ISSN 1016-5169 | E-ISSN 1308-4488
TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ ARŞİVİ - Turk Kardiyol Dern Ars: 35 (1)
Cilt: 35  Sayı: 1 - Ocak 2007
ARAŞTIRMA
1. 
Üçboyutlu gerçek zamanlı pozisyon yönetim haritalama sistemiyle taşikardilerin kateter ablasyonunda ilk deneyimlerimiz
Initial experience with catheter ablation of tachycardias using a three-dimensional real-time position management and mapping system
Ata Kırılmaz, Fethi Kılıçaslan, Rifat Eralp Ulusoy, Bekir Sıtkı Cebeci, Mehmet Dinçtürk
Sayfalar 1 - 8
Amaç: Üçboyutlu gerçek zamanlı pozisyon yönetim sistemi (RPM), kateterlerin gerçek zamanlı hareketini göstermek, kalp boşluklarının anatomisini çıkartmak ve aktivasyon/voltaj haritalama için ses dalgası yayılımını kullanan bir sistemdir. Bu çalışmada süpraventriküler veya ventriküler taşikardilerin ablasyonunda bu teknikle ilgili ilk deneyimlerimiz sunuldu.
Çalışma planı: Çalışmaya aritmi nedeniyle elektrofizyolojik çalışma ve RPM haritalama sistemiyle radyofrekans (RF) ablasyonu uygulanan 10 hasta (9 erkek, 1 kadın; ort. yaş 30; dağılım 20-75) alındı. Yedi hastada aksesuvar yol, bir hastada yavaş yol, iki hastada ventriküler aritmi vardı.
Bulgular: RPM sistemi kılavuzluğunda yapılan radyofrekans ablasyonu altı hastada (%60) başarılı oldu. Başarısız sonuç, iki hastada, sol lateral aksesuvar yol kateterinin sabit olmaması ve manipülasyonundaki zorluk nedeniyle RPM sistemine bağlandı; iki hastada ise başarısızlık aritminin kendi özelliğinden ve yerleşiminden kaynaklandı. Ameliyat süresi ortalaması 146±45 dk (dağılım 60-180 dk), ortalama skopi süresi 43±22 dk idi. İşlem sırasında veya sonrasında komplikasyon izlenmedi.
Sonuç: RPM sistemi kalp boşluklarının anatomisini çıkarabilmekte, anatomik ve elektrofizyolojik noktaları işaretleyebilmekte, kateterlerin üçboyutlu ve gerçek zamanlı olarak takibini ve aktivasyon/voltaj haritalama yapabilmektedir. Bu sistem aritmilerin radyofrekans ile ablasyonunda yol gösterici olarak kullanılabilir.

2. 
Kreatinin düzeyi hafif yüksek olan hastalarda koroner anjiyografiden üç saat önce uygulanan oral N-asetilsisteinin kontrast nefropatisini önlemedeki etkisi
The effectiveness of oral N-acetylcysteine administered three hours before angiography in the prevention of contrast nephropathy in patients with mildly elevated creatinine levels
Gültekin Faik Hobikoğlu, Tuğrul Norgaz, Hüseyin Aksu, Orhan Özer, İbrahim Sarı, Ahmet Karabulut, Ebru Öntürk, Ahmet Narin
Sayfalar 9 - 12
Amaç: Bu çalışmada, koroner anjiyografiden üç saat önce, parenteral sıvı tedavisine ek olarak uygulanan oral N-asetilsisteinin (NAS) kontrast nefropatisini önlemedeki etkisi incelendi.
Çalışma planı: Çift-kör planlanan çalışmada, işlemden bir gün önce kreatinin değerleri hafif yüksek (1.4-2 mg/dl) bulunan 81 hasta (58 erkek, 23 kadın; ort. yaş 62±10) rastgele iki gruba ayrıldı. Bir gruba (n=40) elektif koroner anjiyografiden üç saat önce 600 mg ve altı saat sonra 600 mg NAS, kontrol grubuna (n=41) ise plasebo verildi. Her iki gruba da toplam 1000 ml (%0.9 NaCl) sıvı tedavisi uygulandı. Kreatinin düzeyi ikinci ve yedinci günlerde tekrar ölçüldü ve işlem öncesine göre %25 veya >0.5 mg/dl artış olması kontrast nefropatisi olarak değerlendirildi.
Bulgular: İki grup arasında yaş, cinsiyet, risk faktörleri, işlem öncesi kreatinin değerleri ve kullanılan kontrast madde miktarı açısından anlamlı fark yoktu. Kreatinin düzeyi iki grupta da işlemden 48 saat sonra anlamlı derecede yükseldi (p<0.05); ancak, yedinci günde başlangıç değerlerine yakın bulundu. Son ölçümde NAS grubunda 20 hastada (%50), plasebo grubunda 17 hastada (%42) kreatinin değeri değişmemişti veya başlangıca göre daha düşüktü. İki grup arasında nefropati gelişimi açısından anlamlı farklılık görülmedi (p>0.05). Çalışma grubunda iki hastada (%5), plasebo grubunda dört hastada (%10) kontrast nefropatisi gelişti ve bu hastalar diyaliz ihtiyacı olmadan birinci haftada iyileşti.
Sonuç: Yeterli hidrasyon kontrast nefropatisini önlemede en önemli uygulamadır. Anjiyografi gününde uygulanan NAS’nin ek yararı olmadığı sonucuna varıldı.

3. 
Türk Yetişkinlerinde Serum Albümin Düzeylerinin Geleneksel Risk Faktörleri ve İnsülin Direnci ile İlişkisi
Association of serum albumin levels with traditional risk factors and insulin resistance among Turkish adults
Mehmet Yazıcı, Altan Onat, Gülay Hergenç, Ali Metin Esen, Günay Can, Hüseyin Uyarel
Sayfalar 13 - 20
Amaç: Türk yetişkinlerinde serum albümin düzeyleri ile insülin direnci, metabolik sendrom (MS), geleneksel koroner kalp hastalığı (KKH) ve risk faktörleri arasındaki ilişki araştırıldı.
Çalışma planı: Serum albumin konsantrasyonları, Marmara ve İç Anadolu bölgeleri nüfusunu temsil eden 1052 kişide kolorimetrik yöntemle ölçüldü ve kesitsel olarak değerlendirildi. Metabolik sendrom tanımı modifiye ATP III (Adult Treatment Panel III) ölçütlerine göre yapıldı.
Bulgular: Ortanca yaşı 53 olan örneklemde, MS tanısı erkeklerin %44.7'sinde, kadınların %49.4'ünde kondu. Serum albümin konsantrasyonu erkeklerde ortalama 4.39±0.38 mg/dl, kadınlarda 4.34±0.33 mg/dl bulundu (p=0.01). İkili korelasyonlarda serum albümin, her iki cinsiyette apolipoprotein B, HDL-kolesterol ve toplam bilirübin ile doğrusal; kadınlarda sistolik kan basıncı ile doğrusal; erkeklerde log CRP ile ters yönde anlamlı ilişki sergiledi. On bir değişkeni içeren bir lineer regresyon modelinde, albümin düzeyi için her iki cinsiyette yaş ters yönde, toplam kolesterol pozitif yönde bağımsız belirteç olarak saptandı. Kadınlarda albümin düzeyini bağımsız ve ters yönde etkiler görünen sigara içimi, erkeklerde anlamlılık sınırına yakın bir ilişki gösterdi. Kadınlarda kreatinin pozitif, erkeklerde diyastolik kan basıncı pozitif, log HOMA ters yönde bağımsız belirteç idi. Yaş ve cinsiyet ayarlı analizinde serum albümi ile MS ve KKH arasında anlamlı bağıntı saptanmadı.
Sonuç: Türk erkeklerinde serum albümin düzeyinde görülen azalmaya, böbrek disfonksiyonundan bağımsız olarak insülin direnci katkıda bulunuyor olabilir. İnsülin direnci bu bağlamda, oksidatif stres ve subklinik kronik inflamasyona aracılık ediyor olabilir.

4. 
Koroner anjiyoplastinin oksidatif ve antioksidatif durum üzerine etkileri
The effect of coronary angioplasty on oxidative and antioxidative status
Mustafa Gür, Ali Yıldız, Recep Demirbağ, Remzi Yılmaz, Altan Koç, Ekrem Karakaya, Hakim Celik, Şahbettin Selek, Özcan Erel
Sayfalar 21 - 27
Amaç: Koroner anjiyoplasti ve koroner anjiyografi işlemleri sırasında oksidatif ve antioksidatif durum değişikliklerinin araştırılması amaçlandı.
Çalışma planı: Çalışmaya, tek damarda koroner darlık nedeniyle elektif perkütan transluminal koroner anjiyoplasti (PTKA) uygulanan 28 ardışık hasta (20 erkek, 8 kadın; ort. yaş 58.4) alındı. Koroner anjiyografisi normal bulunan 19 hastadan kontrol grubu oluşturuldu. Koroner anjiyografi ve anjiyoplasti işlemleri standart protokole göre yapıldı. İşlemin hemen öncesinde ve sonraki 1-2 saat içinde kan örnekleri alınarak, serumda oksidatif durum için total oksidan durum (TOD), lipid hidroperoksit düzeyleri ve oksidatif stres indeksi (OSİ); antioksidatif durum için ise, total antioksidan kapasite (TAK) ve serbest sülfidril düzeyleri belirlendi.
Bulgular: Girişimler öncesinde, PTKA grubunda oksidatif stres ölçütleri (TOD, lipid hidroperoksit düzeyi, OSİ) kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek (sırasıyla, p<0.001, p=0.029, p<0.001); antioksidatif durum ölçütleri (TAK, p=0.032; serbest sülfidril, p=0.01) ise daha düşük bulundu. Koroner anjiyoplasti sonrasında TOD (p=0.016), lipid hidroperoksit düzeyi (p=0.002) ve OSİ (p=0.003) tüm hastalarda anlamlı artış, TAK (p=0.039) ve serbest sülfidril (p=0.03) anlamlı düşüş gösterdi. Kontrol grubunda ise bu parametrelerin hiçbirinde anjiyografi sonrasında anlamlı değişiklik meydana gelmedi (p>0.05). Anjiyoplasti grubunda OSİ’deki değişim ile toplam balon şişirme süresi arasında anlamlı pozitif ilişki saptandı (r=0.554, p=0.002).
Sonuç: Bulgularımız, PTKA’nın, olasılıkla iskemi reperfüzyon etkisi yoluyla ve toplam balon şişirme süresiyle ilişkili olmak üzere oksidatif streste anlamlı artışa yol açtığını göstermektedir.

5. 
Türk yetişkinlerinde bilirübin düzeyleri insülin direnci ve obezite ile ters ilişki içinde, metabolik sendromla ise ilişkili değil
Serum bilirubin levels in Turkish adults show inverse relation with insulin resistance and overall obesity, without association with metabolic syndrome
Altan Onat, Altan Onat, Hakan Özhan, Ahmet Karabulut, Sinan Albayrak, Günay Can, Gülay Hergenç
Sayfalar 28 - 36
Amaç: Bu çalışmada, halkımızda serum bilirübin düzeyleri ile insülin direnci (İD), metabolik sendrom (MS) veya bileşenleri ve koroner kalp hastalığı (KKH) arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlandı.
Çalışma planı: Serum bilirübin konsantrasyonları, Marmara ve İç Anadolu bölgeleri nüfusunu temsil eden 1052 erkek ve kadında ölçüldü ve kesitsel olarak değerlendirildi. Metabolik sendrom tanımı modifiye ATP III (Adult Treatment Panel III ) ölçütlerine göre yapıldı.
Bulgular: Ortanca yaşı 53 olan örneklemde erkeklerin %46’sında (n=235), kadınların %46.8’inde (n=253) MS tanısı kondu. Ortalama bilirübin konsantrasyonu erkeklerde 0.59±0.34 mg/dl, kadınlarda 0.53±0.34 mg/dl bulundu (p=0.004). Bilirübin düzeyleri, serum toplam protein, albümin, testosteron, yaş, diyastolik kan basıncı, kreatinin ve folik asit ile doğrusal; sigara içme durumu, İD (log HOMA) ve beden kütle indeksi ile ters yönde anlamlı korelasyon gösterdi. HDL-kolesterol açısından yalnız erkeklerde korelasyon görüldü. Bu etkenlerden obezite, İD (ters yönlü) ve diyastolik basınç bilirübin düzeyinin önde gelen bağımsız belirleyicileriydi. Lojistik regresyon analizinde, bilirübin alt çeyrek dilimi (≤0.34 mg/dl) İD ile ilişkili (odds oranı: 1.91; %95 GA: 1.14-3.18) bulundu; bu ilişki kadınlarda da anlamlıydı (odds oranı: 2.43; %95 GA: 1.21-4.88). Bilirübin düzey düşüklüğü KKH ve MS ile anlamlı ilişki göstermedi.
Sonuç: Yetişkinlerimizde, MS’nin santral obeziteyle ilişkili öğeleri değil, İD varlığı bilirübin düzeylerindeki azalmayla ilişkilidir. Kadınlarda daha belirgin olan bu ilişki, serum bilirübininin antioksidan işlevi bulunduğu yönündeki görüşü desteklemektedir.

OLGU BILDIRISI
6. 
Kafa travmalı ve hipotermik bir olguda Osborn dalgası
The Osborn wave in a hypothermic patient with head trauma
İsa Kılıçaslan, Turgut Karabağ, Ahmet Hulusi Arslan
Sayfalar 37 - 39
The Osborn (J) wave refers to a dome-shaped deflection on the electrocardiogram, that appears as a late delta wave following the QRS complex or as a small secondary R wave (R'). A 25-year-old man was found unconscious in the open in cold and snowy weather. Electrocardiogram obtained on admission showed atrial fibrillation with a normal ventricular rate, increased duration of the QRS complex and the QT interval, and the J wave in all derivations. Rectal temperature was measured as 27.1 °C. In addition, cranial tomography showed subdural hematoma in the left parietal region. Treatment for subdural hematoma and hypothermia resulted in normal sinus rhythm and disappearance of the J wave on the electrocardiogram obtained in the 24th hour. However, he developed brain death due to deterioration in the intracerebral pathology at 30 hours.

7. 
Oral kontrasepif ilaç kullanımına bağlı spontan koroner arter diseksiyonu
Spontaneous coronary artery dissection due to oral contraceptive use
Mehmet Ateş, Ahmet Ümit Güllü, Mehmet Kızılay, Murat Akçar
Sayfalar 40 - 42
Akut miyokard infarktüsüne neden olan spontan koroner arter diseksiyonu nadir bir durumdur. Son 15 yıldır oral kontraseptif kulanımı dışında risk faktörü olmayan 37 yaşındaki kadın hastada ST yükselmesi olmadan gelişen miyokard infarktüsü nedeniyle yapılan koroner anjiyografide spontan koroner arter diseksiyonu saptandı. Sol ön inen arterin proksimalinden distaline kadar uzunlamasına seyreden diseksiyon segmenti 5 cm’nin üzerinde idi. Tıbbi tedaviye rağmen hemodinamik bozulma ve sol atriyal basıncın giderek artması nedeniyle intra-aortik balon pompası yerleştirilerek koroner arter baypas greft ameliyatı uygulandı. Hasta komplikasyon olmadan ameliyat sonrası yedinci günde taburcu edildi.

8. 
Stent içi darlığın sirolimus kaplı stentle tedavisi sonrasında antitrombosit ilaçların kesilmesine bağlı gelişen geç tromboz
Late thrombosis following treatment of in-stent restenosis with sirolimus-eluting stents due to discontinuation of antiplatelet agents
Uğur Arslan, Sedat Türkoğlu, Timur Timurkaynak
Sayfalar 43 - 47
Yeni lezyonlarda darlığın tekrarlamasını önlemek için ve stent içi darlığın tedavisinde ilaç kaplı stentler günümüzde yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak, ilaç kaplı stentlerin uzun dönem komplikasyonları hala tam olarak aydınlatılamamıştır. Bu yazıda, sağ koroner artere takılan metal stentte darlık gelişmesi sonucu iki adet sirolimus kaplı stent takılan ve bu işlemden 168 gün sonra geç stent trombozuna bağlı akut inferoposterior miyokard infarktüsü ile başvuran 46 yaşında bir kadın hasta sunuldu. Hastanın kullanmakta olduğu aspirin ve klopidogrel, kalp dışı bir cerrahi işlem için beş gün önce kesilmişti. Heparinli doku plazminojen aktivatörü ve tirofiban ile tedaviye başlanmasından 30 dakika sonra ST-segment gerilemesi sağlandı. İnfüzyon tedavisinin tamamlanmasından sonra yapılan koroner anjiyografide sağ koroner arterde TIMI III akım görüldü; stentler tamamen açıktı ve trombüs kaybolmuştu. Hastada aspirin ve klopidogrel tedavisine yeniden başlandı. Antitrombosit ilaçların uzun dönem kullanımı, yaşam boyu kullanım anlamına gelebilir.

DERLEME
9. 
Dekompanse kalp yetersizliği tedavisinde yeni bir inotropik ajan: Levosimendan
A new inotropic agent in the treatment of decompensated heart failure: Levosimendan
Dursun Aras, Serkan Topaloğlu, Şule Korkmaz
Sayfalar 48 - 56
Akut dekompanse kalp yetersizliğinde beta-adrenerjik agonistler ve fosfodiesteraz III inhibitörleri gibi pozitif inotropik ajanlar kısa dönemde önemli hemodinamik yararlar sağlamasına rağmen, uzun dönemde sağkalımı olumsuz etkilemektedir. Kalsiyum duyarlılaştırıcı ajanlar, cAMP ve hücre içi kalsiyum konsantrasyonunu artırmaksızın kalbin kontraksiyonunu artıran, yeni ve farklı bir inotrop grubu olarak sunulmuştur. Bunlar arasında levosimendan inotropik ve vazodilatör etkileri olan en güçlü ilaçtır. İlk çalışmalar levosimendanın hem kronik kalp yetersizliğinin akut dekompansasyonunda hem de miyokard infarktüsü sonrası gelişen akut kalp yetersizliğinde semptomları iyileştirdiğini, mortaliteyi azalttığını ve iyi tolere edildiğini göstermiştir. Yakın zamanda sonuçları açıklanan daha geniş çaplı çalışmalarda, levosimendan ile semptomları iyileştirmede plasebodan daha iyi, mortalite açısından ise hem plasebo hem de dobutamine benzer sonuçlara ulaşılmış; ancak, levosimendana bağlı aritmi sıklığında artış bildirilmiştir. Bu sonuçlar levosimendan ile ilgili daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu düşündürmektedir.

OLGU GÖRÜNTÜSÜ
10. 
Hipoplastik aort arkusunun bilgisayarlı tomogrofik anjiyografi ile görüntülenmesi
Demonstration of a hypoplastic aortic arch by computed tomographic angiography
Onur Selçuk Göksel, Murat Uğurlucan, Emin Tireli, Enver Dayıoğlu
Sayfa 57
Makale Özeti |Tam Metin PDF

OLGU BILDIRISI
11. 
Vejetasyon taklit eden sol süpravalvüler ve intra-antriyal membran
Left supravalvular and intra-antrial membrane mimicking vegetation
Cem Köz, Oben Baysan, Mehmet Uzun, Celal Genç
Sayfa 58
Sol intra-atriyal supravalvuler yerleşimli membran ekokardiyografik olarak nadir rastlanan bir bulgudur. Olgumuzda sağlıklı ve asemptomatik bir erkekde vejetasyonu taklit eden intra-atriyal supravalvüler membran sunulmaktadır. tanımlanmamış bu bulgu transösepageal ekokradiyografi ile ortaya konulmuştur.

OLGU GÖRÜNTÜSÜ
12. 
Sağ atriyumda dev miksoma
Giant myxoma in the right atrium
Hasan Kocatürk, Mustafa Yılmaz, Ednan Bayram, Cevdet Uğur Koçoğulları
Sayfa 59
Makale Özeti |Tam Metin PDF

DIĞER YAZILAR
13. 
Uzman yanıtları
Answers of specialist
Dilek Ural, Atiye Çengel, Hasan Tüzün
Sayfalar 60 - 62
Makale Özeti |Tam Metin PDF

14. 
Kardiyoloji Yayınlarında Gündem ve Yorumlar
Comment on cardiology publications
Ertan Ural
Sayfalar 63 - 64
Makale Özeti |Tam Metin PDF



Journal Metrics

Journal Citation Indicator: 0.18
CiteScore: 1.1
Source Normalized Impact
per Paper:
0.22
SCImago Journal Rank: 0.348

Hızlı Arama



Copyright © 2026 Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi