ISSN 1016-5169  |  E-ISSN 1308-4488
TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ ARŞİVİ - Turk Kardiyol Dern Ars: 53 (7)
Cilt: 53  Sayı: 7 - Ekim 2025
ARAŞTIRMA
1. 
Akut Miyokard Enfarktüs Seyrinde Yeni Gelişen Atriyal Fibrilasyonu Öngörmede CHA2DS2-VASc, C2HEST, HAT2CH2, SYNTAX, GRACE VE SYNTAX 2 Skorlarının Karşılaştırılması
Comparison of CHA2DS2-VASc, C2HEST, HAT2CH2, SYNTAX, GRACE, and SYNTAX II Scores for Predicting New-Onset Atrial Fibrillation Complicating Acute Myocardial Infarction
Nazile Bilgin Doğan, Abdullah Kadir Dolu, Selim Ekinci, Ersin Çağrı Şimşek
PMID: 40746089  doi: 10.5543/tkda.2025.38852  Sayfalar 465 - 476
Amaç: Bu çalışma, akut miyokard enfarktüsü (AMI) sırasında ortaya çıkan yeni başlangıçlı atriyal fibrilasyonu (NOAF) öngörmede en etkili skorlama yöntemini belirlemeyi amaçlamıştır. Bu sayede, AMI’ye eşlik eden NOAF’nin önlenmesi için, öngörülen risk skorlarına göre hekimlerin en uygun kişiselleştirilmiş tedaviyi seçmesine rehberlik edilebilir.
Yöntem: Haziran 2021 ile Ocak 2023 arasında toplam 2206 AMI hastası bu çalışmaya dâhil edilmiştir. Eksik veri nedeniyle, 1672 hasta için başlangıç faktörleri ile atriyal fibrilasyon gelişimi arasındaki ilişkileri değerlendirmek üzere tek değişkenli ve çok değişkenli analizler kullanılmıştır. Her bir hasta için CHA2D2-VASC, C2HEST, HAT2CH2, SYNTAX, GRACE 2.0 ve SYNTAX II skorları hesaplanmıştır.
Bulgular: AMI sürecinde NOAF’ı öngörmek amacıyla yapılan ROC analizinde, SYNTAX skoru (SxS) için eğri altında kalan alan 0.785 (GA %95 0.767–0.802, P < 0.001) olarak bulunmuş; bunu sırasıyla SYNTAX II skoru (SxSII) 0.747 (GA %95 0.728–0.765, P < 0.001) ve GRACE 2.0 risk skoru (RS) 0.740 (GA %95 0.721–0.758, P < 0.001) izlemiştir. Çalışmanın bağımsız en güçlü öngörücü parametresi olan HbA1c düzeyinin, bu risk skorlarına bir puanlama parametresi olarak eklenmesiyle oluşturulan “modifiye” skorların NOAF’ı öngörmedeki değerinin daha yüksek olduğu gösterilmiştir (C istatistiği, 0.784–0.794).
Sonuç: HbA1c düzeyinin SxS ile birleştirilmesi, AMI sırasında NOAF tahmini açısından en iyi tanısal performansı sağlamıştır. Bu çalışmada, SxS diğer risk skorlarından daha iyi performans gösterirken, GRACE 2.0 risk skoru ile SxSII skorunun da görece yüksek bir öngörü değeri olduğu ve NOAF tahmini açısından CHA2D2-VASC, C2HEST ve HAT2CH2 skorlarından daha başarılı olduğu saptanmıştır.

2. 
İleri Yaştaki Bireylerde Lipoprotein(a)’nın Koroner Arter Kalsifikasyonu ve Kemik Mineral Yoğunluğu ile İlişkisi
Association of Lipoprotein(a) with Coronary Artery Calcification and Bone Mineral Density in Elderly Individuals
Ece Yurtseven, Gizem Timoçin Yığman, Gizem Yaşa, Nigar Bakhshaliyeva, Kayhan Çetin Atasoy, Erol Gürsoy, Kemal Baysal, Saide Aytekin, Vedat Aytekin
PMID: 40926629  doi: 10.5543/tkda.2025.87282  Sayfalar 477 - 482
Amaç: Koroner arter kalsifikasyonu (KAK) ve osteoporoz, yaşa bağlı gelişen, inflamasyon ve lipid düzensizliği gibi ortak mekanizmalara sahip, birbiriyle ilişkili patolojilerdir. Lipoprotein(a) [Lp(a)], her iki sürece de katkıda bulunabilecek potansiyel bir faktör olarak önerilmiştir. Bu çalışmanın amacı, statin kullanmamış ileri yaştaki bireylerde KAK, kemik mineral yoğunluğu (KMY) ve Lp(a) düzeyleri arasındaki ilişkiyi araştırmaktır.

Yöntem: Bu retrospektif çalışmaya, bilgisayarlı tomografik koroner anjiyografisi ve Lp(a) ölçümü yapılmış, ≥ 55 yaş olan 310 hasta dahil edildi. KAK görsel olarak değerlendirildi, KMY ise vertebral Hounsfield birimleri kullanılarak ölçüldü. Hastalar Lp(a) düzeylerine göre, ≤ 30, 30–49 ve ≥ 50 mg/dL olarak üç gruba ayrıldı. Yaş ve cinsiyet için eğilim skoru eşleştirmesi yapıldı.

Bulgular: KAK bulunan hastalarda Lp(a) düzeyleri daha yüksek [36,4 ± 33,2 vs. 21,7 ± 27,8 mg/dL, P < 0,001], HDL-K düzeyleri daha düşük [52,6 ± 14,6 vs. 57,5 ± 17,9 mg/dL, P = 0,010] ve KMY daha düşük [152,9 ± 50,2 vs. 169,1 ± 51,0 HU, P = 0,009] idi. Çok değişkenli analizde hem Lp(a) hem de HDL-K, KAK’ın bağımsız belirleyicileri olarak bulundu. Düşük KMY ve KAK prevalansının, Lp(a) gruplarına göre kademeli olarak arttığı izlendi; Lp(a) ≤ 30 mg/dL olanlarda düşük KMY %28,9 ve KAK %52,6; Lp(a) 30–49 mg/dL olanlarda %37,2 ve %66,7; Lp(a) ≥ 50 mg/dL olanlarda %58,6 ve %80,3 (P = 0,002 ve P = 0,001) olarak saptandı.

Sonuç: Yüksek Lp(a) düzeyleri hem KAK hem de düşük KMY ile ilişkilidir. Lp(a) ≥ 50 mg/dL, hem damar hem kemik yapısında eş zamanlı bozulma riski taşıyan bireyleri belirlemede ortak bir biyobelirteç olarak kullanılabilir.

3. 
Diyabetik Non-ST Elevasyonlu Miyokard Enfarktüsü Hastalarında Rezidüel Koroner Hastalık Yükünü Öngörmede Hemoglobin, Albümin, Lenfosit ve Trombosit Skorunun Basit Bir Kan Testi Belirteci Olarak Değeri
The Hemoglobin, Albumin, Lymphocyte, and Platelet Score as a Simple Blood-Based Predictor of Residual Coronary Disease Burden in Diabetic Patients with Non-ST-Elevation Myocardial Infarction
İlke Erbay, Pelin Aladağ
PMID: 40772580  doi: 10.5543/tkda.2025.71080  Sayfalar 483 - 491
Amaç: Tip 2 diabetes mellitus (T2DM) ve non-ST elevasyonlu miyokard enfarktüsü (NSTEMI) olan hastalar, yetersiz koroner revaskülarizasyon ve olumsuz klinik sonuçlar açısından artmış risk taşır. Rezidüel hastalık yükünü ve prognozu öngörebilecek basit biyobelirteçlerin belirlenmesi klinik açıdan önemlidir. Hemoglobin, albümin, lenfosit ve trombosit düzeylerine dayanan HALP skoru, inflamasyon ve beslenme durumunu yansıtan yeni bir göstergedir. Bu çalışma, HALP skorunun rezidüel SYNTAX skoru (rSS) ile ilişkisini ve T2DM’li NSTEMI hastalarında 12 aylık majör advers kardiyovasküler olaylar (MACE) üzerindeki prognostik değerini değerlendirmeyi amaçladı.

Yöntem: Bu retrospektif çalışmaya, NSTEMI tanısıyla perkütan koroner girişim (PCI) uygulanan 210 T2DM hastası dahil edildi. Hastalar, rSS değerlerine göre üç gruba ayrıldı (0, 1–8, >8). HALP skorları yatış laboratuvar verilerinden hesaplandı ve hastalar 12 ay boyunca takip edildi. HALP ile rSS arasındaki ilişkiler Spearman korelasyonu ve çok değişkenli regresyon analizi ile değerlendirildi. ROC analizi, yüksek rSS öngörüsü için optimal HALP eşik değerini belirledi. MACE öngörüsüne yönelik analizlerde Cox regresyonu ve Kaplan–Meier yöntemleri kullanıldı.

Bulgular: HALP skoru, rSS > 8 olan hastalarda anlamlı olarak daha düşüktü (P < 0,001). Çok değişkenli doğrusal regresyon analizinde HALP, rSS ile negatif yönde bir ilişki gösterdi (β = –0,344, p<0,001). HALP skoru için 2,96’lık eşik değeri, rSS > 8’i %78 duyarlılık ve %77 özgüllükle öngördü. HALP ≤ 2,96 olan hastalarda, HALP > 2,96 olanlara göre rSS > 8 prevalansı (%43,7 vs. %6,5) ve 12 ay içinde MACE sıklığı (%29,6 vs. %13,7, P = 0,005) daha yüksekti. Cox analizinde düşük HALP skoru (HALP ≤2,96), yaş ve CRP düzeyleriyle birlikte 12 aylık MACE için bağımsız bir öngörücü olarak bulundu (HR=1,916, P = 0,045).

Sonuç: Düşük HALP skorları, daha fazla rezidüel koroner hastalık yükü ve kötü klinik sonuçlarla ilişkili bulunmuştur. HALP skoru, T2DM’li NSTEMI hastalarında risk sınıflandırması için pratik ve erişilebilir bir araç olabilir.

4. 
Subklinik Biventriküler Diyastolik Disfonksiyonun Bir Belirteci Olarak Erektil Disfonksiyon: Prospektif Ekokardiyografik Çalışma
Erectile Dysfunction as a Marker of Subclinical Biventricular Diastolic Dysfunction: A Prospective Echocardiographic Study
Vedat Çiçek, Serkan Akan, Samet Yavuz, Şahhan Kılıç, Almina Erdem, Mert Babaoğlu, Caner Ediz, Ahmet Öz, Tufan Çınar, Ulaş Bağcı
PMID: 40799013  doi: 10.5543/tkda.2025.95270  Sayfalar 492 - 500
Amaç: Erektil disfonksiyon (ED) ile kardiyovasküler hastalıklar, özellikle endotel disfonksiyonu ve ateroskleroz gibi benzer vasküler patolojileri paylaşmaktadır. Artan kanıtlar, klinik kardiyovasküler hastalık bulunmasa dahi, ED’nin altta yatan kardiyak anormalliklerin, özellikle diyastolik disfonksiyonun (DD) erken bir belirtisi olabileceğini göstermektedir.

Yöntem: Bu prospektif, tek merkezli çalışmada, yaş ve beden kitle indeksi açısından eşleştirilmiş 87 ED hastası ile 53 sağlıklı birey karşılaştırılmıştır. ED şiddeti, Uluslararası Erektil Fonksiyon İndeksi (IIEF) kullanılarak değerlendirilmiş ve hafif, orta ve ağır ED olarak sınıflandırılmıştır. Diyastolik fonksiyon, kılavuzlara uygun şekilde ekokardiyografi ile değerlendirilmiştir.

Bulgular: ED’li hastalarda sol ventrikül DD’sinde anlamlı bozulmalar gözlenmiştir; bunlar azalmış E/A ve e′ hızları, uzamış interventriküler gevşeme süresi (IVRT) ve sol atriyum (LA) genişlemesi ile karakterizedir. ED şiddetindeki artışla birlikte, sağ ventrikül (RV) diyastolik parametrelerinde bozulmalar (düşük RV e′, artmış RV E/e′ oranı) arasında korelasyon saptanmıştır. Özellikle LA genişlemesi ve IVRT, ED’nin bağımsız belirleyicileri olarak tanımlanmıştır.

Sonuç: ED, belirgin kardiyovasküler hastalık olmasa bile subklinik biventriküler DD ile bağımsız olarak ilişkilidir. ED’li erkeklerde transtorasik ekokardiyografi ile yapılacak değerlendirme, gizli kardiyak disfonksiyonun erken saptanmasına katkı sağlayabilir ve kardiyovasküler risk değerlendirmesini iyileştirebilir.

5. 
İnfektif Endokarditli Hastalarda İnflamatuar İndekslerin Prognostik Değeri: Pik C-Reaktif Protein/Albümin Oranı Daha İyi Bir Biyobelirteç
Prognostic Value of Inflammatory Indices in Patients with Infective Endocarditis: Peak C-Reactive Protein/Albumin Ratio as a Better Biomarker
Duygu İnan, Alev Kılıçgedik, Ayşe İrem Demirtola Mammadli, Arslan Erdoğan, Duygu Genç Albayrak, Funda Özlem Karabulut, Sevil Tuğrul Yavuz, Fatmatuz Zehra Eroğlu, Cemal Ozanalp, Ahmet İlker Tekkeşin, Ömer Genç
PMID: 40926628  doi: 10.5543/tkda.2025.85356  Sayfalar 501 - 509
Amaç: İnfektif endokardit (İE), yüksek morbidite ve mortaliteye ile seyreden, yaşamı tehdit eden bir enfeksiyondur. Advers sonuçlar açısından yüksek risk taşıyan hastaların erken tanımlanması, tedavi yönetimini optimize etmek ve prognozu iyileştirmek açısından kritik öneme sahiptir. Bu çalışmada, infektif endokarditli hastalarda, çeşitli inflamatuar indekslerin prognostik değerininin araştırılması ve özellikle hastane içi mortaliteyi öngörmede pik C-reaktif protein/albümin oranının (CAR) belirleyici rolünü değerlendirilmesi amaçlandı.

Yöntem: Bu retrospektif, tek merkezli çalışmaya Haziran 2020 ile Haziran 2023 tarihleri arasında kesin İE tanısı alan hastalar dahil edildi. Birincil sonlanım noktası hastane içi mortaliteydi. Tüm hastalarda inflamatuar indeksler, özellikle pik CAR düzeyleri kaydedildi ve mortalite ile ilişkileri analiz edildi.

Bulgular: Toplam 165 hastanın 62’sinde (%37,6) hastane içi mortalite tespit edildi. Mortalite grubunda, sağ kalanlara kıyasla anlamlı derecede pik CAR düzeyleri saptandı (8,1 vs. 5,0, P < 0,001). Pik CAR, hastane içi mortaliteyi öngörmede diğer inflamatuar indekslerle kıyaslandığında, yüksek ayırt edici güce sahipti (AUC: 0,764). Çok değişkenli Cox regresyon analizinde pik CAR, bağımsız bir mortalite belirleyicisi olarak saptandı (düzeltilmiş hazard oranı: 1,16; %95 GA: 1,10–1,23; P < 0,001). Net yeniden sınıflandırma iyileştirmesi (NRI) ve entegre diskriminasyon iyileştirmesi (IDI) analizleri de pik CAR’ın üstün öngörü performansını destekledi.

Sonuç: Pik CAR düzeyi, infektif endokarditli hastalarda hastane içi mortalitenin güçlü ve bağımsız bir belirleyicisidir. Klinik uygulamalara entegrasyonu, risk sınıflandırmasını güçlendirebilir ve tedavi kararlarını yönlendirebilir.

6. 
Frontal QRS-T Açısının Hemodiyaliz Hastalarında Uzun Dönem Mortaliteyi Öngörmedeki Prognostik Değeri
Frontal QRS-T Angle as a Prognostic Marker of Long-Term Mortality in Hemodialysis Patients
Çağlar Kaya, Mustafa Ebik, Cihan Öztürk, Merve Akbulut Çakır, Emirhan Çakır, İlhan Kılıç
PMID: 40741978  doi: 10.5543/tkda.2025.98252  Sayfalar 510 - 517
Amaç: Elektrokardiyogram (EKG), kardiyak morbidite ve mortalite riskinin değerlendirilmesinde maliyet etkin, hızlı ve noninvaziv bir yöntemdir. Frontal QRS-T açısı, ventriküler repolarizasyonun önemli belirteçlerinden biridir. Bu çalışmada, hemodiyaliz hastalarında frontal QRS-T açısının 7 yıllık takip sürecinde mortaliteyi öngörüp öngöremeyeceği araştırılmıştır.

Yöntem: Çalışmaya 110 hemodiyaliz hastası dahil edilmiştir. Geniş frontal QRS-T açısı, >90° olarak tanımlanmıştır. Hastalar QRS-T açısının genişliğine ve ölüm durumuna göre iki farklı grupta değerlendirilmiştir. Ölçülebilir EKG parametreleri arasında QRS aksı, T dalga aksı, TP/QT oranı, fragmented QRS, TPe/QTc oranı ve frontal QRS-T açısı yer almıştır. Frontal QRS-T açısı, frontal düzlemdeki QRS ve T vektörleri arasındaki mutlak açı farkı olarak tanımlanmıştır.

Bulgular: Hastaların 37’sinde (%34) geniş frontal QRS-T açısı saptanmıştır. Geniş QRS-T açısına sahip ve hayatını kaybeden grupta ortalama yaş daha yüksekti. Ayrıca, mortalite grubunda ejeksiyon fraksiyonu daha düşük saptanmıştır. Frontal QRS-T açısı, mortalite grubunda anlamlı olarak daha geniş bulunmuştur (94 [31-113] vs. 33 [16-80], P < 0,001). Tek - çok değişkenli lojistik regresyon analizlerinde, geniş açılı grupta yer almak mortalite riskini artırmıştır (OR: 8,08; GA: 2,75–23,74; P < 0,001). Benzer şekilde, fragmented QRS varlığı da mortalite ile ilişkili saptanmıştır (OR: 11,25; GA: 2,98–42,49; P < 0,001).

Sonuç: Bulgularımız, frontal QRS-T açısının ejeksiyon fraksiyonundan bağımsız olarak hemodiyaliz hastalarında mortaliteyi öngörmede bağımsız bir prognostik gösterge olduğunu ortaya koymaktadır. Bu açıdan, frontal QRS-T açısının kardiyovasküler risk değerlendirme sürecine entegre edilmesi, bu kırılgan hasta grubunda daha etkili risk yönetimi stratejileri geliştirilmesine fayda sağlayabilir.

7. 
Eş Zamanlı Karotis Endarterektomi ve Pompasız Koroner Arter Bypass Greftlemesinin Sonuçları
The Outcomes of Concomitant Carotid Endarterectomy and Off-Pump Coronary Artery Bypass Grafting
Mehmet Şanser Ateş, Eray Aksoy, Zümrüt Tuba Demirözü, Sami Gürkahraman
PMID: 41036638  doi: 10.5543/tkda.2025.99650  Sayfalar 518 - 523
Amaç: Karotis endarterektomi (KEA) ve pompasız koroner arter baypas greftlemesinin (OPCABG) birlikte uygulanmasına ilişkin veriler sınırlıdır.

Yöntem: Bu retrospektif çalışmada, Kasım 2015–Haziran 2023 tarihleri arasında iki bağlı merkezde eş zamanlı karotis endarterektomisi (KEA) ve pompasız koroner arter baypas greftleme (OPCABG) uygulanan 42 hastanın verileri incelendi. KEA, önce eversion endarterektomi yöntemiyle yapıldı; ardından çalışan kalpte, çoğunlukla “no-touch” aort tekniğiyle ve çoğunlukla arteriyel greftler kullanılarak OPCABG uygulandı. Hasta verileri dijital hastane kayıtlarından elde edildi ve takip elektronik sistemler veya telefon görüşmesi yoluyla tamamlandı.

Bulgular: Toplam 1.154 OPCABG hastasının 42’sine (%3,6) eş zamanlı KEA uygulandı; medyan yaş 72 (59–84 arası) idi; hastaların 35’i (%83,3) erkek, 7’si (%16,7) kadındı. Tüm hastalar karotis hastalığı açısından asemptomatikti ve preoperatif dönemde rutin Doppler ultrason ile tanı konmuştu. %83,3 olguda aort manipülasyonu olmaksızın tam arteriyel revaskülarizasyon sağlandı; ortalama distal anastomoz sayısı 3,66 ± 1,22 idi. Erken mortalite bir kritik hastada (%2,4) görüldü. Bir hasta (%2,4) postoperatif geçici iskemik atak geçirdi ve nörolojik sekelsiz iyileşti. On yedi (%40,4) hasta ameliyathanede ekstübe edildi. Takip süresince hiçbir hastada serebrovasküler olay görülmedi, iki hasta kardiyak dışı nedenlerle kaybedildi. Tüm olaylar ilk yıl içinde gerçekleştiği için Kaplan–Meier 1., 3. ve 5. yıllık inmesiz sağkalım oranları %92,6 ± 4,1 olarak eşitti.

Sonuç: Eş zamanlı KEA ve OPCABG cerrahisi, yaygın karotis ve koroner arter darlığı olan hastalarda deneyimli merkezlerde optimal strateji olarak bilinmektedir ve postoperatif serebrovasküler olaylar ile bilişsel defisit riskini en aza indirirken uygulanabilir bir tedavi seçeneğidir.

NASIL YAPALIM?
8. 
Wolff-Parkinson-White Sendromlu Hastalarda Open Window Haritalama ve Ablasyon Nasıl Yapılır: CARTO™ ve EnSite Elektroanatomik Haritalama Sistemleri Kullanılarak Kapsamlı Teknik Kılavuz
How to Perform Open Window Mapping and Ablation in Patients with Wolff-Parkinson-White Syndrome: A Comprehensive Technical Guide Using CARTO™ and EnSite Electroanatomic Mapping Systems
Serkan Çay, Meryem Kara, Serhat Koca, Özcan Özeke, Elif Hande Özcan Çetin, Ahmet Korkmaz, Fırat Özcan, Serkan Topaloğlu
PMID: 40965147  doi: 10.5543/tkda.2025.14636  Sayfalar 524 - 535
Makale Özeti |Tam Metin PDF | Video

OLGU BILDIRISI
9. 
Akut Alt Duvar Miyokard Enfarktüsünde Sol Ön İnen Koroner Arterden Sağ Koroner Artere Culotte Tekniği ile Bifurkasyon Stentleme İşlemi
Left Anterior Descending Artery to Right Coronary Artery Bifurcation Stenting with Culotte Technique in Acute Inferior Myocardial Infarction
Murat Akçay, Ahmet Çınar, Aydın Can Ulusoy, Fatma Rumeysa Karaçeşme, Metin Çoksevim
PMID: 40625262  doi: 10.5543/tkda.2024.77257  Sayfalar 536 - 540
Coronary artery anomalies are defined as abnormal origin, course, or termination of any of the three main epicardial coronary arteries. These anomalies are typically asymptomatic and are often discovered incidentally. However, certain anomalies may be associated with an increased risk of myocardial infarction, syncope, ventricular arrhythmias, and exercise-induced sudden cardiac death. A single coronary artery anomaly is a very rare form of coronary artery anomaly and typically supplies a large myocardial perfusion area. Here, we describe an extremely rare case of a single coronary artery anomaly in which the right coronary artery (RCA) originates from the mid-segment of the left anterior descending (LAD) coronary artery. The patient presented with acute inferior myocardial infarction and underwent LAD/RCA bifurcation stenting using the Culotte technique.

10. 
Sağ Atriyal Apendiks Anevrizmasına Bağlı Genç Bir Hastada Paradoksal Serebral ve Koroner Emboli: Bir Olgu Sunumu
Paradoxical Cerebral and Coronary Embolism in a Young Patient Due to Right Atrial Appendage Aneurysm: A Case Report
Songül Usalp, Safiye Sanem Dereli Bulut, Filiz Çelebi, Emine Altuntaş
PMID: 40625264  doi: 10.5543/tkda.2024.36737  Sayfalar 541 - 544
Otuz iki yaşında erkek hasta iskemik inme nedeniyle hastaneye kaldırıldı. Transözofageal ekokardiyografi, sağ atriyum anevrizması içinde trombüsle uyumlu ekojenik bir yapının ve interatriyal septum içinde foramen ovale'nin (PFO) varlığını gösterdi. Kardiyak MRI, trombüslü sağ atriyal apendiks anevrizmasının (RAAA) varlığını ortaya koydu. Koroner anjiyografi, sirkumfleks arterin tıkalı olduğunu gösterdi. Eş zamanlı olarak, antifosfolipid sendromu tanımlandı. PFO'nun varlığı göz önüne alındığında, paradoksal emboli, hem koroner hem de serebral arter tıkanıklığının etiyolojisi olarak varsayıldı. Antitrombotik ve antikoagülan tıbbi tedavi başlatıldı ve RAAA ve PFO için cerrahi müdahale önerildi. Ancak, hasta cerrahi tedaviyi reddetti ve bu nedenle tıbbi tedavisine devam edildi. Hasta yaklaşık iki yıldır düzenli muayene edilmekte ve herhangi bir sorun olmadan takip edilmektedir.

OLGU GÖRÜNTÜSÜ
11. 
Optical Coherence Tomography-Guided Nano-Culotte Stenting for Woven Coronary Artery Bifurcation Lesion
Woven Koroner Bifürkasyon Lezyonuna Optik Koherens Tomografi Kılavuzlu Nano-Culotte Stentleme
Serkan Kahraman, Ahmet Yaşar Çizgici, Kadir Sadıkoğlu, Ali Kemal Kalkan, Mehmet Ertürk
PMID: 40955080  doi: 10.5543/tkda.2025.83841  Sayfalar 545 - 546
Makale Özeti |Tam Metin PDF | Video

EDITÖRE MEKTUP
12. 
Kardiyovasküler Bilimsel Yayınlarda Hakemlik Sürecini Yapay Zeka Üstlenebilir mi?
Can Artificial Intelligence Replace Human Peer Review in Cardiovascular Journals?
Sefa Tatar
PMID: 40734545  doi: 10.5543/tkda.2025.67002  Sayfalar 547 - 548
Makale Özeti |Tam Metin PDF

13. 
Hemoglobin, Albümin, Lenfosit ve Trombosit Skoru Kriyoballon Ablasyon Sonrası Atriyal Fibrilasyon Tekrarını Tahmin Etmeye Yardımcı Olur mu?
Would the Hemoglobin, Albumin, Lymphocyte, and Platelet Score Help Predict Atrial Fibrillation Recurrence After Cryoballoon Ablation?
Uğur Canpolat
PMID: 40734548  doi: 10.5543/tkda.2025.50051  Sayfalar 549 - 550
Makale Özeti |Tam Metin PDF

EDITÖRE MEKTUP YANITI
14. 
Editöre Mektup Yanıtı: ''Hemoglobin, Albümin, Lenfosit ve Trombosit Skoru Kriyoballon Ablasyon Sonrası Atriyal Fibrilasyon Tekrarını Tahmin Etmeye Yardımcı Olur mu?"
Reply to the Letter to the Editor: ''Would the Hemoglobin, Albumin, Lymphocyte, and Platelet Score Help Predict Atrial Fibrillation Recurrence After Cryoballoon Ablation?''
Koray Kalenderoğlu, Mert İlker Hayıroğlu, Tufan Çınar
PMID: 40741979  doi: 10.5543/tkda.2025.55305  Sayfa 551
Makale Özeti |Tam Metin PDF

EDITÖRE MEKTUP
15. 
Tip 2 Diabetes Mellituslu Hastalarda QT Aralığını Etkileyen Faktörler ve Sodyum-Glukoz Kotransporter 2 İnhibitörlerinin Etkisi
Factors Affecting QT Interval in Patients with Type 2 Diabetes Mellitus and the Effect of Sodium-Glucose Cotransporter 2 Inhibitors
Ali Çoner, Can Ramazan Öncel, Cemal Köseoğlu
PMID: 40734547  doi: 10.5543/tkda.2025.70970  Sayfalar 552 - 553
Makale Özeti |Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale