| EDITÖRYAL YORUM | |
| 1. | Distal transradial anjiyografi Distal transradial angiography Mehmet Fatih Yılmaz, Can Yücel KarabayPMID: 34106057 doi: 10.5543/tkda.2021.21114 Sayfalar 251 - 253 Makale Özeti | |
| GÖRÜŞ | |
| 2. | Türkiye’deki varfarin kullanıcılarında terapötik aralıktaki süre: Geri ödemede kesin kriterler belirlemek için yeterli veri var mı? Time in therapeutic range among warfarin users in Turkey: Are there enough data to set definitive criteria for reimbursement? Mehmet Akif Topcuoglu, Ethem Murat Arsavadoi: 10.5543/tkda.2021.94055 Sayfalar 254 - 256 Makale Özeti | |
| ARAŞTIRMA | |
| 3. | Akut koroner sendromda distal transradial erişim ile konvansiyonel transradial erişimin karşılaştırması Distal transradial versus conventional transradial access in acute coronary syndrome Kenan Erdem, Ertuğrul Kurtoğlu, Mehmet Alparslan Küçük, Tevfik Fikret İlgenli, Muhammet KızmazPMID: 34106059 doi: 10.5543/tkda.2021.64000 Sayfalar 257 - 265 Amaç: Distal transradial erişim (TRE), son zamanlarda koroner anjiyografi (KAG) için alternatif bir erişim bölgesi olarak tanıtılmıştır. Distal TRE ve geleneksel TRE işlemlerinin her ikisi de girişimsel kardiyologlar tarafından uygulanabilmektedir. Distal TRE arter ponksiyonu ve giriş kısmen daha zordur ve ayrıca ek deneyim ve tecrübe istemekle birlikte radial arter oklüzyonunun daha az olması açısından avantajlı gibi görünmektedir. Bu çalışmanın amacı, distal TRE ve geleneksel TRE ile ilgili deneyimlerimizi paylaşmaktır. Yöntemler: Distal TRE yöntemi ile yapılan ardışık 70 KAG hastası ile geleneksel TRE yöntemi ile yapılan 63 hasta retrospektif olarak incelendi ve işlemsel özellikler ve komplikasyonlar açısından karşılaştırıldı. Bulgular: Başarı oranı açısından distal TRE grubu ile (94.2%), geleneksel TRE grubu (98.4%) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p=0.217). Toplam sheath yerleştirme süresi distal TRE grubunda daha uzun (p<0.001), hemostaz zamanı daha kısa (p<0.001) tespit edildi. Toplam işlem süresi ve hastanede yatış süresinde iki grup arasında fark yoktu (p>0.05). Distal TRE grubunda 3 hastada (4.2%) minör kanama olurken, geleneksel TRE grubunda kanama komplikasyonu olmadı. Radial spasm ve radial oklüzyon geleneksel TRE grubunda distal TRE grubuna göre daha fazla (7.9% ve 1.4%; 3.1% ve 1.4%, sırasıyla), hematom ise gruplar arasında istatistiksel olarak farklı değildi. Sonuç: Distal TRE daha az hemostaz zamanı ve daha az vasküler komplikasyonlar konusunda daha fazla avantajlı gibi görünürken, sheath yerleştirme zamanı daha uzun ve daha ağrılı bir işlemdir. Bu durum klinik etkinliğini azaltabilir. Bu durumu netleştirecek daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. |
| 4. | Plazma tiyol ve disülfit düzeylerinin sol ventrikül sistolik fonksiyonları ile ilişkisi: Eğilim skoru eşleşme analizi Plasma thiol and disulphide levels and their relationship with left ventricular systolic functions: A propensity score matching analysis Mehmet Erdoğan, Selçuk Özturk, Abdullah Nabi Aslan, Hacı Ahmet Kasapkara, Burak Kardeşler, Serdal Baştuğ, Salim Neşelioğlu, Tahir Durmazdoi: 10.5543/tkda.2021.04220 Sayfalar 266 - 274 Amaç: Sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (SVEF) aracılığı ile ölçülen sol ventrikül sistolik fonksiyonunun hem kalp hem de kalp dışı problemleri olan hastalarda prognostik etkileri vardır. Tiyol ve disülfit seviyelerinin dengesi vücuttaki oksidatif durumu yansıtmaktadır. Bu çalışma transtorasik ekokardiyografi (TTE) ile ölçülen SVEF ile plazma tiyol ve disülfit düzeyleri arasındaki ilişkinin araştırılmasını amaçladı. Yöntemler: Bu retrospektif çalışmaya TTE incelemesi ve plazma tiyol ve disülfit seviyeleri dahil biyokimyasal analizler için yönlendirilen 1048 hasta dahil edilmiştir. Dışlanma kriterleri uygulandıktan sonra, geriye kalan 611 hasta istatistiksel analize dahil edildi. Hastalar SVEF 50% kesme seviyesine göre normal SVEF (n-SVEF) (n=446) ve düşük SVEF (d-SVEF) (n=165) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Örneklerdeki seçim yanlılığını azaltmak, hastaların karakteristik özelliklerindeki farklılıkların SVEF ve oksidatif durum üzerindeki etkisini ayarlamak için 1: 1 eğilim skoru eşleştirme analizi uygulandı. Bulgular: Eğilim skoru eşleştirme analizi sonrası her iki grupta demografik, ilaçlar ve kan parametreleri açısından benzer 125 hasta elde edildi. Nativ tiyol ve toplam tiyol düzeyleri d-SVEF hastalarında n-SVEF hastalarına göre daha düşük iken (her ikisi için p<0.001), disülfit seviyeleri ise d-SVEF grubunda daha yüksek bulundu. (p=0.008). Nativ tiyol (r=0.384, p<0.001), toplam tiyol (r=0.35, p<0.001) ve disülfit seviyeleri (r =-0.129, p=0.004) SVEF ile anlamlı bir korelasyon gösterdi. Sonuç: d-SVEF hastalarında oksidatif stresin varlığını düşündüren plazma tiyol seviyelerinde azalma ve disülfit seviyelerinde artış olmaktadır. Oksidatif stres ve SVEF arasındaki bu anlamlı ilişki, kalp yetmezliğinde tiyol ve disülfitin olası patogenetik rolü hakkında ışık tutabilir. |
| 5. | Kardiyovasküler ayrışma: Kalp yetersizliği hemodinamisine düşünsel, model temelli bir yaklaşım Cardiovascular disintegration: A conceptual, model-based approach to heart failure hemodynamics Emre Aslanger, Özlem Yıldırımtürk, Ayça Türer Cabbar, Muzaffer Değertekindoi: 10.5543/tkda.2021.69548 Sayfalar 275 - 285 Amaç: Kalp yetersizliğine (KY) dair mevcut anlayış büyük ölçüde sol ventrikül (SV) işlevlerine odaklanmaktadır, ancak kalp-damar sisteminde ardışık tümleşmeye dair bozukluklar da sol taraflı KY’ye benzer bir tablo oluşturabilir. Bu nedenle sadece SV işlevlerine odaklanmak sınırlı ve yanıltıcı bir yaklaşım olabilir. Mevcut çalışmada kalp-damar sisteminde dört ana tümleşme noktası olduğunu ve bu noktalardaki ayrışmanın KY hemodinamik tablosunu oluşturabileceğini kurguladık. Yöntemler: Her odacığın zamana bağlı elastans, damar yataklarının ardışık kapasitans ve dirençler şeklinde temsil edildiği bir bilgisayar modeli kullandık. Konjesyona yatkınlık için sıkıştırılmış hacimde (Vsıkıştırılmış) yüzdesel değişiklikleri hesapladık. Bulgular: Ortalama sistemik basınç, pulmoner kapiller tıkalı basınç (PKTB) ile yakından ilişkili olduğundan arteriyovenöz ayrışma diyastolik fonksiyonlarda herhangi bir değişiklik olmadan da diyastolik disfonksiyon paterni oluşturabildi. Ventriküller arası ayrışmanın %10, %20, %30, %40 ve %50’lik değerleri için PKTB’ı 20 mmHg üzerine çıkaracak gerekli Vsıkıştırılmış sırasıyla %42.0, %31.2, %22.5, %15 ve %8.3 azaldı. Diyastol sonu ve sistolik basınç-hacim eğrilerindeki eş zamanlı değişiklikler ile temsil edilen sistolodiyastolik ayrışma ve ventriküloarteriyal ayrışma konjesyon oluşturmak için gerekli Vsıkıştırılmış mikarını belirgin derecede azalttı. Sonuç: Dört tümleşme noktasındaki bozukluklar KY’nin hemodinamik tablosunu oluşturabilmektedir, bu da ilk bakışta hafif gibi gözüken anormallikler bütününün tek bir odacığın tek bir işlevindeki bozukluktan çok daha önemli olduğunu göstermektedir. Bu açıdan bakıldığında “kalp yetersizliği” sendromunun “kardiyovasküler ayrışma” temelinde incelenmesi yeni bir perspektif sağlayabilir. |
| 6. | Hipertansiyon prevalansı ve renin-anjiyotensin-aldosteron sistemi blokerleri kullanımının COVID-19 ve COVID-19 dışı viral pnömoni hastalarında karşılaştırılması Comparison of hypertension prevalence and the use of renin-angiotensin-aldosterone system blockers in hospitalized patients with COVID-19 and non-COVID-19 viral pneumonia Selçuk Görmez, Ceyda Erel Kırışoğlu, Mehmet Erkan Ekicibaşı, Aleks Değirmencioğlu, Ashok Paudel, Gökçe Akan, Fatmahan Atalar, Nevin Sarıgüzel, Burak Pamukçudoi: 10.5543/tkda.2021.87750 Sayfalar 286 - 292 Amaç: COVID-19 ve COVID-19 dışı viral pnömoni hastalarında hipertansiyon prevalansı ve önceden renin-anjiyotensin-aldosteron blokeri kullanımının karşılaştırılmasıdır. Yöntemler: Gerçek-zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) ile doğrulanmış COVID-19 pnömoni hastaları ile COVID-19 dışı viral pnömoni hastaları retrospektif olarak incelendi. Gruplar arasında hipertansiyon ve koroner arter hastalığı (KAH) varlığı ile önceden anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörü (ADEİ) ve anjiyotensin reseptör blokeri (ARB) kullanımları karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya hastanede yatarak tedavi gören 103 COVID-19 ve 91 COVID-19 dışı viral pnömoni hastası dahil edildi. Hipertansiyon ve KAH, COVID-19 dışı viral pnömoni hastalarında daha sıktı (%39.6’ya karşılık %22.3, sırasıyla, p=0.012 ve %24.2’ye karşılık %4.9, sırasıyla, p<0.001). COVID-19 hastalarının %2.9’u ADEİ ve %6.8’i ARB kullanmaktaydı. Buna karşılık COVID-19 dışı viral pnömoni hastalarının sırasıyla %13.2’si ve %19.8’i ADEİ ve ARB kullanmaktaydı (p=0.009 ve p=0.013). Nötrofil/lenfosit oranı (NLR) COVID-19 dışı viral pnömoni hastalarında belirgin olarak daha yüksekti (p<0.001). Sonuç: Çalışmamız hipertansiyon ve KAH sıklığının COVID-19 dışı viral pnömonili hastalarında COVID-19 hastalarına kıyasla daha fazla olduğuna işaret etmektedir. COVID-19 hastalarında ADEİ ve ARB kullanım prevalansı COVID-19 dışı pnömonili hastalardan daha yüksek değildi. Çalışmamızın sonuçları ADEİ ve ARB kullanımının COVID-19 hastalarında özel bir rol oynamadığını desteklemektedir. |
| 7. | COVID-19 ve miyokart enfarktüsü ile hastaneye yatan hastalarda klinik implikasyonlar ve mortalite göstergeleri Clinical implications and indicators of mortality among patients hospitalized with concurrent COVID-19 and myocardial infarction Hamed Tavolinejad, Kaveh Hosseini, Saeed Sadeghian, Hamidreza Pourhosseini, Masoumeh Lotfi- Tokaldany, Farzad Masoudkabir, Babak Sattartabar, Maryam Masoudi, Akbar Shafiee, Reza Mohseni Badalabadi, Mina Pashang, Afsaneh Aein, Masih Tajdinidoi: 10.5543/tkda.2021.14331 Sayfalar 293 - 302 Amaç: Akut iskemik kardiyak olaylar 2019 koronavirüs hastalığını (COVID-19) komplike hale getirebilir. Bu çalışma, akut miyokart enfarktüsü ve beraberinde COVID-19 hastalığı olan hastaların hastane içi özelliklerini raporlamayı amaçlamıştır. Yöntem: Bu çalışma, hastaneye yatmadan önce veya yatış sırasında akut miyokart enfarktüsü geçiren ve COVID-19 testi pozitif olarak hastaneye kabul edilen hastaların kayıt tabanlı retrospektif bir analizidir. Çalışma, 01 Mart-01 Nisan 2020 tarihleri arasında Tahran Kalp Merkezi’nde gerçekleştirilmiştir. Hastanede hayatını kaybeden veya taburcu olan hastaların klinik özelliklerini karşılaştırmak için keşifsel analiz yapılmıştır. Bulgular: Mart 2020’de, akut miyokart enfarktüsü geçiren ve COVID-19 tanısı konan 57 