| ARAŞTIRMA | |
| 1. | Triküspit Kapak Transkateter Uçtan Uca Onarım (TriClip): Türkiye’deki İlk Sonuçlar ve Deneyimler Tricuspid Valve Transcatheter Edge-to-Edge Repair (TriClip): Initial Outcomes and Experience in Türkiye Fuat Polat, Zeynettin Kaya, Gökhan Kahveci, İsmail AteşPMID: 39225646 doi: 10.5543/tkda.2024.34954 Sayfalar 375 - 383 Amaç: Bu çalışmanın amacı, ciddi sekonder triküspit yetersizliği (TY) olan yüksek riskli hastalarda MitraClip veya TriClip cihazı kullanılarak triküspit uçtan uca onarım (TEER) işlemlerinin etkinliğini ve güvenliğini değerlendirmek ve işlem sonuçları ve prosedürler hakkında Türkiye'ye özgü veriler sağlamaktır Yöntem: Bu çalışmaya, MitraClip veya TriClip cihazı kullanılarak uçtan uca transkateter onarım uygulanan ciddi sekonder TR'li 42 yüksek riskli hasta dahil edildi. Hasta seçim kriterleri arasında şiddetli TY, yüksek cerrahi risk (EuroScore ≥ 8 ve TRI-SCORE ≥ 6), tıbbi tedaviye rağmen semptomatik olma ve TriClip'e anatomik uygunluk yer alıyordu. Hastalar işlemden önce uzman bir kalp ekibi tarafından uygunluğun değerlendirilmesi için 2D/3D transözofageal ekokardiyografi de dahil olmak üzere titiz bir değerlendirmeye tabi tutuldu. Bulgular: Çalışmada, başarılı implantasyon ve TY şiddetinde en az bir derecelik azalma olarak tanımlanan %100'lük bir prosedür başarı oranı elde edildi. İşlem sonrası değerlendirmeler, hastaların %88,1'inde hafif ila orta dereceli TY'nin olduğunu ortaya çıkardı; bu da anlamlı iyileşmeye işaret ediyordu. Hastaların yalnızca %11,9'unda ileri TY'nin korunduğu görüldü. Ortalama 11,5 aylık takip sırasında hastaların %23,8'inde yeniden hastaneye yatış meydana geldi ve hastaların %7,1'inde mortalite gözlendi; bu da olumlu bir güvenlik profili ortaya koyuyor. TriClip ve MitraClip cihazları arasındaki karşılaştırmalı analiz, benzer etkinlik ve güvenlik sonuçları gösterdi; işlem süreleri veya komplikasyon oranlarında anlamlı bir fark yoktu. Sonuç: Çalışma, yüksek riskli hastalarda ciddi ikincil TY'nin tedavisinde TriClip veya MitraClip cihazları kullanılarak yapılan TEER'in etkinliğini ve güvenliğini göstermektedir. TY tedavisinde transkateter tekniklerin rolünü destekleyen prosedür başarısı, TY şiddetinde iyileşme ve olumlu klinik sonuçlar gözlendi. |
| 2. | Aterosklerotik Kardiyovasküler Hastalığı Olan Hastalarda Lipoprotein (a) Düzeylerinin Değerlendirilmesi: Türkiye’den Tek Merkez Deneyimi Assessment of Lipoprotein (a) Levels in Patients with Atherosclerotic Cardiovascular Disease: Single Center Experience from Türkiye Barış Güngör, Barış Şimşek, Tufan Çınar, Melih Öz, Gökçem Ayan Bayraktar, Duygu İnan, Recep Hacı, Yusuf Oflu, Müjgan Mihmanli, Can Yücel KarabayPMID: 39225648 doi: 10.5543/tkda.2024.70979 Sayfalar 384 - 389 Amaç: Bu çalışma, aterosklerotik kardiyovasküler hastalığı (ASKVH) olan bireylerde rezidüel riske potansiyel bir katkıda bulunan yüksek lipoprotein (a) [Lp(a)] seviyelerinin rolünü araştırmayı amaçlamaktadır. Lp(a) seviyelerinin yaklaşık %90’ının genetik olarak belirlendiğini ve coğrafi bölgeler arasında farklılık gösterebileceğini kabul ederek, şu anda verilerin yetersiz olduğu Türk toplumu içerisinden bir grubun, Lp(a) seviyelerini değerlendirmeye odaklandık. Yöntem: Tek merkezde, ASKVH tanısı almış ve Lp(a) ölçümü yapılmış hastaların verileri retrospektif olarak toplanmıştır. Bulgular: Toplam ardışık 1193 hastanın Lp(a) ölçümleri analiz edilmiştir. Ortalama Lp(a) düzeyi 28,2 mg/dL idi (medyan 16 mg/dL; 25.-75. persantil 7 mg/dL ve 39 mg/dL). En yüksek Lp(a) düzeyi 326 mg/dL idi. Tüm vakaların %18,7’sinde Lp(a) düzeyi ≥ 50 mg/dL, %10,8’inde Lp(a) düzeyi ≥70 mg/dL ve %5,8’inde Lp(a) düzeyi ≥ 90 mg/dL idi. Ortalama düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol (LDL-K) ve toplam kolesterol (TK) düzeyleri sırasıyla 132 ± 47 mg/dL ve 212 ± 54 mg/dL idi. Kadınlarda Lp(a) düzeyi daha yüksek saptandı. Ayrıca, Lp(a) düzeyleri ≥ 90 mg/dL olan kadınların oranı erkeklerden daha yüksekti (%11,4’e karşı %1,4; P < 0,01). Lp(a) seviyeleri ile TK (r = 0,075, P = 0,01) ve LDL-K (r = 0,106, P < 0,01) arasında ılımlı ancak anlamlı bir korelasyon vardı. Sonuç: Bu çalışma, ASCVD hastaları arasında Lp(a) konsantrasyonlarının kadınlarda ve statin kullananlarda daha yüksek olduğunu ve Lp(a) seviyesi ile TC ve LDL-C arasında zayıf ancak anlamlı bir korelasyon olduğunu ortaya koymuştur. |
| EDITÖRYAL YORUM | |
| 3. | Türkiye’de Lipoprotein (a) Yükü: Bildiklerimiz ve Öğrenmemiz Gerekenler The Burden of Lipoprotein (a) in Türkiye: What We Know and What We Need to Learn Meral Kayıkçıoğlu, Ece YurtsevenPMID: 39225649 doi: 10.5543/tkda.2024.29267 Sayfalar 390 - 393 Makale Özeti | |
| ARAŞTIRMA | |
| 4. | Transfemoral Perkütan Girişim Uygulanan Hastalarda Manuel Kompresyon Sonrası Kum Torbasız Takibin Değerlendirilmesi Effects of Sandbag-Free Follow-up After Manual Compression in Patients Who Underwent Transfemoral Access for Percutaneous Intervention Ahmet Soylu, Ahmet Taha Şahin, Hasan Kan, Hasan Sarı, Sefa TatarPMID: 39225641 doi: 10.5543/tkda.2024.59987 Sayfalar 394 - 399 Amaç: Femoral erişim yeri komplikasyonları, perkütan girişim işlemiyle ilişkili sık görülen ancak hasta-hekim konforunu etkileyen önemli durumlardır. Bu çalışmada, birçok klinikte standart uygulama olan kum torbası ile kompresyon uygulanan hastalar ile kum torbası kompresi yapılmadan sadece yatak istirahati ile izlenen hastalar arasındaki komplikasyon oranlarını karşılaştırdık. Yöntem: Bu çalışmaya kliniğimizde Nisan 2019 ile Mayıs 2023 tarihleri arasında transfemoral perkütan girişim (çoğunlukla koroner girişimler) uygulanan hastalar dahil edildi. Hastalar kum torbası olmadan (n = 160) ve kum torbasıyla (n = 158) izlenenler olarak sınıflandırıldı; İki grup arasında komplikasyon oranları (ekimoz, psödoanevrizma, hematom, kanama) karşılaştırıldı. Bulgular: İki grup arasında cinsiyet, yaş, sheath boyutu ve yatak istirahati süreleri açısından fark gözlenmedi. Kum torbası olmayan hastaların %16,9’ unda (n = 27), kum torbası olan hastaların ise %25,3’ünde (n = 40) komplikasyon görüldü. En sık görülen komplikasyon ekimoz olup kum torbası olmayan grupta %10,6 (n = 17), kum torbası kullanan grupta ise %13,9 (n = 22) görüldü. Sonuç: Femoral sheathin çıkarılmasının ardından manuel kompresyon sonrası, kum torbası kullanılmadan yatak istirahati alan hastalarda komplikasyon gelişme olasılığı daha düşüktür. Ayrıca kum torbası kullanımının bırakılması hasta konforunda da ciddi bir artışa yol açmaktadır. |
| 5. | Hipertansiyonu Olan ve Olmayan Prediyabetik Hastalarda Serum Speksin Düzeylerinin Karşılaştırılması ve Ekokardiyografik Bulgular ile İlişkisinin Değerlendirilmesi Comparison of Serum Spexin Level and its Relationship with Echocardiographic Findings in Prediabetic Patients with and without Hypertension Sedat Taş, Ümmü Taş, Tuncay KümePMID: 39225645 doi: 10.5543/tkda.2024.03078 Sayfalar 400 - 410 Amaç: Prediabetes mellitus, hipertansiyon ve bunların sıklıkla birlikte oluşu, makrovasküler ve kardiyovasküler komplikasyonlar için risk faktörleridir. Bu çalışmada, prediyabetik hastalarda, speksin seviyeleri ile ekokardiyografik bulgular ve hipertansiyon arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlandı. Yöntem: Çalışmaya Nisan 2021 ile Ocak 2022 tarihleri arasında polikliniklere başvuran, prediyabet tanısı alan 118 yetişkin hasta dahil edildi. Hastalar hipertansiyonu olan (n = 58) ve olmayan (n = 60) prediyabetik hastalar olarak, hipertansiyonu olan hastalar ayrıca 24 saatlik ayaktan kan basıncı izlemine göre dipper ve nondipper olarak gruplara ayrıldı. Bütün hastalardan kan alındı ve ekokardiyografi tetkikleri yapıldı. Speksin seviyeleri ELISA yöntemi ile belirlendi. Serum speksin seviyeleri, ekokardiyografi ve ayaktan kan basıncı izlemi bulguları gruplar arasında karşılaştırıldı. Bulgular: Hipertansiyon grubunda ve nondipper grubunda anlamlı derecede düşük speksin seviyeleri ve daha yüksek sol atriyal hacim indeksi, E/Em indeksi ve interventriküler septum ve arka duvar kalınlıkları vardı. Speksin düzeyleri beden kitle indeksi (r = -0,298, P < 0,001), gece sistolik kan basıncı (r = -0,264, P = 0,006), gece diyastolik kan basıncı (r = -0,255, P = 0,005), sol atriyal hacim indeksi (r = -0,238, P = 0,009), E/Em (r = -0,214, P = 0,02) ve düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol (r = -0,243, P = 0,008) ile negatif korelasyon gösterdi. Obezite, fazla kiloluluk ve speksin < 780 pg/mL bağımsız olarak hipertansiyon ile ilişkiliydi. Sonuç: Hipertansiyonlu prediyabetik hastalarda ve nondipper hastalarda dolaşımdaki speksin seviyeleri daha düşüktü ve ekokardiyografik ve lipit parametreleriyle ilişkiliydi. Çalışmamızda belirlenen speksin eşik değeri, hipertansiyon tespiti için yararlı bir gösterge olabilir ve klinisyenlerin prediyabetik hastaları hipertansiyon açısından değerlendirme konusunda farkındalığını artırabilir. |
| 6. | Koroner Yoğun Bakım Ünitesine Yatan Yaşlı Hastaların Kısa Dönem Prognozu: MORCOR-TURK Çalışmasının Alt Grup Analizi Short-Term Prognosis of Elderly Patients Admitted to the Coronary Care Unit: A Subgroup Analysis of the MORCOR-TURK (Mortality and Morbidity in Coronary Care Units in Türkiye) Trial Gökay Taylan, Çağlar Kaya, Mehmet Özbek, Feyza Kurt, Yücel Kaçmaz, Fatih Akkaya, Fatih Kahraman, Ahmet Seyda YılmazPMID: 39225647 doi: 10.5543/tkda.2024.51282 Sayfalar 411 - 419 Amaç: MORCOR-TURK çalışmasının alt grup analizinde, Türkiye’deki koroner bakım ünitelerinde (KBÜ) izlenen yaşlı hastaların kısa dönem prognozu, mortalite oranları ve öngördürücülerinin belirlenmesi amaçlandı. Yöntem: MORCOR-TURK çalışması, Türkiye’de yürütülen ulusal, girişimsel olmayan, çok merkezli ve gözlemsel bir çalışmadır (ClinicalTrials.gov no NCT05296694). Araştırmanın evrenini Türkiye’nin tüm bölgelerinden seçilen 50 merkezdeki (prospektif olarak 1-30 Eylül 2022 tarihleri arasında izlenmiş KBÜ hastaları oluşturmaktadır. Araştırmanın alt grup analizinde hastalar grup 1 (65 yaş <75 yaş, n = 923 hasta) ve grup 2 (≥ 75 yaş, n = 713 hasta) olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. Analizin sonunda kısa vadeli prognoz, mortalite oranları ve öngörücüler belgelenmiştir. Bulgular: Grup 1’in ortalama yaşı 69 (67-72), grup 2’nin yaş ortalaması 80 (77-84) idi. Göğüs ağrısı en sık başvuru nedeniydi (968 hasta [%59,16]) ve akut koroner sendrom KBÜ’ye yatışların en sık nedeniydi (1053 hasta [%64]). Atriyal fibrilasyon (AF) en sık görülen aritmiydi [356 hasta (%21,76)]. Yaşlı hastalarda mortalite oranı %6,11 idi (grup 1’de %4,23 ve grup 2’de %8,56). Çok değişkenli regresyon analizi, yaş (P = 0,046, P = 0,003), kronik böbrek hastalığı (P = 0,011, P = 0,045) ve hastanede yatış sırasındaki VT/VF’nin (P < 0,001) her iki grupta da ölüm oranını artıran ana faktörler olduğunu gösterdi. Diğer bağımsız mortalite risk faktörleri Grup 1 için sigara, Grup 2 için aort stenozu idi. Sonuç: Bu çalışma, Türkiye’de KBÜ’lere kabul edilen yaşlı hastalarda kısa dönem prognozu değerlendiren en kapsamlı araştırmadır. Bulguları, koroner arter hastalığının en yaygın başvuru nedeni olduğunu ve 75 yaş üstü olma ile kronik böbrek hastalığının mortalitenin ana belirleyicileri olduğunu göstermiştir. |
| 7. | Koroner Arter Anjiyografik Özelliklerinin Mesleki Faktörler ve İşe Dönüş İle İlişkisi The Relationship Between Coronary Artery Angiographic Characteristics, Occupational Factors, and Return to Work Fakhri Rezaei, Saber Mohammadi, Abdollah Amirfarhangi, Mahin HosseininejadPMID: 39225644 doi: 10.5543/tkda.2024.86918 Sayfalar 420 - 428 Amaç: Koroner arter hastalığı, çalışma çağındaki bireylerde en sık görülen sakatlık ve iş kaybı nedenlerinden biridir. Kardiyovasküler olaylardan sonra işe dönebilme yeteneği çeşitli faktörlere bağlı olduğundan, bu faktörlerin belirlenmesi tedavi planlamasında ve etkili rehabilitasyonda yardımcı olabilir. Bu çalışmada stabil anjina ve akut koroner sendromu olan hastalarda anjiyografiden bir yıl sonra çalışma durumu ve ilişkili faktörleri değerlendirmeyi ve mesleki faktörlerin anjiyografik özellikler üzerindeki etkisini araştırmayı amaçladık. Yöntem: Bu retrospektif çalışma, Şubat 2020-Mart 2021 tarihleri arasında bir eğitim hastanesinde koroner arter hastalığı nedeniyle anjiyografi yapılan 447 çalışan hasta üzerinde gerçekleştirildi. İstihdam durumuna ve iş içeriği anketi dahil olmak üzere diğer ilgili değişkenlere ilişkin veriler, hastaneden taburcu olduktan bir yıl sonra tıbbi kayıtların incelenmesi ve telefon görüşmeleri yoluyla toplandı. Daha sonra katılımcılar arasında mesleki faktörler ve işe dönüş durumları karşılaştırıldı. Bulgular: Anjiyografiden bir yıl sonra işe dönüş oranı %70 idi. Bunlardan %86,3’ü önceki işine devam etmişti. Büyük koroner arterlerin tutulumu, hipertansiyon öyküsü, daha düşük ejeksiyon fraksiyonu ve daha fazla hastanede kalış günü, işe dönüşün azalmasıyla ilişkilendirildi. Düşük gelir, daha uzun çalışma saatleri ve yüksek iş talebi gibi mesleki risk faktörleri de işe geri dönme olasılığını azalttı. Sonuç: Koroner arter hastalığı olan hastalarda anjiyografi sonrası işe dönme olasılığını çeşitli klinik ve sosyoekonomik faktörler öngörebilmektedir. Bu faktörlere dikkat edilmesi, bu hastalarda istihdam sonuçlarını iyileştirmek için klinik kılavuzların formüle edilmesinde faydalı olabilir. |
| UZMAN GÖRÜŞÜ | |
| 8. | Kalp Yetersizliği Tedavisinde Sodyum Glukoz Ko-transporter 2 İnhibitörlerinin Güncel Kullanımı Current Use of Sodium Glucose Co-transporter 2 Inhibitors in Heart Failure Therapy Yüksel Çavuşoğlu, Hakan Altay, Ahmet Çelik, Tolga Sinan Güvenç, Barış Kılıçarslan, Sanem Nalbantgil, Ahmet Temizhan, Özlem Yıldırımtürk, Mehmet Birhan YılmazPMID: 39225638 doi: 10.5543/tkda.2024.52707 Sayfalar 429 - 454 Sodyum glukoz ko-transporter-2 inhibitörleri (SGLT2i), böbrek proksimal tübüllerinde glükoz ve sodyum reabsorbsiyonunu engelleyip glükozuri, natriürez ve diüreze neden olan ajanlardır. Aterosklerotik kardiyovasküler (KV) hastalığı veya yüksek KV risk faktörleri olan tip 2 diyabette (T2DM), major KV olayları ve kalp yetersizliğine (KY) bağlı hastane yatışlarını azalttığı ortaya konmuştur. Bu çalışmalarda en büyük ve tutarlı etkinin KY nedenli hastane yatışlarını azaltması üzerine olduğu gözlenmiştir. DAPA-HF ve EMPEROR-Reduced çalışmalarında, standart KY tedavisine eklenen SGLT2i dapagliflozin ve empagliflozinin diyabet olsun olmasın DEF-KY bulunan olgularda KV mortalite veya KY nedenli hastane yatışlarından oluşan primer sonlanımı ve yaşam kalitesini düzelttiği gösterilmiştir. Yeni yayınlanan EMPEROR-Preserved ve DELIVER çalışmalarının sonuçları SGLT2i’lerin KEF-KY (EF >%40) olgularının tedavisinde de etkili olduğunu ortaya koymuştur. Bunun ötesinde EMPULSE ve DICTATE-AHF çalışmalarının sonuçları SGLT2i’lerin akut KY ile hastaneye yatırılan olgularda da klinik sonuçları düzeltme potansiyeline sahip olduğunu göstermiştir. Elde edilen söz konusu kanıtlar DEF-KY ve KEF-KY tedavisinde kılavuz önerilerini değiştirmiştir. Bu belgenin amacı SGLT2i’lerin KY tedavisindeki rolünü mevcut yeni kanıtlar ışığında değerlendirmektir. |
| OLGU BILDIRISI | |
| 9. | Obstrüktif Hipertrofik Kardiyomiyopatiyi Taklit Eden Takotsubo Kardiyomiyopatisi Takotsubo Cardiomyopathy Mimicking Obstructive Hypertrophic Cardiomyopathy Samuray Zekeriyeyev, Uğur CanpolatPMID: 39225642 doi: 10.5543/tkda.2023.93429 Sayfalar 455 - 459 Takotsubo kardiyomiyopatisi (TKM), ekokardiyografi veya sol ventrikülografi ile teşhis edilebilen geçici sol ventriküler fonksiyon bozukluğu ile karakterizedir. Çoğu durumda duygusal, fiziksel veya birleşik bir tetikleyici vardır. Akut koroner sendrom, TKM hastalarında EKG anormallikleri ve kardiyak biyobelirteçlerin yükselmesiyle ilişkili olarak en sık konulan yanlış tanılardan biridir. Koroner anjiyografide genellikle koroner arterde darlık veya tıkanıklık görülmez. Hipertrofik kardiyomiyopati (HKM), çeşitli fenotiplere sahip hipertrofik sol ventrikül ile karakterize tamamen farklı bir patolojidir. Ancak birkaç yazıda TKM’nin bazı hastalarda obstrüktif tip HKM’yi taklit ettiği de bildirildi. Burada klinik, laboratuvar ve görüntüleme testlerine göre TKM tanısı konulan bir kadın hastayı sunduk. Bununla birlikte, sol ventrikülografi ve ekokardiyografi bulguları, sol ventrikülün bazal segmentlerinin hiperdinamik kasılmasının, sol ventriküler çıkış yolu (SVÇY) gradyanında artışa ve ciddi mitral kapak yetersizliğine yol açması nedeniyle, TKM’yi HKM’den ayırt etmekte zorlayıcıydı. Bu kadar nadir görülen bir olguda TKM’nin HKM’den ayrımının yapılabilmesi için detaylı değerlendirme ve ekokardiyografi ile yakın takip gerekmektedir. |
| 10. | Swyer-James-MacLeod Sendromu ve Eisenmenger Sendromu Birlikteliği Swyer-James-MacLeod Syndrome in a Patient with Eisenmenger Syndrome Dolunay Gürses, Merve Oğuz, Doğangün Yüksel, Furkan Ufuk, Münevver YılmazPMID: 39225640 doi: 10.5543/tkda.2023.59829 Sayfalar 460 - 463 Swyer-James-Macleod Sendromu, bronşiyal hava yolu tıkanması olmadan tek akciğer lobunun havalanma fazlalığı ile hiperlüsen görünüm ve azalmış vaskularite ile karakterize radyolojik bir durumdur. Ventriküler septal defekt çocuklukta en sık görülen konjenital kalp kusuru olup zamanında tedavi edilmezse geri dönüşü olmayan pulmoner hipertansiyona ve Eisenmenger sendromuna neden olur. Bu vaka raporunda Swyer-James-Macleod Sendromu ve Eisenmenger sendromu birlikteliği olan 25 yaş hasta sunuldu. Atipik dağılımlı pulmoner amfizemi, tek taraflı hiperlüsensisi olan olgularda Swyer-James-Macleod Sendromu’nun ayırıcı tanıda düşünülmesi erken tanı ve uygunsuz tedavilerin engellenmesi açısından önemlidir. |
| 11. | Mulibrey Nanism: Bir Kalp Yetersizliği Olgusu Mulibrey Nanism: A Case with Heart Failure Ahmet Yiğit Temizhan, Mehmet Numan Çolakoğlu, Meryem Kara, Etga Köprücü, Ahmet Korkmaz, Serkan Topaloğlu, Feride Pınar Altay, Ekin Yiğit Köroğlu, İnci Elif Erbahçeci Timur, Nagihan Uğurlu, Ahmet TemizhanPMID: 39225643 doi: 10.5543/tkda.2023.95443 Sayfalar 464 - 467 Mulibrey Nanism kardiyak tutulum da dahil birçok sistemik bulguyla ortaya çıkabilen nadir bir genetik hastalıktır. Bu olgu bildirisinde kliniğimize kalp yetersizliği semptomları ile başvuran, 4 yaşında konstriktif perikardit sebebiyle parsiyel perikardiyektomi ameliyatı geçirmiş 26 yaşındaki erkek hastayı sunmaktayız. Hastanın detaylı muayenesinde Mulibrey Nanism ile uyumlu bulgular olan kısa boy, hipertelorizm ve makrosefaliye sahip olduğunu gözlemledik. Genetik testler sonucu TRIM37 geninde homozigot patojen mutasyon saptandı. Hastanın kalp yetersizliği multidisipliner bir yaklaşım ile tedavi edildi, ayrıca hastalığın farklı sistemik patolojilerinin tanı ve tedavisi için birçok uzmanlık alanına konsültasyonlarda bulunuldu. Bu olgu özellikle dismorfik bulguları olan ve genç yaşta konstriktif perikardit öyküsü olan hastalarda Mulibrey Nanism sendromunun ayırıcı tanıda bulunması gerektiğine ve bu tip hastaların multidisipliner bir yaklaşım ile tanı ve tedavisinin sağlanmasının gerekliliğine dikkat çekmektedir. |
| OLGU GÖRÜNTÜSÜ | |
| 12. | Sinüs Valsalva’yı Tutan Aort Diseksiyonuna Bağlı Şiddetli Akut Aort Yetersizliğinde Transözofageal Ekokardiyogramın Kardiyak Bilgisayarlı Tomografiye Karşı Duyarlılığı Sensitivity of Transesophageal Echocardiogram Versus Cardiac Computed Tomography in Severe Acute Aortic Regurgitation Secondary to Aortic Dissection Located in the Sinus of Valsalva Nisha Lal-Trehan Estrada, Leydimar Anmad Shihadeh, Marta Guillén Tena, Ramón De Castro, Alfredo Bardaji RuízPMID: 39225639 doi: 10.5543/tkda.2023.59465 Sayfalar 468 - 469 |
| 13. | Akciğer Röntgeninin Dikkatli İncelenmesinin Önemi Importance of the Careful Inspection of Chest X-Ray Yalçın Velibey, Kemal Emrecan Parsova, Levent Pay, Özge Güzelburç, Tolga Sinan GüvençPMID: 39225637 doi: 10.5543/tkda.2023.23572 Sayfalar 470 - 471 Makale Özeti | |
| EDITÖRDEN | |
| 14. | Kardiyolojide Gündem ve Yorumlar News and Comments from Cardiology Ertan UralPMID: 39225650 Sayfa 472 Makale Özeti | |
Copyright © 2026 Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi
