Archives of the Turkish Society of Cardiology - Turk Kardiyol Dern Ars: 35 (5)
Volume: 35  Issue: 5 - July 2007
ORIGINAL ARTICLE
1.The predictive value of heart rate turbulence for ventricular systolic dysfunction and prognosis in the peri-infarction period
Kenan Yalta, Ahmet Yılmaz, Okan Turgut, Birhan Yılmaz, Alim Erdem, Can Yontar, İzzet Tandoğan
Pages 273 - 277
Amaç: Bu çalışmada, ST-segment yükselmeli miyokard infarktüslü (STEMI) hastalarda kalp hızı türbülansı (KHT) ile sol ventrikül sistolik disfonksiyonu arasındaki ilişki araştırıldı.
Çalışma planı: Çalışmaya STEMI ile başvuran ardışık 50 hasta alındı. Yatışta trombolitik tedavi uygulandıktan 24 saat sonra hastalar transtorasik ekokardiyografi ile değerlendirildi. Hastalar, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonunun (EF) düşük (<%55) veya normal (≥%55) olmasına göre iki grupta incelendi. Grup 1’de 25 hasta (ort. yaş 48±9), grup 2’de 25 hasta (ort. yaş 52±9) vardı. Transtorasik ekokardiyografi ile değerlendirme sonrasında tüm hastalara 24 saatlik Holter monitörizasyonu uygulanarak, buradan elde edilen verilerden KHT’ye ait iki parametre, erken akselerasyonu gösteren türbülans başlangıcı ve geç deselerasyonu gösteren türbülans eğimi hesaplandı.
Bulgular: Grup 1’deki hastalarda ortalama türbülans başlangıç değeri anlamlı derecede yüksek (%0.74±1.82 ve -%2.35±1.48, p<0.05), sol ventrikül EF’si anlamlı derecede düşük (%39.1±6.7 ve %57.2±5.3, p<0.05) bulundu. Holter izleme ve ekokardiyografik değerlendirmeye ait diğer veriler iki grup arasında anlamlı farklılık göstermedi (p>0.05). Akut sol ventrikül sistolik disfonksiyonunu öngörmede (EF <%55) türbülans başlangıcına ait anormal değerlerin (≥%0) duyarlılık ve özgüllüğü %88 bulundu (p<0.05).
Sonuç: Akut STEMI'de, bozulmuş türbülans başlangıç değeri, sol ventrikül sistolik disfonksiyonunu ve prognozu öngörmede yararlı bir parametre olarak kullanılabilir.
Objectives: This study was conducted to investigate the relationship between heart rate turbulence (HRT) and acute left ventricular systolic dysfunction due to ST-segment elevation acute myocardial infarction (STEMI).
Study design: The study included 50 consecutive patients with acute STEMI. All the patients received thrombolytic therapy on admission and underwent transthoracic echocardiographic (TTE) examination at the 24th hour of hospitalization. The patients were divided into two groups according to whether they had decreased or normal left ventricular ejection fraction (LVEF). There were 25 patients (mean age 48±9 years; LVEF: <55%) in group 1, and 25 patients (mean age 52±9 years; LVEF: ≥55%) in group 2. All the patients underwent 24-hour Holter monitoring after TTE to derive the two HRT parameters, turbulence onset (TO) and turbulence slope (TS), showing early acceleration and late deceleration phases, respectively.
Results: Patients in group 1 exhibited a significantly higher mean TO (0.74±1.82% vs -2.35±1.48%, p<0.05) and a significantly lower LVEF (39.1±6.7% vs 57.2±5.3%, p<0.05). The other Holter and echocardiographic variables did not differ significantly between the two groups (p>0.05). An abnormal TO value (≥0%) was found to have sensitivity and specificity of 88% (p<0.05) in predicting acute left ventricular systolic dysfunction (LVEF<55%) during the peri-infarction period of STEMI.
Conclusion: Impaired TO may be used as a useful predictor of left ventricular systolic dysfunction and poor prognosis in the peri-infarction period of STEMI.

2.The relationship between interleukin-6 polymorphism and the extent of coronary artery disease in patients with acute coronary syndrome
Fuat Gündoğdu, Öznur Özdemir, Serdar Sevimli, Mahmut Açıkel, İbrahim Pirim, Şule Karakelleoğlu, Şakir Arslan, Serkan Serdar
Pages 278 - 283
Amaç: Bu çalışmada akut koroner sendromlu hastalarda plazma fibrinojen ve interlökin-6 (IL-6) düzeyleri ile IL-6 polimorfizmi sıklığı araştırıldı.
Çalışma planı: İskemik kalp hastalığı şüphesiyle koroner anjiyografi ile incelenen 115 hasta üzerinde olgu-kontrol çalışması yapıldı. Anjiyografi bulgularına göre hastalar iki grupta değerlendirildi: 65 hastada (49 erkek, 16 kadın; ort. yaş 61±10) sınırlı koroner arter hastalığı (KAH) (1 damar daralmış), 50 hastada (36 erkek, 14 kadın; ort. yaş 61±9) yaygın KAH (≥2 damar daralmış) vardı. Hastalardan açlık kan örnekleri alınarak serum lipidleri, yüksek duyarlıklı C-reaktif protein, IL-6, ve fibrinojen düzeyleri ölçüldü. İki grupta genotipik dağılım ve IL-6 C/G-174 polimorfizmi varlığı polimeraz zincir reaksiyonuyla belirlendi.
Bulgular: Sınırlı KAH bulunan grupta KAH için pozitif aile öyküsü anlamlı derecede düşük oranda bulundu; ayrıca, plazma IL-6 ve fibrinojen düzeyleri de yaygın KAH bulunan gruba göre anlamlı derecede düşük idi (p<0.05). IL-6 polimorfizmi toplam 20 hastada (%17.4) saptandı; sıklığı yaygın KAH bulunan grupta anlamlı derecede yüksek bulundu (%32 ve %6.2; p<0.001).
Sonuç: Bulgularımız, IL-6 C/G-174 polimorfizminin varlığı ve artmış IL-6 ve fibrinojen düzeyleri ile inflamatuvar sistem ve hemodinamik olarak KAH’nin yaygınlığı arasında güçlü bir ilişki olduğunu göstermektedir.
Objectives: We investigated plasma fibrinogen and interleukin-6 (IL-6) levels and the frequency of IL-6 polymorphism in patients with acute coronary syndrome.
Study design: A case-control study was conducted in 115 patients who underwent coronary angiography for suspected ischemic heart disease. The patients were classified into two groups according to angiography findings: 65 patients (49 males, 16 females; mean age 61±10 years) had less extensive coronary artery disease (CAD) (1-vessel stenosis), and 50 patients (36 males, 14 females; mean age 61±9 years) had extensive CAD (≥2-vessel stenosis). Fasting blood samples were taken to determine serum lipids, high sensitivity C-reactive protein, IL-6, and fibrinogen levels. The genotypic distribution and the IL-6 C/G-174 polymorphism were determined by polymerase chain reaction.
Results: Patients with less extensive CAD had a significantly lower prevalence of positive familial CAD and significantly lower plasma IL-6 and fibrinogen levels compared to those with extensive CAD (p<0.05). IL-6 polymorphism was detected in 20 patients (17.4%), its frequency being significantly higher in patients with extensive CAD (32% vs 6.2%; p<0.001).
Conclusion: Our results suggest that the presence of the IL-6 C/G-174 polymorphism and increased IL-6 and fibrinogen levels are strongly associated with the inflammatory system and hemodynamical significance of CAD.

3.Carvedilol therapy is associated with improvement in QT dispersion in patients with congestive heart failure
Serdar Sevimli, Şakir Arslan, Fuat Gündoğdu, Enbiya Aksakal, Hakan Taş, Yekta Gürlertop, Hüseyin Şenocak, Sebahattin Ateşal, Necip Alp
Pages 284 - 288
Amaç: Bu çalışmada, konjestif kalp yetersizliği (KHY) olan hastalarda karvedilol tedavisinin düzeltilmiş QT dispersiyonu (QTd) üzerine etkisi araştırıldı.
Çalışma planı: Çalışmaya semptomatik (KHY) olan 20 hasta alındı (6 kadın, 14 erkek; ort. yaş 57±11). Tüm hastalar sinus ritminde idi, dinlenme ejeksiyon fraksiyonu ≤%40 idi ve beta-bloker için herhangi bir kontrendikasyon yoktu. Koroner anjiyografide dokuz olguda koroner arter hastalığı, 11 olguda dilate kardiyomiyopati saptandı. Sekiz hasta daha önce miyokard infarktüsü geçirmişti. Tüm hastalar en az bir yıl süreyle diüretik ve anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörü kullanmaktaydı. Karvedilol tedavisine minimum dozda (3.125 mg x 2) başlandı; doz 15 günde bir artırılarak, hastanın tolere edeceği maksimum doza çıkıldı (günlük ort. 42.5±13.6 mg). Tüm hastalar tedaviden önce ve üç ay sonra elektrokardiyografi ve transtorasik ekokardiyografi ile değerlendirildi.
Bulgular: Klinik ve ekokardiyografik parametrelerden anlamlı düşüş gözlenenler şunlardı: kalp hızı (p=0.001), sistolik kan basıncı (p=0.002), sol atriyum çapı (p<0.001), sol ventrikül sistol sonu (p<0.001) ve diyastol sonu (p=0.04) çapları. Sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu anlamlı artış gösterdi (p<0.001). Tüm hastaların NYHA fonksiyonel kapasitesinde anlamlı iyileşme görüldü (p<0.05). Hem düzeltilmiş QTd (p=0.001), hem de QTd’deki (p<0.001) düşme anlamlı idi. Maksimum düzeltilmiş QT ve maksimum QT’de anlamlı değişiklik olmadı (p>0.05); minimum QT ve minimum düzeltilmiş QT ise anlamlı artış gösterdi (p<0.001). Karvedilol dozu ile QTd’deki yüzdelik düşüş arasında anlamlı ilişki görülmedi (p>0.05).
Sonuç: Karvedilol, KHY’li hastalarda düzeltilmiş QTd'yi anlamlı derecede düşürmektedir.
Objectives: We investigated the effect of carvedilol on corrected QT dispersion (QTd) in patients with congestive heart failure (CHF).
Study design: The study included 20 patients (6 females, 14 males; mean age 57±11 years) who had symptomatic CHF with sinus rhythm, resting ejection fraction ≤%40, and no contraindications for beta-blockers. Coronary angiography showed coronary artery disease in nine patients, and dilated cardiomyopathy in 11 patients. Eight patients had myocardial infarction previously. All the patients had been receiving diuretics and angiotensin-converting enzyme inhibitors for one year. Carvedilol was initiated with a minimum dose of 3.125 mg twice daily, to be increased biweekly to reach the maximum tolerable dose (mean daily dose 42.5±13.6 mg). All the patients were assessed by electrocardiography and transthoracic echocardiography before and three months after treatment.
Results: Significant decreases were observed in the following clinical and echocardiographic parameters: heart rate (p=0.001), systolic blood pressure (p=0.002), left atrial diameter (p<0.001), and left ventricular end-systolic (p<0.001) and end-diastolic (p=0.04) diameters. Left ventricular ejection fraction showed a significant increase (p<0.001). There was also a remarkable improvement in NYHA functional capacity in all the patients (p<0.05). Both corrected QTd (p=0.001) and QTd (p<0.001) significantly decreased. Maximum corrected QT and maximum QT did not change significantly (p>0.05), while minimum QT and minimum corrected QT significantly increased (p<0.001). No significant correlation was found between the carvedilol dose and the percent decrease in QTd (p>0.05).
Conclusion: Carvedilol is associated with significant decreases in corrected QTd in patients with CHF.

4.Association of slow coronary flow phenomenon with abnormal heart rate recovery
Göknur Tekin, Abdullah Tekin, Alpay Turan Sezgin, Fatma Yiğit, Şenol Demircan, Tansel Erol, Haldun Müderrisoğlu
Pages 289 - 294
Amaç: Egzersiz sonrası birinci dakikadaki kalp hızı toparlanması (KHT) büyük ölçüde vagal reaktivasyonun bir göstergesidir ve parasempatik sistemin bir belirteci olarak kabul edilmektedir. Üçüncü dakika kan basıncı toparlanma indeksi (KBTİ3) ise sempatik aktiviteyi yansıtabilir. Bu çalışmada, yavaş koroner akımlı hastalarda birinci dakikadaki KHT ve KBTİ3 saptanarak hastaların parasempatik ve sempatik aktiviteleri belirlenmeye çalışıldı.
Çalışma planı: Çalışmada anjiyografik olarak TIMI (Thrombolysis in Myocardial Infarction) kare sayısı yöntemiyle yavaş koroner akım tanısı konan 24 hasta (19 erkek, 5 kadın; ort. yaş 51±7) incelendi. Kalp hızı toparlanması, pik egzersizdeki kalp hızından toparlanma döneminde ilgili dakikadaki kalp hızı çıkartılarak hesaplandı. Kan basıncı toparlanma indeksleri, toparlanma süresinin 1, 2 ve 3. dakikalarındaki sistolik kan basıncının pik egzersizdeki sistolik kan basıncına bölünmesiyle elde edildi. Sonuçlar koroner akımı normal bulunan, yaş ve cinsiyet uyumlu 26 olgunun (19 erkek, 7 kadın; ort. yaş 52±8) sonuçlarıyla karşılaştırıldı.
Bulgular: Yavaş koroner akımlı hasta grubunda birinci (19±4 ve 25±6 vuru/dakika; p<0.001) ve ikinci dakika (36±9 ve 44±13 vuru/dakika; p=0.042) KHT değerleri normal akımlı kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulundu. İki grubun KBTİ3 değerleri arasındaki farklılık ise anlamlı değildi (0.81±0.07 ve 0.84±0.12; p=0.440).
Sonuç: Birinci dakikadaki KHT’de gözlenen düşüş, yavaş koroner akımlı hastalarda vagal tonusun zayıfladığına işaret etmektedir. Azalmış vagal aktivite yavaş koroner akımdan sorumlu mekanizmada rol oynayabilir.
Objectives: Heart rate recovery (HRR) at 1 minute after peak exercise is a measure of vagal reactivation and is considered a marker of parasympathetic activity. Blood pressure recovery index at 3 minutes (BPRI3) might reflect sympathetic activity. We aimed to assess HRR at 1 minute and BPRI3 in an attempt to determine parasympathetic and sympathetic activity in patients with slow coronary flow (SCF).
Study design: The study included 24 patients (19 males, 5 females; mean age 51±7 years) with angiographically diagnosed SCF using the Thrombolysis in Myocardial Infarction (TIMI) frame-count method. Heart rate recovery was calculated as the difference between the heart rate at peak exercise and heart rate at the relevant minute of recovery. Blood pressure recovery indexes were defined as the ratios of recovery systolic blood pressures at 1, 2, and 3 minutes to the systolic blood pressure at peak exercise. The results were compared with those of 26 age- and sex-matched subjects (19 males, 7 females; mean age 52±8 years) with normal flow.
Results: Patients with SCF had significantly lower HRRs at 1 minute (19±4 vs 25±6 beats/min; p<0.001) and 2 minutes (36±9 vs 44±13 beats/min; p=0.042) compared to controls with normal coronary flow. Blood pressure recovery index at 3 minutes was not significantly different between the two groups (0.81±0.07 vs 0.84±0.12; p=0.440).
Conclusion: Attenuation in HRR at 1 minute suggests the presence of reduced vagal tone in patients with SCF. Decreased vagal activity may contribute to the mechanisms responsible for SCF.

CASE REPORT
5.Left ventricular hydatid cyst
Emin Alioğlu, Uğur Önsel Türk, İstemihan Tengiz, Ertuğrul Ercan
Pages 295 - 298
Kardiyak hidatik hastalığı nadirdir ve ekinokokkosizli tüm hastaların %0.2-%2’sinde görülür. Altmış yedi yaşında bir çiftçi bitkinlik, nefes darlığı ve çarpıntı yakınmalarıyla başvurdu. Öyküsünde kalp hastalığı yoktu. Kardiyovasküler muayenesi, elektrokardiyografi, göğüs filmi, hematolojik ve biyokimyasal testleri normal bulundu. Parazitik seraolojisi negatif idi. Transtorasik ekokardiyografide sol ventrikülün posteroapikal bölgesinde 3.7x3.5 cm boyutlarında bir kist görüldü. Kist varlığı magnetik rezonans görüntüleme ile doğrulandı ve karaciğerde ikinci bir kiste rastlandı. Hastaya median sternotomiyle cerrahi uygulanarak kist çıkarıldı. Patolojik incelemede ekinokokkosiz tanısı doğrulandı. Ameliyat sonrasında hastaya dört haftalık albendazol tedavisi (800 mg/gün) uygulandı. Üç aylık takip süresini hasta asemptomatik geçirdi, fonksiyonel kapasitesinde düzelme görüldü. İkiboyutlu transtorasik ekokardiyografide kist oluşumunu düşündürür bir bulgu yoktu.
Cardiac hydatid disease is uncommon, occurring in 0.2% to 2% of patients with echinococcal disease. A 67-year-old farmer presented with fatigue, dyspnea, and palpitations. He had no previous history of heart disease. Cardiovascular examination, electrocardiography, chest X-ray, hematologic and biochemical tests were normal. Parasitic serology was negative. Transthoracic echocardiograpy showed a cyst, measuring 3.7x3.5 cm, in the posteroapical region of the left ventricle. Magnetic resonance imaging confirmed the cardiac cyst and showed another cyst in the liver. The patient underwent surgery through median sternotomy and the cyst was removed. Pathologic examination confirmed the diagnosis of echinococcosis. Postoperatively, the patient was treated with albendazole (800 mg/day) for four weeks. At three-month follow-up, the patient was asymptomatic, with improved functional capacity. Two-dimensional transthoracic echocardiography showed no signs of cystic formation.

6.Multivessel coronary ectasia resulting in myocardial infarction
Kaan Okyay, Yusuf Tavil, Mehmet Güngör Kaya, Timur Timurkaynak
Pages 299 - 302
Koroner arter ektazisi genellikle aterosklerotik koroner arter hastalığında görülen nadir bir anjiyografik lezyondur. Bozulmuş koroner kan akımına bağlı olarak angina pektorise, hatta miyokard infarktüsüne bile yol açabilir. Yetmiş yaşında kadın hasta, fiziksel aktivite sonrası oluşan ve yaklaşık 30 dakika süren göğüs ağrısı şikayetiyle başvurdu. Fizik muayenede, sol sternal sınırda 2/6 şiddetinde duyulan sistolik üfürüm dışında patolojik bulguya rastlanmadı. Elektrokardiyografide III, AVF ve V1-V3 derivasyonlarında T dalgası dalgalanmaları gözlendi. Koroner yoğun bakım ünitesinde uygulanan ilaç tedavisinden sonra hastada göğüs ağrısı olmadı. Akut ST yükselmesiz miyokard infarktüsü tanısıyla uygulanan koroner anjiyografide sol ön inen arter ve sağ koroner arterde segmental ektazi görüldü; herhangi bir tıkayıcı lezyona rastlanmadı. İlaç tedavisi verilerek taburcu edilen hastada altı aylık takip dönemi içinde göğüs ağrısı tekrarlamadı.
Coronary ectasia is an infrequent angiographic lesion commonly seen in stenotic coronary arteries. It may result in angina pectoris, even in myocardial infarction due to impaired coronary blood flow. A 70-year-old woman presented with chest pain that occurred after physical activity and lasted nearly 30 minutes. There were no pathologic findings except for a 2/6-degree systolic murmur on the left sternal border. Electrocardiography showed T-wave inversions in leads III, AVF, and V1-V3. Her chest pain did not recur following medical therapy in the coronary intensive care unit. Coronary angiography performed with the diagnosis of acute non-ST elevation myocardial infarction revealed segmental ectasia in both the left anterior descending and right coronary arteries without any obstructive lesion. The patient was discharged with medical therapy. She was followed-up for six months without chest pain.

7.Cardiac metastasis of breast cancer mimicking acute myocardial infarction
Gökmen Gemici, Hakan Tezcan, Refik Erdim, Ahmet Oktay
Pages 303 - 305
Memenin invaziv duktal karsinomu tanısıyla hastanede yatmakta olan 48 yaşındaki kadın hasta, ventriküler taşikardi gelişmesi nedeniyle koroner bakım ünitesine alındı. Lidokain infüzyonu ile sinüs ritmi sağlanan hastanın kontrol elektrokardiyogramında (EKG) inferior ve anterior derivasyonlarda ST-segment yükselmesi izlendi. Hastada angina yoktu ve serum kardiyak troponin T düzeyleri normal sınırlarda idi. Toraks bilgisayarlı tomografi incelemesinde miyokard ve akciğerleri tutan metastatik lezyonlar izlendi. Hastadaki EKG değişikliklerinin nedeninin miyokarda metastaz yapmış olan meme kanseri olabileceği düşünüldü. Amiodaron tedavisiyle takip sırasında ventriküler taşikardi görülmedi. Tipik angina tanımlamayan ve kardiyak belirteçleri normal bulunan kanser hastalarında gelişen EKG değişikliklerinde tümörün miyokardiyal infiltrasyonu akılda tutulmalıdır.
A 48-year-old woman was admitted to the coronary care unit because of ventricular tachycardia that developed during hospitalization for invasive ductal carcinoma of the breast. Lidocaine infusion suppressed ventricular tachycardia, and ST-segment elevations in inferior and anterior leads were noted on a subsequent electrocardiogram (ECG). She did not have angina, and serum cardiac troponin T levels were in the normal range. Computed tomography of the thorax revealed metastases involving the myocardium and the lungs. Electrocardiographic abnormalities were attributed to myocardial invasion of the malignant tumor rather than to acute coronary syndrome. Ventricular tachycardia did not recur during follow-up under amiodarone treatment. Myocardial infiltration of the tumor should be considered when ECG alterations without typical angina are found in a patient with malignancy and normal cardiac markers.

REVIEW
8.The delivery methods used in cardiac stem cell therapy
Yelda Tayyareci, Berrin Umman, Yılmaz Nişancı
Pages 306 - 313
Kardiyolojide kök hücre tedavisi, iskemik kalp hastalığı nedeniyle gelişen kalp yetersizliğinin tedavisinde umut veren, alternatif bir tedavi yaklaşımıdır. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda kalp dokusuna kök hücre naklinin kısa dönemde sol ventrikül fonksiyonları ve neovaskülarizasyon üzerine olumlu etkileri gösterilmişse de, günümüzde bu tedavinin uzun dönem sonuçları tartışmalıdır. Kalp dokusuna kök hücre naklinde çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Tüm bu yöntemler ile olumlu sonuçlar elde edilmişse de, farklı uygulama tekniklerinin etkinliklerini karşılaştıran yeterli sayıda çalışma yoktur. Kök hücre tedavisinin etkinliğini artırmak için, farklı uygulama teknikleriyle nakledilen kök hücrelerin hedef organda belirlenmesini sağlayacak, davranışları ve etkinliklerini ortaya koyacak daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Cardiac stem cell therapy is considered a promising alternative for the treatment of heart failure resulting from ischemic heart disease. Although short-term results demonstrate the beneficial effects of cardiac stem cell therapy on left ventricular functions and neovascularization, long-term effects have yet to be established. Various methods have been used for cardiac stem cell therapy, yielding varying degrees of success. However, the number of studies that compare the efficacy of these delivery approaches is still inadequate. Further studies are required to increase the efficiency of stem cell therapy, to delineate the pros and cons of different delivery techniques, and to provide more insight into identification, localization, and efficacy of transplanted cells within the target organ.

CASE IMAGE
9.Congenitally corrected transposition of the great arteries associated with total situs inversus in an asymptomatic patient
Yusuf Tavil
Page 314
Bu olgumuzda herhangi bir yakınması olmayan, Situs inversus totalis ile birlikte doğuştan düzeltilmiş büyük arter transpozisyonu olan 46 yaşında erkek bir hasta sunulmuştur. Nadir görülen bu iki doğumsal anomalinin birlikteliğinin tanısı ekokardiyografik ve manyetik rezonans görüntüleme yöntemleri ile konulabilmektedir. Hastanın yakınmasının olmaması ve beraberinde kalp yetmezliği ve kardiyak ileti bozukluğu olmaması nedeniyle takip kararı alınarak izlenmesine karar verildi.
Corrected transposition of the great arteries (c-TGA) is a complex and unusual abnormality occurring in less than 1 percent of people with congenital heart disease. This condition involves atrioventricular discordance and ventriculoarterial discordance (double discordance). Associated anomalies occur in up to 98% in some series and consist of VSD (75% of cases), pulmonary or subpulmonary stenosis (75% of cases) and systemic (tricuspid) valve anomalies (Ebstein-like in 30% of cases). Only 1-10% of individuals with c-TGA have no associated defects.
We report a case of an asymptomatic 46-year-old man with c-TGA with situs inversus totalis. He was referred by a general practitioner because of abnormal auscultation findings (Heart sounds were noted to be louder over the right precordium with the point of maximal impulse on the right side of the chest and 2/6-degree systolic murmur on the right sternal border). Follow-up was decided because of the patient was being asymptomatic.

OTHER ARTICLES
10.Which patients or lesions should be covered by state-subsidized health care for drug-eluting stents?
Erdoğan İlkay
Pages 315 - 332
Abstract | Full Text PDF

11.2006 Yılı üst düzey kardiyoloji makalelerimizle ilgili yayınlanmış dökümdeki eksikliklerin duyurulması
Altan Onat
Page 333
Abstract | Full Text PDF

12.Answers of specialist
Gül Öngen, Murat Sezer
Pages 334 - 335
Abstract | Full Text PDF

13.Comment on cardiology publications
Ertan Ural
Page 336
Abstract | Full Text PDF

14.Prof. Dr. Remzi Özcan’ın Ardından

Pages 337 - 339
Abstract | Full Text PDF

© Copyright 2020 Archives of the Turkish Society of Cardiology
LookUs & Online Makale