Turk Kardiyol Dern Ars: 29 (4)

Cilt: 29  Sayı: 4 - Nisan 2001

1.
İngilizce Özetler
Summaries of Articles

Sayfalar 198 - 201
Makale Özeti | Tam Metin PDF

2.
Effects of Soy Protein Diet on Endothelial Functions and Lipid Parameters
Aylin YILDIRIR, Lâle TOKGÖZOĞLU, Tülay ODUNCU, Aytekin OTO, İbrahim HAZNEDAROĞLU, Devrim AKINCI, Gülden KÖKSAL, Elif SADE, Şerafettin KİRAZLI, Sırrı KES
Sayfalar 202 - 207
Replacement of animal protein in the diet with soy protein is associated with decreased cholesterol levels. However, the effects of soy protein diet on endothelial function are not well known. The aim of the study was to investigate the effects of soy protein diet on plasma lipids and endothelial function parameters assessed by two different methods. Twenty hypercholesterolemic, non-smoker male patients (age 50± I 2) w ith a normal body mass index were inc luded. After calculating their daily requirements, a diet with 25-30% of energy from fats, 1 0-ı 2% from proteins and the rest from carbohydrates was instituted. Sixty percent of the animal source proteins of the diet were substituted by soy. The anthropometric measures, lipid parameters and endothelial functions of the subjects were assessed at baseline and 6 weeks after soy protein diet. Flow mediated endothelium dependent dilatation (EDD) and plasma thrombomodulin (TM) levels were evaluated as endothelial function parameters. Results: After diet plasma total cholesterol, lowdensity lipoprotein cholesterol, apolipoprotein B and triglyceride levels decreased significantly (p

3.
TEKHARF Çalışması Orijinal Kohortunun Framingham Risk Fonksiyonuna Göre Değerlendirilmesi: Halkımızın Mutlak Koroner Riskinin Yüksekliğine İlişkin Bir Ek Kanıt
Assessment of the Cohort of the Turkish Risk Factor Study with Framingham Risk Function: an Additional Indicator of the High Absolute Coronary Risk Among Turks
Altan ONAT, Ömer UYSAL, Gülay HERGENÇ
Sayfalar 208 - 214
TEKHARF 1990 taranıasi kahorlunda Fromingham risk fonksiyonunca öngörülen ve gözlemlenen KKH olay ve ölümlerinin karşılaştmlnıas1 bu çalışmada amaç/andı. Bu maksatla KKH tan/SI konu/mı bireyleri dişianmış "sağlıklı/ ar" arasmda 30 ila 74 yaşlannda olup prospektifbiçimde 10 yıl süreyle izlenen 1479 kalllmıc!da, öngörülen koroner risk ile meydana gelen 67 koroner ölüm ve 109 kişide yeni KKH taliiSI karş!laştmldı. Fatal veya fatal olmayan kalp krizini ve stabil angina olasıll,ijllu öngörmek üzere ha zırlanan Framinghanı risk skorlamasma uyumlu biçimde, veritabamnıızda her kalllımcımn başlıca risk faktörleri için teker teker puan verildi. Toplam puandan elde edilen bireysel risk yüzdesi hesaplandi. Sonuçta riskfonks iyonuna göre, toplam ölümcül veya ölüme siirüklenıeyen KKH ge lişmesi 110 kişide öngörülüyordu. Oysa, 10 yıll1k takipte 97 erkekle, 79 kodmda fatal ve nonfatal yeni koroner hastalık gelişmiş saythyordu. Şu halde, risk modelindekine kıyasla , beklenenden erkeklerde %40, kadınlarda %93 olmak üzere, toplanı kohortta %60 fazla koroner olay gözlem/enmişti . Franıinghanı risk skoru birbirine yaklll eşitlikte bireyi içeren dilimiere bölününce, bileşik koroner olaylarınonyıllık insidan sı ile Fromingham risk modeline göre beklenen risk yüzdesi her iki cinsiyelle düşük riskli dilimlerde birbirine çok yakın sonuç verdi. Ancak hafif ila yüksek riskli kategorilerde öngörülenden hayli daha fazla olay gelişmişti. Riski artmiŞ kategorilerde müşahede edilen koroner olayların fazlalıği , tam yöntemimiz/e ilgili linıitasyonlardan çok, bizde mutlak riski n Batılı popii/asyon/ardakinden fazla olması ve bunun Framinghanı modelince içeri/mediği tarzmda açıklanabilir. Mutlak riskin bizde yüksek oluşu için öne sürdüğiimüz hipotez, metabolik sendrom aracılığiyle kronik inf/anıasyanun diğer toplunı/ara kıyasla yetişkinlerim izdeki aterotronıbotik süreçte daha büyük rol oynad1ğ1 ve bu unsurun mutlak riskinıizi yükselttiği yolundadır.
This study aimed at comparing the observed coronary risk of the original cohort of the Turkish Adult Risk Factor Study with that predicted by the Framingham risk function. For this purpose, after exclusion of cases of coronary heart disease (CHD), 1479 apparently healthy participants of the cohort aged 30-74 years at baseline formed the study population who were followed up prospectively for 10 years. The predicted risk was contrasted with the observed 67 coronary deaths and ı 09 instances of newly developed CHD. Each partic ipant was given points for each risk factor comprised in the Framingham risk score which is devised for predicting fatal and nonfatal heart attacks and angina. Individual risk percentage was computed from the sum of points. According to the risk function, total fatal or nonfatal CHD was predicted in 1 1 O subjects whereas fatal or nonfatal CHD w as considered to have developed in 97 men and 79 women in the course of the ı O years. Thus, compared to that anticipated by the risk model, an excess of coronary events was observed by 60% in the total cohort (by 40% in men, and 93% in women). When 5 categories of almost equa l s izes were formed based on the Framingham ri sk score, the 1 Oyear ineidence of composite coronary events were virtually identical to that expected from the Framingham risk model in the two low-risk categories in both genders. However, in those with moderate and high ri sk, much more events had developed than predicted. The observed excess coronary events in categories with elevated risk was attributed to excess of the absol ute risk among Turks compared to Western populations which is not incorporated in the Framingham model, rather than to limitations related to our diagnostic methods. We hy poth es ized that the low-grade c hron ic inflammation mediated by the metabolic syndrome plays a greater role in the atherothrombotic process in Turkish adults than in many other populations and that this element raises our absolute coronary risk.

4.
Kronik Aort Yetersizliği Olan Hastalarda, Aort Kapak Replasmanının Aortik Fonksiyonlara Etkisi
Functions in Patients with Chronic Aortic Regurgitation
Sinan DAĞDELEN, Serdar SOYDİNÇ, Mehmet ERGELEN, Bengi YAYMACI, Nuri KURTOĞLU, Akın İZGİ, Cevat YAKUT, İsmet DİNDAR
Sayfalar 215 - 220
Kronik aort yetersiz liğinde sol ventrikül fonksiyonlarının ve aortik distensibilitenin bowlduğu iyi bilinmektedir. Aort distensibilitesindeki azalma, sol velllrikül fonksiyonlarındaki bozu/maya katkıda bulun maktadır. Fakat aort yetersizliği olan olgularda, aort kapak replasmammn aortikfonksiyonları nasıl etkilediği konusımcia bilgilerimiz sımr/ ıdır. Çalışmamıwı amacı, ileri aort ye tersizliği olan olgularda, aort kapak rep/asmamnın aortik fonksiyon/ara etkisini göstermektir. Metod: Bu amaçla ça lışmaya, kronik aort yetersizliği olan ve aort kapak replasmam gerektiren 13 olgu alınc!t (2 kadın, 11 erkek, yaş onalaması 36.8±6.2 yıl). Hastalara operasyondan bir gün önce ve 48 saat sonra standart transtorasik ekokardiyografi yapıldı. işlem sırasmda imralımıinal arteryel basınçları kaydedildi. Aortik "strain" ve "disıensibilite" ve sol ventrikiil sistolik duvar stresi ölçiildii. Bulgular: Aorl kapak replasmanı öncesi ve sonrası karşılaştırıldığmda, sol ventrikiil sistolik, eliyasto/ik çapları ve sisto/ik duvar stresi, sisto/ik basınç ve nabtz basınc ıntil iş lem sonrası onlamit olarak azaldığı göriiic/ii (hepsi için p
It is well known, that deterioration in left ventricular functions and aortic distensibility occur in chron ic aoıti c regurgitation. A decrease in distensibility of the aorta may contribute to deterioration of the left ventricular functions. But in cases with chronic aortic regurgitation, our knowledge is limited on the effect of aortic valve replacement on aortic functions. The aim of this study was to show the effect of the aortic valve replacement on aortic functions in patients with aortic regurgi tation. Method: With thi s aim, 13 cases (2 women, ll men, mean age 36.8±6.2 years) who had chronic aortic regurgitation and needed aortic valve replacement were included in the study. One day prior and 48 hours after, surgery standard transthoracic echocardiography was performed in the patients. During the procedure, intralum inal arteria l pressure was recorded. Aortic strain, distens ibi lity and left ventricular systolic wall stress were measured. Results: When compared before and after aortic valve replacement, significant decrease was found in left ventricular systol ic, diastolic diameters and systolic wall stress, systolic and pulse pressures after the operation (p

5.
Akut Anterior Miyokard İnfarktüsünde ST Segment Elevasyonunun Şekli ile Erken Dönem Sinyal Ortalamalı Elektrokardiyografi ve Aritmi Arasındaki İlişki
Relation Between ST-segment Elevation Shape and Both Signal-averaged ECG and Arrhythmia in Early Period of Anterior Myocardial Infarction
A. Aziz KARADEDE, Özlem AYDINALP, Ali Vahip TEMAMOĞULLARI, M. Sıddık ÜLGEN, Murat SUCU, Nizamettin TOPRAK
Sayfalar 221 - 228
Miyokard infarktiisiiniin (Ml) erken döneminde ST yiiksekliğinin boyutu ile nıiyokard !tasarı arasında ilişki gösterilmesine ra,~men,ST yüksekliğinin şekli ile miyokard !tasarı ve klinik sonuçlan arasındaki ilişki bilinmemektedir. Bu amaçla çalışmamı:da, ilk kez akut anteriyor Ml ile ağrının ilk 6 saati içinde miiracaat eden (n=62) ltasta alındı. Bunlarda trombolitik tedavi öncesi ST yiiksek/iğinin şekli ile ltem erkeıı dönemde (infarktiisiin ort. 7.giinii) yapılan sinyol ortalamalı EKG (SOEKG) sonuçları, ltem de klinik g idiş arasmdaki ilişki araştmldı. Tombolilik tedavi öncesinde alman EKG'de prekordiya/ VJ derimsyonundaki ST yiiksekliğinin şekli referans a/marak, ltasta/ar konkav (n=26). cliiz (n=24) ve konveks (n=l2) tip olarak iiç gmba ayrıldı. Her iiç tipteki ltastalar arasmda trombolitik tedavi siire ve şekli, sisrol sonu ve eliyasrol sonu voliimler açısından anlamlı farklılık yoktu. Filtre edilmiş QRS siiresi (FQRS) ve diişiik ampiitiidlii sinyalierin siiresi (HFLA) tüm gmplar arasında anlamlı farklılıklar gösterirken, özellikle konkveks gmpta bu değerler oldukça yiiksekti. Aynca QRS sonundaki sinyalierin karekök volroj değerleri (RMS-40) dii: ı•e konveks olan gmplarda oldukça diişiiktii. Geç potansiyel (GP) pozitifliği ve ventrikiiler aritmi sıklığı konveks gmpta da !ta fazla idi. Konkav gmpta %/i (3126) oranında, dii: grupta %16 (4124) ve konveks gmpta %58 oranında (7112; p
Although a relation between magni tude of ST segment elevation and myocardial damage was shown in the early period of acute myocardial infarction, such a relation among shape of the ST segment elevation, myocardial damage and elinical course remains obscure. With th is purpose 62 acute anterior MI patients who were admitted in the fi rst six hours of their first heart attack were enrolled for the study to demonstrate the relation between shape of the ST elevation prior to thrombolytic treatment and both signal-averaged ECG values detected in the early period (seventh day) of acute myocardial infaretion and el in ical course. Based on the precordial V3 derİ vation prior to thrombo lytic treatment, the shape of the ST elevation was separated into three groups as concave (n=26), straight (n=24) or convex types (n= 1 2). The re w as no statistically significant difference among groups from the points of thrombolytic treatment, endsystolic and end-diastolic volumes. Although both filtered QRS time (FQRS) and low amplitude signals (HFLA) had statistically significant differences in both groups, these were particu larly higher in the convex group. In addition root-mean square voltage of the terminal 40 ms of the f iltered-QRS (RMS40) values were quite lower in the straight and convex groups. Late potential (LP) positiveness and ventricular arrhythmia occurrence was higher in the convex group. Ventricular LP positiveness incidences were ll o/o (3/26) in the concave group, 16% (4/24) in the straight and 58% (7/12) in the convex group (p

6.
Akut Miyokard İnfarktüsünde Ortalama Trombosit Hacmi ile Erken Dönem Komplikasyonlar Arasındaki İlişki
Relationship Between Mean Platelet Volume and Early Phase Complications in Acute Myocardial Infarction
Mahmut AÇIKEL, M. Kemal EROL, Engin BOZKURT, Necip ALP, H. ŞENOCAK
Sayfalar 229 - 232
Trombositlerin akut miyokard infarktiisiiniin (AMİ)'niin patogenezi ve doğal seyrinde önemli bir rol oynadtğt bilinmektedir. Bu çalışmada, AMİ'de erken dönem komplikasyonlar ile ortalama trombositlıacmi (OTH) arastndaki ilişkiyi araştt rdık. Göğüs ağrısım n başlangıcmdan sonra 24 saat içinde başvuran AMİ'Ii 213 hastada (163 erkek, 50 kadm, ortalama yaş : 56.7±11.2 yıl) hastaneye kabulde, infarktiisiin 2. ve 5. giinlerinde OTJ-1 ölçüldü. Yaş ve cins olarak benzer 70 sağlıklı kişi kontrol grubu olarak almdt. Hastalar konıplikasyon gelişmeyen olgular (grup 1, n=131) ve konıplikasyon gelişen olgular (grup ll, n=82) olarak ikiye ayrıldı. Aynca, grup ll 4 alt gruba ayrıldı: grup Ila (tekrarlayan angina-reinfarktiis, n=24), grup llb (ciddi kalp yetmezliği- kardiyojen ik şok, n=41 ), grup Ilc (ciddi aritmi, n=34) ve grup /Id (ölüm, n=9). Grup I ve I/'nin her ikisinde de OTH kontrol grubımımkinden önemli olarak da/ıa yüksekti (p0.05 ). Alt grupların karşt laştmlmasmda, grup Ila ve Ilc'de kabuldeki OTJ-I'de önemli arttş bulu wnasuıa karşm (sırastyla, p<0.002, p<0.025 ), grup /Ib ve Ilc/'de önemli farklı/tk bulwımadı (p>0.05). Sonuç olarak, OTJ-1 AM/'nin erken döneminde artnıaktadtr. Kabulde ölçiilen yüksek OTH değeri artnuş tekrarlayan angina-reinfarktiis ve ciddi aritmi stk!ığt ile ilişkilidir. Biz, AMİ'de kabulde ölçiilen yüksek OTI-I'nin infarktiisün erken döneminde ge lişen iskemik kareliyak olaylar ve ciddi aritmiler için bir gösterge olabileceği sonucwıa vardık.
It is known that platelets play an important role in the patogenesis and natural history of acute myocardial infaretion (AMI). In this study, we investigated the relationship between mean platelet volume (MPV) and early phase complications in AMI. The MPV were measured in 213 patients with AMI (163 males, 50 females, mean age: 56.7±1 1.2 years) being admitted within 24 hours after onset of chest pain on admission, on the second and fifth days of infarction. Age- and sex-matched 70 healthy volunteers were taken as controls. The patients were divided into two groups as uncomplicated (group I, n= 131) and complicated ca ses (group II, n=82). Additionally, group II was subdivided into 4 subgroups: group Ila (recurrent angina-reinfarction, n=24) , group Ilb (severe heart fai lure-cardiogenic shock, n=41), group Ilc (severe arrhythmias, n=34) and group Ild (deceased, n=9). Both in group I and Il, the MPV was significantly higher than in the control group (p0.05). In conclusion, MPV increases in early phase of AMI. The high MPV measured on admission is related to increased frequency of recurrent angina-reinfarction and severe arrhythmia. We conclude that high MPV in AMI on admission may be a marker for recurrent ischaemic heart events and severe arrhythmia developing in the early phase of AMI.

7.
Fitoöstrojenler ve Kardiyovasküler Sistem
Phytoestrogens and the Cardiovascular System
Aylin YILDIRIR, Lâle TOKGÖZOĞLU
Sayfalar 233 - 237
Hormon replasman tedavisi ile karşılaşılan çeşitli olımısuzluk/ ar doğal östrojen kaynakları olarak fitoöstrojenierin güncel hale gelmesine neden olmuştur. Fitoöstrojen ailesinin başlıca elemanları isojlavonlar, lignanlar ve kumestan/ ardır. Bunlar içerisinde isojlavonlar en sık bulunan ve üzerinde en çok araştırılmış fitoöstrojenlerdir. isoflavonlamı aktif maddeleri genistein ve daidzein olup yapı olarak östrojene benzeyen bu ajanların selektif östrojen ik özellikleri nıevcurtur. Soya fasulyesi isof/avon grubımun temel besin kaynağı m oluşturmaktadır. Soya tiiketiminin lipid profiline olan olumlu etkileri uzun yıllardan beri bilinmektedir. Bu konuda ileri siirülen teoriler soya tüketiminin feka/ safra asidi atılımu11 arttmııası, hormon konsantrasyonlamıda oluşturduğu değişiklikler ve karaciğer metabolizmasuıa olan direkt etki/eridir. Son yıllarda fitoöstrojenierin lipid dışı etkileri fizerinde özellikle duru/maktadır. Tranıbosit agregasyommu aza/tma, vaskiiler reaktiviteyi artllrnıa, antiaksidan ve antiproliferatif etkiler fitoöstrojenierin kardiyovaskiiler sisteme olan lipid dışı etkilerinin başlı calandır. Antineoplastik ve osteoporozdan komyucu özelliklerinin de olduğu yakm zamanda gösterilen fitoöstrojenler, hormon rep/asman tedavisine bir altematif olma potansiyeline sahiptir. Bu derlemeele fitoöstrojenierin kardiyovaskiiler ve non-kardiyovaskiiler sisteme olan etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Due to some of the unfavorable results of hormone replacement therapy, plant source estrogens, in other words, phytoestrogens have recently received great attention. The nıaj or classes of phytoestrogens include isoflavones, lignans and coumestans. Among these the most comınon and widely investigated is the class of isoflavones. The active components of isoflavones, genistein and daidzein, are similar in structure to estrogen and have selective estrogenic actions. Soy is the main source of isoflavones. The favorable effects of soy consumption on lipid profile has been known for many years. The theories put fo rward to explain such an effect are the facilitation of fecal bile acid excreation, the changes in hormone concentrations and the direct effects on hepatic ınetabolisın. The non-lipid effects of phytoestrogens are currently under investigation. Reduction in platelet aggregation, increased vascular reactivity, antioxidant and antiproliferative effects are the main non-lipid cardiovascular system effects of phytoestrogens. With the addition of recently discovered bone protective role against osteoporosis and antineoplastic effects, phytoestrogens have the potential of being a good alternative to hormone replacement therapy. The aiın of the present review was to evaluate the effects of phytoestrogens on cardiovascular and non-cardiovascular systems.

8.
Kalp Hızı Değişkenliği
Heart Rate Variability
Meral KAYIKÇIOĞLU, Serdar PAYZIN
Sayfalar 238 - 245
Zaman içerisindeki sinus hızındaki siklik değişiklikler olarak tanımlanan kalp hızı değişkenliği (KHD), sempatetik-parasempempatetik denge hakkında bilgi verdiğinden kardiyak otonom tönüsün bir ölçüsü ve kardiyorespiratuar sistemin bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir. KHD analizi, seçilmiş hasta populasyonlarında mortalite riskini belirlemede ve ototnomik uyarımalra sinoatriyal yanıtları değerlendirmede oldukça yararlı bilgiler sunmaktadır. Deprese olmuş KHD nin klinik önemi 2 alanda ispat edilmiştir: 1) Akut miyokard infarktüsü sonrası risk belirlemede ve 2) Diabetik nöropatide erken uyarıcı bir işaret olarak. Ancak, KHD analizlerinin kardiyovasküler alanda rutin olarak kullanılması için ileri çalışmalara gereksinim vardır. Bu yazıda, KHD analizlerinde kullanılan teknikleri kısaca hatırlarmak, kalp hızının otonomik inputlara ve çeşitli kardiyovasküler durumlara yanıtını tekrar gözden geçirerek çeşitli ilaç ve girişimlerin KHD üzerine olan etkisnin özetlenmesi amaçlanmıştır.
Heart Rate Variability (HRV) which can be defined as the cyclic variations in sinus ry th ın, gives information about the sympathetic and parasympathetic balance thus it is regarded as an indicator of ca rdiac otonomic tane and cardiorespiratuar system. In selected patient populations, analys is of Heart Rate Variability (HRV) yields important information about sinoatrial responsiveness to autonomic input and mortality risk stratification. Clinical use of depressed HR V has been proved as a predictor of risk after acute myocardial infaretion and as an early warning sign of diabetic neuropathy. However, routine application of HRV analysis to cardiovascular medicine awaits further investigation. The purpose of this article is to provide a brief overview of techniques used in analyzing HRV, to review of heart rate s ignal processing as it relates to autonomic input to the heart and to various elinical cardiovascular conditions, and to summarize the effects of some drugs and interventions on HRV.

9.
İnternet ve Pediatrik Kardiyoloji
Internet and Pediatric Cardiology
Serdar KULA
Sayfalar 246 - 249
internet tıp konusunda pek çok kaynakta gelişmeye devanı etmektedir. Artık veritabanianna ve Medline uygulanıala· rma online erişim miinıkiindiir. Aynı zamanda, dergilerin elektronik versiyonlan da intemel üzerinde okuyucu/ara s unulmaktadır. Pediatrik kardiyoloji ile ilgili çok sayıda site de internelle yerini almıştır. Birçoğu hasta ve hasta yakınlarına bilgi vermek amac ıyla kumlmasma rağmen, doktor/ara özgün tıbbi bilgiler içeren bazı siteler de bulunmaktadır. internet, e-posta aracılığıyla ucuz ve hızlı bir iletişim sağlanıası yönüyle de değerlidir. E-postalarm ses, görüniii ve daha pek çokformatta dökümalil beraberlerinde ileıebilrn eleri önenı/e rin i daha da artmr. Gelecekte ise hasta kayaları , radyolojik ve ekokardiyografik verileri uluslar arası bir pediatrik kardiyoloji veri tabanında toplanarak epidemiyolojik çalı şma lar için eşsiz bir kaynak oluşturulabilir.
Internet has much to offe r to health care professionals . Medline and re lated literature databases, are now available on-line. Similarly, electronic versions of journals are also available online. Many s ites dealing with various aspects of pediatric cardiology are also available. Most are aimed at the lay public, but some sites dedicated exclusively to medical professionals can alsa be found. The Internet also allows cheap and instantaneous connectivity between health care professionals through e-mail. Moreover, digital copies of images can be exchanged as e-mail attachments. Should an international pediatric cardiology database format be agreed upon, access to patient records, including imaging information, could be further s implified. Such records could potentially be entered into a single central database, in which global results for epidemiology, diagnostics, surgery, and outcome could be readily studied.

10.
Pürülan Perikarditli Bir Hemodiyaliz Hastasında İntraperikardiyal Fibrinolitik Tedavi
Intrapericardial Fibrinolytic Therapy to The Patient With Purulent Pericarditis and Chronic Renal Failure Who Treated With Hemodialysis
Mustafa YILDIZ, Turhan KÜRÜM, Çetin GÜL, Meryem AKTÖZ, Gültaç ÖZBAY
Sayfalar 250 - 252
Piiriilan perikarditlerde yiiksek fibrin içeriğ i nedeni ile gelişebilecek konstriiktif perikarditin önlenmesinde zamanmda uygulanacak etkili drenajın ro/ii biiyiiktiir. Perikardiyal drenajlll yetersiz olduğu püriilan perikarditli olgularda ise imraperikardiyal fibrinolitik tedavi bir seçenek olabilir. Bu yaz ı da kronik böbrek yetersizlik/i bir olguda bu seçenek tartışılmıştır.
The effective drainage, applied at the true time, is very important to prevent constructive pericarditis which is high fibrin density in intraperi card ial cavity, in purulent pericarditis. When pericardial drainage is inadequate in cases with pur ul ent pericarditis, fibrinolytic therapy may be an option. In this case we elected this choice.

11.
KORONER GÖSTEREN MİKSOMASI ÖZET NEOVASKÜLARİZASYON DEV SOL VENTRİKÜL
Large Left Ventricular Myxoma Presenting Coronary Neovascularization
Mustafa CEMRİ, Murat ÖZDEMİR, Timur TİMURKAYNAK, Cem SEZER, Aycan ERKAN, Övsev DÖRTLEMEZ
Sayfalar 253 - 255
Sol ventrikiil miksamaları nadir olarak göriiliir/er ve sistemik emboli, akım obstriiksiyonu, va/vii/er regii1jiwsyon, aritmi ve ani öliimlere neden olabilirler. iki boyurlu ekokardiyografi ile tam konu/abi/ir. Sol sirkum.flex ve sa,~ koroner arterden tiinıöriin neovaskii/arizasyonu miksomali hastalarda gözlenm iştir. Burada ise, serebra/ emboliye bağli serebrovaskii/er olay geçiren bir olguda sol anteriyor inen koroner arter neovaskiilari:asyomı gösteren dev sol ventrikiil nıiksonıasr rapor edildi.
Left ventricular myxomas are rarely occur. They can cause systemic emboli, obstruction of flow, valvular regurgitation, arrhythmia and sudden death. Diagnosis can be made by two- dimensio nal echocardiography. Tum or neovascularization from branches of the left circumflex or right coronary artery was observed in patients with myxoma. This report firstly presents a large left ventricular myxoma presenting left anterior descending coronary artery neovascularization in a case underwent cerebrovascular accident due to cerebral emboli .

12.
Mitral Darlığının Bir Komplikasyonu; Sol Atrium İçinde Serbest Trombüs
Takayasu Arteritis Presenting as Anterior Myocardial Infarction
İbrahim DEMİR, Hüseyin YILMAZ, İbrahim BAŞARICI, Oktay SANCAKTAR
Sayfa 256
Elliiki yaşında kadın hasta kliniğimize 3 y ıl önce nefes darlığı ve çarpıntı yakınmaları ile başvurmuş ve yapılan tetkiklerinde atrial fibrillasyon (AF) ve romatizmal zeminde gelişen mitral darlığı tesbit ed ilmiş. Yakınınalarının hızlı ventrikül cevap lı AF nedeni ile olduğu düşünülüp elektriksel kardiyoversiyon ile sinüs ritmi sağlanmış. Bu tarihten sonra hasta klinik takiplerine gelmemiş.

13.
Editöre Mektup: Mitral Arka Yaprakçık Patolojisine Bağlı Kongenital Mitral Stenozu
Letter to Editor
Osman Bolca, Mehmet Eren, Babadır Dağdeviren, Tuna Teze
Sayfa 257
Makale Özeti | Tam Metin PDF

14.
Koroner Yavaş Akımın Değerlendirilmesi
Erdem Diker, Ömer Akyürek
Sayfalar 258 - 259
Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi, Aralık 2000 sayısında ç ıkan Dağdelen ve arkadaşlarına ait "Koroner Yavaş Akım ve Miyokard İskemisi ilişkisinin TIM/ Kare Sayısı ve İntrakoroner Ulu·ason Ölçümleri ile Değerlendirilmesi" başlıklı çalışmayı ilgiyle okuduk (I ) . Epika rdiyal büyük damarlarda önemli darlıklar olmadan, mikrosirkülasyonun bozulm as ına bağlı ınİyokardiyat iskemi fenoıneni son yıll arda daha fazla dikkat çek ın ektedir. Say ın Dağdelen ve a rk adaş larının ilgi çekici ça lı şınas ı da bu konuyu farklı bir açıdan ele a lm aktadır . Ancak, çalışmada bazı ta sa nın noktalarının , ça lı şma nın s onuç l a rının yorum l anınası sı rasında sıkıntılar yaratabileceğini düşünüyoruz. Bu noktalar aşağıda özetlenmiştir,

15.
Önümüzdeki Toplantılardan Seçmeler
Selected Forthcoming Meetings
Osman Bolca, Mehmet Eren, Bahadır Dağdeviren, Tuna Tezel
Sayfa 260
Makale Özeti | Tam Metin PDF

© copyright 2019 TKD Arşivi
LookUs & Online Makale