Archives of the Turkish Society of Cardiology - Turk Kardiyol Dern Ars: 48 (8)
Volume: 48  Issue: 8 - December 2020
PERSPECTIVE
1.2020 ESC Core Curriculum for the Cardiologist: What has changed? Why? Should we also change our curriculum?
Aylin Yıldırır
PMID: 33257609  doi: 10.5543/tkda.2020.28866  Pages 717 - 720
Abstract | Full Text PDF

EDITORIAL COMMENT
2.Galectin-3 for risk stratification in acute coronary syndrome
Kaan Okyay
PMID: 33257618  doi: 10.5543/tkda.2020.78277  Pages 721 - 722
Abstract | English Full Text

ORIGINAL ARTICLE
3.The relationship between galectin-3 and SYNTAX Score I in patients with non-ST-segment elevation myocardial infarction
Alaa Quisi, Gökhan Alıcı, Ömer Genç, Hazar Harbalıoğlu, İbrahim Halil Kurt
PMID: 33257615  doi: 10.5543/tkda.2020.61987  Pages 723 - 730
Amaç: İnsanlarda yapılan çalışmalarda aterosklerotik lezyonlarda galektin-3 ekspresyonunun artmış olduğu bildirilmiştir. Bu bulgu galektin-3’ün aterojenezdeki rolünü düşündürmektedir. Bununla birlikte, galektin-3 ile koroner arter hastalığının şiddeti ve karmaşıklığı arasındaki ilişki hakkında veri eksikliği vardır. Bu çalışmada ST-segment yükselmesiz miyokart enfarktüslü (STYzME) hastalarda galektin-3 ile SYNTAX Skoru I arasındaki ilişki araştırıldı.

Yöntemler: Bu çalışmaya STYzME tanısı konan ve koroner anjiyografi uygulanan toplam 95 ardışık hasta alındı. Her hastanın başlangıç galektin-3 düzeyi ölçüldü. Her hastanın SYNTAX Skoru I çevrimiçi skor hesaplayıcısı (www.syntaxscore.com) kullanılarak hesaplandı. Çalışma popülasyonu iki gruba ayrıldı: SYNTAX Skoru I ≤22 olan grup (n=55) ve SYNTAX Skoru I >22 olan grup (n=40).

Bulgular: Galektin-3, SYNTAX Skoru I >22 olan grupta SYNTAX Skoru I ≤22 olan gruba göre anlamlı olarak daha yüksekti (22.1±8.3 ve 13.5±7.7, p<0.001). Lojistik regresyon analizinde, galektin-3’ün (odds oranı [OO]=1.195, %95 güven aralığı [GA]: 1.097–1.302, p<0.001), sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonunun (OO=0.941, %95 GA: 0.888–0.997, p=0.040) ve trombosit sayısının (OO=1.013, %95 GA: 1.003–1.024, p=0.014) orta ve yüksek SYNTAX Skoru I ile ilişkili olan bağımsız değişkenlerin olduğu gösterildi. ROC analizinde orta ve yüksek SYNTAX Skoru I’i tahmin etmede galektin-3 için 14.0 ng/mL kestirim değeri %75.0 hassasiyet ve %51.0 özgüllük ile anlamlı bulundu (p<0.001).

Sonuç: Galektin-3, NSTEMI hastalarında SYNTAX Skoru I ile değerlendirilen koroner arter hastalığının ciddiyeti ve karmaşıklığı ile ilişkilidir.
Objective: The expression of galectin-3 has been found to be increased in human atherosclerotic lesions, suggesting a role in atherogenesis. However, there is a lack of data regarding an association between galectin-3 and the extent, severity, and complexity of coronary artery disease (CAD). The aim of this study was to investigate the relationship between galectin-3 and SYNTAX Score I in patients with non-ST-segment elevation myocardial infarction (NSTEMI).

Methods: This study included a total of 95 consecutive patients who were diagnosed with NSTEMI and underwent coronary angiography. The baseline galectin-3 level of each patient was measured. The SYNTAX Score I of each patient was calculated using the online calculator (www.syntaxscore.com). The study population was divided into 2 groups: SYNTAX Score I ≤22 group (n=55) and SYNTAX Score I >22 group (n=40).

Results: The galectin-3 level was significantly higher in the SYNTAX Score I >22 group than in the SYNTAX Score I ≤22 group (22.1±8.3 ng/mL vs. 13.5±7.7 ng/mL; p<0.001). Forward stepwise logistic regression analysis demonstrated that galectin-3 (odds ratio [OR]: 1.195, 95% confidence interval [CI]: 1.097–1.302; p<0.001), left ventricular ejection fraction (OR: 0.941, 95% CI: 0.888–0.997; p=0.040), and platelet
count (OR: 1.013, 95% CI: 1.003–1.024; p=0.014) were independently associated with intermediate and high SYNTAX scores. ROC analysis provided a cut-off value of 14.0 ng/mL for galectin-3 to predict an intermediate or high SYNTAX Score I with 75.0% sensitivity and 51.0% specificity (p<0.001).

Conclusion: In patients with NSTEMI, galectin-3 was associated
with the extent, severity, and complexity of CAD as
assessed by the SYNTAX Score I.

4.The validity and reliability of the Turkish version of the Seattle Angina Questionnaire
Mehmet Tuncay Duruöz, Canan Şanal Toprak, Fırat Ulutatar, Anwar Suhaimi, Mehmet Agirbasli
PMID: 33257610  doi: 10.5543/tkda.2020.24583  Pages 731 - 738
Amaç: Seattle Anjina Anketi’nin (SAA) Türkçe versiyonunun koroner arter hastalığı (KAH) ve anjinası olan hastalarda geçerlilik ve güvenilirliğini değerlendirmektir.

Yöntemler: SAA çeviri-geri çeviri yöntemi ile İngilizce’den Türkçe’ye çevrildi. Anket 19 sorudan oluştu. Sorular 1 ile 5–6 arası puanlanmaktadır ve 5 alan değerlendirilmektedir (fiziksel limitasyon, anjinal stabilite, anjina sıklığı, hasta algısı ve hasta memnuniyeti). Güvenilirliğin değerlendirilmesi için iç tutarlılık (Cronbach alfa) değerlendirilmiştir. Yapı geçerliliğinin değerlendirilmesinde Spearman korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Benzer ölçek geçerliliği değerlendirilmesinde SAA ile Nottingham Sağlık Profili ve MacNew kalp hastalığı yaşam kalitesi (MacNew) anketleri arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Ayırt edici geçerlilik değerlendirilmesinde SAA ile hastaların yaş, vücut kitle indeksi (VKİ), cinsiyet ve medeni hali arasındaki ilişkiye bakılmıştır. P<0.05 anlamlı olarak kabul edildi.

Bulgular: Kardiyoloji kliniğinde anjiyografi uygulanan 67 hasta çalışmaya alındı. Hastaların ortalama yaşı 58.7 (SS: 10.2) idi. SAA’nın alt gruplarının Cronbach alfa değerleri 0.715 ile 0.910 arasında değişmekte olup iyi düzeyde güvenilirliği göstermektedir. SAA’nın tüm alt grupları MacNew anketinin tüm alt grupları ile anlamlı düzeyde korele saptanmış olup benzer ölçek geçerliliğini göstermektedir. Yaş, VKİ, cinsiyet ve medeni hali düzeyi ile korelasyon saptanmamış olup bu da ayırt edici geçerliliğin göstergesidir.

Sonuç: Seattle Anjina Anketi Türk popülasyonunda iyi geçerlilik ve güvenilirlik düzeyine sahiptir; anjina ve KAH tanılı hastalarda kullanışlı ve pratik bir ankettir.
Objective: The purpose of this study was to assess the validity and reliability of a Turkish version of the Seattle Angina Questionnaire (SAQ) in patients with coronary heart disease (CHD) and angina.

Methods: The SAQ was translated from English to Turkish using the back-translation method. It contains 19 questions scored from 1 to either 5 or 6 in 5 domains (physical limitation, angina stability, angina frequency, disease perception, and treatment satisfaction). Cronbach’s alpha coefficient was used to evaluate internal consistency. Spearman’s rank correlation coefficient was calculated to assess the construct validity. Convergent validity was examined using correlations between the SAQ and the MacNew Heart Disease Health-related Quality of Life Questionnaire (MacNew) and the Nottingham Health Profile. Divergent validity was evaluated using correlations between the SAQ and age, body mass index (BMI), gender, and the marital status of patients. A value of p<0.05 was considered statistically significant.

Results: Sixty-seven patients were enrolled in the study. The mean age of the study patients was 58.7 years (SD: 10.2). Cronbach’s alpha scores of the SAQ, ranging in value from 0.715 to 0.910, demonstrated that this scale is reliable. All of the SAQ scales had a significant correlation with all of the MacNew scales, which indicated that the scale has convergent validity. Insignificant correlations with age, BMI, gender, and marital status illustrated the good divergent validity of the scale.

Conclusion: The Turkish version of the SAQ is a valid and reliable instrument. It is a useful and practical tool to evaluate patients with angina and CHD.

5.Evaluation of aortic distensibility in patients with mitral valve prolapse using echocardiography and applanation tonometry
Sedat Kalkan, suleyman Efe, Onur Tasar, Can Yucel Karabay, Cevat Kirma
PMID: 33257614  doi: 10.5543/tkda.2020.52988  Pages 739 - 745
Amaç: Mitral kapak prolapsusu (MVP) popülasyonun büyük bir bölümünü etkileyen kalp kapak anomalisidir. Önceki çalışmalar, izole MVP hastalarında aort çapı arttıkça aort distensibilitesinin azaldığını göstermiştir. Bu çalışmanın amacı, konvansiyonel ekokardiyografik incelemeye ek olarak aort distensibilitesinin aplanasyon tonometrisi ile değerlendirilmesi ve MVP hastalarında her iki yöntemin karşılaştırılmasıdır.

Yöntemler: Bu çalışmaya 36 mitral kapak prolapsusu (16 erkek ve 20 kadın) ve 23 sağlıklı kontrol gruubu (11 erkek ve 12 kadın) dahil edildi. Tüm hastalarda ve kontrol grubunda; ekokardiyografi ile aort çapındaki değişiklik ve distensibilite incelendi ve aplanasyon tonometrisi ile nabız dalga hızı (NDH) ölçüldü.

Bulgular: Ekokardiyografik ölçümlere göre; aort distensibilitesi MVP hasta grubunda kontrol grubuna göre daha düşüktü (6.2±4.0 ve 10.0±5.2 cm².dyn⁻¹.10⁻⁶, p=0.02). Aplanasyon tonometrisi ile ölçülen NDH, MVP hastalarında kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksekti (9.0±2.4 ve 7.2±1.4 m/s p=0.006).

Sonuç: Bu çalışma, izole MVP’li hastalarda aort distensibilitesinin sağlıklı kontrol grubuna göre azaldığını göstermiştir. Her iki yöntemin sonuçları arasında orta derecede negatif korelasyon vardı.
Objective: Mitral valve prolapse (MVP) is a heart valve anomaly that affects a considerable segment of the population. Studies of patients with isolated MVP have shown that aortic distensibility decreased as the aortic diameter increased. The aim of this study was to compare evaluations of aortic distensibility in MVP patients using both applanation tonometry and the conventional echocardiographic examination.

Methods: A total of 36 consecutive patients with MVP (16 male and 20 female) and 23 healthy controls (11 male and 12 female) were included in this study. The difference in aortic diameter and distensibility was examined using echocardiography and pulse wave velocity (PWV) was measured with applanation tonometry.

Results: According to the echocardiographic measurements, the aortic distensibility was lower in the MVP patients than in the control group (6.2±4.0 cm².dyn⁻¹.10⁻⁶ vs. 10.0±5.2 cm². dyn⁻¹.10⁻⁶; p=0.02). The PWV measured with applanation tonometry was significantly higher in the MVP patients than in the control group (9.0±2.4 m/s vs. 7.2±1.4 m/s; p=0.006).

Conclusion: The results of this study showed that aortic distensibility was reduced in patients with isolated MVP compared with a healthy control group. There was a moderate negative correlation between the results of both methods.

6.Evaluation of the relationship between erectile dysfunction and epicardial fat tissue thickness and carotid intima-media thickness in patients with newly diagnosed hypertension
Davut Karakurt, Hüseyin Ede, Yasar Turan, Abdullah Gürel, İsa Ardahanlı, Taner Sarak
PMID: 33257608  doi: 10.5543/tkda.2020.21290  Pages 746 - 753
Amaç: Bu çalışmada, yeni tanı konmuş hipertansiyonu olan hastalarda, endotel disfonksiyon ve subklinik ateroskleroz belirteçleri olan epikardiyal yağ dokusu kalınlığı ve karotis intima-media kalınlığı ile erektil disfonksiyon arasındaki ilişki araştırıldı.
Yöntemler: 1 Mayıs 2018-31 Mayıs 2019 tarihleri arasında yeni tanı konmuş hipertansiyonu olan 101 erkek hastanın ekokardiyografi yardımı ile epikardiyal yağ dokusu kalınlığı ve karotis intima-media kalınlığı ölçüldü. Erektil disfonksiyon değerlendirmesi Uluslararası Cinsel İşlev İndeksinin 5 Soruluk Versiyonu (IIEF-5) ile yüz yüze görüşülerek üroloji polikliniğinde yapıldı. Erektil disfonksiyonu olan ve olmayan hastaların verileri karşılaştırıldı.
Bulgular: Yeni tanı konmuş hipertansiyonu olan hastalarda erektil disfonksiyon varlığı ve şiddeti ile epikardiyal yağ dokusu kalınlığı ve karotis intima-media kalınlığı arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Erektil disfonksiyonu olan hastalarda sol ventrikül diyastolik fonksiyonlarının daha fazla bozulmuş olduğu saptandı.
Sonuç: Yeni tanı konmuş hipertansiyonu olan hastalarda, erektil disfonksiyonun artmış epikardiyal yağ dokusu kalınlığı ve karotis intima-media kalınlığı ile ilişkili olduğu saptanmıştır.
Objective: This study is an investigation of the relationship between erectile dysfunction and epicardial adipose tissue and carotid intima-media thickness, which are indicators of endothelial dysfunction and subclinical atherosclerosis, in patients with newly diagnosed hypertension.
Methods: The epicardial adipose tissue and carotid intima-media thickness of 101 male patients with newly diagnosed hypertension were measured using echocardiography between May 1, 2018 and May 31, 2019. Evaluation of erectile dysfunction was performed using the 5-item version of the International Index of Erectile Function (IIEF-5) in a face-to-face interview in the urology outpatient clinic. The data of patients with and without erectile dysfunction were compared.
Results: There was a significant relationship between the presence and severity of erectile dysfunction and epicardial fat tissue and carotid intima-media thickness in patients with newly diagnosed hypertension. Left ventricular diastolic function was found to be more impaired in patients with erectile dysfunction.
Conclusion: Erectile dysfunction was determined to be related to increased epicardial fat tissue and carotid intima-media thicknesses in patients with newly-diagnosed hypertension.

7.Percutaneous angioplasty in the treatment of thrombosed hemodialysis fistulas: A single-center experience with 1 year of follow-up
Ibrahim Kocayigit, Ersan Tatlı, Ahmed Bilal Genç, Selçuk Yaylacı, Salih Şahinkuş, Muhammed Necati Murat Aksoy, Mustafa Tarık Ağaç, Hamad Dheir, Savaş Sipahi
PMID: 33257611  doi: 10.5543/tkda.2020.33027  Pages 754 - 759
Amaç: Hemodiyaliz arteriyovenöz fistüllerinin (AVF) trombozu ciddi bir komplikasyondur ve ivedi bir şekilde tedavi gerektirir. Çoğu olgular cerrahi olarak tedavi edilmekle birlikte son zamanlarda endovasküler tedavi yöntemleri uygulanabilir bir alternatif haline gelmiştir. Bu çalışmada, ilaç kaplı ve standart balonlarla perkütan olarak tedavi edilen tromboze hemodiyaliz fistül işlemlerinin başarı oranlarını ve açıklık oranlarını değerlendirdik.
Yöntemler: Kliniğimizde perkütan olarak tedavi edilmiş tromboze nativ hemodiyaliz AVF’si olan 33 hasta geriye dönük olarak analiz edildi. İşlem başarısı, %30’dan daha az rezidü darlık ile akışın yeniden sağlanması ve hemodiyaliz AVF yoluyla diyalizin tekrar başlaması olarak tanımlandı. İşlemlerin başarı oranları; bir, altı ve 12 aylık açıklık oranları değerlendirildi. Bununla birlikte ilaç kaplı balonların standart balonlara göre açıklık oranlarına etkisi değerlendirildi.
Bulgular: Yirmi beş radiyosefalik ve sekiz brakisefalik hemodiyaliz AVF’si tedavi edildi. Hastaların 23’ünde akım tekrar sağlandı (başarı oranı %69.7). Açıklık oranları ilk ayda %95.6, altıncı ayda %76.1 ve 12. ayda %57.9 idi. Bu 23 hastanın 10’u ilaç kaplı balonla, diğerleri standart balonlarla tedavi edildi. Fistüllerin ilk aydaki açıklık oranları ilaç kaplı balon ve standart balonlarla tedavi edilenlerde benzerdi (sırasıyla, %100 ve %92.3; p=0.393). İlaç kaplı balon tedavisiyle altı (sırasıyla, %88.9 ve %66.7; p=0.258) ve onikinci ay (sırasıyla, %75 ve %45.4 p=0.219) açıklık oranları standart balonlara göre oransal olarak daha yüksekti.
Sonuç: Tromboze hemodiyaliz AVF’lerinin tedavisinde perkütan girişim az invaziv, güvenli ve etkili bir işlemdir. Bununla birlikte 6. ve 12. aydaki açıklık oranlarında ilaç kaplı balonlarda standart balonlara göre iyi sonuçlar izlenmiştir.
Objective: Thrombosis of a hemodialysis arteriovenous fistula (AVF) is a serious complication that needs urgent treatment. Most cases are treated surgically, but recently, endovascular strategies have become a viable alternative. This study is an evaluation of the success and patency rate of percutaneous balloon angioplasty of thrombosed hemodialysis fistulas using a drug-coated balloon (DCB) contrasted with a standard balloon (SB).
Methods: The data of 33 patients with a thrombosed native hemodialysis AVF treated percutaneously in a tertiary care center were analyzed retrospectively. Success of the procedure was defined as restoration of flow with less than 30% residual stenosis and resumption of dialysis through the hemodialysis AVF. The success rate of the procedure and the patency rate at 1, 6, and 12 months were evaluated. The effect on patency of a DCB was compared to that of a SB.
Results: Twenty-five radiocephalic and 8 brachiocephalic thrombosed hemodialysis AVFs were treated during the study period. Flow was restored in 23 thrombosed fistulas, a success rate of 69.7%. The patency rate of successfully treated fistulas was 95.6% at 1 month, 76.1% at 6 months, and 57.9% at 12 months. Ten of the 23 re-established AVFs were treated with a DCB and the remainder were treated with a SB. The patency of the fistulas treated with a DCB was similar to that of a SB at 1 month (100% vs 92.3%, respectively; p=0.393). The patency rate of a DCB was greater than that of a SB at 6 months (88.9% vs 66.7%, respectively; p=0.258) and 12 months (75% vs 45.4%, respectively; p=0.219).
Conclusion: Percutaneous intervention for thrombosed hemodialysis AVFs is a safe, minimally invasive, and effective procedure. There was a positive trend in the patency rate of patients treated with a DCB at 6 and 12 months compared with a SB.

8.Is it possible to reduce radiation exposure during transcatheter atrial septal defect closure in children?
İbrahim Cansaran Tanıdır, Selman Gökalp, Erkut Özturk, Erman Çilsal, Mehmet Akın Topkarcı, Alper Guzeltaş
PMID: 33257613  doi: 10.5543/tkda.2020.45383  Pages 760 - 765
Amaç: Kalp kateterizasyonu, doğuştan kalp hastalığı olan hastalarda radyasyona maruz kalmanın ana nedeni olmaya devam etmektedir. Çocuklar radyasyonun hem yıkıcı hem de zararlı etkisine daha yatkındırlar ve bu hastalarda maruziyeti azaltmak için her türlü çaba gösterilmelidir. Radyasyonun azaltılmasının bir yolu da düşük atım floroskopi hızı kullanmaktır. Bu çalışmanın amacı, transkateter atriyal septal defekt (ASD) kapatılması sırasında, 15 fps (saniyedeki resim atım hızı) protokolü ve 3.75 fps floroskopi protokolünün radyoasyon maruziyetini karşılaştırmaktadır.
Yöntemler: Aralık 2014 ile Eylül 2016 tarihleri arasında gerçekleştirilen transkatater ASD kapatma prosedürleri (Grup 1; 3.75 fps floroskopi oranı kullanılarak) ile Aralık 2011 ile Kasım 2014 (Grup 2; 15 fps floroskopi oranı kullanılarak) arasında gerçekleştirilen prosedürler radyasyon maruziyeti açısından karşılaştırıldı. Radyasyon dozu; hava kerma (mGy) ve doz alan çarpımı (DAP; mGy/m2) olarak ölçüldü.
Bulgular: Her iki grupta 80 hasta vardı. Demografik özellikler, vücut ağırlığı ve boy açısından gruplar birbirine benzerdi. Ortalama floroskopi süresi Grup 2’de anlamlı olarak uzundu. Gruplar arasında floroskopi süresi farklı olduğundan, DAP ve hava kerma floroskopi süresine göre indekslendi. Grup 1’de indekslenmiş DAP ve hava kerma dozu ile vücut ağırlığına göre indekslenmiş DAP ve hava kerma Grup 2’de daha düşüktü (p<0.001).
Sonuç: Pratikte kullanılan en düşük hız olan 3.75 fps floroskopi protokolü ile radyasyon dozunda anlamlı bir azaltma olduğunu saptadık. Uygulanan yenilikçi radyasyon dozu azaltma protokolü, transkatater ASD kapatılması işleminin güvenirliliğini ve etkinliğini azaltmadan kolayca uygulanabilir. Bu yöntem hastaların ve sağlık personelinin güvenliği için de uygulanmalıdır.
Objective: Cardiac catheterization continues to be a major source of radiation exposure for patients with congenital heart disease. As children are more prone to both deterministic and stochastic effects of radiation, every effort should be made to reduce radiation exposure. One way to reduce the radiation dose is to lower the pulse fluoroscopy rate. This study is an examination of the magnitude of radiation exposure with a 3.75 frames per second (fps) pulse fluoroscopy rate and a comparison with the previous 15 fps protocol used for transcatheter atrial septal defect (ASD) closure.
Methods: The radiation dose delivered during ASD device closure procedures performed between 2014 and 2016 (Group 1: 3.75 fps fluoroscopy rate) was compared with that recorded in procedures performed between 2011 and 2014 (Group 2: 15 fps fluoroscopy rate). The radiation dose was quantified as air kerma dose (milligray, mGy) and dose area product (DAP; mGy/m2).
Results: There were 80 patients in each group. Baseline demographic characteristics and the body weight and height measurements were similar between groups. The mean fluoroscopy time was significantly longer in Group 2. Since the fluoroscopy time was significantly different between groups, the DAP and air kerma dose were indexed according to fluoroscopy time. In Group 1, the DAP and air kerma indexed to body weight values were statistically lower than those of Group 2 (p<0.001).
Conclusion: A significant reduction in the radiation dose was observed with the implementation of 3.75 fps pulse fluoroscopy, which is the lowest in use. Novel radiation dose reduction protocols can be easily applied without compromising safety or the effectiveness of transcatheter ASD closure and should be utilized for the safety of patients and healthcare staff.

CASE REPORT
9.Successful dilatation of underexpanded stent with super-high-pressure balloon: A case report
Mesud Jamakovic, Kenana Aganovic, Edin Begic
PMID: 33257604  doi: 10.5543/tkda.2020.00015  Pages 766 - 770
Kalsifiye lezyonların dilatasyonu ve perkütan koroner girişimi girişimsel kardiyologların günlük pratiğinde sık karşılaştığı bir zorluktur. Koroner kalsifikasyon, aterosklerotik sürecin ilerlemesinin bir göstergesidir. Kalsifiye lezyonların varlığı, daha kötü klinik sonuçları öngörür ve artmış mortalite ve işlem sonrası majör olumsuz kardiyovasküler olaylar ile ilişkilidir. Altmış̧ bir yaşındaki erkek hasta, daha önce suboptimal genişletilmiş̧ stentte gelişen stent trombozunun neden olduğu kardiyak arrest ile komplike olan ST yükselmeli miyokart enfarktüsü (STYME) tanısı ile hastaneye kabul edildi. Lezyon, non-kompliyan (NC) balonların dilatasyonuna yanıt vermezken, süper yüksek basınçlı NC balonun (OPN NC) ultra yüksek basınçta şişirilmesiyle lezyonun dilatasyonunda optimum sonuç elde edilmiştir. Kalsifik, sert lezyonlara girişim kapsamlı ve dikkatli bir yaklaşım gerektirir. OPN NC balonları bu tip lezyonların tedavisinde yer edinmiştir. İşlemden sonra optimize edilmiş tıpsal tedavi de olumsuz kardiyovasküler olayların önlenmesi için vazgeçilmezdir.
Dilatation and percutaneous coronary intervention in the presence of calcified lesions is particularly demanding and presents a challenge in the daily work of an interventional cardiologist. Coronary calcification is a marker of the progress of the atherosclerotic process. The existence of calcifying lesions predicts a poorer clinical outcome and is associated with increased mortality and the occurrence of postprocedural major adverse cardiovascular events (MACEs). A male patient who was 61 years old was admitted as a result of ST-elevation myocardial infarction (STEMI) complicated by cardiac arrest caused by in-stent thrombosis of a previously suboptimally expanded stent. The lesion did not respond to a dilation attempt with a noncompliant (NC) balloon; however, an optimal result was obtained with inflation from a super-high-pressure NC balloon (OPN NC) for ultra-high-pressure inflations. Resistant, calcified lesions require a careful and comprehensive approach. The OPN NC balloon has a place in the treatment of this type of lesion. An optimized therapeutic modality after the procedure is imperative to prevent a MACE.

10.Transcatheter treatment of partial anomalous pulmonary venous connection to left subclavian vein
Selma Arı, Hasan Arı, Fahriye Vatansever, Mehmet Melek, Tahsin Bozat
PMID: 33257612  doi: 10.5543/tkda.2020.44376  Pages 771 - 774
Nadiren çift drenaj anormal pulmoner venöz bağlantı ve transkateter tedavisi bildirilmiştir. Bu yazıda, sol üst pulmoner vende dikey vene ve sol atriyuma drene olan çift drenajlı anormal pulmoner venöz bağlantısı olan ve egzersiz ile nefes darlığı olan 27 yaşında kadın hasta sunuldu. Hastada, balon oklüzyon testi ile anormal dikey ven bağlantısının kapatılmasının akciğer basıncını artırıp artırmadığı değerlendirildi. Bu testin sonuçları, tedavi kararları için önemli bir kılavuzdur. Testten sonra, anormal venöz bağlantı Amplatzer Vascular Plug II 12x9 mm vasküler plak ile kapatıldı. Perkütan tedavi cerrahi tedaviye kıyasla daha az invazif bir tedavi yöntemidir ve uygun hastalarda tercih edilebilir.
Reports of transcatheter treatment for dual drainage of an abnormal pulmonary venous connection are rare. Presently described is the case of a 27-year-old female with exertional dyspnea and a partial anomalous pulmonary venous connection of the left upper pulmonary vein with dual drainage to a vertical vein (VV) and the left atrium. The patient was evaluated with a balloon occlusion test to determine whether closing the anomalous VV connection would increase pulmonary pressure. The results of this test are an important guide to treatment decisions. A 12x9 mm Amplatzer Vascular Plug II device was successfully used to occlude the anomalous pulmonary venous connection using a transcatheter technique. This is a less invasive option than surgical repair and can be an appropriate choice in suitable cases.

11.Obstructive mechanical mitral valve thrombosis and gastric adenocarcinoma: A therapeutic dilemma
Ekrem Karaayvaz, Zeynep Gizem Demirtakan, Mehmet Rasih Sonsöz, Aslı Nalbant, Zehra Buğra
PMID: 33257607  doi: 10.5543/tkda.2020.09406  Pages 775 - 778
Cerrahinin riskli olduğu durumlarda fibrinoliz, mekanik protez kapak trombozunun tedavisinde seçilecek bir yöntemdir. Güncel klavuzlar, heparin ile birlikte rekombinant doku plazminojen aktivatörü (toplam 100 mg) önermektedir. Kanama riski yüksek olan hastalarda düşük doz alteplaz protokolünün (25 mg) kullanılabilirliği ileri araştırmalar gerektirir. Bu yazıda, geçirilmiş mitral kapak replasmanı öyküsü olan, midenin taşlı yüzük hücreli adenokarsinomu tanısı alan ve ekokardiyografisinde obstrüktif mekanik protezi olan 65 yaşında bir kadın hasta sunuldu. Olgunun zorlayıcı yanları ve kullanılan modifiye fibrinolitik protokolü açıklandı.
Fibrinolysis is an option for the management of mechanical prosthetic valve thrombosis when surgery has prohibitive risks. Current guidelines suggest recombinant tissue plasminogen activator (not to exceed 100 mg) with unfractionated heparin. A low-dose (25 mg) alteplase regimen as treatment in patients with a high risk of bleeding warrants further research. This report describes the case of a 65-year-old woman with a history of mechanical prosthetic mitral valve replacement who was diagnosed with signet ring cell adenocarcinoma of the stomach and obstructive mechanical prosthetic thrombosis on echocardiogram. Details of challenging aspects of this case and the use of modified fibrinolytic therapy are provided.

HOW TO?
12.How to perform right heart catheterization via the arm veins?
Yalcin Velibey
PMID: 33257606  doi: 10.5543/tkda.2020.01394  Pages 779 - 783
Abstract | Full Text PDF | Video

CASE IMAGE
13.Huge aortic root aneurysm as cause of recent-onset dyspnea
María Elena Arnaiz-Garcia, Francisco Javıer López- Rodríguez, Soraya Merchán-Gómez, Javier Arnaiz, José María González Santos
PMID: 33257617  doi: 10.5543/tkda.2020.90258  Page 784
Abstract | English Full Text | Video

14.A case of fistula between huge right coronary and left atrium
Berat Uğuz, Selvi Öztaş, Nurullah Doğan, Selma Kenar Tiryakioglu
PMID: 33257605  doi: 10.5543/tkda.2020.00782  Page 785
Abstract | Full Text PDF | Video

15.Acute inflammatory pericarditis and constriction following blunt chest trauma
Chonthicha Tanking, Alexios Antonopoulos, Cemil Izgi, Naomi Earl, Derek Harrington
PMID: 33257616  doi: 10.5543/tkda.2020.69137  Page 786
Abstract | English Full Text | Video

16.Comment on cardiology publications
Ertan Ural
Page 787
Abstract | Full Text PDF

© Copyright 2021 Archives of the Turkish Society of Cardiology
LookUs & Online Makale