ISSN 1016-5169 | E-ISSN 1308-4488
TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ ARŞİVİ - Turk Kardiyol Dern Ars: 49 (8)
Cilt: 49  Sayı: 8 - Aralık 2021
EDITÖRYAL YORUM
1. 
Transkateter aortik kapak replasmanı sonrası sol ventrikül fonksiyonu: Geri döndürülebilirliğin önemi
Left ventricular function after transcatheter aortic valve replacement: When reversibility matters
Juan Pablo De Brahi, Juan Maria Farina, Adrian Baranchuk
doi: 10.5543/tkda.2021.21256  Sayfalar 603 - 605
Makale Özeti |Tam Metin PDF

ARAŞTIRMA
2. 
Aort darlığı olan hastalarda TAVI sonrası sol ventriküler ejeksiyon fraksiyonunun düzelmesinin mortaliteye etkisi
Impact of the recovery of left ventricular ejection fraction after TAVI on mortality in patients with aortic stenosis
Barış Kılıçaslan, Barış Ünal, Bayram Arslan, Tuba Ekin, Erdem Özel, Faruk Ertaş, Hüseyin Dursun, Öner Özdoğan
doi: 10.5543/tkda.2021.66495  Sayfalar 606 - 614
Amaç: Transvalvüler aort kapak implantasyonunun (TAVI) semptomatik şiddetli aort darlığı (AD) olan hastaların sonuçları üzerindeki etkilerini değerlendirmek ve işlem sonrası sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (LVEF) değişiminin ve kardiyak yapısal değişimin mortalite üzerindeki etkisini tahmin etmek.

Yöntemler: Taranan 191 hasta arasından 151 hasta 3 merkezde analiz edildi. Hastalar, düşük ejeksiyon fraksiyonlu AD (LVEF <%40), hafif düşük EF’li AD (LVEF %40-49) ve korunmuş EF’li AD (LVEF ≥%50) olarak üç alt gruba ayrıldı.

Bulgular: Ortalama takip süresi 19.4±12.4 (54’e kadar) ay idi. Tüm nedenlere bağlı mortalite her üç grup arasında benzer saptandı (p=0.901). Çok değişkenli analizlerde, strok volüm indeksi (SVİ) (Exp (B): 0.039, %95 CI: 0.011-0.013, p<0.001), başlangıç kan üre azotu (Exp (B): 1.022, %95 CI: 1.006-1.038, p=0.006) ve TAVI sonrası LVEF değişim yüzdesi (d-LVEF) (Exp (B): 0.046, %95 CI: 0.004-0.610, p=0.046) mortalite için bağımsız faktörlerdi. ROC eğrisi analizine göre, SVİ <35 mL/m2 olan hastalarda d-LVEF
≤ %10 olması mortaliteyi öngörmede %50 duyarlılık ve %75 özgüllük (0.72 AUC) değerine sahiptir.

Sonuç: Belirgin LV tersine yeniden şekillenmesini yansıtan, TAVI’den hemen sonra LVEF’nin iyileşmesinin, AD hastalarında sağ kalımı öngörmede etkisi vardır ve SVİ düşük olan hastalarda daha önemlidir.

EDITÖRYAL YORUM
3. 
Friedewald formülünü bırakma zamanı mı? LDL-C hesaplaması için yeni denklemler
Is it time to abandon Friedewald formula? New equations for LDL-C calculation
Özcan Başaran
doi: 10.5543/tkda.2021.21265  Sayfalar 615 - 618
Makale Özeti |Tam Metin PDF

ARAŞTIRMA
4. 
Erişkinlerde LDL-C hesaplamasında Friedewald ve Martin formüllerinin karşılaştırılması
Comparison of Martin and Friedewald equation for estimated LDL-C in adults
Medine Alpdemir, Mehmet Fatih Alpdemir
doi: 10.5543/tkda.2021.90446  Sayfalar 619 - 626
Amaç: Bu çalışmanın amacı, doğrudan ölçülen LDL-C, Friedewald ve yeni Martin LDL-C hesaplama formüllerini, Türk popülasyonunda karşılaştırmaktır.
Yöntemler: Bu çalışmaya trigliserid düzeyi <400 mg/dL olan 18 ve 65 yaşları arası toplam 1.558 hasta dahil edildi. Hastaların serum lipid paneli konsantrasyonları Cobas 6000 c501 (Roche Diagnostic) ile ölçüldü. d-LDL-C düzeyi homojen bir direk yöntem ile ölçüldü. LDL-C’yi hesaplamak için Friedewald [TC- (HDL-C+(TG/5)] ve Martin [TC- (HDL-C+ (TG/değişken faktör)] formülleri kullanıldı.
Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 52.7±12.3 olarak kaydedildi. 1.558 hastanın %56’sı kadın, %44’ü erkekti. Tüm hasta grubunda d-LDL-C, F-LDL-C ve M-LDL-C konsantrasyonları sırasıyla, 148.6±39.8 mg/dL, 123.9±38.7 mg/dL ve 133.4±35.9 mg/dL idi. Tüm hastalar da d-LDL-C’e göre F-LDL-C ve M-LDL-C konsantrasyonları arasındaki ortalama fark sırasıyla 24.6±10.7 ve 15.10±10.3’tü. Hastalarda Scatter blot grafiği [tahmini LDL-C (x) ve d-LDL-C (y)] karşılaştırmasında, Friedewald için, y=1.1665x + 0, Martin için y=1.1667x+ 0 denklemleri hesaplandı. d-LDL-C konsantrasyonu ile kıyaslandığında, formüller arasında güçlü bir korelasyon gösterdi (sırasıyla, r=0.960, r=0.966). Martin formülünün ayarlanabilir faktör ortalaması 6.08±0.95 olarak bulundu.
Sonuç: Çalışmamızda Martin formülü nispeten daha iyi bir ayırım ortaya koydu. Formüller ile d-LDL-C arasında güçlü bir korelasyon olmasına rağmen, iki formül için var olan negatif bir bias, koroner kalp hastalığı riskinin belirlenmesinde ve tedavi stratejilerinin planlanmasında daha düşük risk göstermektedir.

EDITÖRYAL YORUM
5. 
Araştırma bulgularının genelleştirilmesi ve taşınabilirliği: Randomize denemeler ve gözlemsel çalışmalar
Generalizability and transportability of research findings: Randomized trials vs observational studies
Oğuzhan Birdal, İbrahim Halil Tanboğa
doi: 10.5543/tkda.2021.21283  Sayfalar 627 - 629
Makale Özeti |Tam Metin PDF

ARAŞTIRMA
6. 
Gerçek yaşamda dabigatran ile inmeden korunma; Türkiye’den bir popülasyon örneği: D-SPIRIT kayıt çalışması
Dabigatran for stroke prevention in real life in a sample of population from Turkey: D-SPIRIT registry
Cihan Altın, Caner Topaloğlu, Nurullah Çetin, Onur Dalgıç, Veysel Yavuz, Emin Alioğlu, Nazile Bilgin, Cenk Ekmekçi, Nihat Pekel, Mehmet Emre Özpelit, Eşref Tunçer, Ebru İpek Türkoğlu, Kamil Tülüce, Umut Kocabaş, Kıvanç Yüksel, Uğur Önsel Türk
doi: 10.5543/tkda.2021.07734  Sayfalar 630 - 640
Amaç: D-SPIRIT kayıt çalışması atriyal fibrilasyon hastalarında dabigatran etexilate’ın günlük pratikteki güvenilirlik ve etkinliğinin değerlendirilmesi için tasarlanmıştır.

Yöntemler: D-SPIRIT kayıt çalışması, gerçek yaşamdaki dabigatran kullanımının araştırıldığı ilk ulusal, çok merkezli, ileriye dönük, gözlemsel, pazar erişimi sonrası veri tabanı kayıt çalışmasıdır. Yeni kuşak oral antikoagülan tedavisinin kullanımına uygun olan, atriyal fibrilasyon nedenli inmeden korunmak için en az 6 aydır düzenli dabigatran tedavisi alan, toplamda dokuz farklı merkezden 326 hasta çalışmaya dahil edildi. Olgular tedavinin etkinlik ve güvenilirliğinin değerlendirmesi amaçlı 2 yıl süre ile izlendi. Kanama, tromboembolik olaylar, inme, geçici iskemik atak, miyokart enfarktüsü, tüm nedenlerden ölümü içeren bütün advers klinik olay ve sonlanımlar kaydedildi.

Bulgular: Çalışma hastalarının ortalama yaşı 71.1±9.6 yıl olup %57.4’si kadındı. Ortalama CHA2DS2-VASc skoru: 3.4±1.6 idi. Kümülatif olumsuz klinik olay insidansı %6.30/yıl iken geçici iskemik atak, inme, periferik embolizmi içeren embolik olay insidansı %1.26/yıl idi. Major kanama insidansı %2.20/yıl ve mortalite insidansı %0.94/yıl idi.

Sonuç: Bu kayıt çalışması dabigatran etexilate’ın Türkiye’deki güncel güvenlik ve etkinlik verilerine genel bir bakış sağlamıştır. Çalışmamızdaki tromboemboli ve kanama oranları diğer faz 3 ve gerçek yaşam kayıt çalışmaları ile benzerdir. Ancak gerçek yaşam şartlarında dikkat çekici oranlarda gereksiz düşük doz dabigatran etexilate kullanımı görülmüştür.

7. 
Erken miyokart enfarktüs geçmişi olan koroner kalp hastalarında Çöpçü Reseptör Sınıf B Tip I gen varyantlarının araştırılması
Investigation of Scavenger Receptor Class B Type I gene variants in patients with coronary heart disease with a history of early myocardial infarction
Burcu Çaykara, Bengü Tokat, Ender Coşkunpınar, Özlem Küçükhüseyin, Deniz Kanca Demirci, Zehra Buğra, Gülçin Özkara, Oğuz Öztürk, Sadrettin Pençe, Hülya Yılmaz Aydoğan
doi: 10.5543/tkda.2021.08691  Sayfalar 641 - 653
Amaç: Kolesterol esterin selektif alımına aracılık eden bir yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) reseptörü olan Çöpçü reseptör sınıfı-B tip-1 (SR-BI, SCARB1), ters kolesterol taşınmasında önemli bir rol oynar. Bu çalışmada SR-BI geninin polimorfik varyantlarının erken yaşta miyokart enfarktüsü (MI) hikayesi olan koroner kalp hastalarındaki (KKH) dağılımı ve bunların serum lipidlerine etkisi incelenmiştir.
Yöntemler: SR-BI rs5888(T>C), rs4238001(C>T) ve rs10846744(G>C), 50 yaşından önce MI öyküsü olan (MI (+)) 100 erkek KKH hastasında ve MI öyküsü olmayan (MI (–)) 89 erkek kontrolde real time-PCR ve mutant allel spesifik PCR teknikleri ile analiz edildi.
Bulgular: MI(+) Hasta grubunda SR-BI rs4238001 atasal-CC genotipi frekansı MI(–) kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur (OR: 4.046, p<0.001). Rs10846744 nadir-C alleli, MI(+) KKH grubunda artmış toplam kolesterol (p=0.014) ve trigliserit (p=0.009) seviyeleri ile anlamlı bir ilişkili iken, MI(–) grupta düşük ApoA1 düzeyleriyle ilişkiliydi (p=0.021). Lojistik regresyon analizi, diğer ilişkili KKH risk faktörlerinin varlığında rs4238001-CC genotipi (p=0.002), sigara (p=0.026) ve MI(+) KKH arasında bir ilişki olabileceğini doğrularken, haplotip analizinde ise MI(+) KKH hastalarında CGC (rs5888-C, rs10846744-G, rs4238001-C allelleri) ve CCC (rs5888-C, rs10846744-C, rs4238001-C allelleri) haplotiplerinin yüksek sıklıkta olduğu bulundu (sırasıyla p<0.01 ve p=0.027).
Sonuç: Bu sonuçlar, SR-BI gen varyantlarının MI(+) KKH hastalarında MI(–) kontrollere göre farklı dağılım gösterdiğini ve bu varyantların dislipidemi lehine etkileri olabileceğine işaret etmektedir.

8. 
Enfektif endokarditle ilişkili ST yükselmeli miyokart enfarktüslü hastalarda revaskülarizasyon stratejileri: STEMI-ENDO Kayıt Çalışması
Revascularization strategies in patients with infective endocarditis-related ST-elevation myocardial infarction: The STEMI-ENDO Registry
Ahmet Güner, Yeşim Uygun Kızmaz, Sabahattin Gündüz, Çağdaş Arslan, Serpil Özkan Öztürk, Elnur Alizade, Macit Kalçık, Serkan Kahraman, Cemalettin Akman, Ali Kemal Kalkan, Mehmet Özkan
doi: 10.5543/tkda.2021.21173  Sayfalar 654 - 665
Amaç: Enfektif endokardit (EE) ile ilişkili ST yükselmeli miyokart enfarktüsü (STYME) oldukça nadirdir. Bu acil durumun yönetimi konusunda net bir klinik fikir birliği yoktur. Bu çalışmada, bu hasta popülasyonunda tedavi stratejilerinin klinik sonuçlarını açıklamayı amaçladık.
Yöntemler: Çalışma popülasyonu, EE ile ilişkili STYME tanısı almış, geriye dönük olarak değerlendirilen 19 hastadan (dokuz kadın; ortalama yaş 52±11.8 yıl) oluşuyordu. Transözofageal ekokardiyografi ile tüm hastalarda vejetasyon tespit edildi. Çalışma popülasyonu hastane içi mortaliteye göre iki gruba ayrıldı.
Bulgular: Başlıca klinik belirtiler nefes darlığı (%89.5), ateş (%78.9) ve göğüs ağrısı (%63.2) idi. Tüm hastalara kateter bazlı koroner anjiyografi yapıldı. Tüm olgularda etken izole edildi ve yedi olguda (%36.8) Staphylococcus aureus belirlendi. En sık görülen enfarktüs sol ön inen arterdeydi (n=12 [63.2%]). Tedavi stratejileri mekanik trombektomi (n=1), stent implantasyonunu takiben kapak replasmanı (n=5), direkt balon anjiyoplasti (n=4), koroner arter baypas greftleme ile birlikte kapak replasmanı (KABG; n=6) ve tıbbi takip (n=3) idi. Ayrıca, miyokart enfarktüsünde tromboliz III akım, hayatta kalma grubunda anlamlı derecede daha yüksekti (%100’e karşı %0, p<0.001). Tüm bu hastalar revaskülarizasyon için KABG veya stent implantasyonunu tercih etti.
Sonuç: Mevcut veriler, stent implantasyonu veya KABG ile revaskülarizasyon içeren bir revaskülarizasyon stratejisinin, EE ile ilişkili STYME hastalarında daha düşük mortalite oranına sahip olduğunu göstermektedir.

9. 
Akut miyokart enfarktüslü hastalarda serum romatoid faktör düzeyi ile SYNTAX skoru I arasındaki ilişki
The relationship between serum rheumatoid factor level and SYNTAX score I in patients with acute myocardial infarction
Alaa Quisi, Huda Almadhoun, Gökhan Alıcı, Ömer Genç, Taner Şeker, İbrahim Halil Kurt
doi: 10.5543/tkda.2021.22457  Sayfalar 666 - 674
Amaç: Romatoid faktör (RF), artmış koroner arter hastalığı ve kardiyovasküler mortalite ile ilişkilendirilmiştir. Bu çalışmanın amacı, akut miyokart enfarktüslü hastalarda serum RF düzeyleri ile SYNTAX skoru I (SSI) arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir.
Yöntemler: Bu çalışmaya akut miyokart enfarktüsü tanısı alan ve koroner anjiyografi yapılmış ardışık 418 hasta alındı. Tüm hastaların bazal serum RF seviyeleri ölçüldü. Çalışma popülasyonu iki gruba ayrıldı; ST segment yükselmeli miyokart enfarktüsü (STEMI) grubu (n=218) ve ST segment yükselmesiz miyokart enfarktüsü (NSTEMI) grubu (n=200). Daha sonra her grup SSI’e göre iki alt gruba ayrıldı; SSI ≤22 grup ve SSI >22 grup.
Bulgular: STEMI grubunda, RF düzeyleri SSI> 22 grubunda SSI ≤22 grubuna göre anlamlı olarak yüksekti (13.0 IU / mL [7.0-51.0 IU / mL] vs. 11.0 IU / mL [4.0-37.0 IU / mL], sırasıyla, p = 0.002). NSTEMI grubunda, RF düzeyleri SSI> 22 grubunda SSI ≤22 grubuna göre anlamlı olarak yüksekti (15.5 IU / mL [8.0-69.5 IU / mL] vs. 13.0 IU / mL [4.0-36.0 IU / mL], sırasıyla, p <0.001). Lojistik regresyon sonucunda nötrofil lenfosit oranı, total kolesterol seviyesi, pozitif RF ve sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu STEMI hastalarında orta ve yüksek SSI ile bağımsız olarak ilişkilendirilmişken kardiyak troponin T seviyesi ve pozitif RF NSTEMI hastalarında orta ve yüksek SSI ile bağımsız olarak ilişkilendirilmiştir.
Sonuç: Serum RF konsantrasyonları, akut miyokart enfarktüsü olan hastalarda SSI ile bağımsız olarak ilişkilidir.

DERLEME
10. 
Koroner akımın bilgisayarlı tomografiden türetilmiş FFR ile değerlendirilmesi: Avantajlar ve tuzaklar
Evaluation of coronary flow with computed tomography derived FFR: Advantages and pitfalls
İbrahim Altun, İlknur Altun
doi: 10.5543/tkda.2021.21012  Sayfalar 675 - 681
Koroner bilgisayarlı tomografik anjiyografi (KBTA), koroner arterlerin doğrudan görüntülenmesi ve koroner arter hastalığının (KAH) değerlendirilmesi için kullanılan mükemmel bir girişimsel olmayan anatomik görüntüleme yöntemidir. KBTA, tıkayıcı KAH’ın tanımlanması için yüksek bir duyarlılığa ve negatif tahmin değerine sahiptir, ancak özgüllüğü ve pozitif öngörü değeri düşüktür. KAH’ın anatomik şiddetini değerlendirmek için kullanıldığı on yıldan uzun bir sürenin ardından, KBTA’nın özgüllüğünü ve doğruluğunu artırmak için KBTA’dan işlevsel bilgi elde etmenin yeni modaliteleri geliştirilmiştir. Bu modaliteler, KBTA veri setlerinden fraksiyone akım rezervini (FAR) hesaplamak için hesaplamalı akışkanlar dinamiğini kullanır. Bilgisayarlı tomografiden türetilen FAR (FARBT), hesaplama için sanal hiperemiyi tahmin eder. Bu nedenle, FAR’ın hesaplanması için KBTA incelemesi sırasında ek görüntü elde edilmesi veya ilaç verilmesi, radyasyona maruz kalma veya farmasötik bir stres maddesinin kullanılması gerekli değildir. Çok sayıda, ileriye dönük tek veya çok merkezli çalışmalar, FARBT’nin kateter laboratuvarı için bir kapı bekçisi olmaya hazır olduğunu göstermiştir. Bu makalede, FARBT’nin ilkelerini, tanısal doğruluğunu, avantajlarını, sınırlamalarını ve tuzaklarını gözden geçirmeyi amaçladık.

OLGU BILDIRISI
11. 
Tüm koroner arterlerden köken alan ve pulmoner artere açılan kompleks fistül yapısının perkütan olarak kapatılması
Percutaneous closure of a complex fistula that originates from all coronary arteries and drains to the pulmonary artery
Ali Nazmi Çalık, Mustafa Azmi Sungur, Şükrü Akyüz
doi: 10.5543/tkda.2021.21059  Sayfalar 682 - 684
Koroner-pulmoner arter fistülü (KPAF), koroner arterler ile pulmoner arterler (PA) arasında bir bağlantı olarak tanımlanır. KPAF’lerinin girişimsel tedavi seçenekleri, cerrahi ligasyon ve transkateter koil ya da tıkaç embolizasyonudur. 60 yaşında kadın hasta, merkezimize egzersiz ile indüklenen CCS-3 (Canadian Cardiovascular Society Klas III) angına şikayeti ile başvurdu. Özgeçmişinde 2013 yılında sol ön inen koroner artere (LAD) elektif stent işlemi ve 2015 yılında LAD - PA fistülü nedeni ile operasyon yer almaktaydı. 2017’de aynı fistülün tekrarlaması üzerine, antegrad perkütan fistül kapama denenmiş ancak başarısız olunmuştu. Bir önceki işlemin başarısızlığına neden olan fistülün proksimal boynundaki ciddi tortuozite ve kan akımının fistülün distal boynunda kesilmesi ihtimali dikkate alınarak retrograd yaklaşım seçildi. Sağ femoral ven yoluyla, 5 Fr. 45 cm TorqVue düşük profilli taşıma sistemi (St Jude Medical, Little Canada, MN, USA) 0.035-inç J-uçlu kılavuz tel üzerinden pulmoner artere ilerletildi. Antegrad görüntüleme desteği ile, kılavuz tel retrograd olarak fistülün distal boynuna ilerletilebildi. Fistülün distal kısmı tünel şekilli patent duktus arteriosus’a (PDA) benzediğinden ve en dar yerinde 4 mm ölçüldüğünden, kapatmak için Amplatzer duct occluder II 6x6 (Abbott Vascular, Chicago, IL, USA) tercih edildi.

12. 
Atipik göğüs ağrısı ile prezente olan konjenital parsiyel sol perikardın yokluğu olgusu
A case of congenital partial absence of the left pericardium presenting with atypical chest pain
Muzaffer Kahyaoğlu, Çetin Geçmen
doi: 10.5543/tkda.2021.21054  Sayfalar 685 - 687
Perikardın konjenital yokluğu nadir görülen bir kardiyak malformasyondur ve kalbi ve büyük damarları çevreleyen fibroelastik kesenin kısmen veya tamamen yokluğu olarak tanımlanabilir. Hastalar genellikle asemptomatik ya da non-spesifik semptomlara sahip oldukları için bu nadir konjenital anomalinin teşhisi zordur. Bu nedenle genellikle görüntüleme sırasında, intraoperatif olarak veya postmortem incelemeler sırasında tesadüfen teşhis edilir. Bu bakımdan, muayene sırasında spesifik görüntülerin akılda tutulması ve doğru bir teşhis için perikardın konjenital yokluğundan şüphelenilmesi önemlidir. Bu olgu sunumunda, atipik göğüs ağrısı şikayeti ile başvuran ve çoklu görüntüleme yöntemleri ile perikardın konjenital yokluğu tanısı alan 42 yaşında bir erkek hasta sunuyoruz.

13. 
Dev ventriküler psödoanevrizma ve ilişkili egzantrik ciddi mitral yetersizliği: Cerrahi mi, takip mi?
Giant ventricular pseudoaneurysm and associated eccentric severe mitral regurgitation: Surgery or follow-up?
Serkan Asil, Veysel Özgür Barış, Suat Görmel, Murat Çelik, Uygar Çağdaş Yüksel
doi: 10.5543/tkda.2021.21148  Sayfalar 688 - 692
Ventriküler psödoanevrizma çoğunlukla miyokart enfarktüsünden sonra lokalize perikardiyal adezyonlar ile sınırlanan ventriküler serbest duvar rüptürü nedeniyle oluşmaktadır. Tedavi edilmeyen psödoanevrizmalarda rüptür riski yaklaşık %30-45 ve mortalite oranı %50’dir. Literatürde tedavisine dair net bir kanıt olmamasına rağmen temel öneri cerrahi tedavinin gecikmeden yapılmasıdır. Ancak hastaların yaşı, ek komorbiditeleri, eşlik eden ciddi mitral yetersizliği ve sol ventrikül sistolik fonksiyon bozukluğu cerrahi işlemin mortalite oranını önemli ölçüde artırmaktadır. Ciddi mitral yetersizliğinin eşlik ettiği sol ventrikül psödoanevrizmasının tedavisi ile ilgilide literatürde net öneriler bulunmamakta ve hasta bazlı bireysel yaklaşımlar uygulanmaktadır. Bu olgu sunumunda ventriküler psödoanevrizması ve ciddi mitral yetersizliği olan üç hastanın farklı klinik seyir ve tedavileri anlatılmış, literatürdeki veriler incelenmiş ve bundan sonraki benzer hastalara tedavi yaklaşımları için kaynak oluşturulmaya çalışılmıştır.

OLGU GÖRÜNTÜSÜ
14. 
BT’de sol atriyal apendiks trombüsü tuzağından nasıl kurtuluruz?
How to deal with a pitfall for left atrial appendix thrombus on CT?
Çağdaş Topel, Sinem Aydın, Gamze Babur Güler
doi: 10.5543/tkda.2021.99079  Sayfa 693
Makale Özeti |Tam Metin PDF | Video

15. 
Kollateral dolaşımın bilgisayarlı tomografik anjiografi ile elde edilen oransal akım yedeğine etkisi
Impact of collateral circulation with fractional flow reserve derived from coronary computed tomography angiography
Toshimitsu Tsugu, Kaoru Tanaka, Dries Belsack, Argacha Jean-François, Johan de Mey
doi: 10.5543/tkda.2021.04567  Sayfalar 694 - 695
Makale Özeti |Tam Metin PDF | Video

16. 
Konjenital perikard yokluğu
Congenital absence of the pericardium
Eyüp Aslan, İbrahim Cemal Maslak, Nevzat Karabulut
doi: 10.5543/tkda.2021.21132  Sayfalar 696 - 697
Makale Özeti |Tam Metin PDF | Video

EDITÖRE MEKTUP
17. 
Plasma proadrenomedullin level and severity of the disease in patients with isolated rheumatic mitral stenosis
Rujittika Mungmunpuntipantip, Viroj Wiwanitkit
doi: 10.5543/tkda.2021.21268  Sayfa 698
Makale Özeti |Tam Metin PDF

DIĞER YAZILAR
18. 
Kardiyoloji yayınlarında gündem ve yorumlar
Kardiyoloji yayınlarında gündem ve yorumlar
Ertan Ural
Sayfa 699
Makale Özeti |Tam Metin PDF

WITHDRAWAL NOTICE
19. 
WITHDRAWN: Effects of new drug interaction index on drug adherence in older patients with hypertension
Archives Of The Turkish Society Of Cardiology Editorial Office
doi: 10.5543/tkda.2021.W1  Sayfa 700
Makale Özeti |Tam Metin PDF



Journal Metrics

Journal Citation Indicator: 0.18
CiteScore: 1.1
Source Normalized Impact
per Paper:
0.22
SCImago Journal Rank: 0.348

Hızlı Arama



Copyright © 2026 Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi