| 1. | Makale Özetleri Summaries of Articles Sayfalar 68 - 72 Makale Özeti | İngilizce Tam Metin |
| DERLEME | |
| 2. | Yüksek Serum LP(a) Değerleri ile Koroner Arter Hastalığının Ağırlık ve Yaygınlık Derecesi Arasındaki İlişki Extent and Severity of Coronary Artery Disease in Patients with High Serum LP(a) Levels Hazım DİNÇER, Mustafa KAHRAMAN, Tuğrul OKAY, Can ÖZER, Yavuz MAŞRAPACI, Necati BİNGÖLSayfalar 73 - 77 Koroner anjiyografi ile koroner arter hastalığı olduğu saptanan yirmialtısı kadın 94 olgunun serum LPa düzeylerine bakılarak, bu olgular kendi 75. persentil değerlerine göre iki gruba ayrıldı. 75 persentil değeri olarak bulunan 41 mgr/dl'nin altında serum LPa değerleri olan ondokuzu kadın 70 olgu birinci grubu oluşturdu. İkinci grup yedisi kadın 24 olgudan oluşuyordu. Her iki grup, klinik, laboratuar ve anjiyografik özellikler açısından ve özellikle de koroner arter hastalığının ağırlık ve yaygınlık derecesi açısından karşılaştırıldı. Her iki grup arasında lipid düzeyleri, aile öyküsü, cinsiyet, diyabetiklerin, sigara içenlerin ve hipertansiyonluların adedi açısından istatistiki bir fark yoktu. Yüksek LPa değerleri olan hastalar anlamlı olarak daha genç idiler (52.7±8.2'ye karşı 58.6±9.9 yıl) p<0.01. Bu olguları cinsiyetlerine göre ayırdığımızda ise bunun sadece erkekler için geçerli bir bulgu olduğu dikkati çekiyordu. Koroner arter hastalığının ağırlık ve yaygınlık derecesi açısından da her iki grup arasında istatistiki anlam ifade eden bir farklılık görülemedi. Grup I'deki yüksek LPa değerleri olan olgulardaki hasta damar sayısı ortalama 3.1±0.9 iken, bu diğer grupta 2.9±1.0 idi. ?%50 darlıkların sayısı ise 1. grupta ortalama 4.2±2.4 iken, ikinci grupta 3.9±2.6 idi. Kritik olmasa da tüm darlıkların gözönüne alındığı yaygınlıkta ise, birinci grubun ortalaması 7.0±3.1 iken ikinci grubun ortalaması 6.9±4.3 idi. Keza yaygınlık indeksi açısından da bir fark bulunamadı (0.47±0.2'ye karşı 0.46±0.3). Basamaklı regresyon analizi ile yapılan multivariye analizde de yüksek LPa düzeyleri ile yaş dışında anlamlı bir korelasyon gösteren faktör bulunamadı. |
| 3. | Koroner Anjiyoplastide Uzun Balon Kullanımının Erken Sonuçları Early Results of Utilizing Long Balloons During Coronary Angioplasty Hakan KÜLTÜRSAY, Levent CAN, Ahmet ALTINTIĞ, Azem AKILLI, Mustafa AKIN, Serdar PAYZIN, Cüneyt TÜRKOĞLUSayfalar 78 - 81 Koroner anjiyoplastide kullanılan uzun balonların özellikle diffüz lezyonlarda hem daha etkili oldukları hem de daha az komplikasyona yol açtıkları öne sürülmektedir. Bu çalışmada klinik özellikleri birbirine benzer 2 grup hastada kısa ve uzun balonlar kullanılarak uzun balonların a) etkinliği ve güvenirliği, b) lezyona komşu proksimal ve distal normal damar segmentlerine olan akut etkisi araştırılmıştır. Birinci grupta (G1) 17 hastada uzun lezyonlarda uzun balon, ikinci grupta (G2) 20 hastada kısa lezyonlarda kısa balon kullanılarak sonuçlar karşılaştırılmıştır. Hastalarda lezyon çapı, lezyon uzunluğu, darlık yüzdesi, lezyona komşu olan proksimal ve distal normal damar segmentlerinin çapları işlem öncesi ve sonrasında ölçülmüştür. Dilatasyon işlemi her iki gruptaki tüm hastalarda tam başarı ile sonuçlandırılmıştır. Darlık oranı %73±10 (G1) ve %76±11 (G2)'den işlem sonrasında %17±8 ve %23±10'a düşürülmüş ve hastaların hiç birinde önemli bir komplikasyon gelişmemiştir. Yalnızca G1'de 2 hastada G2'de ise 1 hastada akımı bozmayan disseksiyon gelişti. Kantitatif ölçüm değerleri açısından da gruplar arasında gerek işlem öncesinde ve gerekse sonrasında istatistiksel anlamlılık taşıyan farklılık bulunmamıştır. Sonuç olarak; a) uzun balonların özellikle uzun lezyonlarda etkili ve güvenilir olduğu, b) komşu normal damar segmentlerinde akut bir değişiklik yaratmadıkları, c) restenoz oranının uzun dönemde araştırılması gerektiği kanısına varılmıştır. |
| 4. | Atriyum Fibrilasyonunda Sirkadiyen Ritm Circadian Rhythm of Atrial Fibrillation Y. Ahmet ÜNALIR, Y.Necmi ATA, Bülent GÖRENEK, Sevda KESMEN, Bilgin TİMURALPSayfalar 82 - 85 Bu çalışmada sinüs ritminde olduğu gibi atriyum fibrilasyonunda da gün içi kalp hızı değişimlerinin sirkadiyen bir özellik gösterip göstermediğini araştırdık. Bu amaçla, 24'ü kadın, 34 atriyum fibrilasyonlu olgu (ort. yaş 59±19) ve 4'ü kadın 10 sinüs ritminde kontrol grubu (ort. yaş 49±3) alındı. Hastaların büyük çoğunluğunda etyolojik neden belirlendi (kapak hastalığı, koroner arter hastalığı, kardiyomyopati, hipertiroidi). Çalışma öncesi dijital dışında tüm antiaritmik ilaçlar en az bir hafta önceden kesildi. Olgulara 24 saat süre ile ambulatuar elektrokardiyogram izlemi yapıldı. Ortalama kalp hızları üçer saatlik periyodlar halinde değerlendirildi. Hasta ve kontrol gruplarının ortalama kalp hızları birbirleriyle karşılaştırıldı. 3.00-5.00 satleri dışında iki gruba ait ortalama kalp hızlarının birbirlerine benzer olduğu görüldü. 3.00-6.00 saatleri arasında ise atriyum fibrilasyonlu olguların ortalama kalp hızlarının kontrol grubuna göre bir miktar artmış olduğu izlendi. Ayrıca ortalama kalp hızlarının her iki grupta 6.00-9.00 saatleri arasında en yüksek olduğu dikkat çekti. Bu yükseklik 9.00-12.00 satleri hariç diğer tüm zaman dilimlerinden anlamlı derecede farklı idi. Sonuç olarak çalışmamızda atriyum fibrilasyonunda sinüs ritmindekine benzer sirkadiyen kalp hızı değişimlerinin olduğu ve ortalama kalp hızlarının literatür ile bir miktar farklılık göstererek sabah saatlerinde (6.00-9.00) en fazla olduğu gösterildi. |
| 5. | Akut Miyokard İnfarktüslü Hastalarda Geç Trombolitik Tedavi Uygulaması Late Thrombolytic Therapy in Acute Myocardial Infarction Atiye ÇENGEL, Timur TİMURKAYNAK, Y.Mehmet ALKAN, Rıdvan YALÇIN, Oğuz CAYMAZ, Önsev DÖRTLEMEZ, Halis DÖRTLEMEZSayfalar 86 - 90 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı'na Ocak 1994 ve Ağustos 1994 tarihleri arasında kanıtlanmış akut miyokard infarktüsü tanısı ile ağrının başlangıcından itibaren ilk 24 saat içinde başvuran toplam 60 hasta araştırmaya dahil edildi. Bunlardan 26'sı, ilk 6 saat içinde trombolitik tedavi uygulandığı için erken streptokinaz (SK) grubunu oluşturdu. 6-24 saatler arasında başvuran 16 hastaya da (12 tanesi 6-12 saat, 4 tanesi 12-24 saat) İV SK uygulanarak geç SK grubu oluşturuldu. 6-24 saatler arasında başvuran 18 hastaya ise trombolitik tedavi verilmedi ve bunlar da kontrol grubunu oluşturdular. Bütün hastalar 500 mg aspirin ve en az 24 saat süre ile 1000 Ü/saat heparin İV tedavisi aldılar. Bütün hastalara hastaneye yatışlarının ilk haftası içinde koroner anjiyografi yapılarak infarktüsle ilgili arterin TIMI derecelendirilmesine göre açıklığı değerlendirildi. Erken SK (ESK) grubunda 21 hastada (%80.8), geç SK (GSK) grubunda ise 10 hastada (%62.5) TIMI 3 açıklık görüldü. Aradaki fark istatistiki olarak anlamsız bulundu (p>0.5). Kontrol grubunda ise sadece 3 hastada TIMI 3 açıklık görüldü (% 16.7). Kontrol grubu ile hem erken hem de geç SK grubu arasındaki fark istatistiki olarak anlamlıydı (p<0.001), p<0.01). Hastalarımızın çoğunluğunu 6-12 saat arasında başvuranlar oluşturduğu için sonuçlarımız özellikle bu saatler için vurgulayıcı bulundu. Erken trombolitik tedavi grubunda %75 oranında, kontrol grubunda ise %83.3 oranında infarktüsle uyumlu sol ventrikül duvarlarında hareket bozukluğu görüldü. Gruplar arasındaki fark anlamlı değildi (p>0.05). |
| 6. | Kronik Karaciğer Hastalarında Kontrast Ekokardiyografi İle Sağ-Sol İntrapulmoner Şantların Gösterilmesi Demonstration of Right-to-Left Intrapulmonary Shunts in Chronic Liver Patients by Contrast Echocardiography Y. Ahmet ÜNALIR, Y.Tülay SARIÇAM, Y.Necmi ATA, Celal KIRDAR, Bilgin TİMURALPSayfalar 91 - 94 Kronik karaciğer hastalığında tanımlanan intrapulmoner sağ-sol şantların gösterilmesinde kontrast ekokardiyografi en faydalı yöntemlerden biridir. Çalışmamızda kontrast ekokardiyografi ile kronik karaciğer hastalığındaki intrapulmoner şant prevalansı araştırıldı. Çalışmaya yaşları 19 ile 67 arasında değişen toplam 45 hasta (31 erkek, 14 kadın) alındı. Yeterli ekokardiyografik görüntü sağlanan olgulara periferik venden toplam 4 kez 10 cc serum fizyolojik ve 1 ampul furosemide IV bolus tarzında enjekte edildi. Bu işlemler sırasında hastaların intraabdominal basıncını arttırmak için Valsalva manevrası yaptırıldı. Apikal dört boşluk yaklaşımda kontrast maddenin sağ kalp boşluklarında görülmesinden 3-6 atım sonra "microbuble"ların sol kalp boşluklarına geçmesi durumunda kontrast ekokardiyografi (+) kabul edilip, derecelendirildi. Kırkbeş olgunun 7 tanesinde (%15.5) kontrast ekokardiyografi değişik derecelerde (+) olarak saptandı. Kontrast ekokardiyografi varlığı ile yaş, cins, PaO2, hastalık nedeni, hastalık süresi, portal ven genişliği ve özofagus varisi arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Bununla birlikte bu çalışmada, kronik karaciğer hastalarında, pozitif kontrast ekokardiyografinin intrapulmoner şantların bir indirekt göstergesi olduğu kanısına varıldı. |
| 7. | Zihinsel Stres ve Miyokard İskemisi Mental Stress and Myocardial Ischemia Seyfi USLUBAŞ, Kemal YEŞİLÇİMEN, Metin GÜRSÜRER, İzzet ERDİNLER, Recep ÖZTÜRK, Ayşe EMRE, Birsen ERSEK, Tezer ULUSOYSayfalar 95 - 99 Zihinsel stresin, miyokard iskemisi oluşturma ihtimali 45 kişilik bir hasta grubu üzerinde incelendi. Tüm hastalara aritmetik zihni stres testi (ZST), treadmil egzersiz testi (ET) ve koroner anjiyografi uygulandı. Olgular anjiyografik olarak anlamlı koroner arter lezyonu tesbit edilenler (grup I, n=34) ve edilmeyenler (grup II, n=11) olarak iki gruba ayrıldı. ZST ile I. grupta 6 olguda geçici iskemik EKG değişiklikleri meydana geldi. Buna karşın, koroner anjiyografi normal olan II.grupta hiçbir anlamlı EKG değişikliği görülmedi. ZST'nin duyarlılığı % 17.6, özgüllüğü % 100, ET'nin duyarlılığı %73.5, özgüllüğü %90.9 bulundu. ZST, her iki gruptaki hastalarda nabız dakika sayısını (NDS), sistolik kan basıncını (SKB) ve hız-basınç çarpımını (çift-çarpım=ÇÇ) anlamlı derecede arttırdı. ZST sonucu NDS I. grupta 81.29±13.68'den 99.59±15.82'ye (p<0.01). II. grupta 84±14.13'den 101.09±20.2'ye (p<0.01). SKB I. grupta 137.47±20.45 mmHg'den, 161.85±24.92'ye (p<0.01), II. grupta 140.09±14.56'dan 168.73±22.64'e (p<0.01), ÇÇ değeri I. grupta 11.063±4.921 mmHgxhız/dk'dan 15.563±14.184'e (p<0.01), II. grupta 10.954±4.872'den, 16.091±4.685'e (p<0.01) yükseldi. ET sonucu I. ve II grupta bulunan hastaların NDS, SKB ve ÇÇ değerlerinde daha anlamlı artışlar görüldü. Hastaların tümü ele alındığında ET ile elde edilen ÇÇ değeri (28.247±5.583 mmHgxhız/dk), ZST'ne (15.692±5.341) nazaran daha yüksek bulundu (p<0.005). Çalışmamızda zihinsel stresin nabız hızını ve arteryal kan basıncını arttırarak miyokard iskemisine neden olabileceği sonucuna varılmıştır. Fakat ZST, iskeminin araştırılması amacıyla fiziksel ET gibi pratik birtarama testi olarak önerilmemiştir. |
| 8. | Acrivastin ve Cetirizin'in Kardiyotoksik ve Hepatotoksik Etkileri Cardiotoxic and Hepatotoxic Effects of Acrivastin and Cetirizin İpek TÜRKTAŞ, Deniz OĞUZ, Rana OLGUNTÜRK, Sadık DEMİRSOY, Sedef TUNAOĞLUSayfalar 100 - 103 Otuz allerjik rinokonjonktivitli hastada acrivastin ve cetirizinin hepatotoksik ve kardiyotoksik etkilerini araştırdık. Onbeş hastaya (11 kadın, 4 erkek; ort. yaş 28.6 yıl) plasebo ya da acrivastin (32 mg6gün, iki dozda), ikinci gruptaki 15 hastaya da (9 kadın, 6 erkek; ort. yaş 30.2 yıl) plasebo ya da cetirizin (20 mg/gün, iki dozda) 4 hafta süreyle hastalar rastgele seçilerek, kros-over, tek-kör yöntemle verilmiştir. Tedavi öncesinde, aktif ilaç ve plasebo başlandıktan 3 ve 30 gün sonra tüm hastalara Holter monitorizasyonu uygulanmıştır. Karaciğer enzimleri tedavi öncesi ve sonrası alınmıştır. Plasebo ile karşılaştırıldığında, her iki ilaçla da istenmeyen kardiyotoksik etkiler gözlenmemiştir. Karaciğer enzimlerinde tedaviden sonra değişme olmamıştır. Buna rağmen kısa süreli çalışmamızdan aldığımız bu sonuçlar, acrivastin ve cetirizin'in hiçbir zaman kardiyotoksik etki yapmayacağı anlamını taşımamaktadır. Çalışma grubumuzdaki hasta sayısının az olmasından başka, 2 kere uygulanan Holter monitorizasyonu önemli değişiklikler saptamak için yeterli olmayabilir. Sonuç olarak hekimlerin tüm ikinci jenerasyon antihistaminiklerin muhtemel yan etkileri konusunda dikkatli olmaları gereklidir. |
| 9. | EKHARF Çalışması Kohortu Koroner Hastalarının 4 Yıllık Takip Sonuçları 4-Year Follow-up of a Turkish Cohort of Coronary Heart Disease Patients Altan ONAT veSayfalar 104 - 108 1990 yılı yazında Türkiye çapında rastgele yöntemle, 3689 erişkinden oluşan bir örneklem üzerinde düzenlenen TEKHARF taramasında belirli kriterlerle koroner kalp hastalığı (KKH) ve KKH şüphesi saptanan (83'ü kadın) toplam 173 kişilik kohort, ölüm ve yeni koroner olaylar gelişmesi açısından 1993-94 yıllarında izlemeye alındı. Kohortu oluşturan hastaların 43'ünden muayene ile, 81'inden mektup yanıtından bilgi edinildi. Toplamın %28'inden bilgi alınamadı. İzlenmemiş hastaların, ölüm ve yeni koroner olaylara daha yüksek risk gösteren bir grubu temsil etmediği, demografik, klinik ve risk etmenlerinin kıyaslanmasından anlaşıldı. Hastlar ortalama 39.7±5.2 ay süresince izlendi. Bu dönemde toplam 11 kişinin (%8.9) hayatını kaybettiği, iki hastada nonfatal miyokard infarktüsü, birer hastada unstable angina ve yine miyokard iskemisi geliştiği, beşinin (%4) koroner bypass ameliyatına tabi tutulduğu kaydedildi. Yüz hasta başına yılda 1.2 fatal olmayan yeni koroner olay, 2.0 yeni kardiyovasküler olay ve 2.7 ölüm (1.5 koroner kökenli ölüm) meydana geldiği hesaplandı. Ölüm ve tüm yeni koroner olay insidansının geniş tarama takip verileri ile uyum sağladığı görüldü. |
| 10. | Dilate Kardiyomiyopatili ve Normal Çocuklarda Sistolik Ventrikül Fonksiyonunu Ekokardiyografi ile Değerlendirmede Aort Kökü Hareketinin Önemi Significance of Aortic Root Motion in Echocardiographic Evaluation of Left Ventricular Function in Children with Dilated Cardiomyopathy Ümit Bilge SAMANLI, Ayşe SARIOĞLU, Ali ERTUĞRULSayfalar 109 - 115 Ekokardiografi ile değerlendirilen aort kökü hareketinin, sistolik ventrikül fonksiyonu yönünden çocuklardaki anlamını araştırmak üzere, 31 dilate kardiyomiyopatili çocuk hasta iki alt grup halinde ele alındı: grup I'de yaş ortalaması 6.5±3.2 yıl olan 20 hasta, grup II'de ise yine aynı yaş grubunda olan, fakat uzun süreli takip ve tedavi sonrasında dilate kardiyomiyopati bulgularının tamamen normale dönmüş olduğu 11 hasta incelendi. Bulgular, sağlıklı 24 çocuğunkiler ile karşılaştırıldı. "Aort kökü hareketi", M-mode ekokardiyografi ile ve standardizasyona dikkat edilerek ölçüldü ve ortalama duvar hareketinin aort çapına orantısı olarak değerlendirildi. Ayrıca her sistolde aort kökünün "genişleme oranı" hesaplandı. "Aort kökü hareketi", grup 1 hastalarını sağlıklı çocuklardan ayırabildiği gibi, iyileştiği düşünülen grup II hastalarında da diğer iki gruptan anlamlı olarak farklıydı (p<0.001). Aort kökü hareketi ile kısalma fraksiyonu arasında anlamlı bir korelasyon (r=0.69, p<0.001, N=55) görülmekle beraber her bir grup içinde anlamlı bir bağıntı yoktur. "Aort kökünün genişleme oranı" ise sadece hastalar ile sağlam çocukları birbirinden ayırabildi (p<0.01). |
| 11. | Dilate Kardiyomiyopatili ve Normal Çocuklarda Sol Ventrikülün Sistolik Fonksiyonunun Pulsed Doppler Ekokardiyografi ile Değerlendirilmesi Doppler Echocardiographic Evaluation of Left Ventricular Function in Children with Dilated Cardiomyopathy Ümit Bilge SAMANLI, Ayşe SARIOĞLU, Ali ERTUĞRULSayfalar 116 - 122 Asandan aort akımını, sağlıklı çocuklarda ve sistolik ventrikül fonksiyonu bozuk olan hastalarda Doppler ekokardiyografi ile değerlendirmek üzere planlanan bu araştırmada 31 dilate kardiyomiyopatili çocuk iki alt grup halinde ele alındı: Grup I'de yaş ortalaması 6.5±3.20 yıl olan, klinik, radyolojik ve ekokardiografik (sol ventrikül genişliği, kısalma fraksiyonu ve mitral-septal separasyon) tipik bulgular gösteren 20 dilate kardiyomiyopatili hasta incelendi. Grup II'de ise yine aynı yaş grubunda olan, fakat uzun süreli takip ve tedavi sonrasında, yukarda bahsedilen kriterler tamamen normale dönmüş olduğu için "iyileşmiş" olarak kabul edilen 11 hasta araştırıldı. bulgular, 24 sağlıklı çocuktakiler ile karşılaştırıldı. Asandan aort akımının PW Doppler trasesinden maksimal hız (Vmax), hız-zaman integrali (VTI), akselerasyon, akselerasyon zamanı (AT) ve LV ejeksiyon zamanı (LVET) ölçüldü, akselerasyon zamanının LV ejeksiyon süresine oranı (AT/LVET) hesaplandı. Sağlıklı çocuklarda Vmax 1.30±0.21 m/s, VTI 22.9±4.26 cm, akselerasyon 22.0±5.14 m/s/s, ve AT/LVET 0.23±0.05 bulundu. Grup I'deki hastalarda Vmax (1.09±0.21 m/s), VTI (14.79±4.69 cm) ve akselerasyon (13.37±4.56 m/s/s) anlamlı olarak düşük (p<0.001), AT/LVET (0.41±0.09) ise çok anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0.0001). Bu kriterlerden VTI, akselerasyon ve AT/LVET ayrıca, standard M-mod kriterlere göre "iyileşmiş" olan Grup II hastalarını da diğer iki gruptan ayırabildi (sırasıyla, 19.07±3.62 cm, 17.67±3.34 m/s/s ve 0.30±0.04, p<0.01), yani hala altta yatan bir fonksiyon bozukluğunun bulunduğunu gösterdi. Sonuçlarımız, dilate kardiyomiyopatili çocukların, ventrikülün sistolik fonksiyonu yönünden uzun süreli takibinde asandan aort akamının, Doppler parametreleri (VTI, akselerasyon ve özellikle AT/LVET) ile de değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. |
| DERLEME | |
| 12. | Çocuklarda Restriktif Kardiyomiyopati: 12 Vakanın Klinikopatolojik İncelenmesi Restrictive Cardiomyopathy in Children: A Clinicopathologic Study in 12 Cases Y.Ergün ÇİL, Süheyla ÖZKUTLU, Muhsin SARAÇLAR, Gülsev KALESayfalar 123 - 127 Son sekiz yıldır tanısı konan 12 restriktif kardiyomiyopatili vakanın, klinik ve laboratuar bulguları ile klinik seyir ve prognozunun incelenmesi amaçlandı. Hastaların ortalama yaşı 5.0 yıl idi. En sık görülen yakınmalar beşer vakada görülen çabuk yorulma, efor dispnesi ve karın şişliği iken, fizik muayenede hepatomegali (n=10) en sık görülen bulgu idi. Atriyal dilatasyon gösteren EKG ve kardiyomegali gösteren telekardiyografi ortak bulgulardandı. Ekokardiyografide sol veya her iki atriyumda belirgin dilatasyon mevcuttu. Sekiz vakada uygulanan kalp kateterizasyonunda atriyum ortalama basınçları ve ventrikül diyastol sonu basınçları normale göre artmıştı. Altı vakaya uygulanan endomiyokardiyal biyopside saptanan ortak bulgular ise endokardda kalınlaşma, miyokardiyal kas liflerinde hipertrofi ve interstisyel fibroz idi. |
| 13. | Duktus Arteriosus Açıklığı Transkateter Yolla Kapatılan Hastaların Renkli Doppler İzlem Sonuçları Color Flow Doppler Follow-up After Transcatheter Occlusion of Ductus Arteriosus İ.Levent SALTIK, Ayşe SARIOĞLU, Gülhis BATMAZ, Nuran YAZICIOĞLUSayfalar 128 - 131 Duktus arteriosus açıklığı Rashkind şemsiyesi kullanılarak transkateter yolla kapatılan hastalar rezidüel şant prevalansı ve seyrini belirlemek amacıyla Mayıs 1992 ile Temmuz 1994 tarihleri arasında renkli Doppler ekokardiyografi ile değerlendirildi. Yaşları 2 ile 10 yaş (ortalama 5.14±2.31) arasında değişen 8'i erkek, 10'u kız toplam 18 hastanın 10'unda 12 mm'lik, 8'inde 17 mm'lik şemsiye kullanıldı. Oklüzyon sonrası aortografide bol rezidüel şant gösteren 2 hasta dışındaki tüm hastalarda devamlı üfürüm kayboldu. Renkli Doppler ekokardiyografik inceleme oklüzyon sonrası 1. gün, 1. ay, 3. ay, 6 ay ve takip eden 6 aylık aralarla uygulandı. İzlem süresi 1 ay ile 24 ay (ortalama 9.9±7.9 ay) arasındaydı. Renkli Doppler incelemeyle rezidüel şant oranının I. günde %83.3 iken zaman içindeki spontan kapanma ile 3. ayda %55'e, 6. ayda %42.8'e, 2. yıl sonunda %36.7'ye düştüğü tesbit edildi. PDA'sı transkateter yolla kapatılan hastalarda hemodinamik oklüzyon sağlansa bile renkli Doppler ekokardiyografi ile saptanabilen küçük rezidüel şantların devam ettiği ve izlemde bir bölümünün kaybolduğu, bu hastaların renkli Doppler ekokardiyografi ile izlenmesi gerektiği sonucuna varıldı. |
| OLGU | |
| 14. | Olgu Bildirileri Transvenöz Defibrilatör Elektrot Sistemlerinin ve "Cardioverter-Defibrillator" ün Pektoral İmplantasyonu Case Reports Pectoral Implantation of Transvenous Defibrillator Lead Systems and Implantable Cardioverter Defibrillator Kamil ADALET, Fatih Ata GENÇ, Katz AMOS, Mehmet TUĞRUL, Fehmi MERCANOĞLU, Mehmet MERİÇ, Kemalettin BÜYÜKÖZTÜRK, Güngör ERTEMSayfalar 132 - 137 Yirmibir yaşındaki erkek hasta kalp durması nedeni ile kliniğimize kabul edildi. Ventriküler fibrilasyon saptandı ve başarı ile resüssite edilerek hayata döndürüldü. Klinik ve laboratuar incelemeler sonucunda aritmojenik sağ ventrikül displazisi tanısı konuldu. İki yıllık takip dönemi boyunca, kinidin veya amiodarone ve metoprolol ile medikal tedaviye rağmen süratli ventriküler taşikardi (VT) atakları devam etti. Elektrofizyolojik inceleme esnasında, klinik olarak oluşana benzer hızlı VT oluşturuldu, fakat VT ne programlı uyarılar, ne de antiaritmik ilaçlara cevap vermedi ve ventriküler flutter'a dönüştü. Kardiyoversiyonla sinus ritmine döndürüldü. Bu nedenle "cardioverter-defibrillator" (ICD) implantasyonuna karar verildi. Türkiye'de ilk kez transvenöz yolla ve jeneratör (Jewel PCD) pektoral adele altına yerleştirilerek ICD implantasyonu 8.7.1994'de gerçekleştirilmiş oldu. Bu vaka vesile ile de, ani ölüm sonrası yaşayan kişilerde ICD tedavisinin rolü ve ICD teknolojisindeki yeni gelişmeler gözden geçirildi. |
| DERLEME | |
| 15. | Sağ Koroner Arterden Pulmoner Artere Olan Fistülün Transkateter Yöntemle Kapatılması Transcatheter Closure of Right Coronary Artery-Pulmonary Artery Fistula Azem AKILLI, Mustafa AKIN, Hakan KÜLTÜRSAY, Serdar PAYZIN, Cüneyt TÜRKOĞLUSayfalar 138 - 140 Nadir koroner arter anomalilerinden olan koroner arter fistüllerinin cerrahi dışında transkateter yöntemle oklüzyonu son yıllarda olanaklı hale gelmiştir. Sağ koroner arterden pulmoner artere fistülü olan bir olguda transkateter oklüzyon yapılmıştır. Olgu 32 yaşında kadın olup 3-4 yıldır çabuk yorulma, çarpıntı ve göğüs ağrısı yakınması ile başvurdu. Diagnostik koroner anjiyogramında sağ koroner arter sinüs düğümü dalının pulmoner artere fistülize olduğu izlendi. Fistül çapı 1.3 mm, Qp/Qs 1.42 bulundu. 2x10 mm platinum mikrokoil kullanılarak fistül oklüze edildi. Kontrol anjiyogramında şantın tama yakın kaybolduğu izlendi. 1 ay kontrolünde olgunun yakınması yoktu ve fizik muayenesi normal idi. Koroner arter fistüllerinin koil kullanılarak transkateter oklüzyon yöntemi ile kapatılması daha az miyokard hasarına neden olması, düşük morbidite ile uygulanabilmesi, daha az hastanede kalma süresi gerektirmesi ve yüksek başarı oranı gibi avantajları nedeniyle cerrahi tedaviye iyi bir seçenek oluşturmaktadır. |
| 16. | Editöre Mektup Letter to The Editor Murat Soysal, Kaan KulanSayfalar 141 - 142 Makale Özeti | |
Copyright © 2026 Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi
