TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ ARŞİVİ - Turk Kardiyol Dern Ars: 37 (7)
Cilt: 37  Sayı: 7 - Ekim 2009
ARAŞTIRMA
1.
Romatoit artritli hastalarda atriyal elektromekanik gecikme ve sol atriyum mekanik fonksiyonlarının değerlendirilmesi
Evaluation of atrial electromechanical delay and left atrial mechanical functions in patients with rheumatoid arthritis
Gürkan Acar, Mehmet Sayarlıoğlu, Ahmet Akçay, Abdullah Sökmen, Gülizar Sökmen, Sıla Yalçıntaş, Alper Buğra Nacar, Mehmet Gündüz, Cemal Tuncer
PMID: 20098037  Sayfalar 447 - 453
Amaç: Bu çalışmada, romatoit artritli (RA) hastalarda doku Doppler görüntüleme (DDG) ile ölçülen atriyal elektromekanik gecikme süresi ve sol atriyum (SA) mekanik fonksiyonları değerlendirildi.
Ça­lış­ma pla­nı: Çalışmaya RA’lı 68 ardışık hasta (53 kadın, 15 erkek; ort. yaş 43.7) alındı. Atriyal elektromekanik süre (PA) DDG ile lateral mitral halka (PA lateral), septal mitral halka (PA septum) ve sağ ventrikül triküspit halkadan (PA triküspit) ölçüldü. Sol atriyum hacimleri (maksimum, minimum ve sistol öncesi) apikal dört boşluktan disk yöntemi ile ölçüldü ve vücut yüzey alanına oranlandı. Sol atriyum mekanik fonksiyonları hesaplandı. Sonuçlar, yaş ve cinsiyet uyumlu, sağlıklı 41 gönüllüden (32 kadın, 9 erkek; ort. yaş 41.9) oluşturulan kontrol grubuyla karşılaştırıldı.
Bul­gu­lar: Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, RA’lı hastalarda PA lateral, PA septum ve intra-atriyal (PA septum-PA triküspit) ve interatriyal (PA lateral-PA triküspit) elektromekanik gecikme süreleri anlamlı derecede uzamış idi (sırasıyla, p<0.0001, p=0.05, p<0.0001 ve p<0.0001). Sol atriyum hacimleri iki grupta benzer bulundu (p>0.05). Hasta grubunda SA pasif boşalma oranı azalmış, aktif boşalma hacmi ve aktif boşalma oranı artmış idi (sırasıyla, p=0.05, p=0.01 ve p<0.0001). İnteratriyal elektromekanik gecikme süresi, sistolik kan basıncı (r=0.20, p=0.04), sol ventrikül kütle indeksi (r=0.22, p=0.02), serum C-reaktif protein (CRP) düzeyi (r=0.27, p=0.005) ve SA aktif boşalma oranı (r=0.29, p=0.002) ile ilişkili bulundu. Çoklu lineer regresyon analizinde, SA aktif boşalma oranı ve CRP, interatriyal elektromekanik gecikme süresi ile bağımsız ilişki gösterdi (sırasıyla, β=0.28, p=0.002 and β=0.25, p=0.006).
So­nuç: Uzamış elektromekanik gecikme süreleri ve SA mekanik fonksiyonlarındaki bozukluklar RA’lı hastalarda subklinik kardiyak tutulumun erken bulguları olabilir.
Objectives: The aim of this study was to evaluate atrial electromechanical delay measured by tissue Doppler imaging (TDI) and left atrial (LA) mechanical functions in patients with rheumatoid arthritis (RA).
Study design: The study included 68 patients (53 females, 15 males; mean age 43.7 years) with RA. Using TDI, atrial electromechanical coupling (PA) was measured from the lateral mitral annulus (PA lateral), septal mitral annulus (PA septum), and right ventricular tricuspid annulus (PA tricuspid). Left atrial volumes (maximal, minimal, and pre-systolic) were measured by the method of discs in the apical four-chamber view and were indexed to body surface area. Mechanical function parameters of the LA were calculated. The results were compared with those of 41 age- and gender-matched healthy volunteers (32 females, 9 males; mean age 41.9 years).
Results: Patients with RA had significantly prolonged PA lateral, PA septum, and intra- (PA septum-PA tricuspid) and interatrial (PA lateral-PA tricuspid) electromechanical delays compared to controls (p<0.0001, p=0.05, p<0.0001, and p<0.0001, respectively). Left atrial volumes were similar in the two groups (p>0.05). Left atrial passive emptying fraction was significantly decreased, LA active emptying volume and active emptying fraction were increased in RA patients (p=0.05, p=0.01, and p<0.0001; respectively). Interatrial electromechanical delay was correlated with systolic blood pressure (r=0.20, p=0.04), left ventricular mass index (r=0.22, p=0.02), C-reactive protein (CRP) (r=0.27, p=0.005), and LA active emptying fraction (r=0.29, p=0.002). In linear regression analysis, LA active emptying fraction and CRP were independent variables of interatrial electromechanical delay (β=0.28, p=0.002 and β=0.25, p=0.006, respectively).
Conclusion: Prolonged electromechanical delays and impaired LA mechanical functions may be an early manifestation of subclinical cardiac involvement in RA patients.

2.
Metabolik sendromlu hastalarda nondipper kan basıncı seyrinin hedef organ hasarı üzerine etkisi
The effect of nondipper blood pressure pattern on target organ damage in patients with metabolic syndrome
Ahmet Soylu, Hakan Güleç, Yusuf İzzettin Alihanoğlu, Osman Sönmez, Selim Suzi Ayhan, Hasan Gök
PMID: 20098038  Sayfalar 454 - 460
Amaç: Hem metabolik sendromun (MetS) hem de nondipper durumun (gece kan basıncı düşüşündeki yetersizlik) hedef organ hasarı ile ilişkili olduğu gösterilmiştir.Bu çalışmada MetS’li kişilerde nondipper durumun hedef organ hasarına etkisi araştırıldı.
Çalışma planı: Metabolik sendrom tanısı konan 82 hasta, 24 saatlik ambulatuvar kan basıncı izleme sonuçlarına göre dipper (n=35, 19 kadın, 16 erkek; ort. yaş 48.4±6.4) ve nondipper (n=47, 35 kadın, 12 erkek; ort. yaş 50.4±4.7) olarak iki gruba ayrıldı. Tüm çalışma grubunda kardiyak hasar konvansiyonel ve doku Doppler ekokardiyografi ile, böbrek hasarı ise 24 saatlik idrarda albümin atılımı ile değerlendirildi.
Bulgular: İki grup, yaş, beden kütle indeksi, diyabet varlığı, klinik ve 24 saatlik kan basıncı, gece ve gündüz kan basıncı değerleri, plazma lipit düzeyleri, sigara kullanımı, MetS ölçütlerinin dağılımı ve toplam MetS ölçütü sayısı bakımından benzer özellikteydi. Sol ventrikül tepe diyastolik erken miyokardiyal hız (Em)/tepe diyastolik geç miyokardiyal hız (Am) oranı nondipper grupta anlamlı derecede daha düşük bulundu (p=0.016). Sol ventrikül kütle indeksi, miyokart performans indeksi ve 24 saatlik idrar albümin atılımı nondipper grupta daha yüksek olmakla birlikte, fark anlamlı değildi (sırasıyla p=0.110, p=0.099 ve p=0.093). Çokdeğişkenli regresyon analizi sonucunda yaş artışı ve nondipper durumun bağımsız olarak Em/Am oranında azalmaya neden olduğu görüldü (sırasıyla; β=-0.25, p=0.020 ve β=-0.22, p=0.042).
Sonuç: Metabolik sendromlu kişilerdeki nondipper durumu diğer MetS bileşenlerinden bağımsız olarak hem kardiyak hem de böbrek hasarı ile ilişkili olabilir. Nondipper gruptaki diyastolik disfonksiyonun albüminüri düzeyindeki artıştan daha belirgin olması, bu kişilerde kardiyak hasarın böbrek hasarından daha ön planda olabileceğini düşündürmektedir.
Objectives: Both metabolic syndrome (MetS) and nondipping status (insufficient reduction in nocturnal blood pressure) have been linked with target organ damage. We evaluated the effect of nondipping status on target organ damage in subjects with MetS.
Study design: Eighty-two patients diagnosed as having MetS were divided into two groups according to the findings of 24-hour ambulatory blood pressure monitoring as dipper (n=35, 19 women, 16 men; mean age 48.4±6.4 years) and nondipper (n=47, 35 women, 12 men; mean age 50.4±4.7 years). Cardiac damage was assessed by conventional and tissue Doppler echocardiography, and renal damage by 24-hour urinary albumin excretion.
Results: The two groups were similar with regard to age, body mass index, presence of diabetes, smoking, clinical and 24-hour, daytime and nighttime blood pressures, plasma lipid profile, distribution of and the mean total number of MetS criteria. The ratio of early (Em) to late (Am) left ventricular peak diastolic myocardial velocities (Em/Am) was significantly lower in nondippers (p=0.016). Nondippers also had higher values of left ventricular mass index, myocardial performance index, and 24-hour urinary albumin excretion, but these differences did not reach a significant level (p=0.110, p=0.099, p=0.093, respectively). Multivariate regression analysis showed increasing age and nondipping status as independent factors associated with decreased Em/Am ratio (β=-0.25, p=0.020 and β=-0.22, p=0.042, respectively).
Conclusion: In subjects with MetS, nondipping status may be associated with both cardiac and renal damage independent of other components of MetS. Since the degree of diastolic dysfunction is more marked than that of albuminuria in nondippers, it may be extrapolated that the extent of cardiac damage surpasses renal damage in these subjects.

3.
Metabolik sendromlu hastalarda aspirine direnç sıklığı
The prevalence of aspirin resistance in patients with metabolic syndrome
Göksel Çağırcı, Özcan Özdemir, Bilal Geyik, Serkan Çay, Sezgin Öztürk, Dursun Aras, Serkan Topaloğlu
PMID: 20098039  Sayfalar 461 - 466
Amaç: Günümüzde aspirin metabolik sendromlu (MetS) hastalarda birincil korumada önerilmektedir. Bu çalışmada MetS’li hastalarda aspirine direnç araştırıldı.
Çalışma planı: Çalışmaya, Uluslararası Diyabet Federasyonu ölçütlerine göre MetS tanısı konan 32 hasta (23 erkek, 9 kadın; ort. yaş 60.7±11.4) alındı. Tüm hastalarda aspirine direnç PFA-100 (Platelet Function Analyzer) yöntemiyle araştırıldı. Sonuçlar, MetS bulunmayan 30 hastadan (16 erkek, 14 kadın; ort. yaş 61.6±7.3) oluşan kontrol grubuyla karşılaştırıldı. PFA-100 analizi sırasında tüm hastalar aspirin kullanmaktaydı.
Bulgular: Aspirine direnç her iki gruptan toplam 21 hastada (%33.9) görüldü. Metabolik sendrom grubunda direnç oranı %46.9 iken, kontrol grubunda bu oran %20 idi ve fark anlamlı bulundu (p=0.033). Aspirine direnç görülmeyenlerle karşılaştırıldığında, dirençli hastalarda açlık kan şekeri düzeyi anlamlı derecede yüksek bulunurken (102.0±14.6 mgr/dl ve 95.3±9.9 mgr/dl; p=0.036), bel çevresi ölçümleri de daha yüksek idi (97.4±14.1 cm ve 89.7±15.0 cm; p=0.053). Çokdeğişkenli lojistik regresyon analizinde aspirine direnç gelişimini anlamlı derecede etkileyen faktörler şunlardı: MetS (OR 0.28, %95 GA 0.09-0.88; p=0.029), açlık kan şekeri (OR 0.95, %95 GA 0.91-0.99; p=0.045), ürik asit (OR 0.46, %95 GA 0.28- 0.76; p=0.002), gama-glutamil transferaz (OR 1.04, %95 GA 1.00-1.08; p=0.043), yüksek duyarlıklı C-reaktif protein (OR 1.07, %95 GA 1.01-1.12; p=0.015) ve trombosit sayısı (OR 0.99, %95 GA 0.98-0.99; p=0.034).
Sonuç: Bulgularımız, MetS’li hastaların önemli bir kısmının, aspirine direncin yüksek oranda olması nedeniyle aspirinden yarar görmeyeceklerini göstermektedir.
Objectives: Aspirin is recommended for primary prevention in patients with metabolic syndrome (MetS). In this study, we evaluated aspirin resistance in MetS patients.
Study design: The study included 32 patients (23 males, 9 females; mean age 60.7±11.4 years) with the diagnosis of MetS, according to the criteria of the International Diabetes Federation. Aspirin resistance was determined by the PFA-100 analysis (Platelet Function Analyzer). The results were compared with a control group of 30 patients (16 males, 14 females; mean age 61.6±7.3 years) without MetS. All the patients were taking aspirin at the time of the PFA-100 analysis.
Results: Overall, 21 patients (33.9%) were aspirin nonresponders. The prevalence of aspirin resistance was 46.9% in the MetS group, and 20% in the control group. The difference between the two groups was statistically significant (p=0.033). Compared to aspirin responders, fasting blood glucose level was higher (102.0±14.6 mg/ dl vs. 95.3±9.9 mg/dl; p=0.036) and waist circumference tended to be greater in nonresponders (97.4±14.1 cm vs. 89.7±15.0 cm; p=0.053). Multivariate logistic regression analysis showed that MetS (OR 0.28, 95% CI 0.09- 0.88; p=0.029), fasting blood glucose (OR 0.95, 95% CI 0.91-0.99; p=0.045), uric acid (OR 0.46, 95% CI 0.28- 0.76; p=0.002), gamma-glutamyl transferase (OR 1.04, 95% CI 1.00-1.08; p=0.043), high-sensitivity C-reactive protein (OR 1.07, 95% CI 1.01-1.12; p=0.015) levels and platelet count (OR 0.99, 95% CI 0.98-0.99; p=0.034) significantly affected aspirin resistance. Conclusion: Our results show that a significant proportion of MetS patients will not benefit from aspirin use due to high aspirin resistance.

4.
İzole koroner arter ektazisi olan hastalarda artmış serum ürik asit düzeyi
Elevated serum uric acid levels in patients with isolated coronary artery ectasia
Nihat Şen, Fırat Özcan, Belma Uygur, Tolga Aksu, İbrahim Akpınar, Serkan Çay, Mustafa Çetin, Erdoğan Sökmen, Mustafa Akçakoyun, Orhan Maden, Yücel Balbay, Ali Rıza Erbay
PMID: 20098040  Sayfalar 467 - 472
Amaç: Serum ürik asit (SÜA) düzeyinin kardiyovasküler hastalıklarda bağımsız bir risk faktörü olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmada, koroner arter ektazisi (KAE) olan hastalarda SÜA düzeyi incelendi.
Çalışma planı: Serum ürik asit düzeyleri koroner anjiyografi yapılan üç grup hastada ölçüldü. Bir grupta izole KAE saptanan 97 hasta (69 erkek, 28 kadın; ort. yaş 58.1±9.5), diğer bir grupta izole koroner arter hastalığı (KAH) saptanan 104 hasta (79 erkek, 25 kadın; ort. yaş 58.4±8.8), son grupta koroner arterleri normal bulunan 90 hasta (66 erkek, 24 kadın; ort. yaş 57.6±10.1) vardı. Koroner arter ektazisi, darlık yapan lezyon olmaksızın, koroner arter segmentinin normal komşu segmente göre 1.5 kat veya daha fazla genişlemesi olarak tanımlandı. Ektazik tutulumun ciddiyet ve yaygınlığına göre KAE’li hastalar ayrıca SÜA düzeyi açısından dört altgrupta incelendi.
Bulgular: Çalışma grupları arasında yaş, cinsiyet, beden kütle indeksi, hipertansiyon, diabetes mellitus, sigara içiciliği açısından anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Serum ürik asit düzeyi KAE ve KAH grupları arasında anlamlı fark göstermezken (6.6±1.9 mgr/dl ve 6.3±1.9 mgr/dl; p=0.184), kontrol grubuna (5.4±1.8 mgr/dl) göre her iki grupta da anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0.001). Ayrıca, izole KAE varlığı ile SÜA düzeyi arasında anlamlı pozitif ilişki bulundu (r=0.625; p<0.001). Çokdeğişkenli lojistik regresyon analizinde, izole KAE ile SÜA düzeyi arasında bağımsız ilişki belirlendi (odds oranı 1.896; %95 güven aralığı 1.1048-1.5014; p<0.001). Koroner arter ektazisinin ciddiyetine göre altgruplar arasında SÜA düzeyleri açısından anlamlı fark bulunmadı.
Sonuç: Çalışmamız KAE’li hastalarda SÜA düzeyinin arttığını gösteren ilk çalışmadır. Bulgularımız, endotel fonksiyonu ile SÜA düzeyi arasında ilişkiyi ortaya koyan önceki çalışmaların bulgularını desteklemektedir.
Objectives: It has been shown that serum uric acid (SUA) constitutes an important independent risk factor for cardiovascular disease. We investigated SUA levels in patients with coronary artery ectasia (CAE).
Study design: Serum uric acid levels were measured in three groups of patients who underwent coronary angiography. One group consisted of 97 consecutive patients (69 males, 28 females; mean age 58.1±9.5 years) with isolated CAE, another group included 104 patients (79 males, 25 females; mean age 58.4±8.8 years) with coronary artery disease (CAD), and finally 90 subjects (66 males, 24 females; mean age 57.6±10.1 years) with normal coronary arteries comprised the control group. Coronary artery ectasia was defined as a luminal dilatation of at least 1.5 times of the adjacent normal coronary segments, without any stenotic lesions. In addition, patients with CAE were assessed in four groups of severity and extension.
Results: The three groups were similar with respect to age, sex, body mass index, and the frequencies of hypertension, diabetes mellitus, and smoking (p>0.05). The mean SUA level did not differ significantly between the CAE and CAD groups (6.6±1.9 mg/dl and 6.3±1.9 mg/dl, respectively; p=0.184); however, compared with the control group (5.4±1.8 mg/dl), SUA levels were significantly higher in both groups (p<0.001). A significant correlation was found between the SUA level and the presence of isolated CAE (r=0.625; p<0.001). Multivariate logistic regression analysis showed an independent relationship between isolated CAE and SUA (OR 1.896; 95% CI 1.1048-1.5014; p<0.001). Serum uric acid levels did not differ significantly among the four subgroups of CAE severity.
Conclusion: Our study is the first to demonstrate significantly increased SUA levels in patients with isolated CAE. Our results support relevant data suggesting an association between endothelial function and the SUA level.

5.
Paraoksonaz geninde Leu-Met (55) ve Gln-Arg (192) polimorfizmleri ile koroner arter hastalığı arasındaki ilişki
The relationship between paraoxanase gene Leu-Met (55) and Gln-Arg (192) polymorphisms and coronary artery disease
Pınar Taşkıran, Sırrı F Çam, Cevat Şekuri, Nurullah Tüzün, Emin Alioğlu, Nuray Altıntaş, Afig Berdeli
PMID: 20098041  Sayfalar 473 - 478
Amaç: Paraoksonaz (PON1), lipit peroksitleri hidroliz eden, yüksek yoğunluklu lipoproteine bağlı bir esterazdır. PON1, düşük yoğunluklu lipoproteinlerin (LDL) oksidatif modifikasyonuna karşı ve aterosklerotik süreçleri önlemede önemli bir rol oynamaktadır. PON1 geninde iki polimorfizm yaygın şekilde çalışılmıştır. Bunlar, 55. kodonda lösinin (L aleli) yerine metiyoninin (M aleli) geçmesi ve 192. kodonda glutaminin (Q aleli) yerine arjininin (R aleli) geçmesidir.
Çalışma planı: Çalışmada, erken koroner arter hastalığı (KAH) tanısı konan 120 hastada (92 erkek, 28 kadın; ort. yaş 48.2±4.3) ve KAH öyküsü olmayan ve elektrokardiyografileri normal bulunan 102 sağlıklı bireyde (80 erkek, 22 kadın; ort. yaş 46.8±5.2) PON1 geninde 55 ve 192. kodonlardaki aminoasit değişiklikleri polimeraz zincir reaksiyonu ve kısıtlayıcı enzimler kullanılarak incelendi.
Bulgular: Hasta ve kontrol gruplarında PON 55 bölgesinde genotip dağılımı MM için sırasıyla %6.7 ve %4.9, LM için %46.7 ve %29.4, LL için ise %46.7 ve %65.7 bulundu. PON 192 bölgesinde ise genotip dağılımı şöyleydi: RR %4.2 ve %2, QR %40 ve %35.3, QQ %55.8 ve %62.8. PON 55 M alel frekansı hasta grubunda kontrollere göre daha fazla bulunurken (0.3 ve 0.2), 192 R alel frekansı kontrollerle farklılık göstermedi (0.2). PON1 M/L55 polimorfizmi ile KAH arasında anlamlı ilişki görüldü (p=0.017); R/Q192 polimorfizmi ile KAH arasında ise anlamlı ilişki bulunmadı (p=0.445).
Sonuç: Bulgularımız, PON 55 M/L polimorfizmi ile KAH arasında ilişki olduğunu, 192 R/Q polimorfizminin toplumumuzda KAH’ye yatkınlık sağlamada risk faktörü olmadığını göstermektedir.
Objectives: Paraoxonase (PON1) is a high-density lipoprotein (HDL)-associated esterase that hydrolyses lipoperoxides. PON1 serves as a protective factor against oxidative modification of LDL, suggesting that it may play an important role in the prevention of atherosclerotic process. Research has focused on two polymorphisms: leucine (L allele) to methionine (M allele) substitution at codon 55, and glutamine (A allele) to arginine (B allele) substitution at codon 192.
Study design: We examined amino acid changes at codon 55 and 192 in the PON1 gene by polymerase chain reaction and using restriction enzymes in 120 patients (92 men, 28 women; mean age 48.2±4.3 years) with premature coronary artery disease (CAD) and in 102 healthy subjects (80 men, 22 women; mean age 46.8±5.2 years) with no history of CAD and a normal electrocardiogram.
Results: Distribution of genotypes in the patient and control groups at codon 55 were 6.7% and 4.9% for MM, 46.7% and 29.4% for LM, 46.7% and 65.7% for LL, respectively. The frequency of genotypes at codon 192 were as follows: 4.2% and 2% for RR, 40% and 35.3% for QR, and 55.8% and 62.8% for QQ, respectively. While the frequency of PON1 55M allele was higher in the CAD group (0.3 vs. 0.2), PON1 192R allele frequency did not differ (0.2). There was a significant relationship between the PON1 M/L55 polymorphism and CAD (p=0.017), whereas the R/Q192 polymorphism was not associated with CAD (p=0.445).
Conclusion: These data suggest that the PON1 M/L55 polymorphism shows a significant relationship with CAD and the Q/R192 polymorphism is not a major risk factor causing susceptibility to CAD in our population.

OLGU BILDIRISI
6.
Duktal adenokarsinomlu asemptomatik bir olguda, inferiyor vena kava ve sağ atriyum bileşkesinden köken alan sağ atriyal miksoma
Asymptomatic right atrial myxoma originating from the inferior vena cava and right atrium junction in a patient with breast ductal adenocarcinoma
Necla Ozer, Onur Sinan Deveci, Sercan Okutucu, Metin Demircin
PMID: 20098042  Sayfalar 479 - 482
Bu yazıda, meme duktal adenokarsinomu nedeniyle 10 ay önce modifiye radikal mastektomi ameliyatı ve arkasından adjuvan kemoterapi uygulanan 58 yaşında bir kadın hastada asemptomatik sağ atriyum miksoması sunuldu. Hasta kliniğimize antrasiklin temelli kemoterapinin olası kardiyak yan etkilerini değerlendirmek üzere sevk edilmişti. Transtorasik ekokardiyografide, sağ atriyum içinde, hareketli, kistik ve heterojen yapıda,20x25 mm boyutlarında bir kitle saptandı. Daha ayrıntılı değerlendirme için yapılan transözofageal ekokardiyografide, oldukça hareketli kitlenin inferiyor vena kavadan köken alıp sağ atriyuma uzandığı görüldü.Hastaya cerrahi tedavi planlandı. Ameliyat sırasında kitlenin geniş bir tabanı olduğu, alt dorsal serbest duvara, sağ atriyum kavitesinde interatriyal septuma ve inferiyor vena kavanın üst sınırına tutunduğu izlendi. Tümörün başarılı şekilde eksizyonundan sonra histopatolojik inceleme sonucu miksoma olarak bildirildi. Sağ atriyum miksomasının inferiyor vena kava ve sağ atriyum bileşkesinde yerleşimi oldukça nadir bir durumdur ve meme kanseriyle birlikteliği ise bugüne kadar sadece bir olguda bildirilmiştir. Anahtar sözcükler: Karsinom, duktal, meme; atriyum; kalp neoplazileri/ tanı; miksoma/tanı/cerrahi; bilgisayarlı tomografi; vena kava, inferiyor.
We present asymptomatic right atrial myxoma in a patient with breast ductal adenocarcinoma. A 58-year-old female was referred to our clinic for the evaluation of the potential cardiotoxic side effects of anthracycline-based chemotherapy. She had a 10-month history of modified radical mastectomy for ductal adenocarcinoma of the breast, followed by adjuvant chemotherapy. To evaluate potential side effects of anthracycline-based regimen, transthoracic echocardiography was performed, which showed a highly mobile, cystic, and heterogenous mass, 20x25 mm in size, located in the right atrium. Transesophageal echocardiography confirmed the highly mobile mass originating from the inferior vena cava and extending to the right atrium. Surgery was planned. Upon exposure, the tumor had a broad base, with attachment to the lower dorsal free wall, interatrial septum of the right atrial cavity, and upper border of the inferior vena cava. The tumor was completely excised and histopathologic diagnosis was myxoma. Localization of right atrial myxoma at the junction of the inferior vena cava and right atrium is a rare condition, and its coexistence with breast carcinoma has only been reported once.

7.
Mekanik mitral kapak trombozu ve dev sol atriyum trombüsü: Transözofageal ekokardiyografi ve 64 kesitli bilgisayarlı tomografi bulgularının karşılaştırılması
Mechanical mitral valve thrombosis and giant left atrial thrombus: Comparison of transesophageal echocardiography and 64-slice multidetector computed tomography
Sabahattin Gündüz, Mehmet Özkan, Murat Biteker, Tahsin Güneysu
PMID: 20098043  Sayfalar 483 - 487
Bu yazıda, prostetik kapak trombozu ve sol atriyum apandisine uzanım gösteren dev sol atriyum trombüsünün tanısında çokkesitli bilgisayarlı tomografinin (ÇKBT) kullanımı, transözofageal ekokardiyografi (TÖE) ile karşılaştırmalı olarak sunuldu. Sekiz yıl önce mekanik mitral kapak replasmanı yapılan 52 yaşındaki kadın hasta ilerleyici nefes darlığı ile başvurdu. Elektrokardiyografide atriyum fibrilasyonu görüldü. Transözofageal ekokardiyografide mekanik mitral kapakta (MMK) artmış gradiyent ve kapak alanında azalma ile birlikte, MMK’nin artiyum tarafında, biri lateral yaprakçığın hareketini kısıtlayan, diğeri ise kapak halkasının septal tarafında iki trombüs izlendi. Ayrıca, sol atriyumda ve sol atriyum apandisinde boyutları sırasıyla 4.3x1.3 cm ve 2.1x1 cm olan iki trombüs vardı. Elektrokardiyografi tetiklemeli, 64 kesitli kontrastlı ÇKBT ise, MMK’nin hem atriyum hem de ventrikül taraflarını tutan bir trombüs ve sol atriyum apandisine uzanım gösteren dev sol atriyum trombüsü (8.3x2.4 cm) gösterdi. Mekanik mitral kapak replasmanı, sol atriyum trombektomi ve sol atriyum apandisine ligasyon uygulanan hasta sorunsuz bir şekilde taburcu edildi. Sol atriyumdaki ve çıkarılan MMK’deki trombüslerin boyutları ve yerleşimi ÇKBT ile yapılan değerlendirmelere uygundu. Sunulan olguda, hem MMK’deki hem de sol atriyum ve apandisindeki bütünleşik trombozların gerçek özelliklerinin ortaya konmasında ÇKBT, TÖE’den daha üstündü.
We report on the use of multidetector computed tomography (MDCT) in the diagnosis of prosthetic heart valve thrombosis and a giant left atrial (LA) thrombus extending into the LA appendage (LAA), in comparison with findings of transesophageal echocardiography (TEE). A 52-year-old woman with an eight-year history of mechanical mitral valve (MMV) replacement presented with progressive dyspnea. The electrocardiogram (ECG) showed atrial fibrillation. Transesophageal echocardiography showed severely increased MMV gradients and decreased MMV area. Two thrombi were identified on the atrial aspect of the MMV, one restricting the motion of the lateral leaflet, and the other localized on the septal side of the valve ring. Two other thrombi were also visualized, one in the LA and the other in the LAA, measuring 4.3x1.3 cm and 2.1x1 cm, respectively. ECG-gated 64-slice contrast-enhanced MDCT depicted a thrombus, involving both atrial and ventricular aspects of the MMV, and also a giant thrombus, 8.3x2.4 cm in size, in the LA extending into the LAA. The patient underwent redo-mitral valve replacement, LA thrombectomy, and LAA ligation, and was discharged uneventfully. The size and localization of thrombi in the LA and on the explant MMV matched to the findings of MDCT. In this case, MDCT was superior to TEE in showing the precise nature of both MMV thrombosis and the integrated thrombus involving the LA and LAA.

8.
Bilinci bozuk, yaşlı bir hastada erken dönemde kalp pilinde gelişen Reel sendromu
Early development of pacemaker Reel syndrome in an elderly patient with cognitive impairment
Farid Aliyev, Cengiz Çeliker, Cengizhan Türkoğlu, Fatma Nihan Turhan
PMID: 20098044  Sayfalar 488 - 489
Reel sendromu Twiddler sendorumun nadir bir türüdür. Kalıcı kalp pilinin transvers eksen etrafında dönmesi ve elektrodun jeneratör çevresinde dolanması ile oluşur. Bilinci kapalı, ajitasyon halinde ve ekstremitelerinde kontrolsüz hareketler olan 83 yaşındaki bir erkek hastaya, semptomatik atriyum fibrilasyonu nedeniyle kalp pili takıldı. Kalp pilinin jeneratörü emilmeyen iplikle pektoral fasyaya sabitlendi. İşlemin ertesi gününde, pilin ventrikül fonksiyonunun çalışmadığı gözlendi. Floroskopik incelemede elektrodun jeneratör çevresine dolandığı görüldü. Onarım için yapılan acil girişimde, jeneratörü pektoral fasyada tutan ipliğin çözüldüğü izlendi. Hasar görmemiş olan aynı elektrot teli yeniden yerleştirilip jeneratöre bağlandı ve dikkatli bir şekilde pektoral fasyaya yeniden sabitlendi. İşlem sonrasında hastanın klinik durumu bilinç durumuyla birlikte hızlı bir düzelme gösterdi. Hastanın üç aylık takibi sırasında başka bir sorun görülmedi. Bilinç bozukluğu olan hastalar, çocuk ve yaşlılar bu ciddi ve yaşamı tehdit eden komplikasyona açık olduklarından, bu tür hastaların yakından takip edilmesi gerekir.
Reel syndrome is a rare form of Twiddler’s syndrome and is characterized by rotation of permanent pacemaker on its transverse axis and rolling of the electrode around the generator. An 83-year-old man with severely impaired mental status, agitation, and uncontrolled movement of extremities underwent pacemaker implantation for symptomatic atrial fibrillation. The pacemaker generator was fixed to the pectoral fascia with nonabsorbable ligatures. On the next day, failure to capture the ventricle was noted. Fluoroscopic examination showed coiling of the electrode around the generator. During urgent intervention, the ligature of the generator was observed to be released from the pectoral fascia. The pacemaker lead was not damaged; therefore, the same lead was re-implanted, connected to the generator, and carefully fixed to the pectoral fascia. The patient showed rapid clinical improvement together with his mental status. No abnormality was detected during three months of follow-up. Patients with impaired consciousness, children, and older persons require a close follow-up because of their propensity to this serious and life-threatening complication.

9.
İki yapraklı aort kapağı olan genç bir hastada akut miyokart enfarktüsü
Acute myocardial infarction in a young patient with bicuspid aortic valve
Mehmet Demir
PMID: 20098045  Sayfalar 490 - 492
İki yapraklı aort kapağı, en sık karşılaşılan doğuştan kalp kapağı hastalıklarındandır. Bu yazıda, iki yapraklı aort kapak varlığı yeni ortaya çıkan ve orta derecede aort yetersizliği olan 18 yaşında bir erkek hastada gelişen akut miyokart enfarktüsü (AME) sunuldu. Göğüs ağrısıyla başvuran hastanın elektrokardiyografisinde, V2-V6 derivasyonlarında ST-segment yükselmesi görüldü. Kreatin kinaz-MB (97 U/l) ve troponin I (45000 ng/ml) düzeyleri yüksek bulunan hastaya anterior duvar enfarktüsü tanısı kondu. İntravenöz rt-PA tedavisi sonrasında ST yükselmesi tamamen normale döndü. Transtorasik ekokardiyografide iki yapraklı aort kapağı, orta derecede aort yetersizliği ve apikal duvarda hipokinezi saptandı; sol ventrikül genel sistolik fonksiyonu normaldi. Hastada koroner ateroskleroz için herhangi bir risk faktörü, madde bağımlılığı öyküsü veya ailesel koroner arter hastalığı öyküsü yoktu. Protein C, protein S ve homosistein düzeyleri normaldi. Daha ileri girişimi kabul etmeyen hasta, taburcu edildikten iki hafta sonra, göğüs ağrısıyla tekrar başvurdu. Elektrokardiyografi, kardiyak belirteçler ve koroner arteriyografi bulguları bu kez de normaldi. Hasta uygun ilaç tedavisi ile taburcu edildi. Sunulan olgu, iki yapraklı aort kapağı varlığında AME geliştiği bildirilen ilk olgudur.
Bicuspid aortic valve is one of the most common congenital heart valve disorders. We present the development of acute myocardial infarction (AMI) in an 18-year-old male patient with unrecognized bicuspid aortic valve and moderate aortic regurgitation. He presented with chest pain. The electrocardiogram showed ST-segment elevation in leads V2 to V6. Creatine kinase-MB level was elevated to 97 U/l and troponin I was very high (45,000 ng/ml). The diagnosis was made as anterior wall AMI. Following treatment with intravenous rt-PA, ST-segment elevation completely returned to normal. Transthoracic echocardiography showed a bicuspid aortic valve, moderate aortic regurgitation, and apical wall hypokinesia; left ventricular global systolic function was normal. The patient had no risk factors for coronary atherosclerosis, nor a history of substance addiction or a family history of coronary artery disease. Protein C, protein S and homocysteine levels were normal. He refused any further intervention. Two weeks after discharge, he presented again with chest pain. Electrocardiography, cardiac markers, and coronary arteriography were normal. He was discharged on appropriate medical treatment. The presented case is the first report of AMI in a patient with bicuspid aortic valve

10.
Trombozlu dev proksimal pulmoner arter anevrizması
Thrombosed giant proximal pulmonary artery aneurysm
Özgül Uçar, Deniz Şahin, Murat Vural, Sinan Aydoğdu
PMID: 20098046  Sayfalar 493 - 496
Bu yazıda, 22 yıl önce tanı konan Eisenmenger sendromu zemininde dev proksimal pulmoner arter anevrizması gelişen ve durumun trombüs oluşumu ile daha ciddileştiği 36 yaşında bir erkek hasta sunuldu. Hastada son bir aydır paroksismal atriyal fibrilasyon atakları gelişmişti. Hastanın fonksiyonel kapasitesi New York Kalp Birliği sınıf III idi. Akciğer grafisinde sol pulmoner arterde anevrizmatik genişleme görüldü. Transtorasik ekokardiyografi ve çokkesitli bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilen hastada kalın, kalsifik yapıdaki pulmoner kapakta hafif darlık (tepe sistolik gradiyent 35 mmHg) ve orta derecede yetersizlik saptandı. Ortalama pulmoner arter basıncı 50 mmHg olarak hesaplandı. Ana pulmoner arter, sol pulmoner arter ve sağ pulmoner arter çapları sırasıyla 6.5 cm, 10 cm ve 3.7 cm ölçüldü. Anevrizmatik olan sol pulmoner arterin lümeni yoğun trombüs ile doluydu. Hasta, pulmoner arter rekonstrüksiyonu ve kalp-akciğer nakli için kardiyovasküler cerrahi kliniğine yönlendirildi. Ayrıca, trombüs ve paroksismal atriyal fibrilasyona yönelik warfarin, atriyal fibrilasyona yönelik metoprolol ve pulmoner hipertansiyona yönelik bosentan tedavisine başlandı. Tedavinin ilk ayından sonra hastanın fonksiyonel kapasitesinde düzelme başladı. Bu tedavinin sürdürüldüğü bir yıl içinde komplikasyon görülmedi.
We present a 36-year-old male patient with a previous diagnosis (22 years) of Eisenmenger’s syndrome, who had a giant proximal pulmonary artery aneurysm complicated by massive thrombus formation. The patient had been experiencing paroxysmal atrial fibrillation attacks for the past month. His functional capacity was of New York Heart Association class III. Chest radiography showed aneurysmal dilatation in the left pulmonary artery. The patient was assessed by transthoracic echocardiography and multislice computed tomography. There was mild narrowing in the thick and calcified pulmonary valve (peak systolic gradient 35 mmHg) and moderate regurgitation. The mean pulmonary artery pressure was estimated at 50 mmHg. The diameters of the main, left, and right pulmonary arteries were 6.5 cm, 10 cm, and 3.7 cm, respectively. There was a massive thrombus in the aneurysmal left pulmonary artery. The patient was referred to the cardiovascular surgery department for pulmonary artery reconstruction and cardiopulmonary transplantation. In addition, medical treatment was instituted with warfarin for thrombus and paroxysmal atrial fibrillation, metoprolol for atrial fibrillation, and bosentan for pulmonary hypertension. The patient’s functional capacity showed improvement after the first month of medical treatment and no complications were seen within a year follow-up.

11.
Topikal kapsaisin yamasına bağlı gelişen koroner vazospazm ve akut miyokart enfarktüsü
Coronary vasospasm and acute myocardial infarction induced by a topical capsaicin patch
Adnan Burak Akçay, Türkay Özcan, Sabri Seyis, Armağan Acele
PMID: 20098047  Sayfalar 497 - 500
Kapsaisin, yararlı birçok etkisi olduğu gösterilen acı kırmızıbiberin aktif bileşenidir. Günümüzde topikal ağrıkesici olarak kullanılmaktadır. İlaç kullanımı ile ilişkili miyokart enfarktüsü sık görülen bir durum değildir ve olguların çoğunda altta yatan mekanizma koroner vazospazm ileilişkilidir. Bu yazıda, bel ağrısını dindirmek için topikal kapsaisin yaması kullandığı sırada koroner vazospazm ve sonrasında akut miyokart enfarktüsü (AME) geçiren 29 yaşında bir erkek hasta sunuldu. Göğüs ağrısı başladıktan bir saat sonra başvuran hastanın elektrokardiyogramında, II, III, ve aVF derivasyonlarında inferiyor duvar enfarktüsü ile uyumlu ST-segment yükselmesi izlendi. Ekokardiyografik incelemede inferiyor hipokinezi görüldü. Acil koroner anjiyografide hastanın sağ ve sol koroner arterleri normal bulundu. Hastada koroner arter hastalığı için hiçbir risk faktörü, yakın zamanda yaşanmış duygusal veya fiziksel sıkıntı veya herhangi bir yasak madde alımı gibi bir durum olmadığından, vazospazm ve sonrasındaki AME, altı gündür kullanmakta olduğu kapsaisin yamasına bağlandı. Uygun tedaviye başlanması ve yamanın çıkarılması sonrasında, hastada bir aylık takip süresi içinde herhangi bir anjina atağı veya iskemik epizot görülmedi. Sunulan olgu, topikal kapsaisin yamasına bağlı olarak AME geliştiği bildirilen ilk olgudur.
Capsaicin is the active component of chili peppers, which has been shown to possess several beneficial effects. Currently, the best-known medical use of capsaicin is as a topical painkiller. Drug-induced myocardial infarction is not a common phenomenon and the underlying mechanism has been related with coronary spasm in the majority of cases. We present a 29-year-old man who experienced coronary vasospasm and acute myocardial infarction (AMI) which were possibly induced by the use of a topical capsaicin patch to relieve lumbago. He presented with chest pain of one hour onset. The electrocardiogram showed ST-segment elevation in the leads II, III, and aVF, consistent with inferior wall AMI. Echocardiography confirmed inferior hypokinesia. Urgent coronary angiography showed normal right and left coronary arteries. Since he had no cardiac risk factors for coronary artery disease, nor a history of recent emotional or physical stress, or ingestion of any illicit substance, the vasospasm and subsequent AMI was attributed to the use of the capsaicin patch for six days. Upon institution of appropriate treatment and removal of the patch, no new anginal attacks or ischemic episodes were seen within a follow-up of one month. This is the first case report of AMI induced by the use of a topical capsaicin patch.

DERLEME
12.
Kalp yetersizliği tedavisinde statinlerin yeri
The role of statins in the treatment of heart failure
Mehmet Eren
PMID: 20098048  Sayfalar 501 - 511
Statin tedavisinin hiperlipidemi ve koroner kalp hastalığı olan bireylerde kardiyovasküler mortalite ve morbiditede önemli düşüşler sağladığı bilinmektedir. Gerek lipit, gerekse kalp yetersizliği çalışmalarından elde edilen gözlemsel sonuçlar, statin tedavisinin kalp yetersizliği gelişimini önlediği, kalp yetersizliğinden dolayı ölümleri ve hastaneye yatışları azalttığı yönündedir. Statinlerin bu yararlı etkisinin, lipit düşürücü etkilerinden mi veya pleiotropik etkilerinden mi kaynaklandığı tam anlaşılamamıştır. Bununla birlikte, statinlerin bazı etkileri (koenzim Q ve selenoprotein azalması gibi) kalp yetersizliği hastalarında kötü sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle, kalp yetersizliği hastalarında statinlerin etkinliği ve güvenliğini test etmek için, iskemik hastalarda CORONA ve herhangi bir nedene bağlı kalp yetersizliği hastalarında GISSI-HF çalışmaları yapılmıştır. Her iki çalışmada, 10 mgr rosuvastatin ile kan kolesterol ve enflamasyon göstergelerinde düşüş görülmesine rağmen, mortalite üzerine etkisi gözlenmemiştir. Ayrıca, CORONA çalışmasında rosuvastatinin hastane yatışlarını azalttığı görülmüştür. Her iki çalışma da, bir statin olan rosuvastatinin kalp yetersizlikli hastalarda güvenle kullanılabileceğini göstermesi açısından önemlidir.
It is well-known that statin therapy results in significant reductions in cardiovascular morbidity and mortality in patients with hyperlipidemia and coronary heart disease. Findings of observational studies on lipids and heart failure demonstrate that statins prevent the development of heart failure and decrease heart failure-related mortality and hospitalization. It is not clear, however, whether these beneficial effects result from their lipid-lowering actions or pleiotropic actions. Besides, some of the effects of statins (e.g. decreasing coenzyme Q and selenoprotein levels) may lead to adverse consequences. Two studies yielded significant information on the efficacy and safety of statins in patients with heart failure: the CORONA study included patients with ischemic heart failure and the GISSI-HF study included patients with heart failure of any cause. In both studies, 10 mg rosuvastatin reduced blood cholesterol and inflammatory parameters without any effect on mortality. In addition, rosuvastatin caused a decrease in the rate of hospitalization in the CORONA study. Both of these studies are important to demonstrate that rosuvastatin might be safe in patients with heart failure.

OLGU GÖRÜNTÜSÜ
13.
Sol ventrikül sistolik fonksiyonu korunmuş bir hastada akciğerin hayalet tümörü
Phantom tumor of the lung in a patient with preserved left ventricular systolic function
Cengiz Çeliker, Farid Aliyev, Cengizhan Türkoğlu, Işıl Uzunhasan
PMID: 20098049  Sayfa 512
Makale Özeti | Tam Metin PDF

14.
Sağ ventriküle açılan, yırtılmış sağ sinüs Valsalva anevrizması
Ruptured aneurysm of the right sinus of Valsalva protruding into the right ventricle
Anıl Avcı, Aytekin Aksakal, Mustafa Güler, Ali Metin Esen
PMID: 20098050  Sayfa 513
Makale Özeti | Tam Metin PDF

15.
Ostium primum defekt ile multiperfore atriyal septum
Ostium primum defect with multi-perforated atrial septum
Bekir Calapkorur, Fatih Koc, Mehmet Gungor Kaya
PMID: 20098052  Sayfa 514
Makale Özeti | Tam Metin PDF

16.
Sol atriumda top şeklinde saplı dev trombüs.
A huge ball shaped pedunculated thrombus in the left atrium.
Damirbek Osmonov, Gündüz Durmuş, Yiğit Çanga, Mehmet Baran Karataş
PMID: 20098051  Sayfa 514
Makale Özeti | Tam Metin PDF

DERLEME
17.
The role of European National Journals in education
Peter Mills, Addam Timmis, Kurt Huber, Hugo Ector, Izet Masic, Mario Ivanusa, Loizos Antoniades, Michael Aschermann, Christodoulos Stefanadis, Massimo Chiarello, Ernst E. Van Der Wall, Piotr Ku&322;akowski, Fausto J. Pinto, Eduard Apetrei, Chu-pak Lau
PMID: 20098053  Sayfalar 515 - 518
Makale Özeti | Tam Metin PDF

EDITÖRE MEKTUP
18.
Kardiyoloji yayınlarında gündem ve yorumlar
Comment on cardiology publications
Ertan Ural
Sayfa 519
Makale Özeti | Tam Metin PDF

© copyright 2020 TKD Arşivi
LookUs & Online Makale