile yaşamını sürdürmektedir.
Straddling atrioventricular (A-V) valve is a rare congenital anomaly which further complicates the surgical correction of accompanying cardiac pathologies. In November 1987, a 4-year-old boy with the diagnosis of double outlet right ventricle, atrial septal defect, ventricular septal defect, pulmonary stenosis and straddling tricuspid valve was operated in our clinic. Complete correction of the pathology was achieved after repair of the straddling by using papillary muscle transfer technique. At 29 month followup he was in NYHA class 1, and the tricuspid valve proved to be normal echocardiographically.

15.
İki Boyutlu Ekokardiyografi ile Tanı Konan Bir Kan Kisti Olgusu
Blood Cyst of the Tricuspid Valve: Case Report
Osman YEŞİLDAĞ, Sırrı KES, Nasıh NAZLI, Aysel ORAM, Haldun MÜDERRİSOĞLU, Rıza DOĞAN
Sayfalar 159 - 160
Kan kistleri erişkinde çok nadir rastlanan intrakardiak kitlelerdir. Bu yazıda 34 yaşında bir erkek hastada 2 boyutlu ekokardiyografi ve sağ ventrikülografi yapılarak tanı konmuş triküspid kapaktan orijinal incelemeyle de tanı doğrulanmıştır.
Blood cysts are intracardiac masses seen very rarely in adults. In this paper, a blood cyst originating from tricuspid valve in a 34-year-old male patient diagnosed with two-dimensional echocardiography and right ventriculography was presented. The diagnosis was confirmed with surgery and histopathological examination.

© copyright 2019 TKD Arşivi
LookUs & Online Makale