ISSN 1016-5169 | E-ISSN 1308-4488
TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ ARŞİVİ - Turk Kardiyol Dern Ars: 38 (6)
Cilt: 38  Sayı: 6 - Eylül 2010
ARAŞTIRMA
1. 
Koroner arter baypas ameliyatından sonra akut koroner sendromla başvuran hastalarda hastaneiçi dönem ve beş yıllık izlem
Evaluation of hospitalization period and five-year follow-up of patients admitted with acute coronary syndrome following coronary artery bypass graft surgery
Levent Hürkan Can, Meral Kayıkçıoğlu, Oğuz Yavuzgil, Hakan Kültürsay, İnan Soydan
PMID: 21200116  Sayfalar 387 - 392
Amaç: Koroner arter baypas greft (KABG) ameliyatından sonra akut koroner sendrom (AKS) tanısıyla hastaneye yatırılan olgular değerlendirildi.
Çalışma planı: Koroner baypaslı ardışık 72 hasta (10 kadın, 62 erkek; ort. yaş 63±9; dağılım 45-83) geriye dönük olarak incelendi. Akut koroner sendrom, kararsız angina pektoris, ST yükselmesiz miyokart enfarktüsü (ME) veya ST yükselmeli ME varlığı olarak kabul edildi. Ameliyat tarihinden AKS ile hastaneye yatırılıncaya kadar geçen süre baypas yaşı olarak tanımlandı. Taburculuktan sonra telefonla aranan hasta veya yakınlarından beş yıllık kardiyovasküler olay gelişimi açısından ayrıntılı bilgi alındı.
Bulgular: Başvuru tanıları 14 olguda (%19.4) ST yükselmesiz ME, dokuz olguda (%12.5) ST yükselmeli ME, 49 olguda (%68.1) kararsız angina idi. Ortalama baypas yaşı 5.6±3.5 yıl bulundu. Olguların %38.9’u obez, %25’i diyabetik, %54.2’si hipertansif, %44.4’ü hiperlipidemik idi ve %26.4’ü sigara içiyordu. Hastaneye başvuru sırasında %81.9’u aspirin, %25’i statin, %27.8’i beta-bloker, %27.8’i ACE inhibitörü veya reseptör blokeri, %36.1’i kalsiyum antagonisti kullanıyordu. Olguların %55.6’sında LDL-kolesterol yüksek (≥100 mgr/dl), %80.6’sında HDLkolesterol düşük (≤50 mgr/dl) idi. Hastaneiçi dönemde dört, taburculuk sonrası dönemde 11 olgu olmak üzere toplam 15 olgu kaybedildi. Tüm grupta ölüm oranı %21.4 bulundu. Korelasyon analizinde, ölüm gelişimi hastanın yaşı (r=0.34, p=0.005), baypas yaşı (r=0.37, p=0.001) ve CRP düzeyi (r=0.31, p=0.033) ile pozitif ilişkili; beta-bloker kullanımı (r=-0.25, p=0.041) ve ejeksiyon fraksiyonu (r=-0.37, p=0.016) ile negatif ilişkili bulundu.
Sonuç: Bulgularımız, KABG ameliyatından sonra, kardiyovasküler olay gelişimine karşı risk faktörü modifikasyonu ile statin, beta-bloker ve ACE inhibitörleri gibi mortaliteye etkisi ortaya konmuş ajanları daha yüksek oranlarda kullanmamız gerektiğini göstermektedir.

2. 
Akut koroner sendrom ile başvuran 70 yaş ve üzeri hastalarda invaziv tanısal yöntem tercihleri ve bunun erken dönem mortalite ile ilişkisi
Preferences regarding invasive diagnostic procedures in patients aged 70 years or over presenting with acutecoronary syndrome and relationship with short-term mortality
Necmi Özen, Hamza Duygu, Zehra İlke Akyıldız, Uğur Kocabaş, Füsun Topçugil, Cem Nazlı, Oktay Ergene
PMID: 21200117  Sayfalar 393 - 399
Amaç: Bu çalışmada, akut koroner sendrom (AKS) ile başvuran hastalar <70 yaş ve ≥70 yaş gruplarına ayrılarak, kardiyak kateter uygulama oranlarının ve yaşlı hasta grubunda kardiyak kateter işleminin öngördürücülerinin belirlenmesi, kardiyak kateter uygulanan ve uygulanmayan hastalarda erken dönem mortalitenin karşılaştırılması amaçlandı.
Çalışma planı: Kliniğimize AKS tanısıyla yatırılan 1101 hasta ileriye dönük olarak incelendi. Hastalar 70 yaş ve üzeri (339 hasta; ort. yaş 76±5), 70 yaş altı (762 hasta; ort. yaş 55±9) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Hastaların demografik özellikleri, klinik ve laboratuvar bulguları, kardiyak kateter uygulanıp uygulanmadığı kaydedildi. Hasta grubunun tümünde ve yaşlı hasta grubunda kardiyak kateter uygulamasının öngördürücüleri araştırıldı ve 30 günlük mortalite oranları belirlendi.
Bulgular: Genç grupta, yaşlı gruba göre kardiyak kateterizasyona daha fazla başvurulduğu (%74.4 ve %50.7, p=0.0001) ve daha erken yapıldığı (p=0.023), perkütan koroner girişim kararının daha fazla verildiği (%52.7 ve %40.7, p=0.010), yaşlı hasta grubunda ise koroner baypasın daha çok uygulandığı (%43 ve %31.2, p=0.010) saptandı. İki grupta da, kardiyak kateterizasyon uygulanan ve uygulanmayanlar arasında 30 günlük toplam mortalite oranları anlamlı farklılık gösterdi (<70 yaş: %3.7 ve %18.3, p<0.0001; ≥70 yaş: %5.6 ve %21, p<0.0001). Lojistik regresyon analizinde, ≥70 yaş grubunda kardiyak kateterizasyon yapılmasının bağımsız öngördürücüleri şunlardı: kalp yetersizliği bulunması (OO: 3.853, p=0.017), sistolik kan basıncının <100 mmHg olması (OO: 3.602, p=0.008), kreatinin klirensinin <60 ml/dk olması (OO: 2.761, p=0.001) ve elektrokardiyografide ≥1 mm ST-segment yükselmesi olması (OO: 2.817, p=0.0001).
Sonuç: Yaşlı hastalarda invaziv tanı ve tedavi yöntemleri daha az uygulanmaktadır. Mortalite yararı sağlayan bu yöntemler ayrıntılı bir risk değerlendirmesi yapıldıktan sonra yaşlı hastalarda da uygulanmalıdır. Anah­tar söz­cük­ler: Yaşlı hasta; koroner hastalık/tedavi; kalp kateterizasyonu; miyokart enfarktüsü/tedavi.

3. 
Metabolik sendromun eşlik ettiği veya etmediği obez hastalarda diyastolik fonksiyonlar ve miyokart performans indeksi: Doku Doppler çalışması
Diastolic functions and myocardial performance index in obese patients with or without metabolic syndrome: a tissue Doppler study
Fatih Koc, Mehmet Tokac, Coskun Kaya, Mehmet Kayrak, Mehmet Yazici, Turgut Karabag, Mehmet Akif Vatankulu, Selim Ayhan, Kenan Demir
PMID: 21200118  Sayfalar 400 - 404
Amaç: Bu çalışmada, metabolik sendromun (MetS) eşlik ettiği ya da etmediği obez bireylerde sol ventrikül (SV) diyastolik fonksiyonları ve miyokart performans indeksi (MPİ) değerlendirildi.
Çalışma planı: Çalışmaya MetS tanısı konan 44 obez hasta (16 erkek, 28 kadın; ort. yaş 46±7) ve MetS olmayan 32 obez kişi (16 erkek, 6 kadın; ort. yaş 43±9) alındı. Metabolik sendrom tanısı ATP III ölçütlerine göre kondu. Obezite, beden kütle indeksinin (BKİ) ≥30 kg/m2 olması olarak tanımlandı. Tüm katılımcılar, SV diyastolik fonksiyonları ve MPİ’nin belirlenmesi için ekokardiyografi ve doku Doppler görüntüleme ile değerlendirildi. Obez grupların klinik ve ekokardiyografik özellikleri, obez olmayan 21 sağlıklı kişiden oluşan kontrol grubuyla (10 erkek, 11 kadın; ort. yaş 42±4) karşılaştırıldı.
Bulgular: Bel çevresi, ağırlık ve BKİ iki obez grupta benzer idi. Metabolik sendrom bulunmayan obez grupta sistolik ve diyastolik kan basınçları, açlık kan glukozu, trigliserit ve HDL kolesterol düzeyleri kontrol grubuyla benzer bulunurken, bu değerler MetS’li obez grupta anlamlı farklılık gösterdi. Sol ventrikül kütlesi, kütle indeksi ve diyastolik parametreler kontrol grubu ile obez gruplar arasında farklıyken (p<0.05), iki obez grubunda benzer bulundu. Beden kütle indeksi, SV kütlesi (r=0.42, p=0.001) ve kütle indeksi (r=0.33, p=0.001) ile anlamlı ilişki gösterdi. Sol ventrikül MPİ, MetS olan ve olmayan obez gruplarda benzer bulunurken (sırasıyla 0.59±0.10 ve 0.59±0.11), kontrol grubundan (0.48±0.06) anlamlı derecede yüksek idi (p<0.05). Sol ventrikül MPİ, BKİ, bel çevresi, SV kütlesi ve kütle indeksi ile ilişkili bulundu (sırasıyla, r=0.24, p=0.02; r=0.30, p=0.005; r=0.31, p=0.002; r=0.21, p=0.04).
Sonuç: Bulgularımız obezitenin, beraberinde MetS olsun veya olmasın, SV MPİ üzerinde etkili olduğunu göstermektedir. Ayrıca, SV MPİ, BKİ, bel çevresi ve SV kütlesi ile anlamlı ilişki göstermiştir.

4. 
Anjiyografik olarak normal koroner arteri olan tip 2 diyabetli hastalarda HbA1c ile koroner akım hızı arasındaki ilişki
Relationship between HbA1c and coronary flow rate in patients with type 2 diabetes mellitus and angiographically normal coronary arteries
Mehmet Birhan Yılmaz, Alim Erdem, Osman Can Yontar, Savaş Sarıkaya, Ahmet Yılmaz, Nihat Madak, Filiz Karadaş, İzzet Tandoğan
PMID: 21200119  Sayfalar 405 - 410
Amaç: Bu çalışmada, tip 2 diabetes mellitus (DM) tanılı ve anjiyografide koroner arterleri normal bulunan hastalarda glikosile hemoglobin (HbA1c) düzeyi ile koroner akım hızı arasındaki ilişki incelendi.
Çalışma planı: Çalışmaya tip 2 DM tanısı olan ve koroner arter hastalığını şüphesiyle yapılan anjiyografide koroner arterleri normal bulunan 54 ardışık hasta (36 erkek, 18 kadın; yaş aralığı 37-72) alındı. Koroner anjiyografiden önce tüm hastalar ekokardiyografi ile incelendi ve plazma HbA1c düzeyleri ölçüldü. Yavaş koroner akım (YKA) tayini için, sol ön inen (LAD), sirkumfleks (Cx) ve sağ koroner (RCA) arterlerin akım hızları TIMI kare sayısı (TKS) yöntemiyle hesaplandı.
Bulgular: Ekokardiyografide hiçbir hastada anormallik görülmedi. Tüm grupta ortalama HbA1c değeri %7.4±2.0 ve ortalama TKS değerleri LAD için 34.3±6.5, Cx için 22.4±3.5, RCA için 20.4±2.2 bulundu. HbA1c değeri 26 hastada <%7, 28 hastada ≥%7 idi. Otuz sekiz hastada (%70.4) en az bir koroner arterde YKA saptandı. Üç koroner arterde de TKS değerleri HbA1c değeri ≥%7 olan hastalarda anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0.001). HbA1c düzeyleri ile TKS değerleri arasında anlamlı pozitif ilişki saptandı (LAD: r=0.782; Cx: r=0.707; RCA: r=0.515; tümü için p<0.001). Yavaş koroner akım görülen hastalarda ortalama HbA1c değeri, koroner akımı normal hastalara göre anlamlı derecede yüksek bulundu (%7.8±1.9 ve %5.6±0.9; p<0.001). Benzer şekilde, HbA1c değeri ≥%7 olan hastalarda YKA oranı da anlamlı derecede yüksekti (%96.4 ve %61.5; p=0.004). Yüksek HbA1c düzeylerinin (≥%7) en az bir koroner arterde YKA görülme riskini anlamlı derecede artırdığı görüldü (OO=16.875; %95 GA 1.972-144.38).
Sonuç: Bulgularımız HbA1c ile koroner arterlerin akım hızları arasında kuvvetli bir ilişki olduğunu göstermektedir.

5. 
Çıkan aorttan köken alan anormal pulmoner arter dalı: Merkezimizin deneyimi
Anomalous origin of one pulmonary artery branch from the ascending aorta: experience of our center
Abdullah Erdem, Numan Ali Aydemir, Halil Demir, Cenap Zeybek, Turkay Sarıtaş, Celal Akdeniz, Ali Rıza Karaci, Ahmet Çelebi
PMID: 21200120  Sayfalar 411 - 415
Amaç: Aortik ve pulmoner kapakların ayrı ayrı varlığında, bir pulmoner arter dalının çıkan aorttan köken alması nadir rastlanan bir anomalidir ve geri dönüşsüz pulmoner vasküler hastalık gelişiminin engellenmesi için erken tanı ve cerrahi tamir gerektirir. Bu çalışmada bu nadir patolojinin görüldüğü yedi bebekle ilgili deneyimimiz değerlendirildi.
Çalışma planı: Aralık 2003 ile 2009 tarihleri arasındaki dönemde yedi hastada (2 kız, 5 erkek; yaş aralığı 4-84 gün) pulmoner arter dalının çıkan aorttan köken aldığı anomali tanısı kondu. Hastane kayıtlarından olguların klinik özellikleri, cerrahi işlemleri ve takip sonuçları incelendi.
Bulgular: Hastaların ortak başvuru semptomları nefes darlığı, hızlı soluma ve beslenme zorluğuydu. Tüm olgularda tanı ekokardiyografi ile kondu. Altı hastada sağ pulmoner arter, bir hastada sol pulmoner arter çıkan aorttan köken almaktaydı. Eşlik eden anomaliler üç hastada duktus arteriyozus açıklığı, beş hastada foramen ovale açıklığı, bir hastada aortik ark kesintisi ve aortopulmoner pencere idi. Tüm hastalarda cerrahi olarak anormal pulmoner arter pulmoner gövdeye taşındı. Ayrıca, üç hastada duktus arteriyozus açıklığı bağlandı ve bir hastada aortik ark kesintisi ve aortopulmoner pencere onarımı yapıldı. Hiçbir olguda hastaneiçi ölüm görülmedi. İki hastada entübasyon süresi uzadı (10 ve 16 gün). Tüm hastalar iyi durumda hastaneden taburcu edildi. Olguların iki ay ile altı yıl arasında değişen izlem süreleri içinde, sadece bir hastada anastomoz bölgesinde hafif derecede darlık gelişti.
Sonuç: Bebeklik döneminde erken tanı, zamanında cerrahi girişim ve ameliyat sürecinde iyi bakım, pulmoner arter dalının çıkan aorttan köken almasına bağlı morbidite ve mortaliteyi azaltmaktadır.

OLGU BILDIRISI
6. 
Sol ventrikül için emniyet supabı görevi gören interkoroner bağlantı
An intercoronary connection serving as a safety valve for the left ventricle
Mehmet Fatih Özlü, Fırat Özcan, Nihat Şen, Kumral Çağlı
PMID: 21200121  Sayfalar 416 - 418
İnterkoroner bağlantı koroner anjiyografi sırasında çok nadir karşılaşılan bir durumdur ve tehlikedeki koroner dolaşım için bir emniyet supabı görevi görür. Hiperlipidemi öyküsü olan 60 yaşında bir kadın hasta, bir yıldır var olan kararlı angina yakınmasıyla başvurdu. Hastanın fizik muayene ve kalp dinleme bulguları normaldi. Elektrokardiyogramda iskemik değişiklik görülmedi. Transtorasik ekokardiyografide duvar hareketi bozukluğu izlenmedi ve ejeksiyon fraksiyonu normaldi. Koroner anjiyografide sol ön inen arterin proksimalinde tam tıkanıklık ve sirkumfleks arterde ciddi tıkanıklık saptandı. Selektif sağ koroner anjiyografide darlığa rastlanmadı; sağ koroner arterde antegrat doluş, sol ön inen arterde sağ koroner arter aracılığıyla retrograt doluş izlendi. Tamamen tıkalı olan sol ön inen arter bir kanal aracılığıyla sağ koroner arter distaliyle bağlantı halindeydi ve lümenin çapı sol ön inen arter distalinin çapıyla eşitti. Sol ventrikülografide anormallik görülmedi. Sol ön inen arterin TIMI 3 akımla retrograt doluşu nedeniyle, koroner arter greft ameliyatı düşünülmedi. Sirkumfleks arterdeki lezyona düz metal stent yerleştirildi ve hasta göğüs ağrısı yakınması olmaksızın medikal tedaviyle taburcu edildi.

7. 
Aort yetersizliği ve ciddi miyokart iskemisine yol açan yırtılmış Valsalva sinüsü anevrizması
Ruptured sinus of Valsalva aneurysm associated with aortic regurgitation and severe myocardial ischemia
Abdulkadir Yıldız, Aytun Çanga, Nihat Şen
PMID: 21200122  Sayfalar 419 - 421
Valsalva sinüsü anevrizması, doğuştan kalp hastalığı olarak ya da kardiyak cerrahi girişimler sonucu ortaya çıkan nadir bir kardiyak sorundur. On dokuz yaşında erkek hasta göğüs ağrısı ve nefes darlığı yakınmalarıyla başvurdu. Oskültasyonda sol alt sternal sınırda ve Erb noktasında titreşim ile birlikte 4/6 dereceli erken diyastolik üfürüm duyuldu. İki taraflı bazal akciğer alanlarında krepitasyonlu raller vardı. Elektrokardiyogramda sağ dal bloku ve ST çökmesi görüldü. Troponin ve CK-MB düzeyleri yüksek bulundu. Yatıştan kısa süre sonra hastada ventrikül fibrilasyonu gelişti ve üç kez defibrilasyon uygulandı. Hemodinamik stabilizasyon sağlandıktan sonra yapılan transtorasik ekokardiyografide derece 4 aort yetersizliği, foramen ovale açıklığı ve sağ koroner sinüsten köken alan ve yırtılma sonucu sağ ventriküle giren Valsalva sinüsü anevrizması görüldü. Hastaya kardiyopulmoner baypass altında yırtılmış anevrizmanın ve foramen ovale açıklığının onarımı ve aort kapağı değişimi uygulandı. Ameliyatla ilgili ya da ameliyat sonrası takipte herhangi bir sorun yaşamayan hasta cerrahiden beş gün sonra taburcu edildi.

8. 
Geç düz metal stent trombozu
Late bare metal stent thrombosis
Vecih Oduncu, Ayhan Erkol, İbrahim Halil Tanboğa, Cevat Kırma
PMID: 21200123  Sayfalar 422 - 425
Geç stent trombozu düz metal stentlerde oldukça nadirdir. Bu yazıda, sol ana koroner artere takılan düz metal stentte geç tromboz gelişen 72 yaşında bir erkek hasta sunuldu. Hasta ilk stent yerleştirilmesinden 350 gün sonra kardiyojenik şokla yatırıldı. Koroner anjiyografide stentin tamamen tıkalı olduğu görüldü. Lezyon bölgesinin balonla genişletilmesinden sonra sol ana koroner arterde akım sağlandı. Sol ön inen arterde akım görülmemesi üzerine bu lezyon için de düz metal stent takıldı. Sürekli akım sağlanmış olmasına ve inotropik desteğin sürdürülmesine rağmen hastanın hipotansiyonunda düzelme olmadı. Bunun üzerine yapılan sağ koroner arter anjiyografisinde, ilk perkütan koroner girişim sırasında kritik olarak değerlendirilmeyen bir lezyon yerinde %90 daralma görüldü. Hasta şokta olduğundan, sağ koroner artere de stent takıldı ve TIMI 3 akımın sağlandığı görüldü. Bu çabalara rağmen hastanın kalbi durdu ve tekrarlayan kardiyopulmoner canlandırma girişimlerine yanıt alınamayarak hasta kaybedildi. Daha sonra, hastanın dokuz gün önce mesane taşı için bir üroloji ameliyatı geçirdiği ve bu işlemden altı gün önce almakta olduğu aspirin ve klopidogrel tedavisinin kesildiği öğrenildi. Bu ameliyattan üç gün sonra sadece aspirine yeniden başlanmıştı. Bunu izleyen süreçte, hasta taburcu olduktan sonraki ilk gün kardiyojenik şokla hastanemize getirilmişti.

9. 
Yirmi beş yıldır belirti vermeyen perikart saçmaları: Olgu sunumu
Retained pericardial pellets for 25 years: a case report
Murat Başkurt, Cüneyt Koçaş, Murat K Ersanlı, Tevfik Gürmen
PMID: 21200124  Sayfalar 426 - 428
Kalbe saplanmış saçma taneleri klinik olarak sessiz olabilir ve herhangi bir kardiyovasküler bozukluğa yol açmayabilir. Yetmiş bir yaşında kadın hasta eforla ortaya çıkan göğüs ağrısı yakınmasıyla başvurdu. Hastanın fizik muayene ve yüzey elektrokardiyogramı normal idi. Egzersiz testinde pozitif sonuç alınması üzerine başvurulan koroner anjiyografide de sadece önemli olmayan koroner lezyonlara rastlandı. Floroskopide boyun bölgesinde saçma taneleri görüldü; iki saçma tanesinin de kalp gölgesi içinde eşzamanlı hareket ettiği izlendi. Transtorasik ve transözofageal ekokardiyografide perikart efüzyonu bulgusuna rastlanmadı. Bilgisayarlı tomografi incelemesinde saçma taneleri perikart alanında sol diyafram üzerinde görüldü. Hastanın öyküsünden, 25 yıl önce oğlu tarafından ateşlenen bir tüfekle kazara vurulduğu ve asemptomatik olduğu için cerrahi planlanmadığı öğrenildi.

10. 
Mitral protez kapakta hemoliz ve enfektif endokardit
Hemolysis and infective endocarditis in a mitral prosthetic valve
Fatih Koc, Lutfi Bekar, Hasan Kadi, Koksal Ceyhan
PMID: 21200125  Sayfalar 429 - 431
Kalp kapağı değişiminden sonra gelişen travmatik intravasküler hemoliz ciddi bir sorundur. Genellikle yapısal bozulma veya paravalvüler kaçaktan kaynaklanır. Mİtral darlık için altı yıl önce ameliyat olmuş 63 yaşında kadın hasta halsizlik ve nefes darlığı yakınmalarıyla başvurdu. Son altı ay içinde hasta üç kez, nefes darlığı ve kırmızı kan hücresi transfüzyonu gerektiren anemi nedeniyle başka merkezlerde tedavi görmüştü. Transtorasik ekokardiyografide mitral mekanik protez kapağın normal çalıştığı görüldü. Laboratuvar bulgularından hemoglobin, hematokrit, beyaz hücre sayımı, C-reaktif protein, haptoglobin ve laktat dehidrogenaz değerleri anormal bulundu. Periferik kan yaymasında, mekanik eritrosit yıkımı için gösterge olan parçalanmış eritrositler görüldü. Transözofageal ekokardiyografide ciddi paravalvüler kaçak ve protez kapakta gelişen ve sol atriyum içine sarkan büyük vejetasyon (9x13 mm) saptandı. Kan kültürlerinde Enterococcus faecalis üredi. Büyük vejetasyon, tekrarlayan hemoliz ve ciddi paravalvüler yetersizlik nedeniyle hastaya cerrahi planlandı; ancak, hasta cerrahi tedaviyi kabul etmedi.

11. 
Masif pulmoner embolide başarısız trombolitik tedavi sonrası tekrarlanan uzatılmış trombolitik tedavi: Olgu sunumu
Repeated prolonged thrombolytic therapy after unsuccessful thrombolysis in massive pulmonary embolism: a case report
Hüseyin Uğur Yazıcı, Burak Akçay, Abdurrahman Tasal, Ünal Öztürk
PMID: 21200126  Sayfalar 432 - 435
Bu yazıda nefes darlığı ve bayılma yakınmalarıyla başvuran, masif pulmoner embolili 43 yaşında kadın hasta sunuldu. Transtorasik ekokardiyografide sağ ventrikül aşırı yüklenmesine ait bulgular; kontrastlı göğüs tomografisinde her iki ana pulmoner arterde trombüse ait dolma defekti saptandı. Şok tablosunda olan hastaya rekombinan doku plazminojen aktivatörü ile trombolitik tedavi uygulandı; ancak, istenen yanıt elde edilemeyince 48 saate kadar uzatılmış streptokinaz infüzyonu uygulandı ve herhangi bir kanama komplikasyonu gelişmeksizin başarılı sonuç elde edildi. Masif pulmoner embolide başlangıçta başarısız olmuş trombolitik tedavi sonrası uzatılmış trombolitik tedavi de tedavi seçeneklerinden biri olarak düşünülebilir.

DERLEME
12. 
Mikrovolt T-dalgası değişim testi
The microvolt T-wave alternans test
Selçuk Görmez, Demet Erciyes, Murat Gülbaran
PMID: 21200127  Sayfalar 436 - 443
Ani kalp ölümü (AKÖ) riski altındaki hastaları önceden belirlemek amacıyla değişik klinik parametreler ve girişimsel olmayan testler geliştirilmeye çalışılmıştır. Elektrokardiyografideki T-dalgasında vurudan vuruya ortaya çıkan mikrovolt düzeyindeki değişimlerin ölçümüne dayanan mikrovolt T-dalgası değişim (MTDD) testi, AKÖ riski bulunan hastaların risk derecelendirmesinde kullanılan girişimsel olmayan bir tanı yöntemidir. Özellikle son on yıl içinde yapılan çalışmalar, MTDD testinin miyokart enfarktüsü geçirmiş veya iskemik ya da iskemik olmayan kardiyomiyopatisi bulunan hastalar arasında aritmik mortalite açısından yüksek riskli olanları belirlemek için etkili bir yöntem olduğunu, ayrıca çok yüksek bir negatif öngördürücü değeri bulunduğunu ortaya koymuştur. Bu yazıda, son çalışmalar ışığında MTDD testi gözden geçirildi.

OLGU GÖRÜNTÜSÜ
13. 
Büyük interatriyal septal anevrizma
Large interatrial septal aneurysm
Erkan Ayhan, Ahmet Ekmekçi, Emre Akkaya, Anar Salmanov
PMID: 21200128  Sayfa 444
Makale Özeti |Tam Metin PDF

OLGU BILDIRISI
14. 
Aort kökü apsesi ve aort-sol atriyum fistülü ile ilişkili biküspit aort kapak endokarditi
Bicuspid aortic valve endocarditis associated with aortic root abscess and aorta-left atrium fistulization
Nihal Akar Bayram, Cenk Sarı, Hüseyin Ayhan, Engin Bozkurt
PMID: 21200129  Sayfa 445
Makale Özeti |Tam Metin PDF

15. 
Jervell-Lange-Nielsen sendromlu iki kız kardeş
Two sisters with Jervell-Lange-Nielsen syndrome
Halit Acet, Hamza Duygu, Mustafa Başoğlu, Asım Oktay Ergene
PMID: 21200130  Sayfa 446
Makale Özeti |Tam Metin PDF

OLGU GÖRÜNTÜSÜ
16. 
Atriyal septal defektin onarımı sonrasında septal tıkayıcının geometrik profilinin gerçek zamanlı üçboyutlu transözofageal ekokardiyografi ile gösterilmesi
Visualization of the geometric profile of the septal occluder by real-time 3D transesophageal echocardiography after closure of an atrial septal defect
Mehmet Ali Astarcıoğlu, Mustafa Yıldız, Nilüfer Ekşi Duran, Mehmet Özkan
PMID: 21200131  Sayfa 447
Makale Özeti |Tam Metin PDF

17. 
İki ayrı atriyal septal defektin üçboyutlu transözofageal ekokardiyografi rehberliğinde kapatılması
Successful device closure of two separate atrial septal defects under the guidance of 3D transesophageal echocardiography
Mustafa Kürşat Tigen, Cihan Dündar, Emre Ertürk, Cevat Kırma
PMID: 21200132  Sayfa 448
Makale Özeti |Tam Metin PDF

DIĞER YAZILAR
18. 
Uzman yanıtları
Answers of specialist
Muzaffer Değertekin
Sayfa 449
Makale Özeti |Tam Metin PDF

19. 
Kardiyoloji yayınlarında gündem ve yorumlar
Comment on cardiology publications
Ertan Ural
Sayfa 450
Makale Özeti |Tam Metin PDF



Journal Metrics

Journal Citation Indicator: 0.18
CiteScore: 1.1
Source Normalized Impact
per Paper:
0.22
SCImago Journal Rank: 0.348

Hızlı Arama



Copyright © 2026 Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi