ISSN 1016-5169 | E-ISSN 1308-4488
TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ ARŞİVİ - Turk Kardiyol Dern Ars: 54 (2)
Cilt: 54  Sayı: 2 - Mart 2026
ARAŞTIRMA
1. 
Sol Ventrikül Sistolik Disfonksiyonu Olan ve Transkateter Aort Kapak Replasmanı Yapılan Hastalarda Balon-Expandabl ve Self-Expandabl Kapakların Karşılaştırılması
Balloon-Expandable Versus Self-Expanding Valves in Transcatheter Aortic Valve Replacement for Patients with Left Ventricular Systolic Dysfunction
Berhan Keskin, Aykun Hakgör, Atakan Dursun, Aysel Akhundova, Ümeyir Savur, Beytullah Çakal, Hacı Murat Güneş, Ekrem Güler, İbrahim Oğuz Karaca, Bilal Boztosun
PMID: 41575488  doi: 10.5543/tkda.2025.00702  Sayfalar 87 - 100
Amaç: Sol ventrikül sistolik disfonksiyonu (LVSD) bulunan hastalar, transkateter aort kapak replasmanı (TAVR) uygulamalarında yüksek riskli bir alt grubu oluşturur. Bu hasta grubunda balon-expandabl (BEV) ve self-expandabl (SEV) kapakların karşılaştırmalı verileri sınırlıdır.

Yöntem: Bu çalışmada, Ocak 2015 – Haziran 2025 tarihleri arasında ejeksiyon fraksiyonu < %50 olan ve transfemoral yolla TAVR uygulanan 246 ardışık hasta retrospektif olarak analiz edilmiştir. Klinik, ekokardiyografik ve prosedürel değişkenler BEV (n = 96) ve SEV (n = 150) grupları arasında karşılaştırılmıştır. Birincil sonlanım noktası uzun dönem tüm nedenlere bağlı mortalitedir.

Bulgular: BEV grubundaki hastalar daha yaşlıydı (78.8 ± 7.9 vs. 75.7 ± 9.8, P = 0.019) ve EuroSCORE II değerleri daha yüksekti (%24,9 ± 6,2 vs. %22,2 ± 15,8; P = 0,01). Perioperatif ve hastane içi komplikasyonlar, majör vasküler olaylar ve kalıcı pacemaker ihtiyacı iki grup arasında benzerdi. SEV grubunda postoperatif transvalvüler gradiyentler daha düşüktü (ortalama 7,8 ± 4,0 mmHg vs 9,6 ± 4,1 mmHg; P = 0,001). Uzun dönem mortalite BEV grubunda daha yüksek izlense de (%50,0 vs %36,0; P = 0,041), Kaplan–Meier analizi fark göstermedi (log-rank P = 0,92). Çok değişkenli Cox regresyon analizinde ileri yaş (HR: 1,05; P = 0,007), KOAH varlığı (HR: 2,64; P< 0,001), koroner arter hastalığı (HR: 2,08; P = 0,018), düşük albümin (HR: 0,63; P = 0,011) ve düşük hemoglobin (HR: 0,84; P = 0,023) uzun dönem mortalitenin bağımsız belirleyicileri olarak bulundu; kapak tipi belirleyici olarak saptanmadı.

Sonuç: LVSD hastalarında TAVR sonrası BEV ve SEV kapaklar benzer işlem başarısı ve uzun dönem sonuçlar göstermektedir. SEV kapaklar daha düşük postoperatif gradiyentler sağlasa da, kapak tipi sağkalımı etkilememektedir. Yeni nesil cihazların daha yüksek oranda kullanıldığı ileri prospektif çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır.

2. 
Statin-Naif Yaşlı Bireylerde Koroner Arter Hastalığı Öngördürücüsü Olarak Lipoprotein(a) ve Kümülatif LDL Kolesterol
Lipoprotein(a) and Cumulative Low-Density Lipoprotein Cholesterol as Predictors of Coronary Artery Disease in Statin-Naïve Elderly Individuals with Hyperlipidemia
Ece Yurtseven, Dilek Ural, Gizem Yaşa, Berk Kabadayı, Özgür Özdemir, Erol Gürsoy, Saide Aytekin, Vedat Aytekin, Meral Kayıkçıoğlu
PMID: 41575491  doi: 10.5543/tkda.2026.07748  Sayfalar 101 - 108
Amaç: İleri yaş, aterosklerotik kardiyovasküler hastalık (ASKVH) riskinde artış ile ilişkilidir. Yaşlı bireylerde statin tedavisinin başlatılmasına yönelik süregelen tartışmalar göz önünde bulundurulduğunda, koroner arter hastalığı (KAH) bulunan ve lipid düşürücü tedaviden fayda görebilecek kişilerin belirlenmesi önemlidir. Bu çalışmanın amacı, statin kullanmayan, LDL-kolesterol (LDL-C) düzeyi yüksek ve ≥70 yaş bireylerde KAH öngördürücülerini belirlemek; özellikle risk değerlendirmesinde kümülatif LDL-C ve lipoprotein(a) [Lp(a)] düzeylerinin rolünü incelemektir.

Yöntem: Analize, LDL-C ≥ 160 mg/dL olan, Lp(a) ölçümü mevcut, daha önce ASKVH veya diyabet öyküsü bulunmayan ve koroner görüntüleme ya da fonksiyonel stres testleri ile KAH açısından değerlendirilen ardışık ≥ 70 yaş hastalar dahil edilmiştir. Global ASKVH riski, SCORE2-OP ve SAFEHEART risk skorları kullanılarak hesaplanmıştır.

Bulgular: Toplam 202 hasta çalışmaya dahil edilmiştir (ortalama yaş: 76 yıl, %68,3 kadın). Katılımcıların %30,7’sinde KAH saptanmıştır. Çok değişkenli analizde erkek cinsiyet (OR: 2,109), Lp(a) düzeyi (OR: 1,012, mg/dL başına) ve kümülatif LDL-C (OR: 1,155, g/dL başına) KAH ile bağımsız olarak ilişkili bulunmuştur. KAH prevalansı, kümülatif LDL-C ≥ 14 g/dL ve Lp(a) ≥ 50 mg/dL olan bireylerde en yüksekti. SCORE2-OP algoritması KAH’ı öngörememişken, SAFEHEART risk skoru KAH ile anlamlı ilişkili bulunmuştur.

Sonuç: Statin kullanmayan yaşlı bireylerde yüksek LDL-C düzeyi varlığında, erkek cinsiyet, artmış kümülatif LDL-C maruziyeti ve yüksek Lp(a) düzeyleri KAH ile bağımsız olarak ilişkili bulunmuştur. Bu sonuçlar, yaşlı bireylerde risk sınıflamasında kümülatif LDL-C ve Lp(a) ölçümlerinin kullanılmasının potansiyel değerini vurgulamaktadır.

3. 
İleri Aort Darlığı Nedeniyle Transkateter Aort Kapak İmplantasyonu Uygulanan Hastalarda 30 Günlük Mortalite ve Majör Kardiyovasküler Olaylar için Naples Prognostik Skorunun Prediktif Değeri
Predictive Value of the Naples Prognostic Score for 30-Day Mortality and Major Adverse Cardiovascular Events in Patients Undergoing Transcatheter Aortic Valve Implantation for Severe Aortic Stenosis
Erkan Kahraman, Fuat Polat, Osman Uzman, Rıdvan Çam, Günseli Miray Özdemir, Yalçın Velibey
PMID: 41540836  doi: 10.5543/tkda.2025.00266  Sayfalar 109 - 120
Amaç: Transkateter aort kapak implantasyonu (TAVI), ileri aort darlığı tedavisinde devrim niteliğinde bir gelişme olsa da, erken mortalite riskinin sınıflandırılması hala tartışmalıdır. Enflamatuar ve nutrisyonel belirteçleri bir araya getiren Naples Prognostik Skoru (NPS), kardiyovasküler hastalıkların prognozunda umut vaat etmektedir. Bu çalışma, TAVI hastalarında işlem öncesi NPS ile 30 günlük mortalite arasındaki ilişkiyi araştırmıştır.

Yöntem: Bu retrospektif, tek merkezli çalışma, Ağustos 2012 ile Aralık 2022 arasında elektif transfemoral TAVI uygulanan 65 yaş ve üzeri 308 hastayı analiz etmiştir. NPS, nötrofil-lenfosit oranı, lenfosit-monosit oranı, serum albümin ve toplam kolesterol düzeyleri kullanılarak hesaplanmıştır. Hastalar düşük NPS (0-2) ve yüksek NPS (3-4) gruplarına ayrıldı. Birincil sonlanım noktası 30 günlük tüm nedenlere bağlı mortalite idi.

Bulgular: Ortalama yaş 79,81±7,68 idi ve hastaların %54,9'u kadındı. Yüksek NPS grubu 191 hastadan (62,0%) oluşurken, düşük NPS grubu 117 hastadan (38,0%) oluşuyordu. 30 günlük mortalite, yüksek NPS hastalarında anlamlı olarak daha yüksekti (16,8% vs 4,3%, P < 0,001), bu da yaklaşık dört kat daha yüksek risk anlamına geliyordu. NPS, mortalite tahmini için iyi bir ayırt edici özelliğe sahipti (AUC 0,692, %95 CI 0,611-0,774, P < 0,001) ve mevcut cerrahi risk skorlarıyla karşılaştırılabilir bir performans sergiledi. Mortalitenin bağımsız belirleyicileri arasında yaş (OR 1,067, P = 0,039), nötrofil-lenfosit oranı (OR 1,062, P = 0,048) ve pulmoner arter basıncı (OR 1,039, P = 0,006) yer aldı.

Sonuç: NPS, TAVI sonrası erken mortalitenin önemli bir belirleyicisi olarak kullanılabilir ve ameliyat öncesi risk sınıflandırması için basit ve kolayca elde edilebilir bir yöntem olabilir. NPS değeri yüksek olan hastalara, perioperatif takip ve hedefe yönelik müdahale şarttır.

4. 
Türkiye'de Gerçek Yaşam Şartlarında Edoksaban Tedavisinin Atriyal Fibrilasyon Hastalarında Güvenliliğinin Değerlendirilmesi Çalışması Hastalarının Temel Klinik Özellikleri
Baseline Clinical Characteristics of Patients from the Evaluation of Treatment Safety in Patients with Atrial Fibrillation on Edoxaban Therapy in Real-Life in TüRkiye Study
Uğur Önsel Türk, Umut Kocabaş, Uğur Arslan, Didar Elif Akgün, Ali Çoner, Veysel Yavuz, Emre Ertürk, Cihan Altın, Berat Uğuz, On behalf of the ETAF-TR study investigators*
PMID: 41384293  doi: 10.5543/tkda.2025.82703  Sayfalar 121 - 129
Amaç: Türkiye'de edoksaban tedavisinin güvenliliğini araştıran ileri dönük bir ruhsatlandırma sonrası güvenlik çalışması henüz gerçekleştirilmemiştir. Türkiye'de gerçek yaşam şartlarında edoksaban tedavisinin atriyal fibrilasyon hastalarında güvenliliğinin değerlendirilmesi (ETAF-TR) çalışması, edoksaban tedavisinin atriyal fibrilasyon hastalarında güvenliliğini ve etkinliğini değerlendirmek üzere tasarlanmıştır. ETAF-TR çalışmasının bu sonuçları, çalışma popülasyonunun demografik, klinik ve laboratuvar özelliklerini açıklamaktadır.

Yöntem: ETAF-TR çalışması (NCT04594915), 50 kardiyoloji kliniğinde yürütülen prospektif, ulusal, çok merkezli, gözlemsel, ruhsatlandırma sonrası güvenlik çalışmasıdır.

Bulgular: Çalışmaya, Ağustos 2020 ile Mayıs 2022 tarihleri arasında inme profilaksisi amacıyla edoksaban tedavisi alan 1,053 atriyal fibrilasyon hastası dahil edildi. Çalışma grubunun yaş ortalaması 70.1±11.3 olup hastaların %59.0'ı kadındı. Ortalama CHA2DS2-VASc ve HAS-BLED skorları sırasıyla 3.5 ve 1.6 idi. Çalışmadaki 1,053 hastanın 843'ü (%80,1) standart doz edoksaban tedavisi alırken, 210'u (%19,9) azaltılmış doz edoksaban tedavisi aldı. Çalışma popülasyonunun %3,6’sında endikasyon dışı edoksaban kullanımı vardı. Geriye kalan 1015 hastadan 834'ü (%82,2) kısa ürün bilgisine göre uygun doz edoksaban tedavisi alırken, 181'i (%17,8) uygun olmayan dozda edoksaban tedavisi alıyordu.

Sonuç: Edoksaban tedavisi, günlük rutin uygulamada atriyal fibrilasyon hastalarının büyük bir bölümünde uygun doz tercihi ile kullanılmaktadır. Bugüne kadarki en büyük ulusal farmakovijilans çalışması olan ETAF-TR çalışması, edoksaban tedavisinin güvenliliğine dair ayrıntılı bilgi sağlayacaktır.

5. 
Sağlıklı Sigara İçicilerinde Sitizinin Ventriküler Repolarizasyon Parametreleri Üzerine Etkisi
Effect of Cytisine on Ventricular Repolarization Parameters in Healthy Smokers
Cahit Coşkun, Derya Tosun, Bilal Çakır, Burak Çetinkaya
PMID: 41250606  doi: 10.5543/tkda.2025.40728  Sayfalar 130 - 134
Amaç: Sitizin, sigara bırakma tedavisinde yaygın olarak kullanılan ve α4β2 nikotinik asetilkolin reseptörüne parsiyel agonist olarak etki eden farmakolojik bir ajandır. Benzer etki mekanizmasına sahip vareniklinin elektrokardiyografik (EKG) değişikliklerle ilişkili olduğu bildirilmiştir. Ancak, bildiğimiz kadarıyla sitizinin EKG üzerine etkisi daha önce incelenmemiştir. Bu çalışmanın amacı, sitizin kullanımının elektrokardiyografik parametreler üzerindeki etkilerini, özellikle QT, QTc, Tp-e ve Tp-e/QTc oranını değerlendirmektir.

Yöntem: Sigara bırakma amacıyla 25 günlük sitizin tedavisini tamamlayan 110 hasta retrospektif olarak incelendi. Bilinen kardiyovasküler hastalığı, klinik olarak anlamlı aritmisi, QT’yi uzatan ilaç kullanımı, elektrolit bozukluğu veya eksik takip verisi olan hastalar analize dâhil edilmedi. Tedavi öncesinde ve 1. ay kontrolünde tüm hastaların standart 12 derivasyonlu EKG ve serum biyokimyası değerlendirildi. İstatistiksel analizlerde eşleştirilmiş testler ve korelasyon analizi kullanıldı.

Bulgular: Sitizin tedavisi sonrasında QT, QTc, Tp-e aralıkları ve Tp-e/QTc oranında istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik gözlenmedi (tüm P > 0,05). Serum potasyumunda hafif artış ve kalsiyumda azalma saptandı, ancak bu değişiklikler normal sınırlar içinde kaldı. Sigara içme yükü (paket-yıl) ile başlangıç Tp-e/QTc arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı.

Sonuç: Sağlıklı sigara içicilerinde yaklaşık bir aylık sitizin tedavisi, QT, QTc, Tp-e veya Tp-e/QTc’de istatistiksel olarak anlamlı değişikliklerle ilişkili bulunmamıştır. Bu sonuçlar, bu popülasyonda ventriküler repolarizasyon üzerinde saptanabilir kısa dönem bir etkinin olmadığını düşündürebilir. Bununla birlikte, özellikle kardiyovasküler hastalığı bulunan bireylerde prospektif, randomize ve uzun dönemli çalışmalara ihtiyaç vardır.

6. 
Sol Ventrikül Destek Cihazı Enfeksiyonlarının Flor-18 Florodeoksiglukoz Pozitron Emisyon Tomografisi/Bilgisayarlı Tomografi ile Görüntülemesi
Device Infection Imaging with Fluorine-18 Fluorodeoxyglucose Positron Emission Tomography/Computed Tomography in Patients with Left Ventricular Assist Device
Yiğithan Okar, Reyhan Köroğlu, Akın Torun, Burcu Esen Akkaş
PMID: 41269009  doi: 10.5543/tkda.2025.56029  Sayfalar 135 - 140
Amaç: Sol ventrikül destek cihazları (LVAD) ileri kalp yetmezliğinde sağkalımı önemli ölçüde iyileştirir, ancak enfeksiyöz komplikasyonlar önemli bir klinik zorluk olmaya devam etmektedir ve bildirilen sepsis oranları 1-2 yıl içinde %20-40 arasında değişmektedir.Enfeksiyonların özellikle driveline veya pompa lokalizasyonlarında erken ve doğru saptanması, tedavi stratejileri açısından kritik öneme sahiptir.

Yöntem: Bu retrospektif çalışmada LVAD enfeksiyonundan şüphelenilen 15 hastanın F18 FDG PET/BT görüntüleri analiz edilmiştir. Görüntülerde enfeksiyon varlığı, lokalizasyonu (driveline vs. pompa), yayılımı değerlendirilmiş ve mikrobiyolojik kültür sonuçları ile karşılaştırılmıştır.

Bulgular: F18 FDG PET/BT, %100 duyarlılık, %66 özgüllük, %92 pozitif prediktif değer ve %100 negatif prediktif değer göstermiştir. 15 hastanın 13’ünde (%87) PET/BT pozitif bulunmuş; ortalama SUVmax 7,73 olarak belirlenmiştir. On hastada enfeksiyon yalnızca driveline’de, üç hastada ise hem driveline hem pompada lokalize edilmiştir. Görüntü bulguları, kültür sonuçları ile uyumlu olup, başlıca etkenler Staphylococcus aureus ve Pseudomonas aeruginosa olarak saptanmıştır.

Sonuç: F18 FDG PET/BT, LVAD enfeksiyonlarının saptanması ve lokalizasyonunda yüksek duyarlılığa sahip non-invaziv bir yöntemdir. Klinik karar süreçlerinde—örneğin cihaz değişimi veya hedefe yönelik antibiyotik tedavisi gibi—yol gösterici olabilir; özellikle pump enfeksiyonlarında gereksiz invaziv işlemleri önleyerek, kalp nakli gibi zamanlı müdahaleleri destekleyebilir.nması ve lokalizasyonunda yüksek duyarlılığa sahip non-invaziv bir yöntemdir. Klinik karar süreçlerinde—örneğin cihaz değişimi veya hedefe yönelik antibiyotik tedavisi gibi—yol gösterici olabilir; özellikle pump enfeksiyonlarında gereksiz invaziv işlemleri önleyerek, kalp nakli gibi zamanlı müdahaleleri destekleyebilir.

7. 
Mikrovasküler Anjinada Semptom Yükünde Santral Duyarlılığın Etkisi: Kesitsel Olgu-Kontrol Çalışması
Central Sensitization Drives Symptom Burden in Microvascular Angina: A Cross-Sectional Case-Control Study
Hüseyin Tezcan, Kadri Murat Gürses, Muhammed Ulvi Yalçın, Yasin Özen, Bülent Behlül Altunkeser, Nazif Aygül, Kenan Demir, Abdullah Tunçez, Esra Şen Bülbül, Ezgi Akyıldız Tezcan
PMID: 41250607  doi: 10.5543/tkda.2025.93273  Sayfalar 141 - 146
Amaç: Obstrüktif olmayan koroner arterlerle seyreden iskeminin bir fenotipi olan mikrovasküler anjina (MVA), epikardiyal damarlar normal görünse bile göğüs ağrısına yol açabilir. Santral duyarlılık (SD) semptomları artırabilir; ancak doğrulanmış MVA’da büyüklüğü net değildir.

Yöntem: Tek merkezli, kesitsel bir çalışma yürütüldü. Koroner anjiyografi planlanan MVA’lı yetişkinler ve yaş cinsiyet uyumlu sağlıklı gönüllüler Santral Duyarlılık Envanteri’ni (SDE), Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği’ni (HAD) ve göğüs ağrısı anketlerini doldurdu. MVA tanısı, ≤ %50 epikardiyal darlık ile birlikte objektif iskemi kanıtını gerektirdi. Birincil sonlanım ortalama SDE skoru farkıydı; ikincil sonlanımlar SDE ≥ 40 prevalansı ile SDE’nin anjina ölçütleri ve HAD alt skorlarıyla korelasyonlarıydı.

Bulgular: Toplam 200 katılımcı dâhil edildi; 138’i (%69) erkekti; ortalama yaş 61 ± 11 yıldı. Ortalama SDE A skoru MVA’da kontrollere göre daha yüksekti (43 ± 15’e karşı 19 ± 11; P < 0,001); klinik olarak anlamlı SD daha sıktı (%62’ye karşı %10). MVA grubunda SDE, göğüs ağrısı şiddeti (r = 0,58), haftalık atak sıklığı (r = 0,46), HAD Anksiyete (r = 0,51) ve HAD Depresyon (r = 0,44) ile ilişkiliydi (tümü P < 0,001). Ayarlı modellerde SDE’deki her 10 puanlık artış, ağrı puanında 0,47 standart sapma artışla ilişkiliydi (β = 0,47; %95 güven aralığı 0,29–0,64; P < 0,001); model ağrı puanı varyansının %39’unu açıkladı (R² = 0,39).

Sonuç: SD, MVA’da yüksek prevalanslıdır ve anjina yüküyle güçlü biçimde ilişkilidir; bu durum semptom oluşumunda kalp beyin ekseninin katkısını destekler. Santral ağrı amplifikasyonunu azaltan müdahaleler, standart anti iskemik tedavinin ötesinde anlamlı yarar sağlayabilir.

8. 
Dijital Eşitsizlik Endeksi'nin Tanıtımı: Türkiye'de Çevrimiçi Arama Trendleri ile Kardiyovasküler Hastalık Yükü Arasındaki Bölgesel Uyum
Introducing the Digital Disparity Index: Regional Alignment Between Online Search Trends and Cardiovascular Disease Burden in Türkiye
Hakan Göçer, Ahmet Barış Durukan
PMID: 41269010  doi: 10.5543/tkda.2025.25267  Sayfalar 147 - 151
Amaç: Kardiyovasküler hastalıklar, Türkiye'de ve dünya çapında önde gelen bir sağlık sorunudur. Dijital platformlar artık internet aramaları yoluyla halkın farkındalığını ölçmenin yollarını sunmaktadır. Bu çalışma, kardiyovasküler arama eğilimlerinin Türkiye'deki bölgesel epidemiyolojik verilerle nasıl uyumlu olduğunu ve bu verilerin farkındalık ve hastalık yükünü gösterip göstermediğini araştırmaktadır. Terimler, klinik alaka düzeyi ve “ilgili sorgular” dikkate alınarak seçilmiştir. Google Trends göreceli ilgiyi raporladığı için, bu bir sınırlama olarak belirtilmiştir.

Yöntem: Ocak 2020 ile Temmuz 2025 arasında Türkiye'nin yedi bölgesi ve 81 ili için beş terim (“koroner arter hastalığı”, “kalp krizi”, “iskemik kalp hastalığı”, ‘stent’, “kalp yetmezliği”) için Google Trends verileri toplanmıştır. Seçim, kılavuzlar ve ilgili sorgulara dayalı olarak yapılmıştır; eşanlamlılar tam olarak incelenmemiştir. Veriler, ulusal ve küresel kaynaklardan elde edilen prevalans, mortalite ve sakatlık ayarlı yaşam yılları (DALY) ile karşılaştırılmıştır. Korelasyon ve regresyon analizleri ile ilişkiler değerlendirilmiştir. Bir prototip Dijital Eşitsizlik Endeksi (DDI), hastalık yükü, arama etkinliği ve sosyoekonomik bağlamı birleştirmiştir.

Bulgular: Arama aktivitesi, epidemiyolojik göstergelerle korelasyon gösterdi; en güçlü korelasyon Marmara ve Ege bölgelerinde görüldü (Pearson’s r = 0,68, P < 0,01). Bazı doğu illeri yüksek yük, ancak düşük arama sayıları gösterdi. Regresyon analizi, arama ilgisinin prevalans varyansının %46'sını açıkladığını gösterdi (R² = 0,46, P < 0,01). DDI, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'yu yüksek eşitsizlik alanları olarak öne çıkarmıştır.

Sonuç: İnternet arama verileri, Türkiye'deki farkındalık ve kardiyovasküler yükü yansıtmakta ve halk sağlığı planlamasını destekleyebilir. DDI, yükün yüksek ancak farkındalığın düşük olduğu alanları belirlemeye yardımcı olur. Gelecekteki araştırmalarda daha geniş terimler, çok dilli kapsam ve klinik sonuçlarla doğrulama gereklidir.

9. 
Strain-Tabanlı Ekokardiyografik Değerlendirme: Normal Gebelikte Miyokardiyal Adaptasyon ve Fizyolojik Yeniden Yapılanmaya İlişkin Bulgular
Strain-Based Echocardiographic Evaluation of Myocardial Adaptation in Normal Pregnancy: Insights into Physiological Remodeling
Seda Tanyeri Uzel, Barkın Kültürsay, Murat Karaçam, Rezzan Deniz Acar, Berhan Keskin, Ali Karagöz
PMID: 41582922  doi: 10.5543/tkda.2025.89335  Sayfalar 152 - 164
Amaç: Gebelik ve erken postpartum dönemde biventriküler diyastolik fonksiyon ile miyokardiyal deformasyon değişikliklerini doku Doppler görüntüleme (TDI), speckle-tracking ekokardiyografi (STE) ve rotasyonel mekanikler kullanarak değerlendirmek.

Yöntem: Bu prospektif gözlemsel çalışmaya, tekil gebeliği olan 65 sağlıklı ve normotansif kadın dahil edildi. Ekokardiyografik incelemeler dört standart zaman noktasında gerçekleştirildi: birinci trimester (10–12 hafta), ikinci trimester (20–24 hafta), üçüncü trimester (36–38 hafta) ve erken postpartum dönem (doğumdan 6–12 hafta sonra). Kapsamlı değerlendirme; konvansiyonel Doppler, TDI parametreleri, longitudinal strain hızları, atriyal strain ve sol ventrikül (LV) twist mekaniklerini içermekteydi.

Bulgular: Gebelik süresince kardiyak debi ve ventrikül hacimleri kademeli olarak artarken, diyastolik indeksler ve atriyal fonksiyonlarda belirgin düşüşler izlendi. LV ejeksiyon fraksiyonu korunmuş olmasına rağmen erken diyastolik strain hızı %19 azaldı (1.59→1.29 s–¹, P < 0.001), lateral Em hızı %20 düştü ve global LV twist %20 azaldı (17.8°→14.2°, P = 0.002). Mitral E/A oranı kademeli olarak azalırken, deselerasyon zamanı postpartum dönemde de uzamış kaldı (203→243 ms, P < 0.001). Atriyal strain analizinde odacığa özgü farklılıklar görüldü: sol atriyal conduit strain postpartum normale yakın seyrederken, sağ atriyal parametrelerde toparlanma belirgin olarak daha yavaş seyretti. Bu bulgular, diyastolik ve torsiyonel mekaniklerin 6–12 hafta içinde tamamen düzelmediğini ve sağlıklı gebeliklerde bile toparlanma sürecinin heterojen seyrettiğini göstermektedir.

Sonuç: Sağlıklı kadınlarda gebeliğe bağlı miyokardiyal adaptasyon, erken postpartum dönemde de sürebilen progresif diyastolik ve deformasyon değişikliklerini içermektedir. Fizyolojik yeniden yapılanmaya rağmen gözlenen subklinik değişiklikler, düşük riskli popülasyonlarda bile kardiyak fonksiyonların uzunlamasına takibinin değerli olabileceğini düşündürmektedir. İleri ekokardiyografik yöntemler, erken tanıya katkı sağlayabilir ve gebelikle ilişkili kardiyak adaptasyonda daha hassas risk sınıflamasına destek olabilir.

10. 
MAPH ve CHA₂DS₂-VASc Skorlarının Ablasyon Planlanan Atriyal Fibrilasyon Hastalarında Sol Atriyal Trombüs Varlığı ile İlişkisi: Karşılaştırmalı Bir Değerlendirme
Association of MAPH and CHA₂DS₂-VASc Scores with Left Atrial Thrombus in Atrial Fibrillation Patients Undergoing Ablation: A Comparative Evaluation
Hasan Can Konte, Emir Derviş, Ömer Alyan, Dursun Aras
PMID: 41716145  doi: 10.5543/tkda.2026.40525  Sayfalar 165 - 174
Amaç: Atriyal fibrilasyon ablasyonu planlanan hastalarda MAPH skoru ile CHA₂DS₂-VASc skorunun sol atriyal trombüs varlığı ile ilişkisini karşılaştırmaktır.
Yöntem: Bu retrospektif kesitsel çalışmaya, ablasyon öncesinde trombüs durumunun değerlendirilmesi amacıyla transözofageal ekokardiyografi uygulanan, ardışık 258 AF hastası dahil edilmiştir. Bu inceleme temel alınarak hastalar, sol atriyal trombüs varlığına göre gruplandırılmıştır.
Bulgular: Çalışma popülasyonunun ortalama yaşı 55.2±11.7 yıl olup, katılımcıların %53.5’i kadındı. Sol atriyal trombüsü olan hastalarda TEE sırasında devam eden AF, hafif mitral stenoz, artmış CRP ve INR düzeyleri ile daha düşük ejeksiyon fraksiyonu daha sık gözlenmiştir. Medyan MAPH skoru trombüs grubunda anlamlı olarak daha yüksekti (p < 0.001). Çok değişkenli analizde devam eden AF (OR: 3.83), antikoagülan kullanımı (OR: 14.95), yüksek albümin (OR: 1328.5), yüksek CRP (OR: 1.38) ve yüksek INR (OR: 9.09) trombüsün bağımsız belirleyicileri olarak bulunmuştur. MAPH skoru, sol atriyal trombüs varlığının belirlenmesinde CHA₂DS₂-VASc skoruna göre üstün ayırt edici performans göstermiştir (p = 0.014).
Sonuç: MAPH skoru, sol atriyal trombüs varlığı ile anlamlı şekilde ilişkili olup, LA trombüsünün belirlenmesinde CHA₂DS₂-VASc skorundan daha yüksek bir ayırt edici performans sergilemiştir. Bulgular, MAPH skorunun AF hastalarında işlem öncesi değerlendirmede mevcut LA trombüsünün saptanmasında yararlı bir belirteç olabileceğini düşündürmektedir.

DERLEME
11. 
Marshall Toplardamarına Etanol İnfüzyonu Mitral İstmus Blokajını Artırır ve Atriyal Fibrilasyon Nüksünü Azaltır: Kapsamlı Bir Meta-Analiz
Ethanol Infusion into the Vein of Marshall Enhances Mitral Isthmus Block and Reduces Atrial Fibrillation Recurrence: A Comprehensive Meta-Analysis
Mert İlker Hayıroğlu, Berke Cenktuğ Korucu, Miracle Eke, Mahima Khatri, Reyaz Haque, Koray Kalenderoğlu, Tufan Çınar
PMID: 41277368  doi: 10.5543/tkda.2025.47364  Sayfalar 175 - 181
Atriyal fibrilasyon (AF) ablasyonu sırasında ek olarak Marshall toplardamarına etanol infüzyonu, prosedür sonuçlarını önemli ölçüde iyileştirme potansiyeli olan umut verici bir teknik olarak ortaya çıkmıştır. Mevcut kanıtlara rağmen, mitral istmus bloğu, AF nüksü ve prosedür süresine odaklanan kapsamlı bir değerlendirme henüz yapılmamıştır. Bu meta-analiz, AF veya ilgili aritmiler için kateter ablasyonu geçiren hastalarda, radyofrekans ablasyonu (sadece RF) ile karşılaştırıldığında, radyofrekans ablasyonu ile kombine EIVOM'un (EIVOM-RF) faydalarını titizlikle değerlendirmeyi amaçlamaktadır. EIVOM-RF ile sadece RF yaklaşımlarını karşılaştıran randomize kontrollü çalışmalar ve gözlemsel çalışmaları sistematik olarak inceledik; EIVOM-RF grubunda toplam 1.406 hasta, sadece RF grubunda ise 1.849 hasta yer almaktaydı. Değerlendirilen birincil sonuçlar arasında başarılı mitral istmus ablasyon oranı, atriyal aritmilerin nüksetme oranı ve toplam prosedür süresi yer almaktaydı. EIVOM-RF ile tedavi edilen hastalar, sadece RF tedavisi alanlara kıyasla atriyal aritmi nüksü yaşama olasılığının önemli ölçüde daha düşük olduğunu göstermiştir. Ayrıca, EIVOM-RF, mitral istmus blokajının başarı oranında etkileyici bir artışla ilişkilendirilmiştir. EIVOM-RF ile toplam işlem süresi daha uzun olma eğilimdedir, bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır ve belirgin değişkenlik göztermiştir. Bu bulgular, EIVOM’un işlem süresini arttırmasına rağmen işlem etkinliğini arttırdığını kesin olarak göstermektedir. Sonuç olarak, RF ablasyon ile birlikte uygulanan EIVOM, AF için ablasyon uygulanan hastalarda işlem başarı oranlarını belirgin şekilde arttıran ve aritmi nüksünü önemli ölçüde azaltan dönüşüme neden olacak bir yaklaşımdır.

OLGU BILDIRISI
12. 
Silostazol Kullanılarak J-Dalga Sendromuyla İlişkili Tekrarlayan Ventriküler Fibrilasyonun Baskılanması
Suppression of Recurrent Ventricular Fibrillation Associated with J-Wave Syndrome Using Cilostazol
Uğur Canpolat, Kudret Aytemir
PMID: 40625266  doi: 10.5543/tkda.2025.48409  Sayfalar 182 - 187
Ani kardiyak ölüm (AKÖ) yaşayanları, erken repolarizasyon sendromu (ERS) dâhil olmak üzere kalbin birincil elektriksel hastalıkları açısından dikkatlice değerlendirilmelidir. Bazı hastalarda erken repolarizasyon paterni depolarizasyon veya aralıklı olarak gizlenebilir ve bu da teşhisi zorlaştırır. İkincil önleme için implante edilebilir kardiyoverter defibrilatör (ICD) implantasyonunun yanı sıra, tekrarlayan VF ataklarını önlemek veya azaltmak için kinidin ve fosfodiesteraz-III inhibitörleri (örn. silostazol) gibi farmakolojik ajanlar önerilir. Bu olguda evden izlem cihazında semptom ile uyumlu çok sayıda kısa eşleşmiş PVC kaynaklı VF atağı tespit edilen ve silostazol ile başarılı bir şekilde tedavi edilen daha öncesinde belgelenmiş VF’ye bağlı AKÖ yaşayanı olan ve ICD implante edilmiş genç bir kadın hasta sunulmuştur.

13. 
Viral Miyokardit Şüphesiyle Sol Atriyal Apendiks Anevrizması İçin Endoskopik Rezeksiyon Uygulanan İlk Olgu: Multimodalite Yaklaşım
First Case of Endoscopic Resection for Left Atrial Appendage Aneurysm with Suspected Viral Myocarditis: A Multimodal Approach
Raheleh Kaviani, Seyed Shahin Eftekhari, Hamidreza Pouraliakbar, Saeid Hosseini, Hossein Nokhbezaeim, Haniyeh Faraji Azad, Ermia Tabandeh, Seyyed Mojtaba Hashemizadeh, Zahra Emkanjoo
PMID: 40741977  doi: 10.5543/tkda.2025.88335  Sayfalar 188 - 194
Sol atriyal apendiks anevrizması (LAAA), tıpta nadir görülen ve çoğunlukla tanı konulamayan bir kardiyovasküler anomalidir; literatürde bildirilen vaka sayısı 200’ün altındadır. Genellikle aritmi ve tromboembolik olaylar gibi ciddi komplikasyonlarla ilişkilidir. Son araştırmalar, özellikle viral miyokardit olmak üzere viral enfeksiyonların LAAA’nın altta yatan bir nedeni olabileceğini öne sürmektedir. Bu ilişki yeterince araştırılmamış olsa da, viral enfeksiyonlar sonrası açıklanamayan aritmiyle başvuran hastalarda dikkatli klinik değerlendirme yapılmasının önemini vurgulamaktadır. Bu yazıda, astım öyküsü olan ve ağır bir üst solunum yolu enfeksiyonundan iki ay sonra çarpıntı ve atriyal taşiaritmi şikayetleriyle başvuran 36 yaşındaki bir kadın olgu sunulmuştur. Transtorasik ekokardiyografi, 5.6 x 3.5 cm boyutlarında büyük bir anevrizmatik LAA ve sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonunun %50 olduğu saptanmıştır. Kardiyak BT, LAAA’yı ve anormal akım dinamiklerini desteklemiştir. Gadolinyumla geç evre görüntülemede, sol ventrikül posterolateral duvar segmentlerinde orta-subepikardiyal hiperenhansman görülmüş, bu bulgular geçirilmiş miyokarditi düşündürmüştür. Hastaya, transözofageal ekokardiyografi rehberliğinde, minimal invaziv endoskopik torakoskopik anevrizma rezeksiyonu uygulanmıştır, trombüs izlenmemiştir. Cerrahi, kardiyopulmoner bypass desteğiyle başarılı şekilde gerçekleştirilmiştir. Bu olgu, viral miyokardit ile LAAA arasında potansiyel bir bağlantıyı tanımlayan ilk vaka olup, doğru tanı ve yönetimde multimodalite görüntülemenin görüntülemenin kritik rolünü ortaya koymaktadır. Minimal invaziv cerrahinin kalp fonksiyonunu yeniden kazandırmadaki başarısı, bu yaklaşımın etkinliğini göstermekte ve LAAA hastaları için umut verici bir seçenek sunmaktadır. Klinisyenler, viral enfeksiyonların LAAA gelişimindeki olası katkılarını göz önünde bulundurmalı ve daha iyi klinik sonuçlar için erken tanı ve müdahale sürecini benimsemelidir.

OLGU GÖRÜNTÜSÜ
14. 
Ventriküler Septal Defekt Oklüder Cihazına Benzeyen, Tesadüfen Tespit Edilen Membranöz Interventriküler Septal Anevrizma
Incidentally Detected Membranous Interventricular Septal Aneurysm Resembling a Ventricular Septal Defect Occluder Device
Saba Mohammadzadeh, Najme-sadat Moosavi, Saeed Davoodi, Ali Hosseinsabet
PMID: 41582923  doi: 10.5543/tkda.2025.03868  Sayfalar 195 - 196
Makale Özeti |Tam Metin PDF | Video

15. 
Ebstein Anomalisi Olan Bir Hastada Transkateter Triküspit Kapak-İçinde-Kapak Değişimi
Transcatheter Tricuspid Valve-in-Valve Replacement in a Patient with Ebstein Anomaly
Eser Durmaz, Ayten Özal, Damla Raimoglou, Murat Çimci, Teoman Kılıç, Bilgehan Karadağ
PMID: 41532584  doi: 10.5543/tkda.2025.39652  Sayfalar 197 - 198
Makale Özeti |Tam Metin PDF

16. 
Kriyobalon Ablasyonu Sırasında Achieve™ Dairesel Haritalama Kateterinden Elektrot Ayrılması ve Koroner Embolizasyon
Electrode Detachment and Coronary Embolization from an Achieve™ Circular Mapping Catheter During Cryoballoon Ablation
Serkan Çay, Muhammet Geneş, Meryem Kara, Özcan Özeke, Elif Hande Özcan Çetin, Ahmet Korkmaz, Fırat Özcan, Serkan Topaloğlu
PMID: 41566803  doi: 10.5543/tkda.2026.85986  Sayfalar 199 - 201
Makale Özeti |Tam Metin PDF | Video

EDITÖRE MEKTUP
17. 
Antikoagülan Tedavi Gören Hastalarda CHA2DS2-VASc ve Anksiyete Arasındaki İlişkinin Yorumlanması
Interpretation of the Relationship Between CHA2DS2-VASc and Anxiety in Anticoagulated Patients
Cahit Coskun, İlke Sertler
PMID: 41553199  doi: 10.5543/tkda.2026.12668  Sayfalar 202 - 203
Makale Özeti |Tam Metin PDF

EDITÖRE MEKTUP YANITI
18. 
Editöre Mektup Yanıtı: Antikoagülan Tedavi Gören Hastalarda CHA2DS2-VASc ve Anksiyete Arasındaki İlişkinin Yorumlanması
Reply to the Letter to the Editor: Interpretation of the Relationship Between CHA2DS2-VASc and Anxiety in Anticoagulated Patients
Neslihan Cansel, Muhammed Yasin Adıgüzel, Şahide Nur İpek Melez, Adil Bayramoğlu
PMID: 41553200  doi: 10.5543/tkda.2026.24265  Sayfa 204
Makale Özeti |Tam Metin PDF

EDITÖRE MEKTUP
19. 
Koroner Arter Ektazisinde Risk Stratifikasyonunu Güçlendirmek: Enflamasyon ve Metabolik Skorların Sinerjisi
Enhancing Risk Stratification in Coronary Artery Ectasia: The Synergy of Inflammation and Metabolic Scores
Şahhan Kılıç, Süha Asal
PMID: 41549557  doi: 10.5543/tkda.2026.08394  Sayfa 205
Makale Özeti |Tam Metin PDF

EDITÖRE MEKTUP YANITI
20. 
Editöre Mektup Yanıtı: Koroner Arter Ektazisinde Risk Stratifikasyonunu Güçlendirmek: Enflamasyon ve Metabolik Skorların Sinerjisi
Reply to the Letter to the Editor: Enhancing Risk Stratification in Coronary Artery Ectasia: The Synergy of Inflammation and Metabolic Scores
Çağatay Tunca, Mehmet Taha Özkan, Berin Nur Ergin, Saner Bahadır Gök, Alperen Taş, Hacı Ali Kürklü, Kürşat Akbuğa, Veysel Ozan Tanık, Bülent Özlek
PMID: 41718457  doi: 10.5543/tkda.2026.32152  Sayfa 206
Makale Özeti |Tam Metin PDF



Journal Metrics

Journal Citation Indicator: 0.18
CiteScore: 1.1
Source Normalized Impact
per Paper:
0.22
SCImago Journal Rank: 0.348

Hızlı Arama



Copyright © 2026 Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi