TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ ARŞİVİ - Turk Kardiyol Dern Ars: 29 (7)
Cilt: 29  Sayı: 7 - Temmuz 2001
1.
İngilizce Özetler
Summaries of Articles

Sayfalar 396 - 399
Makale Özeti | Tam Metin PDF

2.
Tek Başına Atriyal Fibrilasyonlu Olgularda Sinüs Ritmine Dönüşün Sol Ventrikül Bölgesel Miyokard Doku Hızlarına Etkisi
Effect of Conversion to Sinus Rhythm on Left Ventricle Regional Myocardial Tissue Velocities in Patients with Lone Atrial Fibrillation
Osman BOLCA, Mehmet EREN, Bahadır DAĞDEVİREN, Özer SOYLU, Aydın YILDIRIM, Tuna TEZEL
Sayfalar 400 - 405
Bu çalışma, tek başına atriyal fibrilasyonlu (AF) olgularda PW doku Doppler yardımı ile, sim/s rifmine (SR) döniişiin sol ventrikiil (SV) bölgesel miyokard doku hıziarına etkisini değerlendirmek amact ile plan/andı. Çalışmaya tek başma AF' si olan 27 hasta alındı. Tiim hastalardan PW Doku Doppler ile mitral amıu/us, interventriküler septum (İVS), SV serbest duvan ve apikal segmentlerinden mi yokard doku Doppler kayttiarı alındt. Sistolik ejeksiyon (Sm), diyasıolik erken doluş (Em) ve aıriyal kontraksiyon (Anı) dalgalan (cm/sn); 5 ardtştk sikliisten kaya edilen ölçüm/erin ortalaması almarak hesap/andt. Hastalar SR' ne döndükten ortalama 14±2 giin sonra ölçümler tekrarlandı ve SR grubu oluşturuldu. Kontrol grubu olarak ise benzer yaş aralığma sahip 10 sağ ltklt gönüllü almdt. Tek başına AF' si olan hastalar SR döndüriildükten sonra Sm ve Em dalga hızların da hiç bir segmenlfe değişiklik göz/ennıezken (p>0.05 ), Am dalga hızlannda artt ş saptandt (p<0.05). Hasta/ann tüm segmentlerinde AF ve SR' de iken elde edilen Em ve Am dalga htzlan kontrol grubundan anlamlı derecede diişükken (p<0.05 ); Sm dalga htzlan arasmda fark gözlenmedi (p >0.05). Hastalarm AF ve SR' de iken İVS' den alman Sm dalga lıtzlan, mitral annu/ us ve serbest duvar Sm dalga hızlarmdan düşük; apikal bölge Sm dalga hızından ise yüksek bulundu (p<0.05). Her iki ritimde iken segmentler arasında Em ve Am dalga hızları yönünden fark saptanmadı (p>0.05 ). Hastaların AF ritminde iken SV ejeksiyon fraksiyonu (EF) ile mitral annulus Sm dalga hı zları arasında anlamlı pozitif korelasyon saptandı (r:0.87, p<0.05). Tek başma AF' li olgulardan alman SV miyokardiyal doku Doppler kayıtlarında: 1) Em dalga hiZindaki azalma, SV katılığında artışı ve e/astik rekoyldeki azalmayı ; 2) Anı dalga hızındaki azalma, atriyal kontraksiyonun miyokard Am dalga oluşumuna katktsını yansıımakta olup; AF ile azalmaktadtr, 3) Mitral annulus Sm dalga htzı ile EF arastnda anlamlt pozitif korelasyon mevcuttur.
This study was planned to evaluate the effect of canversion to sin us rhythm on left ventricle (LV) regional myocardial tissue velocities by PW tissue Doppler in patients with lone atrial fibrillation (AF). Twenty-seven patients with )one AF were enrolled. PW tissue Doppler tracings of mitral annulus, interventricular septum (IVS), posterior wall and apical segments of LV were obtained. Sm, Em and Am waves were taken as means of the measuremenıs of S consecutive beats. The sinus group was composed by the measurements which were repeated on days 14±2 following canversion to sinus rhythm. The control group w as composed of I O heal thy volunteers having a similar age profile. There were no changes in Sm and Am velocities for each segment when patients were converted to sinus rhythm from AF (p>0.05), whereas there were increase in Am velocities (p<0.05). The Em and Am velocities of all segments were found to be significantly lower than those of the control group (p<0.05) both in patients with AF and sinus rhythm but there were no signific iant differences for Sm velocities. The Sm velocities of IVS of patients when they were in either AF or sinus rhythm were lower than the mitral annulus and free wall and higher than the apical Sm velocities (p<0.05). There were no differences between segments for Em and Am velocities for patients either in AF or sinus rhythm. There was a positive correlation between LV ejection fraction (EF) and mitral annulus Sm velocities when patients were in AF rhythm (r:0.87, p<0.05). The following statements were concluded from the LV myocardial tissue Doppler tracings obtained from patients with !one AF: 1) the decrease in Em wave ve1ocity reflects the increase in LV stiffness and the decrease in elast ic recoil; 2) the decrease in Am wave velocity refl ects the contribution of atrial contraction on myocardial Am wave formatian and Am wave velocity decreases with AF, 3) there is a sig nifi cant positive correlation between mitral annulus Sm ve1ocity and LV EF.

3.
Miyokard Perfüzyon Sintigrafisinde İskemi Saptanan Normal Koroner Arterli Hipertansif Hastaların Klinik, Ekokardiyografik ve Aritmojenik Özellikleri
Clinical, Echocardiographic and Arrhythmogenic Features of Hypertensive Patients with Normal Coronary Arteries and Ischemia on Myocardial Perfusion Scintigraphy
Dilek URAL, Ertan URAL, Göksel KAHRAMAN, Ayşen AĞAÇDİKEN, Ahmet VURAL, Cumali AKTOLUN, Baki KOMSUOĞLU
Sayfalar 406 - 412
Anjiyografide koroner arterleri normal bulunan ancak sintigrafide iskemi saptanan hipertansif hastalar uzun siireden beri araşllrma konusu olmuştur. Bununla birlikte araşiirma/ar bu hastalarm daha çok anjiyografik özellikleri üzerinde yoğu n/aşmıştır . Bu çalişmacia yukanda tamm/ anan hasta grubunun klinik, ekokardiyografik ve aritmojenik özelliklerinin araştminıası amaç/andı. P eıfüzyon sililigrafisinde geçici peıfiizyon defekti saptanan ancak koroner anjiyografide anlam/i koroner arter hastalığı saptarımayan 54 hasta (30 kadm, 24 erkek, yaş ort. 57±9 yil) çalişma grubuna a/mdı. Miyokard p eıfiizyo n sintigrafisi normal bulunan 80 lıipertansif olgu (58 kadm, 22 erkek, yaş ort. 57±10 yil) ise konrrol grubunu oluşturdu. Hastalardan detaylı anamnez alındıkran sonra, fizik nwayene, biyokimya analizi, ekokardiyografik inceleme ve 12 derivasyon/u EKG kaydı yapıldı. Peıfiizyon sinifgrafisinde defekt sapranan 26 ve sinrigrafisi normal bulunan 30 hasrada 24 saatlik Ho/ter monitorizasyonu ile arirmik olaylar incelendi. Klinik ve ekokardiyografik bulgular /ojistik regresyon analizi ile değerlendirildiğ inde, tüm çalişma grubunda peıfüzyon defekti varlığı ile ilişkili faktörler erkek cinsiyet, kan basmcı yüksekliğinin siiresi, soll'ellfrikül diyasto/ sonu çapı ve mitral ak ımmda A dalgası hı zı idi (sırasıyla p<0.001, p=0.002, p=0.01 ve p<0.001 ). Kadm hipertansiflerde en önemli faktörler kan basmcı yüksekliğinin süresi ile A hızı (sırasıyla p=0.02 ve p=0.006), erkek hiperta/ISif/erde ise sol vemrikül eliyasrol sonu çapı, ejeksiyon f raksiyonu ve A dalgası hı z ı idi (sırasıyla p=0.007, p=0.01 ve p=0.002). Yaş, sigara kul/ammı , HDL-K düzeyi, görece/i duvar ka lml ı ğ ı ve sol ventrikiil kitlesi ile peıfiizyon def ekri var/iğı arasında anlam/i bir ilişki saptanmadı. 24 saatlik ambularuvar EKG fetkikinde venrrikiiler ve supravenrriküler aritmi/erin sı klığ ı bakınundan çalı şma grupları arasmda fark sapranmadı . Kompleks aritmi sıkliğı ve repolarizasyon dispersiyonu da her iki grupta benzer idi. Sonuç olarak koroner arterleri normal olan lıipertan sif hastalarda, sinrigrafide iskemi varlığının özellikle diyastolik fonksiyon bozukluğu ile bir- likte ortaya çıkr ı ğ ı na, özellikle erkek olgularda ilaveten sisro/ikfonksiyon/arda görece/i bir azalmaya işa ret ettiğ ine, ancak ek aritmojenik erkisinin olmadığı na karar verildi.
Ischemic hypertensive patients with normal coronary arteries have been a research area for a long time. However studies have been intensively focused on the angiographic but not on elinical features of these patients. In this study we investigated clinical, echocardiographic and arrhythmogenic features of the patients depicted above. Fifty-four hypertensive patients (30 female, 24 male, mean age 57±9 years) who showed a revers ible perfu sion defect on scintigraphy but no significant angiographic stenosis wer e included in the study group. Eighty hypertensive patients (58 female, 22 male, mean age 57±1 O years) w ith normal myocardial perfusion scintigraphy served as a control group. After detailed histories were taken from the patients, physical exami n a tion , biochemi ca l a n a l ys is, echocardiographic examination and 12-lead ECG recording were performed. Arrhythmic events were investigated in 26 patients with and in 30 patients without perfusion defects using 24-hours Holter monitoring. When we assessed elinical and echocardiographic findings with logistic regression analysis, the factors related with the presence of myocardial perfusion defects were found as male gender, duration of high blood pressure, left ventricular end-diastolic dimension and mitral A wav e velocity in the who le study group (p

4.
Diyabetik Koroner Arter Hastalarında Aortik "Stiffness" ve "Distensibilite" Değişimi ve Gliserol Trinitratın Etkisi
Change in Aortic Stiffness and Distensibility in Patients with Diabetic Coronary Artery Disease: Effect of Glycerol Trinitrate
Sinan DAĞDELEN, Mehmet ERGELEN, Serdar SOYDİNÇ, Bengi YAYMACI, Akın İZGİ, Nuri KURTOĞLU, İsmet DİNDAR
Sayfalar 413 - 419
Diyabetes nıellir us, koroner arter hastalığr aortik disfonksiyon için önemli bir risk oluşturnraktadtr. Çalışmamızın amacı, diyabetik olan koroner arter hastalarmda aortan111 e/astik özelliklerindeki değişiklikleri göstermek ve buna gliserol Irinitra/m (GT) etkisini araştmııaktrr . Metod: Bu amaçla çalrşmaya diyabet i ve koroner arter hastaltğr olan 17 olgu (13 kadur, 4 erkek, yaş ortalamasr 58.4±9.4 yri) çaltşma grubu (ÇG) olarak ve koroner arter lıastaltğr o/an.jakat diyabeti olmayan 20 olgu (14 kadm, 6 erkek, yaş ortalamost 56.0±10.7 yri) kontrol grubu (KG) olarak altndr. Hastalara transtorasik ekokardiyografi yaptldr. İntravenöz yol ile 200 pg GT öncesi ve sonrasmda, aortik sistolik ve eliyasto/ik çap indeksleri ve aorrik "distensibilite" ve "stiffiıess" indeks ölçüldü. Bulgular: Her iki grupta GT öncesi yaption karştlaşttrnıada yaş, cinsiyet, sigara ku/lamnıt stkltğt, sisto/ik ve eliyasto/ik tansiyon ortalamalan, aortik sisro/ik ve di yasto/ik çaplan indeksleri baktnundan anlamlt farklt/tk yokttı. Çaltşma grubunda KG'ye göre aortik "distensibilite" daha düşiik (s rrasryla 0.0015± 0.0005 ve 0.0026± 0.0007 nımHg·l, p
Diabetes mellitus is a major risk factor for coronary artery disease and aortic dysfunction. The aim of this study was to determine the changes in the aortic elastic properties in patients (pts) with diabetic coronary artery disease and to search the effect glycerol trinitrate (GT). Method: Patients with coronary artery disease were allocated into two groups. Study group (SG) consisted of 17 pts ( 13 women 4 men; mean age 58.4±9.4 years) with diabetes mellitus, and the control group (CG) 20 pts (14 women, mean age 56.0±10.7 years) without diabetes mellitus. Aortic systolic and di astolic dameter indexes and aortic distensibility and stiffness index were measured before and after 200 pg GT (i ntravenously) by transthorasic echocardiography. Results: There were no statistically significant differences between the two groups before GT with regard to age, sex, smoking, systolic and diastolic blood pressures, aortic systolic and diastolic diameter indexes. Aortic distensibility was found to be lower and stiffness index was found to be higher in SG (for the distensibility 0.0015± 0.0005 vs 0.0026±0.0007 mmHg-1, p

5.
Ebstein Anomalisinin Rekonstrüktif Cerrahi Tedavisi
Reconstructive Surgical Treatment of Ebstein's Anomaly
Gökhan İPEK, Kaan KIRALİ, Murat B. RABUŞ, Suat N. ÖMEROĞLU, Hasan B. ERDOĞAN, Deniz GÖKSEDEF, Ali GÜRBÜZ, Cevat YAKUT
Sayfalar 420 - 425
Bu ça lışmanın amacı , Ebstein anamalisinin rekonstrüktij onarınılarınm erken ve geç dönem sonuçlarım bildirmek/ ir. 1985 - Kasını 2000 tarilı/eri arasmda 8 hastaya Ebstein anamalisi nedeniyle cerrahi girişim uygulandt. Hastaların altısı kadın, ikisi tanesi erkek olup yaş ortalaması 14.2 ± 6.7 ytl (5-23) idi. Tiinı hastalar sinüs ritminde olup, sağ atriyaltronıbiise bağlı gelişen pulmoner emboli bir hastada ilk bulguydu. Eşlik eden anamaliler ASD (%37.5) ve VSD (%12.5) olarak tespit edildi. Triküspit kapak seviyesi, mitra/e göre ortalama 2.3 ± 0.9 cm (1.2-4.6) daha aşağıda yer alıyordu. Rekonstriiktif girişim olarak Danielson prosediirii (%50), triküspit annuloplasti (%37.5) ve Hardy prosedürü (%12.5) uygulannuş olup hastalar ortalama 7.3 ± 3 yt! (2.5-12.5) takip edildiler. Erken morta/iteye rastlanmadı. Geç mortalite 1 hasta ile %12.5'dir. Hastaların yarısında görülen geçici AV-tanı blok hastalar tabUI·cu edilmeden düzelnıişti . Bir hastada postoperarif 30. ayda ciddi sağ kalp yetmezliği gelişti. Preoperatif sağ atrial tronıbiis bulunan hastada ise postoperarif 6. ytlda rekürren tronıbüs oluştu. Sağ atriyımı çaplarımn (5.9 ± 0.5 cm; 5-6.5 cm) postoperarif kontrollerde (4.5 ± 0.5 cm; 4-5.5 cm) anlamlı şekilde küçiildüğii tespit edildi (p=0.001 ). Trikiispit kapağm rekonstriiksiyonu sonucu yetmezliğin ortadan kalkması, sağ atrium ve ventrikül fonksiyonlarm olunı/u yönde etkileyerek hastaların fonksiyonel kapasitelerinin artmasım ve kalp yetmez liğinin düze/nıesini sağlayacaktır. Geç dönem ge lişebilecek sağ kalp yetmezliği nedeniyle hastalar yakm takip altında tutulmalıdır.
The aim of this study was to show early and longterm results of the reconstructive treatment of Ebstein's anomaly. Between 1985 and November, 2000, 8 patients (six of whom female) were operated. Mean age was 14.2 ± 6.7 years (range, 5 to 23). Sinus rhythm prevailed in all patients. Pulmonary embolism due to right atrial thrombosis was the presenting symptom in one patient. Associated anomalies were ASO (37.5%) and VSD (12.5%). The tricuspid valve was Iocated 2.3 ± 0.9 cm (range, 1.2- 4.6 cm) below the mitral valve. W e have performed Danielson procedure (50%), tricu spid annuloplasty (37.5%) and Hardy procedure (12.5%) as reconstructive techniques. The mean follow-up period was 7.3 ± 3 years (range, 2.5 to 1 2.5). There was no early mortality and one Iate death. Transient complete AV block developed in one-half of the patients. One patient was rehospitalized with severeTight heart failure 30 months post operatively. Another one with previous right atrial thrombosis presented again with the same finding 6 years after operation. The right atrial dimensions (5.9 ± 0.5 cm; range, 5 to 6.5) decreased signi ficantly (p = 0.001) after surgery (4.5 ± 0.5; range, 4 to 5.5). Reconstructive treatment of Ebstein's anomaly with reducing tricuspid insufficiency and remodelling of the right atrial and ventricular chambers favorably affects the functional capacity of the patients. These have to be followed up closely for the possibility of right heart failure in the Iate postoperative period.

6.
Beyaz Önlük Hipertansiyonunda Elde Edilen Ambulatuvar Kan Basıncı Değerlerinin Normotansif Bireyler ve Tedavi Edilmemiş Hipertansiflerle Karşılaştırılması
Comparison of Ambulatory Blood Pressure Parameters in Patients with White Coat Hypertension Versus Normotensive Subjects and Untreated Hypertensive Patients
Mustafa CEMRİ, Uğur HODOĞLUGİL, Mert CEYHAN, Deniz BARLAS, Halis DÖRTLEMEZ, Hakan ZENGİL
Sayfalar 426 - 429
Beyaz ön/ük hipertansiyonu (BÖH) hekim ofisinde yapılan ilk muayenelerinde sisto/ik (SKB) ve/veya eliyasto/ik kan bası nçları ( DKB) yiiksek bulunan fakat daha sonra anıiJ/t· lawvar kan basmcı monitörleri (AKBM) ile yapılan ölçiinılerde değerleri normal saptanan kişiler için kullamlan bir tamnıdır. Bu çalışmaya, son 10 giin içinde herlıcmgi bir antihipertansif ilaç kullanmaya n, diabetes mellitus, kareliyak veya diğer sistemik hastalığı olmayan, ofis ölçiim/ erine göre klinik hipertansif (KHT, SKB?.140 ve/veya DKB?.90 mmHg) olan 96 kişi (57K, 39E; yaş ort: 51.3±1.3) ile ofis ölçümlerine göre nornıotansif (NT, SKB<140 ve DKB<90 mmHg) olan 132 kişi alındı (101K, 31E; yaş ort: 41.4±1.0). AKBM ile 48 saatlik, gece ve gündüz ortalanıaları ile load (belirlenen siirede belli limit/ erin üzerindeki ölçüm/erin elde edilen toplanı ölçüm sayısma oranı, o/o) değ erle ri hem SKB hem de DKB için hesaplandı. Bireysel uykuya yatma ve kalkma saatleri giindiiz ve geceyi belirlemek için ku l/am/dı . Load limitleri olarak SKB ve DKB için sıras ıyla giindiiz 140/90, gece 125180 mmHg sınırları kullanıldı. Klinik hipertansif kişilerden (KHT) gündüz AKBM değerleri SKB
Parameters in Patients with White Coat Hypertension Versus Normotensive Subjects and Untreated Hypertensive Patients M. C emri, U. Hodoğlugil, M. Ceyhan, D. Bar/as, H. Dörtlemez, H. Zengil White coat hypertension is defined to be present when an individual is hypertensive in the physician's office, but normotensive when their blood pressure (BP) is measured with ambulatory blood pressure monitoring (ABPM). To assess the elinical importance of the white coat hypertension, we aimed to compare ambulatory blood pressure parameters in patients with white coat hypertension versus normotensive subjects and untreated hypertensive patients. The study was carried out on 96 hypertensive patients (57 F, 39 M; mean age: 51±1.3 years) and 132 normotensive subjects (101 F, 31 M; m ean age 41.4± 1.0) according to office measurements. After office BP measurements were recorded 3-4 times, ABPM was applied for 48 hours to each subject. We calculated 48-hour of, day and night mean load (proportion of elevated BP over a certain Jimit for a period) values for systolic and diastolic BPs. Of the 96 hypertensive patients, 20 (20.8%) had white coat hypertension (12 F, 8 M; mean age: 52.9±3.7 years) and 76 had sustained hypertension. Although 48-hour day and night mean and load values for systolic and diastolic BPs in patients with white coat hypertension were significantly lower than in those with sustained hypertension, they usere significantly higher than in normotensive subjects. These results suggest that white coat hypertension may be of elinical importance.

7.
Yetişkinlerimizin 10-yıllık Takibinde Obezite Göstergeleri Artışta: Beden Kitle İndeksi Erkeklerde Koroner Olayların Bağımsız Öngördürücüsü
Rising Obesity Indices in 10-year Follow-up of Turkish Men and Women: Body Mass Index Independent Predictor of Coronary Events Among Men
Altan ONAT, İbrahim KELEŞ, Vedat SANSOY, Köksal CEYHAN, Ömer UYSAL, Ali ÇETİNKAYA, Burak ERER, Beytullah YILDIRIM, Ömer BAŞAR
Sayfalar 430 - 436
TEKHARF Çalışması orijinal ve yeni kahortuna ait 2445 kişide (ortalama yaş 51 ±14) beden kitle indeksi (BKİ), bel çevresi ve bel-kalça oram (B/K), cinsiyet ve yaş grupları katmanlamasiyle 2000 yı lında kesitsel olarak değerlendirildi. Ayrıca 9/0 erkek ve 955 kadmda BKİ'ne ilişkin son /0 yı ldaki değişim değerlendirildi . KKH tamsı anamnezde angina var lığı ve 12-derivasyon lu isıirahat EKG'nin Minnesota kodlamasına dayanılarak kondu . Yaşlamııadan arındJ/an net değişim ler bağlamında, ortalama BKİ'nin 10 y1/da erkekle ve kadmda 1.29 ve 1.26 kgfnı2 arliiği hesaplandı (ki bu ortalama 4 ve 3 kg şişman/amaya karşilık gelir). Son taranıada erkek ve kaduılarda BKİ sırasiyle 26,8 ve 29,2 kgtmı . bel çevresi de 91.8 ile 89,4 cm idi; obezite prevalans1 30 yaş ve üzerindekilerde sırasiyle %21 ve %43 bulundu. Diğer parametrelerle en iyi kore/asyomt sergilediği anlaşılan bel çevresinin, kan basmcıyla iyi korelasyonunu (r 0.3-0.5), plazma trigliseridleri, apo C-lll ve B ile korelasyon ları (r =0.27-0.38) izledi. Bel çevresinin glukoz ile pozitif yönde, HDL-kolesterol, sigara içimi ve fizik etkenlik ile ters yönde ılını lı (r = 0.14 dolaymda) birer bağ mtı s 1 gözlem/endi. On yıllık prospektif incelemede nıültivariye analizde BKİ erkeklerde fatal ve nonfatal KKH'nm bağımsız bir öngördürüciisii bulundu; her birim BKİ artışı KKH riskini %9 arttırıyordu . Yeni gelişen KKH için BKI yine erkeklerde 1.09'/uk nisbi risk ile bağımsız öngördiiriicii olarak ortaya çı ktı. Yaş-ayarlı bel çevresi ve viielli ağırlığıilin da prevalan KKH olasılı ğ ı ile an lamlı ilişk isi kaydedildi. Sonuç . olarak, obezite ve santral obezitenin ye tişkinlerinıizde yaygmlaşnıası , özellikle erkeklerde kardiyovasküler morbidile ve nı ortaliteye önemli katkıda bulunmaktadır. Anahtar kelimeler:
In the original and new cohorts of the Turkish Adult Risk Factor Study, body mass index (BMI), waist circumference and waist-to-hip ratio (WHR) were cross-sectionally assessed among 2445 participants (mean age 51 ±14 years). In addition, BMI was prospectively evaluated over 10 years in over 2000 men and women. Coronary heart disease (CHD) was diagnosed based on elinical findings and Minnesota coding of resting electrocardiograms. At standardized age, mean BMI soared in a decade by + 1.29 and + 1.26 kg/m2, respectively, in men and women. In the last survey, in men and women, respectively, mean BMI was 26,8 and 29,2 kg/m2, and mean waist circumference w as 91.8 and 89,4 cm, respectively. Waist circumference, the best correlate of other risk parameters in both genders, exhibited correlations of moderate degree with (systolic or) diastolic pressure, plasma triglycerides, apo C-III and apo B, inverse correlations of mild degree with HDL-cholesterol, smoking and physical activity and direct correlation with blood glucose. In a prospective logistic regression analysis, BMI significantly and independently predicted nonfatal and/or fatal coronary heart disease (CHD) risk in men placing 9% excess risk for each inerement of 1 unit. Both waist circumference and body weight were significantly associated, after age adjustment, with prevalent CHD in both genders on bivariate analysis. It was concluded that the rising prevalence of (central) obesity in Turkish adults is contributing particularly among men to the existing high cardiovascular morbidity and mortality. Key words:

8.
Miyokard İnfarktüsü Geçiren Genç Hastalarda Risk Faktörü Olarak Homosistein ve Lipoprotein (a)'nın Önemi ve Etkileşimleri
Importance and Interaction of Homocysteine and Lipoprotein (a) as Risk Factors in Young Patients With Myocardial Infarction
Murat SUCU, A. Aziz KARADEDE, Ali Vahip TEMAMOĞULLARI, M.Sıddık ÜLGEN, Sabri BATUM, Nizamettin TOPRAK
Sayfalar 437 - 444
Plazmacia lıomosisrein ve lipoprotein (a) [LP(a)] yüksekliğinin koroner arter lzasrahğ uıda riskfaktörü olarak erkileri son zamanlarda stk araşttnlmtş olmakla birlikte, çalişma ve mera analiz sonuçlan hala çelişkilidir. Aynca toplumımwzda genç yaşta koroner arter lzastah ğı olanlar arasmda, bu n/ann risk faktörü olarak önemini araşttran yeterli çalişma bulunmamaktadır. Bu amaçla akut miyokad infarktiisii geçiren 45 yaş altı 92 hasta ve 30 konrol grubu üzerinde lıomosistein ve Lp( a)'mn risk faktörü olarak önemlerini ve birbirleri ile olan etkileşimlerini araştu ·dık. Miyokad infarktüsii geçiren hastalarda plazma· lıomosisrein düzeyi kontrol grubuna göre anlamh olarak daha yüksek bulunmakla birlikte [geometrik ort. 12.4 }lmoi!L (%95 Cl 10.9-13.9) ve 10.0 pmoi!L (%95 Cl 5.1 -14.9)], Lp(a) her iki grupta benzer düzeydeydi. Homosistein ve lipoprotein düzeyleri dört dilime ayrıldt ğtnda lıomosisrei nin dördüncü diliminde Ml riskinde anianı/i arttş sap/mıdi. Lipoprotein (a) için dilimter arasmda anlamlı fark yoktıt. Ayıca olguların tümü, konrol grubunda saptanan homosistein ve lipoprotein ( a) düzeylerinin %90 persanriline göre aynldtğmda, listünde kalanlarda homosis/einin hem tek değişkenli hem de çok değişkenli analizde (p=0.01, OR 1.87%95 Cl1.34-2.75) Ml için anlamlı bağmıs t z riskfaktörü olduğu saptandi. Lipoprotein (a)'nm, lıonıosistein in miyokard infarktiisiindeki risk oramm arttnet etkisi de yokttt. Ku·k beş yaş altmda infarktüs için en ciddi bağtmSIZ risk faktörleri sigara içiciliği (p=0.0004) ile total kolesterol/HDL oram (p=0.01) idi. Sigara içenlerde homosistein düzeyi içmeyeniere göre dalıa yüksekti (p=0.004). Sonuç olarak 45 yaş altmda plazma homosistein yüksekliğinin miyokard infarktüsii için önemli bir bağımst z riskfaktörü olabileceğ i kamsına vanld1. Lipoprotein (a) yüksekfiğinin ise bu grupta miyokard infarktüsü için bağımst z bir risk oluşturmadıği ve lıomosisteinin etkisini artmct bir özelliğ inin olmayabileceği saptandi.
Although the effects of elevation of homocysteine and lipoprotein (a) in plasma have widely been investigated recently as a risk factor in coronary artery disease, the resuts of the studies and meta analyses are stili controversial. To that end, we investigated the significance of homocystein and Iipoprotein (a) levels as risk factors as well on their interaction, in a group of 92 patients with to acute myocardial infaretion and a group of 30 controls, all among 45 years-old. Although plasma homocystein levels were significantly higher in patients who sustained a to myocardial infaretion compared to the control group [geometric mean 12.4 ı.ımol/L (%95 CI 10.9-13.9 ı.ımol/L) and 10.0 (mol/L (%95 CI 5. 1-14.9 ı.ımol/L)], Lp(a) levels were similar in both groups. When homocystein and lipoprotein levels were divided in to quartiles, MI risk was significantly increased (OR 1.54) in the fourth quartile of homocystein. There was no significant difference between quartiles of Iipoprotein (a). When all subjects were separated according to the 90'" percentile of homocystein and lipoprotein (a) of the control group, patients with values above this percentile fo r homocystein had a significantly independent risk for MI in both univariate and multivariate analysis (p=O.Ol, OR 1.87 %95 CI 1.34- 2.75). Moreover lipoprotein (a) had no potential effect on the risk potential of homocystein. The strongest independent risk factors in subjects under 45 years-old were smoking (p=0,0004) and total cholesteroi/HDL-C ratio (p=O.O 1 ). Homocystein levels were higher in smokers compared to nonsmokers (p=0.004). lt was, there fore concluded that an increased level of plasma homocystein was a significant independent risk factor for myocardial infaretion in those under 45 years-old, where as elevated lipoprotein(a) level was not.

9.
Tipik Atriyal Flatter Radyofrekans Ablasyonunda Uzun Uç Elektrotlu Kateter ile Standart Kateterlerin Karşılaştırılması
Comparison of Long-tip Electrode Catheter and Standard Catheter for Radiofrequency Ablation of Typical Atrial Flutter
Enis OĞUZ, Ahmet AKYOL, İzzet ERDİNLER, Kadir GÜRKAN, F. Tanju ULUFER
Sayfalar 445 - 449
Triküspid annulusu ve vena kava inferior arasında çizgisel radyofrekans kateter ablasyonu tipik atriyal fiatterin tedavisinde etkili ve güvenilir bir yöntemdir. Bu çalışma , standart abiasyon kateterierine (4 mm uç/u) göre daha büyük ve derin abiasyon lezyonu meydana getirebilen uzun uçtu kateterlerin tipik atJ·iyal fiatter çizgisel ablasyonunda daha etkili olup olmadığını araştırmak için plan/ andı. Ardışık 21 hastada toplam 24 abiasyon girişim i (ll'i 4 mm uçtu, 13'ü 8 mm uç/u kateter ile) uygulandı. Kısa uçtu kateter kullamlanlarla karşılaştırıldığmda uzun uç/u kateter kullamlanlarda ortalama işlem sılresi (78 ± 40141 ± 40 dak, p=0,002 ), skopi zamanı (47 ± 271 18 ± 5 dak, p=0,0006) daha kısa; uygulanan abiasyon sayısı (9 ± 4,1 15,7 ± 4,1, p=0,0003) daha az ve erken dönem başarı oranı (%73 1 %92, p=0,05) daha yüksekti. Ortalama 12 ± 6 aylık takip süresinde 4 mm uçtu kateter kulanılan hastaların %25'inde, 8 mm uçtu kateter kullamlan/arın %8'inde nüks gözlendi. Uzun dönem başarı oram büyük uç/u kateter kullanılanlarda anlamlı olarak daha yüksekti (%54 1 %84, p=0,03). Bu bulgular tipik atriya/ flallerin çizgisel radyofrekans kateter abiasyonundu uzun uçtu kateter kullanılmasının standart kateteriere göre daha etkili, işlem süresini ve radyasyona maruz kalma süresini kısaltan bir yaklaşım olduğunu göstermektedir .. Analıtar kelime/er:
Although the effects of elevation of homocysteine and lipoprotein (a) in plasma have widely been Türk Kardiyol Dem Arş 2001; 29: 396-399 investigated recently as a risk factor in coronary artery disease, the resuts of the studies and meta analyses are stili controversial. To that end, we investigated the significance of homocystein and Iipoprotein (a) levels as risk factors as well on their interaction, in a group of 92 patients with to acute myocardial infaretion and a group of 30 controls, all among 45 years-old. Although plasma homocystein levels were significantly higher in patients who sustained a to myocardial infaretion compared to the control group [geometric mean 12.4 ı.ımol/L (%95 CI 10.9-13.9 ı.ımol/L) and 10.0 (mol/L (%95 CI 5. 1-14.9 ı.ımol/L)], Lp(a) levels were similar in both groups. When homocystein and lipoprotein levels were divided in to quartiles, MI risk was significantly increased (OR 1.54) in the fourth quartile of homocystein. There was no significant difference between quartiles of Iipoprotein (a). When all subjects were separated according to the 90'" percentile of homocystein and lipoprotein (a) of the control group, patients with values above this percentile fo r homocystein had a significantly independent risk for MI in both univariate and multivariate analysis (p=O.Ol, OR 1.87 %95 CI 1.34- 2.75). Moreover lipoprotein (a) had no potential effect on the risk potential of homocystein. The strongest independent risk factors in subjects under 45 years-old were smoking (p=0,0004) and total cholesteroi/HDL-C ratio (p=O.O 1 ). Homocystein levels were higher in smokers compared to nonsmokers (p=0.004). lt was, there fore concluded that an increased level of plasma homocystein was a significant independent risk factor for myocardial infaretion in those under 45 years-old, where as elevated lipoprotein(a) level was not.

10.
Siyam İkizlerinde Kardiyak Anomaliler
Cardiac Malformations in Siamese Twins
Türkan Tansel ELMACI, Fehmi YAZICIOĞLU
Sayfalar 450 - 455
Siyam ikizleri, klinisyenler ve araştırmacılar açısmdan bir "zor" olarak ilgi gören, çok nadir ve en ilginç yenidoğan anamalilerden biridir. Etyolojisi bilinmemekle birlikte, iki temel teori; fizyon ve füzyon sorumlu tutulmaktadır. Siyam ikizleri birleşim yerleri ve paylaştık/arı organlar açısından biiyük değişkenlik gösterirler. Bu vakalarda antenafal tam uygun obstetrik ve perinatal yaklaşımın önceden planlanmas ı için gereklidir. Bu makalede antenata/ olarak tanımlanmış iki siyam ikizi vakasmdaki kardiak malformasyonlar sunula caktır. Nadir olmalan nedeniyle etyolojisi henüz tam olarak aydın/atıimam ış olan bu vakaIann tammlanması1ıuı. embryolojik çalışmalara katkı yanında obstetrik ve cerrahi deneyimlere yardımcı olacağım inamyoruz.
The linear radiofrequency catheter ablation between tricuspid annulus and vena cava inferior is an effective and safe method for the treatment of typical atrial flutter. The present study was planned to assess whether the Iong-tip e lectrode ablation catheter, which can allow the creation of larger and deeper ablation lesions the than standard catheter (4- mm tip electrode), is more effective for linear ablation of typical atriaJ flutter. A total of 24 ablation procedures (4-mm tip in l l patients, 8-mm tip in 13 patientS')' were performed to 21 consecutive patients. The mean procedure- (78 ± 40 1 41 ± 40 min, p=0.002) and fluoroscopy-durations (47 ± 27 1 18 ± 5 min, p=0.0006) were shorter; the mean numbers of energy applications (9 ± 4.1 1 5.7 ± 4.1, p=0.0003) were lower; acute success rate (73% 1 92%, p=0.05) was higher with long tip e1ectrod.e catheters as compared with the standard catheter. The recurrence rate was 25% with 4-mm tip electrode catheter while it was 8% with 8-mm-tip electrode catheter during the mean follow-up period (12 ± 6 months). Furthermore, chronic success rate was higher with long tip electrode catheter (54% 1 84%, p=0.03). These findings demonstrate that long tip electrode catheter (8-mm) is more effective than the standard catheter ( 4-mm), and it reduces the procedureduration and exposure to radiation for linear catheter ablation of typical atrial flutter. Key words:

DIĞER YAZILAR
11.
Prof. Dr. Güngör Ertem'in Anısına
In memory of Prof. Dr. Güngör Ertem

Sayfa 456
Makale Özeti | Tam Metin PDF

© copyright 2019 TKD Arşivi
LookUs & Online Makale