ISSN 1016-5169 | E-ISSN 1308-4488
Archives of the Turkish Society of Cardiology - Turk Kardiyol Dern Ars: 33 (5)
Volume: 33  Issue: 5 - July 2005
ORIJINAL ARAŞTIRMA
1.The evaluation of left ventricular diastolic function by tissue Doppler echocardiography in white-coat hypertensive individuals
Doğan Erdoğan, Hakan Güllü, Mustafa Çalışkan, İbrahim Yıldırım, Muhammet Bilgi, Haldun Müderrisoğlu
Pages 261 - 267
Amaç: Beyaz gömlek hipertansiyonu (BGHT) olan olgularda sol ventrikül diyastolik fonksiyonu doku Doppler tekniği ile değerlendirildi ve sonuçlar sürekli hipertansif olgularla karşılaştırıldı. Çalışma planı: Çalışmaya, tanısı JNC VII ölçütlerine göre konan, hafif ya da orta derecede sürekli hipertansiyonu olan 32 olgu (ort. yaş 45.1), BGHT’li 29 olgu (ort. yaş 46.6) ve normotansif 35 sağlıklı kontrol (ort. yaş 44.5) alındı. Olguların hiçbiri daha önce antihipertansif tedavi görmemişti; hiçbirinde herhangi bir ek sistemik hastalık ve koroner arter hastalığı risk faktörleri yoktu. Sol ventrikül diyastolik fonksiyonu konvansiyonel Doppler ve doku Doppler ekokardiyografi ile değerlendirildi. Bulgular: Yaş, cinsiyet, beden kütle indeksi, serum lipid ve kan şekeri düzeyleri, klinik sistolik ve diyastolik kan basınçları iki hipertansiyon grubunda benzer bulundu (p>0.05). Sürekli hipertansiyon grubunda ambulatuar kan basıncı değerleri diğer iki gruba göre anlamlı derecede yüksekti (p<0.05). Hem konvansiyonel hem de doku Doppler kullanılarak elde edilen diyastolik fonksiyon parametreleri bakımından BGHT ve sürekli hipertansiyon grupları arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Buna karşın, BGHT grubu ile kontrol grubu arasında bazıları istatistiksel olarak anlamlı düzeye de ulaşan farklar saptandı. Sonuç: Önemli kardiyak risk faktörü ve herhangi bir sistemik hastalık yokluğunda bile, BGHT’li kişilerde sol ventrikül diyastolik fonksiyonu, sürekli hipertansif bireylerdekine benzer derecede bozulmaktadır. Bu olgularda başka risk faktörleri de varsa antihipertansiflerle tedavi uygun olabilir.
Objectives: We evaluated left ventricular diastolic function using tissue Doppler imaging in cases with white-coat hypertension (WCH) and compared the results with those of sustained hypertensives. Study design: The study included 32 subjects (mean age 45.1 years) with mild to moderate sustained hypertension according to the JNC VII criteria, 29 subjects (mean age 46.6 years) with WCH, and 35 normotensive healthy controls (mean age 45.5 years). None of the subjects had previously received antihypertensive treatment, nor did they have any systemic disease or risk factors for coronary artery disease. Left ventricular diastolic function was assessed by both transthoracic conventional Doppler and tissue Doppler echocardiography. Results: There were no significant differences between the two hypertension groups with respect to age, gender, body mass index, lipids and glucose levels, and office systolic and diastolic blood pressures (p>0.05). Ambulatory blood pressures were significantly higher in the sustained hypertension group than those of the other groups (p<0.05). Left ventricular diastolic parameters obtained by transthoracic conventional Doppler and tissue Doppler echocardiography were similar between the two hypertension groups (p>0.05). However, parameters found in the WCH group were different from those of the controls, some of which reached statistical significance. Conclusion: Even in the absence of a systemic disease or a major risk factor for cardiac disease, WCH is associated with significant impairment in left ventricular diastolic function, similar to that seen in sustained hypertension. In case of accompanying risk factors, these subjects may well be considered to be candidates of antihypertensive treatment.

2.The effect of exercise on a bicycle ergometer on diastolic filling parameters in patients with diastolic dysfunction
Arda Şanlı Ökmen, Aydın Yıldırım, Özer Soylu, Seden Erten Çelik, Ertan Ökmen, Tuna Tezel
Pages 268 - 275
Amaç: Diyastolik disfonksiyonun erken evrelerinde dispne ve çabuk yorulma şeklindeki kalp yetersizliği semptomları sadece egzersiz sırasında belirgin hale gelmektedir. Bu çalışmada, relaksasyon bozukluğu saptanan (evre 1 diyastolik disfonksiyon) hastalarda egzersiz sırasında sol ventrikül diyastolik doluş parametrelerindeki değişiklikler değerlendirildi ve bunların semptomlarla ilişkisi araştırıldı. Çalışma planı: Çalışmada, iskemik kalp hastalığı dışındaki bir nedenle yapılan ekokardiyografik incelemede evre 1 diyastolik disfonksiyon dışında bir anormallik saptanmayan 49 hasta (27 kadın, 22 erkek; ort. yaş 56±8; dağılım 36-77) ve yaş (ort. 54±12; dağılım 33-61) ve cinsiyet (9 kadın, 7 erkek) açısından benzer özelliklerde 16 sağlıklı kişi incelendi. Kırk hastada (%81.6) hipertansiyon vardı. İki grupta da istirahatte ve bisiklet ergometrisi ile uygulanan maksimal egzersiz sırasında diyastolik fonksiyon parametreleri kaydedilerek egzersize yanıt ve semptomlarla ilişkisi araştırıldı. Bulgular: Hasta grubunda istirahatteki E ve A dalga amplitüdleri ve E/A oranı egzersiz ile anlamlı derecede artış gösterdi (sırasıyla, %80, p=0.0003; %44, p=0.0004; %25, p=0.0004); deselerasyon zamanı ise hafif derecede kısaldı (p=0.07). Kontrol grubu E dalga hızında çalışma grubundakine benzer bir artış (%68) görülmesine rağmen, çalışma grubundaki egzersizle değişimin mutlak değerleri ile karşılaştırıldığında anlamlı değildi; A dalga hızındaki artış (%76) ise çalışma grubundaki egzersizle değişimin mutlak değerleri ile karşılaştırıldığında anlamlı bulundu (p=0.011). E ve A hızlarında benzer artışlar nedeniyle E/A oranı kontrol grubunda anlamlı derecede değişmedi. Sonuç: Diyastolik disfonksiyonlu hastalarda egzersiz ile E/A oranında göreceli bir artış olmasına rağmen, önyük artışı, taşikardi ile azalan deselerasyon zamanı ve aktif doluş hızındaki (A dalga hızı) yetersiz artış dispne ve yorgunluk gelişiminden sorumlu olabilir.
Objectives: During the early stages of diastolic dysfunction, symptoms of heart failure including dyspnea and fatigue become manifest only during exercise. The aim of this study was to evaluate the changes in the left ventricular diastolic filling parameters during exercise and their relationship with ensuing symptoms in patients with abnormal relaxation (grade 1 diastolic dysfunction). Study design: The study included 49 patients (27 females, 22 males; mean age 56±8 years; range 36 to 77 years) with grade 1 diastolic dysfunction, without ischemic heart disease or any other echocardiographic abnormalities, and 16 healthy controls (9 females, 7 males; mean age 54±12 years; range 33 to 61 years). Forty patients (81.6%) had hypertension. Diastolic function parameters during rest and at maximal exercise (performed by bicycle ergometer) were recorded, and response to exercise and relationship with symptoms were assessed. Results: In the patient group, E and A wave amplitudes and the E/A ratio significantly increased at maximal exercise (80%, p=0.0003; 44%, p=0.0004; 25%, p: 0.0004, respectively), with a slight decrease in the deceleration time (p=0.07). A similar increase was observed in E wave velocity (68%) in the control group, but this was not significant when compared with the absolute values of increase in the patient group. However, the increase in A wave velocity (76%) was significant when compared with the absolute values of increase in the patient group (p=0.011). The E/A ratio did not change significantly in the control group because of similar increases in E and A velocities. Conclusion: Despite a relative increase in the E/A ratio, exercise-related dyspnea and fatigue seen in patients with diastolic dysfunction may be associated with an increased preload, decreased deceleration time, and an insufficient increase in active filling velocity (A wave velocity).

3.A rational cost-assessment system should take risk factors into consideration: an evaluation of package pricing for coronary angiography procedures
Mehmet Birhan Yılmaz, Arş.Gör.N.Çağdaş Büyükkaramıklı, End.Müh.Nesrin Çakan, End.Müh.Övgü Kalem, End.Müh.Sultan Karan, End.Müh.F.Orçun Koçak, Şule Korkmaz, Adnan Çobanoğlu
Pages 276 - 280
Amaç: Paket fiyat uygulaması, diğer branşlarda olduğu gibi, kardiyovasküler hastalıkların tanı ve tedavisindeki işlemlere de uygulanmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nde uygulanan koroner anjiyografi işlemlerinin gerçek maliyeti ile bu işlemler için uygulanmakta olan paket fiyatı karşılaştırıldı. Çalışma planı: Çalışma grubunu, 2003 yılı boyunca koroner anjiyografi açısından en fazla ve en az işlem yapılan aylara (Kasım ve Haziran) ait 294 ardışık hasta (134 kadın, 160 erkek; ort. yaş 58±11) oluşturdu. Taburculuk sonrası belirlenen ücret hedef değişken olarak kabul edilerek, hastalar yatış süresi, cinsiyet, yaş, eşlik eden ciddi kapak hastalığı, aort yetersizliği ile orta-ciddi mitral ve aort darlığı, böbrek veya karaciğer fonksiyon bozukluğu, sistolik kalp yetersizliği, obezite, önceden baypas ameliyatı olma, hipertansiyon ve diyabetes mellitus hastası olma durumuna göre incelendi. Maliyet değişkenleri lineer regresyon analiziyle değerlendirildi. Bulgular: Böbrek fonksiyon bozukluğu, eşlik eden ciddi kapak hastalığı, 65'ten büyük yaş ve uzamış hastanede yatış süresinin (>3 gün) maliyeti anlamlı düzeyde artırdığı görüldü. Çok değişkenli lineer regresyon analizinde ise böbrek fonksiyon bozukluğu (p<0.001), ciddi kapak hastalığı (p=0.011) ve hastanede yatış süresinin (p<0.001) maliyeti bağımsız olarak artırdığı saptandı. Paket fiyat-birim maliyet karşılaştırmasında, paket fiyatın en fazla %20’lik bir risk grubuna kadar karlılığını sürdürdüğü, daha fazla riske sahip olan gruplarda ise hastaneyi zarara soktuğu görüldü. Sonuç: Paket fiyat uygulamasının hastaneler için yararlı olabilmesi için maliyetin hesaplanmasında risk gruplarının göz önüne alınması gerekir.
Objectives: Package pricing is applied to diagnostic and therapeutic modalities of cardiovascular diseases as well as to those of other medical branches. This study was designed to compare the actual costs and the package prices of coronary angiography procedures performed in the Cardiology Clinic of Turkey Yuksek Ihtisas Hospital. Study design: The study included coronary angiography procedures performed in November and June, the most and the least number of procedures seen in 2003, respectively. A total of 294 consecutive patients (134 women, 160 men; mean age 58±11 years) were enrolled. The overall price calculated at the time of discharge was evaluated as the target variable. Patient- and disease-related variables included length of stay, sex, age, accompanying severe valve diseases, aortic insufficiency, mild to moderate mitral and aortic stenosis, renal or hepatic dysfunction, systolic heart failure, obesity, previous bypass operations, hypertension, and diabetes mellitus. Multiple linear regression analysis was used to determine independent cost predictors. Results: Renal dysfunction, accompanying severe valve disease, age above 65 years, and prolonged length of stay (>3 days) were found to significantly increase the overall costs. In multiple regression analysis, renal dysfunction (p<0.001), severe valve disease (p=0.011), and prolonged length of stay (p<0.001) were independent variables. Comparison between the package prices and the actual costs showed that the beneficial role of the package pricing was at most confined to the 20-percent of risk distribution, and the more risks involved, the more it was at the expense of the hospital. Conclusion: To avoid economic losses on the part of hospitals, risk groups should be taken into consideration in the implementation of package pricing policy.

DERLEME
4.Is package pricing in favor of patients or institutions?
Vedat Aytekin
Pages 281 - 283
Abstract |Full Text PDF

5.Anomalous left main coronary artery arising from the right sinus of Valsalva in a patient presenting with exercise-induced angina and syncope
İsmail Bıyık, Oktay Ergene
Pages 284 - 286
Altmış sekiz yaşında kadın hasta, ilk kez gelişen bayılma, üç yıldır devam eden efor anginası ve çarpıntı yakınmaları ile başvurdu. Koroner anjiyografide, hastada sol ana koroner arterin sağ Valsalva sinusundan çıktığı, çıkan aort ve pulmoner trunkus arasında seyrettiği ve herhangi bir aterosklerotik koroner arter hastalığı bulgusu olmadığı görüldü. Ventrikülografide önemli derecede mitral kapağı yetersizliği saptandı. Bu bulgular sonucunda, hastaya mitral kapak replasmanı ve sol koroner sisteme profilaktik baypas cerrahisi önerildi. Olgumuzda olduğu gibi, sol ana koroner arterin interarteriyel seyrettiği durumlarda profilaktik cerrahi girişim önerilebilir.
A 68-year-old woman was admitted with complaints of palpitations and syncope of recent onset. She was suffering from exercise-induced angina for three years. Coronary angiography revealed no signs of atherosclerotic coronary artery disease, but an anomalous course of the left main coronary artery (LMCA) arising from the right sinus of Valsalva and passing between the pulmonary trunk and the ascending aorta. Ventriculography showed significant mitral regurgitation. Based on these findings, mitral valve replacement and prophylactic bypass surgery were recommended. Like in the presented case, prophylactic surgery may be considered in the presence of the interarterial course of the LMCA.

6.DDD-R pacemaker implantation in a patient with A-V complete block and hypertrophic obstructive cardiomyopathy
Turgut Karabağ, Kurtuluş Özdemir, Bülent Altunkeser, Fatih Koç
Pages 287 - 290
Hipertrofik obstrüktif kardiyomiyopatide (HOKM), iki odacıklı pacemaker (DDD) uygulaması, seçilmiş hastalarda sol ventrikül çıkış yolu (SVÇY) gradiyentini azaltan ve semptomları düzelten etkili bir yöntemdir. Kliniğimize atriyoventriküler tam blok, HOKM ve üçüncü derece mitral kapak yetersizliği tanılarıyla yatırılan 78 yaşındaki bir erkek hastaya DDD-R pacemaker takıldı. Uygulama sonrasında hastanın SVÇY gradiyentinde anlamlı azalma, fonksiyonel kapasitesinde ve semptomlarda ciddi düzelme görüldü.
Dual chamber permanent pacemaker (DDD) implantation is an effective method which reduces the severity of left ventricular outflow tract (LVOT) gradient and relieves the symptoms in selected patients with hypertrophic obstructive cardiomyopathy (HOCM). A 78-year-old male patient underwent DDD-R pacemaker implantation following admission with complete atrioventricular block, HOCM, and mitral regurgitation of grade III. Following the procedure, a significant decrease in LVOT gradient and serious improvement in functional capacity and symptoms were seen.

OLGU
7.Surgical treatment of an extracranial carotid artery aneurysm
Ahmet Şaşmazel, Cihangir Çelik, Cihangir Ersoy, Atıf Akçevin
Pages 291 - 293
Ekstrakranyal karotis arter anevrizması seyrek görülür. Bütün periferik arter anevrizmalarının %1-4’ünü oluşturur. Elli dokuz yaşında kadın hasta sağ boyunda submandibüler bölgede kitle ile kliniğimize başvurdu. Hastada tinnitus şikayeti vardı. Fizik muayenede sağ mandibulanın altında pulsatil kitle saptandı. Doppler ultrasonografide karotis anevrizması saptandı ve anjiyografide internal karotis arterden köken alan 2 cm çapında anevrizma kesesi görüldü. Cerrahi tedavi olarak anevrizma rezeksiyonu sonrasında internal karotis arterin proksimal ve distali uç uca anastomozla birleştirildi. Hastanın ameliyat sonrası dördüncü yılındaki kontrolünde herhangi bir şikayeti görülmedi.
Extracranial carotid artery aneurysms are rare, making up only 1-4% of all peripheral artery aneurysms. A 59-year-old female patient presented with a right submandibular mass. She also had a complaint of tinnitus. There was a pulsatile submandibular mass on physical examination. Doppler ultrasonography showed an aneurysm of the carotid artery and carotid angiography demonstrated a 2-cm aneurysmal sac originating from the internal carotid artery. Surgical resection of the aneurysm was performed followed by an end-to-end anastomosis of the internal carotid artery. The patient had no complaint in the postoperative fourth year

DERLEME
8.Sudden cardiac death: primary prevention
Bülent Özin, Erdem Diker
Pages 294 - 303
Kalp kökenli ani ölüm (ani kalp ölümü), en sık gözlenen ölüm şeklidir. Kardiyovasküler hastalıklar sonucu olan ölümlerin yaklaşık yarısı ani ölüm şeklinde olmaktadır. Ventrikül taşiaritmileri, özellikle ventrikül fibrilasyonuna dönüşen monomorfik ventrikül taşikardileri, ani ölümün en sık nedenleridir. Hastaların %80’inde eşlik eden koroner arter hastalığı ani ölüm açısından en önemli risk faktörüdür. Bazı hastalarda ani ölüm koroner arter hastalığının ilk ve son belirtisi olarak ortaya çıkar. İmplante edilen kardiyoverter defibrilatörlerin ani ölümü önlemedeki başarısı, bu durumun önlenmesinin mümkün olduğunu göstermiştir. Bu yazıda ani ölüm risk faktörleri ile çeşitli hastalıklarda ani ölümün önlenmesi konusunda yapılan birincil koruma çalışmaları değerlendirilmiştir.
Sudden cardiac death is the most common mode of death, accounting for approximately half of the mortality from cardiovascular diseases. Ventricular tachyarrhythmias, especially sustained monomorphic ventricular tachycardia degenerating to ventricular fibrillation are the most common cause of sudden death. About 80% of the victims have coronary artery disease and sudden death is the first manifestation of the disease in a substantial number of patients. Implantable cardioverter defibrillators have been shown to be effective in preventing sudden cardiac death in various situations. In this article, the risk factors for sudden cardiac death, and the results of relevant studies on its primary prevention in certain diseases are reviewed.

9.Platypnea-orthodeoxia syndrome and its transcatheter treatment
Hürkan Kurşaklıoğlu, Atila İyisoy
Pages 304 - 308
Oturma veya ayağa kalkmayla ortaya çıkan ve yatmakla düzelen dispne ve hipoksi platipne-ortodeoksi sendromu olarak adlandırılmaktadır. İlk kez 1949 yılında tanımlanan bu sendrom yaklaşık 150 olguda bildirilmiştir. Olgular genellikle ileri yaşlardadır ve büyük çoğunluğunda intrakardiyak bir sağ-sol şant bulunmaktadır. Akciğer ve karaciğer hastalıkları, ilaç toksikasyonları ve perikard hastalıklarında da bu sendroma rastlanmaktadır. İntrakardiyak şant bulunan hastaların çoğunluğunda foramen ovale açıklığı bulunmaktadır. Son zamanlarda, foramen ovale açıklığının kateter ile kapatılması sonucu platipne-ortodeoksi sendromu bulunan olguların başarıyla tedavi edildiği bildirilmektedir. Bu yazıda, platipne-ortodeoksi sendromunun özellikleri, tanı yöntemleri ve tedavisindeki son gelişmeler özetlendi.
Platypnea-orthodeoxia is characterized by dyspnea and hypoxia occurring with a change to a sitting or standing posture from a recumbent position. About 150 cases have been reported since the first description of the condition in 1949. The majority of cases are older individuals having an intracardiac right-to-left shunt. This syndrome can also be associated with lung and liver diseases, drug intoxication, and pericardial diseases. Most of the affected patients with an intracardiac shunt present with a patent foramen ovale. Recently, there have been reports of successful management of platypnea-orthodeoxia syndrome by transcatheter closure of the patent foramen ovale. In this review, characteristic features of, and diagnostic methods for platypnea-orthodeoxia syndrome are summarized together with recent advances in its treatment.

OLGU
10.The use of multislice computed tomography following unsuccessful attempt for coronary angiography in a case with aortic coarctation
Vedat Aytekin, Alp Burak Çatakoğlu, Burak Özme, Cihan Duran
Page 311
Abstract |Full Text PDF

11.Difficulties in professional practice as a cardiologist in a rural setting: recommendations for improvement
Mutlu Vural
Pages 312 - 313
Abstract |Full Text PDF

12.Comment on cardiology publications
Ertan Ural
Page 314
Abstract |Full Text PDF



Journal Metrics

Journal Citation Indicator: 0.18
CiteScore: 1.1
Source Normalized Impact
per Paper:
0.22
SCImago Journal Rank: 0.348

Quick Search



Copyright © 2024 Archives of the Turkish Society of Cardiology



Kare Publishing is a subsidiary of Kare Media.