ISSN 1016-5169 | E-ISSN 1308-4488
TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ ARŞİVİ - Turk Kardiyol Dern Ars: 37 (5)
Cilt: 37  Sayı: 5 - Temmuz 2009
EDITÖRDEN
1. 
Editöryal Yorum / EditorialAkut ve kronik kalp yetersizliği tanı ve tedavisi: Yeni 2008 Avrupa Kardiyoloji Derneği kılavuzunda neler değişti?
Diagnosis and treatment of acute and chronic heart failure: What has changed in the new European Society of Cardiology guideline 2008?
Mehmet Eren
PMID: 19875900  Sayfalar 295 - 300
Özet gerekmiyor

ARAŞTIRMA
2. 
İskemik olmayan dilate kardiyomiyopatili hastalarda sol ventrikül disenkroni parametrelerinin prognostik önemi
Prognostic significance of left ventricular systolic dyssynchrony in patients with nonischemic dilated cardiomyopathy
Tansu Karaahmet, Kursat Tigen, Bulent Mutlu, Emre Gurel, Cihan Cevik, Gokhan Kahveci, Ali Cevat Tanalp, Yelda Basaran
PMID: 19875901  Sayfalar 301 - 306
Amaç: Kalp yetersizliği tedavisinde sol ventrikül disenkroni parametrelerinin önemi araştırılmakta olan bir konudur. Çalışmamızda iskemik olmayan dilate kardiyomiyopatili hastalarda doku Doppler yöntemi ile saptanan sol ventrikül sistolik disenkroni varlığının prognostik önemi araştırıldı.
Ça­lış­ma pla­nı: Çalışmaya iskemik olmayan dilate kardiyomiyopatili 62 hasta (39 erkek, 23 kadın; ort. yaş 40; dağılım 9-77) alındı. Tüm hastalar elektrokardiyografi, doku Doppler görüntüleme de dahil ekokardiyografi ve anjiyografi ile değerlendirildi. İntraventriküler gecikme (İVG) süresine göre iki grup oluşturuldu: Grup 1’de İVG ≤65 msn olan 10 hasta, grup 2’de İVG >65 msn olan 52 hasta vardı. Primer sonlanım noktası tüm nedenlere bağlı mortalite olarak belirlendi. Hastalar ortalama 1,253±177 gün (dağılım 943-1583 gün) süreyle takip edildi.
Bul­gu­lar: Grup 2 hastalarında anlamlı derecede uzun ortalama İVG süresi (129±68 msn ve 57.5±8.7 msn; p=0.013), daha yüksek oranda sol dal bloku (%30.8 ve %10; p=0.05), daha uzun QRS (145±29 msn ve 129±23 msn; p=0.02) ve daha yüksek mortalite (%55.8 ve %10; p<0.0001) görüldü. Ani ölüm grup 1’de bir hastada, grup 2’de 12 hastada meydana geldi. Diğer ölümlerin tümü (n=17) grup 2 hastalarında görüldü. Klinik sonlanımı öngörmede ROC analiziyle hesaplanan İVG kesim değeri 65 msn bulundu (özgüllük %72, duyarlık %46). Kaplan-Meier analizinde sağkalım grup 2 hastalarında anlamlı derecede düşük bulundu (p=0.045). Çok değişkenli analiz, başvuru sırasındaki İVG’nin mortaliteyi öngörmede tek bağımsız etken olduğunu gösterdi (p<0.001).
So­nuç: İskemik olmayan dilate kardiyomiyopatili hastalarda artmış İVG süresi, ejeksiyon fraksiyonu ve QRS genişliğinden bağımsız olarak, daha yüksek ölüm riski ile ilişkilidir. Bu hastaların erken kardiyak resenkronizasyon tedavisi için değerlendirilmesi uygun olabilir.

3. 
ST-Segment yükselmeli akut miyokart enfarktüslü hastalardabaşvuru sırasındaki ortalama trombosit hacminin fibrinolitik tedavi sonrası TIMI kare sayısı üzerine etkisi
The effect of admission mean platelet volume on TIMI frame count measured after fibrinolytic therapy in patients with acute ST-segment elevation myocardial infarction
Özlem Özcan Celebi, Alper Canbay, Savaş Çelebi, Deniz Şahin, Sinan Aydoğdu, Erdem Diker
PMID: 19875902  Sayfalar 307 - 311
Amaç: Ortalama trombosit hacmi ST-segment yükselmeli miyokart enfarktüslü (ME) hastalarda kötü prognozun bir göstergesi olarak bildirilmiştir. Bu çalışmada, ST-segment yükselmeli akut ME’li hastalarda başvuru sırasındaki ortalama trombosit hacmi ile fibrinolitik tedaviye yanıt arasındaki ilişki TIMI kare sayısı kullanılarak değerlendirildi.
Ça­lış­ma pla­nı: Çalışmaya, akut ST-segment yükselmeli ME nedeniyle semptomların ilk 12 saati içinde fibrinolitik tedavi uygulanan 87 hasta (58 erkek, 29 kadın; ort. yaş 55±11) alındı. Hastalardan başvurudan hemen sonra ortalama trombosit hacminin ölçülmesi için venöz kan örneği alındı ve fibrinolitik tedavi uygulandı. Hastalara ilk 72 saat içinde koroner anjiyografi yapıldı ve enfarktla ilişkili arter için TIMI kare sayısı hesaplandı. TIMI kare sayısının ≥40 olması yetersiz reperfüzyon, <40 olması ise tam reperfüzyon olarak tanımlandı.
Bul­gu­lar: Otuz beş hastada (%40.2) tam reperfüzyon, 52 hastada (%59.8) ise yetersiz reperfüzyon saptandı. Ortalama TIMI kare sayısı tam reperfüzyon grubunda 31.8±5.9, yetersiz reperfüzyon grubunda 61.2±15 bulundu (p<0.01). Ortalama trombosit hacmi tam reperfüzyon grubunda anlamlı derecede daha düşük idi (9.4±0.4 fl ve 9.7±0.3 fl; p=0.016). Ortalama trombosit hacmi ile yetersiz reperfüzyon yanıtı arasında ileri derecede anlamlı ilişki gözlendi (r=0.742, p<0.0001).
So­nuç: Fibrinolitik tedavi uygulanan akut ST-segment yükselmeli ME’li hastalarda başvuru sırasındaki ortalama trombosit hacminin yüksek olması fibrinolitik tedaviye yetersiz reperfüzyon yanıtıyla ilişkili olabilir.

OLGU BILDIRISI
4. 
Erişkinlerdeki ventriküler septal defektlerin perkütan kapatılmasında ilk deneyimlerimiz
Percutaneous closure of ventricular septal defects in adult patients: our initial experience
Oktay Ergene, Nihan Kahya Eren, Zehra İlke Akyıldız, Cem Nazlı
PMID: 19875903  Sayfalar 312 - 316
Amaç: Erişkinlerdeki ventriküler septal defektlerin (VSD) perkütan kapatılmasında ilk deneyimlerimiz değerlendirildi.
Ça­lış­ma pla­nı: Merkezimizde 2007 yılından başlayarak, beş erişkin hastada (3 kadın, 2 erkek; ort. yaş 32.6; dağılım 17-44) VSD tamiri perkütan teknikle yapıldı. Dört hastada perimembranöz, bir hastada musküler VSD vardı. Hastalar işlem öncesinde transtorasik ekokardiyografi (TTE) ve gerekli görüldüğünde transözofageal ekokardiyografi (TEE), kalp kateterizasyonu ve ventrikülografi ile değerlendirildi. İşlemler floroskopi ve TEE veya TTE eşliğinde yapıldı. Transkateter kapatmada, perimembranöz VSD olan dört hastada asimetrik Amplatzer membranöz VSD oklüder, musküler VSD olan bir hastada ise Amplatzer musküler VSD oklüder cihazı kullanıldı.
Bul­gu­lar: Ventriküler septal defektlerin ortalama çapı ekokardiyografi ile 7.4 mm (dağılım 5-11 mm), ventrikülografi ile 8.2 mm (dağılım 6-11 mm) ölçüldü. Sol ventrikül diyastol sonu çapı ortalama 47.2 mm, defekt aort mesafesi 5.6 mm bulundu. Beş hastada da defekt başarıyla kapatıldı. İşlemden hemen sonra çekilen ventrikülografide üç olguda interventriküler septumdan hafif geçiş izlenirken, işlem sonrası birinci günde yapılan kontrol TTE’de hiçbir hastada geçiş saptanmadı. Aort, triküspit veya mitral kapaklarda fonksiyon bozukluğu gelişmedi. Hiçbir hastada işlem sırasında veya sonrasında ritim sorunu oluşmadı. Hastalar işlemden 1-2 gün sonra taburcu edildi.
So­nuç: Ventriküler septal defektlerin perkütan kapatma işlemi yüksek başarı oranı ve düşük morbiditesi ile son yıllarda cerrahiye değerli bir seçenek durumuna gelmiştir. Erişkinlerde görülen VSD’lerin perkütan kapatılmasında da sonuçlar başarılıdır.

ARAŞTIRMA
5. 
Majör akciğer rezeksiyonunun kardiyak fonksiyonlar üzerine etkisinin doku Doppler ekokardiyografi ile değerlendirilmesi
Tissue Doppler evaluation of the effects of major lung resection on cardiac functions
Yücel Çölkesen, Tayfun Açıl, Alper Fındıkçıoğlu, Abdullah Tekin, Dalokay Kılıç, Bülent Özin, Haldun Müderrisoğlu
PMID: 19875904  Sayfalar 317 - 320
Amaç: Majör akciğer rezeksiyonlarının kardiyak fonksiyonlar üzerine etkisi doku Doppler ekokardiyografi ile değerlendirildi.
Çalışma planı: Çalışmada majör akciğer rezeksiyonu uygulanan 19 hasta (15 erkek, 4 kadın; ort. yaş 55±8) ileriye dönük olarak incelendi. On altı hastada lobektomi, üç hastada pnömonektomi uygulandı. Akciğer cerrahisinin en sık nedeni (n=15, %79) malign akciğer kanseriydi. Miyokart enfarktüsü, anjina, atriyal fibrilasyon, kalp kapak hastalığı, önemli aritmi, diyastolik disfonksiyon, kalp cerrahisi öyküsü olan veya FEV1/FVC oranı %60’ın altında olan hastalar çalışmaya alınmadı. Tüm hastalar ameliyattan 1-2 gün önce ve ameliyattan 4±2 hafta sonra ikiboyutlu Doppler ekokardiyografi ve doku Doppler görüntüleme ile değerlendirildi.
Bulgular: Ameliyat öncesi ile karşılaştırıldığında, cerrahi sonrasında sağ ve sol atriyum ve ventrikül boyutlarında anlamlı değişiklik görülmedi (p>0.05). Sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu, sol ventrikül sistol ve diyastol sonu hacimleri korunmuştu. Cerrahi sonrasında anlamlı değişim gösteren Doppler parametreleri şunlardı: mitral A dalgası (92±23 cm/sn ve 105±27 cm/sn, p=0.005), mitral E/A oranı (1.0±0.2 ve 0.8±0.2, p=0.001), triküspit A dalgası (65±19 cm/sn ve 80±30 cm/sn, p=0.006) ve triküspit E yavaşlama zamanı (327±68 msn ve 274±51 msn, p=0.01). Doku Doppler ölçümlerinde ise, mitral E´/A´ oranı (1.0±0.4 vs. 0.8±0.3, p=0.03) ve triküspit E´ dalgası (9±2 cm/sn ve 8±3 cm/sn, p=0.03) cerrahi öncesine göre anlamlı değişim gösterdi.
Sonuç: Bulgularımız, majör akciğer cerrahisinden sonra oldukça kısa bir zaman dilimi içinde sistolik fonksiyonlarda değişim olmazken, diyastolik fonksiyonların etkilendiğini göstermektedir.

6. 
Kalıcı atriyal fibrilasyonun cerrahi radyofrekans ablasyon ile tedavisi: Orta dönem sonuçlarımız
Mid-term results of surgical radiofrequency ablation for permanent atrial fibrillation
İlker Mataracı, Adil Polat, Bülent Mert, Mehmet Aksüt, Kaan Kırali
PMID: 19875905  Sayfalar 321 - 327
maç: Atriyal fibrilasyon (AF) açık kalp cerrahisi uygulanan hastalarda sık karşılaşılan bir sorundur. Bu çalışmada açık kalp ameliyatına alınarak radyofrekans ablasyon (RFA) uygulanan hastaların orta dönem sonuçları incelendi.
Çalışma planı: Çalışmaya açık kalp cerrahisiyle birlikte kalıcı AF nedeniyle eşzamanlı olarak RFA uygulanan 79 hasta (53 kadın, 26 erkek; ort. yaş 53±11; dağılım 32-76) alındı. Hastaların büyük çoğunluğu (68 hasta, %86.1) NYHA sınıf III idi; 67 hastada (%84.8) romatizmal kalp hastalığı vardı. Ameliyat öncesi ortalama AF süresi 47±41 ay idi. Tüm hastalar kardiyopulmoner bypass kullanılarak ameliyat edildi. En sık uygulanan işlem mitral kapak işlemleriydi (64 replasman 11 rekonstrüksiyon). Altmış hastada (%76) unipolar, 19 hastada (%24.1) bipolar prob kullanıldı. Ortalama takip süresi 20.8±14.7 ay (dağılım 1-59 ay) idi.
Bulgular: Ortalama perfüzyon ve kros-klemp süreleri sırasıyla 102.4±15.7 dk (dağılım 48-171 dk) ve 76.1±25.0 dk (dağılım 27-145 dk) bulundu. Hastane mortalitesi iki hastada (%2.5), geç dönem mortalite üç hastada (%3.8) görüldü. Ameliyat sonrası dönemde bir hastaya kalıcı yürek pili (%1.3) yerleştirildi. Taburculuk sırasında 58 hasta (%73.4) sinüs ritminde idi. Bu hastaların dokuzunda (%15.3) yeniden AF gelişti. Ortalama AF gelişme süresi 5.3±4.4 ay (dağılım 2-12 ay) idi. Üç hastada (%3.8) kısa süreli atriyal flutter görüldü. Lojistik regresyon analizinde erken ve geç dönemde AF gelişim riskini artıracak bir faktör saptanmadı. 2006 yılı öncesi ve sonrası yapılan ameliyatlarda 6. ve 12. aylarda sinüs ritminde seyir oranları ilk dönem için sırasıyla %94.3±3.9 ve %87.6±5.9, ikinci dönem için %95.2±3.3 ile %92.2±4.4 bulundu (p=0.0001). Atriyal fibrilasyon ve sinüs ritmi ile taburcu edilen hasta grupları arasında ortalama sağkalım açısından anlamlı fark bulunmadı (p>0.05).
Sonuç: Atriyal fibrilasyonun RFA ile tedavisi giderek artan sıklıkta kullanılmakta ve başarı oranları da gün geçtikçe artmaktadır.

OLGU BILDIRISI
7. 
Mitral-aortik intervalvüler fibroza yalancı anevrizmasının görüntülenmesinde üçboyutlu ekokardiyografinin kullanımı
The use of three-dimensional echocardiography in the visualization of pseudoaneurysm of the mitral-aortic intervalvular fibrosa
Hatice Selçuk, Mehmet Timur Selçuk, Omaç Tüfekçioğlu, Nurcan Arat
PMID: 19875906  Sayfalar 328 - 331
Mitral-aortik intervalvüler fibrosa (MAİF) yalancı anevrizması, aort kapak endokarditine bağlı gelişebilen, nadir fakat çok ciddi sonuçları olan bir komplikasyondur. Yirmi üç yaşında kadın hasta, aort kökü apsesi ile komplike olduğu düşünülen aort kapak endokarditi öntanısıyla kliniğimize sevk edildi. İkiboyutlu transtorasik ekokardiyografi ile, aort kapağının sol koroner kuspisine tutunmuş vejetasyon ve sol ventrikül çıkış yolunda yalancı anevrizma benzeri oluşum saptandı. Mitral-aortik intervalvüler fibrosaya ait yalancı anevrizma tanısı üçboyutlu ekokardiyografi ile doğrulandı. Ancak, hasta nörolojik durumunun kötüleşmesi nedeniyle yatışından birkaç saat sonra öldü. Aort kapak endokarditli bir hastada apse benzeri yapılar MAİF yalancı anevrizmasından ayırt edilmelidir.

8. 
Mitokondri hastalığına bağlı ciddi tıkayıcı hipertrofik kardiyomiyopati
Severe obstructive hypertrophic cardiomyopathy occurring secondary to mitochondrial disease
Cemil İzgi, Cihan Çevik, Ruken Bengi Bakal, Mehmet Özkan
PMID: 19875907  Sayfalar 332 - 336
Mitokondri bozuklukları ikincil kardiyomiyopatilerin önemli nedenlerindendir. Patogenez, eşlik eden sistemik belirtiler ve prognozun farklı olabilmesi nedeniyle, mitokondri bozukluğuna bağlı kardiyomiyopatilerin birincil kardiyomiyopatilerden ayrımı önemlidir. Mitokondri bozukluklarının tipik kardiyak belirtisi hipertrofik kadiyomiyopatidir. Bu yazıda, ciddi tıkayıcı hipertrofik kardiyomiyopati ve alt ekstremitelerde hafif miyopati saptanan 11 yaşında bir kız hasta sunuldu. Hastaya cerrahi olarak sol ventrikül septal miyektomisi uygulandı ve çıkarılan miyokart örneğinin histolojik incelenmesinde mitokondri bozukluğu için tipik olan kırmızı düzensiz fibriller gözlendi. Takiben, iskelet kası biyopsisinin elektron mikroskobisi ile değerlendirilmesinde ultrayapısal olarak anormal mitokondriler saptandı; respiratuvar zincir enzim analizi ise normal bulundu. Kardiyomiyopati, mitokondri bozukluklarının başvuru ve hatta tek belirtisi olabilir. Tıkayıcı olmayan hipertrofik kardiyomiyopati mitokondri bozukluklarının tipik kardiyak fenotipi olarak sayılagelmiştir; bu bozukluklarda sol ventrikül çıkım yolunda darlık olan olgular nadiren bildirilmiştir.

9. 
Ventrikül taşikardisi ve atriyal fibrilasyon ile seyreden miyotonik distrofi: Olgu sunumu
A case of myotonic dystrophy presenting with ventricular tachycardia and atrial fibrillation
Serpil Eroğlu, Bülent Özin, Süleyman Özbiçer, Haldun Müderrisoğlu
PMID: 19875908  Sayfalar 337 - 340
Miyotonik distrofi tip 1 (MD1), miyotoni, ilerleyici kas güçsüzlüğü, katarakt ve kalp tutulumu ile seyreden otozomal dominant bir hastalıktır. Kardiyak tutulum sıktır ve daha çok ileti sistemi anormallikleri, supraventriküler ve ventriküler aritmiler şeklinde görülür. Daha az sıklıkta miyokart disfonksiyonu ve iskemik kalp hastalığı da görülebilir. Daha önce MD1 tanısı konmuş olan 54 yaşında kadın hasta, çarpıntı, 157/118 mmHg kan basıncı, 220 atım/dk kalp hızı ve elektrokardiyogramda ventrikül taşikardisi ile yatırıldı. Hastanın hemodinamik durumunun çok kısa sürede bozulması üzerine elektriksel kardiyoversiyon uygulandı. Kardiyoversiyonun hemen arkasından elektrokardiyogramda atriyal fibrilasyon, hafif uzamış QT intervali ve intraventriküler ileti gecikmesi gözlendi. İntravenöz amiodaron infüzyonundan sonra hasta sinüs ritmine döndü. Transtorasik ekokardiyografi incelemesinde sol ventrikül fonksiyonunun belirgin derecede zayıfladığı görüldü; ejeksiyon fraksiyonu %25 bulundu, koroner arterler ise normaldi. Yapılan elektrofizyolojik çalışmada, atriyum-His intervali ve His-ventrikül intervali sırasıyla 120 msn ve 54 msn ölçüldü ve uyarıyla monometrik ventriküler flutter oluşturuldu. Tedavi olarak kardiyak defibrilatör takılan hasta sinüs ritmiyle taburcu edildi.

10. 
Kardiyak resenkronizasyon tedavisinde yerinden oynayan koroner sinüs elektrodunun stent ile sabitlenmesi
Stabilization of a dislocated coronary sinus electrode by coronary stenting during resynchronization therapy
Mehmet Bostan, Ahmet Duran Demir
PMID: 19875909  Sayfalar 341 - 344
Kardiyak resenkronizasyon tedavisi (KRT), ilaç tedavisine dirençli, intra ve/veya interventriküler iletim gecikmesi olan kalp yetersizliği (KY) olgularında yaşam kalitesini artıran ve mortaliteyi azaltan etkili bir tedavi yöntemidir. Bu işlemde sol ventrikül, koroner sinüs elektrodu tarafından uyarılır. Bu tekniğin en önemli sorunu, koroner sinüs elektrodunun tam yerleştirilmesi ve yer değiştirmesinin önlenmesidir. NYHA (New York Heart Association) sınıf 3-4 kronik KY ve sol dal bloku olan 66 yaşında erkek hastaya KRT takılmasına karar verildi. Posterolateral koroner sinüse yerleştirilen elektrodun iki kez yerinden çıkması nedeniyle, elektrot orta kardiyak vene yerleştirildi ve koroner stent ile sabitlendi. Hastanın altı aylık kontrolünde elektrodun yerinde olduğu, ölçüm parametrelerinde sorun olmadığı izlendi.

11. 
Tilt testi sırasında uzamış asistol: Olgu sunumu
A case of prolonged asystole during head-up tilt testing
Murat Sucu, İbrahim Sarı, Vedat Davutoğlu
PMID: 19875910  Sayfalar 345 - 347
Tilt testi vazovagal senkoplu hastalarda kullanılan bir yöntemdir. Kırk beş yaşında erkek hasta, son üç aydır bulantı ve terlemeyi takiben ortaya çıkan iki senkop ve üç presenkop atağı nedeniyle kardiyolojik açıdan incelendi. Hastanın elektrokardiyografi ve ekokardiyografi de dahil tüm sistem incelemeleri normal bulundu. Bunun üzerine, hastaya eğimi 75 dereceye ayarlanan tilt testi uygulandı. Testin yaklaşık 12. dakikasında hastada bradikardi ve asistolün eşlik ettiği senkop gelişti. Hipotansiyonla birlikte 18 saniye süren ventriküler asistol ve bilinç kaybı görülmesi üzerine hasta sırtüstü pozisyonda yatırıldı ve kalp mesajına başlandı. Yaklaşık 25 saniye sonra hasta yavaş yavaş sinüs ritmine döndü ve ardından bilinci yerine geldi. Tedavi olarak hastaya iki odacıklı kalp pili takıldı. Bir yıllık izlemi içinde hastanın semptomlarında herhangi bir tekrarlama olmadı.

12. 
Akut miyokart enfarktüsü geçiren iki hastanın primer perkütan koroner girişim için helikopter ambulans ile nakli
Transportation of two patients with acute myocardial infarction for primary percutaneous coronary intervention by a helicopter ambulance
Ender Örnek, Sani Namık Murat, Harun Kılıç, Ramazan Akdemir
PMID: 19875911  Sayfalar 348 - 352
Ülkemizde Sağlık Bakanlığı tarafından helikopter hava ambulans sistemi kurulmuştur. Ülke genelinde merkez olarak belirlenen 15 ilden, birer saatlik uçuş mesafeleri ile tüm Türkiye bu sistemin kapsamına alınmıştır. Bu sisteme bağlı olarak hastanemizde Kasım 2008’den itibaren iki adet helikopter ambulans konuşlandırılmıştır. Akut miyokart enfarktüsü (AME) geçirmekte olan hastalarda reperfüzyon tedavisinin çabuk kullanımı ile yaşam kurtarılabilmektedir. Hastalığın başlangıcı ile reperfüzyon tedavisi arasındaki gecikmelerin nedenlerinden ikisi hastane öncesi ve hastaneler arası nakillerdir. Bu yazıda, AME geçiren ve hastanemize helikopter ambulans ile nakledilerek primer perkütanöz koroner girişim yapılan ilk iki olgu sunuldu. Olgulardan biri (58 yaşında erkek), göğüs ağrısı başladıktan yaklaşık bir saat sonra Ankara’ya 47 km uzaklıktaki bir devlet hastanesine başvurmuş, buradan 28 dakika sonra hava ambulansı ile alınarak 14 dakikada hastanemize getirilmiştir. Diğer olgu (76 yaşında erkek), göğüs ağrısından yaklaşık 15 dakika sonra Ankara’ya 58 km uzaklıktaki bir devlet hastanesine başvurmuş, buradan 30 dakika sonra hava ambulansı ile alınarak 16 dakikada hastanemize getirilmiştir. Hastanemizdeki kapı-balon süresi ilk olguda 16 dakika, ikinci olguda 18 dakika idi. Her iki hastada da enfarktla ilişkili arterde tam açıklık sağlandı.

DAVETLI DERLEME
13. 
Yumurta tüketimi ve kardiyovasküler sağlık
Egg consumption and cardiovascular health
Meral Kayıkçıoğlu, İnan Soydan
PMID: 19875912  Sayfalar 353 - 357
Yumurta, yıllardır kolesterolü yüksek beslenmenin sembolü olarak kabul edilmiş ve tüketimi kardiyovasküler sağlık açısından tartışma konusu olmuştur. Özellikle de klinik araştırmalarda çelişkili sonuçlar bildirilmesi bu tartışmaları daha da artırmıştır. Bu derlemede yumurta ile ilgili güncel literatür gözden geçirilerek, bilimsel açıdan yumurtanın yarar ve zararları özetlenmiştir. Kardiyovasküler sağlığı korumaya yönelik bir diyette, güncel kılavuzların önerdiği şekilde kolesterol tüketiminin günde 200 mgr ile sınırlanması gerekmektedir. Bu nedenle de, başta kardiyovasküler hastalığı olanlar, diyabetik hastalar, hiperkolesterolemi ve ciddi risk faktörleri olanlar ile ailesel erken ateroskleroz öyküsü bulunan hastalara sağlıklı beslenme önerilerinde bulunurken, diğer kolesterol kaynaklarına göre kan lipit düzeylerine olumsuz etkisi daha az olsa da, bir yumurta sarısının >200 mgr kolesterol içerdiği unutulmamalıdır.

OLGU GÖRÜNTÜSÜ
14. 
İnferiyor vena kava tutulumu olmaksızın, renal hücre karsinomunun yaygın sağ atriyum metastazı
Massive right atrial metastasis from renal cell carcinoma without inferior vena cava involvement
Selçuk Pala, Ayhan Erkol, Gökhan Kahveci
PMID: 19875913  Sayfa 358
Makale Özeti |Tam Metin PDF

15. 
Dev Sağ Atrium
Giant Right Atrium
Lütfü Bekar, Fatih Altunkas, Köksal Ceyhan, Orhan Onalan
PMID: 19875915  Sayfa 359
Makale Özeti

16. 
Kist benzeri anteriyor mitral kapak anevrizması
Cyst-like anterior mitral valve aneurysm
Özcan Özeke, Erdoğan İlkay
PMID: 19875914  Sayfa 359
Makale Özeti |Tam Metin PDF

17. 
Hipereozinofilik sendrom (Löffler endokarditi)
Hypereosinophilic syndrome (Loeffler endocarditis)
Çağlayan Kandemir, Tayfun Şahin, Hakan Çakmak, İbrahim Halil, Ulaş Bildirici
PMID: 19875916  Sayfa 360
Makale Özeti

EDITÖRE MEKTUP
18. 
Editöre Mektup [Yüksek serum gama-glutamiltransferaz aktivitesi ile yavaş koroner akım arasındaki ilişki]
Editöre Mektup [Relationship between elevated serum gamma-glutamyltransferase activity and slow coronary flow]
Tuğrul Norgaz
PMID: 19875917  Sayfalar 361 - 365
editöre mektup

19. 
Methodological pitfalls in determination of coronary slow flow
İBRAHİM BAŞARICI
PMID: 19875918  Sayfalar 362 - 363

20. 
Statinler yüksek serum transaminaz düzeyini azaltabilir mi? Bir çelişki!
Can statins decrease the level of elevated serum transaminases? A paradox!
Mehmet Uzun, Ömer Yiğiner, Ata Kırılmaz
Sayfa 364
Karaciğer yağlanmasına bağlı transaminaz yüksekliği olan hastalarda lipid düşürücü tedavi uygulaması konusunda tereddütler vardır. Bu yazıda bu konuda bilgi verilecektir.

21. 
Uzman yanıtları: Kronik böbrek hastalığı olan hastalardan hangilerine statin veriyorsunuz?
Answers of specialist
Tevfik Ecder
Sayfa 366
Makale Özeti |Tam Metin PDF

22. 
Kardiyoloji yayınlarında gündem ve yorumlar
Comment on cardiology publications
Ertan Ural
Sayfa 367
Makale Özeti |Tam Metin PDF



Journal Metrics

Journal Citation Indicator: 0.18
CiteScore: 1.1
Source Normalized Impact
per Paper:
0.22
SCImago Journal Rank: 0.348

Hızlı Arama



Copyright © 2026 Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi