| 1. | İngilizce Özetler Summaries of Articles Sayfalar 278 - 280
Makale Özeti | Tam Metin PDF |
|
| 2. | Anjiyografik Olarak Koroner Arter Hastalığı Tanısı Almış Hastalarda Koroner Arter Hastalığının Klinik Şekilleri Arasında Plazma Homosistein Seviyesi Farklı Mıdır? Is There any Difference in Plasma Homocysteine Levels Among Various Clinical Types of Angiographically Determined Coronary Artery Disease Engin BOZKURT, M. Kemal EROL, Mahmut AÇIKEL, Mustafa YILMAZ, Sait KELEŞ, Şule KARAKELLEOĞLU Sayfalar 281 - 285
Son zamanlarda yapılan çalışmalar; orta derecede artmış plazma homosistein konsantrasyonunun, koroner arter hastalığı (KAH) için bağımsız bir risk faktörü olduğunu göstermiştir. Ayrıca bazı akut koroner sendromlu (AKS) olgularda artmış plazma homosistein seviyesinin mortaliteyi de arttırdığı gösterilmiştir. Fakat KAH'ın klinik şekilleri arasında plazma homosistein seviyesi bakımından farklılık olup olmadığı araştırılmamıştır. Bu çalışma KAH'ın farklı klinik şekilleri arasında plazma homosistein seviyesinde farklılık olup olmadığını araştırmak amacı ile yapıldı. Çalışmaya kliniğimizde koroner anjiyografi yapılan ve koroner arterlerinde önemli darlık (≥%50) bulunan ardışık 123 KAH olgusu (94 erkek, 29 kadın; ortalama yaş: 54.39±9,64 yıl) ile aynı yaşlarda koroner anjiyografisi normal olan 30 kontrol vakası (24 erkek, 6 kadın; ortalama yaş: 53.56±9.87 yıl) alındı. KAH olguları KAH'ın klinik şekillerine göre dört gruba ayrıldı. Grup 1: efor anginası olanlar (n: 27), grup 2: class III anstabil anjina pektoris ya da ST yüksekliği olmayan akut miyokard infarktüsü olanlar (n: 43), grup 3: ST yüksekliği olan akut miyokard infarktüsü olanlar (n: 33) ve grup 4: daha önceden (>2 ay) miyokard infarktüsü geçirmiş, PTCA yapılmış yada by-pass operasyonu olmuş fakat anginası olmayan olgular (20). Olgulardan hastaneye kabulde venöz kan örnekleri alınarak plazmaları ayrıldı. Bundan homosistein seviyesi ''high performance liquid chromatrography (HPLC)'' yöntemi ile çalışıldı. Plazma homosistein seviyesi KAH'lı olgularda kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulundu (sırasıyla 14.92±4.25 µmol/L; 8.64±1.52 µmol/L, p<0.001). KAH'ın alt grupları arasında ise homosistein seviyeleri arasında anlamlı farklılık tespit edilmedi (sırasıyla 14.52±3.99 µmol/L; 15.18±4.51 µmol/L; 15.37±4.68 µmol/L; 14.33±3.35 µmol/L; tüm alt gruplar arasında p>0.05). Bu sonuçlar anjiyografik olarak KAH tanısı konulmuş hastalarda KAH'ın klinik şekilleri arasında plazma homosistein seviyesinin değişmediğini göstermektedir. |
|
| 3. | Değişik Manevralarla Sağ ve Sol Atriyum Basınçlarındaki Değişimlerin Saptanması Effects of Various Maneuvers on the Right and Left Atrial Pressures Şevket GÖRGÜLÜ, Abdurrahman EKSİK, Mehmet EREN, Seden ÇELİK, Bahadır DAĞDEVİREN, Tayfun GÜROL, Bülent UZUNLAR, Hüseyin UYAREL, Tuna TEZEL Sayfalar 286 - 290
Amaç: Patent foramen ovale (PFO) tanısında kullanılan manevraların sağ ve sol atriyum basınçlarında yaptıkları değişiklikleri gözlemleyerek en etkin manevrayı saptamak. Materyel ve Metot: Akut sol ventrikül yetersizliği, tedaviye cevap vermeyen hipotansiyon, izah edilemeyen sinüs taşikardisi, gibi değişik endikasyonlardan dolayı Swan-Ganz kateteri takılan, iskemik veya dilate kardiyomiyopati, akut miyokard infarktüsü, kronik obstrüktif akciğer hastalığı alevlenmesi teşhisi konulan 32 koroner yoğun bakım ünitesi hastası çalışmaya dahil edildi. Tüm hastalara internal juguler ven ponksiyonu ve Seldinger tekniği ile santral venöz kateter yerleştirildi. Ölçüm yapan transdüserin kalp seviyesinde olmasına dikkat edilerek sağ atriyum basıncı (SA) ve pulmoner kapiller wedge basıncı (PKWB) bazal değerleri kaydedildi. Hastalara sırasıyla derin nefes alıp tutma, ard arda üç kez kuvvetlice öksürme, Valsalva manevrası, baş aşağı 20° tutma olmak üzere dört adet manevra yaptırıldı. Bu manevralar bitiminde aynı anda monitörde izlenen en yüksek SA basıncı ve PKWB kaydedildi. Bulgular: Bütün manevralar ortalama sağ atriyum basıncını artırmakta idi. Manevralar içinde ortalama sağ atriyum basıncını en fazla artıran Valsalva manevrası idi (bazal 7.6±5 a karşı Valsalva 20.4±7.6 mmHg, p<0.001). PKWB bazal duruma göre (18.8±5.9 mmHg) sadece öksürme (21.2±6.7 mmHg, p<0.01) ve baş aşağı 20° manevrası (20±5.7 mmHg, p<0.05) ile artmaktaydı. Ortalama sağ atriyum basıncı ile PKWB arasındaki farkı en fazla artıran Valsalva manevrası idi (bazal -11±6.6 a karşı Valsalva 2.3±5.9 mmHg, p<0.001). Farkı en az artıran baş aşağı 20° yapılan manevra idi (bazal -11±6.6 a karşı -8.5±5.8 mmHg, p<0.001). Sonuç: Tüm manevralar içinde Valsalva manevrası invazif ve eş zamanlı olarak basınç ölçümü yapıldığında sağ atriyum lehine basınç farkı oluşturmada en etkin manevra olarak gözlenmektedir. |
|
| 4. | Girişimsel Kardiyoloji'de Distal Embolizasyondan Korunma Cihazları Distal Embolisation Protection Devices in Interventional Cardiology Oğuz YAVUZGİL, Mehdi ZOGHİ, Cüneyt TÜRKOĞLU Sayfalar 291 - 298
Perkütan revaskülarizasyon işlemleri sırasında ortaya çıkan distal embolizasyon, miyokard hasarı ve no-reflow gibi komplikasyonlara neden olarak prognozu olumsuz yönde etkileyebilir. Bu durumun önlenmesi amacıyla geliştirilen farmakolojik ajanlar ya da yeni revaskülarizasyon tekniklerinin henüz istenilen düzeyde korunmayı sağlayamaması, çeşitli distal korunma cihazlarının geliştirilmesine neden olmuştur. Bu sistemlerle yapılan ilk çalışmaların olumlu sonuçları ışığında bu konuyu daha ayrıntılı inceleyecek olan çok merkezli ve randomize çalışmalar planlanmış ve başlatılmıştır. Özellikle safen ven greftlerine ve riskli nativ koroner arterlere yapılacak perkütan revaskülarizasyon girişimlerinde, işleme bağlı distal embolizasyon bu sistemler sayesinde anlamlı derecede önlenebilir ve bu olgularda prognozun daha iyileştirilmesi sağlanabilir. |
|
| 5. | Kendiliğinden İyileşen İnternal Torasik Arter Greft Disseksiyonu Olgusu Spontaneous Healing of the Dissection of the Internal Mammarian Artery Graft Hasan KARABULUT, Fevzi TORAMAN, Sinan DAĞDELEN, Vedat BAYER, Cem ALHAN Sayfalar 299 - 301
İki damar koroner arter hastalığı olup, aorta-koroner baypas greft operasyonu yapılan (LAD-sol internal mammarian arter, Cx. OM1-sol radial arter) 59 yaşındaki kadın hastanın ameliyat tarihinden 1 ay sonra yapılan koroner anjiografisinde sol internal mammarian arterin disseke olduğu ancak akımın devam ettiği görüldü. Klinik olarak asemptomatik olan hasta coumadin, tiklodipin ve nitrat tedavisi ile takip edildi. Operasyondan 8 ay sonra yapılan ikinci koroner anjiografisinde disseke olan segmentin tamamiyle düzeldiği görüldü. |
|
| 6. | Bir Restriktif Kardiyomiyopati Olgusu ve Aile Taraması Bulguları A Case of Restrictive Cardiomyopathy and Findings of Family Screening Dilek URAL, Ahmet VURAL, Ayşen AĞAÇDİKEN, Ertan URAL, Teoman KILIÇ, Göksel KAHRAMAN, Baki KOMSUOĞLU Sayfalar 302 - 309
Restriktif kardiyomiyopati nadir görülen bir kalp kası hastalığıdır. Bu makalede restriktif kardiyomiyopati tanısıyla izlenen bir olgunun klinik bulguları incelenmiş ve aile taraması sonuçları sunulmuştur. Etkilenen olguların tümünde çarpıntı ve atipik göğüs ağrısı mevcuttu. Ekokardiyografik incelemede iki olguda hafif - orta derecede ve lokalize sol ventrikül hipertrofisi, biatriyal genişleme ve restriktif doluş paterni, bir olguda sol ventrikül orta kesimlerinden başlayan hipertrofi ve relaksasyon bozukluğu paterni gözlendi. Ambulatuar EKG monitorizasyonunda üç olguda da sık supraventriküler aritmi ve ST segment depresyonu saptandı. İki olgu tanı konulduktan sonra 9 ay içinde ani ölüm ile kaybedildi. Üçüncü olguda ise antiaritmik, antikoagülan ve kalp yetersizliği tedavisi başlandı. Elektrofizyolojik çalışmada atriyoventriküler nodal reentran taşikardi, ventriküler taşikardi - fibrilasyon indüklenen hastaya başarılı yavaş yol radyofrekans kateter ablasyonu uygulandı ve ICD takıldı. Aynı aile bireylerinde farklı fenotipik bulgularla ortaya çıkan ve yüksek ani ölüm riski, dolayısıyla kötü prognoz ile seyreden hem restriktif hem de hipertrofik kardiyomiyopatiye uyan özellikler gösteren kardiyomiyopatinin klinik özellikleri tartışıldı. |
|
| 7. | Stentin Balondan Erken Ayrılması ve Stent Migrasyonu: Nadir Görülen Bir Komplikasyonun Takibi Long-term Clinical and Angiographic Follow-up a Rare Stent Complication: Early Stent Deployment. A Case Report Yılmaz NİŞANCI, Ahmet Kaya BİLGE, Aytaç ÖNCÜL, Ercüment YILMAZ Sayfalar 310 - 312
Açılmamış stentin balon üzerinden ayrılması, özellikle balon üzerine sonradan elle yüklenen ilk jenerasyon stentlerde görülen seyrek bir komplikasyondur ve ciddi koroner iskemi ile hayatı tehdit eden sistemik embolilere neden olabilir. Bu komplikasyonlar göz önüne alınarak materyelin geri alınması ilk tedavi seçeneğidir. Stentin ortamdan uzaklaştırılması için kullanılan birçok metod ve cihaz olmasına rağmen vakaların çoğunda geri alma işlemi başarısız kalmaktadır. Bu durumda ise, açılmamış stentin akımı bozmadan bulunduğu ortamda stabilize edilmesi bir diğer seçenektir. Bu yazıda "unstable" angina pektoris nedeniyle koroner anjiyografi ve takiben LAD lezyonuna balon anjiyoplasti ve stent girişimi yapılan 73 yaşındaki bir hasta sunulmuştur. Dört yıl önce hastanın proksimal LAD lezyonuna balon üzerine yüklenmiş stent yerleştirilmeye çalışılırken, stent darlık öncesinde proksimal LAD'de ayrılmış, darlığa sadece balon anjiyoplasti uygulanmıştır. Stenti dışarı çıkaracak donanım o an için bulunmadığından, koroner kan akımına engel olmamak için bir balon ile açılmamış stent proksimal LAD'de damar duvarına ezilerek yapıştırılmıştır. Bir ve 4 yıl sonraki kontrol anjiyogramlarında stentin LAD'nin daha distal bölgesine ilerlediği, restenoz gelişmediği ve akımın etkilenmediği görülmüştür. |
|
| OLGU |
| 8. | Düşük Molekül Ağırlıklı Heparin Kullanılması Sonrası Gelişen Abdominal Rektus Kılıfı Hematomu:Üç Olgu Sunumu ve Literatürün Gözden Geçirilmesi Rectus Sheath Hematoma in Patients Undergoing Low Molecular Weight Heparin Therapy: Case Reports and Review of the Literature Bahri AKDENİZ, Sonay TÜRKER, Y.Özgür ASLAN, Sema GÜNERİ Sayfalar 313 - 316
Spontan abdominal rektus kılıfı hematomu uzun yıllardır bilinen fakat nadir görülen ve fatal sonuçlanabilen bir durumdur. Yaşlı ve kadın hastalarda daha sık gelişen rektus kılıfı hematomunu presdispoze eden faktörlerden birisi de antikoagülan tedavidir. Akut koroner sendromlar ve ayaktan derin ven trombüsü tedavisi başta olmak üzere düşük molekül ağırlıklı heparinlerin kullanılması son yıllarda giderek artmıştır. Son zamanlarda abdominal bölgeye ciltaltı uygulanan bu ilaçlara bağlı rektus kılıfı hematomu olguları bildirilmeye başlanmıştır. Biz de düşük molekül ağırlıklı heparin tedavisi sonrası 2'si fatal sonuçlanan 3 rektus kılıfı hematomu olgusunu sunup bu konudaki literatürü gözden geçirdik. Subkutan düşük molekül ağırlıklı heparin tedavisi alan ve karında ani gelişen kitle ile hızla ilerleyen anemisi olan yaşlı ve kadın hastalarda rektus kılıf hematomu ayırıcı tanıda akla gelmelidir. |
|
| 9. | Egzersizle Oluşan Nörokardiyojenik Senkop Exersice-Induced Neurocardiogenic Syncpe Erdem DİKER, Kadir POLAT, Sinan AYDOĞDU Sayfalar 317 - 319
Nörokardiyojenik senkop, en sık görülen senkop nedenidir. Bu hastalığın sistemik ve serebral perfüzyonu sağlayan nörokardiovasküler sistemin anormalliği sonucu oluştuğu düşünülmektedir. Egzersiz senkoplarının da, nörokardiyojenik senkopların nadir görülen tablolarından biri olduğu kabul edilmektedir. Egzersiz senkopları, çoğunlukla iyi antremanlı atletlerde görülmekte ve bu atletlerde anormal nörokardiyojenik refleksler dışında senkobu açıklayacak neden bulunmamaktadır. Bu olgu sunusunda, egzersiz testi sırasında senkop geçiren 42 yaşında bir erkek hasta sunulmuştur. Hastada tüm detaylı araştırmalar sonunda anormal eğik masa (tilt table) testi dışında senkobu açıklayacak neden bulunmamıştır. |
|
| 10. | Bilinen Hiçbir Risk Faktörü Olmayan Akut Koroner Sendromlu Genç Bir Hasta Acute Coronary Syndrome in a Young Man with no Known Risk Factor Ertan ÖKMEN, Hüseyin UYAREL, Arda ŞANLI, İbrahim SARI, İsmail ERDEM, Neşe ÇAM Sayfalar 320 - 323
Artan endüstrileşme ile beraber sağlıklı olmayan yaşam biçimi ve sigaranın çok genç yaşlarda yaygın olarak kullanımı ile koroner arter hastalığı giderek daha erken yaşlarda görülmeye başlamıştır. Daha önce kardiyak yakınması olmayan 24 yaşında akut anterior miyokard infarktüsü ile hastaneye yatırılan genç bir erkek hastayı sunmaktayız. Anjiyografik olarak gösterilmiş sol anterior ve circumfleks arterlerinde daralma olan bu genç hastanın lipoprotein(a), homosistein, apolipoprotein-B, C-reaktif protein, prokoagulant faktörler, bakteriyolojik ve immünolojik analizlerin dahil olduğu bilinen koroner arter hastalığı risk faktörleri yoktur. Bilinen risk faktörlerinden hiçbirine sahip olmaması nedeni ile özellik arzeden bu genç olgu koroner arter hastalığı gelişiminde hala bilinmeyen önemli risk faktörlerinin varlığını akla getirmektedir. |
|