ISSN 1016-5169 | E-ISSN 1308-4488
Archives of the Turkish Society of Cardiology - Turk Kardiyol Dern Ars: 21 (5)
Volume: 21  Issue: 5 - September 1993
1.Summaries of Articles

Pages 276 - 279
Abstract |Full Text PDF

DERLEME
2.Clinical Investigations Effect of Left Ventricular Hypertrophy on Late Potentials in Hypertensive Patients with Normal Coronary Angiograms
Cevat KIRMA, Tahsin BOZAT, Mehmet ÖZKAN, Ahmet DİRİCAN, Oral PEKTAŞ
Pages 280 - 285
Sol ventrikül hipertrofisi (SVH) prognozu olumsuz yönde etkilemektedir. Bu olumsuz etkilerin çoğu ventriküler aritmi üzerinden gelişmektedir. Bu çalışma ventriküler aritmi ve geç potansiyel (GP) sıklığını belirlemek üzere koroner anjiyogramları normal bulunan 51 hipertansif olgu (25'i erkek, 26'sı kadın, yaş ortalaması: 56) ekokardiyografik değerlendirmeyle SVH varlığına (grup 1) ve yokluğuna (grup 2) göre iki gruba ayrıldı. Ventriküler aritmi araştırılması için 51 olgumuzda 24 saatlik Holter monitörizasyonu ve 44'ünde ise geç potansiyel analizi için sinyal-ortalamalı EKG tetkiki yapıldı. Ventriküler aritmi değerlendirildiğinde, saatte 1'den fazla ventriküler erken vuru grup 1'de 60, grup 2'de ise % 31 oranında saptandı (p<0.5). Ayrıca grade 1'den daha ciddi ventriküler aritmiler grup 1'de % 44, grup 2'de ise % 4 oranında bulundu (p<0.1). Geç potansiyel değerlendirilmesinde, her iki grup arasında anlamlı fark bulundu (filtre edilmiş QRS süresi grup I4de 115±13 msn, grup 2'de ise 99±12 msn; LAS40 süresi grup I'de 39±13, grup 2'de ise 24±11 msn; RMS40 voltajı grup 1'de 22±18 mikrovolt grup 2'de ise 37±19 mikrovolt olarak bulundu ve aralarında anlamlı fark saptandı, sırasıyla p<0.1). Sonuç olarak SVH, ventrikül aritmi sıklığında artışa ve daha ciddi ventriküler aritmilerin görülmesine neden olmakta, aynı zamanda filtre edilmiş QRS ve LAS40 süresini uzatmakta ve RMS40 voltajını düşürmektedir.
Left ventricular hypertrophy (LVH) has an ominous sign on prognosis which is in part due to ventricular arrhythmias. To determine the incidence of ventricular arrhythmias and of late potentials in 51 hypertensive patients (25 male, 26 female, mean age: 56), those with normal coronary angiographic findings were categorized according to echocardiographic criteria into cases with LVH (group 1), and without LVH (group 2). For the evaluation of ventricular arrhythmias, 24-hour ambulatory electrocardiograms (ECG) were recorded in 51 patients and signal averaged ECG in 44 patients for late potential analysis. Sixty percent of patients in group 1 had more than 1 ventricluar extrasystole per hour, while this was in only 31 % of patients in group 2 (p<0.05). Furthermore, among patients in group 1, 44 % had more serious ventricular arrhythmias than grade I, whereas this was seen in 4 % of the patients in group 2 (p<0.01). In late potential analysis, significant difference existed between the two groups: filtered QRS in group 1, 115±13 msec versus 99±12 msec in group 2; LAS40 in group 1, 39±13 msec, versus 24±11 msec in group 2; RMS40 in group 1, 22±18 microvolt versus 37±19 in group 2; p<0.01, respectively. We conclude that LVH increases the frequency and severity of ventricular arrhytmias and also prolongs filtered QRS and LAS40 duration while decreasing RBS40 voltage.

3.Changes of Blood Pressure and its Relation with Plasma Glucose and Insulin Concentration During Oral Glucose Tolerance Test in Patients with Essential Hypertension
Sezer M.KARCIER, Metin CANER
Pages 286 - 289
Esansiyel hipertansiyonlu yaşları 32-79 arasında (56.4±10) 54 hastada ve yaşları 31-70 arasında (51.7±12.6) 21 normal kişide OGTT esnasında kan basıncı (KB), kalp hızı (KH), insülin (1) ve glikoz (G) düzeyleri ve birbirleriyle ilişkileri araştırıldı. 15 günlük bir ilaç kesme döneminden sonra yatar pozisyonda KB ve KH ölçüldü. I, G tayini için kan örnekleri alındı. Bilahare 75 gr glikozla 4 saatlik OGTT yapıldı. OGTT'nin 1. ve 3. saatlerinde 1, her saat G düzeyleri ölçüldü ve her yarım saatte bir KH ve KB ölçüldü. Hipertansif hastalarda OGTT esnasında sistolik kan basıncında (SKB) ve diyastolik kan basıncınd (OKB) anlamlı düşmeler oldu. KH'ında anlamlı değişiklik olmadı. OGTT esnasında normal kişilerin KB ve KH'ında anlamlı değişiklik olmadı. Hastalar bir kez de 30-80 yaş arasında dekadlara ayrılarak incelendi. Her dekadda sırasıyla 4,12,14,18,6 hasta bulunmaktaydı. Glikoz yükleme esnasında bütün gruplarda KB az, çok düştü. Fakat 50-69 ve 60-69 yaş dekadlarında SKB, 40-49, 50-59 ve 60-69 yaş dekadlarında DKB anlamlı olarak düştü. Bu beş hasta grubunun OGTT süresince 1 ve G düzeyleri arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Sonuç olarak, hipertansif hastalarda oral glikoz yüklemesinden sonra KB düşmesinde serum glikozuna bağlı bazı faktörlerin rol oynayabileceği kanısına varıldı.
The blood pressure (BP), heart rate (HR), plasma glucose (G) and insulin (I) concentration and their relation with each other during oral glucose tolerance test (OGTT) were studied in 54 patients aged 32-79 (mean 56.4±10) with essential hypertension and in 21 normal subjects aged 31-70 (mean 51.7±12.6). After a 2-week washout period without therapy, BP and HR were recorded in supine position. Blood samples were taken for G and I concentration. THen OGTT lasting 4 hours was performed with 75 g glucose. Blood samples for I were taken at first and third hour of OGTT and for G at every hour. BP and HR were recorded at every 30 minutes. Systolic (SBP) and diastolic blood pressures (DBP) during OGTT significantly declined in hypertensive patients. There was no significant change in HR. BP and HR did not change significantly in normal subjects. The patients were evaluated in five age groups between ages 30 to 80, comprising 4,12,14,18 and 6 patients, respectively. The blood pressure decreased slightly in all groups during oral GTT. But the significant reduction in SBP was seen only in sixth and seventh decades while the DBP declined in the fifth, sixth and seventh decades. In these groups there was no significant difference between I and G concentrations during OGTT. It is concluded that the reduction of BP in hypertensive patients after OGTT might be related to some factors associated with plasma glucose concentration.

4.The Relationship Between Coronary Artery Disease and Hyperinsulinemia in the Nonobese and Normotensive Patients
Hüsniye YÜKSEL, Fikret SİPAHİOĞLU, Murat ERSANLI, Münire HACIBEKİROĞLU, Üstün KORUGAN, Cem DEMİROĞLU
Pages 290 - 292
Normotensif ve normal kilolu hastalarda koroner arter hastalığı (KAH) hiperinsülinemi ilişkisini göstermek için yapılan bu çalışmada KAH anjiyografi ile tesbit edilmiş 32 hasta ile yine KAH olmadığı anjiyografik olarak gösterilmiş 10 olgu incelendi. Bunlarda 6 saatlik oral glukoz tolerans testi (OGTT) yapıldı. Açlık ve 1 saat ara ile glisemi ve insülinemi düzeyleri saptandı. Ayrıca açlık total kolesterol, yüksek dansiteli (HDL) kolesterol ve trigliserid düzeylerine bakıldı. KAH olan grupla KAH olmayan grup kolesterolemi ve HDL kolesterol düzeyleri açısından birbiri ile karşılaştırıldığında ise iki grup arasında fark gözlenmedi. Trigliseridemi aterosklerotik grupta anlamlı olarak yüksek idi (p<0.05). Aterosklerotik grupta hiperinsülinemi sıklığı % 47 iken aterosklerotik olmayan grupta % 10 bulundu. Aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0.05). KAH olan grupta hiperinsülinemisi olanlarda trigliseridemi 204.7±100.6 mg/dl, normoinsülinemisi olanlarda 170.3±95.6 mg/dl düzeylerinde farklı olarak bulundu. Bu bulgularla hiperinsülineminin obesite ve hipertansiyondan bağımsız olarak KAH için bir risk faktörü olduğu yargısına varılabilir.
The aim of our study was to determine the role of hyperinsulinemia as a risk factor of coronary artery disease (CAD). We studied 42 persons in 32 of whom a significant lesion was detected in one or more coronary arteries by coronary angiography, while 10 of them were angiographically normal. Plasma total cholesterol, high density lipoprotein (HDL) cholesterol and triglyceride values were measured. A six-hour oral glucose tolerance test was performed and venous blood was drawn hourly for the determination of glucose and insulin. The group with CAD showed no difference from the control group with respect to total cholesterol and HDL-cholesterol levels. Plasma triglycerides were significantly higher in the group with CAD (p<0.05). The ratio of hyperinsulinemic patients was higher in the atherosclerotic group (47 % versus 10 %, p<0.05). In the group with CAD hyperinsulinemic patients' triglyceride levels wer ehigher than in the group with normoinsulinemia (204.7±100.6 mg/dl versus 170.3±95.6 mg/dl). These results suggest that hyperinsulinemia is related to atherosclerosis.

5.Assessment of Cardiac Functions in Leprosy Patients by Echocardiography
Y.Emir DÖNDER, Oğuz AYHAN, Y.Ali DEMİR, Ahmet YILDIRIM, Ramiz ÇOLAK, Coşkun YILDIZ, Sami AYHAN, NADİ ARSLAN
Pages 293 - 297
Lepralı 30 olgunun (22 erkek, 8 kadın, ortalama 47±2 yaş) kardiyak ve periferik hemodinamileri B-mode, M-mode ve kontinü Doppler ekokardiyogramlar uygulanarak incelendi ve 20 sağlıklı bireyden (15 erkek, 5 kadın, ortalama 45±2 yaş) oluşan kontrol grubu (KG) ile karşılaştırıldı. Lepralı olgularda KG'na göre sol ventrikül diyastolik çapının arttığı (46.63±0.59 mm, 44.35±1.17 mm, p<0.05), erken diyastolik zirve akım hızının (EVP) azaldığı (62.86±1.74 cm/sn, 67.90±2.39 cm/sn, p<0.05), geç diyastolik zirve akım hızının (AVP) arttığı (68.13±2.52 cm/sn, 61.75±2.33 cm/sn, p<0.05). E/A oranının azaldığı (0.95±0.04, 1.12±0.05, p<0.01), erken diyastolik ortalama akım hızının (EVM) azaldığı (12.16±0.54 cm/sn, 13.50±0.51 cm/sn, p<0.05), geç diyastolik ortalama akım hızının (AVM) arttığı (13.73±0.43 cm/sn, 11.45±0.61 cm/sn, p<0.005), atrial indeksin arttığı (0.53±0.01, 0.45±0.01, p<0.0005), EVM integralin azaldığı (9.50±0.48 cm, 11.21±0.50 cm, p<0.025), AVM integralin arttığı (10.7±0.41 cm, 9.50±0.55 cm, p<0.05) ve EVM integral/AVM integral oranının azaldığı (0.89±0.03, 1.20±0.03, p<0.0005) gözlenmiştir. Sonuçta, lepralı hastalarda sol ventrikül diyastolik fonksiyon parametrelerinin bozulduğu, fakat sistolik fonksiyon ve periferik hemodinami ile ilgili parametrelerin etkilenmediği saptanmıştır.
Cardiac and peripheral hemodynamics of 30 leprosy patients (22 men, 8 women, average 47±2 years) were investigated by using B-mode, M-mode, and continuous Doppler echocardiograms and compared with a control group (CG) which consisted of 20 healthy individuals (15 men, 5 women, average 45±2 years). The patients had been admitted to a local lepra hospital but in whom the lepra treatment had been discontinued 1-20 years previously. They were considered by dermatologists as having lepra sequelaer. In leprosy patients it was observedthat, as compared to the CG, left ventricular diastolic dimension was hugher (46.63±0.59 mm, 44.35±1.17 mm, p<0.05), early diastolic peak flow velocity (EVP) lower (62.86±1.74 cm/sec, 67.90±2.39 cm) sec, p<0.05), late diastolic peak flow velocity (AVP) was elevated (68.13±2.52 cm/sec, 61.75±2.33 cm/sec, p<0.05), E/A ratio diminished (0.95±0.04, 1.12±0.05, p<0.01), early diastolic mean flow velocity (EVM) was decreased (12.16±0.54 cm/sec, 13.50±0.51 cm/sec, p<0.05), late diastolic mean flow velocity (AVM) increased (13.73±0.43 cm/sec, 11.45±0.61 cm/sec, p<0.005), atrial index raised (0.53±0.01, 0.45±0.01, p<0.0005), EVM integral decreased (9.50±0.48 cm, 11.21±0.50 cm, p<0.025), AVM integral higher (10.71±0.41 cm, 9.50±0.55 cm, p<0.05), and EVM integral/AVM integral ratio was decreased (0.89±0.03, 1.20±0.03, p<0.0005). Thus, left ventricular diastolic function parameters were impaired, but parameters of systolic and peripheral hemodynamics were not affected in leprosy patients.

6.Ischemia-dependent Elevation of Creatine Phosphokinase Myocardial Isoenzyme and Additive Effects to the Diagnostics of Exercise Testing
Neşe ÇAM, Kadir GÜRKAN, Öner ENGİN, Recep ÖZTÜRK, Ümit İÇEL, Sami ÜNAL
Pages 298 - 300
Kreatin fosfokinazın miyokardiyal izoenziminin (CKMB), nekroz olmaksızın iskemiye bağlı olarak hafif artışlar gösterdiği iddia edilmiştir. Çalışmamızda bu konu irdelenmiş, anlamlı sonuç elde edildiği takdirde egzersiz testinin tanı değerine katkısı araştırılmıştır. Bu amaçla, egzersiz testleri iskemi bulguları veren ve koroner anjiyografileri yapılan 42 hasta incelenmiştir. Koroner anjiyogramlarında > % 70 damar lezyonu olan 55±7 yaşlarında, 25'i erkek, 7'si kadın olmak üzere 32 hastanın test öncesi ve testten 5 saat sonraki CKMB farkları (D CKMB), koroner anjiyogramları normal olan 52±7 yaşlarında (p>0.3), 9'u erkek, 1'i kadın 10 hastanın değerleri ile kıyaslanmıştır (7.61±5.5, 1.75±2.3, p<0.001). Egzersiz süresinin koroner arter hastası olan grupta daha kısa olması nedeniyle (7.24±2.2 dakika, 9.53±2.3 dakika, p<0.02), bu farkın iskemiye bağlı olduğu aşikardır. ? CKMB'ye bağlı test sonuçları % 60 özgüllük, % 84 duyarlıktadır. Bu sonuçlar, 6. saatteki D CKMB'nin egzersiz testinin tanı değerine olumlu katkısı olacağını düşündürmektedir.
Myocardial isoenzyme of creatine phosphokinase (CKMB) has been demonstrated to rise slightly due to myocardial ischemia without necrosis. In our study, it was aimed to scrutinize this claim and to search whether there were or not additive effects to the diagnostics of exercise testing. For this purpose, 42 cases whose exercise test results for ischemia had been diagnosed as positive were studied before performing their coronary angiographies. The difference of CK-MB values (D CKMB), that was obtained just before testing and 6 hours latter, in the group of 32 cases (52±7 age, 25 male and 7 female) who had critical lesions on their coronary angiograms, were compared with those of 10 cases (42±7 age -p>0.3-, 9 male, 1 female) with normal coronary arteries (7.61±5.5, 1.75±2.3, p<0.001). In view of the shorter exercising periods of the first group (7.24±2.2 vs 9.53±2.3 minutes, p<0.02), it is likely that the significant difference was due to ischemia. By means of ? CKMB related results, a 60 % specificity and 84 % sensitivity have been obtained. These findings suggest that D CKMB of the sixth hour may be of additive value for the diagnostics of exercise testing.

7.The Course of Left Ventricular Potentials in the First 15 Months of Life. ECG Findings Based on Follow-up of Normal Newborns
Gülay AHUNBAY, Teoman ONAT
Pages 301 - 307
Yenidoğandan itibaren 43, bir aylıktan itibaren 49 ve 2 aylıktan itibaren 56 bebekte longitudinal izleme sonuçlarına göre sol kuvvetleri temsilen V5 ve V6'da R amplitüdü başlangıçta hızlı olmak üzere 2° bir polinomiyali izleyerek sütçağında artmaktadır. Soldaki potansiyel artışı standart derivasyonlardan elde edilen ve yaşa bağlı voltaj faktör sabit tutulduğunda da ilk 2 ayda önemlidir. Bu dönemde S amplitüdü de azalmaktadır. Bu nedenle, ilk yılda solda R/S oranı veya R dalgasının R+S toplamına olan oranı çok anlamlı olarak artmaktadır. Diğer taraftan, sağ derivasyonlardaki S amplitüdü de 1 aylıktan sonra artış göstermektedir ki bu horizontal düzeydeki QRS vektörlerine ait son ilmik yönünün yaşla + 180° civarından giderek sağ arkaya yönelmesinin bir ifadesidir. Değişik yaşlarda V5 ve V6'daki R amplitüdü ile V3r ve V1'deki S amplitüdleri arasındaki bağıntılar anlamsızdır. Fakat sağdaki S'ler ve soldaki R amplitüdleri kendi aralarında çok anlamlı olarak bağıntılıdırlar. R amplitüdünün üst sınırı V5'te, yenidoğanda 17 iken 4 aylıktan itibaren 32-34 mm'dir. Buna karşılık V6'da aynı dönemlerde sırasıyla 8 ve 25 mm olan sınırlar çok daha düşüktür. Yenidoğandan itibaren ilk 2 ayda sağ lehine ilerleyen qR-zamanı daha sonraki aylarda yavaş yavaş sol lehine gelişmektedir. Üst sınır sağ taraf lehine 25 msec. olabilmektedir. Solda rS paterni ile birlikte sağda R ve RS örneği ancak yenidoğanda görülmüştür, 1 aylıklarda nadir olup 2 aylıktan itibaren hiç gözlenmemiştir. Solda Rs ve sağda r/R
Follow-up of 56 newborns showed that, R amplitudes in V5 and V6 increased during infancy as a 2nd degree polynomial. The increase in left potentials in the first two months was significant when the age-dependent voltage factor derived from the standard leads was held constant. There was a synchronous decrease in the S amplitude which resulted from increasing rightward and posterior orientation of the late QRS-vector loop in the horizontal plane. The correlations, between amplitudes of left precordial R waves and right precordial S waves in different age groups were not significant, but they showed very high correlations between them selves. The upper normal limit of R in V5 increased from 17mm in newborns to 32-34 mm after the age of 4 months. Corresponding values in V6 were lower, i.e., 8 and 25 mm. A left precordial rS pattern in newborns, was not observed after the second month. Adult type of QRS pattern started to be observed after 9 months in only 4 % and at 15 months in 12 %. The incidence of left precordial Q-wave was 10 % in newborns, and increased later. Upper voltage limit for depth of Q in V5 was 3 mm in newborns, 5 mm at 2 months and 6 mm at 15 months. These data aid in a better delineation of pathologic states in this early phase of life.

8.The Role of the Diameters of Pulmonary Arteries Measured by Echocardiography in Total Correction of tetralogy of Fallot
Muhsin SARAÇLAR, Süheyla ÖZKUTLU, Y.Ergün ÇİL, Sevim ÇİÇEK, Metin DEMİRCİN, A.Yüksel BOZER
Pages 308 - 312
Fallot tetralojisinde, pulmoner arter çaplarının küçük olduğu durumlarda, tüm düzeltme ameliyatından sonra sağ ventrikül basıncının yükseldiği ve düşük kalp debisine yol açabildiği bilinmektedir. Bu konuya açıklık getirebilmek amacıyla ekokardiyografik olarak ölçülen sağ ve sol pulmoner arter çaplarının toplamının diyafragma düzeyinde ölçülen inen aorta çapına bölünmesiyle elde edilen pulmoner arter indeksinin tüm düzeltme ameliyatının mortalitesine etkisi araştırıldı. Fallot tetralojili 120 hastanın pulmoner arter ve inen aorta çapları ekokardiyografik olarak ölçüldü. Ölüm nedeni kanama ve ventriküler fibrilasyon olarak kabul edilen üç hasta çalışmaya dahil edilmedi. Pulmoner arter indeksi 1.5 ve üzerinde olan 68 hastanın hepsi sağ kalırken (grup 1), 1.5'in altında olan 49 hastanın ise altısı (% 12.2) erken dönemde düşük kalp debisi nedeniyle kaybedildi (grup 2). Her iki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Gerçi ikinci grupta indeks ölenler ve yaşayanlarda anlamlı farklı bulunmadıysa da, pulmoner arter indeksi 1.5'in altında olan Fallot tetralojili hastalarda tüm düzeltme yerine önce palyatif ameliyatların tercih edilmesinin uygun olacağı sonucuna varıldı.
Poorly developed pulmonary arteries will not accomodate the total cardiac output following total correction of tetralogy of Fallot (TOF). In this context, the role of the index of pulmonary arteries (IPA) calculated by dividing the combined diameters of right and left pulmonary arteries to the diameters of descending thoracic aorta at the diaphragmatic level was investigated from the standpoint of mortality in total correction of 120 patients with TOF. Three patients who died because of hemorrhage or ventricular fibrillation were excluded from evaluation. Of 68 patients whose IPA measured 1.5 and above, none died; of 49 patients whose IPA measured below 1.5, six patients died (% 12.2) because of low cardiac output (p<0.05). Though in the latter group the index in those who died did not differ significantly from that in the survivors, it was concluded that the palliative surgical treatment might be preferred initially for those patients whose IPA is below 1.5.

9.Total Correction of Tetralogy of Fallot Without "Routine" Preoperative Cardiac Catheterization: Management of 99 Patients
Ayşe SARIOĞLU, Gülhis BATMAZ, Mehmet Salih BİLAL, Gül SAĞLAM, Tayyar SARIOĞLU, Aydın AYTAÇ, Ali ERTUĞRUL
Pages 313 - 317
Ocak 1989 ve Nisan 1993 tarihleri arasında yaşları 1.33-18 yıl (ortalama 5.33±3.77) arasında olan 99 Fallot Tetralojili (FT) hastaya kalp kateterizasyonu ve anjiyografik inceleme yapılmaksızın yalnız ekokardiyografik inceleme ile tam düzeltme ameliyatı yapıldı. İki boyutlu ekokardiyografi (2-B ekokardiyografi) ile prehiler bölgede ölçülen sağ (RPA) ve sol pulmoner arter (LPA) çapları toplamının diafragma seviyesinde ölçülen inen aorta çapına bölünmesiyle McGoon oranı hesaplandı. Bu oranın 1.7'den büyük olduğu hastalara tam düzeltme ameliyatı yapıldı. 76 hastaya transannüler yama, koroner anomalisi olan 2 hastaya ise sağ ventrikül pulmoner arter arasına ekstrakardiyak kondüit konuldu. Ameliyat sonrası sağ ventrikül ve sol ventrikül sistolik basınç oranları (RVP/LVP) 0.25-0.85 (ortalama 0.54±0.13) bulundu. Erken postoperatif dönemde 2 hasta kaybedildi. Her ikisinde de ölüm nedeni tanı metodu ve endikasyon kriterleri ile ilgili değildi. Biz, FT'de-pulmoner arter ve inen aorta çaplarının ekokardiyografi ile güvenilir bir şekilde ölçülebileceği, McGoon oranının ekokardiyografiye uyarlanabileceği ve ekokardiyografik tanı ve endikasyonlara dayanarak hastaların tam düzeltme ameliyatına verilmesinin mahzurlu olmadığını gördük.
Between January 1989 and April 1993 total correction was performed in 99 patients with tetralogy of Fallot without cardiac catheterization. Age of the patients ranged from 1.33 to 18 years (mean 5.33±3.77). After complete echocardiographic examination the diameters of the right and left pulmonary arteries at the prebranching point and descending thoracic aorta at the diaphragm were measured by 2-D echocardiography and the McGoon ratio was calculated. Total correction was performed in the patients with McGoon ratio greater than 1.7. In none of the patients the pulmonary artery sizes measured by echocardiography was smaller than the measurements obtained during surgery. Transannular patching was performed in 76 patients. 2 patients with coronary artery anomaly had right ventricular to pulmonary artery extracardiac conduit. Postrepair right ventricular to left ventricular systolic pressure ratio (RVP/LVP) was between 0.25 and 0.85 (mean 0.54±0.13). There were two hospital deaths, both were not related to the diagnostic method and indication criteria. We conclude that, diagnosis of tetralogy of Fallot and measurements of pulmonary arteries and descending thoracic aorta by echocardiography is reliable. McGoon ratio can be adapted to echocardiography and total correction can successfully be performed based on echocardiographic examination.

10.Circadian, Circaheptan and Circannual Rhythms in Acute Myocardial Infarction
Özhan GÖLDELİ, Kaan KULAN, Mustafa ÇETİNER, Cemal TUNCER, Baki KOMSUOĞLU
Pages 318 - 320
Son yıllarda akut miyokard infarktüsü (AMİ), trombotik stroke, transiet miyokard iskemisi gibi kardiyovasküler olayların gelişiminde sirkadiyen (günlük) ritmin önemli rol oynadığı bilinmektedir. Ayrıca sirkaheptan (haftalık), sirkannual (yıllık-mevsimlik) ritmlerin de bu olayların gelişiminde etkili olduğu belirtilmektedir. Klinik, elektrokardiyografik ve biyokimyasal olarak AMİ tanısı konan ve tipik göğüs ağrısının başlama saatini açıkça belirtebilen 374 AMİ'lü olgu üzerinde yaptığımız çalışmada, sabah 6-12 saatleri arasında olgu sayısında belirgin bir zirve meydana geldiği saptandı. Haftanın günleri aylar ve mevsimler arasında olgu sayısı bakımından anlamlı bir farklılık tesbit edilmedi (p>0.05). Sirkadiyen ritme etkisi olduğu son araştırmalarda kabul edilen tetikleyici faktörler gözden geçirildi.
Circadian rhythm may have a significant role on the development of cardiovascular diseases such as acute myocardial infarction (AMI) and transient myocardial ischaemia. In addition, circaheptan and circannual rhythms in cardiovascular diseases have been recognized for some. With this purpose we studied 374 cases with AMI admitted to a coronary care unit in whom the time of onset of typical chest pain was not obscure. There was a significant morning peak between 6 a.m-noon in AMI. There was no significant difference in the distribution of cases by months, seasons and days of the week (p>0.05). Yet a circadian variation with a morning peak was observed for the onset of AMI. Possible triggers of onset of AMI were reviewed.

11.The Antidepressant Agent Moclobemide Has No Adverse Effect on the Diseased Heart
Mustafa ŞAN, Şule GÜRSES, Esmeray ACARTÜRK, Züheyr GÜNAL
Pages 321 - 324
Kalp yetersizliği olan ve olmayan depresif hastalarda moklobemidin kalp üzerine etkileri araştırıldı. Ortalama yaşları 45.4±15.4 (20-73) olan, 17 erkek ve 30 kadın hasta çalışmaya alındı. Hastalar iki gruba ayrılarak incelendi. Grup I'de konjestif kalp yetersizliği ve depresyonu olan 24 hasta, Grup II'de ise, kalp yetersizliği bulunmayan depresif 23 hasta vardı. Hastalara moklobemid başlanmadan önce DSM-3 (R) kriterleri de uygulanarak, psikiyatri uzmanınca depresyon tanısı konuldu. Moklobemid öncesi ve ilaç alırken 7.15. ve 30. günde psikiyatrik muayeneleri yapıldı ve depresyon şiddeti Zung ve Hamilton ölçekleri ile değerlendirilerek kaydedildi. Moklobemid başlamadan önce ve tedaviden bir ay sonra fizik muayene, EKG ve ekokardiyografik incelemeleri yapıldı. Grup I ve Grup II'deki hastalarda, moklobemid öncesi ve sonrasında, EKG'de ritm, iletim ve ekokardiyografik sol ventrikül sistolik ve diyastolik fonksiyonlarında istatistik anlamlı fark görülmedi. Yan etki olarak, 16 hastada ağız kuruluğu, 9'unda iştah artması, 7'sinde uyuklama ve uyuşukluk, 6'sında bulantı, 5'inde titreme ve parestezi, 5'inde görme bulanıklığı, 4'ünde başağrısı, 4'ünde kabızlık subjektif yakınması kaydedildi. Bu yan etkiler ilacın kesilmesini gerektirmedi. Sonuç olarak moklobemidin kısa süreli izlemede kalbin sistolik ve diyastolik fonksiyonlarına, ritm ve iletim sistemine olumsuz etkisinin görülmediği, yan etkilerinin hafif ve tolere edilebilir olduğu kanaatine varıldı.
The effects of moclobemide were investigated in depressive patients (pts) (17 males and 30 females) aged between 20-73 years. Twenty four patients had congestive heart failure and depression (Group I) and twenty three had depression without cardiac disease (Group II). Depression was diagnosed by a was evaluated by means of Hamilton and Zung scales. The patients were examined before and on the 7th, 15th, 30th days of the treatment. M-mode, 2-dimensional and Doppler echocardiography were performed before and on the 31st day of the treatment. No differences were found before and after treatment in systolic and diastolic left ventricular parameters in both groups. There were some transient side effects: sixteen pts had dry mouth, 9 had an increased appetite, 7 had sleepiness, 6 pts had nausea, 5 had trembling and paresthesia, 5 had visual turbidity, 5 had headache and 4 pts had constipation. Our study showed that moclobemide as an antidepressant agent, lacked adverse effects on cardiac systolic and diastolic function.

12.Review Hypertension, Obesity, Glucose Intolerance, Dyslipidemia and Insulin Resistance
Sezer MÜNİBOĞLU KARCIER
Pages 325 - 328
Uzun zamandan beri hipertansiyon, diyabet, obesite ve dislipidemi arasında ilişki olduğuna dair epidemiyolojik ve klinik bulgular ileri sürülmektedir. Son zamanlarda bu bağın insülin direnci ve hiperinsülinemi olduğu sonucuna varılmıştır. Periferik insülin direncinin hipertansiyona yolaçan primer defekt olduğu ileri sürülmektedir. Ayrıca insülinin bizzat kendisinin iskemik kalp hastalığı için risk faktörü olduğu gösterilmiştir. Yaşlı üst obesitesi olan hipertansiflerin çoğunda glikoz intoleransı ve insülin direnci tesbit edilmiştir. Hatta üst obesite, hipertansiyon, glikoz intoleransı ve hiperinsülinemi, hipertrigliseridemi dörtlüsünü kapsayan "X sendromu" tarif edilmiş ve bu dörtlüye "tehlikeli dörtlü" denmiştir. Koroner kalp hastalığı olan obes hipertansiflerin tedavisinde insülin direninin de gözönünde bulundurulması kardiyovasküler riski azaltma bakımından önemlidir.
Epidemiological and clinical evidence suggesting an association between hypertension, diabetes mellitus, obesity and dysplipidemia existed for a long time. Recently it was concluded that this assocciation was related with insulin resistance and hyperinsulinemia. It was suggested that the primary defect in hypertension is peripheral insulin resistance. It was also shown that insulin itself is a risk factor for ischemic heart disease. Glucose intolerance and insulin resistance have been described in most of the old hypertensives with upper obesity. Syndrome X consisting of hypertension, upper obesity, glucose intolerance with hyperinsulinemia, and hypertriglyceridemia have been defined and this quartet was called "deadly quartet". Keeping in mind a possible insulin resistance in the therapy of obese hypertensives with coronary heart disease is important in attempting to reduce the cardiovascular risk.

OLGU
13.Case Reports Spontaneously Closed Ventricular Septal Defect Accompanied by Bicuspid Stenotic Aortic Valve
Ergün ÇİL, Arman BİLGİÇ, Kürşat TOKEL, Metin DEMİRCİN
Pages 329 - 330
Perimembranöz ventriküler septum defektleri (VSD), triküspid kapağın septal yaprakçığının defektin kenarlarına yapışması sonucu septumda kese gibi bir oluşuma yolaçarak spontan kapanabilmektedir. Malalignment VSD, biküspid aortik kapak ve valvüler aort stenozu ile birlikte olup, anjiyografik olarak septumda karnıbahar şeklinde görüntüye yolaçarak spontan kapanma gösteren bir olgu sunuldu ve literatür eşliğinde tartışıldı.
The septal leaflet of the tricuspid valve covering a perimembranous ventricular septal defect (VSD) forms a saclike structure that adheres to the margins of defects. A case with bicuspid aortic valve, valvular aortic stenosis, and malalignment VSD which showed an angiographically irregular cauliflowerlike sac of interventricular septum was reported along with a review of the literature.

14.Myocardial Ischemia Simulated by Cardiac Hydatid Cyst: Case Report
Ender ÖRNEK, Osman YEŞİLDAĞ, Olcay SAĞKAN, Kamuran ERK, Kamil FURTUN, Tahsin KEÇELİGİL
Pages 331 - 333
Anginal karakterde göğüs ağrısı ve EKG'sinde miyokard iskemisi bulguları nedeniyle incelenen 37 yaşındaki erkek hastaya iki-boyutlu ekokardiyografi, bilgisayarlı tomografi, sol ventrikülografi ve koroner arteriyografi yapılarak kardiyak kist hidatik tanısı kondu. Arteriyografide koroner arterlerin lümeninin açık bulunması nedeniyle kistin komşu miyokard dokusuna basıyla iskemik EKG ve klinik bulgulara yolaçtığı düşünüldü. Cerrahi girişim sonrası hastada angina kayboldu ve iskemik tipteki EKG değişiklikleri kısmen düzeldi.
Two-dimensional echocardiography, computed tomography, left ventriculography and coronary arteriography were performed in a 37-year-old man who had substernal chest pain at rest and ischemic type ST-T changes on the ECG. A diagnosis of cardiac hydatid cyst was made. The cyst had a diameter of 38 mm and was located within the lateral free wall of the left ventricle. Coronary arteriography detected that the lumina of the arteries were patent, and we suggested that the "ischemic type" ECG and clinical findings were due to the cyst compressing the adjacent heart muscle. After surgical excision of the cyst the patient was free from chest pain, and ECG changes regressed partially.

15.Kısa Bildiri: Multiple Miyokardiyal Kist Hidatik
Ali Bayram
Page 334
Abstract |Full Text PDF



Journal Metrics

Journal Citation Indicator: 0.18
CiteScore: 1.1
Source Normalized Impact
per Paper:
0.22
SCImago Journal Rank: 0.348

Quick Search



Copyright © 2023 Archives of the Turkish Society of Cardiology