ISSN 1016-5169 | E-ISSN 1308-4488
TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ ARŞİVİ - Turk Kardiyol Dern Ars: 38 (4)
Cilt: 38  Sayı: 4 - Haziran 2010
ARAŞTIRMA
1. 
İlk ST yükselmeli miyokart enfarktüslü hastalarda başvuru sırasındaki hemoglobin düzeyi ile sol ventrikül sistolik fonksiyonu arasındaki ilişki
The relationship between admission hemoglobin level and and left ventricular systolic functions in patients with first ST-segment elevated myocardial infarction
Nihat Şen, M. D., Hüseyin Uğur Yazıcı, M. D., Yusuf Tavil, M. D., Fatih Poyraz, M. D., Murat Turfan, M. D., Nazif Aygül, M. D., Mehmet Akif Vatankulu, M. D., İbrahim Özdoğru, M. D., Adnan Abacı, M. D.
PMID: 20935428  Sayfalar 233 - 238
Amaç: Bu çalışmada, ilk ST yükselmeli ME (STYME) nedeniyle yatırılan hastalarda başvuru sırasındaki hemoglobin düzeyi ile sol ventrikül sistolik fonksiyonları arasındaki ilişki değerlendirildi.
Ça­lış­ma pla­nı: Çalışmaya, ileriye dönük olarak, üç farklı merkezde ilk STYME tanısıyla yatırılan 483 hasta (402 erkek, 81 kadın; ort. yaş 56.5±11.2; dağılım 24-74) alındı. Tüm hastalar, yatıştan ortalama 2.4 gün sonra ekokardiyografi ile değerlendirildi. Sol ventrikül sistolik fonksiyonlarının değerlendirilmesi için ejeksiyon fraksiyonu (EF), duvar hareket skor indeksi (DHSİ) ve sol ventrikülün dört farklı noktasından (anteriyor, inferiyor, lateral, posteriyor septum) doku Doppler S dalga hızları ölçüldü. Hemoglobin düzeyleri yatışın ilk saati içinde belirlendi. Anemi, Dünya Sağlık Örgütü ölçütlerine göre tanımlandı (hemoglobin erkeklerde <13 gr/dl, kadınlarda <12 gr/dl). Anemi olan ve olmayan hastaların ekokardiyografik özellikleri karşılaştırıldı.
Bul­gu­lar: Anemi 67 hastada (%13.9) saptandı. Anemi olan ve olmayan hastalar arasında sol ventrikül sistol ve diyastol sonu çapları, duvar kalınlıkları, DHSİ ve EF açısından anlamlı farklılık saptanmadı. Anemisi olanların EF değeri (%47.5) anemisi olmayanlardan (%48.5) daha düşüktü, fakat aradaki fark istatistiksel anlamlılık göstermedi. Miyokart S dalga hızlarının tümü anemi olan hastalarda daha düşük bulundu, fakat sadece septal bölgeden yapılan ölçümlerde sonuç anlamlı farklılık gösterdi (p=0.048). Hemoglobin düzeyi ile EF arasında ilişki bulunmadı (r=0.027, p=0.55).
So­nuç: Bulgularımız. ilk STYME geçiren hastalarda hafif ve orta derecede aneminin sol ventrikül sistolik fonksiyonları üzerinde zararlı etkisi olmadığını göstermektedir.

2. 
İki farklı aspirin dozu ile platelet fonksiyon analizi
Platelet function analysis with two different doses of aspirin
Alp Aydınalp, İlyas Atar, Cihan Altın, Öykü Gülmez, Aslı Atar, Sadık Açıkel, Hüseyin Bozbaş, Aylin Yıldırır, Haldun Müderrisoğlu
PMID: 20935429  Sayfalar 239 - 243
Amaç: Düşük ve orta dozda aspirin kullanan hastalarda platelet fonksiyon analizi (PFA-100) ile platelet inhibisyon derecelerin kıyaslanması planlandı.
Çalışma planı: En az son 15 gündür 100 mgr/gün veya 300 mgr/gün aspirin kullanan 159 poliklinik hastası (83 erkek, 76 kadın; ort. yaş 60.9±9.9) ileriye dönük olarak çalışmaya alındı. Bu hastaların 79’u (%50) 100 mgr, 80’i (%50.3) ise 300 mgr dozda aspirin almaktaydı. Hastalardan kan örnekleri sabah 09: 30-11.00 saatleri arasında alındı. Platelet reaktivitesi PFA-100 sistemiyle ölçüldü. Yetersiz platelet inhibisyonu, aspirin tedavisine rağmen PFA-100 sisteminde kolajen/epinefrin kapanma zamanının normal bulunması (<165 sn) olarak tanımlandı.
Bulgular: Günde 100 mgr ve 300 mgr aspirin kullanan hasta gruplarında tüm klinik ve laboratuvar özellikler benzer idi. Yetersiz platelet inhibisyonu sıklığı tüm hastalar içinde %22 (35 hasta) bulundu. Yetersiz platelet inhibisyonu sıklığı 100 mgr aspirin kullanan hastalarda (n=24/79, %30.4) 300 mgr kullananlara (n=11/80, %13.8) göre anlamalı derecede daha yüksek idi (p=0.013). Tekdeğişkenli analizde, kadın cinsiyet (p=0.002) ve aspirin dozunun (p=0.013) yetersiz platelet inhibisyonu ile anlamlı ilişki gösterdiği görüldü. Çokdeğişkenli analizde de, kadın cinsiyetin (OR: 0.99; %95 GA 0.9913-0.9994; p=0.025) ve aspirin dozunun (OR: 3.38; %95 GA 1.4774-7.7469; p=0.003) yetersiz platelet inhibisyonunu öngörmede bağımsız faktörler olduğu görüldü.
Sonuç: Çalışmamızın sonuçları, yüksek doz aspirinin özellikle kadın hastalarda yetersiz platelet inhibisyonunu azaltabileceğini göstermektedir.

3. 
Koroner yavaş akım olan hastalarda nebivolol tedavisinin oksidatif stres parametreleri üzerine olumlu etkileri
Beneficial effects of nebivolol treatment on oxidative stress parameters in patients with slow coronary flow
Ahmet Akçay, Gurkan Acar, Ergül Kurutaş, Abdullah Sokmen, Yalçın Atlı, Alper Buğra Nacar, Cemal Tuncer
PMID: 20935430  Sayfalar 244 - 249
Amaç: Koroner yavaş akım (KYA) olan hastalarda oksidatif stres ile antioksidan savunma arasında dengesizlik gösterilmiştir. Bu çalışmada, KYA hastalarında nebivolol tedavisinin oksidatif stres parametreleri üzerine etkisi araştırıldı.
Çalışma planı: Çalışmaya KYA saptanan 32 hasta (10 kadın, 22 erkek; ort. yaş 53.3±5.2) ve anjiyografide koroner arterleri normal bulunan 32 kontrol (14 kadın, 18 erkek; ort. yaş 50.6±5.2) alındı. Koroner yavaş akım TIMI kare sayısı yöntemiyle belirlendi. Koroner yavaş akım olan hastalara altı ay süreyle 5 mgr/gün dozunda nebivolol tedavisi uygulandı. Kontrol grubundan ve KYA hastalarından başlangıçta ve altı ay süreyle nebivolol tedavisi sonrasında alınan kan örneklerinde malondialdehit (MDA) ve serum nitrik oksit (NO) düzeyleri, eritrosit katalaz (CAT) ve eritrosit süperoksit dismutaz aktiviteleri (SOD) ölçüldü.
Bulgular: İki grup yaş, beden kütle indeksi, kan basıncı, kalp hızı ve lipit profili yönünden benzer özelliklerdeydi. Koroner yavaş akım grubunda sigara içme kontrollere göre daha yaygındı. Sol ön inen, sirkumfleks ve sağ koroner arterlerden ölçülen TIMI kare sayıları KYA grubunda anlamlı derecede fazla bulundu (p<0.0001). Kan incelemesinde başlangıç MDA ve NO düzeyleri ve SOD ve CAT aktiviteleri iki grup arasında anlamlı farklılık gösterdi; MDA KYA grubunda anlamlı derecede artmış bulunurken (p<0.0001), SOD (p<0.0001), CAT (p<0.001) ve NO (p<0.001) anlamlı derecede düşük değerler sergiledi. Nebivolol tedavisi sonrasında altıncı ayda oksidatif stres parametrelerinin tümünde başlangıç değerlerine göre anlamlı düzelmeler görüldü (MDA, SOD, CAT, ve NO için p<0.0001). Bu parametrelerin hepsi kontrol grubundaki değerlere yaklaşmıştı.
Sonuç: Bulgularımız nebivolol tedavisinin, aterosklerozun erken evresi olarak kabul edilen KYA’da oksidatif stres parametrelerinin iyileştirilmesinde yararlı olabileceğini göstermektedir.

4. 
Kardiyojenik şokla başvuran ST yükselmeli miyokart enfarktüslü hastalarda primer perkütan koroner girişim: Prognoz ve hastane içi mortalitenin belirleyicileri
Primary percutaneous coronary intervention in patients admitted with cardiogenic shock and ST-elevation myocardial infarction: prognosis and predictors of in-hospital mortality
Mehmet Ergelen, Hüseyin Uyarel, Emre Akkaya, Ersin Yıldırım, Duygu Ersan, Deniz Demirci, Ceyhan Türkkan, Nurten Sayar, Şükrü Akyüz, Tuna Tezel
PMID: 20935431  Sayfalar 250 - 257
Amaç: Bu çalışmada, kardiyojenik şokla başvuran ST yükselmeli miyokart enfarktüslü (STYME) hastalarda primer perkütan koroner girişimin (PKG) etkinliği ve sonuçları değerlendirildi.
Ça­lış­ma pla­nı: Çalışmaya STYME’ye bağlı kardiyojenik şok nedeniyle primer PKG uygulanan ardışık 91 hasta (66 erkek, 25 kadın; ort. yaş 61±11) alındı. Tüm klinik ve anjiyografik verilerle birlikte hastane içi ve uzun dönem sonuçlar geriye dönük olarak toplandı. Olgular, hastane içi dönemde mortalite gelişen (n=59, %64.8) ve gelişmeyen (n=32, %35.2) hastalar olarak iki gruba ayrıldı.
Bul­gu­lar: Hastane içi mortalite gelişen grupta yaş (ort. 62.7±11.1 ve 57.7±11.4; p=0.04) ve diabetes mellitus (DM), renal yetersizlik ve miyokart enfarktüsü öyküsü sıklığı daha yüksekti. Çoklu damar hastalığı (p=0.004) ve sirkumfleks arter tutulumu (p=0.03) mortalite gelişen grupta; tirofiban (p=0.02) ve stent kullanımı (p=0.007) sağkalım grubunda daha yüksek orandaydı. İşlem başarısı mortalite gelişen grupta anlamlı derecede düşük bulundu (%39 ve %84.4%; p<0.001). Yaşayan 32 hastanın ortanca 26 aylık takibi sırasında yalnızca üç hastada (%9.4) kardiyovasküler ölüm görüldü. Çokdeğişkenli analizde, başarısız işlem (odds oranı 7.2, %95 güven aralığı 1.77-29.27; p=0.006) ve DM (odds oranı 3.92, %95 güven aralığı 1.13-13.62; p=0.03) hastane içi mortalitenin bağımsız belirleyicileri olarak bulundu.
So­nuç: Hastane mortalitesi, STYME ve kardiyojenik şokun birlikte görüldüğü olgularda oldukça yüksektir. Başarılı primer PKG, bu hastalarda hastane mortalitesini yarı yarıya azaltmaktadır. Ayrıca, başarısız işlem ve DM hastane içi mortalitenin bağımsız belirleyicileridir.

5. 
Transkateter aort kapak yerleştirme: Türkiye`deki ilk uygulamalar ve erken sonuçlar
Transcatheter aortic valve implantation: the first applications and early results in Turkey
Genco Yücel, Tufan Paker, Atıf Akçevin, Alpay Sezer, Alpaslan Eryılmaz, Tolga Özyiğit, Ali Sezer, Sergin Akpek, Halil Türkoğlu, Alain Cribier
PMID: 20935432  Sayfalar 258 - 263
Amaç: Bu çalışmada, aort kapak darlığı tedavisinde yeni bir teknoloji olan transkateter aort kapak yerleştirme (TAKY) yönteminin Türkiye’deki ilk uygulamaları ve sonuçları değerlendirildi.
Ça­lış­ma pla­nı: Hastanemizde 1 Mayıs-31 Aralık 2009 tarihleri arasında toplam sekiz hastaya (5 kadın, 3 erkek; ort. yaş 81.6±6.7; dağılım 71-95) kritik aort darlığı nedeniyle TAKY yapıldı. Hastaların hepsi ileri derecede semptomatik idi. Aort kapak alanı ortalama 0.6 cm2, sistolik/ortalama aort gradiyenti 80.5±22.1/50.0±16.1 mmHg idi. İki olguda ek olarak TAKY işlemi sırasında girişim gerektiren ciddi koroner arter hastalığı vardı. Tüm hastalarda cerrahi tedavi yüksek riskli bulunmuştu (EuroSCORE 31.1±9.8, STS skoru 12.8±7.9). Yedi hastaya transfemoral, bir hastaya transapikal yolla Edwards Sapien biyoprotez kapak takıldı.
Bul­gu­lar: Hastaların hepsinde uygun ölçüdeki kapaklar, uygun pozisyonda yerleştirildi ve tüm kapaklar mükemmel fonksiyon gösterdi. İki hastada ciddi koroner darlık nedeniyle TAKY öncesinde eşzamanlı başarılı perkütan koroner girişim yapıldı. İşlem sonrasında ortalama aort kapak alanı 1.5±0.1 cm2 ölçüldü (p<0.01); sistolik/ortalama aort gradiyenti 27.6±9.6/14.6±5.8 mmHg’ye düştü (p<0.01). Bir hastaya uzun süren atriyoventriküler blok nedeniyle kalıcı kalp pili takıldı, iki hastada gelişen geçici atriyoventriküler blok kendiliğinden sinüs ritmine döndü. Transapikal yolla TAKY yapılan bir hasta işlem sonrası birinci günde, bir hasta ise altıncı ayda kaybedildi. İşlem öncesinde ortalama 3.8±0.3 olan NYHA fonksiyonel sınıfı, ortalama 3.5±2.5 ay (dağılım 1-8 ay) takip sonunda 1.1±0.3’e geriledi (p<0.01).
So­nuç: Cerrahi riski yüksek veya ameliyat edilemez aort kapak darlığı olan hastalarda TAKY’nin erken sonuçları başarılıdır. Uzun süreli takipler ve randomize çalışmalar tekniğin yaygın kullanılması konusuna açıklık getirecektir.

DERLEME
6. 
Ezber bozan yeni yöntem: Transkateter aort kapak yerleştirme
Going behind the ordinary: transcatheter aortic valve implantation
Murat Tuzcu
PMID: 20935433  Sayfalar 264 - 266
Makale Özeti |Tam Metin PDF

OLGU BILDIRISI
7. 
Barorefleks yetersizlik sendromu: İki taraflı karotis cisim tümörü eksizyonunun nadir bir komplikasyonu
Baroreflex failure syndrome: a rare complication of bilateral carotid body tumor excision
Burak Onan, Kürşad Öz, İsmihan Selen Onan
PMID: 20935434  Sayfalar 267 - 270
Barorefleks yetersizlik sendromu, iki taraflı karotis cisim tümörü rezeksizyonundan sonra görülen nadir bir hastalıktır. Baroreseptör refleks sisteminde oluşan iyatrojenik hasar genellikle hipertansif ve hipotansif atakların peşpeşe görüldüğü kan basıncında dönemsel dalgalanmalara yol açar. Kırk üç yaşında kadın hastaya bir hafta arayla, sağ karotis arter bifürkasyonunda hipervasküler bir tümör (78x50x45 mm) ve sol tarafta daha küçük (50x30x20 mm) bir tümör nedeniyle iki taraflı karotis cisim tümörü rezeksizyonu yapıldı. İkinci tümör ameliyatından sonra hastanın kan basıncı belirgin olarak düzensiz seyretmeye başladı. Kan basıncının 220/140 mmHg’ye ve eşzamanlı olarak kalp hızının 130/dakikaya yükseldiği dönemlerde frontal başağrısı, mide bulantısı, kusma ve ciltte sıcaklık görüldü. Ayrıca, aralıklı hipotansiyon atakları ve bradikardi de gözlendi. Hastaya klinik olarak barorefleks yetersizlik sendromu tanısı kondu. Semptomlar klonidin, düşük doz beta-bloker, metoprolol ve sedatif içeren ilaç tedavisiyle belirgin iyileşme gösterdi. On aylık takip sırasında durumu genel olarak iyi seyreden hastada, yaklaşık ayda iki kez olmak üzere hipertansiyon atakları devam etti. İki taraflı karotis cisim tümörü olan hastalarda, barorefleks yetersizlik sendromunun önlenmesi için, daha büyük tümörün tek taraflı eksizyonu ve karşı taraftaki tümörün klinik takibi daha uygun bir yaklaşım görünmektedir.

8. 
Kalbi tümüyle saran, miyokarda infiltrasyon yapan ve pulmoner darlığa neden olan yağ infiltrasyonu
Fatty infiltration surrounding the whole heart, infiltrating into the myocardium, and causing pulmonary stenosis
Hikmet Yorgun, Uğur Canpolat, Tuncay Hazırolan, Kudret Aytemir
PMID: 20935435  Sayfalar 271 - 274
Otuz üç yaşında erkek hasta yaklaşık iki aydır var olan atipik göğüs ağrısı ve efor dispnesi yakınmaları ile başvurdu. Bu yakınmalara yönelik yapılan incelemelerde (fizik muayene, kan testleri, elektrokardiyografi, transtorasik ekokardiyografi, koroner anjiyografi, sağ kalp kateterizasyonu), transtorasik ekokardiyografide kalbin ön ve arka duvarlarında geniş perikart efüzyonunu düşündüren hipoekojenik alanlar ve hafif pulmoner darlık dışında herhangi bir patolojiye rastlanmadı. Pulmoner gradiyentin değerlendirilmesi amacıyla yapılan kardiyak manyetik rezonans görüntülemede (MRG), kalbin çevresini saran, miyokarda infiltre olan, pulmoner arter proksimal kesiminde girintiye neden olan yağ dokusu infiltrasyonu saptandı. Bu radyolojik görünüme neden olabilecek patolojik bir durum saptanamayan hastada, kardiyak MRG özellikleri dikkate alınarak öncelikle lipomatöz infiltrasyon düşünüldü.

9. 
Anabolik steroid kullanan vücut geliştirme sporcusunda akut miyokart enfarktüsü ve renal enfarktüs
Acute myocardial infarction and renal infarction in a bodybuilder using anabolic steroids
Erkan İlhan, Deniz Demirci, Tolga Sinan Güvenç, Ali Nazmi Çalık
PMID: 20935436  Sayfalar 275 - 278
Kırk bir yaşında, vücut geliştirme sporcusu erkek hasta akut inferiyor miyokart enfarktüsü tanısıyla yatırıldı. Hasta performansını artırmak için 15 yıldır oksimetolon ve metenolon kullanmaktaydı ve sigarayı bırakalı üç yıl olmuştu. Hastaya başarılı primer perkütan koroner girişimle (PKG) proksimal sağ koroner arterdeki tam tıkanıklık için çıplak metal stent takıldı. Anjiyografide sol ön inen koroner arterde de kritik lezyon saptandı.Primer PKG’den beş saat sonra hastada şiddetli sağ böğür ağrısı gelişti. Abdominal bilgisayarlı tomografide geniş sağ renal enfarktüs saptandı. İkili antitrombosit tedavisine enoksaparin eklenen hastada sekizinci günde yapılan renal Doppler ultrasonografide sağ böbrekte reperfüzyon bulguları izlendi ve her iki böbrek de normal büyüklükte bulundu. Transtorasik ekokardiyografide sol ventriküldeki trombüs kalıntısının kaybolduğu, inferiyor ve inferoseptal duvarların apikal ve orta segmentlerinde hafif hipokinezi olduğu görüldü. Onuncu günde taburcu edilen hastaya, taburculuğundan 18 gün sonra, sol ön inen artere yönelik elektif girişim sırasında yapılan renal arteriyografide tam revaskülarizasyon görüldü, stent açıktı ve kan akımı düzelmişti. Sunulan olgu, primer PKG sonrası erken saatlerde, güçlü antikoagülan ve antitrombosit tedaviye rağmen renal enfarktüs geliştiği bildiren ilk olgudur. Hastanın kullanmakta olduğu anabolik steroidlerin yoğun koroner ve sol ventriküldeki trombüs yüküne neden olduğu düşünüldü.

10. 
Sol atriyal taşikardiye yönelik radyofrekans kateter ablasyonu sırasında nadir bir komplikasyon: Atriyal septal diseksiyon ve sol atriyum hematomu
A rare complication of radiofrequency catheter ablation of left atrial tachycardia: atrial septal dissection and left atrial hematoma formation
Özgül Uçar, Hülya Çiçekçioğlu, Erdem Diker, Sinan Aydoğdu
PMID: 20935437  Sayfalar 279 - 281
Sol atriyal taşikardi nedeniyle 52 yaşında erkek hastaya radyofrekans kateter ablasyonu yapılmasına karar verildi. Yönlendirilebilir 4 mm uçlu ablasyon kateterinin, transseptal ponksiyon yapılmadan, foramen ovale açıklığı yoluyla sol atriyuma ilerletilmesi sırasında kateterin ucu bir yapı içine saplandı. Geri çekme manevrası ile kateter ucu serbestleştirildikten sonra işlem ertelendi. İşlemden hemen sonra yapılan transtorasik ve transözofageal ekokardiyografide, interatriyal septumda diseksiyon ile beraber sol atriyum duvarı ön yüzü boyunca hematom gözlendi. Hasta stabil olduğu için seri ekokardiyografik takipler ile izlendi. Atriyal septumdaki diseksiyon tabakası 10 gün içinde kayboldu, hematom ise üç ay içinde tama yakın gerileme gösterdi. Bu olgu sunumunda, tüm girişimsel kardiyologların aşina olması gerektiğini düşündüğümüz, kateter ablasyonunun nadir bir komplikasyonuna dikkat çekilmesi amaçlandı.

11. 
Çok geç dönem çıplak metal stent trombozu: Restenozun rolü
Very late bare metal stent thrombosis: The role of restenosis
Cihan Şengül, Turan Erdoğan, İsmet Dindar
PMID: 20935438  Sayfalar 282 - 284
Brakiterapi yapılan olgular dışında, çıplak metal stent takılan olgularda stentin tam endotelizasyonu birinci ayın sonunda tamamlanmaktadır. Birinci aydan sonra çıplak metal stentlerde geç dönem stent trombozu gelişmesi düşük sıklıktadır. Bu yazıda, stent yerleştirilmesinden 118 ay sonra çok geç dönem akut stent trombozu gelişen 55 yaşında bir erkek hasta sunuldu. Göğüs ağrısı ile yatırılan hastada akut anteriyor miyokart enfarktüsü tanısı kondu. Hastaya daha önce sol ön inen koroner arterde önemli darlık nedeniyle çıplak metal stent takıldığı anlaşıldı. Acil koroner anjiyografide sol ön inen koroner arterde bulunan stentin tıkandığı görüldü. Trombüs aspirasyonu imkanı olmadığı için, balon anjiyoplasti sonrasında yeni bir çıplak metal stent takıldı ve TIMI III akım elde edildi.

12. 
Aşırı otonomik disfonksiyonlu bir olguda ivabradin ile başarılı tedavi
Successful use of ivabradine in a case of exaggerated autonomic dysfunction
Farid Aliyev, Cengiz Çeliker, Cengizhan Türkoğlu, Işıl Uzunhasan
PMID: 20935439  Sayfalar 285 - 289
Bu yazıda, karmaşık ve temel olarak kardiyovasküler otonomik disfonksiyon bulguları sergileyen 30 yaşında bir erkek hasta sunuldu. Hastada sık senkop atakları ve paroksismal atriyal fibrilasyon (PAF) vardı. Fizik muayene, elektrokardiyografik ve ekokardiyografik incelemelerde bir anormallik saptanmadı. Senkop atakları duygusal stres, dik durma ve idrar çıkarma ile birlikte artmaktaydı. Senkop ataklarından hemen sonra çekilen elektrokardiyogramlarda düşük ventrikül hızlı ve herhangi bir tedavi olmaksızın sinüs ritmine dönüşen PAF görüldü. Senkop atakları postural ortostatik taşikardi sendromunu (POTS) düşündürmekteydi; ayakta dik durma sırasında oluşmakta, bu sırada kalp hızı ani bir atışla yaklaşık 140 vuru/dakikaya ulaşmakta ve kan basıncı düşmekteydi. Bu ataklar, ayakta dikilme sırasında yapılan karotis sinüs mesajı (KSM) ile de oluştu. Bu klinik duruma, ana bileşeni POTS olan kardiyak otonomik disfonksiyonun neden olduğu düşünüldü. Uygulanan metoprolol tedavisi sırasında senkop ataklarının sıklığı daha da arttı. Bunun üzerine, günde iki kez 5 mgr dozda ivabradin tedavisine başlandı. Bu tedaviyle hem dik pozisyonda hem de KSM ile oluşan senkop atakları kısa zamanda kayboldu. Altı aylık takip sırasında hastada senkop ve atriyal fibrilasyon görülmedi.

DERLEME
13. 
Aort darlığının kateter yoluyla tedavisi
Percutaneous treatment of aortic stenosis
Tolga Aksu, Uygar Çağdaş Yüksel, Murat Tuzcu
PMID: 20935440  Sayfalar 290 - 301
Yaşlanan nüfusla birlikte aort darlığı küresel bir epidemi halini almış ve endüstrileşmiş ülkelerde hipertansiyon ve koroner arter hastalığının ardından en sık gözlenen yapısal kalp hastalığı haline gelmiştir. Hastaların genellikle ileri yaşta olması ve çok ciddi ek sorunlarının bulunması cerrahi tedaviyi önemli oranda kısıtlamaktadır. Balon aort valvüloplasti uzun dönemde bekleneni verememiş, kullanımı geçici iyilik sağlama veya cerrahiye köprü amacıyla sınırlı kalmıştır. Bu nedenle, cerrahiye uygun olmayan hastalara yeni bir tedavi seçeneği olarak perkütan aort kapak değiştirme gündeme gelmiştir. 2002 yılında bildirilen ilk insan uygulamasının ardından, transkateter aort kapak yerleştirme tedavisinde geçtiğimiz yıllarda başdöndürücü gelişmeler yaşanmış ve elde edilen sonuçlar geleceğe ümitle bakmamıza neden olmuştur. Bu derlemede transkateter aort kapak değiştirme tedavisinin günümüze kadar olan gelişimi anlatılmakta ve ciddi aort darlığı olan hastalarda kullanımı konusunda geleceğe yönelik bir perspektif çizilmeye çalışılmaktadır.

OLGU GÖRÜNTÜSÜ
14. 
Dev koroner arter anevrizması ve eşlik eden koroner fistül
Giant coronary aneurysm accompanied by a coronary artery fistula
Nihat Şen, Erdoğan Sökmen, Fırat Özcan, Orhan Maden
PMID: 20935441  Sayfa 302
Makale Özeti |Tam Metin PDF

15. 
İdiyopatik pulmoner arter anevrizması zemininde gelişen pulmoner arter diseksiyonu: Bilgisayarlı tomografi bulguları
Pulmonary artery dissection due to idiopathic pulmonary artery aneurysm: computed tomography findings
Yalçın Velibey, Servet Altay, Nazmi Çalık, Sinan Şahin
PMID: 20935442  Sayfa 303

16. 
İnterventriküler septumda kistik yapı: Ekokardiyografi ve manyetik rezonans görüntüleme bulguları
A cystic mass in the interventricular septum: echocardiography and magnetic resonance imaging findings
İdris Ardıç, Şaban Keleşoğlu, Sami Bahçebaşı, Mehmet Güngör Kaya
PMID: 20935443  Sayfa 304

17. 
Dört yaprakçıklı aort kapak
Quadricuspid aortic valve
Mehmet Gürbüz, Tayfun Şahin, Ahmet Vural, Dilek Ural
PMID: 20935444  Sayfa 305

18. 
Koroner arter baypas cerrahisinin nadir bir komplikasyonu: Çıkan aortta sakküler anevrizma
A rare complication of coronary artery bypass surgery: saccular aneurysm
Mehmet Ergelen, Rabia Ergelen, Hüseyin Uyarel, Zekeriya Nurkalem
PMID: 20935445  Sayfa 306

DIĞER YAZILAR
19. 
Uzman yanıtları
Answers of specialist
Bilal Boztosun, Hakan Gerçekoğlu, Tuğrul Okay, Tevfik Gürmen
Sayfalar 307 - 309
Makale Özeti |Tam Metin PDF

20. 
Kardiyoloji Yayınlarında Gündem ve Yorumlar
Comment on cardiology publications
Ertan Ural
Sayfa 310
Makale Özeti |Tam Metin PDF



Journal Metrics

Journal Citation Indicator: 0.18
CiteScore: 1.1
Source Normalized Impact
per Paper:
0.22
SCImago Journal Rank: 0.348

Hızlı Arama



Copyright © 2026 Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi