TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ ARŞİVİ - Turk Kardiyol Dern Ars: 29 (6)
Cilt: 29  Sayı: 6 - Haziran 2001
1.
İngilizce Özetler
Summaries of Articles

Sayfalar 330 - 333
Makale Özeti | Tam Metin PDF

2.
Total Kolesterol/HDL-kolesterol Oranı Koroner Hastalığın En İyi Lipid Öngördürücüsü: Trigliserid Ortalama Düzeyimiz Yılda 1 mg Yükselme Gösteriyor
Total Cholesterol/HDL-cholesterol Ratio Best Lipid Predictor of Coronary Disease in Turkish Adults: Mean Triglyceride Levels Rise by 1 mg/dl Per Year
Altan ONAT, Beytullah YILDIRIM, Burak ERER, Ömer BAŞAR, Ali ÇETİNKAYA, Köksal CEYHAN, Ömer UYSAL, İbrahim KELEŞ, Vedat SANSOY
Sayfalar 334 - 343
TEKHARF Çalışması orijinal kahortunun 10 yıl sonraki izlenmesinde 1862 kişide (ortalama yaş 50.6±14) Reflotron cihazı ile ölçülen plazma lipid fraksiyonlanndaki değişimler cinsiyet ve yaş gruplan katmanlamasiyle değerlendirildi. Ayrıca eski ve yeni koh01·tta (2416 katıhmcıda) serum lipoprotein ve apolipoprotein (apo) Al ve B belirlendi ve bir bölümünde validasyon referans laboratuvarında yapıldı. Standart nüfuslu 30-79 yaşındakilerde ortalama TK düzeyleri erkek ve kadında 180.2 ve 186.8 mg ldl, on yıl ön cekine göre anlamlı fark sergilemedi. Buna karşılık ortalama Trg değerlerinin erkekle 4 mg! d/, kadında 13 mg! d/ arttığına dikkat çekildi. Apo B/apo Al oranının erkek ve kadınlarda ortalama 0.92 ve 0.82 bulunması, KKH riski açısmdan olumsuz sayıldı. Eldeki verilere dayanarak ülkede lipid düşürücü ilaç kullananlar 800 bin dolaymda tahmin edildi ve uygu lamanın sekonder değil, primer korunma ağırlıklı olduğu sonucu çıkarı/dt. Plazma trigliseridleriyle hem apo B, hem de (ters yönde) HDL-kolesterol arasında birer güçlü korelasyon gözlemfendi. 1990 yılındaki "sağlıklı" popülasyonun 10 yıllık izlenmesinde meydana gelen koroner kökenli ölümler ile KKH'dan oluşan bileşik hedef noktası için öngörü, ll risk etmeninin dahil olduğu bir lojistik regresyon modelinde incelendi. Her iki cinsiyette de TKIHDL-Koram tek bağımsız lipid risk faktörü, odds oranı da 1.295 saptandı . Oramn örneğin 4 yerine 6 olmasi, fatal ve fatal olmayan koroner olay ihtimalini %68 yükselttiğini ifade ediyordu. Sonuç olarak, 10 yıllık izleme ve yaş-standardizasyonlu ekstrapolasyonda, ye tişkinlerimizin plazma trigliserid düzeyinde her yıl yaklaşık 1 mg/d/'lik yükselme meydana gelmektedir. Prospektif değerlendirme sonunda, gelecekteki koroner ölüm ve olayları öngörme hususunda TKIHDL-K orammn, tek anlamlı bağımsız lipid değişkeni olduğu yargısma varılmıştır. Erişkinterimizin risk değerlendirilm esinde bu parametrenin özellikle dikkate almmasımn klinik yararı olacağı kanısmdayız.
In a I O-year follow-up of the original co h ort of the Turkish Adult Risk Factor Study, plasma lipids were determined by the e n zyınat ic method with a Reflotron apparatus in 1862 subjects (mean age 50.6 ±14), and trends were studied after stratifying for sex and age groups. In addition, serum Iipoproteins and apolipoproteins AI and B were determined in 2416 participants comprising the original and new cohorts, the latter by (Behring) turbidimetry. Randam plasma samples were validated in a reference Jaboratory. Af ter age-standardization, mean concentrations of total cholesterol (TC) were not significantly changed in the ı 990s whereas those of triglyceride rose by 4 and 12.8 mg/dJ in men and women, respectively. The presence of high ratios of apo B/apo AI (0.92 and 0.82) in men and women represented an adverse setting of coronary risk. Data of the survey allawed to estimate the presence of 800.000 Turks in whom lipid-towering drugs were being adınİnistered - mostly not in secondary but primary prevention. Strong correlations were noted in univariare analysis between triglycerides and apo B and (inversely) HDL-cholesterol levels in both genders. Among the apparently healthy population at baseline, TC/HDLC ratio proved to be the only significant independent predictor of future fatal and nonfatal coronary heart disease, in a logistic regression model comprising ll risk parameters. Relative risk of 1.295 signified an associated 68% excess coronary risk between a ratio of - for example - 4 and 6. In conclusion, over the past 10 years, an annual increase by 1 mg/dl in plasma triglyceride levels constituted the principal change in plasma lipids among Turks. A prospective evaluation for the prediction of fatal and nonfatal CHD, showed the TC/HDL-C ratio to be the best independent lipid marker which thus should draw special consideration in the risk assessment of Turkish adults.

3.
Prospektif İncelemede Koroner Mortalitenin En İyi Belirleyicisi Kan Basıncı Yetişkinlerimizde 10 yılda Ortalama 5/3 mmHg'dan Fazla Arttı
Blood Pressure, on Prospective Analysis the Best Predictor of Coronary Mortality in Turkish Adults, Rose by a Mean of Over 5/3 mmHg in the Past 10 Years
Altan ONAT, Ömer BAŞAR, İbrahim KELEŞ, Vedat SANSOY, Burak ERER, Beytullah YILDIRIM, Ali ÇETİNKAYA, Köksal CEYHAN, Ömer UYSAL
Sayfalar 344 - 353
TEKHARF Çalişmasi orijinal kohortwwn biiyük bir böliimiiniin 10 y1l sonra yeniden izlendiği taranıada 1895 kişi (ortalama yaş 50.6 ±14) kan basmcmdaki değişimler açiSindan cinsiyet ve yaş gruplan katmanlamasiyle değerlendirildi. Türkiye genelinde 10 yilda - yaşianmadan anndinlmak suretiyle - ortalama sisto/ik ve diyastolik basmçlarm erkekle +4.41+2.7 mmHg, kadmda +6.41+4.2 mmHg yükseldiği anlaş i lcb. Eski ve yeni kohortu içeren 2455 kalllmı cida antihipertansif ilaç kullanan ya da ( 140 ve/veya ~90 mmHg üzerindeki hipertansiyon preva/aıı s1 erkeklerde %40, kadınlarda %51.6 bulundu. Buna göre halen 5 milyon Türk erkeği ile 6.5 milyon kaduunda hafif ya da daha şiddetli hipertansiyon bulunduğu tahmin edildi. Halkimizcia kan basmcı yüksek olan fert/erin %45'inintansiyon ilac1 kulla nd1ğ1 ve b unların %42 'sinin tansiyommun ya normal Sinırlarda ya da hafif hipertansiyon düzeyinde tu tu/abildiği, böylece ülkemizde antihipertansif ilaç uygu/ amasuun giderek yaygm/ik ve etkinlik kazandiğ i öne süriilebilir. Sisto/ik ve diyastolik basmç, çeşitli risk parametreleri arasmda, en giiçlii bağm11y1 her iki cinsiyelle de bel çevresi ile, sonra da viicıa ağirli ğ iyla göstermekteydi. 1990 yilmdaki "sağlik/i" popii/asyanun 10 yillik izlenmesinde yeni gelişe n fatal veya fatal olmayan koroner kalp hastalığı (KKH) için öngörii lojistik regresyon modelinde incelendiğinde, sisro/ik KB 'nın nonfatal koroner olaylar için yalmz erkeklerde ve SI/1/rda anlamlı bir rol oynadiğ i , ama koroner mortalitenin en iyi öngördüriiciisii olduğu, /0 mmHg farkm martaliteyi her iki cinsiyelle %59 arllrdiğ i saptandi. Koroner morbidite için diyasto/ik KB sadece kadm/ arda snurda anlam taŞidi. Sisrolodiyasrolik bas1nç {arku11n ve düş ük eliyasto/ik basmcm halkmuzcia koroner olayları hiç değilse erkeklerde öng ördiirdiiğ ii iizerinde ilk kez c/uru/du.
In a 1 O-year follow-up of the co h ort of the Turkish Adult Risk Factor Study, blood pressure (BP) was measured in 1895 subjects (mean age 50.6 ±14), and trends were studied after stratifying for sex and age groups. Criteria for the diagnosis of coronary heart disease (CHD) and death from CHD canformed to those previously described. When age was kept constant, overall net mean BP of the sample population rose by 4.4/2.7 mmHg in men and 6.4/4.2 mmHg in women over 10 years. The prevalence of hypertension, defined as being on antihypertensive medication, or displaying a blood pressuı·e ~ 140 and/or ~90 mmHg, in the total cohort of 2455 participants, was 40% in men and 51.6% in women, indicating the existence of 11.5 million hypertensive Turkish adults. Forty-five % of them were estimated to be under drug treatment and that hypertension control was achieved only in 42% of themas defined by keeping BP at normal or mildly hypertensive !eve! s. Waist circumference again had the strongest correlation between systolic or diastolic pressure in both genders, followed by body weight. Logistic regression analysis for death from CHD ata lO-year follow-up among participants free of CHD at baseline revealed systolic BP to be significant independent predictor in both genders such that each inerement of 10 mmHg was associated with 59% excess coronary mortality. For nonfatal CHD, systolic BP had an independent impact only in men and at borderline significance, and diastolic BP carried a borderline significance solely in women. A high pulse pressure or a low diastolic pressure were shown for the first time among Turks to predict coronary events, at least in men.

4.
Doksorubisine Bağlı Kardiyomiyopatinin Saptanmasında Düzeltilmiş QT İntervali Takibi: Deneysel Bir Çalışma
Follow-up of Corrected QT Interval in the Detection of Doxorubicin Cardiomyopathy: an Experimental Study
Cem BARÇIN, Mükerrem SAFALI, Sedat KÖSE, Hürkan KURŞAKLIOĞLU, Kürşat ERİNÇ, Ersoy IŞIK, Ertan DEMİRTAŞ
Sayfalar 354 - 359
Antrasiklin grubu antineoplastik bir ilaç olan daksorubisinin kullammım kısa/ayan en önemli yan etki doza bağlı ortaya çıkan kronik kardiyomiyopatidir. Doksorııbisin uygulanan hastalarda kareliyak etkilenmenin henüz subklinik evrelerde saptanması tedavinin kesilmesi açısmdan çok önemlidir. Bu deneysel çalışmada doksorubisine bağlı kardiyomiyopatinin erken dönemde saptanmasında düzeltilmiş QT intervali (QTcl) takibinin değer i in ce lenmiştir . Bu amaçla 24 adet erkek Yeni Zelanda tavşam iki gruba ayrılmış, A grubwıa (n=l2) haftada bir kez 2mglkg dozunda ve toplam 10 hafra olmak üzere inrravenöz doksorubisin, B grubuna ise aynı yolla ve aynı miktarda %0.9 NaCl uygulanmıştır. Çalışma sırasmda iki haftada bir elektrokardiyogram almmış ve ekstremile derivasyonlarmdan QTd (QTd=QT intervali 1 (RR mesafesi)112) değerleri hesaplanmıştır. Ayrıca tüm denekierin kalpleri histopatolojik olarak ince lenmiş ve etkilenmenin derecesine göre O ile 4 arasmda skorlama yapılmıştır. Buna göre histopatolojik skor A grubundaki denekierin birinele 3, diğer onbirinde 4, B grubundaki denekierin ise tümünde O olarak sap tanmıştır. Her iki grubun bazal QTd (QTO) ile çalı şma sonundaki QTd (QT5) değerleri karşı laşrtrtldığmda, bunlar sırasıyla A grubunda 248.5±17.7 msn. ve 298.8±13.7 msn.(p:0.0/2), ve B grubunda 243.8±17.6 ve 245.4±17.8 msn. (p>0.05) olarak bulunmuşru r. A yrı ca A grubundaki bu fark bazal değerle karşılaştırıldığmda çalışma mn dördüncü haftası sonunda (262.3±17.9) anlamlı hale gelmiştir (p<0.05). Sonuç olarak QTd değerlerindeki uzama doksorubisin kullanan hastalarda subklinik km·diyomiyopatinin saptanmasında kullanılabilecek kolay, ucuz, tekrarlanabilir bir yöntemdir.
Coınprehensive ca rdiac eval uations are recoınınended for all doxorubicin-treated patients to detect subclinical cardiac failure. In this study we exaınined the prolongation of con-ected QT interval (QTc) in doxorubicin treated rabbits. Male New Zealand rabbits (n=24) were randomised into two groups. Group A (n=l2) was given doxorubicin (2ıng/kg once a week) and Group B (n=l2) was given saline during 10 weeks. QTc intervals were ıneas ured in every two weeks from ex tre ınity leads for each aniınaL At the end of the study cardiac saınples were examined histologically and each animal was given a histopathological score between O and 4 according to degree of cardiomyopathy. Histopathological scores were 3 for one rabbit and 4 for the remaining 1 1 rabbits in Group A and were O for all the rabbits in Group B. QTc intervals at the beginn ing and at the end of the study were 248.5± 17 .7 msec. and 298.8±13.7 msec. consecutively (p=0.012) in Group A, 243.8±17.6 msec. and 245.4±17.8 msec. consecutively (p>0.05) in Group B. Prolongation of QTc was statistically significant at the end of the 4th week (262.3±17.9 msec.) when compared with the basa! value in Group A (p<.05). As a result, prolongation of QTc, a measure of myocardial repolarization may reflect injury to myocardial cells and is an easy and inexpensive method that can be used in the detection of subclinical cardiomyopathy in doxorubicin treated patients.

5.
DİABETES MELLİTÜS'ÜN KORONER KOLLETERAL DAMARLAR ÜZERİNE ETKİSİ
Effect of Diabetes Mellitus on Coronary Collateral Vessels
Yılmaz NİŞANCI, Murat SEZER, Berrin UMMAN, Ercüment YILMAZ, Sabahattin UMMAN, Önal ÖZSARUHAN
Sayfalar 360 - 363
Normal ile stenotik vasküler bölgeler arası basmç gradienti kollateral gelişiminde en önemli faktördür. İskemik kalp hastalarmdaki bireysel farklılıklardan sorımı/u olan faktörler net olarak bilinmemektedir. Aym şekilde diabetes mellitusım (DM) kollateral gelişimi üzerine olan erkiside net değildir. Koroner anjiyografi kollateral sirkii/asyonu değerlendirmede en sı k kullanılan metod olmakla birlikte kollateral/erin çoğu nluğunun intranıural olmas ı ve anjiyografik olarak görülemeyecek derecede olabilmeleri sebebiyle yetersiz kalabilir. İntrakoroner basmç ölçümleri kollateral sirkulasyonwı kantitatif ve kesin tayi·ninde kullanılan bir tetkik yöntemidir. Biz bu çalışmada iskemik kalp hastalarında DM'ım koroner kollateral gelişimi üzerine olan etkisini intrakoroner basmç ölçümleri yoluyla araştırdık. Çalışmaya iskemik kalp hastalığı olan ve iskemik semptomları enaz bir noninvazif te tki k ile ispat edilerek kateter la boratuarına refere edilen, anjiyografisinde tek damar hastalığı olan ve bu damarına PTCA ve/veya stent implantasyonu yapılan 40 hasta dahil edildi (20 diabetik). Koroner anjiyografiyi takiben fiberoptik basmç ölçer tel dilale edilecek olan darfığlll distaline yerleştirildi. Aynı tel anjiyoplasti kateteri için de kı./avuz olarak kullanıldı. Balon ile tam oklüzyon sağ landığı anda distalden alman basınç koroner tıkalı basmcı (KTB) olarak kaydedildi. Daha değerli bir parametre olarak kollateral akım indeksi (KA/) simu/tane olarak kaydedilen KTB'nin ortalama aortik basınca (AB) oranlanması ile belirlendi (KAl= KTBIAB). Basınç ölçünı/eri 20 diabetik ve 20 nondiabetik hastada yap ıldı. Ortalama KTB diabetik grupta 18.1 ± 8.6 mmHg ve nondiyabetik grupta 26.8 ± 9.6 mmHg olarak tespit edildi ve bu farklılık istatistiki olarak anlamlıydı (p<0.05 ). Ay m şekilde ortalama KA/ değeri diyabet ik grupta anlamlı ölçüde düşük bulundu (diyabetik grupta KA!: 0.17 ± 0.08, nondiyabetik grupta KA/ : 0.25 ± 0.09, P<0.05) Bu çalışma diyabetik hastalarda koroner kollateral gelişimin nondiyabetik/ere göre anlamlı derecede az olduğ unu göstermiştir.
Although the pressure gradient between the normal and stenotic vascular regions is known to be most important factor for collateral vessel development, factors which are responsible for vari ations among patients with ischemic heart disease are not well known. Likewise, it is stili not clear whether diabetes mellitus (DM) has any effect on coronary collateral development. Coronary angiography, the most commonly used technique for studying collateral ci rculation, may not be accu rate in assessing col lateral c irculation because most collaterals are situated intramurally or too smail to visualize angiographically. Intracoronary pressuı·e ınea sureınent is a new technique to provide accurate and quantitative in formation about the collateral circulation. We therefore sought the effects of DM on coronary collateral vessels in patients with CAD by using intracoronary pressure ıneasureınent technique. Methods: Study population consisted of 40 patients (20 diabetic) with chronic ischeıni c heart disease referred to angiography laboratory due to their ischemic syınptoıns verifed prev iously with at least one non- invasive test. All of the patients had singlevessel disease with more than 70% narrowing and underwent PTCA and/or s tent iınplantation procedure for this vesseİ. After angiography, fibereptic pressure ınonitoring guide-wire (Pressure wireRadi) was advanced to the stenosis to be dilated. The same wire was used as guide wire for angioplasty catheter. During coınplete occlusion with balloon inflation, distal pressure was recorded as coronary wedge pressure (CWP). As a more va luable p ara ın ete r , collateral flow index (CFI) was determined by the ratio of siınultaneously ıneasured CWP (mmHg) to aortic pressure (Pa, mmHg, obtained from the guiding catheter) (CFI: CWP/Pa). Results: Pressure measurements were performed on 20 diabetic and 20 non-diabctic patients. The mean value of CWP was I 8. 1 ± 8.6 mmHg in the diabetic group and 26.8 ± 9.6 mmHg in the non-diabctic group (p<0.05). The ınean value of CFI was also significantly higher in the non-diabctic group (0.1 7 ± 0.08 in diabetic group and 0.25 + 0.09 in nondiabctic group, p<0.05) In conclusion, it was deınons trated that coronary collateral vessel development is impaired in diabetic patients compared with nondiabetic patients.

6.
EuroSCORE (European System for Cardiac Operative Risk Evaluation) Risk Skorlama Sistemi Gerçekçi mi?
EuroSCORE (European System for Cardiac Operative Risk Evaluation): Is it realistic?
Hasan KARABULUT, Fevzi TORAMAN, Sinan DAĞDELEN, Gerçek ÇAMUR, Cem ALHAN
Sayfalar 364 - 367
Çalışmanın amacı EuroSCORE skorlama sisteminin kliniğimiz şartlan için uygunluğun u araştırmakttr. Mart 1999- Ey/ü/ 2000 tarihleri arasmda kardiyopulmoner baypas kullamlarak ameliyat edilen 625 ardtştk hasta prospektij olarak skorlanarak ça !t şma gmbu oluşturuldu . Tüm olgular için ortalama yaş(± SD) 58.6 ± 10.8 ( 14-89 araltğmda) iken olgularm %28.5'i kadmdt. Yaygm bazt risk faktörlerinin dağıltmt şu şekildeydi: diabet %17.6, hipertansiyon 38.7, periferik arter hastaltğt %5.9, kronik böbrek yetmez liği %1.7, kronik obs fl·üktif akciğer hastaltğ t %8.2, geçirilmiş kalp cerrahisi %2.7, sol ventrikiil sisto/ik fonksiyon lamıda bozulma (ejeksiyon fraksiyonu < 0.50) %35.7, non-elektif operasyon %4.3. EuroSCORE'da hastalar 2 veya daha az puan alnuşlarsa diişiik risk gmbu, 3- 5 puan almtşlarsa orta risk grubu, 6 puan ve üzerinde skor almtşlarsa yüksek risk grubu olarak değerlendirildi. Herbir risk grubt.t için. beklenen ve gerçekleşen mortalite oranları hesaplandt. Beklenilen ve gerçekleşen mortalite değerlerin e bakttğt mtz zaman, düşük risk grubunu oluşt uran 253 hastamtzdaki beklenen mortalite ora111 1.2 ±0.8 iken gerçekleşen mortalite O olarak bulundu. Orta risk grubunu oluşturan 249 hastanmda beklenen mortalite ora111 3.9 ± 0.8 iken gerçekleşen mortalite 0.8 ± 0.9 olarak bulundu. Yüksek risk grubunu oluşturan 123 olgumuzda ise beklenen mortalite oranı 8.4 ± 3.2 iken gerçekleşen mortalite 3.2 ± 0.2 olarak saptandt. Hasralann tümüne baktldtğ ında beklenen ölüm oram 3.7 ± 3 .1 iken gerçekleşen ölüm oranı %0.96±9.8 (61625) olarak tespit edildi. %95 Cl değerlerine baktldtğmda biirün risk gruplannda ve toplamda beklenen ve gerçekleşen mortalite değerlerinin örtiişmediğ i gözlenmiştir. İlk izlenimlerimiz EuroSCORE sisteminin son derece kolay ve kliniğimiz için uygulanabilir olduğ u dur. Bizim bulgulanmtza göre EuroSCORE beklenen mortalite oramm yüksek göstermektedir. Ancak, çok merkezli ça lışmalarla olgu say ısmm arttırıla bitmesiyle sistemin geçerliliğinin daha iyi değerlendirilebi/eceğ i kanısındayız.
It was the purpose of our study to assess the validity of EuroSCORE in our patient population. Between March 1999 and September 2000, information on risk factors and mortality was collected for 625 consecutive adult patients undergoing heart surgery with cardiopulmonary bypass. EuroSCORE was used for risk stratification. Mean age ± standard deviation was 58.6 ± 10.8 and 28.5% of the patients were female. The ineidence of common risk factors were as follows: diabetes mellitus (17 .6%), hypertension (38.7%), chronic airway disease (8.2%), recent myocardial infaretion (3 1.4% ), chronic renal failure ( 1.7%), extracardiac arteriopathy (5.9%), reduced left ventricular ejection fraction (35.7%), previous cardiac surgery (2.7%), and non-elective operation (4.3%). Regarding epidemiology, isolated CABG accounted for 82% of adult cardiac surgery. The patients with 2 or Jess points were allocated to low risk group, with 3 to 5 points to moderate risk group, and with 6 or more to high risk group. Expected and observed mortality rates for each group were obtained. Expected and observed mortality rates for low (n = 253), moderate (n = 249), and high risk (n = 123) groups were, 1.2 ±0.8 vs O; 3.9 ± 0.8 vs 0.8 ± 0.9;_ and 8.4 ± 3.2 vs 3.2 ± 0.2, respectively. Overall, the expected and observed mortality rates were 3.7 ± 3.1 vs 0.96±9.8. There was no overlap between the 95% cofidence intervals of observed and expected mortality in all three groups (p

EDITORYAL YORUM
7.
Ülkemizde Kalp Cerrahisi Riski EuroSCORE ile Belirlenebilir mi?
Is Cardiac Surgery Risk Determined with EuroSCORE in our Country
Oğuz TAŞDEMİR
Sayfa 368
Makale Özeti | Tam Metin PDF

DERLEME
8.
Hassas Aterosklerotik Plak
Vulnerable Atherosclerotic Plaque
Güneş AKGÜN
Sayfalar 369 - 372
Aklll koroner sendromlarm (AKS) fizyopatolojisinde plağı n hiiyiiklii,~ü ve darlık derecesinden ziyade plağm yapısı- hassas plak özel liği önemlidir. Plaktaki artmış inflamatuar aktivite plağı yırtılmaya dayanıksız- hassas hale getirmektedir. Hassas plak özellikleri: 1 -Büyiik bir lipid havuzu vardır ve lipid havuzu tüm plak hacminin en aşağı %50'sini kaplanıaktadır. 2-Kollagen içeriği azalmış ince fibröz bir kapsül vardır. 3-Plakta fazla miktarda monos itlnı akrofaj, lenfasit ve ması hücreleri vardı r. 4-Az sayıda diiz kas lıücresi vardır . 5-Doku faktörü miktan fazladır. inflamafuar hücreler (makrofajlar) salgıladıklan metalloproteinazlarla fibröz kapsüldeki kollagen nıatriks yı kı nıuu arttmrlar. Makrofajlar ve lenfositler, düz kas lıiicreleri için sitotoksik sitokinler salgı larlar, makrofajlar aynca düz kas lıiicrelerin in a z alnıas r kollagen sentezini azaltır. İnce fibröz kapsüllii ve biiyük yumuşak lipid havuz/ u bu plaklar fokal mekanik stresiere dayamksız olduklarmdan kolayca yırtılırlar ve üzerlerinde gelişen tr9mbus ile kan. akımmda akut kısit/anma somıcu AKS'a neden olurlar. Aterosklerotik plaktaki inflamasyon nedeni nedir? i nflamasyana yol açan stimulusu oluşturan nedir? Halen, buııa neden olan esas mekanizma tam bilinmemektedir, ancak okside-LDL, oksidatif stressler, diişiik dereceli kronik enfeksiyonlar, otoimmün reaksiyonlar plak aktivasyonunda rol oynamaktadır. İnjlamasyonun, hassas plağm önemli bir özelliği olduğu anlaşı/dıktan sonra, inflamasyonwı sistemik göstergeleri üzerinde de yoğun çalışmalar baş/atılmıştır. Yüksek sensitif CRP gelecekteki akut koroner olaylan belirlemek yönünden önemli bulunmuştur.
In the pathophysiology of acute coronary syndrome (ACS) plaque vulnerability is much more iınportant than plaque size and stenosis severity. Plaque vulnerability is the consequence of inflammatory activity within the plaque. Rupture-prone vulnerable plaques are characterized by 1) a soft lipid core occupying at least 50% of the plaque v o l uın e, 2) a thin fibrous cap with reduced collagen content, 3) a high density of monocytes/macrophages , lyınphocytes, ınast cells, 4) low density of smooth muscle cells, 5) a high t issue facto1 content. Inflaınmatory cells (macrophages) produce specific metalloproteinases that degrade collagen within the fibrous cap. Macrophages and lyın phocytes also secrete cytokines that are cytotoxic for smooth muscle cells and activated macrophages can also induce smooth muscle cell apotos is by direct eel! contact. The result is a decrease in the number of smooth muscle cells and decreased collagen synthesis. The plaques with large soft lipid pool and a thin fibrous cap cannot resist local mechanical stresses and easily rupture with subsequent superimposed thrombosis and results in ACS. What causes inflammation in the atherosclerotic plaque? Where does the inflammatory stinıul us coıne from? At the present, the exact mechanism is not known; however, it is fair to state that oxidised LDL, oxidative stresses, low grade chronic infections and autoimmune respanses have a role in plaque activation. The evidence that in flaınmation is an essential feature of vulnerable plaque has !ed to intensive search for ischemic markers of plaque inflammation. High-sensitive -C reactive protein (hs CRP) has been found to have a strong correlation in the risk of a future acute cardiac event.

9.
Hassas Aterosklerotik Plakların Tanınması
Identification of Vulnerable Atherosclerotic Plaques
Hakan KÜLTÜRSAY
Sayfalar 373 - 378
Akut koroner sendromların temelinde genellikle duyarlı bir aterosklerotik plağm yırtrlnıasr yatnıaktadrr. Bu plak/ ann erken dönemde tanınması daha sonra gelişebilecek olan klinik olaylardan korunu/nıası bakınımc/an önemlidir. Duyarlr plaklarm tanrnmasrnda kullamlacak olan yöntenıler hem plağm artmış lipid içeriği, ince fibröz kapsülü, plakta inflanıall/var aktivite artrşr gibi intrellSek özellikleri ortaya koyabilme/i, Jıenı de plak gelişimine eğilim yaratan sistemik değişiklikleri gösterebilnıelidir. Bu bakrmdan, duyarlı p/ak/ann tamnmasmda kullamlan yöntemler 2 gruba aymlabilirler: l.Loka/ tanrm/ayıcı yöntemler 2.Sistenıik göstergeler. Lokal tanrmlayrcr yöntemlerin çoğu invaziv yöntemler olup bım/arm başmda intravasküler ultrasonografi ve koroner anjiyoskopi gelirler. Damardaki ka/sifıkasyon derecesini gösteren EBCT (E/ectron beam computeel tomography), plak yaprsuırn özelliklerini gösteren manyetik rezonans göriintüleme teknikleri ve damardaki inf/anıaluvar aktiviteye bağlı artmış ısı iiretimini gösteren termografik yöntenı /er diğer ümit veren yöntemlere/ir. Artmış ve devam etmekte olan inf/amaluvar aktiviteyi gösteren sistemik göstergeler arasında ise C-reaktif protein, senmı amiloid A, interleukin 6 düzeyleri, aktive protein- C rezistansı, c lı/amydia pneunıonia seropozitıfliği sayılabilir. Bu konudaki en iyi yaklaşım, lokal tamnılayıcı yöntemlerle elde edilen bilgilerin sistemik göstergeler ve risk faktörlerinin ışığı altında değerlendirilmeleri olacaktır.
The rupture of a vulnerable atherosclerotic plaque usually underlies acute coronary syndroınes. Early identification of such a plaque is essential for the prevention from subsequent elinical events. The methods for identifying vulnerable plaques should demonstrate both the intdnsic features- leading to rupture i.e. increased lipid content, thin fıbrous cap and increased inflammatory activity and, systemic tendeney for the plaque progression. Therefore, these methods for the detection of vulnerable plaques can be classified into two groups: l.Locally identifying methods, 2.Systeınic markers Türk Kardiyol Dem Arş 2001; 29: 330-333 Most of the locally identi fy ing methods are invasive. Intravascular ultrasound and coronary angioscopy are the leading methods. Electron beam computed tomography (EBCT) which calculates the vascular calcification score, magnetic resonance imaging (MRI) techniques which help in characterization of the plaque structure and thermographic methods d em a n s ır a tin g the increased vascular heat production due to i n fl a mın ato ry activity are other promising ın ethods. Systemic markers which reflect the increased and ongo ing inflaınmatory activity ineJude C-reactive protein, serum aın ilo id A, interleukin 6, activated protein C res istance and seropositivity for chlamydia pneumonia. The best approach should probably be the evaluation of the information obtained from locally identifying methods in the light of systemic markers and risk factors.

10.
Hassas Plağın Stabilizasyonu
Stabilization of Vulnerable Atherosclerotic Plaque
Tuğrul OKAY
Sayfalar 379 - 385
Akut koroner olaylara neden olan hassas bir aterosklerotik plağm yı rtı lmasım n engellenmesi ve/veya yırtılan plağın koroner bir olaya neden olmanıası için çeşitli yöntemler kullam/nıaktadır. Düzenli olarak egzersiz yapılması, stalin/erin (HMGCo-A redüktaz intibitörleri) kullanılması, sigara kullamnıı var ise bırakılması ve son yı llarda ön plana çı kan Ace inlıibitörlerinin kullamnıı bu yöntemlerden en belirgin öne çıkan/ardır. Bu derlemeele değişik yöntemlerden elde edilen veriler ve bunların mekanizması fizerinde durulmuştur.
Acute coronary syndromes results mainly from rupture of a vulnerable atherosclerotic plaque. Regular exercising, quit to smoke, lipid lowering agents, angiatensin converting enzyme inhibitors have been shown to reduce the ineidence of acute coronary syndromes presumably through plaque stablization. The evidence supporting plaque stablization by these agents and the mechanisms by which these agents stablize plaques are discussed in this rev iew.

OLGU
11.
Obstrüktif ve Nonobstrüktif Cor Triatriatum: İki Olgu Sunumu
Obstructive and Nonobstructive Cor Triatriatum: Report of Two Cases
Osman KÜÇÜKOSMANOĞLU, Nazan ÖZBARLAS, Sevcan ERDEM, Hafize YALINIZ, Orhan Kemal SALİH
Sayfalar 386 - 388
Cor triatriatum sol atriyumun membranöz bir yap ı ile iki odacığa ayrılması ile karakterizedir. Proksimal odacık pulmoner venlerle bağlant ılı iken distal odacı k mitral kapak yoluyla sol ventrikiil ile bağlan tılıdır. Odacıklar arasında ki a çıkfığ lll ge nişliği fizyolojik bozukluklarlll ve klinik semptonılarm ortaya ç ı kması nda temel belirleyicidir. Bu makalede değişik klinik özellikleri olan iki cor triatriatum olgusunu sunuyoruz. Birinci olgu hastanemize biiyiinıe gerifiğ i ve çarp11111 yakınmaları ile başvuran 7 yaşmda erkek hastadır. Ekokardiyografi ile hastada obstriiktif tipte izole cor triatriatunı göriildii. Kalp katete rizasyomı ile hastada pulmoner venöz ve pulmoner arteriyel hipertansiyon belirlendi. Sol atriyum içindeki membran cerrahi yömenı ile çıkarıldı. İkinci olgu kalp yetersizliği semp tomları ile başvu ran 1 yaşı nda bir erkek çoc uktıı. Ekokardiyografiele perimembranöz VSD ile birlikte sol atriyumu iki ayrı odacığa ayıran nonobstrüktif membranöz yapı göriildii. Kalp kateterizasyommda orta miktarda soldan sağa sani ve hafif pulmoner hipertansiyon saptan dı. Hastaya VSD kapat ılması ameliyatı yapıldı ve aynı seansta sol atriyum içindeki membran çıkm ·ı/dı. Her iki hasta ameliyat sonrasmda sorunsuz olarak izlenmektedir. Bu olgu sımumları cor triatriatunıda semptom yelpazesi oldukça geniş olduğunu göstermektedir.
Cor triatriatum is characterised with a membranous diaphragm which divides the left atrium into two chambers, the proximal chamber accepts the pulmonary veins and the distal one communicates with left ventricle via mitral valve. The size of the orifice between chambers is the main determinant of physiologic abnormalities and elinical syınptoms. Herein, we report two cases of cor triatriatuın . The first case was a 7-year-old boy who was admitted to our hospital with failure to thrive and palpitation. Echocardiography showed obstructive type of cor triat riatuın. Cardiac catheterization revealed elevated p ulın o n ary artery and pulmonary capillary wedge pressures. The meınbrane was removed surgically. The second case was a 1-year-old boy with syın pt oms of heart failure. Echocardiography showed perimembranous VSD and a nonobstructive membranous diaphragm which div ided the left atrium into two chambers. Cardiac catheterization revealed moderate left-to-right shunt and mild pulmonary hypertension. The patient underwent surgical procedure for VSD closure and even though it was not an obstructive one, the membrane of cor triatriatum was removed. Both patients are is well after operation. This report illustrates the wide symptoınato l ogy of cor triatriatum.

12.
PROKSiMAL SOL ÖN İNEN ARTER ANEVRİZMASININ STENT-GREFT İMPLANTASYONU İLE TEDAVİSİ: UZUN DÖNEMDE OLUMSUZ SONUÇ ALINAN BİR VAKA VAKA
Treatment of Proximal Left Anterior Descending Artery Aneurysm by Stent-graft Implantation: A Case Report with Adverse Long-term Outcome
Alpay SEZER, Aytaç ÖNCÜL, Ercüment YILMAZ, Mehmet MERİÇ
Sayfalar 389 - 392
Koroner arter anevrizmalarının koroner arteriere stentgreft yerleştiriferek giivenli ve hızlı bir şekilde tedavi edilebileceği bildirilmiştir. Ancak bu uygulanıayla ilgili olarak büyük hasta grup/cmnda elde edilmiş uzun dönem son u çları heniiz mevcut değildir. Bu makalede koroner artere/ e herhangi bir anlamlt darlık olmakstım anterior miyokard enfarktiisii ile açtğa çıkan bir sakkıller proksimal sol ön inen arter ane vriznıast olgusu takdim edilmiştir . Koroner arter anevrizması politetrafloroeti/en kaplı bir stent ile başarıyla kapatılmış, ancak işlemden iki ay sonra hastada anterior reenfarktiis meydana gelmiştir. Koroner anjiyograjide anevrizmamn tekrar ortaya ç ıknı adt ğt, ancak stentin proksimal kenarı nda sol ön inen arter ostiunıuna doğru uzanan ciddi derecede fokal bir daralmanın oluştuğu göriilnıüştiir. Bu nedenle hastaya koroner arter bypass cerrahisi uygulanmışflr . Hasta ameliyattan sonraki iiç aylık takipte asemptomariktir
Coronary stenting with stent-grafts have been reported to be a safe and quick treatment option for coronary artery aneurysms although long-term results in large patient groups are not available. We report a case of saccular aneurysm of proximal lefı anterior descending artery (LAD) associated with anterior myocardial infaretion in the absence of any significant stenosis. The aneurysm was successfully obliterated by using a polytetrafluoroethylene-coated coronary artery stent. However, the patient presented with anterior reinfarction two months after stent implantation. Coronary angiography demonstrated sustained occlusion of the coronary aneurysm and severe focal stenosis at the proximal edge of the stent, involving the ostium of LAD. The patient underwent coronary bypass surgery, and he is stili asymptomatic 3 months after the operation.

© copyright 2019 TKD Arşivi
LookUs & Online Makale