ISSN 1016-5169 | E-ISSN 1308-4488
TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ ARŞİVİ - Turk Kardiyol Dern Ars: 25 (8)
Cilt: 25  Sayı: 8 - Kasım 1997
1. 
Makale Özetleri
Summaries of Articles

Sayfalar 446 - 449
Makale Özeti |Tam Metin PDF

2. 
Kardiyopulmoner Bypass'da Hipoterminin Kan Endojen Endotoksin Düzeylerine Etkisi
Effects of Hypothermia on Blood Endogenous Endotoxin Levels During Cardiopulmonary Bypass
Hakan GERÇEKOĞLU, Özhan TARIM, İsmail AĞAR, Ahmet KORUKÇU, Hasan KARABULUT, Hüseyin SOYDEMİR, Onur SOKULLU, Hüseyin TOKLU, Candan B. JOHANSSON, Besim YİĞİTER, Ercüment KOPMAN
Sayfalar 450 - 453
Endotoksinler, lökositleri ve kompleman sistemini aktive ederek, ateşten septik şoka kadar değişen bir kliniğe sebep olurlar. Kardiyopulmoner bypassta endojen endotoksemi olduğu bilinmekle beraber, hipoterminin buradaki rolü hakkında bir bilgi yoktur. Biz çalışmamızda orta (24-28°C) ve hafif (32-34°C) hipoterminin kan endojen endotoksin düzeylerine etkisini araştırdık. CABG olacak toplum 20 hasta iki gruba ayrılarak Grup I'deki 10 hastaya, aortik kros klemp sırasınd, orta derecede hipotermi, Grup 2'ye ise hafif hipotermi uygulandı. Grup 1'deki ortalama rektal ısı 26.8±1.2°C olurken, Grup 2'de 33.8 ± 0.8°C oldu. Kan örnekleri KBP'dan önce, aortik kros klemp sırasında, kros klempten hemen sonra, kros klempten 20 dakika sonr, KBP'dan hemen sonra ve postoperatif 24. saatte alındı. KBP öncesi örneklerde her iki grupta da endotoksine rastlanmazken, diğer örneklerde kan endotoksin düzeyleri Grup1'de, Grup 2'ye oranla anlamlı ölçüde yüksek bulundu. Muhtemel sebep, hipotermi derinleştikçe artan intestinal iskemi olup, özellikle preoperatuar kötü kondisyonu olan hastalarda intraoperatif seçilecek hipotermi yöntemi önemi kazanmaktadır.

3. 
Koroner Arter Hastalığının Tanısında Egzersiz Stres Testi İle Birlikte Dipiridamol Stres Ekokardiyografi ve Technetium-99m İsonitrile SPECT
Comparison of Exercise Stress Testing with Simultaneous Dipyridamole Stress Echocardiography and Technetium-99m Isonitrile Single-Photon Emission Computerized Tomography for Non-Invasive Diagnosis of Coronary Artery Disease
Ercan VAROL, Halil Lütfi KISACIK, Tahir DURMAZ, Kurtuluş ÖZDEMİR, Abdurrahman OĞUZHAN, Cengiz YAĞMUR, Metin KIR, Tevfik KURAL, Siber GÖKSEL
Sayfalar 454 - 460
Koroner arter hastalığın (KAH) non-invazif tanısında egzersiz stres testi ile simültan dipiridamol stres ekokardiyografi ve technetium-99m isonitrile single photon emission komputerize tomografinin (MİBİ SPECT) değerini krşılaştırmak için KAH şüphesi olan 26 hstaya antianginl tedaviye ara verildikten sonra simültan dipiridamol stres ekokardiyografi ve MİBİ SPECT ile treadmill egzersiz EKG yapıldı. Bütün hastalara koroner anjiyografi yapıldı ve koroner anjiyografi standart referans olarak kabul edildi. Dipiridamol MİBİ SPECT, dipiridamol ekokardiyografiye benzer (sırası ile % 93 ve % 81, P>0.05) egzersiz EKG'den yüksek (sırası ile % 93 ve % 69, P<0.05), duyarlılık gösterdi. Bu bulgu esas olarak dipiridamol MİBİ SPECT'in iki damar hastalarındaki yüksek duyarlılığına bağlı idi (sırası ile % 100 ve % 57, P<0.05). İki damar hastalığında dipiridamol MİBİ SPECT dipiridamol ekokardiyografiden de daha yüksek duyarlılık gösterdi (sırası ile % 100 ve % 71, P<0.05). Her üç testin duyarlılığı tek damar (sırası ile % 75, % 75 ve % 50, P>0.05) ve üç damar hastalığında (% 100, % 100 ve % 100, P>0.05) eşitti. Her üç testin tanısal doğruluğu da birbirine benzerdi (% 88, % 85 ve % 70, P>0.05). Dipiridamol MİBİ SPECT ve dipiridamol ekokardiyografi sonuçları 20 hastada birbiri ile uyumlu idi (% 78 ve kappa değeri 0.58). Bu çalışmada en yüksek duyarlılık dipiridamol MİBİ SPECT'de tespit edilmiş, egzersiz EKG'nin duyarlılığı ile arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunurken dipiradamol ekokardiyografi ile arasındaki fark istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur. Her üç test de KAH'ın tanısında benzer özgüllük göstermiştir. Bu araştırma, koroner arter hastalığının tanısında dipiridamol'ün MİBİ SPECT ile kombinasyonunun etkili, değerli ve emniyetli bir yol olduğunu, ekokardiyografi ile kombine edildiğinde MİBİ SPECT ile kombinasyonuna eş tanısal doğruluğa ulaştığını göstermiştir.

4. 
Kalp Dışı Cerrahi Uygulananlarda Perioperatif Kardiyak Morbiditeyi Belirleyen Faktörler
Factors Determining the Perioperative Cardiac Morbidity in the Patients Undergoing Noncardiac Surgery
Hakan PAYDAK, Levent Mehmet ALKAN, Timur TİMURKAYNAK, Rıdvan YALÇIN, Atiye ÇENGEL, Övsev DÖRTLEMEZ, Halis DÖRTLEMEZ
Sayfalar 461 - 470
Kalp dışı cerrahi uygulanan hastalarda gelişen perioperatif kardiyak morbidite, altta yatan koroner arter hastalığı (KAH) ile direkt ilişkilidir. Kalp dışı cerrahi uygulanan 52 hastada perioperatif kardiyak morbiditeyi belirleyen klinik risk faktörleri, çok değişkenli klinik risk listeleri ve tanısal test faktörleri araştırıldı. Operasyon öncesi değerlendirmede kalp dışı nedenle yatağa bağımlılık kriterinin perioperatif kardiyak morbiditenin tek belirleyicisi olduğu (p=0.0085) saptandı. Majör operasyon (p=0.056) ve Goldman risk sınıflandırmasının (p=0.078) önemi ise sınırlı idi. Haber verici olarak sadece yatağa bağımlılık ele alındığında, perioperatif kardiyak morbidite oluşan 9 hastanın dördünde (%44.4), oluşmayan 43 hastanın 40'ında (% 93.2) doğru tahmin yapılabildi.

5. 
Mitral Darlığı Vakalarında Ekokardiyografi İle Mitral Kapak Alanının Hesaplanmasında Akım Yaklaşım Bölgesi Yönteminin (PİSA) Değeri
Value of Proximal Isovelocity Surface Area Method in Calculation of Mitral Valve Area in Patients with Mitral Stenosis
Dilek URAL, Barış İLERİGELEN
Sayfalar 471 - 476
Akım yaklaşım bölgesi yöntemi (PISA), devamlılık prensibini temel alan ve orifis alanı ölçümlerinde kullanımı halen geliştirilme aşamasında olan yeni bir tekniktir. Çalışmamızın amacı bu yöntemin mitral darlığı vakalarında mitral kapak alanı (MKA) ölçümündeki yerini belirlemek, sonuçları klasik ekokardiyografik yöntemler olan planimetri ve Doppler basınç yarılanma zamanı ile karşılaştırmak ve MKA ölçümlerini etkileyen faktörleri değerlendirmektir. Mitral darlığı tanısı ile ekokardiyografi laboratuvarına gönderilen 30 ardışık hastada (yaş ort. 43±/-14, 25 kadın, 5 erkek) MKA planimetri, Doppler ve PISA ile ölçülmüş ve ölçüm sonuçları bağıntı katsayısı (r) ile karşılaştırılmıştır. Hastalar ekokardiyografik görüntü kalitesi, mitral darlığına eşlik eden atriyal fibrilasyon, mitral yetersizliği ve aort yetersizliği gibi ek faktörlerin varlığına göre ayrıca değerlendirilmiştir. PISA ile ölçülen kapak alanları klasik ekokardiyografik yöntemlerle, özellikle planimetriyle oldukça uyumlu sonuçlarının bağıntı katsayısı sırasıyla r=0,86 ve r=0,68 olarak hesaplanmıştır. PISA ile MKA'nın hesaplanmasında en önemli sorunun görüntü kayması yarıçapının (r) doğru belirlenmesi olduğu, PISA'nın diğer yöntemlerle uyumsuz sonuçlar verdiği vakalarda r'nin 1 cm'den küçük ölçüldüğü gözlenmiştir. Atriyal fibrilasyon, mitral yetersizliği ve aort yetersizliği varlığında planimetri ile daha uyumlu sonuçları veren yöntemin PISA olduğu, buna karşılık görüntü kalitesinin sorun yaratmasıyla planimetrinin güvenilirliğinin azaldığı durumlarda PISA ölçümlerinin etkilenmediği ve bu kez Doppler'e daha yakın sonuçlar verdiği saptanmıştır. Sonuç olarak PISA'nın mitral darlığında MKA ölçümünde yararlı bir teknik olduğu, klasik MKA ölçüm yöntemlerinin güvenilir olmadığı durumlarda PISA'nın üçüncü bir ekokardiyografik yöntem olarak uygulanabileceği kanısına varılmıştır.

6. 
Kalsifik Olmayan Mitral Darlığında Basitleştirilmiş "PISA" Formülünün Kapak Alanı Hesaplamasında Kullanımı
Usefulness of Simplified Formula for Calculation of Valve Area by Proximal Isovelocity Surface Area Method in Non-calcified Mitral Stenosis
Muzaffer DEĞERTEKİN, Yelda BAŞARAN, Murat GENÇBAY, Bengi YAYMACI, İsmet DİNDAR, Fikret TURAN
Sayfalar 479 - 487
Çalışmamızda, kalsifik olmayan mitral darlığı hastalarında kapak alanı ölçümünde "PISA" yöntemi parametrelerini azaltarak elde ettiğimiz basitleştirilmiş "PISA" formülünün doğruluğunu ve klinik kullanımını araştırdık. Çalışmaya mitral kapağa yapılacak invazif girişim tipi ve girişim zamanlaması için takip edilen yaş ortalaması 32.2 ± 7.8 yıl olan 41 (28 K, 13 E) kalsifik olmayan mitral darlığı hastası dahil edildi. Mitral darlığına ek olarak 16 hastada aort, 9 hastada hafif mitral yetersizliği mevcuttu. 41 hastanın 18'inde atriyal fibrilasyon geri kalanında normal sinüs ritmi vardı. Hastaların mitral kapak alanı (MKA) hesaplamasında standart "PISA", basınç yarılanma zamanı (BYZ) ve planimetri (PLN) yöntemi uygulandı. Ayrıca aşağıda formülü belirtilen basitleştirilmiş "PISA" (S) yöntemiyle MKA hesaplandı. Kalsifik olmayan mitral kapak yapraklarının meydana getirdiği açı ampirik olarak 118° kabul edildi. 118/180=0.65 (Açı sabiti), 2µ=6.28, sabit değer (S) = 0.65x6.28=4.1 MKA=4.1xAVxr2/MV Farklı yöntemler kullanılarak elde edilen MKA değerleri karşılaştırıldı. Bu yöntemler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı ve pozitif korelasyonlar elde edildi. "PISA" (S)-BYZ r=0.85, "PISA"(S) - PLN r=0.85, "PISA"(S)- "PISA", r=0.96. Sonuç olarak, "PISA"(S) yöntemi ve diğer yöntemlerle hesaplanan MKA değerleri karşılaştırıldığında benzer sonuçlar elde edildi. Kalsifik olmayan mitral darlığında PISA(S) yöntemi ile MKA hesaplamasının pratik klinik kullanımı olan güvenilir bir yöntem olduğu görüldü.

7. 
Romatizmal Mitral Darlığı ve İleri Mitral Yetersizliğinde Sol Atriyal Apendiks Fonksiyonları: Transözofajiyal Ekokardiyografi Çalışması
Left Atrial Appendage Function in Rheumatic Mitral Stenosis and Severe Mitral Regurgitation: Transesophageal Echocardiographic Study
Cevat KIRMA, Cihangir KAYMAZ, Sibel ENAR, Nihal ÖZDEMİR, Bülent MUTLU, Kenan SÖNMEZ, Hakan DİNÇKAL, Mehmet ÖZKAN
Sayfalar 488 - 493
Romatizmal mitral darlığı (MD) ile ileri mitral yetersizliği (MY) olguları arasında, sol atriyal apendiks (SAA) spontan eko konstrastı-trombüs (SEK-TR) sıklığı açısından büyük farklılıklar olduğunu gösteren çalışmalar olmasına rağmen her iki grupta SAA fonksiyonlarını araştıran çalışma yoktur. Bunu araştırmak amacıyla MD'li 68 (grup I, 45 K, yaş ort: 43±14, 32 sinus ritmi (SR), ileri MY'li 45 (grup II, 27 K, yaş ort: 45±15, 28 SR) ve kontrol grubu (grup III) olarak da başka nedenlerle TEE yapılan 32'si SR'de ve 15'i nonromatizmal atriyal fibrilasyonda (AF) olan 47 olgu çalışmaya alındı. Her olguya rutin olarak yapılan transözofajiyl ekokardiyografi sırasında SAA fonksiyonlarını araştırmak amacıyla SAA akım hızları ve SAA ejeksiyon fraksiyonu hesaplandı ve SAA'de SEK-TR araştırıldı. Olguların SAA fonksiyonları ve SAA SEK-TR sıklığı kardiyak ritme göre karşılaştırıldı. Hem SR hem de AF'de grup I'de SEK sıklığı diğer gruplardan daha yüksek bulundu (p<.05, p<.001). Trombüs sıklığı AF'li grup I'de AF'li grup II ve grup III'e göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p<.05), sinüs ritminde ise gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı (p=.06). Grup I (6.58±3.7, 7.26±3.9 cm2) ve grup II'de (7.04±3.1, 8.2±4.1 cm2) maksimal SAA alanları grup III'den (3.56±1.9, 5.51±3.3 cm2) daha geniş bulundu (SR, AF sırasıyla p<.05, p<.05). Sinüs ritminde grup I'de SAA akım hızları ve ejeksiyon fonksiyonu (0.23±0.11 m/sn, % 31.5±14.5) SR'de grup II (0.48±0.16 m/sn, % 45±15.3) ve yine SR'de grup III'e (0.44±0.17 m/sn, % 54±16.2) göre düşük bulundu (p<.05, p<.05). Yine aynı şekilde AF'li grup I'de SAA akım hızları ve ejeksiyon fraksiyonu (0.10 ± 0.10 m/sn, % 15 ± 11.3), AF'li grup II (0.36±0.13 m/sn, % 33.6±13.7) ve AF'li grup III'e (0.285±0.10 m/sn, % 28.5±12.3) göre düşük bulundu (p<.05, p<.05). Hem SR, hem de AF'de bu bakımdan grup II ile grup III arasında fark bulunmadı. Sonuç olarak, her iki kardiyak ritm (SR AF) durumunda, hem MD'de hem de ileri MY'de SAA dilatasyonu ve romatizml tutulum olmasına rağmen MD'de SAA fonksiyonları bozulmakta ve daha sık SEK-TR görülmekte buna karşılık ileri MY'de SAA fonksiyonları korunmakta ve SEK-TR oluşumu önlenmektedir. Her iki grup arasındaki bu değişik bulguların muhtemelen sol atriyum-SAA hemodinamisi üzerine olan farklı etkilerinden kaynaklandığı düşünülmüştür.

8. 
Aortik İntimo-İntimal İntüssüsepsiyon: Aort Diseksiyonunun Nadir Bir Komplikasyonu Olgu Sunumu ve literatür taraması
Case Report Aortic Intimo-Intimal Intussusception: An Infrequent Complication of Aortic Dissection Case Report and Review of the Literature
H.Cem ALHAN, Fuat BİLGEN, Funda BAÇGEL, Cantürk ÇAKALAĞAOĞLU, Hasan Karabulut, İsmail AĞAR
Sayfalar 500 - 502
Akut aortik disseksiyonun nadir bir komplikasyonu olan İntimo-intimal intussüsepsiyon intimanın dairesel olarak yırtılması sonucu kendi üstüne kıvrılması ile karakterizedir. Tanı yöntemleri kesin tanının konmasında yetersiz kalabilmektedir. Bu yazımızda böyle bir olgunun sunumuyla birlikte literatür taraması yapılmıştır. Ciddi aort yetmezliği ile birlikte nörolojik bulguların eşlik ettiği aort disseksiyonu olgularında intimo-intimal intussüsepsiyon akla getirilmelidir.

9. 
Fetal Ekokardiyografi ile Tanı Konan Hipoplastik Sol Kalp Sendromu Olgusu
A Case of Hypoplastic Left Heart Syndrome Diagnosed by Fetal Echocardiography
Ümit Bilge SAMANLI, Talat CANTEZ, Feriha ÖZ, Moşe BENHABİB
Sayfalar 503 - 507
Ekokardiyografi günümüzde 18-20 inci gebelik haftasından itibaren fetustaki doğumsal kalp anomalilerinin tanınmasında da kullanılmaktadır. Dört-boşluk kesitlerin daha çok sayıda kadın doğum uzmanı ve radyolog tarafından incelenmesi sonucunda anne adayları fetustaki kalp hastalığının kesinleştirilmesi veya reddedilmesi amacıyla çocuk kardiyologlarına gönderilmektedirler. Hipoplastik sol kalp sendromu esas olarak, aort kapağı atrezisi veya ağır darlığı, asandan aort darlığı, küçük sol ventrikül ve mitral kapakta darlık veya atreziyi kapsar. Tedavisiz bırakılan vakaların % 95'i ilk bir ayda kaybedilir. Fetal ekokardiyografi ile incelenen yirmiüç haftalık gestasyondaki bir fetusa hipoplastik sol kalp sendromu (atretik aort kapağı, küçük sol ventrikül, hipoplastik asandan aort ve hafif hipoplastik mitral kapak) ve geniş trabeküler ventriküler septal defekt tanısı konarak 24 üncü haftada gebeliğin terminasyonuna gidildi. Postmortem inceleme, ekokardiyografik bulguları doğruladı. Bu sunumda, fetal ekokardiografik ve postmortem makroskopik bulgular ayrıntıları ile anlatılmaktadır. Cerrahi paliasyonun tekrarlayan operasyonlar gerektirmesi ve uzun dönem sonuçların henüz yüz güldürmekten uzak olması nedeni ile bazı diğer ülkelerde olduğu gibi bizim ülkemizde de fetusta hipoplastik sol kalp sendromu tanısı kesinleşince beklemeden gebeliğin terminasyonuna gidilmesi konusu ağırlık taşımaktadır.



Journal Metrics

Journal Citation Indicator: 0.18
CiteScore: 1.1
Source Normalized Impact
per Paper:
0.22
SCImago Journal Rank: 0.348

Hızlı Arama



Copyright © 2026 Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi