Turk Kardiyol Dern Ars: 47 (5)

Volume: 47  Issue: 5 - July 2019

EDITORIAL COMMENT
1.Can SYNTAX score play a role in the evaluation of viability?
Necla Özer
PMID: 31311897  doi: 10.5543/tkda.2019.07903  Pages 347 - 349
Abstract | Full Text PDF

ORIGINAL ARTICLE
2.Relationship between SYNTAX score and myocardial viability in ischemic cardiomyopathy
Semi Öztürk, Ahmet Seyfeddin Gürbüz, Cevat Kırma
PMID: 31311909  doi: 10.5543/tkda.2019.88054  Pages 350 - 356
Amaç: SYNTAX skoru (SS), koroner arter hastalığının yalnızca ciddiyetini değil aynı zamanda yaygınlığını da ölçmek için kullanılmaktadır. Çalışmamızda iskemik kardiyomiyopati hastalarında pozitron emisyon tomografisi (PET) ile tespit edilmiş miyokardiyal canlılık/cansızlığı ile SS arasındaki ilişkiyi değerlendirmeyi amaçladık.
Yöntemler: Pozitron emisyon tomografisi ile değerlendirilen 107 iskemik kardiyomiyopati hastası çalışmaya dahil edildi. Hastalar miyokart canlılığının varlığı/yokluğuna göre canlı doku saptanan ve saptanmayanlar olmak üzere iki gruba ayrıldı. SYNTAX skoru, koroner anjiyografi kayıtlarından analiz edildi.
Bulgular: Canlı dokusu olmayan hastalar (n=21, %19,6), canlı doku saptananlara göre daha yüksek SS değerine sahipti (sırasıyla, 17.6±3.7 ve 14.1±5.2, p=0.004). SS miyokardiyal canlılıkla hafif ilişkiliydi (rpb=-0.28, p=0.004). Lojistik regresyon analizinde, SS miyokart canlılığının tek ve bağımsız öngördürücüsü olarak belirlendi [odds oranı (OO)=1.162, %95 güven aralığı (GA) 1.044–1.294, p=0.006]. ROC analizinde, SS değerinin 16 ve üzeri olması canlı miyokart varlığını %76.2 duyarlılık ve %61.6 özgüllükle belirlemekteydi [eğri altında kalan alan (AUC)=0.71, %95 GA 0.61–0.82].
Sonuç: Çalışma bulguları, iskemik kardiyomiyopatide yüksek SYNTAX skorunun miyokardiyal cansızlıkla ilişkili olduğunu düşündürmektedir.
Objective: The SYNTAX score (SS) is not just a measure of the severity of coronary artery disease, but also complexity. The aim of this study was to evaluate the relationship between the SS and myocardial viability/non-viability assessed by positron emission tomography (PET) in patients with ischemic cardiomyopathy (IC).
Methods: A total of 107 IC patients who had undergone PET were enrolled in the study. The patients were divided into two groups according to the presence or absence of viable myocardium. SS was analyzed from recorded conventional coronary angiographies.
Results: Patients with a non-viable myocardium (n=21; 19.6%) had a significantly higher SS compared to those with a viable myocardium (17.6±3.7 vs. 14.1±5.2, respectively; p=0.004). Point-biserial correlation coefficient analysis indicated that the presence of myocardial non-viability was mildly correlated with a higher SS (rpb=-0.28, p=0.004). In multivariate logistic regression analysis, the SS was identified as the sole independent predictor of myocardial non-viability (odds ratio [OR]: 1.164, 95% confidence interval [CI]: 1.044–1.297; p =0.006]. Receiver operating characteristic analysis revealed a cutoff point of 16 for predicting a non-viable myocardium (area under curve: 0.71, 95% CI: 0.61–0.82) with a sensitivity of 76.2% and a specificity of 61.6%.
Conclusion: The results of the present study indicates that a high SS is associated with the presence of a non-viable myocardium in IC patients.

3.Comparison of automated quantification and semiquantitative visual analysis findings of IQ SPECT MPI with conventional coronary angiography in patients with stable angina
Cem Doğan, Ferahnaz Çınaral, Ali Karagöz, Zübeyde Bayram, Selami Çağatay Önal, Özkan Candan, Rezzan Deniz Acar, Murat Çap, Emrah Erdoğan, Aykun Hakgör, Özgür Yaşar Akbal, Abdulkadir Uslu, Cihangir Kaymaz, Nihal Özdemir
PMID: 31311896  doi: 10.5543/tkda.2019.03367  Pages 357 - 364
Amaç: Bu çalışmada IQ SPECT gama kamera sistemi ile elde edilen total perfüzyon defekti (TPD) değeri ile yapılan görsel semikantitatif analizin konvansiyonel koroner anjiyografi ile karşılaştırmalı olarak ciddi koroner arter hastalığını (KAH) tespit etmedeki geçerliliği değerlendirilmiştir.
Yöntemler: Çalışmaya KAH şüphesi ile miyokart perfüzyon SPECT değerlendirmesi ve sonucunda geleneksel koroner anjiyografi uygulanmış hastalar dahil edildi. Toplam stres skoru (SSS), toplam istirahat skoru (SRS) ve toplam fark skoru (SDS) ile yarı-nicel görsel analiz sonuçları, standart 17 segmentli bir modelde beş-puanlamalı bir ölçek üzerinde değerlendirildi. TPD (stres, dinlenme ve iskemik TDP) otomatik nicel ölçebilen yazılım ile değerlendirildi.
Bulgular: Seksen dört hastada ciddi KAH saptanarak revaskülarizasyon işlemi uygulandı (Grup 1). 81 hastada ise non-kritik koroner lezyon izlendi (Grup 2). Ortanca ve çeyrekler arası aralık (IQR) değerler sırasıyla stres-TPD, 16’ya (3.5–33.5) karşın 9.2 (2–17.9), istirahat TPD için 9.4’e (2.2–18.8) karşın 4 (1–11) ve iskemik-TPD için 6.9’a (1.9–14.1) karşın 3.4 (1–6.1) saptandı. İskemi tespit etmek için, en uygun kestirim noktası, stres TPD için 9.5 (duyarlılık %75, özgüllük %60) ve iskemik TPD için 4.5 (duyarlılık %56, özgüllük %73) idi. Nicel yöntem ile yarı-nicel yöntemin arasında KAH saptanması açısından anlamlı korelasyon izlendi (stres için TPD-SSS r=0.954, stres TPD-SDS için r=0.746, iskemik TPDSSS için r=0.654, iskemik TPD-SDS için r=0.759; tümü için p<0.05).
Sonuç: IQ SPECT gamma kamera ile elde edilen TPD değeri ve toplam stres skoru ile yapılan değerlendirme, ciddi KAH’ı saptamada uygun ve geçerli bir yöntem olarak kullanılabilir.
Objective: The aim of this study was to assess the validity of automated quantitative and semiquantitative visual analysis of total perfusion deficit (TPD) using the IQ SPECT gamma camera system compared to conventional coronary angiographically detected significant coronary artery disease (CAD).
Methods: The study included patients with suspected CAD who underwent myocardial perfusion single photon emission computed tomography and conventional coronary angiography. The summed stress score (SSS), summed rest score (SRS), and summed difference score (SDS) (semiquantitative visual analysis results) were assessed using a 5-point scale in a standard 17-segment model, and TPD (stress, rest, and ischemic TPD) was quantified using automated software.
Results: In all, 84 patients (Group 1, those who underwent revascularization) had significant coronary artery lesions, and 81 (Group 2) had non-significant lesions. The median interquartile range values were: stress-TPD (sTPD): 16 (3.5– 33.5) vs 9.2 (2–17.9), rest-TPD: 9.4 (2.2–18.8) vs 4 (1–11), and 6.9 (1.9–14.1) vs 3.4 (1–6.1) for ischemic-TPD (iTPD) in Group 1 and Group 2, respectively. To detect ischemia, the optimal cut-off points were 9.5 (sensitivity: 75%, specificity; 60%) for sTPD, and 4.5 (sensitivity: 56%, specificity: 73%) for iTPD. There were significant correlations between quantitative and semi-quantitative methods in detection of significant coronary artery disease (sTPD-SSS: r=0.954, sTPD-SDS: r=0.746, iTPD-SSS: r=0.654, iTPD-SDS: r=0.759; p<0.05 for all).
Conclusion: The quantitative analysis and summed stress scores produced by the IQ SPECT system appear to be a useful and valid method to detect significant CAD.

4.Association between depression and anxiety scores and inflammation in patients with isolated coronary artery ectasia
Ahmet Seyfeddin Gürbüz, Yakup Alsancak, Beyza Saklı, Mehmet Akif Düzenli
PMID: 31311901  doi: 10.5543/tkda.2019.45403  Pages 365 - 372
Amaç: Depresyon ve anksiyete bozuklukları sıklıkla obstrüktif koroner arter hastalığı ile birliktelik gösterir. Koroner arter ektazisi (KAE), koroner arter hastalığının etiyolojisinin açıkça tanımlanmadığı atipik bir şeklidir. Bu çalışmada anksiyete/ depresyon durumu ile KAE arasındaki ilişkiyi değerlendirmeyi amaçladık.
Yöntemler: Koroner arter ektazisi grubu (n=41, ortanca yaş: 58.9±9.0) ve kontrol grubu (n=42, ortanca yaş: 58.0±9.6) karşılaştırıldı. Hastaların anksiyete ve depresyon durumu, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADÖ) anketi kullanılarak değerlendirildi.
Bulgular: Her iki grupta yaş, cinsiyet, ejeksiyon fraksiyonu ve kardiyovasküler risk faktörleri benzerdi. KAE grubunda serum C-reaktif protein (CRP), ürik asit ve lökosit sayısı anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0.05). HADS-anksiyete skoru KAE grubunda istatistiksel olarak anlamlı olmamakla birlikte daha yüksekti (p=0.23). HADS-depresyon skoru ve total HADS skoru KAE grubunda anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0.001 ve p<0.001). Toplam HADS skoru ve HADS-depresyon skoru serum CRP düzeyleri ile korele iken (sırasıyla, r=0.489, p<0.001 ve r=0.543, p<0.001), anksiyete skoru serum CRP düzeyleri ile korele değildi (r=0.85, p=0.23).
Sonuç: Depresyon skoru, CRP ve ürik asit düzeyleri normal koronere sahip olan hastalara göre izole KAE’li hastalarda daha yüksekti. Ancak anksiyete skoru KAE ile ilişkili değildi. Depresyon skoru ile enflamatuvar bir belirteç olan CRP arasında bir ilişki vardı.
Objective: Depression and anxiety disorders are frequently found in combination with obstructive coronary artery disease. Coronary artery ectasia (CAE) is an atypical form of coronary artery disease, the etiology of which has not yet been clearly defined. The aim of this study was to assess the existence of a relationship between anxiety/depression and CAE.
Methods: A CAE group (n=41; mean age: 58.9±9.0 years) and a control group (n=42; mean age: 58.0±9.6 years) were compared. The anxiety and depression status of patients was evaluated using the Hospital Anxiety and Depression Scale (HADS) questionnaire.
Results: Age, sex, ejection fraction, and cardiovascular risk factor data were similar in both groups. The serum Creactive protein (CRP) and uric acid levels as well as the leukocyte count were significantly higher in the CAE group (p<0.05). The HADS anxiety score was higher in the CAE group, but without statistical significance (p=0.23). The HADS depression score and total HADS score was significantly higher in the CAE group (p<0.001 and p<0.001). The total HADS score and the HADS depression score were correlated with the serum CRP level (r=0.489; p<0.001 and r=0.543; p<0.001, respectively), whereas the anxiety score was not correlated with CRP (r=0.85; p=0.23).
Conclusion: The depression score, CRP, and uric acid levels were greater in patients with isolated CAE compared with those of patients with normal coronaries. The anxiety score did not demonstrate a relationship to CAE; however, there was an association between the depression score and CRP, which is an inflammatory marker.

5.Reference pulse wave velocity values in a healthy, normotensive Turkish population
Alparslan Kılıç
PMID: 31311910  doi: 10.5543/tkda.2019.92428  Pages 373 - 378
Amaç: Nabız dalga hızı (PWV) atardamar sertliğinin iyi bilinen öngördürücülerindendir. Günlük pratiğimizde kullandığımız PWV’nin normal aralıkları Amerika, Avrupa, Asya ve Avustralya’da yapılan çok merkezli çalışmalardan elde edilmiştir. Bu çalışmanın amacı kardiyovasküler risk faktörü taşımayan sağlıklı Türk popülasyonunda PWV’nin normal aralıklarını saptamaktır.
Yöntemler: Çalışma sağlıklı Türk katılımcılarda geriye dönük olarak dizayn edildi. Çalışmaya Eylül 2017 ve Ocak 2018 yılları arasında 353 normotansif sağlıklı katılımcı dahil edildi. Hastalar yaşlarına göre altı gruba ayrılarak PWV’nin normal aralıkları tespit edildi.
Bulgular: Ortalama PWV 7.75 m/s ±1.89 (dağılım: 4.25– 15.90) olarak bulundu. PWV artış hızı yaş ve yaş grupları ile pozitif korelasyon göstermektedir (r2=0.94; p=0.00). Türk toplumunda PWV her on yıllık artış hızı %5–9 arasında değişirken bu oran elli yaş ve üzerinde %16 olarak tespit edilmiştir.
Sonuç: Bildiğimiz kadarı ile literatürdeki sağlıklı Türk popülasyonunda brakiyal yolla PWV’nin normal aralıklarının tespit edildiği ilk çalışmadır. Çalışmamızda yaşa göre PWV’nin normal aralıkları tanımlanmıştır. Bu çalışma günlük klinik pratikte kullanmamız için önemli veriler sağlamaktadır.
Objective: Pulse wave velocity (PWV) is the primary determiner of arterial stiffness. In daily practice, the normal range of arterial stiffness is based on large multi-center studies conducted in the USA, Europe, Asia, and Australia. The goal of this study was to identify the reference values of brachial PWV in a healthy, normotensive Turkish population with no cardiovascular risk factors.
Methods: This retrospective study involved healthy, adult Turkish participants from Ankara. A total of 353 consecutive, normotensive individuals were enrolled in the study between September 2017 and January 2018 according to strict inclusion criteria, Normal PWV and 95% confidence interval values were acquired for 353 patients (mean age: 55.03±15.38 years; range: 20–95 years) who were divided into 6 age groups.
Results: The mean PWV was 7.75±1.89 m/s (range: 4.25– 15.90 m/s). The PWV had a positive linear correlation with age (r2=0.94; p=0.00). The PWV increased gradually by an average of 5% to 9% with each decade of life until the age of 50 years, after which the average PWV increased by 16%.
Conclusion: To the best of our knowledge, this study is the first to define PWV reference values via brachial measurement in a healthy, normotensive Turkish population. These data provide important information for daily clinical practice in Turkey.

6.Effect of hunger strike on electrocardiographic parameters
Gültekin Faik Hobikoğlu, Mehmet Urumdaş, Ahmet Güner, Regayip Zehir, Yalçın Özkurt
PMID: 31311905  doi: 10.5543/tkda.2018.57794  Pages 379 - 383
Amaç: Bu çalışmada, açlık grevine devam eden tutuklu ve hükümlülerin elektrokardiyogramları (EKG) açlık grevi bitiminde ve 2 ay sonra alınanlarla karşılaştırılmıştır.
Yöntemler: Bu çalışmada, Eylül 2012 ile Kasım 2012 tarihleri arasında 45 erkek (ortalama yaş 41±9.4 yıl) tutuklu ve hükümlü yaklaşık 45±9.6 gün süren açlık grevi gerçekleştirdi. Ortalama açlık süresi 45±9.6 gündü. Açlık grevinin son gününde ve bundan iki ay sonra kan basınçları, vücut ağırlıkları ve serum elektrolitleri (sodyum, potasyum ve kalsiyum) elde edildi. Açlığın son gününde ve açlıktan iki ay sonra elde edilen 12 uçlu EKG’ler tarandı, yüksek çözünürlüklü bilgisayar ekranlarına aktarılarak değerlendirildi.
Bulgular: Açlık grevinde 81 hastada ortalama 6±3.7 kilo kaybı gözlendi. Açlık grevinin son gününde, hastalardan alınan EKG kayıtları değerlendirildiğinde, 16 (%19.7) erken repolarizasyon (ER) (inferiyor: 10, lateral: 5, inferolateral: 1) tespit edildi. Açlık grevinden 2 ay sonra, hastalardan alınan EKG kayıtlarında 4 (%4.9) (inferiyor: 3, lateral: 1 (p<0.001) ER tespit edildi. PR aralığında (157±75 ms ve 153±23 ms, p=0.035) ve QRS süresinde (95±73 ve 92±11, p=0.001) anlamlı fark bulunurken, kalp hızı açısından fark yoktu (p=0.068). Ayrıca açlık grevinin son günü ile açlık grevinden iki ay sonra elektrolit düzeyleri açısından anlamlı bir fark yoktu.
Sonuç: İlk kez uzun süreli açlığın ER ile ilişkili olduğu bulunmuştur.
Objective: This study is a comparison of the electrocardiogram (ECG) findings of detainees and convicts who participated in a hunger strike recorded at the end of the strike and 2 months later.
Methods: A total of 81 male detainees and convicts (mean age 41±9.4 years) who participated in a hunger strike between September 2012 and November 2012 were included in this study. The mean duration of the fast was 45±9.6 days. Measurements of blood pressure, body weight, and serum electrolytes (sodium, potassium, calcium) obtained on the last day of the hunger strike and 2 months later were compared, as well as 12-lead ECG readings obtained at the same intervals, which were scanned and transferred to a high-resolution electronic format and evaluated.
Results: The mean weight loss for the 81 patients during the hunger strike was 6±3.7 kg. Early repolarization (ER) (inferior: 10, lateral: 5, inferolateral: 1) was detected in 16 (19.7%) ECGs taken on the last day of fasting, and in 4 (4.9%) (inferior: 3, lateral: 1) of those measured 2 months after the strike (p<0.001). A significant difference was observed in the PR interval (157±75 ms vs. 153±23 ms; p=0.035) and QRS duration (95±73 vs. 92±11; p=0.001), whereas there was no significant difference in heart rate (p=0.068). Additionally, there was no significant difference in terms of electrolyte levels between the last day of the hunger strike and 2 months after its conclusion.
Conclusion: This is the first time long-term lack of nutrition was demonstrated to be associated with ER.

7.Acute effects of synthetic cannabinoids on ventricular repolarization parameters
Süleyman Sezai Yıldız, Mehmet Necmeddin Sutaşır, Serhat Sığırcı, Hatice Topçu, Ahmet Gürdal, Kudret Keskin, Kadriye Orta Kılıçkesmez
PMID: 31311906  doi: 10.5543/tkda.2019.64569  Pages 384 - 390
Amaç: Önceki çalışmalarda ventriküler aritmi ve ventriküler repolarizasyon parametreleri (VRP) arasındaki ilişki gösterildi. Ancak, VRP ile sentetik kanabinoidler (SK) arasındaki ilişkiyi gösteren sınırlı sayıda veri bulunmaktadır. Bu çalışmada, T-peak to T-end (Tp-e) aralığı, Tp-e/QT ve Tp-e/QTc oranlarının kullanılmasıyla, SK’lerin VRP’ye akut etkilerini analiz edilmesi amaçlandı.
Yöntemler: Mevcut çalışma, 2014–2016 yılları arasında, SK kullanmış ve acil servise kabul edilmiş 58 hasta (SK +), ve 50 sağlıklı kontrol olgularını içerdi (SK -). Tp-e aralığı, Tp-e/QT ve Tp-e/QTc oranlarını içeren VRP’ler tüm olgularda 12 derivasyonlu elektrokardiyografiden ölçüldü. Sonra, bu parametreler gruplar arasında karşılaştırıldı ve korelasyon analizi yapıldı.
Bulgular: The Tp-e ve QTc aralıkları analamlı olarak, SK - grup ile karşılaştırıldığında SK + grupta daha yüksekti (sırasıyla, 92.2±10.0, 77.4±9.3, p<0.001; 434.5±30.8, 410.9±27.3, p<0.001). Tp-e/QT ve Tp-e/QTc oranları SK - grup ile karşılaştırıldığında SK + grupta artmıştı (sırasıyla, 0.26±0.02, 0.22±0.02, p<0.001; 0.21±0.02, 0.18±0.02, p<0.001). SK kullanımı ile Tp-e aralığı (r=0.610, p<0.001), Tp-e/QT (r=0.655, p<0.001) and Tp-e/QTc oranları (r=0.437, p<0.001) arasında anlamlı korelasyon saptandı.
Sonuç: Mevcut çalışma, SK kullanmış olgularda Tp-e aralığı, Tp-e/QT ve Tp-e/QTc oranlarının arttığını gösterdi. Bu yüzden, SK kullanmış genç olgular, artmış ventriküler aritmi riskine sahip olabilirler.
Objective: An association between ventricular repolarization parameters (VRPs) and ventricular arrhythmias has been demonstrated in previous studies. However, there are limited data related to a relationship between synthetic cannabinoids (SCs) and VRPs. The aim of this study was to analyze the acute effects of SCs on VRPs using electrocardiogram (ECG) measurements of the T-peak to T-end interval (Tp-e), Tp-e/QT ratio, and Tp-e/corrected QT (QTc) ratio.
Methods: The present study included 58 patients who were admitted to the emergency department who used SCs (SC +) between 2014 and 2016, and 50 healthy control subjects (SC -). The QT and QTc intervals, Tp-e interval, Tp-e/QT, and Tp-e/QTc ratios were measured from a 12-lead ECG. These parameters were compared between groups and correlation analysis was performed.
Results: The Tp-e and QTc intervals were significantly higher in SC + patients when compared with the SC- group (92.2±10.0, 77.4 ±9.3, p<0.001; 434.5±30.8, 410.9±27.3, p<0.001, respectively). Tp-e/QT and Tp-e/QTc ratios were greater in SC + patients in comparison with SC – participants (0.26±0.02, 0.22±0.02, p<0.001; 0.21±0.02, 0.18±0.02, p<0.001, respectively). Significant correlations were found between the use of SCs and the Tp-e interval (r=0.610; p<0.001), Tp-e/QT (r=0.655; p<0.001) and Tp-e/ QTc ratios (r=0.437; p<0.001).
Conclusion: The Tp-e interval, Tp-e/QT and Tp-e/QTc ratios were greater in subjects who used SCs. Therefore, SC users might have an increased risk of ventricular arrhythmia.

8.Rationale, design, and methodology of the EPIC (Epidemiology of Polypharmacy and Potential Drug-Drug Interactions in Elderly Cardiac Outpatients) study
Eda Özlek, Edip Güvenç Çekiç, Bülent Özlek, Cem Çil, Oğuzhan Çelik, Volkan Doğan, Özcan Başaran, Veysel Ozan Tanık, Halil İbrahim Özdemir, Yunus Çelik, Caner Kaçmaz, Zeki Şimşek, Hacı Murat Güneş, Özgen Şafak, Buğra Özkan, Onur Tasar, Çağatay Önal, Lütfü Bekar, Murat Biteker
PMID: 31311898  doi: 10.5543/tkda.2019.27724  Pages 391 - 398
Amaç: Türkiye’deki kardiyoloji polikliniklerine başvuran yaşlı hastalarda polifarmasi prevalansını, uygunsuz ilaç kullanımını ve ilaç-ilaç etkileşimlerini (İİE) değerlendirmek.
Yöntemler: EPIC (Epidemiology of Polypharmacy and Potential Drug-Drug Interactions in Elderly Cardiac Outpatients) çalışması kardiyoloji polikliniklerine başvuran yaşlı hastalarda polifarmasi ve İİE’nin değerlendirileceği, gerçek yaşam verilerini aktaran, çok merkezli ve gözlemsel bir çalışma olarak tasarlandı. Çalışmaya; 30 Temmuz 2018 ve 30 Temmuz 2019 tarihleri arasında farklı kardiyoloji polikliniklerine başvuran, aydınlatılmış onam formunu imzalayan, 65 yaş ve üzeri, kadın ve erkek, ardışık 5000 hastanın dahil edilmesi planlandı. Hastalarla ilgili tüm verilerin tek bir ziyarette alınması ve verilerin değerlendirilmesi planlandı (ClinicalTrials.gov numarası NCT03370523).
Bulgular: Hastalara ait demografik veriler, komorbid hastalık durumları, laboratuvar test sonuçları ve ilaç bilgileri hasta beyanları ve medikal kayıtlar yoluyla toplanacaktır. Komorbid hastalıklar kaydedilecek ve komorbid hastalıkların ciddiyeti Charlson komorbidite indeksi’ne (CKİ) göre hastalar 3 gruba ayrılacaktır: CKİ skoru 1–2 olanlar hafif, CKİ skoru 3–4 olanlar orta, CKİ skoru ≥5 olanlar ciddi. Polifarmasi aynı hastanın bir kerede 5 ve üzeri ilaç kullanması olarak tanımlanacaktır. İİE Lexicomp® çevrimiçi ilaç etkileşimi tarama aracı ile kontrol edilecek, potansiyel uygunsuz ilaç kullanımı 2015 Beers kriterlerine göre tanımlanacaktır. D ve X kategorisindeki etkileşimler ciddi ilaç etkileşimi olarak sınıflandırılacaktır.
Sonuç: EPIC çalışması kardiyoloji polikliniklerine başvuran yaşlı hastalarda polifarmasi, İİE ve potansiyel uygunsuz ilaç kullanımı konularında gerçek yaşam verilerini ayrıntılı olarak aktaran ilk büyük çaplı çalışma olacaktır.
Objective: The aim of this study is to assess the prevalence of polypharmacy, inappropriate drug use, and drug-drug interactions (DDIs) in elderly patients presenting at outpatient cardiology clinics in Turkey.
Methods: The EPIC (Epidemiology of Polypharmacy and Potential Drug-Drug Interactions in Elderly Cardiac Outpatients) study will be an observational, real-world, multicenter study conducted to evaluate DDIs and polypharmacy in elderly cardiac outpatients. All consecutive patients (aged ≥65 years) admitted to outpatient cardiology clinics between July 30, 2018 and July 30, 2019 who provide written, informed consent will be enrolled. A total of approximately 5000 patients are to be enrolled in this non-interventional study. All of the data will be collected at one point in time and current clinical practice will be evaluated (ClinicalTrials.gov NCT03370523).
Results: Patient demographics, comorbid disease characteristics, laboratory test results, and details of medication use will be collected using self-reports and medical records. The severity of comorbid disease will be recorded and scored according to Charlson Comorbidity Index (CCI) and patients will be divided into 3 groups: mild, those with a CCI score of 1–2; moderate, those with a CCI score of 3–4; and severe, those with a CCI score of ≥5. Polypharmacy will be defined as the use of 5 or more medications at one time. DDIs will be determined using the Lexicomp Online drug interaction screening tool and potentially inappropriate medications will be defined based on the 2015 update of the Beers Criteria for Potentially Inappropriate Medication Use in Older Adults. Severe drug interactions will be defined as those in category D or X.
Conclusion: EPIC will be the first large-scale study in Turkey to evaluate polypharmacy, potentially inappropriate medications, and DDIs in elderly cardiac outpatients in a real-world clinical setting.

CASE REPORT
9.Axillary artery as alternative access for transcatheter aortic valve implantation in a patient with thoracic and abdominal multilayer flow modulator stents, and in a patient with occluded bilateral carotid and iliac arteries
Hasan Arı, Sencer Çamcı, Alper Karakuş, Selma Arı, Mehmet Melek
PMID: 31311900  doi: 10.5543/tkda.2018.34460  Pages 399 - 405
Aksiller arter girişi iliyofemoral oklüzyonlu hastalarda kateter aracılı aort kapak implantasyonu (TAVI) için alternatif bir yoldur. Kompleks torasik ve abdominal aort anevrizması olan hastalarda çok katmanlı akım modülatörü (MLFM) stenti kullanılır. MLFM stent, özellikle böbrek arteri, çölyak arter gibi geniş arterlerin anevrizmal kesesi içinden çıktığı durumunda kullanılır. Literatürde MLFM stentli hastada rapor edilmiş TAVI olgusu yoktur. Bu yazıda, biri torasik ve abdominal aortada MLFM stenti ve diğeri iki taraflı karotis ve iliyak arterleri tıkalı olan, aksiller arter aracılığı ile TAVI uygulanan iki olguyu sunuyoruz.
Transaxillary access is an alternative to femoral access in patients with iliofemoral occlusion for transcatheter aortic valve implantation (TAVI). A Multilayer Flow Modulator (MLFM) stent is frequently used in patients with a complex thoracic and abdominal aortic aneurysm. The MLFM stent is particularly used in cases where large arteries, such as the renal or celiac artery, feed from the aneurysmal sac. To the best of our knowledge, there is no prior report in the literature of a TAVI case with a pre-existing MLFM stent. Presently described are 2 TAVI cases, one with thoracoabdominal MLFM stents, and the second with occluded bilateral carotid and iliac arteries.

10.Illusion or reality? How 3-dimensional optical coherence tomography overcomes the limitations of angiography: OCT-guided percutaneous coronary intervention of left main stem disease involving LAD/LCx bifurcation
Aylin Hatice Yamaç
PMID: 31311899  doi: 10.5543/tkda.2018.34101  Pages 406 - 409
Anjiyografi, perkütan koroner girişim (PKG) sırasında yaygın olarak kullanılan bir görüntüleme metodudur, fakat lezyonun gerçek boyutunu değerlendirmede sınırlı bilgiler verir. Bu olgu sunumu, anjiyografik görüntüleme sırasında basit olarak değerlendirilen bir lezyonda, 3-boyutlu optik koherens tomografinin (3D OCT) tedavi stratejisini nasıl değiştirdiğini göstermektedir. ST yükselmesiz miyokart enfarktüsü geçiren 67 yaşındaki erkek hastanın koroner anjiyografisinde proksimal sol ön inen arterde (LAD) ciddi darlık tespit edildi, fakat hastalığın ostiyuma kadar uzanmadığı görüldü. Hastalık sınırını net olarak belirlemek ve doğru girişim stratejisini belirlemek için, işlem öncesinde 3 boyutlu optik kohorens tomografisi yapıldı. Ölçümler, ostiyumdan başlayıp sol ana koroner artere (LMCA) kadar uzanan uzun bir LAD lezyonunu ortaya koydu. LMCA ve LAD’yi kapsayan provizyonel stent stratejisi ile ilerlemeye karar verildi. Postdilatasyondan sonra, anjiyografik olarak LAD’de iyi sonuç alınırken, LCx’in ostiyumunda belirgin bir daralma tespit edildi ve LAD/LCx bifürkasyona kissing balloon tekniği uygulandı. Nihai OCT işlemi, stentin iyi genişlemiş olduğunu ve LCx ostiyumunun açık olduğunu gösterdi. Optik koherens tomografisi ile elde edilen görüntüler, anjiyografinin tek başına sağladığı bilgilere önemli ölçüde katkıda bulunur ve böylece bize PKG stratejisini doğru bir şekilde planlama fırsatı verir.
Angiography is still the workhorse imaging approach for the vast majority of percutaneous coronary revascularization (PCR) cases. However, the limitations of angiographic guidance for coronary procedures have been well established. This case report demonstrates how 3-dimensional optical coherence tomography (3D OCT) can change the treatment strategy, which, had only the angiography results been considered, seemed to be straightforward. A 67-year-old male patient presented with non-ST-elevation myocardial infarction. A coronary angiogram revealed a tight lesion of the proximal left anterior descending artery (LAD). Angiographically, the vessel ostium appeared not to be involved. To clarify the disease border and determine the right stenting strategy, 3D OCT was performed. Measurements revealed heavy disease of the LAD, ranging from the ostium to the left main coronary artery (LMCA). It was decided to proceed with a provisional stenting strategy of the LMCA and the LAD. After postdilatation, the angiography revealed a good result for the LAD, but significant pinching of the ostium of the LCx. The kissing balloon technique was then applied at the LAD/LCx bifurcation. The final OCT examination documented a well-expanded stent without areas of malapposition and an open LCx ostium without significant narrowing. Intracoronary images obtained using OCT add significant information to what is provided by angiography alone, thereby improving the interpretation of angiographic images and the planning of the PCR procedure.

11.A Rare Cause of Multiple Pseudoaneurysms of Radial Artery After Coronary Angiography: Behcet’s Disease
Bahar Tekin Tak, Özlem Özcan Çelebi, Orhan Küçükşahin, Sercan Tak, Ahmet Akdi, Sinan Aydoğdu
PMID: 31311908  doi: 10.5543/tkda.2018.73184  Pages 410 - 412
Behçet hastaları girişimsel işlemler sonrasında iyatrojenik anevrizma gelişme riski taşımaktadırlar. Biz bu yazıda radiyal arter yoluyla yapılan koroner anjiyografi sonrası geç dönemde çoklu yalancı anevrizmalarla başvuran 55 yaşındaki erkek hastamızı sunmak istedik. Yaptığımız değerlendirme sonuçları, daha önce bilinen vaskülit tanısı olmayan hastanın Behçet tanısı almasını sağlamıştır.
Patients with Behçet’s disease are at risk for iatrogenic aneurysms after interventions. Presently described is the case of a 55-year-old male with multiple pseudoaneurysms occurring in the late period after a coronary angiography procedure performed via the radial artery. There was no previous diagnosis of vasculitis. Behçet’s disease was revealed to be the underlying pathology.

12.Short term follow-up of a patient with uncomplicated type B aortic dissection under dabigatran treatment
Özge Turgay Yıldırım, Mustafa Emin Çanakçı, Fatih Aydın, Ayşe Hüseyinoğlu Aydın, Ercan Akşit
PMID: 31311911  doi: 10.5543/tkda.2018.96892  Pages 413 - 416
Bu olgu sunumunda tip B aort diseksiyonu tanılı 57 yaşında bir kadın hastanın atriyal fibrilasyon nedenli başlanan dabigatran tedavisi altında takibi özetlendi. Hastanın tip A diseksiyon nedenli 8 yıl önce aort kapak tamiri ve çıkan aorta ve aortik arkta dakron greft implantasyonu hikayesi vardı. Cerrahiden sonraki bilgisayarlı tomografi incelemelerinde inen aorttan iliyak arterlere uzanan bir diseksiyon flebi görülmüş, ancak hasta semptomsuz olduğundan tekrar ameliyat edilmemişti. Hastanın 6 ay önce tarafımıza başvurusunda atriyal fibrilasyon tanısı kondu. CHA₂DS₂VASc skoru 3 olan hastaya dabigatran tedavisi başlandı. Hastanın aort anevrizma ve diseksiyonu ekokardiyografi ve bilgisayarlı tomografi ile 6 ay takip edildi ve bu süreçte hastanın diseksiyon hattında ilerleme veya embolik/hemorajik komplikasyon görülmedi. Yaptığımız literatür taramasına göre bu olgu sunumu dabigatran tedavisi altında tip B aort diseksiyonu takibi yapılan ilk olgudur. Bu olgu neticesinde dabigatran kullanımının komplikasyonsuz tip B aort diseksiyonunda güvenli olabileceği sonucuna varılmıştır. Daha net bir sonuca varmak için daha uzun takipli daha çok olgu içeren çalışmalar gerekmektedir.
This case report illustrates the follow-up of a 57-year-old female with a type B aortic dissection (AD) under dabigatran treatment. The patient had been operated on 8 years earlier due to type A AD. The aortic valve was repaired and a 26-mm polyester fiber graft was applied to the ascending aorta and the aortic arch. In computerized tomography scans taken after the procedure, a dissection flap extending from the descending aorta to the iliac arteries was seen, but the patient was asymptomatic and no further surgery was performed. The patient was subsequently diagnosed with atrial fibrillation. A CHA₂DS₂VASc score of 3 was recorded and dabigatran treatment was initiated. The aortic aneurysm and dissection were followed up via computed tomography and echocardiography at regular intervals, and at 6 months no progression was seen. No thromboembolic or hemorrhagic events were observed. To our knowledge, this is the first case report of dabigatran treatment for a patient with a type B AD. Based on this case, the use of dabigatran would appear to be safe in a patient with an uncomplicated type B AD, but the results of this case need to be confirmed with extended follow-up and additional patients.

CASE IMAGE
13.Ultra-low-dose left ventricular injection-guided computed tomographic angiography prior to transcatheter aortic valve implantation: A novel technique for imaging
Beytullah Çakal, Sinem Deniz Çakal, Aydın Yıldırım
PMID: 31311904  doi: 10.5543/tkda.2019.56514  Page 417
Abstract | English Full Text

14.A right coronary fistula simulating a connection between the right atrium and the aorta in a patient with an aortic paravalvular leak
Alimohammad Hajizeinali, Ali Hosseinsabet
PMID: 31311907  doi: 10.5543/tkda.2018.73468  Page 418
Abstract | English Full Text | Video

15.An unusual cause of pulmonary arterial hypertension: An acquired extracardiac arteriovenous fistula
Yalçın Velibey, Tolga Sinan Güvenç, Sinan Şahin, Rengin Çetin Güvenç, Özge Güzelburç
PMID: 31311903  doi: 10.5543/tkda.2019.53999  Page 419
Abstract | English Full Text | Video

16.Discrete subaortic membrane complicated by infective endocarditis, aortic pseudoaneurysm, and acute severe aortic regurgitation
Münevver Sarı, Cemalettin Yılmaz, Alev Kılıçgedik, Gökhan Kahveci, Selçuk Pala
PMID: 31311902  doi: 10.5543/tkda.2019.52128  Page 420
Abstract | English Full Text | Video

OTHER ARTICLES
17.Comment on cardiology publications
Ertan Ural
Page 421
Abstract | Full Text PDF

© Copyright 2019 Archives of the Turkish Society of Cardiology
LookUs & Online Makale