Turk Kardiyol Dern Ars: 21 (3)

Volume: 21  Issue: 3 - May 1993

1.Summaries of Articles

Pages 140 - 143
Abstract | English Full Text

DERLEME
2.Clinical Investigations Usefulness of Dipyridamole-Handgrip Radionuclide Ventriculography Test For Detecting Coronary Artery Disease
Mefküre PLATİN, Vedat SANSOY, Burhan POLAT, Deniz GÜZELSOY, Cem DEMİROĞLU
Pages 144 - 149
Çalışmamızda 11 normal, 36 KAH'lı olguda intravenöz (İV) Dipiridamol (Dp) sonrasında ve handgrip ile izometrik egzersiz (İHE) sırasında uygulanan radyonüklid ventrikülografinin (RVg) koroner arter hastalığı (KAH) tanısındaki değeri araştırıldı. Test öncesi, IV Dp sonrası ve ardından İHE sırasında RVg yapıldı. Normal olgularda Dp sonrasındaki ve İHE sırasındaki ortalama ejeksiyon fraksiyonu (EF) artışları KAH'lı olgulara göre anlamlı olarak yüksekti (% 6.6±2.6 ya % 2.6±4.0 p<0.001 ve % 5.6±1.9 a %-0.4±4.3). EF'daki % 5 den düşük artış anormal cevap olarak kabul edildiğinde tek başına Dp'un duyarlılığı % 72, özgüllüğü % 73 bulundu. İHE, Dp ile birlikte uygulandığında duyarlılık % 83'e yükselirken özgüllükte değişme olmadı. KAH'lı olguların 5'inde (% 14) Dp'den sonra, 12'sinde (% 33) İHE sırasında yeni duvar hareket bozukluğu oluştu. Sonuç olarak IV Dp ile birlikte yapılan İHE sırasındaki RVg'nin KAH tanısında değerli bir yöntem olduğu kanısına varıldı.
To assess the efficacy of IV dipyridamole (DP) combined with isometric handgrip exercise (IHE) inducting ischemia detectable by radionuclide ventriculography (RV2), we used both tests to study 11 normal subjects and 36 patients with coronary artery disease (CAD). RVg was performed at rest, after IV Dp (0.56 mg/kg) and during IHE. The mean increases in ejection fraction (EF) in the normal subjects after Dp and during IHE were significantly more than than of patients with CAD (6.6±2.6 % versus 2.6±4.0 %, p<0.001; and 5.6±1.9 % versus - 0.4±4.3 %, p<0.001). Considering an increase of less than 5 % in EF an abnormal response, the sensitivity and specificity of Dp alone were found to be 72 % 73 %, respectively. Combining IHE with Dp increased sensitivity to 83 % without a loss in specificity. Five patients (14 %) with CAD showed new wall motion abnormalities after Dp and 12 patients (33 %) after IHE, while no new wall motion abnormality was demonstrated in normal subjects. It is concluded that IHE during RVg for the detection of CAD can be conveniently combined with Dp, because it increases the sensitivity of the test compared to Dp alone without any loss in specificity.

3.Atrial Natriuretic Peptide Levels in Patients with Acute Myocardial Infarction
Y.Emrullah BAŞAR, Metin KILINÇ, Ali ERGİN, Servet ÇETİN, Muzaffer ÜSTDAL, Ahmet H.KÖKER
Pages 150 - 154
Akut miyokard infarktüsü nedeniyle yoğun bakım ünitesinde takip edilen 17 hastada (15 erkek, 2 kadın) atriyel natriüretik peptid (ANP) düzeyleri ölçüldü. Kan örnekleri, göğüs ağrısı başladıktan sonraki 12, saatte alındı ve kontrol grubunu oluşturan 10 sağlıklı kişinin (8 erkek, 2 kadın) ANP düzeyleriyle karşılaştırıldı. Hasta grubunun ANP düzeyleri kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0.01). inferior miyokard infarktüsünde ANP düzeyleri anterior miyokard infarktüsüne göre anlamlı şekilde yüksekti (p<0.05). Trombolitik tedavi alanlarda ANP, almayanlara oranla anlamlı derecede düşük bulundu (p<0.01). Bu bulgular, ister direkt miyokard hasarına, isterse infarktüs nedeniyle gelişen fonksiyon bozukluğuna bağlı olsun, akut miyokard infarktüsünde ANP düzeylerinin yükseldiğini göstermektedir.
Plasma atrial natriuretic peptide (ANP) levels were measured in 17 patients with acute myocardial infarction and in 10 healthy subjects with the radioimmunoassay method using standard kit procedure. Plasma was sampled at about the 12th hour of infarction. Those with clinical evidence of congestive heart failure at the time of plasma sampling or those with a history of hypertension were excluded. There were significant increases in the plasma ANp levels in patients with acute myocardial infarction (22.2±187 pg/ml) as compared with the controls (48±21 pg/ml) (p<0.01). ANP levels were significantly higher in patients with inferior myocardial infarcction (303 pg/ml) than in the others. Low ANP levels were found in the 7 patients who recieved thrombolytic therapy (188 pg/ml) (91 vs 317 pg/ml, p<0.01). Increasing plasma ANP levels in acute myocardial infarction presumably either depend on myocardial necrosis of on myocardial dysfunction caused by myocardial damage or both of them.

OLGU
4.Percutaneous Transluminal Coronary Angioplasty: Short-term Results of 505 Cases
Ömer KOZAN, Oktay ERGENE, Tuğrul OKAY, Ubeydullah DELİGÖNÜL, Nuri ÇAĞLAR, Oktay SANCAKTAR, Mustafa ŞENOCAK, Mehmet ÖZDEMİR
Pages 155 - 159
1988-1991 yılları arasında 69'u kadın (% 14), 436 sı erkek (% 86) 505 olguya koroner anjiyoplasti uygulandı. Yaş ortalaması 51±7 idi (26-81). Olguların 304'ü (% 60) tek damar, 145'i (% 29) iki damar, 56'sı (% 11) 3 damar hastası idi. Olguların 485'inin (% 96) ejeksiyon fraksiyonu % 50'nin üstündeydi. Girişimde bulunulan 505 olgunun 444 (% 88) ünde klinik başarı sağlandı. Anjiyoplasti uygulanan 604 lezyonun 530 (% 87.3) unda başarı sağlandı. "Stepwise regression" analizi, primer hedef darlığın modifiye ACC/AHA klasifikasyonu ve diabet'in bulunmasının işlem başarısını belirleyen bağımsız değişkenler olduğunu gösterdi (modifiye ACC/AHA skor, p<0.0001, diabet p=0.004). Tip A lezyonlarda % 90.8, tip B1 lezyonlarda % 89.6, tip B2 lezyonlarda % 70.6, tip C lezyonlarda % 55.6 başarı oranları saptandı. Sonuç olarak klinik önemi olan ara risk grubunu B1 ve B2 olarak ayırmak standart ACC/AHA şemasından daha bilgilendiricidir. Lezyon karakteristiklerinden ayırım yeri lezyonları, sıkı (% 80-99) darlık lezyonları, total oklüzyonlar ve lezyon uzunluğu işlem başarı oranını ters yönde etkilemektedir.
Between October 1988-January 1991, PTCA procedure was performed in 505 patients (604 stenoses). The average age was 51±7 years. There were 436 men (% 86) and 69 women (% 14). Angiographically, 304 patients (% 60) had single-vessel disease, 145 patients (% 29) two-vessel disease and 56 patients (% 11) had three-vessel disease. Ejection fraction was higher than % 50 in 485 (% 96) patients. Procedural success was achieved in 444 patients (% 88). 530 stenoses (% 83.7) were dilated successfully. Stepwise regression analysis determined that modified ACC/AHA classification of the primary target stenosis and the presence of diabetes mellitus were the only variables independently predictive of procedural outcome (target stenosis modified ACC/AHA score p<0.0001 for success, diabetes mellitus p=0.004 for success). Success rates for type A, B1 B2 and C were 90.8 %, 89.6 %, 70.6 % and 55.6 % respectively. In conclusion, subdivision into types B1 and B2 provided significantly more information in this clinically important intermediate risk group than did the standard ACC/AHA scheme. The stenosis characteristics of bifurcation lesions, high-grade (% 80-99) stenosis, total occlusion and length of the lesions were inversely correlated with procedural success.

DERLEME
5.Coronary Angioplasty Complications in 505 Cases and Their Predictors
Ömer KOZAN, Oktay ERGENE, Tuğrul OKAY, Ubeydullah DELİGÖNÜL, Nuri ÇAĞLAR, Oktay SANCAKTAR, Mustafa ŞENOCAK, Mehmet ÖZDEMİR
Pages 160 - 164
1988-1991 yılları arasında 69'u kadın (% 14), 436'sı erkek (% 86) 505 olguya koroner anjiyoplasti uygulandı. Yaş ortalaması 51±7 idi (26-81). Olguların 304'ü (% 60) tek damar, 145'i (% 29) iki damar, 56'sı (% 11) 3 damar hastası idi. Olguların 485'inin (% 96) ejeksiyon fraksiyonu % 50'nin üstündeydi. Major komplikasyon 505 olgunun 31 (% 6.1) inde görüldü. Ölüm oranı % 1.2 idi. "Stepwise regression" analizi, primer hedef darlığın modifiye ACC/AHA klasifikasyonu ve diabetin bulunmasının işlem komplikasyonunu belirleyen bağımsız değişkenler olduğunu gösterdi (Modifiye ACC/AHA skor p=0.0002, diabet p=0.0001). Tip A lezyonlarda % 3, tip B1 lezyonlarda % 7.5, tip B2 lezyonlarda % 13.8, tip C lezyonlarda % 22 komplikasyon oranları saptandı. Sonuç olarak, klinik olarak önemli olan ara risk grubunu B1 ve B2 olarak ayırmak, standart ACC/AHA şemasından daha bilgilendiricidir. Ayrım yeri lezyonları ve yüksek dereceli darlık (% 80-99) lezyonları komplikasyon açısından önemlidir.
Between October 1988-January 1991, PTCA procedure was performed in 505 patients (604 stenoses). Average age was 51±7 years. There were 436 men (86 %) and 69 women (14 %). Angiographically, 304 patients (60 %) had single-vessel disease, 145 patients (29 %) two-vessel disease and 56 patients (11 %) had theree-vessel disease. Ejection fraction was higher than 50 % in 485 (96 %) patients. Minor complication rate was 15.4 %. Major ischemic complications occurred in 31 cases (6.1 %), of which nonfatal myocardial infarction and emergency bypass surgery consituted each 1.6 %. Death rate was 1.2 %. Stepwise regression analysis determined that modified AC/AHA classification of the primary target stenosis and the presence of diabetes mellitus were the only variables independently predictive of complications (target stenosis modified ACC/AHA score p=0.0002, diabetes mellitus p=0.0001). Complication rates for type A, B1, B2 and C were 3 %, 7.5 %, 13.8 % and 22 %, respectively. In conclusion, subdivision into types B1 and B2 provided significantly more information in this clinically important intermediate risk grup than did the standard ACC/AHA schema. The stenosis characteristics of bifurcation lesions and high-grade (80-99 %) stenosis were significantly correlated with procedural complications.

6.Colchicine in the Treatment of Postpericardiotomy and Other Acute Pericarditis
Hüsniye YÜKSEL, Gülgün GÖKTUNA, Ahmet SERT, Sinan ÜNER, Cem DEMİROĞLU
Pages 165 - 168
Colchcine akut gut artritinin tedavisinde kullanılan antienflamatuar bir ilaçtır. Kollajen sentezi ve sekresyonunu inhibe ettiği, kollajenaz aktivitesini artırdığı için enflamasyon ve fibroziste seyreden hastalıkların tedavisinde tavsiye edilmektedir. Biz de akut idiyopatik perikarditlerde tedavi değerini saptamak amacıyla nonsteroidal antienflamatuar tedaviye yanıt vermeyen 15 hastada (9 erkek, 6 kadın, yaş aralığı 23-60 yıl, ortalama yaş 44) colchicine kullandık. Perikardit 10 hastada postperikardiyotomi sendromu, 2 hastada Dressler, 2 hastad idiyopatik, bir hastada Tbc perikarditi idi. Birinci gün yükleme dozu şeklinde 3 mg/gün, 2 gün 2 mg/gün ve 3. günden itibaren 1 mg/gün idame dozunda 8 hafta süreyle verildi. Tbc perikarditi dışında tüm olgularda olumlu sonuç alındı. Güçlü antienflamatuar etkisi nedeniyle akut idiyopatik veya immunolojik mekanizmanın rol oynadığı perikarditlerin tedavisinde ilk seçilecek ilaç olduğu yargısına varılmakla birlikte, nonsteroidal antienflamatuar ajanlarla yapılacak kontrollü çalışmalarla doğrulanması gerektiği düşünüldü.
Colchicine is an antiinflammatory agent used in the treatment of gout arthritis. It has been advocated in disorders associated with inflammation and subsequent fibrosis since it inhibitis collagen synthesis and secretion, and enhances collagenase activity. We used colchicine to evaluate the efficacy in 15 patients (9 men and 6 women between the ages of 23 and 60, with a mean age of 44) unresponsive to nonsteroidal antiinflammatory therapy. Pericarditis was due to postpericardiotomy syndrome in 10 patients. Dressler syndrome in 2, tuberculosis in 1. The remaining two were termed idiopathic. The drug was given 3 mg/d in the first day. 2 mg/d in the second day as a loading dose and 1 mg/d subsequently for 8 weeks as maintenance. Favorable results were obtained in all cases except in one patient with tuberculous pericarditis. Because of its potent antiinflammatory effect, colchicine may be used in the treatment of idiopathic or immunologicallymediated pericarditis as a drug of choice. However, this should be confirmed by comparative studies done with colchicine vs nonsteroidal antiinflammatory drugs.

7.Effects of Cilazapril on Blood Pressure, Cardiac Hypertrophy and Left Ventricular Functions
Ayhan USAL, Esmeray ACARTÜRK
Pages 169 - 173
Bu çalışmada, ekokardiyografik olarak sol ventrikül hipertrofisi (SVH) gelişmiş hafif ve orta dereceli hipertansiyonlu hastalarda cilazapril'in uzun süreli kullanımının kan basıncı, SVH, sol ventrikül sistolik ve diyastolik fonksiyonları üzerine olan etkileri araştırıldı. Bu amaçla, yaşları 42-64 (ortalama 56±4) arasında değişen 10 erkek, 16 kadın hasta çalışmaya alındı. Hastalara günde tek doz 2.5-5 mg cilazapril başlandı. Tedaviden önce ve tedavinin 1,2,3,4,5 ve 6. aylarında hastaların kan basınçları ölçüldü, nabız vuruları sayıldı, tedaviden önce ve tedavinin 1,2,3 ve 6. aylarında EKG, telegrafi ve kan biyokimyaları incelendi. M-mode, 2D ve renkli Doppler ekokardiyografik değerlendirmeleri yapıldı. Hastaların 17'sinde (% 64) kan basıncı kontrolü için günde 5 mg cilazapril gerekti. Tedavi sonunda sistolik ve diyastolik kan basınçlarında önemli düşme gözlendi (p<0.05). Kalp hızında önemli değişiklik olmadı. Tedavi ile sol ventrikül kitle indeksinde önemli azalma meydana geldi (önce: 173±24, sonra: 136±18 gr/m2, p<0.01). Cilazapril, diyastolik fonksiyon parametrelerini olumlu yönde etkiledi; izovolumetrik relaksasyon zamanı (IRZ) ile E dalgası deselerasyon zamanı (DZ) değerlerinde istatistiksel olarak önemli azalma ve E:A oranında önemli artış saptandı (p<0.05). EKG'de ve laboratuvar değerlerinde değişiklik olmadı. Yedi (% 27) hastada öksürük (3), çarpıntı (2) ve yüzde ödem (2) gibi yan etkiler görüldü, bunlardan 2 (% 7) hastada ilaç kesilmesi gerekti. Sonuç olarak, SVH gelişmiş hafif ve orta dereceli hipertansiyonda cilazapril ile etkin kan basıncı kontrolü yanında SVH'nde gerileme ve sol ventrikül diyastolik fonksiyonlarında önemli düzelme sağlandığı, sol ventrikül sistolik fonksiyonlarının değişmediği kanısına varıldı.
The aim of the present study was to investigate the effects of cilazapril on blood pressure (BP), left ventricular hypertrophy (LVH) and LV systolic and diastolic functions in patients with mild to moderate hypertension and echocardiographically confirmed LVH. Previously untreated 10 male and 16 female patients, aged between 42-64 years (mean 56±4) were given cilazapril 2.5-5 mg once daily for 6 months. BP and heart rate were evaluated monthly, while ECG, chest x-ray, blood chemistry and M-mode, 2D, color-coded Doppler echocardiograms were evaluated before treatment and on the 1,2,3 rd and 6th months of therapy. Seventeen patients (64 %) needed 5 mg/day cilazapril for BP control. Cilazapril treatment reduced resting systolic and diastolic BP (p<0.05). LV mass index also decreased significantly (173±24 vs 136±18, p<0.01). The deceleration time of mitral peak early velocity, isovolumic relaxation time and E: A ratio reduced significantly after cilazapril treatment (p<0.05). Side effecs such as palpitation (2), cough (3) and facial edema (2) were observed in 7 (27 %) patients and cessation of therapy was necessary in 2 (7 %). In conclusion, long-term antihypertensive therapy with cilazapril controls blood pressure, concamitantly brings about LVH regression and improvement in diastolic function in patients with mild to moderate hypertension.

8.Age-related Prevalence of Valve Regurgitations by Pulsed Doppler Echocardiography and Color-flow Imaging Among Normal Subjects
Ömer KOZAN, Mehmet ÖZKAN, Ali Rıza KAZAZOĞLU, Ahmet DİRİCAN, Oral PEKTAŞ
Pages 174 - 177
Yaş ortalaması 41±13 yılı (15-71) olan, 68'i (% 39.8) kadın, 103'ü (% 60.2) erkek toplam 171 normal olgu çalışmaya alındı. 15-29 yaş grubunda 45, 30-39 yaş grubunda 42, 40-49 yaş grubunda 36, 50-59 yaş grubunda 24, 60 ve yukarı yaş grubunda 24 olgu vardı. Fizyolojik mitral yetersizliği, pulsed Doppler ile % 40.9, renkli akım ile % 43.3 (p>0.05); triküspid yetersizliği pulsed Doppler ile % 53.2, renkli akım ile % 54.9 (p>0.05); aort yetersizliği her iki yöntemle de % 4.7 (p>0.05) olarak bulundu. Olguların % 35.1 inde tek kapak, % 29.3 ünde çift kapak, % 7'sinde üç kapak % 0.5 inde dört kapakta fizyolojik yetersizlik vardı. Yetersizlikli kapak sayısı yaşlı olgularda daha fazlaydı. Türk toplumundan bir kesit olarak, normal olgularda fizyolojik yetersizlik prevalansının diğer toplumlardan anlamlı farklılık göstermediği, renkli Doppler uygulamanın daha kapsamlı ve daha az zaman alıcı olduğu sonucuna varıldı.
Our study group included 171 normal subjects with a mean age 41±13 years (range: 15-71) in 68 women and 103 men. There were 45 subjects in age group 15-29 years, 42 in age group 30-39 years, 36 and 24 in the subsequent age groups, 24 subjects 60 years of age or over. Physiological mitral regurgitation was detected in 40.9 % of patients with pulsed Doppler, compared to 43.3 % patients with color-flow imaging (p>0.05). Tricuspid regurgitation was detected in 53.2 % subjects with pulsed Doppler and in 54.9 % of subjects with color-flow (p>0.05). Pulmonary regurgitation was detected in 12.3 % of subjects with pulsed Doppler and in 14 % of subjects with color-flow (p>0.05). Aortic regurgitation was detected in 4.7 % patients both with pulsed Doppler and color-flow imaging. Physiologic valve regurgitation was observed in 35.1 %, 29.3 %, 7 % AND 0.5 % of subjects with respect to 1, 2, 3 and 4 valves, respectively. The number of affected valves increased with age. In was concluded that the prevalence of physiologic valve regurgitation in normal subjects in a selected Turkish population was not significantly different from other populations and that the use of colorflow Doppler echocardiography was more detailed and less time-consuming.

9.Correlates of Risk Factors in Arteriosclerosis Obliterans Confirmed by Angiographic by Angiographic and Operative Examination
Y.Berrin ÇETİNARSLAN, Baki KOMSUOĞLU, Zerrin UZUN, Kaan KULAN, Fahri ÖZCAN
Pages 178 - 181
Lipid ve lipoprotein seviyeleri ve diğer bazı risk faktörleri, anjiografik ve operatif muayene ile obliteratif aterosklerotik arteriopati saptanan 35 hastada incelendi. 72 asemptomatik normal kişi kontrol grubu olarak seçildi. Serum kolesterol ve trigliserid ortalama düzeyleri kontrol grubunda sırasıyla 168±31 mg/dl ve 144±81 mg/dl iken hasta grubunda 191±44 mg/dl ve 183±76 mg/dl olarak bulundu ve iki gruptan elde edilen bu ortalama değerler arasındaki farkın istatistik olarak anlamlı olduğu görüldü. Kontrol ve hasta grubunda ortalama serum HDL-kolesterol, LDL-Kolesterol, Apo-AI, Apo-B düzeyleri arasında istatistik olarak anlamlı fark bulundu. Arterioskleroz obliterans saptanan hastaların % 77'si sigara içiyordu, % 37'si hipertansif, % 14'ü obes ve % 5.7'si diabetikti. Serum HDL-kolesterol seviyeleri kontrol grubundaki sigara içenlerde içmeyenlere göre anlamlı şekilde daha düşüktü; bu, çoğu sigara içen arterioskleroz obliterans olan hastalarda azalmış HDL oranını açıklayabilir.
Lipid and lipoprotein levels as well as certain other risk factors were studied in 35 patients with arteriosclerosis obliterans (confirmed by angiographic and operative examination). Seventy-two asymptomatic normal subjects sevred as controls. The mean serum total cholesterol and triglyceride levels in control subjects were 168±31 mg/dl and 144±81 mg/dl respectively. In patients with arteriosclerosis obliterans, these values were 191±44 mg/dl, and 183±76 mg/dl. Significant differences existed in the mean serum total cholesterol and triglyceride levels between two groups. The mean LDL-cholesterol, Apo-B levels were significantly higher in patients than in controls. HDL-cholesterol and Apo-A1 levels were signifiantly lower in patients than in controls. Patients with arteriosclerosis obliterans were characterized as follows: 77 % were smokers, 37 % were hypertensive, 14 % were obese, and 5.7 % had diabetes. The HDL-C levels were significantly lower in controls who smoked than in non-smoking control subjects; this may indirectly explain the reduced HDL ratio in patients with obstructive peripheral vascular disease, most of whom were smokers.

10.The Effect of Age and Sex on White-coat Hypertension
İstemi NALBANTGİL, Bülent KILIÇCIOĞLU, Remzi ÖNDER, Bahar BOYDAK, Ender TERZİOĞLU, Mehmet İŞLER
Pages 182 - 183
İlk muayenelerinde sistolik kan basıncı 140-160 mmHg, diyastolik kan basıncı 90-105 mmHg olan 300 hastada ambulatuvar kan basıncı ölçümleri yapılarak beyaz gömlek hipertansiyonu ensidansı araştırıldı. 300 vakanın 54'ünde (% 18) beyaz gömlek hipertansiyonu tanısı kondu. Ayrıca kadınlarda beyaz gömlek hipertansiyonu ensidansının aynı yaş erkeklere göre daha fazla olduğu saptandı. Erkeklerde bu ensidans yaşa bağımlı olduğu saptandı. Erkeklerde bu ensidans yaşa bağımlı olmaksızın % 12 civarında iken, 40 yaşın altındaki kadınlard % 26.4, kırk yaşın üstündeki kadınlarda ise % 20.9 bulundu (p<0.05). Hastaların ilk muayenelerinde hipertansiyon saptayan hekimin, beyaz gömlek hipertansiyonu tanısını her zaman için hatırlaması üzerinde duruldu.
The incidence of "white-coat hypertension" was investigated by ambulatory blood pressure monitoring in 300 hypertensive patients whose systolic blood pressure were between 140-160 mmHg and diastolic blood pressure were between 90-105 mmHg during the first office examination. The average incidence was 18 per cent, significantly higher in women (23.4 %) than men (12.5 %) in the same age groups. Though the incidence was similar in men of all ages, it was 26.4 % in women below 40 years of age and 20.9 % in women older than 40 years (p<0.05). Physicians should keep in mind the diagnosis of white-coat hypertension when hypertension is diagnosed during the first office examination.

11.Review Advances in the Methods of Nuclear Cardiology Assessing Myocardial Perfusion and Function
Y.Vedat SANSOY, Deniz GÜZELSOY
Pages 184 - 192
Bu yazıda, klinik uygulamaya ağırlık verilerek nükleer kardiyolojideki son gelişmelerden kısaca söz edilecektir. Son beş yılda miyokard perfüzyon ve fonksiyonunun değerlendirilmesinde önemli gelişmeler olmuştur. Geliştirilen "single photon emission tomography" yöntemi ile koroner arter hastalığının tanısı ve lokalizasyonunun belirlenmesinde duyarlılık artmıştır. Gama kamera görüntülemesi için ideal olan, hem perfüzyonu hem fonksiyonu gösteren Tc-99m ile işaretlenen yeni ajanlar görüntü kalitesi ve tanı değerinin arttırılmasında umut vadetmektedirler. Yaygın olarak benimsenen T1-201 ile görüntüleme canlılığı belirlemedeki değerini son çalışmalarda daha da arttırmıştır. Dipiridamole ek olarak adenozin ve dobutamin de stres amacıyla kullanılmaya başlanmış, tanı değerleri ve güvenilirlikleri ispatlanmıştır. Pozitron emisyon tomografi, hassas kantitatif olanaklarıyla perfüzyon ve metabolizma görüntülemesinde yeni bir teknik olarak gelişmektedir. Nükleer kardiyolojik yöntemler, elektrokardiyografi, ekokardiyografi ve kalp kateterizasyonunun yanında kardiyoloğun temel tanı araçları arasındaki yerini almıştır. Ülkemizde ise, nükleer kardiyoolji laboratuarlarının sayısının kısıtlı oluşu, bazılarının yeterli kalite kontrolu veya deneyime ulaşamamaları nedeniyle perfüzyon sintigrafilerinde görülen sık yalancı pozitif sonuçlar, ne yazık ki kardiyologların bir bölümünü bu yöntemlerden soğutan nedenler olmuştur.
Some of the recent advances in the field of nuclear cardiology is reviewed, with particular emphasis placed on clinical applicability for patient management in current practice. Major advances in perfusion and function imaging of the heart have occurred during the past five years. Developments in technology, particularly in single photon emission computed tomography have permited improved detection and localization of coronary artery disease. New Tc-99-m-labeled perfusion agents with ideal energy for gamma camera imaging and simultaneous function and perfusion imaging capabilities show promise for enhancing the quality and diagnostic accuracy of myocardial perfusion imaging. Tl-201 continues to have widespread use, and recent studies have extended its value in the assessment of viability. In addition to dipyridamole, the new pharmacologic agents adenosine and dobutamine have also been shown to be safe and efficacious. Positron emission tomography, with the ability to perform precise quantitation, has emerged as a new facility for myocardial perfusion and metabolism imaging. Myocardial nuclear imaging has established along with electrocardiography, echocardiography and cardiac catheterization, as a basic tool for the cardiologist. Unfortunately, in Turkey, the number of nuclear cardiology facilities is limited, some of them have not adequately achieved satisfactory quality control or experience. Poor specificity of the myocardial perfusion imaging is a major problem.

OLGU
12.Case Report Early Detected Rupture of Left Ventricular Aneurysm
Y.Osman YEŞİLDAĞ, Mikail YÜKSEL, Y.Ferşat KOLBAKIR, Ender ÖRNEK, Bedri KANDEMİR, Olcay SAĞKAN
Pages 193 - 197
52 yaşında erkek hasta acil polikliniğe kardiyojenik şok tablosunda getirildi. İki boyutlu ekokardiyografi ile posterolateral duvarda sol ventrikül anevrizma rüptürü ve hemoperikardiyum saptandı. Hasta derhal ameliyata alınarak defekt kapatıldı. Hasta 10 gün sonra sağlıklı bir şekilde taburcu edildi. Dört ay sonra hastaya sol ventrikülografi ve koroner anjiyografi yapıldı. Koroner damarlar genel olarak ince bulundu. Sol ön inen arterin proksimal 1/3'ünde % 50 darlık saptandı. Sol ventrikülografide anterolateral ve posterolateral hipokinezi mevcuttu. Hasta halen semptomsuz olup aktif yaşamına devam etmektedir. Bu vaka, ülkemizde yayınlanmış, başarılı bir şekilde cerrahi yolla tedavi edilen ilk anevrizma rüptürü vakasıdır.
A 52-year-old man was admitted to the hospital emergency room with cardiogenic shock. The electrocardiogram showed ST elevation and T inversion in leads I and AVL, but no Q waves. Left ventricular aneurysm rupture at the posterolateral wall and hemopericardium was diagnosed with two-dimensional and color Doppler echocardiography. The patient was directly sent to the operating room and the defect was closed. He made a good recovery. Four months later coronary angiography and left ventriculography were performed. The coronary vessels were patent and there was 50 % stenosis at the proximal 1/3 portion of left anterior descending artery. Left ventriculography showed anterolateral and posterolateral hypokinesis. The patient was symptomfree and leading an active life 4 months later. This patient is the first published case of left ventircular aneurysm rupture salvaged surgically in Turkey.

© Copyright 2019 Archives of the Turkish Society of Cardiology
LookUs & Online Makale