| 1. | Alkol İçiminin Prospektif İncelemede Risk Değişkenleri, Metabolik Sendrom ve Koroner Risk Üzerine Etkileri Prospective Assessment of Influences of Alcohol Consumption on Risk Parameters, Metabolic Syndrome and Coronary Risk in Turkish Adults Altan Onat, Gülay Hergenç, Mehmet Yazıcı, Hüseyin Uyarel, Bülent Uzunlar, Sadık Toprak, Vedat Sansoy Sayfalar 417 - 425
Bu çalışma, TEKHARF orijinal kohortu verilerine göre, alkollü içki tüketiminin koroner risk ve tüm ölümler ile buna aracılık eden bellibaşlı risk faktörleri üzerine etkilerini prospektif biçimde incelemeyi amaçlamaktadır. Alkol içimi durumu hem içmeyen ve giderek artan miktarlarda 5 alkol içimi kategorileri halinde, hem de ılımlı ve aşırı içme kategorileri halinde değerlendirildi. Metabolik sendrom (MS) ve başlıca risk faktörleri olarak da sistolik ve diyastolik kan basıncı, HDL-kolesterol, bel çevresi, trigliserid, total kolesterol, CRP düzeyleri ve sigara ele alındı. Ölüm, koroner ölüm ve koroner kalp hastalığının (KKH) tanımı, önceki çalışmalarda açıklanan biçimdeydi. İncelemeye alınıp ortalama 10.0 yıl (5 ila 12 yıl) izlenen 2714 erkek ve kadının, başlangıçta ortalama yaşı erkeklerde 42.0 (±15), kadınlarda 41.5 (±15) idi. Erkeklerin %32.5'u, kadınların %3.6'sı olmak üzere, erişkinlerin %17.9'u arasıra alkollü içki kullanmaktaydı. Oniki yıl arayla elde edilen alkol içimi verilerinde ve 4 yıl arayla ölçülen HDL-kolesterol değerlerinde tutarlılık, 0.6 gibi yüksek bir korelasyon sergiledi. Yaşın ve sigara içiminin dahil olduğu lojistik regresyon analizinde, alkol içimi durumu fatal ve fatal olmayan KKH'nı erkeklerde yükseltici, kadınlarda azaltıcı biçimde öngördürme eğiliminde idiyse de, bu, anlamlılığa ulaşmadı. Tüm ölümler için, alkol içimi durumundan anlamlı bir öngörü elde edilmedi. Alkol içiminin 10 yıl sonraki metabolik sendromu -yaştan ve sigara içiminden bağımsız biçimde- erkeklerde artırıcı (p=0.002), kadınlarda azaltıcı (p=0.05) yönde belirleyiciliği bulundu. Lineer regresyon analizinde, alkol içimi durumunun 10 ve 12 yıl sonraki plazma HDL-kolesterol konsantrasyonlarını erkeklerde 4 mg/dl (2 ila 6) gibi anlamlı ölçüde, kadınlarda anlam düzeyine ulaşmayan bir trend halinde yükselttiği, 10 yıl sonraki sistolik (5.3 mmHg) ve diyastolik kan basıncını (3.7 mmHg) erkekte anlamlı olarak yükselttiği, kadında anlam düzeyine ulaşmayan bir trend halinde azalttığı kaydedildi. Yaşın ve sigara içiminin kontrol altında tutulduğu alkol içim durumu bel çevresi, sistolik ve diyastolik kan basıncı ile plazma total kolesterol (ve kısmen trigliseridler) ile erkeklerde anlamlı doğrusal ilişki içinde iken, kadınlarda ilişki yoktu veya sınırda anlamlı ters yöndeydi. Alkol içiminin Türk erkeklerinde metabolik sendromu, abdominal obezite ve kan basıncını artırdığı, kadınlarda MS'u azalttığı, HDL-kolesterol düzeyini her iki cinsiyette yükselttiği sonucuna varıldı. KKH riski ile kadınlarda azaltma yönündeki bir ilişkiye karşılık, erkeklerdeki alkol içme kalıbının koroner olayları ılımlı içenlerde bile yükseltme eğilimine yol açtığı izlenimi elde edildi. |
|
| 2. | Ostiyum Sekundum Tipi Atriyal Septal Defektte Pulmoner Ven Akım Özellikleri Pulmonary Venous Flow Characteristics in Ostium Secundum Type Atrial Septal Defect Mustafa Yılmız, Yekta Gürlertop, Mahmut Açıkel, Engin Bozkurt, Kemal Erol, Fuat Gündoğdu, Şule Karakelleoğlu Sayfalar 426 - 431
Ostiyum sekundum atrial septal defektte (ASD) pulmoner ven akım özellikleri önceden yeterince çalışılmamıştır. ASD kardiyak hemodinamiyi hem ventriküler sistolde ve hem de diyastolde çarpıcı bir şekilde değiştirir. Bu çalışma ostiyum sekundum atriyal septal defektli hastalarda pulmoner ven akım özelliklerini araştırmak amacıyla planlandı. Pulmoner akımın sistemik akıma oranı (Qp/Qs)<1.5 olan ondört hasta (grup I), şant oranı Qp/Qs >1.5 olan onyedi hasta (grup II) ve onbeş sağlıklı olgu (grup III) çalışmaya alındı. Tüm olguların sol üst pulmoner ven akımı transözofajiyal ekokardiyografi ile analiz edildi. Çalışmamızda şant oranı >1.5 olan hastaların % 88'inde sistolün başlangıcından atriyal kontraksiyona kadar tek devamlı öne doğru olan pulmoner venöz akım örneği gözlendi. Grup II?de yalnızca iki hastada (%12) pulmoner ven akımı sistolik ve diyastolik dalgalar olmak üzere iki fazlı idi. Atriyal geri akım dalgası grup II'de grup I'den (p<0.001) ve grup III'den (p<0.001) anlamlı derecede düşüktü. Şant oranı <1.5 olan hastalarda pulmoner ven akımı sistolik ve diyastolik dalgalar olmak üzere iki fazlı idi. Grup I ve grup III arasında pulmoner ven sistolik ve diyastolik dalgalar açısından fark yoktu. Grup I'de atriyal geri akım dalga hızı grup III'ten belirgin olarak düşüktü (p<0.001). Bu çalışmanın sonuçları şant oranı <1.5 olan hastalarda pulmoner ven akımının tek devamlı öne doğru olan dalga ve azalmış atriyal geri akımdan ibaret olduğunu göstermektedir. İlaveten şant oranı <1.5 olan hastalarda iki evreli pulmoner ven akımı ve azalmış atriyal geri akım mevcuttur. Atriyal septal defektli hastalarda pulmoner ven akımının incelenmesi atriyal septumdaki şantın büyüklüğü hakkında bilgi verebilir. |
|
| 3. | Akut Anteriyor Miyokard İnfarktüsünde V1 Derivasyonundaki ST Elevasyonunun Önemi: Bir Pulsed Wave Doku Doppler Ekokardiyografi Çalışması Significance of ST Elevation in Lead V1 in Acute Anterior Myocardial Infarction: A Pulsed Wave Tissue Doppler Echocardiography Study Osman Akdemir, Mustafa Yıldız, Çetin Gül, Atilla Birsin, Armağan Altun, Gültaç Özbay Sayfalar 432 - 439
Yakın zamanda yapılan çalışmalar akut anteriyor miyokard infarktüsünde (AAMi) V1 derivasyonundaki ST segment elevasyonunun (STE) önemi üzerinde odaklanmıştır. Bizim çalışmamızda V1'deki STE ile mitral anulus köşesinden doku Doppler (DD) yöntemi ile belirlenen sol ventrikül bölgesel ve global fonksiyonlarındaki değişimin ilişkisi araştırıldı. Kırk yedi ardışık AAMi'lü hastaya hastaneye kabulünden sonraki ilk 36 saat içinde standart ekokardiyografi ve mitral anulusun dört köşesinde DD görüntüleme uygulandı. V1derivasyonundaki maksimum STE amplütüdü ile DD hızları arasındaki korelasyon incelendi. V1'deki STE amplütüdünün septal (r=-0.49), anteriyor (r=-0.47) ve inferiyor (r=-0.51) mitral anulusun erken diyastolik DD hızları, inferiyor mitral anulusun (r=-0.48) erken diyastolik DD hızının geç diyastolik DD hızına oranı ve ortalama erken diyastolik DD hızı (r=-0.52) ile anlamlı olarak korelesyonu gösterildi. Alt grup analizinde V1'de 2 mm ST elevasyonu olan hastalarda (32%) septal anulusdaki zirve sistolik ve geç diyastolik DD hızları (sırasıyla 5.9 ±1.8 cm/s'ye karşın 6.8 ±1.3 cm/s; p=0.03 and 9.1 ±2.5 cm/s'ye karşın 10.6 ±1.8 cm/s; p=0.02), lateral mitral anulustaki erken diyastolik hız (6.1 ±1.7 cm/s'ye karşın 8.1 ±2.6 cm/s; p=0.02) ve ortalama sistolik DD hızı (6.2 ±1.2 cm/s'ye karşın 6.8 ±0.9 cm/s; p=0.04) anlamlı olarak düşük bulundu. Sonuç: Akut anteriyor miyokard infarktüslü hastalarda V1 derivasyonundaki belirgin STE, farklı mitral anulus köşelerinin DD analizi ile belirlenen ve sol ventrikülün infarktla ilişkili bölgesi ile birlikte en iyi fonksiyon gören bölgesini tutan yüksek derece fonksiyonel bozulma ile ilişkilidir. |
|
| 4. | Türk Erişkinlerinde Apo CIII Düzeyleri: Koroner Risk ve Metabolik Sendrom ile İlişkileri Apo CIII Levels in Turkish Adults: Association with coronary risk and metabolic syndrome Altan Onat, Gülay Hergenç, Vedat Sansoy, Manfred Fobker, Köksal Ceyhan, Sadık Toprak, Gerd Assmann Sayfalar 440 - 450
Çalışmanın amacı düşük kolesterol düzeyleri fakat yüksek metabolik sendrom (MS) prevalansına sahip olan Türk erişkinlerinde, total apolipoprotein CIII (apo CIII) ve alt fraksiyonlarının prevalan koroner kalp hastalığının (KKH) bağımsız belirteci olup olmadığını veya metabolik sendromla ilişkili değişkenleri yansıtıp yansıtmadığını kesitsel olarak incelemekti. 2001 TEKHARF taraması kohortunu temsil eden 857 katılımcıda, apo CIII ve diğer risk faktörleri değerlendirildi. KKH teşhisi, klinik bulgular ve istirahat elektrokardiyogramının Minnesota kodlamasına göre yapıldı. Çalışma grubu 33-82 yaşları arasındaki kadın ve erkeklerden oluştu. ATP III kriterine göre grubun %42'sinde metabolik sendrom saptandı. Ortalama bel çevresi erkeklerde 89.4 cm, kadınlarda 92.9 cm bulundu. Apo CIII türbidimetrik immunassay ile ölçüldü. Erkek ve kadınlarda ortalama HDLdışı-apo CIII sırasıyla 6.4 ve 6.2 mg/dl, HDL apo CIII ise 6.2 ve 6.3 mg/dl idi. HDLdışı-apoCIII düzeyleri Batılı toplumlardaki değerlere benzer, HDLapoCIII düzeyleri ise daha yüksek bulundu. İki cinste de apo CIII'ün her iki fraksiyonu da lipidler, lipoproteinler, apo B, antropometrik ölçümler, sistolik ve diyastolik kan basıncı ile anlamlı ilişki sergiledi. Her iki apo CIII fraksiyonunun serum trigliseridleri (rs = 0.70 ) ve apo B (rp = 0.37) ile ilişkisi oldukça kuvvetli idi. Toplam apo CIII ve her iki fraksiyonu, kadınlarda proinflamatuar C-reaktif protein ile zayıf bir ilişki (rs =0.20, p<0.001) gösterdi. HDLdışı-apoCIII'ün düşük düzeylerine karşı >7 mg/dL değerler, hipertrigliseridemik hiperapo B varlığını yaş ayarlı 13.8 Odds oranı (OO) ile belirledi. Total ve HDLdışı-apoCIII, yaş, LDL- ve HDL- kolesterol ayarlamaları yapıldıktan sonra dahi erkeklerde prevalan KKH ile anlamlı (p trend <0.05 ve 0.002) ve kuvvetli bir ilişki sergiledi: Üst ve alt dörtte birlik dilimleri arasındaki OO sırasıyla 3.88 (CI 1.3;11.4), ve 8.8-kat (CI 2.6;29.8) idi. Sonuç olarak, metabolik sendromun (MS) egemen olduğu Türk erişkinlerinde, total ve HDLdışı-apoCIII her iki cinste de metabolik sendrom ve hipertrigliseridemik hiperapo B'nin belirleyicisi olarak saptandı. Her ikisi de erkeklerde, LDL- ve HDL-kolesterol düzeylerinden bağımsız olarak, prevalan KKH'nın güçlü belirteci idi. Kadınlarda inflamatuar parametrelerle ilişkili olmalarına rağmen, yüksek apo CIII düzeylerinin KKH ile ilişkisi yaştan bağımsız bulunmadı. |
|
| 5. | Defibrilatör İmplantasyonu Sonrası Hasarlanabilir Üst Sınırı Kullanarak Defibrilasyon Eşiğinin Belirlenmesi Detection of Defibrillation Threshold Using the Upper Limit of Vulnerability Following Defibrillator Implantation Ata Kırılmaz, Barbaros Dokumacı, Kürşad Erinç, Fethi Kılıçaslan, Hakan Dinçkal, Özcan Yücel, Mustafa Karaca Sayfalar 451 - 457
Hasarlanabilir üst sınır (HÜS) ile defibirlasyon eşiği (DFE) arasında iyi bir uyum olsa da, defibrilatör implantasyonu sonrası HÜS'ın avantajını kullanarak DFE'yi tesbit eden belirgin bir metod yoktur. Bu çalışma HÜS avantajını kullanarak en az fibrilasyon oluşturarak DFE'nin saptanmasını ve DFE saptanmasında en ideal defibrillator ayarlamasını saptamaktır. Yeni ICD implantasyonuna giden 13 hasta T dalga şoku taraması ile oluşturulan DFE'si saptanmıştır. 'Ventriküler fibrilasyon (VF) oluşturmak için gereken en yüksek T dalga şokundan 5 J fazla defibrilasyon şokunun veya VF oluşturacak T dalga şoku 5 J?den az ise 10 J defibrilasyon şokunun başarılı defibrilasyon sağlayacağı' hipotezi test edildi. Bu hipotezi sağlayamayan 5 hastanın ortak özellikleri VF oluşturmak için verilen T dalga şoklarının 5 J altında (n=4) veya çok üstünde (n=1) olmasıdır. İlk T dalga ve kurtarma şoklarının sırası ile 10 ve 15 J olarak programlanmasını öneriyoruz. Eğer 10 J T dalga şokları VF oluşturamadıysa ilk T dalga ve kurtarma şoklarının sırası ile 5 ve 10 J olarak programlanmalıdır. 5 J T dalga şoku ile VF indüklenmemiş ise yüksek DFE akla gelmelidir. |
|
| 6. | Kalp Yetersizliği Tanı, Tedavi ve Prognozunun Belirlenmesinde B-tipi Natriüretik Peptidin Yeri Diagnostic, Prognostic and Therapeutic Role of B-type Natriuretic Peptide in Heart Failure Neşe Çam, Mutlu Vural Sayfalar 458 - 465
B-tipi natnüretik peptid (BNP) diyastol sonu basınç ve hacım artışına yanıt olarak ventriküllerden salgılanan bir kardiyak nörohormondur. Diüretik, natriüretik ve vazodilatör özellikleri ile nörohormonal aktivasyonun olumlu yanını temsil eder. Kronik kalp yetersizliğinde BNP konsantrasyonu artmıştır ve hastalık ciddiyeti ve hastanın fonksiyonel kapasitesi ile ilişkilidir. BNP ölçümü kalp kaynaklı veya kalp dışı nedenlere bağlı akut nefes darlığı ayrımında yararlı olabileceği gibi, koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, diyabet veya diğer vasküler hastalığı bulunan, sol ventrikül sistolik disfonksiyonu yönünden yüksek riskli gruplarda tarama yöntemi olarak da kullanılabilir. Konjestif kalp yetersizliği olan hastalarda BNP uzun dönem morbidite ve mortalitenin bağımsız öngördürücüsüdür. Diğer taraftan tekrarlanan BNP ölçümleri kalp yetersizliği tedavisinin etkinliğini değerlendirmede kullanılabilir. Sentetik bir rekombinant insan BNP olan nesiritid kalp yetersizliği tedavisinde özellikle akut dekompanse kalp yetersizliği olan hastalarda büyük yarar sağlayabilir. Bu derlemede kalp yetersizliği olan hastalarda BNP'nin tanı, prognoz ve tedavideki yerini araştıran çalışmalar gözden geçirilmiştir. |
|
| 7. | Geçici AV Tam Bloka Yol Açan Lyme Karditli Bir Olgu Transient Complete AV Block due to Lyme Carditis Ahmet Akyol, Ayşen Burgun, Abdurrahman Eksik, Nazmiye Çakmak, Enis Oğuz, İzzet Erdinler, Kadir Gürkan Sayfalar 466 - 470
Lyme hastalığı, Borrelia Burgdorferi'nin yol açtığı ve kenelerle ile taşınan sistemik infeksiyöz bir hastalıktır. Hastalık erken lokalize hastalık (safha 1), erken disemine hastalık (safha 2), geç veya persistan infeksiyon (safha 3) olmak üzere 3 safhadan oluşur. Kardit ise 2. safhada, genellikle hastalığın nörolojik ve musküloskeletal yakınmaları ile birlikte ortaya çıkar. Kardiyak tutulum, genellikle kendi kendini sınırlayan ve kalıcı kalp pili implantasyonuna gerek göstermeyen ileti sistemi bozuklukları ile kendini gösterir. Bu yazıda, geçici atrioventriküler ileti sistemi hastalığına yol açan Lyme karditli bir olgu sunulmuştur. |
|
| 8. | Akut Miyokard Enfarktüsü Nedeniyle Uygulanan Trombolitik Tedavi Sonrası Gelişen Hemobili Hakan Ulupınar, Özcan Özdemir, Ayça Boyacı, Hasan Turhan, Orhan Maden, İbrahim Bıyıkoğlu, Hatice Şaşmaz Sayfa 471
Makale Özeti | Tam Metin PDF |
|
| DIĞER YAZILAR |
| 9. | Türk Kardiyoloji Derneği Yönetim Kurulu Alt Birimleri Çalışma Yönergesi Henüz tamamlanmamış! (İngilizce)
Sayfa 472
Makale Özeti | Tam Metin PDF |
|