| 1. | Makale Özetleri Summaries of Articles Sayfalar 388 - 391
|
|
| 2. | Korunma Kılavuzu Doğrultusunda Çokmerkezli Riskyük Çalışmasının Ara Sonuçları: Hesaplanan Kardiyovasküler Olay Riski %38 Azaltılıyor Estimated Relative Cardiovascular Event Risk Reduction by 38%: Interim Results of the Multicenter Riskload Study, Implementing the Coronary Prevention Guidelines Altan ONAT Sayfalar 392 - 407
Koroner kalp hastalığı (KKH) riski yüksek ya da hastalığa yakalanmış kişilerde "Koroner Kalp Hastalığından Korunma Kılavuzu" doğrultusunda alınan önlemlerle ülkemiz koşullarında KKH riskini azaltmayı gösterme amaciyle, 26 birimin katıldığı çokmerkezli bir çalışma başlatıldı. Bu bildiride çalışmaya alınan 1930 gönüllüden ilk 3 aylık takibi sonlanan 889 ve 6 aylık uygulamayı tamamlayan 437 bireyin sonuçları sunulmaktadır. Çalışmaya girmek için bireylerin, başlangıçta Avrupa Kardiyoloji Derneği'nin KKH risk skalasına göre, önlerindeki 10 yıl içinde kardiyovasküler olay riski en az %20-40 düzeyinde olan kişilerin alınması koşulu benimsendi. Çalışmaya alınanlardan, gerek primer ve sekonder korunma kapsamına girenlerin, gerekse erkek ve kadınların sayısı rastlantı sonucu yaklaşık olarak eşitti. Laboratuvar tahlilleri her merkezin bünyesinde yapıldı. Hedef nokta olarak, Avrupa Kardiyoloji Derneği'nin KKH risk skalasına göre belli periyodlardaki risk azalmasının boyutu ele alındı ve bunun belirleyicileri incelendi. Risk kategorilerinde başlangıçla 2. ve 3. vizit arasında meydana gelen dağılım farklarının anlamlılığı Wilcoxon ve Mann-Whitney U istatistik testleriyle değerlendirildi. Ayrıca, her bireyin verilerinden Framingham risk skorları hesaplanarak, koroner riskteki ortalama azalma saptanmaya çalışıldı. Risk azalmasını belirleyen bağımsız etkenlerin varlığı, çokdeğişkenli regresyon analiziyle incelendi. Primer hedef noktası olan ortalama koroner risk yükü başlangıçta %26 iken, mutlak olarak 3 ay sonunda %7, altı ay sonunda %10 azaltıldı (p<0.001). Birçok risk etmeninde düşüşün ikinci 3 ayda sürdüğü gözlendi. Altı ay sonunda risk kategorisinde azalmanın bağımsız etkenleri olarak 1) tedaviye uyumun yüksekliği, 2) KKH yokluğu, 3) kadın cinsiyet ve 4) başlangıç HDL-kolesterol (HDL-K) düzeyinin yüksekliği belirlendi. Kardiyovasküler olay riskinde 6 ay sonunda kadınlarda erkeklerden fazla düşüş kaydedildi (p=0.002). Koroner hastalarında ikinci ve üçüncü vizitlerde %6 ve %8 risk azalması gelişirken, primer korunma kapsamında %8 (p<0.001) ve %11 (p <0.001) azalma ortaya çıktı. Sigara içenlere kıyasla, içmeyenlerde risk azalması daha belirgindi (p=0.008). Diyabet, risk indirimini kısıtlayacak bir faktör olarak belirmedi. En sık görülen risk faktörü olan hipertansiyonu olmayanlarda 6 ay sonunda sadece %5 düşen koroner risk, hipertansiyonlularda %11 düzeyinde düştü (p<0.001). Primer koruma çerçevesinde lipid düşürücü tedavi gerekmeyenlerde %9 mutlak risk azalması elde edilirken, bu tedavinin uygulandığı kişilerde %14 azalma sağlandı. Riskteki bu düşüşlere 6 ay sonunda LDL-kolesterol (LDL-K)'de %20.6 azalma, HDL-K'de %11.5 artış, sistolik kan basıncında 14 mmHg düşme eşlik ediyordu. Sigara içenlerin sadece altıda biri terketmeyi başardı. Sonuç olarak, eşit sayıda yüksek riskli erkek ve kadın bireyler ile koroner hastalarından oluşan 1000 kişinin Kılavuz doğrultusunda tedavi edilmesi sonucu, gelecek on yılda 100 kişide kardiyovasküler olayların gelişmesinin önlenebileceği yargısına varıldı. |
|
| 3. | İntrakoroner Stent İmplantasyonu: Altı Aylık Sonuçlar, Stent Restenozuna Etki Eden Faktörler Intracoronary Stent Implantation: Six Months Results, Predictors of Stent Restenosis Tevfik GÜRMEN, Erhan BABALIK, Murat GÜLBARAN, Servet ÖZTÜRK, Muzaffer ÖZTÜRK Sayfalar 408 - 415
Koroner arterlere stent yerleştirilmesinin, balon anjiyoplastiye göre restenoz oranını azalttığı gösterilmiştir ve değişik tip ve markalardaki stentler koroner arter hastalığı tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Çalışmamızda İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsünde tüm endikasyonlarla çeşitli tip ve markalardaki stentlerin uygulandığı hasta grubunda 6 aylık klinik ve anjiyografik izleme sonuçları değerlendirildi. Anjiyografik restenoz oranı, stent restenozuna etki eden faktörler, stent tipleri ile restenoz arasındaki ilişki araştırıldı. Bu amaçla 1 Eylül 1995 ile 29 Eylül 1996 tarihleri arasında kliniğimizde stent yerleştirilen ardarda 180 hasta değerlendirildi. Bu 180 hastadaki 190 lezyona 199 adet stent yerleştirildi. Bunların 61'i Multilink stent, 66'sı Mikro stent, 17'si Palmaz-Schatz stent, 38'i Wiktor stent, 11'i Cordis stent, 4'ü NIR stent, 2'si Wall stent idi. Primer başarı %97,7 idi. 1 hastada Q dalgalı, 1 hastada Q dalgasız miyokard infarktüsü gelişti. 3 hasta stent sonrası multipl stentlerle kapatılamayan diseksiyonlar nedeniyle acil bypass operasyonuna verildi. Akut, subakut tromboz, ölüm olmadı. Hastalar stent sonrası 1. ay klinik, 6. ay ise hem klinik, hem anjiyografik olarak değerlendirildi. 177 hastanın 157'sine (%89) 6. ayda koroner anjiyografi yapıldı. 47 hastada stent restenozu görülerek hasta başına restenoz oranı %29,9, stent başına restenoz oranı %27,9 hesaplandı. 2 hasta Q dalgasız miyokard infarktüsü geçirdi, 25 hastaya tekrar anjiyoplasti yapıldı, 1 hasta kaybedildi ve olaysız hayatta kalma oranı % 82,9 bulundu. Çok değişkenli incelemede, stent restenozuna etki eden faktörler lezyon tipi ve stent çapı idi. Sonuç olarak; tüm endikasyonlarla çeşitli tipte stentlerin kullanıldığı, heterojen klinik ve anjiyografik özelliklere sahip bir hasta grubunda primer başarı ve 6 aylık hayatta kalma oranı yüksek; anjiyografik restenoz oranı tek damara elektif stent uygulanan çalışmalarla karşılaştırılabilecek düzeyde bulundu. Anjiyografik restenoza etki eden faktörler lezyon tipi ve stent çapı idi. |
|
| 4. | Koroner Bypass Cerrahisinde Greft Olarak Kullanılan Safen Veninin Hazırlanmasında Endotel Hasarı: Işık ve Elektron Mikroskopik İnceleme Endothelial Injury During the Preparation of the Saphenous Vein for Use as Coronary Bypass Graft: A Light and Electron Microscopic Study Hasan KARABULUT, Oya KARABULUT, Onur SOKULLU, Ahmet KORUKÇU, Hüseyin GERÇEKOĞLU, Murat DEMİRTAŞ, Hakan TOKLU, S. ARBAK, T. ŞAN Sayfalar 416 - 424
İnsan safen venini greft olarak kullanmada en iyi hazırlama tekniğini tayin etmek ve tartışmak amacıyla solüsyon ve basınç değişkenlerinin ven morfolojisine olan etkisi taramalı elektron mikroskopisi ve ışık mikroskopisi ile karşılaştırıldı. Aortokoroner bypass operasyonu yapılacak olan 10 hastadan alınan safen ven örnekleri her bir parça 3-4 cm. uzunlukta olmak üzere 7 segmente bölündü ve 7 grup oluşturuldu. Grup 1 kontrol olarak alındı. Grup 2 ve 3'te salin ve heparin solüsyonu 28°C'de 100 mmHg ve 300 mmHg basınçla, Grup 4 ve 5'de kan-heparin solüsyonu 28°C ve 100 mmHg ve 300 mmHg basınçla, Grup 6 ve 7'de kan-salin-heparin solüsyonu 28°C'de 100 mmHg ve 300 mmHg basınçla venlerde gerginlik oluşturacak şekilde uygulanıp parçalar ilgili solüsyonlarda 1 saat bekletildi. Daha sonra her bir parça ikiye bölünerek birinci parçalar % 10'luk tamponlanmış formalin solüsyonuna alınıp rutin ışık mikroskopisi takibinden sonra Hematoxylin-Eosin ve Elastik Van Gieson (Verhoeff) ile boyanıp incelendi. İkinci parçalar soğuk tamponlanmış (pH 7,2) % 3'lük gluteraldehid ile in vivo arteriyal basınca karşılık gelen 100 mmHg ile perfüze edildi. Rutin elektronmikroskopik takipten sonra scaning elektron mikroskopide (SEM) değerlendirildi. Işık mikroskopik ve SEM düzeyindeki incelemelerde patolojik hasar endotelyal hücre separasyonu, endotelyal hücre kaybı, açığa çıkan bazal membran, intimal ve mediyal ödem şeklinde 0-4 arasında skorlandı. Her bir grup için ortalama skorlar elde edildi. Grup 1 (kontrol)de 0.6 ± 0.5, Grup 2'de (salin-heparin-100 mmHg-28°C) 6.6 ± 0.5, Grup 3'te (salin-heparin-300 mmHg-28°C) 17 ± 0.7, Grup 4'te (kan-heparin-100 mmHg-28°C) 5.6 ± 0.5, Grup 5'te (kan-heparin-300 mmHg-28°C) 12 ± 0.7, Grup 6'da (kan-salin-heparin-100 mmHg-28°C) 7.6 ± 0.5, Grup 7'de (kan-salin-heparin-300 mmHg-28°C) 17.5 ± 1.3 olarak bulundu. Grup 4'de veriler diğer grupların skorlarına kıyasla kontrol grubundaki skora en yakın olarak yorumlandı. Bu grupta da her ne kadar bölgesel endotelyal kayıp ve endotelyal ayrılma görülmüş olsa bile bu gruba ait (Grup 4) skor, Grup 5'e (p<0.0001), Grup 2'ye (p<0.02), Grup 3'e (p<0.0001), Grup 6'ya (p<0.0004) ve Grup 7'ye (p<0.0001) göre anlamlı düzeyde iyiydi. Sonuç olarak safen venlerinin, kan-heparin solüsyonunda ve 100 mmHg basınç altında hazırlanmasının, endotelyal yüzeyin korunması açısından en uygun koşul olduğu kanısına varıldı. |
|
| 5. | Kombine Hiperlipidemi'nin Halkımızdaki Sıklığı, Eşlik Eden Risk Faktörleri ve Koroner Nisbi Riski:TEKHARF Çalışması Verilerine Dayalı Yaklaşım Prevalence of Combined Hyperlipidemia in Turkish Adults: A Population-based Study Indicating Different Risk Factor Associations in the Two Genders Altan ONAT Sayfalar 425 - 431
Bu popülasyona-dayalı çalışmada, Türk erişkin halkının rastgele bir örneklemini teşkil eden TEKHARF çalışmasının 1997 Marmara bölgesi ve 1995'te izlenen Türkiye kohortunda 1) yüksek trigliserid düzeyi ile birlikte yüksek LDL-kolesterol ya da total kolesterol düzeyi sergileyen bireylerin prevalansını saptamak, 2) bu kişilerde eşlik eden kan basıncı, antropometrik ölçümler, HDL-kolesterol, fibrinojen, diyabete eğilim, vb. risk faktörlerinin ne ölçüde birlikte gittiğini, 3) koroner nisbi riski incelemek amaçlanmıştır. Plazma trigliseridlerinin 200 mg/dl veya üzerinde oluşuna ilaveten, LDL-kolesterolün 130 (ya da total kolesterolün ?220 mg/dl) olması biçiminde tanımlanan kombine hiperlipidemili (Kh) toplam 78 birey idantifiye edildi. Kh prevalansının, Türk erişkin halkında erkeklerde %6.6, kadınlarda %5.2 olduğu, 1.1 milyon erkek ile 0.9 milyon kadın olmak üzere, yaklaşık 2 milyon Türk ferdinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Grupların ortalama değerleri arasındaki farkların anlamlılığı istatistiksel olarak değerlendirildi. Kadınlarımızda 10 yıl kadar daha ileri yaşta erkektekine göre beşte bir kadar daha seyrek rastlanan Kh, iki cinsiyette, eşlik eden risk faktörleri bakımından önemli farklarla ortaya çıkmaktadır. Santral obezitenin ortak yan olduğu Kh'ye, kadınlarımızda yalnız düşük HDL-K düzeyi birlikte giderken, erkeklerimizde sistolik ve diyastolik hipertansiyon, diyabete eğilim, kanda fibrinojen yüksekliği gibi çok aterojen faktörler birarada eşlik etmekte, buna karşılık HDL-K düzeyi normal kalmaktadır. Koroner kalp hastalığına eğilim yaratma açısından incelendiğinde nisbi risk kadında artmış değilken, erkekte 3 dolayında (Türkiye kohortunda 2.5, Marmara kohortunda 3.5) idi. Kh'de Türk erkeği ile kadını arasında yukarıda anılan farklar yeni incelemelerle ileride doğrulanmaya ve nedenleri araştırılmaya çalışılmalıdır. |
|
| 6. | Koroner Arter Hastalarında Dobutamin Stres Testi ile Transmitral Diyastolik Doppler A Dalgasının Sol Ventrikül Çıkış Yoluna Yansıma Süresinin (A-Ar süresi) Değerlendirilmesi Evaluation of the Transit Time of Doppler Derived Transmitral A Wave to Left Ventricular Outflow Tract (A-Ar Interval) by Dobutamine Stress Test in Patients with Coronary Artery Disease Bahadır DAĞDEVİREN, Osman BOLCA, Mehmet EREN, Suat ALTINMAKAS, Enis OĞUZ, Osman AKDEMİR, Yekta GÜRLERTOP, Tuna TEZEL Sayfalar 432 - 436
Diyastolde, sol atrium kasılmasının oluşturduğu basınç dalgası (A) sol ventrikül apeksini dolaşarak sol ventrikül çıkış yoluna yansır (Ar). Transmitral diyastolik Doppler A dalgasının sol ventrikül çıkış yoluna yansıma süresi (A-Ar süresi) sol ventrikül katılığı ile ilişkilidir. Bu çalışmada, yeni bir diyastolik fonksiyon parametresi olan A-Ar süresinin koroner arter hastalığı ile olan muhtemel ilişkisini araştırdık. Bu amaçla koroner arter hastalığı (KAH) teşhis edilmiş 20 hasta ile KAH ihtimali düşük olarak değerlendirilen 10 hastaya dobutamin stres Doppler ekokardiyografi (DSE) testi uygulandı. Tüm hastaların istirahat ve yüksek dozda dobutamin infüzyonu (40 µg/kg/dak.) esnasında iki boyutlu, M-mod ve Doppler ekokardiyografi kayıtları alındı. Pulsed Wave (PW) Doppler ile transmitral A dalgasının sol ventrikül çıkış yoluna yansımasını temsil eden Ar dalgası, transdüser sample volümü apikal beş boşluk penceresinde aort kapağının 1-1.5 cm altına yerleştirilerek elde edildi. Doppler trasesinin zaman ekseninde A ve Ar dalgası tepe noktaları arasında ölçülen süre "A-Ar süresi" olarak tanımlandı. İki grup başlangıç Doppler ölçümleri arasında, A-Ar süresi, izovolümetrik relaksasyon zamanı (ĞVRT) ve E dalgası iniş hızı (E-Dec) dışındaki parametrelerde anlamlı farklılık gözlenmedi. A-Ar süresi KAH grubunda kontrol grubuna oranla azalmış (49±12 msn. -61±9 msn., p=0.01), IVRT uzamış (107±25 msn. -86±10 msn., p=0.01) ve E-Dec yavaşlamış bulundu (37.2±3 - 33.2±5 p<0.05). Koroner arter hastalarında, dobutamin stres testi ile A-Ar süresinde gözlenen bu farklılık belirginleşirken (39±10 msn. - 61±12 msn., p=0.009); kontrol grubunda anlamlı değişim tespit edilmedi. Koroner arter hastalarında atriyal kasılma dalgasının sol ventrikül çıkış yoluna yansıma süresi (A-Ar süresi), sağlıklı olgulara göre kısa bulundu. Dobutamin ile tetiklenen iskeminin bu süreyi daha da kısalttığı belirlendi. A-Ar süresi, ölçümü kolay, koroner arter hastalığı tanısında dobutamin stres testine katkısı olabilecek bir yöntemdir. |
|
| OLGU |
| 7. | Olgu Bildirileri Torakal Aort Patolojilerine Bağlı Aortobronşiyal Fistüller Case Reports Hemoptysis Due To Thoracic Aortic Pathologies and Aortobronchial Fistulas M. Murat DEMİRTAŞ, Mehmet KAPLAN, Yıldırım CÖMERTOĞLU, Sabri DAĞSALI, Azmi ÖZLER, Ulu SUNGU Sayfalar 437 - 442
Aortobronşiyal fistül (ABF), aort ile bronşiyal ağaç arasında oluşan fistülöz ilişkidir. Nadir ama fatal bir patolojidir. Ana semptomu epizodik ya da masif hemoptizidir. ABF, inen aort anevrizmalarının (İAA) akciğer parankimine açılmasıyla görülebildiği gibi anevrizma, koarktasyon, patent duktus arteriosus (PDA) tamirlerinden sonra gelişen psödoanevrizmalara da bağlı olabilir. Bu çalışmanın amacı, ABF'li hastaların akıbetini değerlendirmektir. Merkezimizde Ocak 1991, Aralık 1997 tarihleri arasında ortalama yaşı 39 ± 12 olan, dördü erkek, ikisi kadın 6 olguda ABF belirlendi. Dört olguda inen aort anevrizması vardı. Diğer iki olgudan birine 1975 yılında koarktasyon nedeniyle rezeksiyon - tüp greft interpozisyonu, ötekine de 1991 yılında asandan aort anevrizması sebebiyle Bentall girişimi uygulanmıştı. Bunlardan birincisinde proksimal, ikincisinde de distal anastomoz hatlarında gelişen psödoanevrizma ABF'ye yolaçmıştı. Altı olgudan dördü (3 İAA - I koarktasyon olgusu) opere edildi. Cerrahi girişim sol posterolateral torakotomi yoluyla yapıldı. Bir olguda sol atria - femoral baypas kullanıldı. Bir diğerinde ana pulmoner arter - sol femoral arter kanülasyonuyla kardiyopulmoner bypasa girildi. Diğer 2 olgu ise basit aortik klempaj altında opere edildi. Bir olguda dikişsiz aortik tüp greft, bir olguda woven velour vasküler greft yaması, diğerinde de tüp greft kullanıldı. Bentall operasyonlu olgu preoperatuvar dönemde multiorgan yetersizliği ile, bir diğer olgu da anevrizma rüptürü, şok tablosu ile operasyona alınamadan kaybedildiler. Cerrahi girişim uygulanan dört hastadan biri operasyon sırasında öldü. Diğer 3 olgu komplikasyonsuz taburcu edildi ve takiplerinde de sorun çıkmadı. Sonuç olarak, ABF torakal aort patolojilerinin ciddi bir komplikasyonudur ve tanı konur konmaz cerrahi tedavi yapılmalıdır. Hemoptiziye yönelik ayırıcı tanının yaşamsal önemi vardır. |
|
|
| 8. | Çocukluk Çağı Sistemik Lupus Eritematozusda Libman-Sacks Endokarditi ve Asandan Aortada Anevrizmatik Dilatasyon: Olgu Sunumu* Libman - Sacks Endocarditis and Aneurysmatic Dilatation of the Ascending Aorta in Systemic Lupus Erythematosus of Childhood: Case Report* Ahmet ÇELEBİ, Özgür KASAPÇOPUR, Levent SALTIK, Gülhis BATMAZ, Gülay AHUNBAY, Nil ARISOY Sayfalar 443 - 445
Sistemik lupus eritematozusun (SLE) en spesifik kalp bulgusu noninfektif valvüler vejetasyonlarla karakterize Libman-Sacks endokarditidir. Pediatrik lupusda Libman-Sacks endokarditi nadir olarak bildirilmiştir. Ayrıca bu olguda saptadığımız asandan aortada anevrizmatik dilatasyon SLE'de bildiğimiz kadarıyla daha önceleri bildirilmemiştir. Semptom ve bulguları 4 yaşında başlayan, 6 yaşından beri Pediatrik Romatoloji bölümünde SLE tanısıyla izlenmekte olan, apeksde duyulan üfürüm nedeniyle kardiyolojik olarak değerlendirilen 14 yaşındaki kız hastanın ekokardiografisinde mitral kapak anterior yaprakçıkta kalınlaşma ve hiperekojen vejetasyon, hafif mitral yetersizliği; aort kapağında kalınlaşma, vejetasyon ve hafif derecede yetersizlik saptandı. Ayrıca aort kapağı stenotik olmadığı halde asandan aortada anevrizmatik genişleme belirlendi. Bu vasküler komplikasyonun hipertansiyon öncesi dönemde gelişmiş olması, SLE'a bağlı arteryel bağ dokusunun tutulması ile ilgili olabileceğini düşündürmektedir. |
|
| 9. | Çocukluk Çağında Kalp ve Akciğer Transplantasyonu: Ülkemizde İlk Uygulama Heart and Lung Transplantation in Childhood: A Case Report Öztekin OTO, Ünal AÇIKEL, Eyüp HAZAN, Hüdai ÇATALYÜREK, Nejat SARIOSMANOĞLU, Erdem SİLİSTRELİ, Fikret MALTEPE, Hasan HEPAĞUŞLAR, Adnan AKÇORAL, Aydanur KARGI, Kıvanç METİN, Özalp KARABAY, Murat ERTÜRK, Hüseyin OKUTAN, Akın TURAN, Cüneyt NARİN, Aylin ÖRER, Nilgün ÖZELSANCAK Sayfalar 446 - 448
Dokuz yaşında, d-tipi büyük damar transpozisyonu olan, çift çıkımlı sağ ventriküllü ve restriktif ventriküler septal defektli (VSD), patent duktus arteriyozus (PDA) operasyonu 17 ay önce kliniğimizce gerçekleştirilmiş olan, geri dönüşsüz pulmoner vasküler hastalıklı bir olgumuzda, ülkemizde ilk kez kalp ve akciğer transplantasyonu gerçekleştirildi. Doğumsal kalp hastalıklarında erken tanı ve tedavi mümkün olmakla birlikte, değişik nedenlerle düzeltme prosedürleri gecikmekte ve bu hastalar tam düzeltme şansını yitirmektedirler. Transplant adayı halini alan bu hastalarda, yaşam şansını ve kalitesini artırmak için gerekli olan koşullar ve organizasyon, ülkemizde ve bölgemizde de oluşmaktadır. |
|