| GÖRÜŞ | |
| 1. | Yapay Zeka ve Dijital Kardiyovasküler Hastalık Araştırmaları Nasıl Yürütülür? How to Conduct Research on Artificial Intelligence and Digital Cardiovascular Disease Studies Tarık KıvrakPMID: 40459132 doi: 10.5543/tkda.2025.91459 Sayfalar 225 - 227 Makale Özeti | |
| ARAŞTIRMA | |
| 2. | Parkinson Hastalığında Aterosklerotik Plak Oluşumunda Metabo-inflamatuar Sendrom ve Ferropatolojik Süreçlerin Rolü: Yüksek Çözünürlüklü Karotis Dubleks Analizinden Elde Edilen Bilgiler The Role of Metabo-Inflammatory Syndrome and Ferropathological Processes in Atherosclerotic Plaque Formation in Parkinson’s Disease: Insights from High-Resolution Carotid Duplex Analysis Esra Demir ÜnalPMID: 40459138 doi: 10.5543/tkda.2025.40390 Sayfalar 228 - 237 Amaç: Periferik metabolik-enflamatuar bozukluklar ve ferro-patolojik süreçler, Parkinson hastalığında (PH) steno-oklüzif patolojilerle yakından ilişkili olup halen açıklığa kavuşturulmayı beklemektedir. Bu çalışmada, PH’de kardiyo-metabolik risk stratifikasyonu periferik metabolik-enflamatuar ve ferro-patolojik bozukluklar bağlamında araştırmayı ve demirle ilişkili bozuklukların karotis aterosklerozundaki rolünü analiz etmeyi amaçladık. Yöntem: Bu kesitsel vaka-kontrol çalışması, yüksek çözünürlüklü karotis dupleks çalışmaları kullanılarak yürütüldü. Metabolik sendrom (MetS) için risk stratifikasyonu, lipitlerin yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterolüne (HDL-C) oranının aritmetik olarak hesaplanmasıyla belirlendi. Karşılaştırmalı istatistiksel değerlendirme için interkorelasyon ve multinominal regresyon analizleri kullanıldı. Bulgular: PH hastalarının kardiyovasküler hastalık (KVH) ve aterojeniteye daha yüksek eğilim gösterdiği tespit edildi. Kalsifiye plak oluşumu ve Tip-4 stenoz paterni, anlamlı derecede daha yüksek bulundu (χ2=21.717, χ2=60.609, P < 0.001). Ayrıca, PH’de periferik demir korelasyon analizlerinde bozukluk gözlendi. MetS riskinin daha yüksek olduğu belirlendi (Kolesterol/HDL-C: P = 0.015, z=2.434; trigliserit/HDL-C: P = 0.013, z=2.471) ve artmış enflamatuar hematolojik oranlar tespit edildi. Multinomiyal regresyon analizinde, glikozile hemoglobin (HbA1c) düzeyinde 1 birimlik artış, plak oluşturan sınıflandırmaya ait olma olasılığında 1.967 kat artış ile ilişkilendirildi (Odds Oranı = 1.967). Ayrıca, düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterolde (LDL) 1 birimlik artış, riskte hafif bir azalışla ilişkilendirildi (Odds Oranı = 0.981) (Cox-Snell = 0.266, Nagelkerke = 0.294). Sonuç: PH hastalarının, KVH ve aterosklerotik plak komplikasyonları açısından daha yüksek risk taşıdığı ve Kolesterol/HDL-C ve trigliserit/HDL-C oranlarının daha yüksek olmasıyla ilişkilendirilen MetS ile yakın bir ilişki gösterdiği ortaya konmuştur. Ayrıca, artırılmış enflamatuar oranlar ve bozulmuş ferro-patolojik süreçler yoluyla oksidatif stres kaynaklı aterotrombotik komplikasyonlar için daha büyük bir risk olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte, periferik demir bozukluğu ile stenoz paternleri arasında önemli bir ilişki bulunmamıştır. |
| 3. | Sol Ana Koroner Arter Dışı Bifurkasyon Lezyonlarında Double Kissing Culotte ve Mini-Culotte Stentlemenin Klinik Sonuçları: OPTIMUM Çalışması Clinical Outcomes of Double Kissing Culotte and Mini-Culotte Stenting in Non-Left Main Coronary Bifurcation Lesions: The OPTIMUM Trial Serkan Kahraman, Deniz Demirci, Gökhan Demirci, Yunus Emre Erata, Mustafa Ali Yavaş, İrem Türkmen, Ahmet Yaşar Çizgici, Serkan Aslan, Hicaz Zencirkiran Agus, Ümit Bulut, Ahmet Güner, Ahmet Arif Yalçın, Ali Kemal Kalkan, Mehmet ErtürkPMID: 40459136 doi: 10.5543/tkda.2025.98697 Sayfalar 238 - 246 Amaç: Culotte stentleme tekniği en sık tercih edilen koroner bifürkasyon stentleme yöntemlerden birisidir. Kılavuzlar tarafından önerilen double kissing mini-culotte (DKC) stentleme tekniği ise Culotte tekniğinin en güncel ve modifiyeli halidir. Biz çalışmamızda sol ana koroner dışı gerçek koroner bifürkasyon lezyonlarında (KBL) DKC ile mini-culotte (MC) stentlemeye karşılaştırdık. Yöntem: Toplam 200 sol ana koroner arter dışı perkütan koroner girişim uygulanan gerçek KBL hastası MC stentleme (n=92) ve DKC (n=108) stentleme gruplarına kategorize edildi. Çalışmamızın birincil sonlanım noktası kardiyak ölüm, hedef damar miyokard enfarktüsü (TVMI) ve hedef lezyon revaskülarizasyonu (TLR) birleşik sonlanımını içeren hedef lezyon başarısızlığıdır (TLF). Bulgular: 1 yıllık [7 (7,6%); 1 (0,9%), P = 0,017] ve 3 yıllık takiplerde [18 (19,6%); 6 (5,6%), P= 0,002] TLF sıklığı DKC grubunda daha düşüktü. Bu fark 1 yıllık [6 (6,5%); 1 (0,9%), P = 0,033]ve 3 yıllık [13 (14,1%); 5 (4,6%), P = 0,018] takiplerdeki TLR azalmasından kaynaklanmaktaydı.Ayrıca TVMI [4 (4,3%); 3 (2,8%), P = 0,551] ve kardiyak ölüm [5 (5,4%); 1 (0,9%), P = 0,064]hasta sayısı 3 yıllık takiplerde DKC grubunda daha düşüktü. Sonuç: Sol ana koroner arter dışı gerçek KBL’lerde DKC tekniği 3 yıllık takiplerde MC’ye göredaha düşük TLF sıklığına sahiptir. |
| 4. | Kılavuzların Ötesinde: Kalp Yetersizliği Olan Hastalarda Mortaliteyi Tahmin Etmede Tip 1 Demir Eksikliğinin Kritik Rolü Beyond the Guidelines: The Critical Role of Type 1 Iron Deficiency in Predicting Mortality in Patients with Heart Failure Tuğce Çolluoğlu, Tuğba Kapanşahin, Yeşim AkınPMID: 40459140 doi: 10.5543/tkda.2025.91335 Sayfalar 247 - 253 Amaç: Demir eksikliği (DE) kriterleri, kalp yetersizliği (KY) olan hastalarda olumsuz sonuçların öngörücüsü olarak karşılanmamış kardiyomiyosit demir talepleri ile tükenmiş demir depolarını içerebilir. Yöntem: Çalışmaya 570 KY hastası dahil edilmiştir. DE açısından önerilen yeni tanımlamaya göre hastaları üç gruba ayırdık: tip 1 (TSAT≤≈%15-16 ve anemi varlığı), tip 2 veya 3 (TSAT<≈20% ve hafif anemi valığı veya anemi olmaması) ve KY kılavuzuna göre DE kriterleri. Binary lojistik regresyon analizi, KY hastalarında 1 yıllık tüm nedenlere bağlı mortalite için bağımsız öngörücüleri tanımlamak için kullanıldı. Tip 1 DE'nin mortalite üzerindeki etkisini belirlemek için Cox orantılı hazard regresyon modelleri uygulandı. Bulgular: Kalp yetersizliği olan 570 hastanın, 175'inde (%30,7) tip 1 DE, 250'sinde (%43,9) tip 2 veya 3 DE ve 415’inde (%72,8) kılavuzların önerdiği DE kriterleri mevcuttu. 1 yıllık tüm nedenlere bağlı mortalite sırasıyla tip 1 DE için %38,3, tip 2 veya 3 DE için %22,7 ve kılavuzların önerdiği DE kriterlerini karşılayanlar için %26,0 olarak gözlenmiştir. Artmış yaş (OR: 1.054, %95CI: 1.025-1.084) ve tip 1 DE varlığı (OR: 1.830, %95CI: 1.044-3.208) 1 yıllık tüm nedenlere bağlı mortalite için bağımsız belirleyiciler olarak tespit edilmiştir. Cox regresyon analizi, hem düzeltilmemiş (HR: 2.289, %95CI: 1.644-3.186, P < 0.001) hem de düzeltilmiş (HR: 1.543, %95CI: 1.070-2.225, P = 0.020) analizlerde tip 1 DE olan KY hastalarında tip 1 DE olmayanlara kıyasla artmış mortalite riski olduğunu göstermiştir. Sonuç: Tip 1 DE, tip 2 veya 3 DE ve kılavuzlarda tanımlanan DE'den farklı olarak KY hastalarında 1 yıllık tüm nedenlere bağlı mortalite için bağımsız bir belirleyici olmuştur. KY hastalarında tip 1 DE, tip 1 DE olmayan KY hastalarına kıyasla artmış genel mortalite riski ile karakterize olarak bulunmuştur. |
| 5. | 45 Yaş Altı Hastalarda Akut Koroner Sendrom ve Miyokardit Nedeniyle Hastaneye Yatış: COVID-19 Pandemisi Öncesi, Sırası ve Sonrasına Ait Tek Merkezli Koroner Yoğun Bakım Ünitesi Retrospektif Yatış Kayıtları Hospitalization Due to Acute Coronary Syndrome and Myocarditis in Patients Under 45 Years Old: A Single-Center Coronary Care Unit Retrospective Analysis of Hospitalizations Before, During, and After the Coronavirus Disease 2019 Pandemic Murat Demirci, Beste Özben, Sıla Yurdabakan, İlknur İrem Aktaş, Ahmet Emre Çetin, Yusuf Erkam Bilgin, Muhammed Şaşmaz, Abdullah Emre Güner, Mustafa Kürşat TigenPMID: 40459139 doi: 10.5543/tkda.2025.93630 Sayfalar 254 - 262 Amaç: COVID-19 enfeksiyonu ve aşılamasının, özellikle genç yetişkinlerde akut koroner sendrom (AKS) ve miyokardite neden olup olmadığı hala tartışmalıdır. Bu çalışmanın amacı, pandemi öncesi, pandemi dönemi ve pandemi sonrası dönemlerde 45 yaş altı hastalarda AKS ve miyokardit nedeni ile hastaneye yatış oranlarını incelemektir. Yöntem: Bu retrospektif, tek merkezli çalışmaya, AKS veya miyokardit tanısıyla koroner yoğun bakım ünitesine başvuran 45 yaş altı 944 hasta dahil edilmiştir. Hastalar başvuru tarihine göre üç gruba ayrılmıştır: pandemi öncesi grup (Ocak 2019 - 31 Mart 2020), pandemi grubu (1 Nisan 2020 - 30 Eylül 2022) ve pandemi sonrası grup (1 Ekim 2022 - 31 Aralık 2023). Bulgular: 45 yaş altı hastaların toplam koroner yoğun bakım başvuruları içindeki oranları gruplar arasında anlamlı bir fark göstermemiştir (%12,9 vs %11,0 vs %11,8, p=0,134). Benzer şekilde, gruplar arasında miyokardit oranında AKS’ye göre hafif bir artış görülmesine rağmen bu fark anlamlı değildi (%29,9 vs %70,1, %32,0 vs %68,0 ve %34,2 vs %65,8, p=0,600). Miyokardit oranı, aşılı ve aşısız hastalar arasında benzerdi ve aşı türlerine göre anlamlı bir fark gözlenmedi. Sonuç: Merkezimizde AKS ve miyokardit nedeniyle hastaneye yatış oranları, pandemi öncesi, pandemi ve pandemi sonrası dönemlerde 45 yaş altı hastalar için benzer bulunmuş olup, bu durum COVID-19 enfeksiyonu ve aşılamasının AKS ve miyokarditle ilişkili olmadığını gösteren çalışmaları desteklemektedir. Bununla birlikte, bu çalışma akut koroner sendrom ve miyokardit nedeniyle hastaneye yatırılan vakalara ilişkin tek merkez kayıtlarını yansıtmakta olup, bu hastalıkların pandemi ile olan nedensel ilişkisini, genel insidansını veya prevalansını ortaya koymamaktadır. |
| 6. | Kriyobalon Ablasyonu Sonrası Atriyal Fibrilasyon Rekürrensini Tahmin Etmede Hemoglobin, Albümin, Lenfosit, Trombosit Skorunun Etkinliğinin Değerlendirilmesi Assessment of the Efficacy of the Hemoglobin, Albumin, Lymphocyte, and Platelet Score in Predicting Recurrence of Atrial Fibrillation Following Cryo-Balloon Ablation Koray Kalenderoğlu, Mert Hayıroğlu, Tufan ÇınarPMID: 40459134 doi: 10.5543/tkda.2025.54829 Sayfalar 263 - 269 Amaç: Hemoglobin, Albümin, Lenfosit, Trombosit (HALP) skoru, bir çok hastalıkta çeşitli klinik sonuçları tahmin etmek için potansiyel bir öngörücü biyobelirteç olarak kullanılmaktadır. Bu çalışma, kriyobalon ablasyonundan (KBA) sonra atriyal fibrilasyonun (AF) rekürrensini tahmin etmede HALP skorunun etkinliğini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Yöntem: Çalışmaya AF nedeniyle KBA yapılan ve HALP skorlarına göre üç eşit gruba ayrılan 399 hasta dahil edildi ve işlem sonrası AF rekürrensi gruplar arasında retrospektif olarak değerlendirildi. Bulgular: Karışıklığa neden olan bağımsız parametreler çıkarıldıktan sonra, Tertil 1'e dahil edilen hastaların, referans grup olarak varsayılan Tertil 3'e kıyasla AF tekrarlama oranlarının 2,1 kat daha yüksek olduğu bulundu. ROC eğrisi analizi, HALP skorunun AF rekürrensini 0,69 AUC, %65 duyarlılık ve %65 özgüllükle öngördüğünü gösterdi. (HR: 0.69, 95% CI: 0.63-0.74, P < 0.001). Sonuç: Bu çalışma, HALP skorunun KBA'dan sonra AF tekrarının bağımsız bir öngörücüsü olarak işlev görebileceğini ortaya koydu. |
| 7. | Konjenital Kalp Hastalığı Olan Çocukların Kateter Anjiyografi Laboratuvarındaki Ağrı Algısı Perception of Pain in the Catheter Angiography Laboratory Among Children with Congenital Heart Disease Serdar Kula, Daniiar Amatov, Akif Kavgacı, Fatma Rana Olguntürk, Fatma Sedef Tunaoğlu, Ayşe Deniz OğuzPMID: 40459137 doi: 10.5543/tkda.2025.69934 Sayfalar 270 - 274 Amaç: Bu çalışmada, kardiyak kateterizasyon sırasında yapılan rutin işlemlerin neden olduğu ağrı seviyesini belirlemeyi ve elde edilen bilgiler doğrultusunda işlem sırasında hasta konforunun iyileştirilmesi olasılığını araştırmayı amaçladık. Yöntem: Çalışmaya merkezimizde konjenital kalp hastalığı nedeniyle takip edilen ve kardiyak kateterizasyon uygulanan 24 hasta dahil edildi. Ağrı algısı, invaziv olmayan ve hassas bir yöntem olan deri iletkenlik aktivitesi kullanılarak anne yanında işlem öncesi (T0), genel anestezi sonrası lokal anestezi sırasında (T1), femoral vasküler girişim sırasında (T2) ve işlem sonrası anne yanında iken (T3) olmak üzere dört farklı zamanda değerlendirildi. Bulgular: Çalışmanın bulguları T0, T1 ve T2 zaman noktalarında ağrı düzeylerinde anlamlı farklar olduğunu ortaya koydu. Midazolam dozu ile ağrı algısı arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken, ketamin dozu ile kardiyak kateterizasyon sonrası anne yanında ağrı düzeyi (T3) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edildi. Sonuç: Etkili sedasyon planlaması, çocukların deneyimlediği ağrı derecesinin anlaşılmasını gerektirir. Bu çalışma, lokal anestezi ve prosedürel sedasyon almasına rağmen hastaların hâlâ rahatsızlık hissedebileceğini göstermiştir. Bu durum, kardiyak kateterizasyon sırasında konforu artırmak için ağrı yönetimi stratejilerinde daha fazla iyileştirme yapılması gerektiğini vurgulamaktadır. |
| DERLEME | |
| 8. | Koroner Fraksiyonel Akım Rezervinin Yapay Zeka Kullanılarak Tahmin Edilmesi Üzerine Bir İnceleme A Review on the Estimation of Coronary Fractional Flow Reserve Using Artificial Intelligence Mehmet Nazir Kaçar, İlkay Ulusoy, Çağrı YaylaPMID: 40459133 doi: 10.5543/tkda.2025.41168 Sayfalar 275 - 280 Koroner Arter Hastalığı (KAH) dünya çapında en yaygın ölüm nedenidir. KAH tanısı için en yaygın kullanılan ve kesin yöntem invaziv koroner anjiyografidir (İKA). Fraksiyonel akım rezervi (FAR), İKA sırasında ayrıca invaziv girişim gerektiren koroner stenozların fonksiyonel ciddiyetinin bir indeksidir. Yapay zeka (YZ) teknolojisindeki ilerlemelerle birlikte, hekimin iş akışına entegre edebilecek hızlı, doğru ve daha az invaziv FAR değerlendirmesi ihtiyacını karşılamak için YZ kullanılarak FAR tahmini popülerlik kazanmaktadır. Bu alandaki mevcut ilerleme, çeşitli yaklaşımları kullanan çalışmalar incelenerek ortaya konmuştur. |
| OLGU BILDIRISI | |
| 9. | Fabry Hastalığı için Nadir Bir Mutasyon Taşıyan Gözden Kaçan Bir Aile An Overlooked Family with a Rare Mutation for Fabry Disease Gamze Babur Güler, Arda Güler, Abdullah Doğan, Zümrüt Arslan Gülten, Aysel Türkvatan Cansever, Mehmet KaracanPMID: 40459129 doi: 10.5543/tkda.2024.27488 Sayfalar 281 - 285 Fabry hastalığı, GLA gen mutasyonlarının neden olduğu, çoklu organ tutulumuna neden olan nadir bir hastalıktır. GLA geninde bugüne kadar 1000'den fazla mutasyon tanımlanmış olsa da yeni mutasyonların tespiti ve raporlanması bu verileri zenginleştirmektedir. Kalp kapak hastalığı nedeniyle kliniğimizde muayene edilen, böbrek nakli ve hemodiyaliz öyküsü olan bir hastayı sunuyoruz. Fabry hastalığını yüksek klinik şüphesi olması nedeniyle teşhis ettik ve bu şüphelenmenin aile üzerindeki önemli etkisini anlatacağız. Etkin aile taraması sayesinde henüz etkilenmemiş aile bireylerini tespit ederek ileride gelişebilecek organ tutulumlarını önledik veya azalttık. Klinik faydalarının yanı sıra, bu ailede tanımlanan mutasyon daha önce çok az sayıda rapor edilmiş olup bazı kaynaklarda hala önemi belirsiz bir varyant (VUS) olarak tanımlanmaktadır. Bu bakışla genetik literatürüne de katkı sağlayacağına inanıyoruz. |
| 10. | Triküspit Valve-in-Valve İşlemi: Biyoprotez Kapak Floroskopide Görünmediğinde Ne Yapmalı? Zorluklar ve Prosedürün Adım Adım Açıklaması Tricuspid Valve-in-Valve Procedure: What to Do When the Bioprosthetic Valve Is Not Visible on Fluoroscopy? Challenges and Step-by-Step Description of the Procedure Hüseyin Bozbaş, Mohamed Asfour, Savaş A ÇelebiPMID: 40459128 doi: 10.5543/tkda.2024.06464 Sayfalar 286 - 290 Biyoprotez kalp kapaklarının en büyük dezavantajı orta ve uzun vadede dejenerasyon gelişmesidir. Triküspit kapak replasmanı sonrası biyoprotez dejenerasyonu gelişen hastalarda yeniden ameliyat riskinin yüksek olması nedeniyle perkütan valve in valve (ViV) yaklaşımı tercih edilmektedir. Biyoprotez kapak radyo-opak olmadığında işlemin zorlayıcı yönleri olabilir. Hastanemizde gerçekleştirilen 3 tirküspit ViV olgusunu sunmayı, işlemin adım adım yapılışını ve floroskopide kapak görünmediğinde hizalamanın nasıl gerçekleştirildiğini tarif etmeyi amaçladık. Sağ kalp yetersizliği ile başvuran hastaların triküspit biyoprotez kapaklarında ciddi disfonksiyon görüldü. Ameliyat notları gözden geçirildi ve ViV aplikasyonu kullanılarak kapak boyutları belirlendi. İlk hastada biyoprotez kapak floroskopide açıkça görülüyordu ve kapağı hizalarken zorluk yaşanmadı. Ancak diğer iki hastanın biyoprotez kapakları floroskopide görülmüyordu. Predilatasyon yapıldı ve indentasyon çizgisi referans olarak kullanıldı. Balonla genişletilebilir kapak hizalanırken EKO görüntüleme ve sağ atriyal/ventriküler anjiyogramlar yapıldı. ViV işlemi her 3 vakada da başarılı oldu. Transkateter ViV işlemi triküspit biyoprostetik kapak dejenerasyonu olan hastalar için iyi bir tedavi seçeneğidir. Kapağın radyo-opak olmadığı durumlarda, balon dilatasyonu sırasındaki indentasyon noktasına dikkat edilerek, sağ ventrikülografi ve sağ atriyografiler yapılarak ve EKO kılavuzluğundan faydalanılarak yeni kapağın istenilen şekilde hizalanması gerçekleştirilebilir. |
| OLGU GÖRÜNTÜSÜ | |
| 11. | Sağ Koroner Arterde Dev Anevrizma A Giant Aneurysm of the Right Coronary Artery Şeyda Dereli, Gönül Zeren, Osman Eren Karpuzoğlu, Mustafa Azmi Sungur, Mehmet Fatih Yılmaz, İlhan İlker Avcı, Barış Şimşek, Fatma Can, Can Yücel KarabayPMID: 40459135 doi: 10.5543/tkda.2025.63534 Sayfalar 291 - 292 |
| EDITÖRE MEKTUP | |
| 12. | Kontrol Edilemeyen Akut İyatrojenik Hemorajik Kardiyak Tamponad Sırasında Anında Perikardiyal Protamin Uygulaması: Bir Güvenlik ve Fizibilite Çalışması Immediate Pericardial Protamine Administration During Uncontrollable Acute Iatrogenic Hemorrhagic Cardiac Tamponade: A Safety and Feasibility Study Başar Candemir, Büşra Kuru, İbrahim Ersoy, Şeyhmus Atan, Yakup Yunus Yamantürk, İrem Cenan Büyükçakır, Volkan Kozluca, Osman BetonPMID: 40459131 doi: 10.5543/tkda.2025.67207 Sayfalar 293 - 295 Makale Özeti | |
| 13. | Gebelik Sayısının Aort Sertlik İndeksi, Aort Hızı Yayılımı ve Epikardiyal Yağ Kalınlığı Üzerine Etkisi Factors Associated with Aortic Stiffness Index, Aortic Velocity Propagation, and Epicardial Fat Thickness in Pregnancy Cemal Köseoğlu, Can Ramazan Öncel, Ali ÇonerPMID: 40459130 doi: 10.5543/tkda.2025.52289 Sayfalar 296 - 297 Makale Özeti | |
| EDITÖRDEN | |
| 14. | Kardiyolojide Gündem ve Yorumlar Comments on Cardiology Ertan UralPMID: 40459141 Sayfalar 298 - 299 Makale Özeti | |
Copyright © 2026 Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi
