TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ ARŞİVİ - Turk Kardiyol Dern Ars: 42 (3)
Cilt: 42  Sayı: 3 - Nisan 2014
ARAŞTIRMA
1.
Çıkan aort genişlemesi olan hastalarda artmış kırmızı kan hücre dağılım aralığı
Red cell distribution width is increased in patients with ascending aortic dilatation
Barış Güngör, Kazım Serhan Özcan, Fatma Özpamuk Karadeniz, Ahmet Ekmekçi, Ahmet Taha Alpwe, Damirbek Osmonov, Mahmut Uluganyan, Baran Karataş, Ercan Toprak, İzzet Celal Erdinler, Osman Bolca
PMID: 24769814  doi: 10.5543/tkda.2014.77508  Sayfalar 227 - 235
Amaç: Kırmızı hücre dağılım genişliği (KHDG) ve nötrofil lenfosit oranı (NLO) ölçümlerinin kardiyovasküler hastalıklarda prognostik önemi olduğu gösterilmiştir. Çıkan aort genişlemesi (ÇAG) aort duvarında enflamasyon ve kistik dejenerasyonla seyreden ve sık görülen kardiyovasküler bir hastalıktır. Bu çalışmada, ÇAG olan hastalarda KHDC ve NLO değerlerini araştırmayı hedefledik.
Çalışma planı: Transtrorasik ekokardiyografide ÇAG saptanan 200 hasta ileriye dönük olarak çalışmaya alındı ve çıkan aort çapı normal olan, yaş ve cinsiyet dağılımı benzer 170 bireyle karşılaştırıldı. KHDG, NLO ve ortalama eritrosit hacmi ölçümü için tam kan sayımı (TKS) yapıldı. Geçmiş iki yıl içindeki TKS sonuçları da toplanarak analizlerde ortalama değerler kullanıldı.
Bulgular: Çıkan aort genişlemesi olan grupta, KHDG (ortanca 13.9, çeyreklerarası aralık [IQR] 1.40 ve ortanca 13.3, IQR %1.05; p=0.01), NLO (ortanca 2.04, IQR 1.09 ve ortanca 1.78, IQR 0.90; p=0.01) ve yüksek duyarlıklı C-reaktif protein (hs-CRP) ölçümleri (ortanca 0.60, IQR 0.80 ve ortanca 0.44, IQR 0.68 mg/L; p=0.01) kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksekti. Tekli korelasyon analizinde, çıkan aort çapı ile KHDG (r=0.31, p=0.01), NLO (r=0.15, p=0.01) ve hs-CRP (r=0.12, p=0.03) seviyeleri arasında korelasyon saptandı. Çoklu regresyon analizinde ise KHDG ve hs-CRP yüksekliği, ÇAG varlığının bağımsız bir belirteci olarak saptandı. Receiver operating characteristic (ROC) analizinde KHDG için >%13.8 sınır değerinin, ÇAG tanısı için %49.5 duyarlılık ve %82.8 özgüllüğe sahip olduğu bulundu (EAA 0.681, p=0.01).
Sonuç: Çıkan aort genişlemesi olan hastalarda, KHDG ve hs- CRP yükselmiştir. Bu değerler, AAD patogenezinde enflamasyonun rolü olabileceğini göstermektedir.
Objectives: The prognostic importance of red cell distribution width (RDW) and neutrophil/lymphocyte ratio (NLR) in cardiovascular diseases has been shown. Ascending aortic dilatation (AAD) is a common cardiovascular disease and is associated with aortic wall inflammation and cystic degeneration. In this study, we aimed to investigate the relationship between serum levels of RDW, NLR and the presence of AAD.
Study design: Two-hundred consecutive patients with AAD diagnosed by transthoracic echocardiography were prospectively recruited and were compared to 170 age-gendermatched subjects with normal aortic diameters. Complete blood counts (CBCs) were analyzed for hemoglobin, RDW and NLR counts, as well as mean corpuscular volume (MCV). If possible, results of CBC tests within the previous two years were also included and the averages were used.

Results: RDW [median 13.9, interquartile range (IQR) 1.40 vs. median 13.3, IQR 1.05%, p=0.01], NLR (median 2.04, IQR 1.09 vs. median 1.78, IQR 0.90, p=0.01) and high-sensitive Creactive protein (hs-CRP) (median 0.60, IQR 0.80 vs. median 0.44, IQR 0.68 mg/L, p=0.01) levels were significantly higher in the AAD group compared to the control group. In univariate correlation analysis, ascending aortic diameters were correlated with RDW levels (r=0.31, p=0.01), NLR levels (r=0.15, p=0.01) and hs-CRP levels (r=0.12, p=0.03). In multivariate logistic regression analysis, increased levels of RDW and hs- CRP remained as the independent correlates of AAD in the study population. Receiver operating characteristic (ROC) curve analysis revealed that a RDW measurement higher than >13.8% predicted AAD with a sensitivity of 49.5% and a specificity of 82.8% (area under the curve [AUC] 0.681, p=0.01).
Conclusion: In patients with AAD, RDW and hs-CRP levels are increased, which may indicate the role of inflammation in the pathogenesis of AAD.

2.
Gama-glutamil transferaz enziminin akut koroner sendroma bağlı sol venrikül sistolik fonksiyon bozukluğu gelişen hastalarda yeni başlangıçlı kalp yetersizliğini öngörmede yararı
Usefulness of admission gamma-glutamyltransferase level for predicting new-onset heart failure in patients with acute coronary syndrome with left ventricular systolic dysfunction
Savaş Sarıkaya, Gulay Aydın, Hasan Yucel, Hakkı Kaya, Kutay Yıldrımlı, Ahmet Başaran, Ali Zorlu, Şafak Şahin, Lütfü Akyol, Musa Bulut
PMID: 24769815  doi: 10.5543/tkda.2014.27547  Sayfalar 236 - 244
Amaç: Çalışmamızın amacı akut koroner sendrom nedeniyle hastaneye kabul sırasındaki gama-glutamil transferaz (GGT) düzeyleri ile kalp yetersizliği nedeniyle hastaneye yatışlar arasında ilişki olup olmadığını araştırmaktır.
Çalışma planı: Çalışmaya akut koroner sendrom ile başvurup ejeksiyon fraksiyonu (EF) %45’in altında olan 123 hasta alındı. Hastalar 15±10 ay takip edildi. Hastaların kabul sırasındaki GGT düzeyleri ile izleme süresinde kalp yetersizliği nedeniyle hastaneye yatışları arasındaki ilişki incelendi.
Bulgular: İzleme süresi olan 15±10 ay içinde 23 hasta (%18.7) kalp yetersizliğine bağlı olarak hastaneye yatırıldı. ROC (receiver operating characteristics) eğrisi analizi yöntemi ile hastaneye yatışı öngördüren GGT kesim değeri 49 IU/L olarak saptandı (%81.7 duyarlılık ve %65.2 özgüllük). Tek değişkenli Cox orantısal risk analizinde, GGT düzeyinin >49 IU/L olması, hipertansiyon ve hiperlipidemi, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (SVEF), orta-ciddi mitral yetersizliği varlığı, alanin aminotransferaz seviyesi ve antitrombosit ilaç kullanımı anlamlı bulundu. Çok değişkenli Cox orantısal risk modelinde, kalp yetersizliği nedeniyle hastaneye yatış ile ilişkili bağımsız risk faktörleri olarak ilk kabul sırasında GGT >49 olması (risk oranı [RO] 2.663, p=0.047), hipertansiyon varlığı (RO 4.107, p=0.007) ve SVEF (RO 0.911, p=0.002) parametreleri saptandı.
Sonuç: Akut koroner sendromlu hastalarda kabul GGT düzeyleri takipte kalp yetersizliğine bağlı hastaneye yatışlar ile ilişkilidir. Bu hastalar daha yakın takip edilmeli ve tedavileri optimal düzeyde ayarlanmalıdır.
Objectives: Our aim was to determine whether there is a relationship between admission gamma-glutamyltransferase (GGT) and subsequent heart failure hospitalizations in patients with acute coronary syndrome.
Study design: We selected 123 patients with newly diagnosed acute coronary syndrome of ejection fraction (EF) <45%. Patients were followed 15±10 months, and the relationship between admission GGT level and hospitalization because of heart failure during the follow-up was examined.
Results: Twenty-three (18.7%) patients were hospitalized during the follow-up of 15±10 months. Receiver operating characteristic (ROC) curve analysis showed that the cut-off point of admission GGT related to predict hospitalization was 49 IU/L, with a sensitivity of 81.7% and specificity of 65.2%. Increased GGT >49 IU/L on admission, presence of hypertension and hyperlipidemia, left ventricular ejection fraction (LVEF), right ventricular dysfunction, moderate-to-severe mitral regurgitation, alanine aminotransferase level, and antiplatelet agent usage were found to have prognostic significance in univariate Cox proportional hazards analysis. In multivariate Cox proportional-hazards model, increased GGT >49 IU/L on admission (hazard ratio [HR] 2.663, p=0.047), presence of hypertension (HR 4.107, p=0.007), and LVEF (HR 0.911, p=0.002) were found to be independent factors to predict new-onset heart failure requiring hospitalization.
Conclusion: Hospitalization in heart failure was associated with increased admission GGT levels. Increased admission GGT level in acute coronary syndrome with heart failure should be monitored closely and treated aggressively.

3.
Koroner revaskülarizasyon (Dünya ve Türkiye örnekleri)
Coronary revascularization (Examples from the world and Turkey)
Yücel Balbay, Selim Bener, Taner Kaygusuz, Serkan Çay, Erdoğan İlkay
PMID: 24769816  doi: 10.5543/tkda.2014.49765  Sayfalar 245 - 252
Amaç: Bu makalenin amacı, ülkemizin özellikle son yıllardaki koroner revaskülarizasyon oranları ile ilgili verileri inceleyerek değerlendirme yapmaktır.
Çalışma planı: Bu amaçla bazı önemli çalışmaların sonuçlarının, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ülkeleri istatistiklerinin ve Türkiye’de Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerinin ilk kez incelemesi yapıldı. Yakın zamana kadar Türkiye’de revaskülarizasyon oranlarına ait sağlıklı bir veri tabanı bulunmamaktaydı. Fakat SGK’nın kurulmasından sonraki yıllarda, kuruma ait Medula veri tabanı ile veri toplama ve elde edilen verilerin analizi mümkün olabildi. Bu makalede 2009-2011 yıllarına ait SGK verileri kullanılarak revaskülarizasyon yöntemleri ve bunlara ait maliyet oranlarının analizi yapıldı.
Bulgular: 2000-2010 yılları arasında gerek Avrupa gerekse diğer OECD ülkelerinde perkütan koroner girişim (PKG) oranı toplam revaskülarizasyon işlemleri içerisinde %75’i geçerek %80’e yaklaşmıştır. Bazı ülkelerde ise %85’i geçmiştir. Ülkemizde 2009, 2010 ve 2011 yılları boyunca koroner anjiyografi ve bunun sonucunda PKG sayıları giderek artmış, 2009 yılında oran, perkütan girişimler için %66.8 iken 2011 yılında %74’e kadar ulaşmıştır. Aynı tarihlerde uygulanan PKG tüm revaskülarizasyon işlemlerinin 2/3-4/5’ini oluşturmaktadır. Fakat maliyet analizinde ise PKG tüm revaskülarizasyon maliyetinin yalnızca 1/5-1/4’ünü oluşturmaktadır.
Sonuç: Çalışmamız bu alanda yapılmış ilk analiz olup, mevcut durum ile ilgili sayısal ve mali açıdan fikir vermiştir. Bu analiz, Türkiye’de koroner revaskülarizasyon oranları ile ilgili daha sağlıklı bilgi edinmenin yanı sıra diğer ülkelerle karşılaştırma olanağını da sağlamıştır.
Objectives: In this article, our aims were to analyze and assess the data related to coronary revascularization rates, particularly in recent years.
Study design: For this purpose, results of important studies, statistics of the Organisation for Economic Co-operation and Development (OECD) countries and data from Turkey’s Social Security Agency (SSA) were analyzed for the first time. Until recently, there has been no healthy digital database regarding revascularization rates in Turkey. In the years following the establishment of SSA, it became possible to collect and analyze data obtained from the Medulla database of the Agency. Using the data from the Agency for the period 2009-2011, revascularization rates and cost analyses were performed.
Results: Between 2000 and 2010 in European countries as well as in other OECD countries, the percutaneous coronary intervention (PCI) rate was on average 75% of the total revascularization rate and neared 80%. In some countries, the rate has exceeded 85%. In our country, in 2009, 2010 and 2011, the number of coronary angiography procedures and as a result PCI has steadily increased. The rate for PCI was 66.8% in 2009, but it increased to 74% in 2011. At the same time, PCI accounted for 2/3-4/5 of all revascularization procedures. In the cost analysis, however, PCI constituted only 1/5-1/4 of the costs of all revascularization procedures.
Conclusion: This report is the first analysis in this area and it gives an initial idea about the current situation of the numerical and financial aspects. This analysis has provided the opportunity to obtain more accurate information about coronary revascularization rates in Turkey and to compare the data to that of other countries.

4.
Kırgızistan’ın yerli halkında lipitler ve leptin düzeyi
Lipids and leptin level in natives of Kyrgyzstan
Erkin Mirrakhimov, Alina Kerimkulova, Olga Lunegova, Aibek Mirrakhimov, Nazira Alibaeva, Malik Nabiev
PMID: 24769817  doi: 10.5543/tkda.2014.39586  Sayfalar 253 - 258
Amaç: Adipositler tarafından salgılanan 167 amino asitli protein olan leptin obezite ile bozulmuş lipit metabolizması arasındaki olası bağlantıyı oluşturur. Vücutta leptinin içeriği beden kütle indeksiyle (BKİ) yakından ilişkilidir. Leptinin dislipidemiyle ilişkisi konusundaki çalışmalardan elde edilen veriler çelişkilidir. Kırgız halkında leptin düzeyi daha önce araştırılmamıştır. Bu çalışmanın amacı Kırgız ırkında leptin ile lipit parametreleri arasındaki ilişkiyi araştırmaktır.
Çalışma planı: Çalışmaya Kırgızistan’da yaşayan ≥30 yaşlarında Kırgız ırkından 322 kişi (145 erkek, 177 kadın) alındı. Antropometrik parametreler [boy, kilo, bel çevresi (BÇ), kalça çevresi (KÇ)] ve kan basıncı (KB) ölçüldü. Laboratuvar testlerinden açlık kan şekeri (AKŞ), lipit profili [total kolesterol (TK), trigliseritler (TG), yüksek yoğunluklu lipoprotein (YYL) kolesterol, düşük yoğunluklu kolesterol (DYL) ve serum leptin ölçüldü.
Bulgular: Serum leptin, her iki cinste BKİ, BÇ, TG ve erkeklerde TK ile pozitif korelasyon göstermektedir.
Sonuç: Leptin, Kırgızlarda her iki cinste BKİ, BÇ ve TK, erkeklerde TK ile ilişkilidir.
Objectives: A possible link between obesity and impaired lipid metabolism is leptin, the 167-amino acid protein, secreted by adipocytes. The content of leptin in the body is closely associated with body mass index (BMI). Data obtained from studies on the association of leptin with dyslipidemia are contradictory. The level of leptin has not been studied in the ethnic Kyrgyz population previously. The purpose of this study was to investigate the relationship between leptin and lipid parameters in a group of ethnic Kyrgyz.
Study design: The study included 322 ethnic Kyrgyz (145 males, 177 females) aged ≥30 years, living in Kyrgyzstan. Measurement of anthropometric parameters (height, weight, waist circumference [WC], hip circumference [HC]) and blood pressure (BP) was done. Laboratory tests included blood glucose (fasting) in plasma, lipid profile (total cholesterol [TC], triglycerides [TG], high-density lipoprotein [HDL] cholesterol, low-density lipoprotein [LDL] cholesterol), and serum leptin.
Results: Leptin was positively correlated with BMI, WC and TG in both sexes and with TC in males.
Conclusion: Leptin is associated with BMI, WC and TG in both sexes of Kyrgyz and with TC in Kyrgyz males.

5.
Pektus ekskavatumlu çocuklarda Haller indeksi ile ekokardiyografik ve spirometrik bulguların korelasyonu
Correlation between Haller index and echocardiographic and spirometric findings in children with pectus excavatum
Alper Hazım Gürsu, Barbaros Şahin Karagün, Özlem Korkmaz, Sarper Şükrü Gürsu, Mehmet Ali Uçar
PMID: 24769818  doi: 10.5543/tkda.2014.21845  Sayfalar 259 - 264
Amaç: Bu çalışmada pektus ekskavatumun ağırlık derecesi ile ekokardiyografik ve spirometrik bulgular karşılaştırılarak deformitenin şiddeti ile kardiyopulmoner fonksiyonlar arasında ilişki saptanmaya çalışıldı.
Çalışma planı: Çalışmaya 2012 Ağustos-2013 Mayıs tarihleri arasında başvurmuş, pektus ekskavatumu bulunan yaş ortalaması 13.6 yıl olan 25 çocuk alındı. Her olgu için Haller indeksi (Hİ) hesaplanarak indeks <2.5 olanlar grup I, indeks 2.5-3.6 olanlar grup II ve >3.6 olanlar grup III olarak sınıflandırıldı. Ekokardiyografi ile sol ventrikül boyutları, ejeksiyon fraksiyonu, kısalma fraksiyonu değerlendirildi. Spirometri ile zorlu vital kapasite (FVC), birinci saniyedeki zorlu soluk verme hacmi (FEV1) ve birbirlerine oranı hesaplandı. Elde edilen parametreler kullanılarak gruplar karşılaştırıldı.
Bulgular: Hastaların 18’i erkek, 7’si kızdı. Ortalama indeks 3.48±0.78 idi. Cinsiyet bakımından indekste anlamlı fark bulunmadığı, yaşla indeksin arttığı görüldü. Hastaların %8’i grup I, %52’si grup II, %40’ı grup III içinde yer almaktaydı. İndeks arttıkça ejeksiyon ve kısalma fraksiyonlarının anlamlı derecede azaldığı görüldü. Kalp işlev bozukluğu ile Hİ arasında istatistiksel anlamlı ilişki saptandı (p<0.01). İndeks arttıkça FEV1 ve FEV1/FVC değerlerinde anlamlı düşüş olduğu ancak FVC değerinde belirgin fark olmadığı görüldü. Deformitenin şiddeti arttıkça pulmoner fonksiyon bozukluğu sıklığının arttığı görüldü.
Sonuç: Bu çalışma ile pektus ekskavatumun kalp ve akciğer sorunlarına yol açabileceği, sol ventrikül fonksiyonunun deformiteden etkilenebileceği, deformitenin şiddeti ile kardiyopulmoner fonksiyonlar arasında ilişki bulunduğu gösterildi.
Objectives: In this study, we evaluated the correlation between severity of deformity and cardiopulmonary function with regards to echocardiographic and spirometric findings.
Study design: Twenty-five children, mean age 13.6 years, presenting with pectus excavatum between August 2012 and May 2013, were included. Haller index (HI) was calculated for each patient. Patients with an index of <2.5 were accepted as Group 1, 2.5-3.6 as Group 2, and >3.6 as Group 3. Left ventricle dimension, ejection fraction, and shortening fraction were evaluated with echocardiography. Using spirometry, forced vital capacity (FVC), forced expiratory volume in the first second (FEV1), and FEV1/FVC ratio were calculated. Groups were compared using these parameters.
Results: There were 18 males and 7 females. The mean index was 3.48±0.78. Though there was no significant difference in the index with regards to sex, the index increased with age. Eight percent of patients were in Group 1, 52% in Group 2 and 40% in Group 3. A significant decrease in ejection and shortening fractions was evident as the index increased. A statistically significant relation between HI and cardiac dysfunction was evident (p<0.01). As the index increased, there was significant decrease in FEV1 and the FEV1/FVC ratio, while there was no significant difference in FVC. As the deformity worsened, incidence of pulmonary dysfunction was found to be higher.
Conclusion: This study revealed that pectus excavatum leads to cardiac and pulmonary problems, and functions of the left ventricle may be affected by the deformity. Furthermore, the relation between the severity of the deformity and cardiovascular function is evident.

6.
Sıçanlarda adriyamisinin oluşturduğu kardiyotoksisite üzerine melatoninin koruyucu etkisi
Protective effect of melatonin on adriamycin-induced cardiotoxicity in rats
Ayça Bilginoğlu, Duygu Aydın, Şeyma Özsoy, Hatice Aygün
PMID: 24769819  doi: 10.5543/tkda.2014.36089  Sayfalar 265 - 273
Amaç: Adriyamisin yaygın olarak kullanılan anti kanser ilaçlardan birisidir. Bu ilacın kullanımını sınırlayan esas etmen kalpte toksisitenin oluşmasıdır. Melatonin (N-asetil-5- metoksitriptamin) ise kalbi koruyabilen iyi bir antioksidandır. Biz, melatonin tedavisinin adriyamisinin başlattığı kalp toksisitesini azaltıp, azaltmayacağını araştırdık.
Çalışma planı: Bütün hayvan deneyleri Gazi Osman Paşa Üniversitesi Hayvan Etik Komitesi tarafından uygun bulundu (2012-HADYEK-022). Yetişkin erkek Wistar-Albino sıçanlar rastgele kontrol grubu (KON, n=7), melatonin (MEL, n=7), adriyamisin (ADR, n=7) ve adriyamisin+melatonin (ADR+MEL, n=7) ile tedavi edilmiş gruplar olmak üzere dört gruba ayrıldı. Sıçanlarda kalp toksisitesi, 24 saat aralıkla beşinci günde, altıncı günde ve yedinci günde adriyamisin enjeksiyonu (kümülatif doz 18 mg/kg, i.p.) ile başlatıldı. Melatonin ile tedavi edilmiş adriyamisin uygulanmış gruba yedi gün süre ile melatonin (10 mg/kg, i.p.) ve beşinci, altıncı ve yedinci günde adriyamisin (kümülatif doz 18 mg/kg, i.p.) enjekte edildi. Sekizinci günde tüm gruplarda ağırlık ölçümleri, elektrokardiyografi (EKG) ve biyokimyasal veriler incelendi.
Bulgular: Adriyamisin uyarısı sonucu ST yükselmesi ve R dalgası genliğinde azalma içeren EKG değişiklikleri, serumdaki kalp hasarı belirleyicileri seviyesinde artma (kreatin kinaz, kreatin kinaz-MB, aspartat transaminaz ve laktat dehidrogenaz), antioksidan enzimlerinin aktivitesinde azalma (süperoksit dismutaz, glutatyon peroksidaz) ve lipit peroksidasyonda artma (malondialdehit) ve serum lipit profilinde değişiklikler oldu. Melatonin tedavisi sıçanlarda adriyamisinin başlattığı kalp toksisitesinin hemen hemen tüm parametrelerini düzeltti.
Sonuç: Melatonin sıçanlarda adriyamisinin başlattığı kardiyotoksisiteye karşı önemli bir koruyucu etkiye sahiptir.
Objectives: Adriamycin is one of the most widely used anticancer drugs. The major limiting factor of using this drug is the development of cardiotoxicity. However, melatonin (N-acetyl- 5-methoxytryptamine) is a ubiquitous molecule as a good antioxidant that may protect the heart. We investigated whether or not pretreatment with melatonin can attenuate adriamycininduced cardiotoxicity.
Study design: All procedures and experiments were approved by the Animal Ethics Committee of Gazi Osman Paşa University (2012-HADYEK-022). Adult male Wistar-Albino rats were randomly divided into four groups, namely control (CON, n=7), melatonin (MEL, n=7), adriamycin (ADR, n=7), and adriamycin+melatonin (ADR+MEL, n=7) groups. Cardiotoxicity in rats was induced by adriamycin injection (cumulative dose: 18 mg/kg, intraperitoneal [i.p.]) at an interval of 24 hours (h) on the 5th, 6th and 7th days. Rats receiving melatonin treatment in the adriamycin group received melatonin (10 mg/kg/day, i.p.) for 7 days and were injected with adriamycin (18 mg/kg, i.p.) on 5th, 6th and 7th days. On the 8th day, gravimetric, electrocardiography (ECG) and biochemical parameters were assessed.
Results: Adriamycin induction caused changes in the ECG pattern, including ST-segment elevation and decreased Ramplitude, increase in the serum levels of cardiac injury markers (creatine kinase [CK], CK-MB, aspartate transaminase, and lactate dehydrogenase), decrease in the antioxidant enzymes activity (superoxide dismutase, glutathione peroxidase), elevated lipid peroxidation (malondialdehyde), and altered lipid profile in the serum. Melatonin treatment prevented all the parameters of adriamycin-induced cardiotoxicity in rats.
Conclusion: Melatonin has a protective effect on the heart against adriamycin-induced cardiotoxicity in rats.

EDITÖRE MEKTUP
7.
Antrasiklin ile ilişkili kardiyotoksisite
Anthracycline-induced cardiotoxicity
İbrahim Özdoğru
PMID: 24769820  Sayfalar 274 - 276
Antrasiklin İlişkili Kardiyotoksisite
Anthracycline Induced Cardiotoxicity

OLGU BILDIRISI
8.
Azigos ven ile devamlılığı olan kesintili vena kava inferiyora sahip astımlı hastada tekrarlayıcı pulmoner emboli
Recurrent pulmonary embolism in an asthmatic patient who had interrupted inferior vena cava with azygous continuation
Aylin Okur, Yavuz Selim Intepe, Halil Ibrahim Serin, Uğur Yıldırım, Ertuğrul Mavili
PMID: 24769821  doi: 10.5543/tkda.2014.34356  Sayfalar 277 - 280
Tekrarlayıcı pulmoner emboli hikayesi olan 45 yaşında kadın hasta dispne, hırıltılı solunum ve taşipne şikayetleri ile acil kliniğine başvurdu. Doppler ultrasonografide, popliteal vende kısmi trombüs saptandı. Kontrastlı toraks bilgisayarlı tomografisinde (BT), sağ ana pumoner ven ve büyük dallarında trombüs mevcuttu. Ayrıca, azigos ven belirgin olarak genişlemişti. Abdominal çok kesitli bilgisayarlı tomografide (ÇKBT), vena kava inferiyor’un (VKİ) hepatik segmentinin olmadığı ve VKİ’nin genişlemiş azigos ven olarak devam ettiği saptandı. Hepatik venler, doğrudan sağ atriyuma boşalmaktaydı. Böylelikle, tekrarlayan pulmoner emboli ile ortaya çıkışı nadir olan bu anatomik varyasyonu, ÇKBT bulguları ile tartışmayı amaçladık.
A 45-year-old woman with a history of recurrent pulmonary embolism was admitted to the emergency clinic with dyspnea, wheezing and tachypnea. Partial deep vein thrombosis of the popliteal vein was seen on Doppler sonography. On the contrast-enhanced thorax computed tomography (CT) scan, a clot was detected in the right main pulmonary artery and its major descending branch. Moreover, the azygos vein was prominently dilated. Abdominal multi-slice computed tomography (MSCT) scan revealed absence of the hepatic segment of the inferior vena cava (IVC) with continuation of the IVC as a dilated right-sided azygos vein. The hepatic veins were draining directly into the right atrium. Thus, we discuss herein this rare anatomic variant presented with recurrent pulmonary embolism, together with the findings on MSCT.

9.
Miyoperikardit ve polipoid kardiyak kitle ile ortaya çıkan nadir bir idiyopatik hipereozinofilik sendromlu olgu
An unusual case of idiopathic hypereosinophilic syndrome presenting with myopericarditis and a polypoid cardiac mass
Özgül Uçar Elalmış, Candan Mansuroğlu, Hülya Çiçekçioğlu, Ahmet Karagöz
PMID: 24769822  doi: 10.5543/tkda.2014.83284  Sayfalar 281 - 284
İdiyopatik hipereozinofilik sendrom (İHES), çoklu sistem tutulumu ve eozinofili ile seyreden nadir sistemik bir hastalıktır. Genellikle altta yatan mural trombüs ile birlikte endokartta fibröz mevcut olup mitral ve triküspit kapaklar eş zamanlı olarak etkilenebilir. Aort ve pulmoner kapak çıkış yolları genellikle korunmuştur. Biz burada steroit tedavisi ile regresyon gösteren sol ventrikül çıkış yolunda (LVOT) bir kitle ile birlikte seyreden, atipik bir idiyopatik hipereozinofilik sendromlu olguyu sunduk. Bu olgunun sunulmasını değerli kılan iki özellik vardır: Birincisi, İHES’de mitral ve triküspit kapak tutulumu beklenir ve aort ve pulmoner kapak çıkış yollarında etkilenme son derece nadirdir. İkincisi, bir aylık steroit tedavisi ile vejetasyon dramatik olarak küçülmüş olup miyokardit ve perikardit bulguları da kaybolmuştur.
Idiopathic hypereosinophilic syndrome (IHES) is a rare systemic disorder with blood eosinophilia and multiple system involvement. Commonly, there is endocardial fibrosis with overlying mural thrombus, and mitral and tricuspid valves can be involved concomitantly. Outflow tracts near the aortic and pulmonary valves are generally protected. We herein describe an atypical case of IHES with a mass on the left ventricular outflow tract (LVOT), which showed regression under steroid therapy. There are two features that make our case worthy of reporting: First, the mitral and tricuspid valves are expected to be involved in IHES, and outflow tracts near the aortic and pulmonary valves are generally protected. Second, within one month of steroid therapy, the vegetation had reduced dramatically in size and signs of myocarditis and pericarditis had also disappeared.

10.
Kalp içinde kitle ile başvuran Behçet hastalığının enflamatuvar miyofibroblastik tümör olarak yanlış tanısı
Misdiagnosis of Behçet’s disease presented with intracardiac mass as inflammatory myofibroblastic tumor
Hale Ünal Aksu, Pınar Yazıcı, Kürşat Öz, Nevzat Uslu, Ersin Erek
PMID: 24769823  doi: 10.5543/tkda.2014.30509  Sayfalar 285 - 289
Behçet hastalığı, çoklu sistem tutulumu olan kronik enflamatuvar bir hastalıktır. Kalp tutulumu nadir olup konuyla ilgili veriler kısıtlıdır. Bu yazıda, sağ ventrikül kitlesine sekonder kalp yetersizliği olan 33 yaşında bir erkek hasta sunuldu. Kitle ilk önce histopatolojik olarak enflamatuvar miyofibroblastik tümör (IMT) olarak teşhis edildi. Operasyon sonrası takiplerde atriyumlar arası septumda thrombüs saptandı ve hasta yeniden değerlendirildi. Tanı Behçet hastalığı idi ve daha önce IMT olarak rapor edilen kitle granülasyon dokusu ve trombotik materyal karışımından oluşan organize trombüstü.
Behçet’s disease is a chronic multisystem inflammatory disorder. There are limited data about cardiac involvement, but it is seen rarely. Herein, we present a 33-year-old male patient with heart failure secondary to a right ventricular mass. It was first diagnosed as inflammatory myofibroblastic tumor (IMT) histopathologically. During the postoperative follow-up, a thrombus was detected at the interatrial septum, and the patient was reevaluated. The diagnosis was possible Behçet’s disease, and the mass, previously reported as IMT, was determined to be an organizing thrombus with a mixture of granulation tissue and thrombotic material.

11.
İnferiyor miyokart enfaktüsünü taklit eden akut pulmoner emboli
Acute pulmonary embolism mimicking inferior myocardial infarction
Sadık Volkan Emren, Mehmet Erdinç Arıkan, Oktay Şenöz, Eser Varış, Erol Akan
PMID: 24769824  doi: 10.5543/tkda.2014.77392  Sayfalar 290 - 293
Pulmonary embolism (PE) is a potentially lifethreatening emergency that is sometimes difficult to diagnose due to nonspecific symptoms and findings. A 69–yearold male was admitted to our hospital with new-onset chest pain and sweating. The electrocardiogram (ECG) revealed sinus rhythm with ST elevations in the inferior leads. His angiogram showed noncritical coronary artery disease with a few plaques. Right heart catheterization was made, which revealed an elevated pulmonary artery pressure of 45/23 mmHg. A pulmonary angiogram was then performed, at first from the pulmonary trunk and then the right pulmonary artery, which showed occlusion of the pulmonary artery to the right lower lobe. This report emphasizes that acute PE should be suspected in every patient with ST elevation myocardial infarction and normal coronary arteries. ST changes may be in the inferior as well as the anterior leads.
Pulmoner emboli hayatı tehdit eden acil durumlardan biri olup, nonspesifik semptom ve bulgularından ötürü zor tanı konmaktadır. Altmış dokuz yaşında erkek hasta hastanemize yeni başlayan göğüs ağrısı ve terleme şikayeti ile başvurdu. EKG’de sinüs ritmi ve inferiyor derivasyonlarda ST segment yükselmesi saptandı. Anjiyografisinde plaklarla beraber kritik olmayan koroner arter hastalığı gözlendi. Sağ kalp kataterizasyonu uygulandı. Pulmoner arter basıncı 45/23 mmHg ölçüldü. Bundan sonra pulmoner anjiyogram uygulandı ve sağ akciğer alt lobunu besleyen pulmoner arter dalında tıkanıklık gözlendi. Bu olgu sunumunda, anteriyor derivasyonlarda olduğu gibi inferiyor derivasyonlarda ST elevasyonuyla başvuran ve normal koroner arter tespit edilen her hastada da pulmoner emboliden şüphelenilmesi gereği vurgulanmak istenmiştir.

12.
Mekanik protez kalp kapağı olan gebelerde düşük molekül ağırlıklı heparinlerin kullanımı protez kapak trombozu riski taşır: Üç olguluk bir sunum
The use of low molecular weight heparin during pregnancy in patients with mechanical heart valves carries potential risk for valve thrombosis: a report of three cases
Utku Şenol, Taner Ulus, Alparslan Birdane, Yüksel Çavuşoğlu
PMID: 24769825  doi: 10.5543/tkda.2014.64494  Sayfalar 294 - 298
Mekanik protez kalp kapağı (MPK) olan hastalarda gebelik artmış kapak trombozu, kanama ve fetal komplikasyon riski ile ilişkilidir. Tromboembolik komplikasyonlara karşı en etkili tedavi varfarin kullanımı olmakla birlikte, ilk trimestirde varfarin kullanımı embriyopatiye sebep olabilir. Düşük molekül ağırlıklı heparinler (DMAH) plasentayı geçmez ve potansiyel bazı avantajları vardır. Bununla birlikte, DMAH’lerin farmakokinetiği gebelik esnasında değişir ve faktör 10a seviyelerinin düzenli monitörizasyonu kuvvetle önerilir. Bu öneriye rağmen, halen DMAH’ler MPK olan gebelerde faktör 10a düzeyi takip edilmeden sabit dozda kullanılmaktadır. Burada gebelikleri esnasında DMAH tedavisi altında MPK trombozu gelişen üç olguyu sunduk. Bir olguda serebrovasküler olay gelişti, bir olgu akut akciğer ödemi tablosuyla başvurdu, bir diğeri ise MPK trombozu nedeniyle tekrar kapak operasyonuna alındı.
Pregnancy is associated with an increased risk of valve thrombosis, hemorrhagic complications, and offspring complications in patients with metallic prosthetic heart valve (MHV). Warfarin treatment is the best regimen against thromboembolic complications, but its use in the first trimester can result in embryopathy. Low molecular weight heparin (LMWH) does not cross the placenta and has some potential advantages. However, the pharmacokinetics of LMWHs change during pregnancy, and serial monitoring of anti-Xa levels is strongly recommended. Despite this recommendation, LMWH therapy in a fixed dose is still used in pregnant women with MHV without monitoring anti-Xa activity in clinical practice. We present three cases of MHV thrombosis occurring while on therapy with LMWH during pregnancy. One of these patients showed cerebrovascular event, one presented with pulmonary edema, and one underwent reoperation for MHV thrombosis.

13.
Yırtılmış Valsalva sinüsü anevrizmasının retrograd yöntemle transkateter kapatılması
Transcatheter closure of ruptured sinus Valsalva aneurysm with retrograde approach
Nazmi Narin, Abdullah Ozyurt, Ali Baykan, Kazim Uzum
PMID: 24769826  doi: 10.5543/tkda.2014.94658  Sayfalar 299 - 301
Çoklu kalp malformasyonları olan üç yaşında kız hasta, çocuk kardiyolojisi kliniğine aşırı terleme ve çabuk yorulma nedeniyle başvurdu. Transtorasik ekokardiyografide, genişlemiş sol koroner sinüsten sağ atriyuma doğru anormal renkli Doppler akımı belirlendi ve hastaya Valsalva sinüsü anevrizması (VSA) yırtığı tanısı kondu. Bu durumlarda çoğunlukla kateter yoluyla öne doğru yaklaşımla kapama işlemi uygulanmasına rağmen, özellikle cerrahi riski yüksek olan seçilmiş hastalarda geriye doğru yaklaşımla uygulama da etkin ve güvenilir bir tedavi yöntemi olarak kullanılabilir. Bu yazıda, yırtık oluşmuş VSA’yı Amplatzer vascular plug-4 ile retrograd yaklaşımla kapadığımız hastayı sunduk.
A three-year-old girl with multiple heart malformations admitted to the pediatric cardiology unit because of excessive sweating and fatigue. Abnormal color Doppler flow was detected into the right atrium from the dilated coronary sinus on the echocardiographic examination, and ruptured sinus Valsalva aneurysm (SVA) was diagnosed. Although in most such cases, an antegrade transcatheter approach has been used, a retrograde approach can be used as a cost-effective treatment modality in those cases with selective high-risk surgery. In this report, we present a patient with ruptured SVA, which was closed via Amplatzer vascular plug-4 by retrograde approach.

DERLEME
14.
Kompleks koroner arter lezyonları ile savaşta etkili bir silah: Rotablator cihazı
A qualified weapon in the fight against challenging coronary artery lesions: Rotablator® device
Mustafa Bulut, Rezzan Deniz Acar, Bilal Boztosun
PMID: 24769827  doi: 10.5543/tkda.2014.29050  Sayfalar 302 - 310
Aterektomi koroner arterlerdeki aterosklerotik blokajı temizleyerek kan akımını iyileştiren ve koroner arter hastalığına bağlı semptomları gerileten bir işlemdir. Tek başına uygulanabileceği gibi, balon anjiyoplasti veya stent yerleştirilmesi gibi koroner arter girişimlerine ek olarak da kullanılabilmektedir. Artık çok sık uygulanan bir işlem olmamakla birlikte, halen girişimsel kardiyolojide önemli yer tutmaktadır. Karmaşık aterosklerotik lezyonlar balon desteği ile geçilemediğinde veya non-kompliyan balon kullanılmasına rağmen anjiyoplasti ile yeterli öngenişletme sağlanamadığında, konusunda uzman kardiyologlar tarafından uygulanan rotasyonel aterektomi işlemi, daha etkili bir tedavi seçeneği sunabilmektedir.
Atherectomy is a procedure that clears blockages in the coronary arteries in order to improve blood flow to the heart and relieve symptoms of coronary artery disease. The procedure may be performed instead of or in addition to other procedures and can improve both the immediate and long-term success of balloon angioplasty and stenting. Although it is no longer a common procedure, it does play an important role in interventional cardiology. When the challenging atherosclerotic coronary artery lesions cannot be crossed by a balloon or cannot be adequately dilated even with non-compliant balloon, such lesions may be better treated by rota-ablation, which is carried out by operators who are experienced in rotational atherectomy.

OLGU GÖRÜNTÜSÜ
15.
Yaşlı bir hastada sol ventriküler “üzüm şekilli” hareketli trombüsler
Left ventricular “grape-shaped”, mobile thrombi in an elderly patient
Yalcin Velibey, Aliriza Erbay, Emrah Usta
PMID: 24769828  doi: 10.5543/tkda.2014.35488  Sayfa 311
Makale Özeti | Tam Metin PDF | Video

16.
Dört yaprakçıklı aortik kapak ile birlikte parsiyel pulmoner venöz dönüş anomalisi ve atriyal septal defekt
Quadricuspid aortic valve with partial pulmonary venous return anomaly and atrial septal defect
Tolga Doğan, Arif Arısoy, Kadriye Memiç, Mustafa Dağlı
PMID: 24769829  doi: 10.5543/tkda.2014.33723  Sayfa 312
Makale Özeti | Tam Metin PDF | Video

17.
Olağandışı koroner kameral fistül olgusu
A case of unusual coronary cameral fistula
Yalcin Velibey, Sahin Avsar, Mehmet Eren
PMID: 24769830  doi: 10.5543/tkda.2014.24704  Sayfa 313
Makale Özeti | Tam Metin PDF | Video

18.
Aynı seansta atriyal ve ventriküler septal defektin perkütan transkateter yolla kapatılması
Percutaneous transcatheter closure of atrial and ventricular septal defect in the same session
Atila İyisoy, Sait Demirkol, Turgay Çelik, Şevket Balta
PMID: 24769831  doi: 10.5543/tkda.2014.01346  Sayfa 314
Makale Özeti | Tam Metin PDF | Video

19.
İskemik kardiyomiyopatili bir hastada Himalaya P dalgası - Yeni bir varlık
Himalayan P waves in a patient with ischemic cardiomyopathy - a new entity
Santosh Kumar Sinha, Chandra Mohan Verma, Gaurav Gupta, Prem Mittal
PMID: 24769832  doi: 10.5543/tkda.2014.40404  Sayfa 315
Makale Özeti | Tam Metin PDF

EDITÖRE MEKTUP
20.
Ortalama trombosi̇t hacmi metabolik sendromlu olgularda subklinik ateroskleroz için bir belirteç olmayabilir
Mean platelet volume may not be a marker for subclinic atherosclerosis in patients with metabolic syndrome
Cengiz Beyan, Esin Beyan
PMID: 24769833  Sayfa 316
Sayın Editör,
Gülcan ve arkadaşlarının metabolik sendromlu olgularda ortalama trombosit hacminin (OTH) subklinik ateroskleroz ile ilişkisine dair çalışmalarını okuduk.
Dear Editor,
We read with great interest the research article by Gulcan et al. about relationship between mean platelet volume (MPV) levels and subclinic atherosclerosis in patients with metabolic syndrome.

21.
Yazarın Yanıtı - Ortalama trombosi̇t hacmi metabolik sendromlu olgularda subklinik ateroskleroz için bir belirteç olmayabilir
Authors reply

PMID: 24769834  Sayfalar 317 - 318
Makale Özeti | Tam Metin PDF

DIĞER YAZILAR
22.
Uzman Yanıtları / Sol ventrikül asist cihazları kimlere takılmalıdır? Ülkemizdeki güncel kullanım koşulları nelerdir?
Answers of Specialist
Ömer Bayezid
Sayfa 319
Makale Özeti | Tam Metin PDF

23.
Uzman Yanıtları / Kardiyoloji yayınlarında gündem ve yorumlar
Answers of Specialist
Ertan Ural
Sayfa 320
Makale Özeti | Tam Metin PDF

© copyright 2020 TKD Arşivi
LookUs & Online Makale