ISSN 1016-5169  |  E-ISSN 1308-4488
TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ ARŞİVİ - Turk Kardiyol Dern Ars: 36 (2)
Cilt: 36  Sayı: 2 - Mart 2008
1. 
TEKHARF çalışması 2007 taraması: Mortalite ve koroner mortalitede azalma eğilimi sürüyor
Turkish Adult Risk Factor Survey 2007: decline in all-cause and coronary mortality
Altan Onat, Dursun Dursunoğlu, Serkan Bulur, Zekeriya Küçükdurmaz, Zekeriya Kaya, Serkan Ordu, Murat Uğur
PMID: 18497551  Sayfalar 77 - 81
Amaç: TEKHARF çalışmasının esas olarak Marmara ve İç Anadolu bölgelerinde oturan ve 2007 Ağustos’unda taranan kohortuna ilişkin tüm-nedenli ve koroner kökenli ölüm ve yeni koroner kalp hastalığı (KKH) verileri değerlendirildi.
Çalışma planı: Ölüm konusunda birinci derece akraba ve/veya sağlık ocağı personelinden bilgi alındı; yaşayanlarda bilgi edinmekten başka, fizik muayene ve 12-derivasyonlu EKG kaydı yapıldı. Yeni koroner olay tanımına, son taramadan beri gelişen ve ölümle sonuçlanan veya sonuçlanmayan miyokard infarktüsü, yeni stabil angina ve/veya miyokard iskemisi alındı.
Bulgular: Taranacak 1618 kişilik örneklemden 961’i muayene edildi, 501 kişi hakkında bilgi edinildi ve 18 erkek ile 12 kadının öldüğü belirlendi. Elli iki kişinin takipten çıktığı kabul edildi. Çalışmaya ayrıca 138 yeni katılımcı alındı. Eklenen 3010 kişi-yılı süreli yeni takip ile birlikte, 17 yılda toplam izleme 48500 kişi-yılını buldu. Ölümlerden sekizi KKH kökenli sayıldı. Katılımcılardan 16’sında yeni koroner olay gelişti. Son tarama döneminde yıllık tüm ölüm oranı bin yetişkinde 10.0, koroner mortalite binde 2.7 bulundu. Şimdiye dek tüm nedenli ölümler orijinal kohortta bin kişi-yılında 11.2 iken, benzer yaştaki 1997/98 kohortunda binde 9.1’e, 2002/03 kohortunda binde 5.9’a geriledi. Kırk beş ile 74 arası yaş kesiminde 1000 kişi-yılına düşen toplam yıllık mortalite 2004 yılında 15.2 iken, son üç yılda 10.2’ye (p=0.003), KKH ölüm prevalansı ise 6.0’dan 5.1’e (p<0.18) geriledi. Böylece, bu yaş kesiminde tüm ölümler ile koroner kökenli ölümlerin birkaç yıl önce başlayan azalma eğilimi sürdü.
Sonuç: Bulgularımız, tüm nedenli ve kardiyovasküler kökenli ölümlerde gerileme eğiliminin sürdüğünü göstermektedir.

2. 
Sistemik lupus eritematozusta pulmoner arter sertliğinde artma vesağ ventrikül fonksiyonu ile ilişkisi
Increased pulmonary artery stiffness and its relation to right ventricular function in patients with systemic lupus erythematosus
Dursun Duman, Seval Masatlıoğlu, Refik Demirtunç, Bilgehan Karadağ
PMID: 18497552  Sayfalar 82 - 89
Amaç: Pulmoner hipertansiyon ve sağ ventrikül (SV) disfonksiyonu sistemik lupus eritematozusun (SLE) ciddi komplikasyonlarıdır. Sağ ventrikül disfonksiyonu gelişmesinde pulmoner arter sertliğinin (PAS) rolü bilinmemektedir. Bu çalışmada kardiyovasküler açıdan asemptomatik SLE hastalarında PAS ile SV fonksiyonu arasındaki ilişki araştırıldı.
Çalışma planı: Çalışmada, SLE tanısı konan 32 hasta (30 erkek, 2 kadın; ort. yaş 34±9) ve yaş ve cinsiyet uyumlu 30 sağlıklı kontrol (28 erkek, 2 kadın; ort. yaş 36±5) ekokardiyografi ile değerlendirildi. Pulmoner arter sertliği, Doppler ekokardiyografide pulmoner akım maksimal sapma sıklığının hızlanma zamanına bölünmesi ile hesaplandı. Sağ ventrikül fonksiyonunun değerlendirilmesi için, Doppler ekokardiyografide izovolümetrik kasılma ve gevşeme zamanı toplamının, ejeksiyon zamanına bölünmesi ile SV miyokard performans indeksi (MPİ-Tei indeksi) hesaplandı. Ayrıca, ikiboyutlu ekokardiyografide alınan M-mode traselerden triküspid annuler pik sistolik esneme (TAPSE) mesafesi hesaplandı.
Bulgular: Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, SLE grubunda PAS (p=0.004) ve SV MPİ (p=0.001) anlamlı derecede yüksek, TAPSE değeri (p=0.001) ise düşük bulundu. Tek değişkenli korelasyon analizinde, SV MPİ ile PAS (r=0.60, p=0.001), yaş (r=0.48, p=0.003), SLE süresi (r=0.51, p=0.002) ve pulmoner arter sistolik basıncı (r=0.36, p=0.03) arasında anlamlı ilişki saptandı. Çokdeğişkenli lineer regresyon analizinde PAS (%95 GA 0.002-0.005; p=0.001) ve SLE süresinin (%95 GA 0.001-0.004; p=0.004) SV MPİ ile kuvvetli ilişki gösterdiği görüldü. Ayrıca, TAPSE ile SV MPİ arasında kuvvetli negatif ilişki saptandı (r=-0.48, p=0.005). Yirmi dört hastada sağ ventrikül fonksiyonu normal (TAPSE ≥17 mm) bulundu. Sağ ventrikül disfonksiyonu saptanan sekiz hastada (TAPSE <17 mm) SV MPİ (p=0.001), PAS (p=0.002), yaş (p=0.04) ve SLE süresi (p=0.004) anlamlı derecede farklılık gösterdi.
Sonuç: Bulgularımız, SLE’de PAS artışı ile SV fonksiyonunun bozulması arasında kuvetli ilişki olduğunu göstermektedir.

ARAŞTIRMA
3. 
Hipertrofik kardiyomiyopatide Irx4 geni analizi
Genetic analysis of the Irx4 gene in hypertrophic cardiomyopathy
Fatih Bayrak, Evrim Kömürcü-bayrak, Bülent Mutlu, Gökhan Kahveci, Nihan Erginel-ünaltuna
PMID: 18497553  Sayfalar 90 - 95
Amaç: Irx4 geni temel olarak kardiyak ventriküllerde eksprese olmaktadır. Hayvan çalışmalarında, Irx4 geninde meydana gelen hasarlanmanın miyozin ağır zincir gen ekspresyonunu bozarak, ventrikül gen ekspresyonunda anormalliğe yol açtığı ve kardiyak hipertrofiye neden olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmada, Irx4 geni mutasyonları ile hipertrofik kardiyomiyopati (HK) arasında olası bir ilişkinin araştırılması amaçlandı.
Çalışma planı: Çalışmaya HK tanısı konan 68 hasta (32 kadın, 36 erkek; ort. yaş 49; dağılım 17-74) ve 67 sağlıklı kontrol (33 kadın, 34 erkek; ort. yaş 45; dağılım 20-88) alındı. Tüm hastalar ayrıntılı öykü, fizik muayene, 12 derivasyonlu elektrokardiyografi ve transtorasik ekokardiyografi ile değerlendirildi. Tüm olguların DNA örnekleri çıkarıldı. Genomik DNA fragmanları polimeraz zincir reaksiyonuyla amplifiye edildikten sonra SSCP (single-strand conformation polymorphism) analiziyle tarandı. DNA dizinleri otomatik DNA dizileme sistemiyle belirlendi.
Bulgular: Irx4 geninin tüm ekzonları tarandı, HP ile ilişkili olabilecek bir mutasyona rastlanmadı. Bununla birlikte, dört polimorfizm (G355>A, A381>G, G1203>A ve C1431>T) saptandı. GA ve GG genotipli hastalarla karşılaştırıldığında, A381>G polimorfizminin AA genotipini taşıyan hastalarda sol ventrikül çıkış yolu gradiyentinin daha yüksek (p=0.03), düzeltilmiş QT dispersiyonunun daha uzun (p=0.05) ve istatistiksel olarak anlamlı olmamakla birlikte, interventriküler septum kalınlığının daha fazla (p=0.07) olduğu görüldü.
Sonuç: Bu çalışma, insanda Irx4 geni ile HK arasındaki ilişkiyi araştıran ilk çalışmadır. Irx4 geninde belirlenen A381>G polimorfizminin septal kalınlık artışı üzerine modifiye edici etkisi olabilir; bu durum da düzeltilmiş QT dispersiyonunda ve çıkış yolu gradiyentinde artışa yol açabilir.

4. 
Koroner arter hastalığında bacak kaldırma ile sağlanan postüral değişikliğindoku Doppler parametreleri üzerine etkisi
The effect of postural changes (leg lifting) on tissue Doppler parameters in coronary artery disease
Bahar Pirat, Aylin Yıldırır, Vahide Şimşek, Bülent Özin, Haldun Müderrisoğlu
PMID: 18497554  Sayfalar 96 - 102
Amaç: Bu çalışmada koroner arter hastalığı (KAH) olan ve olmayan kişilerde postüral değişikliğe (bacak kaldırma) bağlı venöz dönüş artışının doku Doppler parametreleri üzerindeki etkileri araştırıldı.
Çalışma planı: Çalışmaya koroner anjiyografi planlanan 42 hasta alındı. Koroner anjiyografiden önce tüm hastalar standart ikiboyutlu renkli Doppler ve doku Doppler ekokardiyografi ile değerlendirildi. Doku Doppler ölçümleri hasta normal konumda iken ve bacak 45 derece kalkık durumda iki dakika bekletildikten sonra mitral annulusun septal ve lateral kenarlarından yapıldı. Hastalar koroner anjiyografi sonuçlarına göre iki gruba ayrıldı: %70’in üzerinde darlık saptananlar KAH hastası olarak kabul edilirken, koroner arterleri normal bulunanlar veya sadece kenar düzensizliği saptananlar kontrol grubunu oluşturdu. İki grubun ekokardiyografik ölçüm sonuçları karşılaştırıldı.
Bulgular: Koroner anjiyografide 22 hasta normal değerlendirilirken, 20 hastada KAH saptandı. Erkek hasta sayısının KAH grubunda anlamlı derecede fazla olması dışında, grupların demografik özellikleri ve ejeksiyon fraksiyonları benzer bulundu. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, KAH grubunda izovolemik akselerasyon hızı (İAH) hem lateral (p=0.007) hem de septal (p=0.03) mitral annulusta anlamlı derecede düşük bulundu. Bacak kaldırma sonucunda kontrol grubundaki zirve sistolik hızda (S) başlangıca göre lateral (p=0.009) ve septal (p=0.01) mitral annulusta anlamlı artış görülürken, KAH grubunda artışın sadece septal annulusta anlamlı olduğu görüldü (p=0.009). İki grupta da bacak kaldırma sonrası İAH’de anlamlı değişiklik olmadı.
Sonuç: Bacak kaldırma ile sağlanan venöz dönüş artışı KAH olan ve olmayan kişilerde, KAH’de lateral annulus S dalgası artışının baskılanması dışında, benzer doku Doppler değişikliklerine neden olmaktadır. Başlangıç İAH’sinde saptanan düşüklük KAH için yardımcı bir bulgu olabilir.

5. 
Kararlı koroner arter hastalığında aspirin direnci ileendotel disfonksiyonu arasındaki ilişki
The relationship between aspirin resistance and endothelial dysfunction in patients with stable coronary artery disease
Burak Pamukçu, İmran Önür, Hüseyin Oflaz, Ali Elitok, Zehra Buğra, Yılmaz Nişancı
PMID: 18497555  Sayfalar 103 - 107
Amaç: Endotel disfonksiyonu düzenli aspirin kullanımına rağmen trombosit agregasyonunu artırabilir. Bu çalışmada, kararlı koroner arter hastalarında aspirine dirençli trombosit agregasyonu ile endotel disfonksiyonu arasındaki ilişki araştırıldı.
Çalışma planı: Çalışmaya, kronik kararlı koroner arter hastalığı nedeniyle tıbbi tedavi görmekte olan 98 ardışık hasta (60 erkek, 38 kadın; ort. yaş 62±8) alındı. Trombosit fonksiyonları kollajen ve epinefrin (Col/Epi) ile kollajen ve adenozin difosfat kartuşları kullanılarak Platelet Function Analyzer (PFA)-100 cihazı ile incelendi. Düzenli aspirin kullanımına rağmen Col/Epi kartuşları ile ölçülen kapanma zamanının 186 saniyeden kısa olması aspirin direnci olarak kabul edildi. Endotel fonksiyonları brakiyal arter ultrasonografisi ile, akıma bağlı dilatasyon ölçülerek değerlendirildi.
Bulgular: Yirmi hastada (%20.4) PFA-100 ile belirlenen aspirin direnci saptandı. Aspirin direnci olan ve olmayan olgular arasında günlük ortalama aspirin dozu açısından anlamlı fark yoktu; uygulanan tıbbi tedavi rejimleri de benzerdi. Bazal brakiyal arter çapı aspirin direnci olan hastalarda ortalama 4.11 mm, direnç görülmeyen hastalarda 4.14 mm ölçüldü (p>0.05). Akıma bağlı dilatasyon (bazal çapın % değişimi), aspirin direnci olan ve olmayan olgularda sırasıyla %4.7 ve %5.3 bulundu (p>0.05). İki hasta grubunda karotis intima-media kalınlık ölçümleri de benzer bulundu.
Sonuç: Çalışmamızda, aspirin direnci olsun olmasın, kararlı koroner arter hastalarının hepsinde endotel disfonksiyonu saptandı ve bunun derecesi aspirin direnciyle ilişkili bulunmadı.

OLGU BİLDİRİSİ
6. 
Kararsız angina ile başvuran bir olgudaiki taraflı koroner arter-pulmoner arter fistülleri
Bilateral coronary artery-pulmonary artery fistulas in a case with unstable angina pectoris
Alper Kepez, Ergün Barış Kaya, Ali Oto
PMID: 18497556  Sayfalar 108 - 110
Hem sol hem de sağ koroner arterlerden köken alan koroner arter fistülleri nadir izlenen doğuştan anomalilerdir. Elli sekiz yaşında erkek hasta eforla ilişkisiz göğüs ağrısı yakınması ile başvurdu. Koroner anjiyografide, sol ön inen koroner arter (LAD) birinci diyagonal hizasından köken alıp pulmoner artere açılan fistül ve fistülün hemen distalinde %95 oranında darlık izlendi. Sağ koroner anjiyografide ise, sağ koroner arter ostiumundan köken alıp pulmoner artere açılan fistül gözlendi. Hastanın LAD lezyonuna sol internal mamaryal arter grefti kullanılarak baypas ameliyatı yapıldı ve aynı seansta fistüller bağlandı. Ameliyat sonrası izlemde herhangi bir sorun izlenmedi.

7. 
Panik bozukluğu olan bir hastada ani yoğun stresin tetiklediği akut miyokard infarktüsü
Acute myocardial infarction triggered by acute intense stress in a patient with panic disorder
İsmail Bıyık, Vedat Yagtu, Oktay Ergene
PMID: 18497557  Sayfalar 111 - 115
Psikososyal stres miyokard infarktüsü gelişme riskini artırmaktadır. Bu yazıda, akut psikolojik travma sonrasında akut miyokard infarktüsü geçiren 35 yaşında erkek hasta sunuldu. Hasta, bir kavga sonrasında başlayan göğüs ağrısı yakınmasıyla ve aşırı derecede huzursuz ve endişeli bir şekilde başvurdu. Altı yıl önce tanı konan panik bozukluk dışında koroner hastalık için herhangi bir risk faktörü yoktu. Kardiyak enzimleri yükselmiş bulundu. Elektrokardiyogramda V2-6 derivasyonlarında ST-segment yükselmesi izlendi. Doku plazminojen aktivatörü ile trombolitik tedaviden sonra hastanın göğüs ağrısı düzeldi ve elektrokardiyografide ST yükselmesi gerileme gösterdi. Koroner anjiyografide koroner arterler normal bulundu. Olağandışı yoğun stresin tetiklediği sempatik hiperaktivite ve koroner vazospazm bu genç hastada akut miyokard infarktüsünden sorumlu olabilir.

8. 
İkili sol ön inen arter anomalisi: Olgu sunumu
Dual left anterior descending coronary artery: a case report
Bilal Boztosun, Mehmet Mustafa Can, Ayhan Olcay, Cevat Kırma
PMID: 18497558  Sayfalar 116 - 119
İkili sol ön inen arter (LAD) sağ ve sol koroner arterlerden köken alan nadir bir koroner arter anomalisidir. Altmış bir yaşında erkek hasta anginal göğüs ağrısıyla başvurdu. Transtorasik ekokardiyografide sol ventrikül anterolateral duvarında hipokinezi saptanması üzerine hastaya koroner anjiyografi yapıldı. Sol koroner anjiyografide, sol ön inen (LAD) arterin birinci diyagonal ve birinci septali verdikten sonra ince olarak sonlandığı ve apekse kadar uzanmadığı görüldü. Sol ön inen arterin birinci diyagonal arter proksimalinde %95 darlık ve birinci septal orta segmentinde %50 darlık yapan lezyonlar vardı. Sağ koroner anjiyografide, sağ koroner arter proksimal bölümünden ayrılan, ön tarafa yönelerek LAD seyrini izleyen bir başka LAD saptandı. Bu arterin sol ana koroner arterden çıkan LAD’a göre daha uzun olduğu ve seyri sırasında birçok septal ve diyagonal dal verdiği görüldü. Sol sistemden çıkan birinci diyagonal arterdeki darlığa elektif şartlarda predilatasyon uygulandı ve stent yerleştirildi. Üçüncü aydaki kontrolde hastanın yakınması yoktu.

9. 
Hücrede apoptoz ve sağkalım mekanizmalarının keşfedilmesi veyeni potansiyel tedavi stratejileri
New discoveries in the mechanisms of apoptosis and cell survival and novel potential therapeutic strategies
Nazmi Gültekin, Kamil Karaoğlu, Emine Küçükateş
PMID: 18497559  Sayfalar 120 - 130
Apoptoz (programlanmış hücre ölümü) ve sağkalım mekanizmalarının anlaşılması, biyolojik bilimler alanında, yeni binyılın ilk yıllarından itibaren devrim niteliğinde gelişimlere yol açmıştır. Apoptoz organizmanın nükleuslu hücrelerinde genetik olarak programlanmış bir hücre ölümü şeklidir. Bu hücre ölüm şekli, hücrenin nekroz ve kompleman lizisiyle yok oluşundan farklı mekanizmalarla oluşmaktadır. Apoptozda komşu hücreler hiçbir zarar görmez. Doğadaki birçok canlının embriyo döneminden yaşlanıp ölünceye kadarki yaşam süreçlerinde görülen sayısız biyolojik olayların ve hastalıkların ortaya çıkma mekanizmalarında, herhangi bir nedenle stabilitesi bozularak, artık organizma için zararlı hale gelen hücrelerin yok oluş evrelerinde apoptoz ve sağkalım mekanizmaları çok büyük önem taşır. Apoptoz ve hücre sağkalımının hücresel mekanizmalarının ortaya konması, kalp hastalıkları, kanser, nörodejeneratif hastalıklar, AIDS ve birçok hastalığın tedavisinde yeni tedavi stratejilerinin ortaya atılmasına olanak sağlamıştır. Böylece, dejeneratif tıp olanakları, rejeneratif tıbbın getirdiği kök hücre ve somatik hücre nükleer transferi gibi yeni tedavi imkanlarıyla birlikte kullanıldığında, gelecekte rasyonel tedavi yöntem ve ufukları da yaratılabilecektir.

OLGU GÖRÜNTÜSÜ
10. 
Pulmoner tromboemboliye neden olan serbest yüzen dev sağ atriyal trombüs
Pulmonary thromboembolism caused by a giant free-floating right atrial thrombus
Gürkan Acar, Sedat Köroğlu, Abdullah Sökmen, Cemal Tuncer
PMID: 18497560  Sayfa 131
71 yaşında erkek hasta kardiyoloji kliniğine ilerleyici nefes darlığı ve her iki bacakta ağrı ile başvurdu. Özgeçmişinde iki gün önce tanı konmuş iki taraflı derin ven trombozundan başka önemli bir hastalık saptanmadı. Fizik muayenede solunum hızı 32, nabız 123/dk. (düzensiz) ve kan basıncı 100/70 mmHg idi. Ayrıca her iki bacakta şişme ve kızarıklık vardı. Elektrokardiyografide 130/dk. ventriküler hızlı atriyal fibrilasyon, inkomplet sağ dal bloğu ve nonspesifik ST-T değişiklikleri gözlendi. Acil yapılan transtorasik ekokardiyografide sağ atrium içinde dev, hareketli, serbest yüzen ve bazen triküspit kapaktan sağ ventriküle geçen trombüs saptandı (Şekil 1 ve 2). Ayrıca ciddi triküspit yetersizliği, sağ kalp boşluklarında genişleme ve pulmoner arter sistolik basıncında artış (65 mmHg) saptandı, sol ventrikül sistolik fonksiyonları normaldi. Hastanın klinik ve ekokardiyografik bulguları akut pulmoner emboli ile uyumlu idi. Bu nedenle acil trombolitik tedavi uygulama kararı alındı ancak hastanın hemodinamik durumu birkaç dakika içinde kötüleşti ve kardiyopulmoner arrest sonucu hasta kaybedildi.

11. 
Angina pektorisli bir olguda sol koroner arterler ile sol ventrikül arasında mikrofistüller
Multiple fistulae between the left coronary arteries and left ventricle in a patient with angina pectoris
İbrahim Halil Kurt
PMID: 18497561  Sayfa 132
Konjenital mikro fistüller, kalbin seyrek karşılaşılan koroner arter anomalisidir.Mikrofistüller, çoğunlukla sol koroner sistemle sol ventrikül arasındadır.Tipik göğüs ağrısı ve pozitif efor testi nedeniyle yapılan koroner anjiyografisinde LAD ve CX ile sol ventrikül arasında mikrofistülizasyon tespit etiğimiz hastanın anjiyografik ve klinik bulgularını sunmayı amaçladık.

12. 
2007 yılı üst düzey kardiyoloji makalelerimizle ilgili yayınlanmış dökümdeki eksikliklerin duyurulması
Altan Onat
Sayfa 133
Makale Özeti |Tam Metin PDF

EDİTÖRE MEKTUP
13. 
Kardiyoloji Forumu: İyi bir doktor olmak!
Being a good doctor
MUTLU VURAL
Sayfalar 134 - 135
editöre mektup

OLGU GÖRÜNTÜSÜ
14. 
Uzman Yanıtları
Answers of specialist
Serdar Küçükoğlu, Nevrez Koylan, Sema Akalın
Sayfalar 136 - 138
Makale Özeti |Tam Metin PDF

15. 
Kardiyoloji yayınlarında gündem ve yorumlar
Comment on cardiology publications
Ertan Ural
Sayfa 139
Makale Özeti |Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale