| 1. | Makale Özetleri Summaries of Articles Sayfalar 4 - 7 Makale Özeti | İngilizce Tam Metin |
| 2. | Fonksiyonel Tek Ventriküllü Hastalarda Fontan Ameliyatının Ventrikül Sistolik Fonksiyonları Üzerine Etkisi Clinical Investigations The Influence of the Fontan Operation on Ventricular Systolic Functions in Patients With Single Ventricle Gülhis BATMAZ, Ayşe SARIOĞLU, İrfan Levent SALTIK, Gül Sağın SAYLAM, Yar.Barbaros KINOĞLU, Tayyar SARIOĞLUSayfalar 8 - 13 Fonksiyonel tek ventriküllü (FTV) hastalarda ventrikülün sistolik fonksiyonları ekokardiyografi (EKO) ile incelendi. Palyatif bir operasyon geçirmemiş 4.77±3.48 olan 10 (grup II), sistemik-pulmoner şantlı 12.34±11.18 yaşında 12 (grup III) ve Fontan operasyonu yapılmış 11.32±6.79 yaşında 21 tane (grup IV) olmak üzere 42 FTV'lü hasta çalışma grubumuzu teşkil etti. 6.56±2.87 yaşında 21 sağlıklı çocuk ise kontrol grubu (grup I) olarak alındı. sistolik fonksiyonları değerlendirmek amacıyla aort maksimal ve ortalama akım hızları ile hız-zaman integrali, ventrikülün kısalma ve ejeksiyon fraksiyonları (KF ve EF) ve kalp hızına göre düzeltilmiş kısalma ve ejeksiyon fraksiyonları (KFc EFc) kullanıldı. Grup IV hastalarımızda sağlıklı çocuklara ve henüz Fontan operasyonu yapılmamış FTV'lü hastalara göre aort akım hızları ile hız-zaman integrali düşük bulundu. Grup II ve III hastalarımızla sağlıklı çocuklar arasında aort akım hızları ve hız-zaman integrali açısından fark tespit edilmedi. KF değeri FTV'lü hastalarda sağlıklı çocuklara göre daha düşüktü, ancak grup II ve III hastalar için bu fark istatistiki bir anlamlılığa sahipken, Fontan yapılmış hastalar için anlamlılık taşımıyordu. EF değerleri hiçbir grup için farklılık göstermiyordu. Hem KF hem de EF değerleri sistemik-pulmoner şantlı FTV'lü hastalarda en düşüktü. EFc, diğer gruplar arasında fark taşımazken grup III hastalarda diğer gruplara göre daha düşüktü. Sistemik-pulmoner şantlı hastalarda postoperatif sürenin 3 yıldan az ya da daha fazla olmasının bakılan parametreler açısından fark yaratmadığı belirlendi. Benzer şekilde Fontan yapılmış grupta postoperatif sürenin 3 yıldan az ya da daha fazla olmasının ve ameliyat yaşının 8'in altında ya da üstünde bulunmasının elde edilen değerleri değiştirmediği görüldü. Aort akım hızları ile hız-zaman integralinin normal dağılımı yelpazesinin oldukça geniş olması nedeniyle kullanılabilirliğinin kısıtlı olduğu düşünüldü. KF, EF ve KFc ve EFc açısından Fontan operasyonu yapılmış FTV'lü hastaların daha iyi sistolik fonksiyonlara sahip olduğu belirlendi. Sistolik fonksiyonları değerlendirmede en çok kullanılan KF ve EF'ye bakılmasının yeterli olduğu, bu parametrelerin diğerleri ile uyum içinde olduğu görüldü. Fontan ameliyatı sonrası ortalama 2.35 yıl sonra istisnalar hariç sistolik ventrikül fonksiyonları bozukluğu bulunmadığı tespit edildi. |
| 3. | Behçet Hastalığında Semptomsuz Kalp Tutulumunun Ekokardiyografi ile Değerlendirilmesi* Echocardiographic Evidence of Asymptomatic Heart Involvement in Behçet's Disease Mehmet KABUKÇU, Serdar AKSÖYEK, Osman ÖZCEBE, Giray KABAKÇI, Kurdert AYTEMİR, Keman ÖVÜNÇ, Lale TOKGÖZOĞLU, Semra DÜNDAR, Aysel ORAM, Sırrı KESSayfalar 14 - 18 Behçet hastalığında kalp tutulumu az görülmekle birlikte mortalite riskini arttırması nedeni ile önemlidir. Sol ventrikül fonksiyonlarını inceleyen çalışma sayısı henüz az sayıdadır. Bu nedenle klinik olarak kalp hastalığı olmayan 53 Behçet hastası ile yaş ve cinsi hasta grubuna uygun 42 sağlıklı kontrol olgusunda ekokardiyografi ile kalp tutulumu değerlendirildi. Tüm hasta ve kontrol grubuna 12 derivasyonlu elektrokardiyografi, telekardiografi ve iki boyutlu Doppler ekokardiyografi yapıldı. Ekokardiyografi ile: 1- Tüm hasta ve kontrol grubunda sol ventrikül sistolik fonksiyonları ve bölgesel duvar hareketleri normal bulundu. 2- Hasta grubunda izovolümik relaksasyon zamanı uzun (129.3±31.5 msn ve 97.1±27.3 msn; p<0.05); mitral akım hızının doruk değerinin geç diyastolde erken diyastolden daha büyük olması (E/A<1 8 hastada ve 2 kontrol olgusunda; p<0.05) sık bulundu. 3- Perikardiyal efüzyon saptanmadı. İki hastada mitral valvül prolapsusu, bir hastada hafif mitral yetersizliği ve bir hastada hafif mitral ve triküspit yetersizliği, bir kontrol olgusunda hafif mitral yetersizliği ve başka bir kontrol olgusunda hafif triküspit yetersizliği saptandı. Sonuç olarak 1- Behçet hastalığında sol ventrikül sistolik fonksiyonların normal olduğu 2- Behçet hastalığında diyastolik fonksiyon bozukluğuna sık olarak rastlandığı. 3- Miyokardiyal, kapak ve perikardiyal tutulumun seyrek olduğu izlenimine varıldı. Behçet hastalığı tanısı konulduğunda Doppler ekokardiyografik inceleme yapılmalıdır. Diyastolik fonksiyon bozukluğunun klinik önemi bu hastaların takibi ile anlaşılacaktır. |
| 4. | Akut Miyokard İskemisinde İnflamasyonun Rolü ve Prognostik Önemi Role and Prognostic Significance of Inflammation in Acute Myocardial Ischemia Okan ERDOĞAN, Zeki ÖNGENSayfalar 19 - 25 Kararsız angina pektoris ve akut miyokard infarktüsü oluşumunda, kronik inflamasyonun alevlenerek aterom plağının kararsız duruma gelmesine ve plağın yırtılmasına yol açtığı düşünülmektedir. Bu düşünce doğrultusunda, akut iskemik sendromlarda akut inflamasyonun rolünü ve prognoza etkisini ortaya koymak amacıyla, çalışmaya alınma kriterlerine uyan kararlı angina pektorisli (34 hasta), kararsız angina pektorisli (27 hasta) ve akut miyokard infarktüslü (17 hasta) ardışık toplam 78 hastada, prospektif olarak C-reaktif protein (CRP) ve fibrinojen düzeyleri ölçüldü ve karşılaştırıldı. Hastaneye başvurduklarında ölçülen CK-MB enzim değerleri tüm hastalarda normal düzeydeydi. Birinci gruptaki hastalardan kan örnekleri semptomsuz dönemde bir kez; ikinci gruptakilerden ilk kan örneği göğüs ağrısı başlangıcından sonraki 24 saat içinde, ikinci örnek bundan 6-12 saat sonra, üçüncü örnek en az iki ağrısız geçen günden sonra ve son örnek hastaneden çıktıktan en az bir ay geçtikten sonra alındı. Üçüncü gruptaki hastalardan ise kan örnekleri ağrı başlangıcından sonraki ilk 6 saat sonra ve hastaneden ayrılırken alındı. Alınan kan örneklerinden kantitatif olarak CRP ve fibrinojen düzeylerinin yanında, ikinci ve üçüncü gruptakilerden hastaneye başvurduklarında ve sonraki ilk 24 saatlik dönemde CK-MB enzim düzeyleri belirlendi. Grup 2'de birinci ve sonuncu ortalama CRP değerleri sırasıyla 1,34±1,34 mg/dl ve 0,75±0,65 mg/dl bulundu ve aralarında anlamlı düzeyde farklılık saptandı (p=0,024). Başlangıçta artmış olan CRP düzeyi ağrısız dönemde anlamlı olarak azalmaktadır. Majör koroner olay saptananlara ve saptanmayanlarda, CRP ve fibrinojen düzeyleri karşılaştırıldığında anlamlı farklılık gözlenmedi. Grup 3'de birinci ve sonraki ortalama CRP değerleri arasında anlamlı fark saptanmazken, sırasıyla birinci ve sonuncu gibrinojen düzeyleri ise 269±112 mg/dl ve 439±116 mg/dl olarak bulundu ve aralarında anlamlı fark olduğu görüldü (p=0.000). Fibrinojen düzeyinin geç dönemde arttığı anlaşılıyordu. Majör ve minör koroner olayları belirlemede, fibrinojenin özgüllük ve pozitif kestirim değeri %100 olarak bulundu. Üç grubun sırasıyla ilk CRP değerleri 0,59 ± 0,19 mg/dl, 1,34 ± 1,34 mg/dl ve 0,96 ± 1,33 mg/dl karşılaştırıldığı, aralarında anlamlı fark olduğu görüldü (p=0,014) ve bu farkın grup 1 ve 2 arasında olduğu ortaya çıkarıldı. Üç gruptaki hastaların tümünün ilk ölçülen CRP ve fibrinojen değerlerinin korelasyonu yapıldığında, beklenenin aksine aralarında zayıf ancak anlamlı bir bağıntının olduğu görülmüştür (n=0,31; p=0,006). Sonuçta, akut iskemik sendromların tetiklenmesinde akut inflamasyonun rolü olabileceğini ve akut faz proteinlerinin prognostik yönden yararlı olmadıklarını söyleyebiliriz. |
| 5. | Miyokardiyal Bridge'lerin Değerlendirilmesi: Retrospektif Bir Çalışma Assessment of Myocardial Bridges: A Retrospective Study Cemal SAĞ, Nadir BARINDIK, Kürşad ERİNÇ, Mehmet UZUN, Cevdet ERDÖL, Tuncay ALTUN, Oben BAYSAN, Hasan Fehmi TÖRE, Deniz DEMİRKANSayfalar 26 - 29 Anatomik bir varyasyon olan miyokardial bridge'lerin (MB) lokalizasyon, görülme sıklığı, klinik ve laboratuvar bulgularını gözden geçirmek amacıyla Ocak 1993 ve Kasım 1995 tarihleri arasında GATA Kardiyoloji ABD Hemodinami Laboratuvarı'nda yapılan koroner anjiyografiler retrospektif olarak incelendi. Yapılan 2917 koroner anjiyografide 27'si erek 4'ü kadın olmak üzere 31 MB'li hastaya rastlandı. MB görülme sıklığı % 1.06 idi. Çalışmamızda BM, en çok sol ön inen koroner arterde (LAD) II. diagonalden sonra görüldü. Birlikte en sık bulunan kardiyovasküler risk faktörü hipertansiyon iken, en sık ateroskleroz lokalizasyonu LAD arterde idi. Hastaların % 55'inin istirahat elektrokardiyografileri normaldi. Anjiyografide görülme sıklığı düşük olan MB'in göğüs ağrısı tanımlayan hastalarda koroner anjiyografide daima akılda tutulması gerekir bir tanı olduğuna karar verildi. |
| 6. | Miyokard Canlılığını Belirlemede Anjiyografik Kollaterallerin Tanısal Değeri Diagnostic Value of Angiographic Collateral Vessels to Determine Myocardial Viability Ertan URAL, Vedat SANSOY, Murat GÜLBARAN, Zerrin YİGİT, Kemalettin ŞIŞLI, Rasim ENAR, Deniz GUZELSOYSayfalar 30 - 34 Kronik koroner arter hastalarında (KKAH) ağır duvar hareket bozukluğu gözlenen segmentlerde miyokard canlılığının belirlenmesinde anjiyografik kollateral damarların tanısal değeri araştırıldı. Bu amaçla en az bir major koroner arterinde tam tıkanıklık olan ve bu damarın beslediği bölgede ağır sol ventrikül (SIV) fonksiyon bozukluğu bulunan 30 hasta ardışık olarak incelendi. Kollateral damarlar, tıkalı damar distalinde gözlenen nativ damarların opasifikasyonuna göre grade 1 (yok), grade 2 (zayıf) ve grade 3 (iyi gelişmiş) olarak derecelendirildi. Miyokard canlılığı egzersiz planar TI-201 miyokard perfüzyon sintigrafisi (MPS) ile reinjeksiyon yöntemi kullanılarak belirlendi. Redistribüsyon ya da reinjeksiyon imajlarından en az birsinde %50 nin üzerinde aktivite gösteren miyokard bölgeleri canlı olarak kabul edildi. Duvar hareketlerinin değerlendirilmesi ve MPS ile karşılaştırılabilmek amacıyla 10 segmentli sol ventrikülografi modeli oluşturuldu. Toplam total tıkalı damar sayısı 37 olup, bunun 33'ü major, 4'ü yan daldı. Total tıkalı damarla ilgili ağır asinerji gözlenen 125 segmentin 76'sı grade 3, 46'sı grade 2, 3'ü ise grade 1 kollateral damarlar tarafından besleniyordu. Grade 3 kollaterallerce beslenen 76 segmentin 67'sinde (%88), grade 2 kollaterallerce beslenen 46 segmentin 34'ünde (%74) ve grade 1 kollaterallerce beslenen 3 segmentin 2'sinde miyokard canlılığı saptandı. Sonuç olarak KKAH'ında koroner anjiyografide gözlenen iyi dereceli kollateral damarların, ağır asinerji gösteren segmentlerde, miyokard canlılığını öngörmedeki değerinin yüksek olduğu, buna karşın zayıf anjiyografik kollateral akımın saptanması ya da kollateral akım görülmemesinin miyokard canlılığı olmadığı anlamına gelmeyeceği kanısına varılmıştır. |
| 7. | Proksimal Sol Ön İnen Arter Cerrahisinde Mamarian Arter Açıklığı Üzerine Etkili Faktörlerin Değerlendirilmesi Evaluation of Factors Influencing the Patency of Internal Mammarian Artery in Proximal Left Anterior Descending Artery Cemal SAĞ, Mehmet UZUN, Ata KIRILMAZ, Hürkan KURŞAKLIOĞLU, Kürşad ERİNÇ, Oben BAYSAN, Deniz DEMİRKANSayfalar 35 - 38 Günümüzde koroner arter hastalığının tedavi protokolu girişimsel kardiyolojinin dinamik olarak ilerlemesi nedeniyle devamlı değişiklik göstermektedir. Bypass cerrahisi sonrasında greft açıklığını etkileyen faktörlerin belirlenmesinin ve alınacak önlemlerin greftin açıklık süresine etkili olabileceğini savından yola çıkarak çalışmamızda internal mamarian arter (IMA) greftli hastalarımızı gözden geçirdik ve tıkanmaya etki eden faktörleri saptamaya çalıştık. Çalışmaya sol ön inen artere (LAD), IMA ile bypass uygulanan ve anjinal semptomlar nedeni ile 1994-1995 yıllarında kontrol koroner anjiyografisi yapılan 79 hasta alındı. Hastalar IMA grefti açık (Grup I, n=23) ve kapalı (Grup 2, n=56) olarak ikiye ayrıldı. Her iki grup istatistiksel olarak yaş, cinsiyet, diabet, hipertansiyon, hiperkolesterolemi, sigara, periferik arter hastalığı ve LAD'de bypass uygulanan darlığın bypass öncesi yüzdesi yönünden karşılaştırıldı. Altmış yedisi (%85) erkek, 12'si (%15) kadın olan hastaların yaş ortalaması 54.2±7.8 yıl idi. Ortalama postoperatif süre Grup 1'de 32 ay olup, Grup 2'de 44 ay idi. Her iki grup arasında hiperkolesterolemi, sigara, periferik arter hastalığı ve LAD'deki darlık yüzdesi açısından farklılık saptandı. En dikkat çekici fark LAD arter darlığının IMA açıklığına etkisi olarak saptandı (p<0.00001). Preoperatif LAD darlığının ≤%70 olması halinde LAD-İMA akımlarının yarışmaya girip greftin tıkanması neden olabileceği kanısına varıldı. |
| 8. | Proksimal Diseksiyonlarda Aort Kapağına Yaklaşım Evaluation and Management of Aortic Valve in Proximal Aortic Dissections Hakan POSACIOĞLU, Yüksel ATAY, Faik OKUR, Bülent ÇETİNDAĞ, İlker ALAT, Levent CAN, Alp ALAYUNT, Münevver YÜKSEL, Suat BÜKET, Önol BİLKAYSayfalar 39 - 44 Proksimal aort diseksiyonlarında hastalığa sıklıkla aort yetersizliği de eşlik etmektedir. Aort yetersizliğinin birlikte olduğu durumlarda uygulanacak cerrahi tedavi var olan kapak lezyonunun tipine göre değişiklik göstermektedir. Ege Üniversitesi TIp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalında proksimal aort diseksiyonu nedeniyle ameliyat edilen 29 hasta retrospektif olarak incelenmiştir. Hastaların 24 tanesi akut, beşi kronik proksimal aort diseksiyonu ile kliniğe başvurmuştur. 13 hastada aort valv resüspansiyonu uygulanırken, 5 hastada kompozit greft replasmanı yapılmıştır. Bu hastalarda aort kapağına yönelik cerrahi girişimler ile bunların kısa ve uzun dönem sonuçları literatür eşliğinde incelenmiştir. Kliniğimizde aort diseksiyonlarındaki genel yaklaşım akut olgular için mümkün ise aort valvinin resüspansiyon yolu ile korunması, kronik olgularda ise kompozit greft replasmanıdır. |
| 9. | Derlemeler Ventriküler Aritmilerin Tedavisinde Amiodaron ve Sotalol'ün Yeri Reviews Therapeutic Use of Amiodaron and Sotalol in Ventricular Arrhythmias Remzi KARAOĞUZ, Muharrem GÜLDALSayfalar 45 - 53 Malign ventriküler takiaritmilerin tedavisinde son yıllarda kateter ablasyonu, kardiyoverter defibrilatör implantasyonu gibi nonfarmakolojik yöntemler klinik uygulamaya girmişse de, antiaritmik ilaçlar tedavinin ana unsurunu oluşturmaktadır. Vaughan-Williams sınıflandırmasına göre 3. Grubu oluşturan antiaritmik ilaçlar, özellikle amiodaron ve sotalol ventriküler aritmili hastalarda aritmininin neden olduğu morbidite ve mortalitenin azaltılması amacıyla geniş kullanım alanı bulmuştur. Amiodaronun aksiyon potansiyel süresini uzatması yanısıra, kalsiyum ve sodyum kanallarını, alfa ve beta adrenerjik reseptörleri bloke edici etkisi de vardır. Çeşitli çalışmalarda amiodaronun aritminin tipine, şiddetine ve altta yatan kalp hastalığının özelliğine bağlı olmaksızın etkili bir antriaritmik olduğu ortaya konmuştur. Yürütülen kontrollü çalışmalar kullanım alanları konusunda daha geniş bilgiler sağlıyacaktır. Amiodaronun yan etkileri sık ortaya çıkmasına rağmen, çoğu tedavinin kesilmesini gerektirecek şiddette değildir. Sotalolün de 3. Grup etkinin yanısıra non-selektif beta bloker özelliği mevcuttur. Çeşitli aritmilerdeki olumlu etkisi miyokard iskemisini, katekolaminlerin aritmojenik etkisini azaltmasına ve direkt antiaritmik etkisine bağlı olduğu bildirilmektedir. Genelde iyi tolere edilen bir ilaçtır. Yan etkilerinin çoğu beta bloker özelliğine bağlıdır. İlacı kullanan hastaların proaritmi yönünden yakın izlenmeleri gerekmektedir. |
| 10. | Diyastolik Fonksiyonlar: Diyastol Fizyolojisi, Fonksiyon Bozuklukları ve Ekokardiyografi ile Değerlendirilmesi Diastolic Functions: Physiology, Dysfunction and Echocardiographic Assessment of Diastolic Functions Nazlıhan GÜNAL, Arman BİLGİÇSayfalar 54 - 64 Diyastol, semilunar kapakların kapanması ile başlar, ve dört devrede meydana gelir: izovolemik relaksasyon, hızlı doluş, diastaz (pasif doluş) ve atriyal sistol. Diyastolik fonksiyon, bir çok kalp hastalığında sistolik fonksiyonlardan önce bozulmakta ve klinik belirtilerden sorumlu olmaktadır. Bu nedenle çeşitli kalp hastalıklarının izlenmesinde diyastolik fonksiyonların bilinmesi klinik önem taşımaktadır. Bu yazıda diyastolün fizyolojisi, diyastolik fonksiyon bozukluklarına neden olan durumlar ve ekokardiyografi ile diyastolik fonksiyon ölçümü üzerinde durulmuştur. |
Copyright © 2026 Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi