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastanede kalış süresinde, ortalama 8.4 gün içerisinde toplam 13 hasta (%22.8) öldü. Ölen hastalar hayatta kalanlardan daha yaşlıydı. Mortalite ile cinsiyet veya hastanede kalış süresi arasında anlamlı bir ilişki gözlenmedi. Hipertansiyonu olan bireylerin ölüm oranı daha yüksekti. Daha önce anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörleri veya anjiyotensin II reseptör blokerleri alınması ile mortalite arasında bir ilişki görülmedi. Hastanede yatış sırasındaki laboratuvar verilerine bakıldığında, mortalite grubunda daha yüksek kardiyak troponin T, nötrofil sayısı, C-reaktif protein, üre ve kan üre nitrojen/kreatinin oranı gözlendi. Ölen hastalarda lenfosit sayısı, hayatta kalanlardan daha düşüktü. Sonuç: Eş zamanlı gelişen akut miyokart enfarktüsü ve COVID-19’da mortalite böbrek işlevlerinin kötüleşmesi ve bağışıklık sistemi bozukluğuyla ilişkili görünmektedir. COVID-19’u komplike hale getiren akut koroner sendromun yönetiminin optimize edilmesi için mortalite oranına etkisi olan bu tür olası faktörleri göz önünde tutmak gerekmektedir. |
| 8. | Anne sütü alımı, doğum şekli ve süt çocukluğu döneminde antibiyotik kullanımının prematür ateroskleroz ile ilişkisinin değerlendirilmesi Assessment of the relationship among breast milk intake, birth pattern, antibiotic use in infancy, and premature atherosclerosis Özge Özcan Abacıoğlu, Mehmet Kaplan, Arafat Yıldırım, Mehmet Küçükosmanoğlu, Salih Kılıçdoi: 10.5543/tkda.2021.70659 Sayfalar 303 - 311 Amaç: Önceki çalışmalarda sezaryen ve infantil dönemde antibiyotik kullanımının daha sonra kronik hastalıklara yol açabileceği gösterilmiştir. Ayrıca, bağışıklığın bazal sistemini oluşturan anne sütünün de yenidoğanlarda bir koruyucu olduğu bilinmektedir. Çalışmamızın amacı, anne sütü alımı ve süresi, doğum şekli, infantil dönemde antibiyotik kullanımı ile prematür ateroskleroz arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Yöntemler: Koroner anjiyografi yapılan ve en az bir epikardiyal damarda darlığı olan 100 hasta ve normal koroner saptanan 100 kontrol hastası çalışmaya dahil edildi. Geleneksel risk faktörlerine ek olarak her katılımcı için doğum şekli, anne sütü alımı ve süresi, antibiyotik kullanımı ve sıklığı değerlendirildi. 12 saat açlık sonrası alınan venöz kan örnekleri incelenerek hastaların kolesterol değerleri kaydedildi. Gensini skorunu hesaplamak için çalışma grubunun anjiyografik görüntüleri incelendi. Bulgular: Sigara kullanımı, yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol, düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol ve aile öyküsü açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulundu. Kontrol grubundakilerden üçü, ateroskleroz grubundakilerden 26’sı sezaryen ile doğmuştu (p<0.001). Anne sütü alımı ve süresi de kontrol grubunda anlamlı olarak yüksekti (p=0.018). Kontrol grubunda antibiyotik kullanımı daha azdı, ancak iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p=0.099). Çok değişkenli lojistik regresyon analizinde; diabetes mellitus, sigara ve sezaryen aterosklerozun belirleyicileri olarak bulundu (p=0.036, p=0.001 ve p=0.003, sırasıyla). ROC analizinde sezaryen prematür aterosklerozu öngörücü rolü diyabetten fazla sigara kullanımından azdı (eğri altındaki alan: 0.607, p=0.023). Sonuç: Doğum şekli ve anne sütü alımı erken ateroskleroz risk faktörleri arasında değerlendirilmeli ve dikkate alınmalıdır. |
| 9. | Erken erişkinlik dönemi obezitesi, 2B benek takibi ve 3B ekokardiyografi ile değerlendirilen bozulmuş sol ve sağ ventrikül fonksiyonları ile ilişkilidir Early adulthood obesity is associated with impaired left ventricular and right ventricular functions evaluated by speckle tracking and 3D echocardiography Serkan Ünlü, Gülten Taçoydoi: 10.5543/tkda.2021.57336 Sayfalar 312 - 320 Amaç: Obezite prevalansı tüm dünyada artmaktadır. Obezitenin olumsuz kardiyak sonuçlarla ilişkili olduğu gösterilmiştir. Genç yetişkin popülasyon için obezitenin neden olduğu kardiyak fonksiyon bozukluğuna ilişkin mevcut bilgiler sınırlıdır. Bu nedenle sağlıklı obez bireylerde erken erişkinlik döneminde obezitenin kardiyak deformasyon parametreleri üzerine etkisini 2B deformasyon görüntüleme ve 3B ekokardiyografi ile değerlendirmeyi amaçladık. Yöntemler: Vücut kitle indeksi (VKİ) 25 kg/m2’nin üzerinde ve 18 ile 30 yaşları arasında olan 77 gönüllü çalışmaya alındı. Kontrol grubu olarak 40 kişi dahil edildi. Organik kalp hastalığı öyküsü, kötü görüntü kalitesi veya mevcut hamileliği olan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Katılımcılar hafif kilolu (VKİ 25-29.9 kg/m2) veya obez (VKİ >30 kg/m2) olarak sınıflandırıldı. 2B ve 3B uygun transtorasik ekokardiyografik görüntüler kaydedildi ve sol (SoV) ve sağ ventrikülün (SaV) global uzunlamasına straini (GUS) elde etmek için uygun yazılımla analiz edildi. Bulgular: Toplamda metabolik sendromu olmayan 117 gönüllü alındı. Geleneksel boyutsal ve fonksiyonel parametreler ve 3B hacimsel ölçümler gruplar arasında önemli bir farklılık göstermedi. Epikardiyal yağ dokusu varlığı obez grupta daha fazlaydı (p<0.05). Hem 2B benek takibi ile elde edilen, hem de 3B SoV GUS, SaV GUS, RV serbest duvar US (ANOVA, p<0.05) yönünden, obez grup için daha düşük deformasyon bulunarak anlamlı farklılık saptandı. SoV torsiyonu obezite grubunda anlamlı olarak yüksek bulundu (ANOVA, p<0.05). Sonuç: Obezite,sağlıklı deneklerde erken yetişkinlikte SoV ve SaV’ın subklinik disfonksiyonu ile ilişkilidir. Obezitenin miyokardiyal fonksiyonlar üzerindeki olası söz konusu etkisi dikkate alınarak risk sınıflandırması yapılmalıdır. |
| OLGU BILDIRISI | |
| 10. | Kompleks infrapopliteal hastalık için perkütan anjiyoplasti uygulanan hastalarda ağrı kontrolü için periferik nöral blokaj Peripheral neural blockade for pain control in patients undergoing percutaneous angioplasty for complex infrapopliteal disease Abdulrahman Naser, Khagani Isgandarov, İlker İtal, Tolga Sinan Güvenç, Müslüm Şahindoi: 10.5543/tkda.2021.92422 Sayfalar 321 - 327 Son yıllarda, perkütan translüminal anjiyoplasti, ekstremiteleri tehdit eden kronik iskemi (CLTI) ve infra-popliteal (İP) arter hastalığı için tercih edilen revaskülarizasyon seçeneği haline gelmiştir. CLTİ ve İP arter hastalığı; mükerrer balon dilatasyonu ve sık kontrast enjeksiyonunu gerektiren karmaşık ve uzun prosedürler gerektirir. Periprosedürel ağrı kontrolünün yetersiz kalması ciddi rahatsızlıklara yol açacaktır. Lokal anestezi ve sistemik opioidler gibi geleneksel yöntemler, kompleks İP girişimler sırasında ağrı kontrolünü sağlamak için genellikle yetersizdir. Ultrason rehberliğinde periferik sinir blokajı (PNB), son zamanlarda periferik prosedürlerde kullanılmıştır ve birkaç küçük çalışma, kompleks olmayan girişim yapılan hastalarda olumlu sonuçlar bildirmiştir. Bu seride, kompleks İP hastalığı olan dört hastada endovasküler tedavi sırasında ağrıyı azaltmak için PNB uygulanan, işlem sonrası tatmin edici sonuçlara yol açan ve mükemmel periprosedürel ağrı kontrolünü gözlemlediğimiz deneyimimizi bildirdik. |
| 11. | Kronik koroner sendromlu bir hastada akrep sokması sonucu gelişen akut koroner sendrom: Bir olgu sunumu ve literatür derlemesi Acute coronary syndrome because of a scorpion sting in a patient with chronic coronary syndrome: A case report and review of the literature Nuri Köse, Tarık Yıldırımdoi: 10.5543/tkda.2021.08834 Sayfalar 328 - 333 Akrep sokmasını takiben gelişen akut koroner sendrom (AKS) literatürde çok nadiren bildirilmiş olup, olguların çoğunda anjiyografide koroner arterler normal olarak saptanmıştır. Altta yatan muhtemel patojenik mekanizmalar; akrep zehirinde bulunan vazoaktif, enflamatuar ve trombojenik maddelerin salınımını takiben gelişen, koroner damarda tromboz ile sempatik aktivitenin kombinasyonundan kaynaklanan kan basıncındaki değişkenliği ve vazospazmı içerir. Bu yazıda, akrep tarafından sokulduktan sonra AKS gelişen Kounis sendromu (KS) olgusu sunulmuştur. Bu hastada, koroner anjiyografi sol ön inen arterde ciddi darlık gösterdi ve olgu destekleyici tedavi, antivenom serumu, perkütan transluminal koroner anjiyoplasti ile başarılı bir şekilde tedavi edildi. |
| 12. | COVID-19 gelişen bir hastada spontane gelişen sağ koroner arter diseksiyonu: Olgu sunumu ve literatür derlemesi Spontaneous right coronary artery dissection in a patient with COVID-19 infection: A case report and review of the literature Zeynep Yapan Emren, Volkan Emren, Emre Özdemir, Uğur Karagöz, Cem Nazlıdoi: 10.5543/tkda.2021.34846 Sayfalar 334 - 338 Şiddetli akut solunum sendromu ile ilişkili koronavirüs (SARS-CoV-2) dünyada COVID-19 salgınından sorumludur. Her ne kadar SARS-CoV-2 öncelikle viral pnömoniden sorumlu olsa da miyokardit, akut miyokard infarktüsü ve tromboz gibi kardiyovasküler komplikasyonlarla da ilişkili olduğu gösterilmiştir. Spontan koroner arter diseksiyonu (SKAD) koroner arter hastalığının nadir bir formu olup son dönemde az sayıda olgu sunumuna göre COVID-19 ile ilişkilendirilmiştir. Bu yazımızda COVID-19 hastalığı geçirmiş kardiyovasküler öyküsü olmayan bir olguda spontane sağ koroner arter diseksiyonu sunulmuştur. SKAD stent implantasyonu ile tedavi edilmiştir. |
| OLGU GÖRÜNTÜSÜ | |
| 13. | Kontrast maddenin kuvvetli verilmesi nedeniyle oluşan nadir bir komplikasyon: Sol ventrikül boşluğuna tel girişi A rare complication due to forceful administration of contrast agent: Wire entry to the left ventricle cavity Ahmet Karaduman, İsmail Balaban, Berhan Keskin, Mehmet Çelik, Regayip Zehirdoi: 10.5543/tkda.2021.39030 Sayfa 339 |
| 14. | Takayusu arteriti olan bir hastada interatriyal septuma doğru uzanan bal beteği görünümlü mitral aortik intervalvular fibroza pseudoanevrizması Extension of a mitral-aorta intervalvular fibrosa pseudoaneurysm into the interatrial septum resulting in the honeycomb appearance in a patient with Takayasu’s arteritis Ali Hosseinsabet, Alimohammad Hajizeinalidoi: 10.5543/tkda.2021.93059 Sayfa 340 |
| DERLEME | |
| 15. | Heart Failure 2019 Insights from the National Society of Cardiology journals Plamen Gatzov, Jean- Jacques Monsuez, Gergely Agoston, Michael Aschermann, Hala Mahfouz Badran, Ariel Cohen, Kurt Huber, Evgeny Shlyakhto, Dilek Ural, Ignacio Ferreira- Gonzalez, Fernando Alfonsodoi: 10.5543/tkda.2021.10001 Sayfalar 341 - 343 Makale Özeti | |
| DIĞER YAZILAR | |
| 16. | Kardiyoloji yayınlarında gündem ve yorumlar Kardiyoloji yayınlarında gündem ve yorumlar Ertan UralSayfa 344 Makale Özeti | |
Copyright © 2026 Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi
