| DERLEME |
| 1. | Tıp Eğitiminde Yapay Zekâ: Lisans ve Uzmanlık Eğitimi Boyunca Müfredat Tasarımı, Değerlendirme Modelleri ve Eğitim Altyapısı – Anlatı Derlemesi Artificial Intelligence in Medical Education: Curriculum Design, Assessment Models, and Educational Infrastructure Across Undergraduate and Residency Training – A Narrative Review Hakan Göçer, Ahmet Barış Durukan, Arda Özyüksel PMID: 41947703 doi: 10.5543/tkda.2026.40172 Sayfalar 382 - 387
Yapay zekâ (YZ), kardiyoloji ve kardiyovasküler cerrahi dâhil olmak üzere günlük klinik uygulamanın ayrılmaz bir parçası hâline hızla gelmektedir. YZ’nin tanısal ve terapötik kararlar üzerindeki etkisi arttıkça, hekimlerin bu sistemlerle eleştirel, güvenli ve etik temellere dayalı bir şekilde etkileşim kurmaları beklenmektedir. Bu anlatı derlemesi, YZ’nin lisans ve uzmanlık düzeyindeki tıp eğitimine nasıl sistematik olarak entegre edilebileceğini; müfredat tasarımı, öğretim stratejileri, değerlendirme modelleri ve eğitim altyapısı açısından incelemeyi amaçlamakta ve bunu Türkiye’deki tıp eğitimi sistemi bağlamında ele almaktadır. Uluslararası tıp eğitimi literatürü, politika belgeleri ve kurumsal raporlar, nicel bir metaanaliz yapılmaksızın anlatı sentezi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Derleme; insan denetimli klinik akıl yürütme, etik YZ kullanımı ve hasta güvenliği ilkeleri doğrultusunda yönlendirilmiştir. YZ’nin tıp eğitimine etkili biçimde entegre edilmesi, preklinik, klinik ve uzmanlık eğitimini kapsayan uzunlamasına ve aşamalı bir müfredat gerektirir. Değerlendirme stratejileri, YZ destekli karar verme süreçlerini açıkça ele almalı; sınavlarda YZ kullanımını düzenleyen şeffaf kurumsal politikalar ve güvenli, mevzuata uygun bir dijital altyapı ile desteklenmelidir. Eğitim yaklaşımları, öğrenenlerin YZ çıktılarının eleştirel değerlendirilmesi ve bağlamsallaştırılması becerilerini geliştirmeli, bu çıktıları sorgulamadan kabul etmelerini engellemelidir. İncelenen literatür, YZ okuryazarlığını, etik akıl yürütmeyi ve bağlama duyarlı klinik yargıyı bütünleştiren yetkinlik temelli bir eğitim çerçevesini desteklemektedir. YZ eğitimi, insan yargısını ikame eden değil, güçlendiren temel bir klinik yetkinlik olarak değerlendirilmelidir. Özellikle yüksek riskli kardiyovasküler alanlarda, YZ destekli sağlık hizmeti ortamlarına hekimleri hazırlamak için standartlaştırılmış, etik temelli ve yetkinlik odaklı bir eğitim çerçevesi gereklidir. |
|
| ARAŞTIRMA |
| 2. | Hava Kirleticileri ile Akut Koroner Sendrom Alt Tipleri Arasındaki Korelasyonlar: 6 Yıllık Bir Analiz Correlations Between Air Pollutants and Acute Coronary Syndrome Subtypes: A Six-Year Analysis Abdulkadir Çakmak, Ömer Kertmen PMID: 41945360 doi: 10.5543/tkda.2026.00457 Sayfalar 388 - 394
Amaç: Hava kirliliği, küresel çapta önemli bir halk sağlığı sorunudur ve akut koroner sendrom (AKS) da dahil olmak üzere kardiyovasküler hastalıklarla giderek artan bir şekilde ilişkilendirilmektedir. Bu çalışma, Türkiye'nin kuzeyindeki Amasya'da hava kirliliği ile AKS vaka sayısı arasındaki zamansal ilişkiyi araştırmıştır.
Yöntem: Bu retrospektif çalışmada, tek bir hastanede ST yükselmeli miyokard enfarktüsü (STEMI), ST yükselmesiz miyokard enfarktüsü (NSTEMI) ve kararsız angina pektoris vakaları da dahil olmak üzere 6185 AKS hastasının tıbbi kayıtları analiz edilmiştir. Çevresel hava kirleticileri (örneğin PM10, PM2.5, NO, NOx) düzeyleri derlenmiş ve bunların AKS vaka sayısı ile zamansal korelasyonları belirlenmiştir. Hem AKS vakalarının hastane başvuru sayısı hem de hava kirletici konsantrasyonlarındaki mevsimsel değişimler değerlendirilmiştir.
Bulgular: Türkiye’nin kuzeyinde yürütülen bu tek merkezli çalışmada, mevsimsel analiz, kış aylarında akut koroner sendrom nedeniyle hastaneye yatış sayısının diğer mevsimlere kıyasla anlamlı derecede daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur (P < 0.05). Partikül madde (PM10 ve PM2.5) seviyeleri de kış aylarında yükselmiş ve PM2.5, STEMI vaka sayısıyla orta düzeyde pozitif bir korelasyon (r = 0,38, P = 0,0005) ve NSTEMI vaka sayısıyla güçlü bir pozitif korelasyon (r = 0,55, P < 0,0001) göstermiştir. Azot oksitler (NO ve NOx) kış aylarında artış göstermiş, ancak genel AKS vaka sayısıyla anlamlı bir korelasyon göstermemiştir.
Sonuç: Özellikle yüksek riskli mevsimlerde hava kirliliğine maruziyeti azaltmayı hedefleyen halk sağlığı stratejilerine ihtiyaç vardır. Belirli hava kirleticilerin kardiyovasküler etkilerine ilişkin anlayışımızı derinleştirmek ve etkili müdahale stratejileri geliştirmek için daha doğru ve daha yüksek çözünürlüklü hava kirlilik ölçümleri ve uzunlamasına verilerle daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır. |
|
| 3. | Akut İskemik İnmede Stres Hiperglisemi Oranı ile İntrakardiyak Trombüs Arasındaki İlişki Stress Hyperglycemia Ratio Is Associated with Intracardiac Thrombus in Acute Ischemic Stroke Vedat Cicek, Almina Erdem, Ezgi Hasret Kozan Çıkırıkçı, İrem Yılmaz, Elif Günhan, Emrecan Uygun, Salih Karaismail, Mehmet Uzun, Mert İlker Hayıroğlu, Ahmet Lütfullah Orhan, Tufan Çınar PMID: 42003436 doi: 10.5543/tkda.2026.50611 Sayfalar 395 - 402
Amaç: Transtorasik ekokardiyografi (TTE), akut iskemik inmede (AİS) kardiyak değerlendirmede yaygın olarak kullanılmakla birlikte, transözofageal ekokardiyografi (TEE) ile saptanabilen intrakardiyak trombüsleri gözden kaçırabilmektedir. Başvuru glukozunu bazal glisemik duruma göre düzelten stres hiperglisemi oranı (SHR), kardiyovasküler hastalıklarda yeni bir biyobelirteç olarak ortaya çıkmıştır. Akut iskemik inmede, TTE ile saptanamayan ancak TEE ile gösterilen intrakardiyak trombüs ile ilişkisi henüz net değildir.
Yöntem: Bu retrospektif çalışmaya, başlangıç TTE bulguları negatif olmasına rağmen TEE yapılan 486 AİS hastası dahil edilmiştir. Demografik, laboratuvar ve ekokardiyografik veriler değerlendirilmiş; intrakardiyak trombüs ile bağımsız ilişkileri belirlemek için lojistik regresyon ve ROC analizleri kullanılmıştır.
Bulgular: TEE ile 64 hastada (%13,2) trombüs saptanmıştır. Trombüsü olan hastalarda SHR (0,99 ± 0,42’ye karşı 0,84 ± 0,27; P < 0,001), glukoz, CRP ve kreatinin düzeyleri daha yüksek, ejeksiyon fraksiyonu ise daha düşüktür. Tek değişkenli analizde SHR, intrakardiyak trombüs ile güçlü bir ilişki göstermiştir (OR 3,68; P < 0,001) ve çok değişkenli düzeltme sonrası da CRP, paroksismal atriyal fibrilasyon ve erkek cinsiyet ile birlikte bağımsız olarak ilişkili kalmaya devam etmiştir (OR 2,39; %95 GA 1,11–5,17; P = 0,027). Düşük ejeksiyon fraksiyonu, trombüs varlığı ile ilişkilidir. Model, iyi ayırt edici performans göstermiştir (AUC 0,796).
Sonuç: SHR, akut iskemik inmede TTE ile saptanamayan ancak TEE ile ortaya konulan intrakardiyak trombüs ile ilişkilidir. SHR, risk sınıflandırmasını geliştirebilir ve seçilmiş hastalarda TEE kullanımına rehberlik edebilir. |
|
| 4. | Kalp Yetersizliği Olan Bireylerde Kas Kütlesi ile Egzersiz Kapasitesi Arasındaki İlişkide İskelet Kası Kuvveti ve Bel/Boy Oranı Kısmi Aracı Değişkenler Olarak Rol Oynamaktadır: Bir Aracılık Analizi Skeletal Muscle Strength and Waist-to-Height Ratio Serve as Partial Mediators in the Relationship Between Muscle Mass and Exercise Capacity in Individuals with Heart Failure: A Mediation Analysis Habibe Durdu, Pınar Merç, Ertan Aydın, Rengin Demir PMID: 41947701 doi: 10.5543/tkda.2026.12361 Sayfalar 403 - 411
Amaç: Egzersiz intoleransı, kalp yetersizliğinin (KY) temel klinik özelliklerinden biridir. İskelet kası bozuklukları ve abdominal obezite ise bu kısıtlılığın önemli nonkardiyak belirleyicilerindendir. Bu çalışma, KY’li bireylerde kas kütlesi ile egzersiz kapasitesi arasındaki ilişkide kas kuvveti ve bel/boy oranının (WtHR) aracılık rollerini incelemeyi amaçlamaktadır.
Yöntem: Kesitsel olarak tasarlanan araştırmaya, NYHA fonksiyonel sınıf II–III’te olan, 18 yaş ve üzerindeki 110 KY hastası dâhil edildi. Egzersiz kapasitesi, altı dakikalık yürüme testi ile; iskelet kası kütlesi, Tanita analizörü ile; kas kuvveti, Jamar hidrolik el dinamometresi ile ve WtHR, mezura kullanılarak değerlendirildi. Aracılık analizleri, %95 güven aralıklı bootstrapping yöntemi ve paralel çoklu aracılık modelleri kullanılarak gerçekleştirildi; güven aralığının sıfırı içermemesi anlamlı aracılık olarak yorumlandı.
Bulgular: Kas kütlesi ile egzersiz kapasitesi arasında anlamlı bir ilişki gözlendi; kas kuvveti ve WtHR, bu ilişkide kısmi aracı değişkenler olarak belirlendi. Yaş, cinsiyet ve NYHA sınıflaması için düzeltme yapıldıktan sonra, WtHR’nin aracılık etkisi (%30,6), kas kuvvetinin etkisine (%17,9) kıyasla daha yüksek bulundu. Aracılık etkisine rağmen kas kütlesinin, egzersiz kapasitesi üzerinde %51,5 oranında doğrudan etkisi vardı.
Sonuç: KY’li bireylerde kas kütlesi, egzersiz kapasitesi ile hem doğrudan hem de kas kuvveti ve WtHR aracılığıyla dolaylı olarak ilişkilidir. Bu faktörlerin birlikte değerlendirilmesi, KY popülasyonunda egzersiz kapasitesini önemli ölçüde azaltan abdominal obezitenin dikkate alınmasını sağlar. |
|
| 5. | Laktat Düzeylerinin Atriyoventriküler Tam Bloklu Hastalarda Prognostik ve Prediktif Belirteç Olarak Değerlendirilmesi Assessment of Lactate Levels as Prognostic and Predictive Markers in Patients with Complete Atrioventricular Block Haydar Başar Cengiz, Hamza Sunman, Şefik Görkem Fatihoğlu, Muhammed Erzurum, Engin Algül, Haluk Furkan Şahan, Sinan İşcen, Tolga Han Efe, Özcan Özdemir PMID: 41983339 doi: 10.5543/tkda.2026.64643 Sayfalar 412 - 420
Amaç: Atriyoventriküler (AV) tam blok yönetiminde, özellikle geçici pacemaker (GP) endikasyonunun belirlenmesinde karar verme süreci zordur. Anaerobik metabolizmanın bir yan ürünü olan laktat, yetersiz kardiyak debiyi yansıtabilir ve bu süreçte yol gösterici olabilir. Bu çalışmada, AV tam bloklu hastalarda laktat düzeylerinin prognostik değerini ve olumsuz klinik gidişi öngörmedeki rolünü değerlendirmeyi amaçladık.
Yöntem: Koroner yoğun bakım ünitemize kabul edilen AV tam blok tanılı erişkin hastaların kayıtları retrospektif olarak incelendi. Bazal ve takip venöz kan laktat düzeyleri ile kötü hastane içi klinik sonuçlar arasındaki ilişki değerlendirildi. Kötü klinik sonuç; renal hasar, kardiyak nedenli mortalite veya kalıcı pacemaker öncesi GP gereksinimi olarak tanımlandı.
Bulgular: Çalışmaya 140 hasta (yaş ortancası 76 [32–96] yıl; %46,4 kadın) dahil edildi. Kötü klinik gidiş %22,9 (n=32) oranında izlendi. Bu hastalarda bazal laktat düzeyleri anlamlı olarak daha yüksekti (ortanca 3,1 vs. 2,0 mmol/L; P < 0,001). Laktat > 1,8 mmol/L, kötü klinik sonucu %90,6 duyarlılık ve %43,5 özgüllükle öngördü. Normal bazal ve takip laktat düzeylerine kıyasla yüksek bazal ve takip laktat düzeyleri, kötü klinik gidişi %83,3 duyarlılık ve %85,5 özgüllükle öngördü.
Sonuç: Laktat düzeyi, tam AV bloklu hastalarda kötü hastane içi klinik gidişin bağımsız bir öngördürücüsüdür. Hemodinamik olarak stabil hastalarda bile GP gerekliliğine karar verme sürecinde laktat ölçümü yol gösterici olabilir. Ancak bu bulgular hipotez üreten niteliktedir ve klinik faydayı doğrulamak için prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır. |
|
| 6. | Kalp Cihazı İmplantasyonu Sonrası Methemoglobinemi Prevalansı ve Klinik Seyri Prevalence and Clinical Course of Methemoglobinemia After Cardiac Device Implantation Ahmet Lütfü Sertdemir, Ahmet Taha Şahin, Hasan Kan, Büşra Özyeşil, Muhammet Fatih Kaleli, Öznur Keskin, Yakup Alsancak, Ahmet Seyfeddin Gürbüz, Mustafa Çelik, Hakan Akıllı, Abdullah İçli, Enes Elvin Gül PMID: 41945359 doi: 10.5543/tkda.2026.19946 Sayfalar 421 - 426
Amaç: Methemoglobinemi, kardiyak implante edilebilir elektronik cihaz (CIED) implantasyonu sırasında kullanılan lokal anesteziklere bağlı olarak gelişebilen potansiyel olarak ciddi bir komplikasyondur. Çoğu olguda asemptomatik seyretmesine rağmen, farkındalığın sınırlı olması, tanı ve tedavide gecikmelere yol açabilmektedir.
Yöntem: Bu prospektif gözlemsel çalışmaya, lokal anestezi altında CIED implantasyonu uygulanan toplam 126 hasta dahil edildi. Tüm işlemlerde %2 prilokain kullanıldı. Arteriyel kan gazı ve methemoglobin düzeyleri işlem öncesinde (bazal), işlemden 60 ve 120 dakika sonra ölçüldü. Methemoglobin fraksiyonunun (FMetHb) %1,5’in üzerinde olması methemoglobinemi olarak tanımlandı. Hastalar, 60. dakikadaki FMetHb düzeylerine göre ≤ %1,5, %1,5–3 ve > %3 olmak üzere üç gruba ayrıldı. Klinik özellikler, anestezik dozları ve sonuçlar gruplar arasında karşılaştırıldı.
Bulgular: Hastaların %80,2’sinde FMetHb düzeyleri %1,5’in üzerinde saptandı. Üç hastada tedavi gereksinimi gelişti ve tümü tam iyileşme gösterdi. FMetHb >%3 olan hastalarda uygulanan lokal anestezik dozu anlamlı olarak daha yüksekti (P < 0,001). Gruplar arasında ilaç dozu ve pCO2 düzeyleri açısından anlamlı farklılıklar gözlendi. Klinik parametreler arasında, prilokain dozu methemoglobinemi için en güçlü öngördürücü değişken olarak saptandı ve ROC analizinde ≥ 24,50 mg optimal eşik değer olarak belirlendi (AUC: 0,693; P < 0,001).
Sonuç: CIED implantasyonu sonrası methemoglobinemi beklenenden daha sık görülebilir. Özellikle FMetHb > %3 gibi pratik eşik değerler kullanılarak erken tanı ve risk sınıflaması yapılması, zamanında tedavi ve daha iyi klinik sonuçlar elde edilmesini destekleyebilir. |
|
| 7. | Cerrahi ve Transkateter Kapatma Sonrası Rezidüel Patent Duktus Arteriozus: Anatomik Zorluklar ve Transkateter Yeniden Girişim Stratejileri Residual Patent Ductus Arteriosus After Surgical and Transcatheter Closure: Anatomical Challenges and Transcatheter Re-Intervention Strategies Utku Pamuk, Ahmet Burak Şimşek, Hazım Alper Gürsu PMID: 41961116 doi: 10.5543/tkda.2026.14257 Sayfalar 427 - 432
Amaç: Bu çalışmanın amacı, rezidüel patent duktus arteriozus (rPDA) nedeniyle yapılan transkateter yeniden girişimlere ilişkin tek merkez deneyimimizi, özellikle anatomik özellikler ve teknik yaklaşımlar açısından sunmaktır.
Yöntem: Ocak 2021 ile Mayıs 2025 arasında rPDA’nın transkateter kapatılması uygulanan altı hasta (medyan yaş 2,9 yıl; aralık 1,2–16) retrospektif olarak incelendi. Yeniden girişim, daha önce implante edilmiş yabancı materyal varlığında persistan rezidüel şant bulunması nedeniyle, öncelikle hemodinamik ve anatomik değerlendirmelere dayanılarak gerçekleştirildi. İnfektif endarterit ve hemoliz, ek potansiyel riskler olarak dikkate alındı. Prosedür kayıtları, anjiyografik bulgular, cihaz seçimi ve sonuçlar analiz edildi.
Bulgular: Beş hastaya daha önce transkateter PDA kapatılması, bir hastaya ise cerrahi ligasyon uygulanmıştı. Transkateter olgular arasında persistan şantın nedeni, iki hastada gecikmiş malpozisyon, iki hastada inkomplet oklüzyon ve bir hastada tromboze olmayan koil idi. İki hastada orijinal ADO II cihazı pulmoner artere doğru malpoze idi; bu nedenle, önceki oklüderi kapsayacak şekilde ikinci bir cihaz yerleştirildi. Bir hastada santral akımı devam eden tromboze olmayan koil, “stent benzeri” bir konfigürasyon oluşturmuş olup koili diskleriyle örten yeni bir cihaz implantasyonu ile kapatma sağlandı. Cerrahi olguda ise rezidüel duktus ve komşu aortopulmoner kollateral arter, tek bir cihazla başarıyla oklüde edildi. Tüm hastalarda komplikasyon gelişmeden tam kapanma elde edildi.
Sonuç: Bu tek merkezli olgu serisinde, rezidüel PDA için transkateter yeniden girişimin, malpoze önceki cihaz varlığında dahi uygulanabilir olduğu gösterildi. Dikkatli anatomik değerlendirme ve bireyselleştirilmiş prosedürel planlama, rezidüel şantların başarılı şekilde kapatılmasını sağlamıştır. |
|
| OLGU BİLDİRİSİ |
| 8. | Mitral Anülüs Kalsifikasyonunda Yeni Myval Kapak Kullanılarak Transkateter Mitral Kapak Değişimi: Dünya Genelinde Artan Deneyime Katkı Transcatheter Mitral Valve Replacement in Mitral Annular Calcification Using the Novel Myval Valve: Contribution to the Growing Worldwide Experience Teoman Kılıç, Şenol Coşkun, Didar Mirzamidinov, Tulay Hosten, Sadan Yavuz, Tayfun Şahin PMID: 41065777 doi: 10.5543/tkda.2025.01366 Sayfalar 433 - 438
Mitral annüler kalsifikasyon (MAC), genellikle şiddetli mitral darlığı, yetersizliği veya her ikisiyle birlikte görülen karmaşık bir yapısal anormalliktir. Mitral kapak cerrahisi, MAC’la birlikte ciddi mitral darlığı veya yetersizliği olan yaşlı hastalarda riskli olabilir. Seçilmiş hastalarda, transkateter mitral kapak replasmanı (TMVR) cerrahi’ye önemli bir alternatif olarak uygulanabilir. Bu yazıda, cerrahi biyoprotez aort kapak replasmanı öyküsü ve şiddetli MAC ile ilişkili mitral kapak hastalığı nedeniyle tekrarlayan hastaneye yatışları olan 84 yaşındaki bir kadın hasta sunulmuştur. Kalp takımı tarafından açık cerrahi için çok yüksek riskli olarak değerlendirilen hastaya yapılan ayrıntılı multimodal görüntülemede kabul edilebilir neo-LVOT alanı, akut aorto-mitral açı ile yaygın MAC saptanmış, hastaya 30,5 mm Myval transkateter kalp kapakçığı (THV) kullanılarak transseptal yaklaşımla başarılı bir TMVR işlemi gerçekleştirilmiştir. İşlem sonrası görüntüleme, optimal kapak pozisyonu ile birlikte paravalvüler kaçak veya akut LVOT tıkanıklığı olmadığını doğrulamış ve hasta klinik durumu stabil durumda taburcu edilmiştir. Bu vaka, Türkiye'den Myval THV kullanılarak ciddi MAC'de TMVR uygulanan ilk vaka olup, dünya genelinde artan TMVR deneyimine katkıda bulunmaktadır. Bu vaka sunumu, hasta seçimi ve prosedür planlamasında ileri görüntüleme yöntemlerinin rolünü ayrıntılı vurgulamakla birlikte; MAC ve zorlu anatomide TMVR uygulanması açısından Myval THV'nin kullanışlı olabileceğini göstermektedir. |
|
| 9. | Mitral Kapak Replasmanlı Bir Hastada Triküspit Kapağın Tekrarlanan Transkateter Uçtan Uca Onarım Prosedürü Repeated Transcatheter Edge-to-Edge Repair Procedure of the Tricuspid Valve in a Patient with Mitral Valve Replacement Mücahit Tan, Yüksel Kaya, Zeynettin Kaya, İsmail Ateş PMID: 41055638 doi: 10.5543/tkda.2025.79634 Sayfalar 439 - 444
Triküspit yetmezliği (TR), kötü prognoz ve artmış morbidite ile ilişkili olup, yüksek cerrahi riske sahip hastalarda tedavi seçenekleri sınırlıdır. Bu olguda, mitral kapak replasmanı ve önceki triküspit kapak uç uca tamir TV-TEER öyküsü olan 70 yaşında erkek hastada, şiddetli TR nedeniyle redo triküspit kapak transkateter uç uca onarım başarıyla uygulanmış, işlem sonrası TR şiddeti azalmış ve klinik iyileşme sağlanmıştır. Ancak üçüncü haftada gelişen enfeksiyöz komplikasyonlar ve sepsis nedeniyle hasta kaybedilmiştir. Redo TV-TEER işlemlerine dair sınırlı veri bulunması bu olguyu literatürde özgün kılmakta olup, uygun hastalarda bu yöntem cerrahiye alternatif bir seçenek olarak değerlendirilebilir. |
|
| OLGU GÖRÜNTÜSÜ |
| 10. | Kırık Algılama-Uyarım Kablosuna Sahip bir DF-1 İmplante Edilebilir Kardiyoverter Defibrilatör Elektrodunun Sol Dal Demeti Optimize Edilmiş Kardiyak Resenkronizasyon Tedavisine Yükseltilmesi: Elektrot Çıkarılmasına Gerek Kalmadan Pratik Çözüm Upgrade of a DF-1 Implantable Cardioverter Defibrillator Electrode with a Fractured Sensing-Pacing Cable for Left Bundle Branch Optimized Cardiac Resynchronization Therapy: A Practical Solution Without Lead Extraction Süleyman Cihan Kara, Uğur Canpolat, Samuray Zekeriyeyev, Ahmet Hakan Ateş, Kudret Aytemir PMID: 41036961 doi: 10.5543/tkda.2025.03046 Sayfalar 445 - 447
Makale Özeti | Tam Metin PDF |
|
| 11. | Çifte Felaket: ICD Elektrot Perforasyonuna Bağlı Sağ Ventrikül Rüptürü ve Pnömotoraks A Dual Catastrophe: Implantable Cardioverter-Defibrillator Lead Perforation Resulting in Right Ventricular Rupture and Pneumothorax Yalçın Velibey, Erkan Kahraman, Oktay Şeker, Musa Çağrı Bolca, Ayşe Gül Okur, Osman Bolca PMID: 42301136 doi: 10.5543/tkda.2026.74789 Sayfalar 448 - 449
|
|
| 12. | Dev Sağ Atriyal Apendiks Anevrizması: Retrovirüs Enfeksiyonu Olan Bir Hastada Sağ Ventrikül Sıkışmasının Nadir Görülen Bir Nedeni Giant Right Atrial Appendage Aneurysm: An Unusual Cause of Right Ventricular Compression in a Retrovirus-Infected Patient Gowtham Reddy Nomula, Anupam Bhambhani, Abhishek Jaiswal, Srishti Sharma PMID: 41947702 doi: 10.5543/tkda.2026.93490 Sayfalar 450 - 451
|
|
| EDİTÖRE MEKTUP |
| 13. | Klinik Kullanıma Hazır Olmadan Yüksek Ayırt Edici Performans: ST Segment Yükselmeli Miyokard İnfarktüsünde No-Reflow Fenomeninin Makine Öğrenmesine Dayalı Öngörüsündeki Metodolojik Eksiklikler High Discriminative Performance Without Clinical Readiness: Methodological Gaps in Machine Learning–Based Prediction of the No-Reflow Phenomenon in ST-Segment Elevation Myocardial Infarction Jordan Bakhriansyah, Baharuddin Baharuddin, Devitya Angielevi Sukarno, Lilies Handayani PMID: 42370882 doi: 10.5543/tkda.2026.78940 Sayfalar 452 - 453
Makale Özeti | Tam Metin PDF |
|
| 14. | Primer PCI Sonrası KAN Temelli No-Reflow Tahmini için Kalibrasyon ve Doğrulama Raporlaması Calibration and Validation Reporting for KAN-Based No-Reflow Prediction After Primary PCI Hasan Burak İşleyen, Sercan Bulut PMID: 42301135 doi: 10.5543/tkda.2026.73373 Sayfalar 454 - 455
Makale Özeti | Tam Metin PDF |
|
| EDİTÖRE MEKTUP YANITI |
| 15. | Editöre Mektup Yanıtı: ST Segment Yükselmesi Miyokard Enfarktüsünde No-Reflow Fenomeni için Kolmogorov–Arnold Ağlarının Öngörü Değerinin Değerlendirilmesi: Karşılaştırmalı Makine Öğrenimi Çalışması Reply to the Letter to the Editor: Assessing the Predictive Value of Kolmogorov–Arnold Networks for the No-Reflow Phenomenon in ST-Segment Elevation Myocardial Infarction: A Comparative Machine Learning Study Hakan Taşolar, Adil Bayramoğlu, Mehmet Akif Günen, Sümeyye Levent, Yunus Güral, Nurhan Halisdemir PMID: 42370883 doi: 10.5543/tkda.2026.47680 Sayfalar 456 - 457
Makale Özeti | Tam Metin PDF |
|
| EDİTÖRE MEKTUP |
| 16. | STEMI'de İlaç Kaplı Balon Kullanımına İlişkin Eleştirel Bir Değerlendirme: Biyolojik Bağlam, Kohort Heterojenliği ve Strateji Tanımı A Critical Appraisal of Drug-Coated Balloon Use in STEMI: Biological Context, Cohort Heterogeneity, and Strategy Definition Ramazan Astan, Mücahit Tüfenk, Eyyüp Erkiz, Abdulaziz Yalçın, Erdoğan İlkay PMID: 42306960 doi: 10.5543/tkda.2026.00331 Sayfalar 458 - 459
Makale Özeti | Tam Metin PDF |
|
| EDİTÖRE MEKTUP YANITI |
| 17. | Editöre Mektup Yanıtı: STEMI'de İlaç Kaplı Balon Kullanımına İlişkin Eleştirel Bir Değerlendirme: Biyolojik Bağlam, Kohort Heterojenliği ve Strateji Tanımı Reply to the Letter to the Editor: A Critical Appraisal of Drug-Coated Balloon Use in STEMI: Biological Context, Cohort Heterogeneity, and Strategy Definition Ahmed Darwish, Saleh M Khouj, Abdallah Alzoobiy, Abdullah Ghabashi, Ismail Alghamdi, Saad Alhassani, Ibrahim Elsawah, Ghada Shalaby, Abdulaziz Alshamrani, Sheeren Khaled PMID: 42370884 doi: 10.5543/tkda.2026.36286 Sayfalar 460 - 461
Makale Özeti | Tam Metin PDF |
|