ISSN 1016-5169 | E-ISSN 1308-4488
Archives of the Turkish Society of Cardiology - Turk Kardiyol Dern Ars: 36 (5)
Volume: 36  Issue: 5 - July 2008
ORIGINAL ARTICLE
1.Transcatheter closure of secundum atrial septal defects using the Amplatzer septal occluder in adult patients: our first clinical experiences
Mehmet Güngör Kaya, İbrahim Özdoğru, Ali Baykan, Ali Doğan, Tuğrul İnanç, Orhan Doğdu, Kazım Üzüm, Nazmi Narin, Ramazan Topsakal, Ali Ergin, Abdurrahman Oğuzhan, Namık Kemal Eryol
PMID: 18984979  Pages 287 - 293
Amaç: Erişkin hastalarda, sekundum atriyal septal defektlerin (ASD) Amplatzer cihazı kullanılarak transkateter yolla kapatılmasının erken dönem sonuçları değerlendirildi.
Çalışma planı: Sekundum ASD tanısıyla 12 hastaya (6 erkek, 6 kadın; ort. yaş 31±9; dağılım 17-54) Amplatzer cihazı kullanılarak ASD’nin transkateter yolla kapatılması işlemi uygulandı. İşlem öncesinde hastaların pulmoner/sistemik kan akım oranı 1.9±0.3 (dağılım 1.5-2.6) idi. Transözofajiyal ekokardiyografi ile ölçülen ASD çapı ortalama 13.9±2.8 mm, kateterde balon ile ölçülen gerilmiş ASD çapı 15.8±3.4 mm, ASD’yi kapatmak için kullanılan ortalama Amplatzer cihaz çapı 17.3±4.7 mm idi. Hastalar işlem öncesinde ve işlemden altı ay sonra ekokardiyografi, elektrokardiyografi ve New York Kalp Birliği (NYHA) fonksiyonel sınıflamasına göre değerlendirildi.
Bulgular: On bir hastada (%91.7) transkateter yöntemle ASD kapatma işlemi başarıyla uygulandı. İşlem süresi ortalama 72 dk bulundu. Altıncı ay ekokardiyografik kontrolde hiçbir hastada şant izlenmedi. İşlem sırasında ve ortalama 11.6±2.3 aylık takip döneminde hiçbir hastada önemli komplikasyon gelişmedi. İşlem öncesiyle karşılaştırıldığında, altıncı ayda sağ ventrikül diyastol sonu çapı (VDSÇ) (p=0.007), sağ VDSÇ / sol VDSÇ oranı (0.003) ve sistolik pulmoner arter basıncında (p=0.017) anlamlı düşüş; sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (p=0.014) ve sol VDSǒde (p=0.005) anlamlı artış izlendi. Altıncı aydaki elektrokardiyografide P dalga maksimum (p=0.003), minimum (p=0.006) ve dispersiyon (p=0.028) süreleri anlamlı düşüş gösterdi. Hastaların NYHA fonksiyonel sınıfı ortalama 1.8±0.8’den 1.3±0.5’e geriledi (p=0.014).
Sonuç: Amplatzer cihaz yardımı ile erişkin hastalarda sekundum ASD’lerin kapatılması, belirgin klinik iyileşme ve kalp boşluk boyutlarında düzelme sağlayan uygun ve güvenilir bir yöntemdir.
Objectives: We evaluated short-term results of transcatheter closure of secundum atrial septal defects (ASD) with the Amplatzer septal occluder (ASO) in adults.
Study design: The study included 12 patients (6 males, 6 females; mean age 31±9 years; range 17 to 54 years) who underwent transcatheter ASD closure with the ASO device. Prior to the procedure, the mean pulmonary to systemic flow ratio was 1.9±0.3 (range 1.5 to 2.6). The mean ASD diameter measured by transesophageal echocardiography was 13.9±2.8 mm, the mean stretched diameter of ASD measured by balloon sizing was 15.8±3.4 mm, and the mean ASO device diameter was 17.3±4.7 mm. The patients were evaluated before and six months after the procedure by echocardiography, electrocardiography, and the New York Heart Association (NYHA) functional classification.
Results: Transcatheter ASD closure was successfully performed in 11 patients (91.7%). The mean procedure time was 72 minutes. There was no residual shunt at six months after closure. No serious complications occurred during the procedure and within a mean follow-up of 11.6±2.3 months. Echocardiographic examination at six months showed significant decreases in right ventricular end-diastolic diameter (VEDD) (p=0.007), right/left VEDD ratio (0.003), systolic pulmonary artery pressure (p=0.017), and significant increases in left ventricular ejection fraction (p=0.014) and left VEDD (p=0.005). There were significant decreases in maximum (p=0.003) and minimum (p=0.006) P-wave durations, and P-wave dispersion (p=0.028). The NYHA functional capacity improved significantly from 1.8±0.8 to 1.3±0.5 (p=0.014).
Conclusion: Transcatheter closure of secundum ASD with the ASO device is a safe and effective method in adult patients, resulting in significant improvement in clinical symptoms and cardiac dimensions.

2.Ablation of right ventricular outflow tract tachycardias under guidance of noncontact mapping system
Erdem Diker, Alper Canbay, Özlem Özcan Çelebi, Deniz Şahin, Özgüll Uçar, Sinan Aydoğdu
PMID: 18984980  Pages 294 - 301
Amaç: Sağ ventrikül çıkış yolu taşikardilerinin ablasyonunda yeni bir haritalama tekniği olarak kullanılan temassız haritalama yönteminin etkinliği değerlendirildi.
Çalışma planı: Çalışmaya, yapısal kalp hastalığının eşlik etmediği, sağ ventrikül çıkış yolundan köken alan, uzamış ventrikül taşikardisi (VT) atakları olan veya ventrikül erken atımlarıyla (VEA) beraber tekrarlayıcı kısa VT atakları olan semptomatik 13 olgu (4 erkek, 9 kadın; ort. yaş 39±15) alındı. Temassız haritalama (EnSite) kılavuzluğunda taşikardi ablasyonu için önce sağ ventrikülün geometrisi oluşturuldu. Ardından sinüs ritmi ve taşikardi (veya ektopi) atımlarında sağ ventrikülün voltaj haritaları elde edildi. İndeks aritmi üç olguda uzamış VT, diğer olgularda ise kısa VT veya VEA şeklinde oluştu. Taşikardi atımlarının endokardiyal çıkış yerlerine standart 4 mm’lik ablasyon kateteri kullanılarak radyofrekans akımı verildi.
Bulgular: Atımların endokardiyal çıkış yeri, yedi olguda sağ ventrikül çıkış yolunda posterior septum, dört olguda anterior septum, iki olguda posterior serbest duvar idi. Belirlenen hedeflere ortalama 25 kez (dağılım 7-45) radyofrekans akım uygulaması yapıldı. Ortalama işlem süresi 190 dakika idi. On olguda işlem sonrasında indeks aritmi kayboldu. İşlem sırasında ve sonrasında ciddi komplikasyon olmadı.
Sonuç: Temassız haritalama yöntemi ile yapılan sağ ventrikül çıkış yolu VT ablasyonu ile ilgili deneyimimiz, bu işlemin ülkemizde de kabul edilebilir güvenlik ve etkinlik sınırları içinde yapılabildiğini göstermesi bakımından önemlidir.
Objectives: We evaluated the efficiency of noncontact mapping, a new mapping technique, for the catheter ablation of right ventricular outflow tract tachycardias.
Study design: The study included 13 symptomatic patients (4 males, 9 females; mean age 39±15 years) with a structurally normal heart, who had sustained ventricular tachycardia (VT) or nonsustained VT with ventricular premature beats (VPB), all arising from the right ventricular outflow tract. For noncontact mapping-guided (EnSite) ablation, first right ventricular geometry was reconstructed. Then, voltage maps of the right ventricle were obtained during sinus rhythm and tachycardia (or ectopic) beats. Index arrhythmia was induced in the form of sustained VT in three patients, and nonsustained VT or VPB in 10 patients. Radiofrequency was applied to endocardial foci of tachycardia beats using a standard, 4-mm ablation catheter.
Results: The endocardial breakthrough sites of the beats were the posterior septum in seven patients, anterior septum in four patients, and posterior free wall in two patients. A mean of 25 (range 7 to 45) radiofrequency current deliveries were applied to the target sites. The mean procedure time was 190 minutes. Index arrhythmia was eliminated in 10 patients after the procedure. No serious complications occurred during or after the procedure.
Conclusion: Our experience with radiofrequency ablation of right ventricular outflow tract tachycardias under noncontact mapping guidance shows that this procedure can be performed efficiently and safely in our country.

3.Frequency of abdominal obesity and metabolic syndrome in healthcare workers and their awareness levels about these entities
Aytekin Oğuz, Gül Sağun, Mehmet Uzunlulu, Banu Alpaslan, Elif Yorulmaz, Esra Tekiner, Ahmet Sarıışık
PMID: 18984981  Pages 302 - 309
Amaç: Bu çalışmada sağlık çalışanlarında metabolik sendrom (MetS) ve abdominal obezite sıklığı araştırıldı ve bu iki durum ile ilgili tanı ölçütlerinin farkındalık düzeyleri değerlendirildi.
Çalışma planı: Çalışmaya dört merkezden toplam 723 sağlık çalışanı (372 hekim, 247 hemşire, 104 yardımcı sağlık personeli; ort. yaş 32.8±8.2) alındı. Katılımcıların demografik, antropometrik ve biyokimyasal verileri kaydedildi; yaşam tarzı özellikleri sorgulandı ve abdominal obezite ve MetS konusunda farkındalık düzeyleri araştırıldı. Abdominal obezite ve MetS tanıları için Üçüncü Erişkin Tedavi Paneli’nce (ATP III) önerilen tanımlama kullanıldı. Metabolik sendrom varlığı 178 katılımcıda değerlendirildi. Yaşam tarzı özellikleri ile abdominal obezite arasındaki ilişki tekdeğişkenli ve çokdeğişkenli analizlerle araştırıldı.
Bulgular: Abdominal obezite sıklığı tüm sağlık çalışanları için %13.8 bulundu; bu oran erkeklerde kadınlara göre daha yüksekti (%19.1 ve %10.6; p=0.002). Metabolik sendrom 14 sağlık çalışanında (%7.9) saptandı ve bu açıdan erkek ve kadınlar arasında fark yoktu (p>0.05). Abdominal obezite için sınır değerlerinin ve MetS tanısı için en az üç ölçütün doğru olarak bildirildiği katılımcı sayısı sırasıyla 47 (%6.5) ve 240 (%33.2) idi. Her iki açıdan da, hekimlerin diğer iki gruba göre doğru yanıt yüzdeleri anlamlı derecede yüksekti (p=0.001). Çokdeğişkenli analizde ≥40 yaşın ve erkek cinsiyetin abdominal obezite ile anlamlı ilişki içinde olduğu saptandı.
Sonuç: Bulgularımız, sağlık çalışanlarının çok az bir kısmının bir klinik sendrom olarak MetS’i tanıdığını ve abdominal obezite tanımını bildiğini gösterdi.
Objectives: We investigated the frequency of metabolic syndrome (MetS) and abdominal obesity and evaluated the level of awareness about these two conditions in healthcare workers.
Study design: A total of 723 healthcare workers (372 physicians, 247 nurses, 104 other healthcare staff; mean age 32.8±8.2 years) from four centers were included. Demographic, anthropometric, and biochemical data were recorded, lifestyle features were inquired, and the levels of awareness about abdominal obesity and MetS were surveyed. The criteria recommended by the Adult Treatment Panel (ATP) III were used for the diagnosis of abdominal obesity and MetS. The presence of MetS was evaluated in 178 subjects. Univariate and multivariate analyses were performed to evaluate the association between lifestyle features and abdominal obesity.
Results: The frequency of abdominal obesity was 13.8% and it was significantly higher in males than in females (19.1% vs 10.6%; p=0.002). Metabolic syndrome was diagnosed in 14 participants (7.9%), and there was no significant difference between men and women in this respect (p>0.05). The cut-off values for abdominal obesity and at least three criteria of MetS were correctly listed by 47 participants (6.5%) and 240 participants (33.2%), respectively, with physicians showing significantly higher awareness levels (p=0.001). In multivariate analysis, age ≥40 years and male gender were significantly associated with abdominal obesity.
Conclusion: Our results demonstrate that only a minority of healthcare workers are cognizant of MetS as a clinical syndrome and the definition of abdominal obesity.

4.Comparison of the incidences of left ventricular hypertrophy, left ventricular diastolic dysfunction, and arrhythmia between patients with dipper and non-dipper hypertension
Zeynep Demet Ersoylu, Aylin Tuğcu, Özlem Yıldırımtürk, Vedat Aytekin, Saide Aytekin
PMID: 18984982  Pages 310 - 317
Amaç: Bu çalışmada, dipper hipertansiyonlu (DHT) ve non-dipper hipertansiyonlu (NDHT) hastalarda sol ventrikül hipertrofisi (SVH), diyastolik fonksiyon bozukluğu (SVDFB) ve aritmi sıklığı karşılaştırıldı.
Çalışma planı: Çalışmaya esansiyel hipertansiyon tanısıyla izlenen 78 hasta alındı. Hastalar 24 saatlik ambulatuvar kan basıncı izlemesi sonuçlarına göre iki grupta değerlendirildi. Sistolik ve diyastolik kan basıncı gece değerleri ortalaması gündüz değerleri ortalamasından %10 veya daha fazla düşük olanlar DHT grubuna (n=44, 35 kadın, 9 erkek; yaş ort. 59±8), %10’dan az düşük olanlar NDHT grubuna (n=34, 28 kadın, 6 erkek; yaş ort. 58±8) alındı. İki grubun kan basıncı, ekokardiyografi ve 24 saatlik ritim Holteri bulguları karşılaştırıldı.
Bulgular: Non-dipper hipertansiyon grubunda, SVH (p=0.03) ve SVDFB’ye (p=0.003) anlamlı derecede daha yüksek oranda rastlandı. Bu grupta aort kök genişliği (p=0.001), interventriküler septum diyastol sonu (p=0.002) ve sol ventrikül posterior duvar diyastol sonu (p=0.03) kalınlıkları da anlamlı derecede fazlaydı. Ritim Holteri ile yapılan incelemede, NDHT grubunda ventrikül erken atımı (VEA) görülen hasta sayısı (p=0.03), 24 saatlik toplam VEA sayısı (p=0.03) ve saat başına düşen VEA sayısı (p=0.001) DHT grubuna göre anlamlı derecede fazla bulundu.
Sonuç: Bulgularımız, gözlenen yüksek SVH, SVDFB ve VEA sıklığı nedeniyle, NDHT’li hastaların kardiyovasküler mortalite ve morbidite riski açısından ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.
Objectives: We compared the incidences of left ventricular hypertrophy (LVH), left ventricular diastolic dysfunction (LVDD), and arrhythmia in patients with dipper (DHT) and non-dipper (NDHT) hypertension.
Study design: Seventy-eight patients with essential hypertension were evaluated in two groups according to the results of 24-hour ambulatory blood pressure monitoring. Compared to daytime values, those whose nighttime blood pressure decreased ≥10% were defined as dippers (n=44, 35 females, 9 males; mean age 59±8 years), and those whose blood pressure decreased <10% were defined as non-dippers (n=34, 28 females, 6 males; mean age 58±8 years). The two groups were compared with respect to blood pressure levels, echocardiographic findings, and rhythm disturbances on 24-hour Holter monitoring.
Results: Patients with NDHT exhibited significantly higher incidences of LVH (p=0.03) and LVDD (p=0.003). Aortic root diameter (p=0.001), end-diastolic thicknesses of the interventricular septum (p=0.002) and left ventricular posterior wall (p=0.03) were also significantly increased in this group. On 24-hour Holter monitoring, the number of patients with ventricular premature beat (VPB) (p=0.03), the total number of VPBs (p=0.03), and the number of VPBs per hour (p=0.001) were significantly greater in the NDHT group.
Conclusion: Our results suggest that, due to increased incidences of LVH, LVDD, and VPB, patients with NDHT should be further assessed with regard to increased risk for cardiovascular mortality and morbidity.

5.Comparison of Doppler echocardiographic parameters before and after ablation in Wolff-Parkinson-White syndrome patients with and without atrial fibrillation
Nazmiye Çakmak, Ahmet Akyol, Nurten Sayar, Ahmet Taha Alper, Hakan Hasdemir, Abdurrahman Eksik, Hale Yılmaz, Aleks Değirmencioğlu, İzzet Erdinler, Kadir Gürkan
PMID: 18984983  Pages 318 - 324
Amaç: Atriyal fibrilasyonu (AF) olan ve olmayan Wolff-Parkinson-White (WPW) sendromlu hastaların, radyofrekans kateter ablasyonu (RFKA) öncesi ve sonrasındaki Doppler ekokardiyografik özellikleri karşılaştırıldı.
Çalışma planı: Çalışmada WPW sendromlu 40 hasta AF varlığı (6 kadın, 14 erkek; ort. yaş 33±15) ve atriyoventriküler resiprokan taşikardi (AVRT) varlığına (8 kadın, 12 erkek; ort. yaş 32±18) göre iki grupta değerlendirildi. Tüm hastalarda RFKA işleminden 24 saat önce ve sonrasında ekokardiyografik inceleme yapıldı. Doppler parametreleri olarak, mitral kapağa ait E ve A dalga hızları ile bunların hız zaman integralleri (HZİ), mitral diyastolik doluş zamanı (mDDZ), deselerasyon zamanı, izovolümik kasılma ve gevşeme zamanları, aortik ejeksiyon süresi (EZ) ve aortik HZİ kaydedildi.
Bulgular: Atriyal fibrilasyonlu grupta aksesuvar yol en sık sol lateral bölge (n=9) yerleşimliydi; AVRT’li grupta ise bu yerleşim bir hastada görüldü. Programlı elektriksel stimülasyon sırasında AVRT’li tüm hastalarda ortodromik AVRT indüklenirken, AF’li 14 hastada AVRT gelişti ve AF’ye dejenere oldu; diğer altı hastada AF meydana geldi. Gruplar arasında, ikiboyutlu ve Doppler ekokardiyografik parametreleri açısından RFKA öncesi ve sonrası dönemde anlamlı fark görülmedi (p>0.05). Ablasyon sonrasında iki grupta da A dalga hızında ve A dalgasına ait HZİ’de anlamlı artış (p<0.05), E/A oranında anlamlı düşüş (p<0.05), mDDZ’de anlamlı uzama (p<0.001), aortik EZ’de anlamlı kısalma (p<0.01) görüldü. İşlem sonrasında tüm hastalarda preeksitasyon ortadan kalktı; hiçbir hastada taşiaritmi indüklenmedi.
Sonuç: Wolff-Parkinson-White sendromunda AF varlığı ile ilişkili ekokardiyografik bir parametre bulunamadı.
Objectives: We compared Doppler echocardiographic features before and after radiofrequency catheter ablation (RFCA) performed for Wolff-Parkinson-White (WPW) syndrome in patients with and without atrial fibrillation (AF).
Study design: Forty patients with WPW syndrome were evaluated in two groups depending on the presence of AF (6 females, 14 males; mean age 33±15 years) and atrioventricular reciprocating tachycardia (AVRT) (8 females, 12 males; mean age 32±18 years). Echocardiographic examination was performed in all the patients 24 hours before and after RFCA. Doppler parameters were recorded including E and A transmitral filling velocities and their velocity-time integrals (VTI), mitral diastolic filling time (mDFT), deceleration time, isovolumic contraction and relaxation times, aortic ejection time (ET) and aortic VTI.
Results: The most common localization of the accessory pathway was the left lateral wall (n=9) in patients with AF, compared to one patient in the AVRT group. During programmed electrical stimulation, orthodromic AVRT was induced in all the patients with AVRT; of the AF group, six patients had AF and 14 patients exhibited AVRT that degenerated into AF. The two groups did not differ significantly before and after RFCA with regard to two-dimensional and Doppler echocardiographic parameters (p>0.05). Significant changes observed in both groups after RFCA were as follows: increases in A velocity and A wave VTI (p<0.05), decrease in the E/A ratio (p<0.05), prolongation of mDFT (p<0.001), and shortening of aortic ET (p<0.01). Following the procedure, preexcitation disappeared in all the patients and none had tachyarrhythmia.
Conclusion: There were no echocardiographic parameters associated with AF in patients with WPW syndrome.

CASE REPORT
6.A case of Hennekam syndrome presenting with massive pericardial effusion
Kemal Nişli, Naci Öner, Hülya Kayserili, Türkan Ertuğrul
PMID: 18984984  Pages 325 - 328
Hennekam sendromu intestinal lenfanjiektazi ile birlikte ekstremiteler, dış genital organlar ve yüzde ciddi lenfödem ve öğrenme güçlüğü ile karakterize, otozomal resesif geçişli bir hastalıktır. Solunum sıkıntısı nedeniyle yatırılan 38 aylık erkek çocukta Hennekam sendromuyla uyumlu yüz anormallikleri ve prepisyum hiperplazisi gözlendi. Lenfanjiyografide sol göz ve sağ ayakta lenfödem saptandı. Telegrafide kardiyomegali, ekokardiyografide yaygın perikard efüzyonu saptandı. Perikard efüzyonuna yönelik olarak perikardiyosentez yapıldı. Perikard efüzyonunun tekrarlaması nedeniyle cerrahi koşullarda perikard tüp drenajı uygulandı. Beşinci günde, tüpten gelen drenaj azaldığı için perikard dreni çıkarıldı.
Hennekam syndrome is an autosomal recessive disease characterized by intestinal lymphangiectasia accompanied by severe lymphedema of the limbs, genitalia, and face, and learning difficulties. A 38-month-old boy was admitted with breathing difficulty. He had facial abnormalities and preputial hyperplasia consistent with Hennekam syndrome. Lymphangiography showed lymphedema in the left eye and right foot. Teleradiography showed cardiomegaly and echocardiography showed massive pericardial effusion. He first underwent pericardiocentesis for the removal of pericardial effusion, but pericardial tube drainage was required upon recurrence of effusion. On the fifth day, the drain was removed because of significant decrease in the drainage.

7.A rare complication of brucellosis: mitral valve endocarditis
Yeşim Güray, Sezgin Öztürk, Ayça Boyacı
PMID: 18984985  Pages 329 - 331
Brusella infeksiyonunun en ölümcül komplikasyonu olan endokarditin erken tanısı oldukça önemlidir. Brusella endokarditinde en çok aort kapağı tutulur, mitral kapak tutulumu nadirdir. Romatizmal kalp hastalığı öyküsü olan 44 yaşında erkek hasta ateş, halsizlik ve sırt ağrısı yakınmalarıyla başvurdu. Hastadan alınan ardışık üç kan kültüründe Brucella melitensis üredi. Transtorasik ekokardiyografide mitral kapak alanı 1.5 cm2 ölçüldü ve hafif mitral yetersizliği saptandı. Transözofajiyal ekokardiyografide anterior ve posterior mitral yaprakçıklar üzerinde birden fazla vejetasyon izlendi. Brusella endokarditi tanısı konan hastaya tıbbi tedavi sonrasında cerrahi planlandı.
Early diagnosis of brucella endocarditis is of paramount importance because of its fatal consequences. The most commonly affected localization is the aortic valve, while mitral valve involvement is rare. A 44-year-old male patient with a history of rheumatic heart disease presented with fever, fatigue, and back pain. Three consecutive blood cultures revealed growth of Brucella melitensis. On transthoracic echocardiography, mitral valve area was 1.5 cm2 and there was mild mitral regurgitation. Transesophageal echocardiography showed multiple vegetations on the anterior and posterior mitral valve leaflets. Combination of medical and surgical treatment was planned for the patient with the diagnosis of brucella endocarditis.

8.Coronary-to-pulmonary artery fistulas: a report of three cases
Murat Biçer, Murat Yanar, Abdulkadir Ercan, Işık Şenkaya
PMID: 18984986  Pages 332 - 334
Koroner arter ile pulmoner arter arasında görülen doğuştan fistüller nadir anomalilerdir. Bu fistüller çoğunlukla asemptomatiktir. Koroner arter ile pulmoner arter arasında fistül saptanan semptomatik üç hastaya (2 erkek, 1 kadın; yaş dağılımı 46-53) epikardiyal yaklaşımla cerrahi onarım uygulandı. Bu yaklaşım iki hastada başarılı olurken, pleksusa benzer fistülü olan bir hastada ikinci ameliyat gerekti. Vücut dışı dolaşım desteği altında, distal orifisin direkt olarak görülmesinden sonra, fistül pulmoner arter içinden kapatıldı. Hastaların altı ay ile dört yıl arasında değişen takipleri sırasında herhangi bir sorun ya da semptom görülmedi. Koroner arter ile pulmoner arter arasındaki fistüllerin onarımında pleksusa benzer varyant da göz önünde bulundurulmalı ve tedavi yaklaşımı buna göre planlanmalıdır.
Congenital coronary-to-pulmonary artery fistulas are rare anomalies and they generally have an asymptomatic course. We presented three symptomatic patients (2 men, 1 woman; age range 46 to 53 years) who underwent surgical repair via the epicardial approach for coronary-to-pulmonary artery fistulas. Treatment was successful in two patients. Reoperation in extracorporeal circulation was required in one patient having a plexus-like fistula. The distal orifice of the fistula was closed under direct vision from within the pulmonary artery. No complications or symptoms were seen during the follow-up of patients ranging from six months to four years. During repair of coronary-to-pulmonary artery fistulas, the presence of a plexus-like variant must be kept in mind and the treatment should be planned accordingly.

9.A case of simultaneous anterior, inferior, and right ventricular ST-segment elevation myocardial infarction due to occlusion of the wrapped left anterior descending coronary artery
İbrahim Akpınar, Nurcan Arat, Nilgün Işıksalan Özbülbül
PMID: 18984987  Pages 335 - 337
Elektrokardiyografik olarak anterior, inferior ve sağ ventrikül derivasyonlarında eşzamanlı olarak görülen ST-segment yükselmesi nadir bir durumdur. Elli yaşında bir erkek hasta, bir saat önce başlayan ağır, sıkıştırıcı göğüs ağrısıyla başvurdu. Tüm prekordiyal derivasyonlarda, DII, DIII, aVF ve V3R, V4R’de ST-segment yükselmesi izlendi. Koroner anjiyografide, sol ön inen (LAD) koroner arterde, ikici diyagonal dalın hemen altında, ciddi darlık görüldü. Başvurudan 40 dakika sonra, balonla genişletme ardından darlık bölgesine düz metal stent yerleştirildi ve tüm derivasyonlarda ST-segment çökmesi ve göğüs ağrısında yatışma izlendi. Ekokardiyografide, sol ventrikül apikal duvarında diskinezi, interventriküler septum ve inferior duvarda hipokinezi saptandı; sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu %40 idi. Tekrarlanan koroner anjiyografide ve BT anjiyografide LAD’nin apeksi sarmaladığı görüldü. Klinik durumu normalleşen hasta perkütan koroner girişimden beş gün sonra taburcu edildi. Ancak, girişimden 10 gün sonra, tekrarlayan sol ventrikül anterior ve inferior infarktı nedeniyle yeniden yatırıldı. Trombotik stent içi darlık başarılı balon genişletme ile giderildi. Hastanın klinik durumu düzeldi ve bir aylık izleminde herhangi bir semptom izlenmedi; elektrokardiyografi ve ekokardiyografi bulgularında kötüleşmeye rastlanmadı.
Simultaneous anterior, inferior, and right ventricular ST-segment elevation myocardial infarction is an unusual condition. A 50-year-old male patient presented with severe, squeezing chest pain of an hour onset. ST-segment elevations were detected in all precordial derivations, DII, DIII, aVF and V3R, V4R. Coronary angiography showed a significant lesion in the left anterior descending (LAD) coronary artery, just below the second diagonal branch. Balloon predilatation was performed after 40 minutes of admission, followed by bare metal stent implantation, which resulted in ST-segment resolution in all leads and relief of chest pain. Echocardiography showed dyskinesia of the left ventricular apical wall, and hypokinesia of the interventricular septum and inferior wall. Left ventricular ejection fraction was 40%. Coronary angiography and cardiac CT angiography demonstrated a wrapped LAD. The patient was discharged five days after percutaneous coronary intervention (PCI) with stabilization of his clinical status. Ten days after PCI, he presented with chest pain associated with left ventricular anterior and inferior reinfarction. Successful balloon dilatation was performed for thrombotic in-stent restenosis. His clinical condition improved and he was asymptomatic for a month, during which no signs of deterioration were observed in electrocardiographic and echocardiographic findings.

10.Development of left ventricular apical akinesis and thrombus during pericardiocentesis for pericardial tamponade
Serdar Sevimli, Şakir Arslan, Fuat Gündoğdu, Hüseyin Şenocak
PMID: 18984988  Pages 338 - 341
Perikard tamponadı olan hastalarda perikardiyosentez cerrahi drenaja göre daha pratik ve konforlu bir seçenek olmasına rağmen, sıvının hızlı boşaltılmasına bağlı olarak geçici ventrikül disfonksiyonu gelişebilmektedir. Bu yazıda, yaygın perikard efüzyonu ve kardiyak tamponad tedavisi için uygulanan perikardiyosentez sırasında sol ventrikülde segmenter duvar hareket bozukluğu ile birlikte sol ventrikül sistolik disfonksiyonu ve trombüs gelişen 42 yaşında bir kadın hasta sunuldu. Günde 500 ml olarak belirlenen sıvı çekilmesinin ikinci gününde hastada akut dispne ve taşikardi gelişti. Hastanın sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu %20’ye düştü; sol ventrikül apeksinde akinezi, septumda hipokinezi saptandı. Günlük sıvı çekimi miktarı 250 ml’ye düşürüldü. Beşinci günde yapılan ekokardiyografik kontrolde, sol ventrikül apeksinde trombüsle uyumlu, 1x1 cm büyüklüğünde bir görüntü saptandı. Hastada fraksiyone olmayan heparin infüzyonuna başlandı. Koroner anjiyografide koroner arterler normal bulundu. Bir haftanın sonunda, çekilen sıvı miktarı 50 ml’nin altına düştü. Onuncu günde hastanın ejeksiyon fraksiyonu normal değerde idi, trombüsün tümüyle çözülüp kaybolduğu görüldü. Perikard sıvısının incelemesinde tüberküloz perikarditi saptanması üzerine hastada antitüberküloz tedaviye başlandı.
Although pericardiocentesis is a more practical and comfortable alternative to surgical drainage in patients with pericardial tamponade, it may sometimes be associated with transient ventricular dysfunction due to rapid drainage of the fluid. We presented a 42-year-old female patient who developed left ventricular systolic dysfunction and thrombus concomitant with segmental wall motion disorder in the left ventricle during pericardiocentesis for the treatment of massive pericardial effusion and cardiac tamponade. The patient developed acute dyspnea and tachycardia on the second day of pericardiocentesis with a drainage of 500 ml per day. Left ventricular ejection fraction decreased to 20%, and there was akinesis in the left ventricular apex, and severe hypokinesis in the septum. The amount of daily drainage was decreased to 250 ml. Echocardiography performed on the fifth day showed an image, 1x1 cm in size, compatible with an apically located thrombus and unfractionated heparin infusion was initiated. Coronary angiography showed normal coronary arteries. At the end of the first week, the drainage decreased below 50 ml/day. Ejection fraction returned to normal at the end of 10 days and the thrombus diminished and disappeared. Analysis of the pericardial fluid showed tuberculous pericarditis and antituberculous treatment was instituted.

REVIEW
11.Cardiac resynchronization therapy: Is ECG criterion satisfying? What are the alternative modalities?
Tolga Aksu, Zehra Gölbaşı, Hatice Selçuk
PMID: 18984989  Pages 342 - 349
Kardiyak resenkronizasyon tedavisi (KRT) kalp yetersizlikli ve uzamış QRS süresi olan hastalarda mortalite ve morbiditeyi belirgin ölçüde azaltmaktadır. Önemli randomize çalışmalarda KRT için ana dahil edilme ölçütü QRS süresi olmasına rağmen, hastaların yaklaşık %30-40’ı tedaviye yanıt alınamamıştır. Bu yazıda, elektriksel ve mekanik disenkroni ile ilgili bilgiler ve ölçüm yöntemleri, elektrokardiyografik ve ekokardiyografik disenkroni göstergelerinin zayıflık ve güçlükleri, alternatif olarak önerilen daha yeni tanı yöntemleri ve tedaviye yanıtı öngörmedeki tartışmalı konular gözden geçirildi. Diğer yeni yöntemler ile birlikte ekokardiyografi güvenilir ve uygulanabilir görünmesine rağmen, geniş ileriye dönük rastgele yöntemli çalışmalar için uygun hasta seçimi gerekmektedir.
Cardiac resynchronization therapy (CRT) reduces morbidity and mortality markedly in patients with heart failure and prolonged QRS duration. Although QRS duration seems to be the main inclusion criterion for CRT in major randomized studies, nonresponders account for nearly 30% to 40% of the patients. We reviewed information on and measurement of electrical and mechanical dyssynchrony, difficulties and weaknesses of electrocardiographic and echocardiographic indices of dyssynchrony, new and alternative diagnostic modalities, and controversial issues on predicting response to treatment. Although echocardiographic assessment together with new modalities seems to be reliable and applicable in clinical practice, appropriate patient selection remains challenging for large prospective randomized trials.

12.Case Images- Coronary artery fistula detected during transesophageal echocardiography
Abdullah Tekin, Göknur Tekin, Tolga Koçum, Yücel Çölkesen
PMID: 18984990  Page 350
Abstract |Full Text PDF

CASE IMAGE
13.Case Images- Atypical left bundle branch block in a patient with hypertrophic cardiomyopathy
Özcan Özeke, Murat Ünlü
PMID: 18984991  Page 351
Abstract |Full Text PDF

14.
Uzman Yanıtları- Koroner kalsiyum skorunun tayini geleneksel risk faktörlerine katkıda bulunuyor mu? Kimlerde yapılmalı?
Muzaffer Değertekin, Aylin Yıldırır
Pages 352 - 354
Abstract |Full Text PDF

15.Comment on cardiology publications
Ertan Ural
Page 359
Abstract |Full Text PDF



Journal Metrics

Journal Citation Indicator: 0.18
CiteScore: 1.1
Source Normalized Impact
per Paper:
0.22
SCImago Journal Rank: 0.348

Quick Search



Copyright © 2023 Archives of the Turkish Society of Cardiology