| ORIJINAL ARAŞTIRMA | |
| 1. | Koroner yavaş akım saptanan normotansif hastalarda nondipper durum sıklığı ve bunun prognoz ile ilişkisi The incidence of nondipping state in normotensive patients with coronary slow flow and its relationship with prognosis Mustafa Yazıcı, Sabri Demircan, Kenan Durna, Tek.Erdoğan Yaşar, Mahmut ŞahinSayfalar 319 - 325 Amaç: Artmış sempatik aktiviteyle ilişkili olduğu düşünülen nondipper durumun, koroner yavaş kan akımı (KYA) saptanan hastalarda görülme sıklığı ve bunun hastalığın patogenezi ve prognozu üzerine etkileri araştırıldı. Çalışma planı: Çalışmaya, koroner anjiyografi ve TIMI (thrombolysis in myocardial infarction) kare sayısı yöntemiyle KYA tanısı konan 51 normotansif hasta (22 kadın, 29 erkek; ort. yaş 54) alındı. Adrenalin ve noradrenalin düzeylerinin ölçümü için günün aynı saatlerinde venöz kan örnekleri alındı. Tüm hastaların 24 saatlik ambulatuvar kan basınçları kaydedildi. Ortalama sistolik ve diyastolik kan basıncı değerlerinin gece, gündüze göre %10’dan fazla düşmesi dipper, %10’dan daha az veya hiç düşmemesi nondipper olarak kabul edildi. Sonuçlar, koroner akımı normal bulunan 44 olgunun (18 kadın, 26 erkek; ort. yaş 55) sonuçlarıyla karşılaştırıldı. Bulgular: Koroner yavaş akım saptanan grupta nondipper durumu (n=35, %68.6) dipper durumdan (n=16, %31.4), kontrol grubunda ise dipper (n=41, %93.2) nondipper (n=3, %6.8) durumdan anlamlı derecede fazlaydı (sırasıyla, p<0.001 ve p<0.0001). Koroner yavaş akım grubunda plazma noradrenalin (127.9 ng/ml’ye karşın 79.3 ng/ml) ve adrenalin (63.9 ng/ml’ye karşın 44.7 ng/ml) düzeyleri kontrollere göre daha yüksekti (p<0.001). Hastaların TIMI kare sayıları ile noradrenalin (r=0.421, p=0.012) ve adrenalin (r=0.445, p=0.008) düzeyleri arasında pozitif ilişki saptandı. Nondipper hastaların noradrenalin (p<0.01) ve adrenalin (p<0.05) düzeyleri, her üç damarda da KYA varlığı (p<0.01) ve TIMI kare sayıları (p<0.05) dipper olanlardan daha yüksekti. Dört yıllık takipte, KYA grubunda nondipper hastalarda kararsız angina benzeri klinik, tekrarlayan göğüs ağrısı, malign ventriküler aritmi yoğunluğu ve ani kardiyak ölüm dipper olanlardan daha fazla bulundu. Sonuç: Koroner yavaş akım saptanan hastalarda nondipper durumu sempatik hiperaktivite ve kötü prognoz ile ilişkili bulunmuştur. |
| 2. | Bir tıp fakültesi eğitim hastanesinde apikal hipertrofik kardiyomiyopati tanısı konan olguların sıklığı, klinik ve morfolojik özellikleri The prevalence, clinical, and morphological characteristics of cases with apical hypertrophic cardiomyopathy diagnosed in a training hospital of a medical faculty Hürkan Kurşaklıoğlu, Turgay Çelik, Atila İyisoy, Sedat Köse, Basri Amasyalı, Ersoy IşıkSayfalar 326 - 330 Amaç: Hastanemizde son 13 yıl içinde hipertrofik kardiyomiyopati (HKM) tanısı konan hastalar arasında apikal HKM’nin görece sıklığı ve bu hasta grubunun klinik ve morfolojik özellikleri incelendi. Çalışma planı: Çalışmada, 1991-2004 yılları arasında HKM tanısı konan 193 hasta arasından apikal HKM tanısı konan 11 olgunun (%5.7; 3 erkek, 8 kadın; ort. yaş 56; dağılım 41-70) klinik, demografik, elektrokardiyografik, ekokardiyografik ve anjiyografik verileri geriye dönük olarak incelendi. Bulgular: Apikal HKM’li hastalarda en sık rastlanan elektrokardiyografik bulgular prekordiyal derivasyonlarda gözlenen 10 mm’nin üzerinde dev T negatiflikleri (7 hasta, %63.6) ve sol ventrikül hipertrofisinin voltaj özellikleri (6 hasta, %54.6) idi. Ekokardiyografik incelemede tüm hastalarda papiller adalenin altında kalan sol ventrikül apikal bölgesinde 15 mm’nin üzerinde duvar kalınlaşması görüldü. Ayrıca, iki hastada hafif derecede mitral yetersizlik, iki hastada hafif derecede aort yetersizliği, iki hastada orta derecede triküspit yetersizliği saptandı. En önemli bulgu ise, kontrast ventrikülografide tüm hastalarda diyastol sonunda tipik “maça ası” görüntüsünün izlenmesi idi. Koroner anjiyografide, bir hastada iki damar hastalığı, bir hastada koroner ektazi, bir hastada ise sol ön inen koroner arterin orta segmentinde miyokardiyal kas bandı belirlendi. Bir hastada sol ön inen koroner arter ile sol ventrikül arasında mikrofistüller saptandı. Sonuç: Tüm ülke için genelleme yapmak mümkün olmasa da, hastalarımızda apikal HKM Batı ülkelerine göre daha sık görülmektedir. Ayrıca, hastalarımızın klinik, morfolojik, elektrokardiyografik ve ventrikülografik bulguları Japon tipi apikal HKM’yle benzerlik göstermektedir. |
| 3. | Ventrikül taşikardisi olan hastaların etyolojik, demografik ve klinik özelliklere göre sınıflandırılması Classification of patients with ventricular tachycardia according to etiological, demographic and clinical features Ömer Alyan, Fehmi Kaçmaz, Özcan Özdemir, Fatma Metin, Mustafa Soylu, Ramazan Atak, Kubilay Şenen, Gökhan Cihan, Dursun Aras, Ahmet Duran Demir, İrfan SabahSayfalar 331 - 340 Amaç: Bu çalışmada, ventrikül taşikardisi (VT) olan hastalar etyolojik, demografik, klinik ve hastane içi mortalite açısından değerlendirildi ve yüksek riskli hastalarda yeni tedavi yaklaşımları gözden geçirildi. Çalışma planı: Ocak 2000-Mayıs 2003 tarihleri arasında hastanemize sürekli VT nedeniyle yatırılan ya da izleminde sürekli VT gelişen ardışık 392 hasta (111 kadın, 281 erkek; ort. yaş 59.2; dağılım 20-90) geriye dönük olarak incelendi. Bulgular: Etyolojiye göre sınıflandırmada, en sık nedenin kronik iskemi (%45.9) olduğu, bunu akut iskemi (%18.6) ve dilate kardiyomiyopatinin (%14.3) izlediği görüldü; 60 hastada (%15.3) ise herhangi bir etyolojik neden bulunamadı. Ventrikül taşikardisine 109 hastada (%27.8) ventrikül fibrilasyonu (VF), 196 hastada (%50) senkop eşlik etmekteydi; 147 hastada (%37.5) üç damar, 68’inde (%17.4) iki damar, 35’inde (%8.9) tek damar hastalığı vardı. Hastane içinde ölen hasta sayısı 92 (%23.5) idi. Hastane içi mortalite, diyabetes mellitus (p=0.002), akut miyokard infarktüsü (p=0.004), senkop (p<0.001) ve VF (p<0.001) gelişen hastalarda anlamlı derecede fazla iken, idyopatik VT’li (p=0.01) ve implante edilebilir kardiyoverter defibrilatör takılan (p=0.005) hastalarda anlamlı derecede az idi. Lojistik regresyon analizi senkop (p<0.001) ve VF gelişiminin (p<0.001) mortaliteyi etkileyen bağımsız faktörler olduğunu gösterdi. Sonuç: İskemik zeminde VT gelişimi prognozu olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle, VT gelişen akut iskemili hastalarda hiç zaman kaybedilmeden yoğun bakım şartlarında yoğun bir tedavi yaklaşımı uygun olacaktır. |
| 4. | Bir olguda multidedektör bilgisayarlı tomografi ile saptanan koroner arter fistülü A case of coronary artery fistula detected by multidetector computed tomography Mehmet Yokuşloğlu, Savaş Karakoç, Oben Baysan, Mehmet UzunSayfalar 341 - 343 Yirmi yaşında bir erkek hasta çabuk yorulma ve bitkinlik şikayetleriyle başvurdu. Angina, travma ya da geçirilmiş cerrahi öyküsü yoktu. Dinlemede, sol parasternal sınırda, dördüncü interkostal boşlukta sürekli bir kardiyak üfürüm duyuldu. Elektrokardiyogramında sol eksen deviyasyonu izlendi. Transtorasik ekokardiyografi bulguları normaldi. Multidedektör bilgisayarlı tomografide sirkümfleks arter ile süperior vena kava arasında, 2.4 milimetre çapında bir koroner fistül bağlantısı saptandı. Koroner fistül anjiyografik olarak da doğrulandı. Travma ya da cerrahi öyküsü olmadığından, koroner fistülün doğumsal olabileceği düşünüldü. Şikayetleri doğrudan fistül ile ilişkili görülmeyerek, hasta yakından izlenmek üzere taburcu edildi. |
| OLGU | |
| 5. | Bir olguda çoklu anomali: Aort arkusu anomalisi, aberran sol subklavyen arter, sol atriyum divertikülü ve miyokardiyal non-compaction A case of multiple abnormalities: aortic arch anomaly, aberrant left subclavian artery, left atrial diverticulum, and myocardial noncompaction Hürkan Kurşaklıoğlu, Atila İyisoy, Turgay Çelik, Sedat KöseSayfalar 344 - 347 Atipik göğüs ağrısı nedeniyle başvuran 21 yaşındaki erkek hastanın ekokardiyografi, ventrikülografi ve pulmoner anjiyografi ile değerlendirilmesinde aort arkusu anomalisi, sol subklavyen arterin anormal (aberran) çıkışı, sol pulmoner venlerin sol atriyuma tek kök halinde katılması, sol atriyum divertikülü ve sol ventrikülde miyokardiyal non-compaction saptandı. Hastanın 24 saatlik Holter monitör takibinde aritmi izlenmedi ve sol ventrikül sistolik fonksiyonları normal sınırlarda bulundu. Bu nedenle, cerrahi tedavi gerekli görülmeyerek hasta anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörü ve aspirin tedavisi ile izlemeye alındı. Literatürde, bildirilen anomalilerin bir arada görüldüğü bir olguya rastlanmadı. |
| DERLEME | |
| 6. | Emerging primary percutaneous coronary intervention as the dominant reperfusion strategy for myocardial infarction in Europe Avrupa’da primer perkütan koroner girişimin miyokard infarktüsünde ana reperfüzyon stratejisi olarak gelişimi Petr Widimsky, Michael Aschermann, Frantisek TousekSayfalar 348 - 353 Randomize çalışmalar, ST-yükselmeli miyokard infarktüsünü için reperfüzyon tedavisinde primer perkütan koroner girişimin (p-PKG) trombolize karşı üstünlüğünü göstermiş bulunuyor. Bu çalışmalardan ikisinin yapıldığı Çek Cumhuriyeti’nde, ülke çapındaki PKG merkezleri ve bunlara bağlı uydu hastanelerden oluşan bir ağ sayesinde, 2003 yılındaki reperfüzyon tedavilerinin %93’ü p-PKG ile yapılmış, tromboliz oranı %7’ye kadar gerilemiştir. Diğer Avrupa ülkelerinde bunun oranı büyük ölçüde değişkenlik göstermektedir (80:20 ile 1:99). Bu makalede, Çek Cumhuriyeti’ndeki başarıyı hazırlayan altyapı ve lojistik hakkında bilgi verildi. |
| EDITORYAL YORUM | |
| 7. | ST yükseklikli miyokard infarktüsünde tedavi seçimi: Randomize çalışmalardan gerçek dünyaya bakış Management of patients with ST-elevation myocardial infarction: an overview of the real world situations through randomized studies Erdoğan İlkaySayfalar 354 - 355 Makale Özeti | |
| DERLEME | |
| 8. | Koroner arter ektazisi Coronary artery ectasia Bilal Boztosun, Yılmaz Güneş, Cevat KırmaSayfalar 356 - 359 Koroner arter ektazisi koroner arter anomalileri içinde nadir bir durumdur. Etyolojisi aydınlanmamış olmakla birlikte, genellikle koroner aterosklerozun bir varyantı olduğu düşünülmektedir; ancak, olguların önemli bir kısmı da ateroskleroz dışı inflamatuvar hastalıklar, bağ dokusu hastalıkları ve doğuştan hastalıklarla ilişkilendirilmiştir. Klinik semptomlar değişkendir ve kararlı veya kararsız angina ve atipik göğüs ağrısını içerir. Bu makalede, koroner arter ektazisinin patogenezi, klinik seyri ve tedavi yaklaşımlarının gözden geçirilmesi amaçlandı. |
| 9. | Yeni bir risk faktörü olarak yüksek duyarlıklı C-reaktif protein (hsCRP) High sensitivity C-reactive protein (hsCRP) as a new risk factor Aylin YıldırırSayfalar 360 - 371 Son yıllarda ateroskleroz ile inflamasyon arasındaki ilişkinin net olarak aydınlatılması, dolaşımdaki bazı inflamatuvar belirteçlerin kardiyovasküler olay gelişme riskini belirlemede yol gösterici olarak kullanılabileceği düşüncesini doğurmuştur. Bu belirteçler arasında en yoğun kanıtlar yüksek duyarlıklı C-reaktif protein (hsCRP) ile ilişkilidir. Bilinen kalp hastalığı olmayan kişilerde ve akut koroner sendrom ile başvuran hastalarda gelişebilecek kardiyak olayları belirlemede hsCRP’nin yeri olduğunu gösteren çok sayıda veri bulunmaktadır. Orta derecede yüksek hsCRP değerleri, diğer risk faktörlerinin varlığından bağımsız olarak artmış kardiyovasküler olay riskine eşlik etmektedir. hsCRP, birincil korunma konusunda lipid değerleri ile ilgili risk yaklaşımına ek yarar sağlamakta, böylelikle statin tedavisine aday hastaları saptamada yol gösterici olabilmektedir. Bu derlemede hsCRP ile ilişkili olarak, etkileyen faktörler, kardiyovasküler risk belirlemedeki yeri ve klinik kullanımı üzerine bilgiler ana hatları ile özetlenmektedir. |
| 10. | Sirkumfleks arter ile pulmoner ven arasında fistülün BT anjiyografi ile saptanması Detection of a coronary arteriovenous fistula between the circumflex artery and pulmonary vein by CT angiography Erdoğan İlkay, Orhan Maden, Kemal Arda, Fehmi KaçmazSayfa 372 Makale Özeti | |
| 11. | Kardiyoloji yayınlarında gündem ve yorumlar Comment on cardiology publications Ertan UralSayfa 375 Makale Özeti | |
Copyright © 2026 Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi
