ISSN 1016-5169 | E-ISSN 1308-4488
TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ ARŞİVİ - Turk Kardiyol Dern Ars: 23 (1)
Cilt: 23  Sayı: 1 - Ocak 1995
1. 
Makale Özetleri
Summaries of Articles

Sayfalar 4 - 7
Makale Özeti | İngilizce Tam Metin

EDITÖRDEN
2. 
Editörün Notu
Editor's Note
Hüsniye Yüksel, Altan Onat
Sayfa 8
Makale Özeti

DERLEME
3. 
ß2-Selektif Adrenerjik Reseptör Blokeri ICI-118, 551 Kesilme Sendromunun İzole Sıçan Kalp ve Aort Dokusunda Araştırılması
ICI-118, 551 Withdrawal Syndrome in Isolated Rat Heart and Aorta Tissue
İ.Nuri KALYONCU, M.Nejat GACAR, Şule GÖK, Baki KOMSUOĞLU, H.Ali MOLLAOĞLU, Özlem UĞURBAŞ
Sayfalar 9 - 14
Bu çalışmada ß2-selektif adrenerjik reseptör blokeri olan ICI-118, 551'in 21 günlük kullanımı sonrası ani kesilmesinin izole sıçan kalbinin adrenaline kronotropik, inotropik yanıtları ile izole sıçan aortunun adrenaline gevşeme yanıtları ilacın son dozundan 24, 48, 72, 96 saat sonra incelendi. Bu amaçla 15'i kontrol grubu olmak üzere, toplam 47 adet sıçan kullanıldı. İzole sıçan kalbinde ilacın ani kesilmesinin adrenaline kronotropik yanıtlarda 48. saatte anlamlı artışa neden olduğu, inotropik yanıtlarda ise farklılık yaratmadığı ve izole sıçan aortunun gevşeme yanıtlarını etkilemediği sonucuna varıldı. Sonuçta ICI-118, 551'le tedavinin ve ani kesilmesinin damar yatağı ve miyokard kontraktilitesinde herhangi bir olumsuz etkileşime neden olmadığı, ancak ani kesilmeden 48 saat sonra endojen adrenerjik agonistlere kronotropik yanıtlarda süpersensitivite gelişebileceği konusuna varıldı.

4. 
Obez veya Diabetik Olmayan Hipertansiflerde Glikoz Toleransı ve İnsülin Direnci
Glucose Tolerance and Insulin Resistance in Non-obese, Non-diabetic Hypertensives
Melek ULUÇAM, Atiye ÇENGEL, Nuri ÇAKIR, Mehmet METİN, Övsev DÖRTLEMEZ, Halis DÖRTLEMEZ
Sayfalar 15 - 20
Doku insülin direnci, sekonder hiperinsülinemi, kan basıncı yüksekliği, hiperlipidemi ve aterosklerotik kalp hastalığı arasındaki ilişkiler, ilginç tıbbi araştırma konuları arasındadır. Bu çalışmanın amacı, obez veya diabetik olmayan hipertansiflerin, aynı özellikleri taşıyan normotansiflere göre insülin direnci, trigliserid (TG) ve kolesterol düzeyleri açısından farklılık gösterip göstermediklerini incelemektir. İnsülin direncinin değerlendirilmesinde, indirekt bir metod olan, oral glikoz tolerans testi (OGTT) kullanılmıştır. Saptanan bulgulardan ilki, hipertansif grubun açlık insülin değerlerinin ortalamasının (11.1±5.5 µU/ml), normotansiflerin insülin düzeyleri ortalamasına kıyasla (7.8±4.1 µU/ml) önemli oranda yüksek olduğudur. Bu durumun, doku insülin direnci ile ilgili olduğu düşünülmektedir. Çalışmadaki bir diğer bulgu, hipertansif hasta grubunda, OGTT bozukluğu prevalansının %33.3 oranında saptanmış olmasıdır.

5. 
Akut Miyokard İnfarktüsündeki Kardiyojen Şokta İntra-Aortik Balon Pompası Uygulaması
Intra-aortic Balloon Counterpulsation in Cardiogenic Shock During Acute Myocardial Infarction
Nuran YAZICIOĞLU, Rasim ENAR, Murat ERŞANLI, Ayhan BALTAY
Sayfalar 21 - 25
Koroner yoğun bakım ünitesinde Aralık 1990-Nisan 1993 tarihleri arasında akut miyokard infarktüsünde (AMİ) kardiyojen şok (KŞ) gelişen ve intraaortik balon pompası (IABP) endikasyonu konulan 42-78 yaşları arasında 41 hasta incelendi. Bu olgulardan 20'sine IABP uygulandı (grup A). Çeşitli sebeplerle IABP uygulama imkanı olmayan 21 hasta (grup B) ise medikal tedavi ile izlendi. Grup A'da eski angina anamnezi, inisyal nabız ve zirve CPK enzin değerleri daha yüksek bulundu. Bunun dışında, iki grup arasında anlamlı farklılık görülmedi. Grup A'da 14, grup B'de 15 hasta hastanede öldü; arada anlamlı farklılık saptanmadı. Grup A'da yaşayan ve ölen hastalar karşılaştırıldıklarında, yaşayanların anlamlı derecede daha genç, inisyal nabızları daha hızlı, PCW basınçları daha düşük ve IABP takılma zamanı daha erken hastalar olduğu saptandı. Bu prognostik faktörler B grubunda anlamlı olarak tesbit edilmedi. IABP uygulamasından sonra grup A'da klinik ve hemodinamik yararı saptamak için yapılan ölçümlerde arteryel PO2'nin 57.8±13.6'dan 79.5±16.8 mmHg'ye (p<0.005) yükseldiği, ortalama pulmoner arter basıncı ve pulmoner arter tıkalı basıncının ise 33±5.3 mmHg ve 22±4.6 mmHg'den 27.3±5.9 ve 18.5±5.1 mmHg'e düştüğü (p<0.025, p<0.05) saptandı. Üç hastada 2-5. günlerde 2 femoral emboli ve 1 gangren tehdidi dışında komplikasyon gözlenmedi. Sonuç olarak AMİ'de KŞ vakalarında hastane içi mortalitenin IABP kullananlarla, kallanmayanlar arasında değişmediği saptandı. IABP'un arteryel PO2'yi yükseltip ortalama pulmoner arter basıncı ve pulmoner arter tıkalı basıncını düşürdüğü ve özellikle genç olan hastalarda erken dönemde prognoz üzerinde pozitif etkili bir tedavi şekli olabileceği düşünüldü.

6. 
Konjenital Koroner Arter Fistüllerinde 2-boyutlu, Doppler ve Renkli Doppler Ekokardiyografik Bulgular
Congenital and Pediatric Cardiology Two-dimensional, Doppler and Color Doppler Echocardiographic Findings of Congenital Coronary Artery Fistula
İrfan Levent SALTIK, Ayşe SARIOĞLU, Funda ÖZTUNÇ, Gül SAĞINSAYLAM, Gülhis BATMAZ
Sayfalar 26 - 30
Nisan 1988 ile Ekim 1993 tarihleri arasında ekokardiyografi ile koroner arter fistülü tanısı alan ve tanıları anjiyografi ve/veya cerrahi ile teyid edilen, yaşları 1 ile 12 yaş (ort. 4.24±3.88) arasında değişen 8'i erkek 3'ü kız toplam 11 hasta çalışmaya alındı. Hastaların 2'sinde sağ, 9'unda sol koroner arterde fistül tesbit edildi. Bu fistüllerin 1'i sağ atriyuma diğer 10'u sağ ventrikülün değişik bölgelerine açılıyordu. 2-boyutlu ekokardiyografi ile olguların hepsinde dilate koroner arter görüntülendi. Dilate koroner arter çapı 3.6-10 mm (6.86±1.7), dilate koroner arter çapı/aort çapı oranı 0.26-0.54 (ort. 0.38±0.11) bulundu. Renkli Doppler ekokardiyografi uygulanan 8 hastanın 7'sinde fistülün açılış yeri renkli Doppler ile tesbit edildi ve klasik Dopplerle de bu bölgede devamlı akım örneği kaydedildi. Renkli Doppler ekokardiyografik bulgular anjiyografi ile uyumlu bulundu. Çalışmamızda koroner arter fistülünün tanısı ve açılış yerinin tesbitinde ekokardiyografinin ve özellikle renkli Doppler ekokardiyografinin noninvazif ve güvenli bir yöntem olduğu sonucuna varıldı.

OLGU
7. 
Duktus Arteriozus Açıklığının Transkateter Yolla Kapatılması: İlk 25 Olgunun Sonuçları
Transcatheter Closure of Patent Ductus Arteriosus: Report of 25 Cases
İrfan Levent SALTIK, Nuran YAZICIOĞLU, Gülhis BATMAZ
Sayfalar 31 - 34
Eylül 1990 ile Temmuz 1994 tarihleri arasında Rashkind çift diskli köpük şemsiyesi kullanılarak 25 hastaya 26 transkateter patent duktus arteriosus kapatılması işlemi uygulandı. Hastaların yaşları 2 ile 26 yaş (median 5.04 yaş), ağırlıkları 11.5 ile 52 kg (median 17 kg) arasındaydı. 12 hastada 12 mm'lik şemsiye, 12 hastada 17 mm'lik şemsiye duktusa başarı ile yerleştirildi. Duktus arteriosusun anjiyografik olarak ölçülen en dar çapı 2.25 ile 9 mm (ort. 3.86±1.75 mm) arasındaydı. Bir hastada floroskopi yetersizliği nedeniyle işlem başarısız oldu. Oklüzyon işleminden sonra yapılan aortografide, 12 hastada (%50) tam oklüzyon, 9 hastada (% 37.5) minimal kaçak, 3 hastada (% 12.5 ) bol rezidüel şant saptandı. Bol rezidüel şantı olan ve devamlı üfürümü kaybolmayan 3 hastadan birine ikinci şemsiye uygulanması ile tam oklüzyon sağlandı. Hiçbir işlemde şemsiyenin embolizasyonu gözlenmedi. Rashkind'in çift diskli şemsiyesi kullanılarak yapılan transkateter duktus arteriosus açıklığının oklüzyonu yönteminin güvenli, etkili ve cerrahiye alternatif bir yöntem olduğu sonucuna varıldı.

8. 
Erişkinlerde Açık Duktus Arteriozusun Perkütan Transkateter Yöntemle Kapatılması
Transcatheter Closure of Patent Ductus Arteriosus in Adults
Azem AKILLI, Mustafa AKIN, Serdar PAYZIN, Hakan KÜLTÜRSAY, Münevver AKILLI, Levent CAN, Ahmet ALTINTIĞ, Cüneyt TÜRKOĞLU
Sayfalar 35 - 39
Patent duktus arteriozusun (PDA) perkütan transkateter yöntemle kapatılması bugün cerrahi tedaviye alternatif bir tedavi seçeneği haline gelmiştir. Bu çalışmada Anabilim Dalımızdaki erişkin olgulardaki sonuçlarımız sunulmaktadır. 1992 yılından beri 9 olguda Rashkind PDA oklüzyon sistemi kullanılarak transkateter oklüzyon uygulanmıştır. Olguların 8'i kadın, 1'i erkek olup yaşları 17-59 (27±13) arasında idi. PDA çapı 7.87 ± 1.62 mm (5.7-10.1 mm) arasında değişmekte idi. Qp/Qs 1.78±0.19 olarak hesaplandı. 1 olgu daha önceden aynı tanı ile opere edilmişti. Tüm olgularda 17 mm çapında şemsiye kullanılmıştır. İmplantasyon olguların tümünde başarılı olmuştur (% 100). Tam oklüzyon 1. haftada 4 olguda, 1. yılda 7 olguda elde edilmiştir. İnkomplet oklüzyon olan 2 olguda 2. kez oklüzyon denenmiş, 1 olguda başarılı olunmuş ve tam oklüzyon elde edilmiştir. Böylece tam oklüzyon 9 olgunun 8'inde (% 88.8) elde edilmiştir. Rezidüel şantı olan olguda Qp/Qs 1.31 idi. Hiçbir olguda major komplikasyon görülmemiştir. Hernekadar olgu serimiz küçük de olsa bu çalışma göstermektedir ki açık duktus arteriozusun transkateter yöntemle kapatılması erişkinlerde de oldukça güvenli ve başarılı bir tedavi seçeneğidir.

DERLEME
9. 
VSD'siz Posteriyör Septal "Malalignment"
Posterior Septal Malalignment Without VSD
Süheyla ÖZKUTLU, N. KÜRŞAD, Muhsin SARAÇLAR, Yurdakul YURDAKUL, Şevket RUACAN
Sayfalar 40 - 44
İterventriküler septumun infundibular ve trabeküler bölümleri arasında "malalignment", VSD ile birlikte bulunabilir. VSD'siz septal posterior "malalignment", yeni tanımlanan, sol ventrikül çıkış yolunda obstrüksiyon yapan ve türbülan akıma yolaçarak aort kapak fonksiyonlarını bozan ayrı bir antitedir. Burada 9 VSD'siz posteriyör septal "malalignment"lı olgu sunuldu. Dört olgu izole septal "malalignment" iken 2 olgu koarktasyon, 2 olgu pulmoner valvüler stenoz ve 1 olgu korrekted transpozisyonla birlikte idi. Olguların 5'inde Doppler ekokardiyografi ile sol ventrikül çıkış yolunda gradient (10-70 mmHg) belirlendi. LVOT'da gradient belirlenen 3 ve gradient belirlenmemesine karşın ağır aort yetersizlikli 1 olgu ameliyat edildi. Üç olguda fibromüsküler rezeksiyon ve miyektomi, 1 olguda yalnız fibromüsküler doku rezeksiyonu yapıldı. LVOT/çıkan aort oranı 0.64 nın altında olan 2 olgu, birinde ikinci kez ameliyat yapılmasına rağmen, 70 ve 60 mmHg'lık sol ventrikül çıkış yolu gradienti ile izlenmektedir. İzlenen 2 olguda yeni subvalvüler "ridge", 1'inde de 15 mmHg'lık sistolik gradient belirlendi. VSD'siz de septal "malalignment" olabilir, taşıdığı potansiyel riskler nedeni ile ortadan kaldırılması zorunludur. Buraya yapılacak cerrahi girişimin amacı türbülan akımı ortadan kaldırarak yeni "ridge" ve aort yetersizliği oluşumunu engellemek ve iletim dokusuna zarar vermemek olmalıdır.

10. 
Çocukluk Çağı Üfürümlerinin Değerlendirilmesinde Oksültasyonun Önemi
Value of Auscultation in Heart Murmurs During Childhood
Zübeyir KILIÇ, M.Rafi ÖZER, Y.A.Kadir KOÇAK, Y.Neslihan TEKİN
Sayfalar 45 - 47
Çocukluk çağında sık olarak görülen masum üfürümlerin tanınmasının pediatristler için sorun olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada çoğunluğu pediatristlerce kardiyak patoloji düşünülerek gönderilen 39'u kız, 36'sı erkek toplam 75 olgu incelendi. Tüm olgular pediatrik kardiyolog tarafından fizik muayeneleri yapılarak masum ve patolojik üfürümü olanlar olarak 2 gruba ayrıldı. Ayrıca her hastaya EKG, telekardiyografi ve ekokardiyografi (eko) incelemeleri yapıldı. Masum üfürüm olarak değerlendirilen 50 olgunun, EKG bulgularıyla tanısı değişmezken, eko bulgularına göre 2 olgu (%4)'da patolojik üfürüm bulundu. Pediatrik kardiyoloğun muayenesinin duyarlılığı; %92, özgüllüğü; %96, pozitif tahmin değeri; %92, negatif tahmin değeri; %96 olarak saptandı. EKG masum üfürümlü hastalarda beklendiği gibi normal sınırlarda idi. Sonuç olarak ekonun kalp hastalığı düşünülen olgularda tanı koydurucu olduğu, ancak özellikle pediatrik kardiyolog tarafından klinik olarak masum üfürüm tanısı alan hastalarda ise getirdiği maddi problemler ile iş gücü ve zaman kaybı yönünden gereksiz olduğu sonucuna varıldı.

11. 
Derlemeler Sessiz Miyokard İskemisi: Aysbergin Görünmeyen Kısmı
Reviews Silent Myocardial Ischemia: Invisible Part of the Iceberg
Hakan KARPUZ
Sayfalar 49 - 55
Koroner yetersizliğinde, sessiz miyokard iskemisi sık olarak görülen bir durumdur. Nedeni henüz tam olarak bilinmemektedir. Tanısı, ambülatuvar 24 saatlik elektrokardiyografi (Holter), efor testi veya radyonükleid yöntemler (örneğin Talyum-201 miyokard sintigrafisi) ile konabilir. Sessiz miyokard iskemisinin, miyokard perfüzyonu ve ventrikül fonksiyonuna etkileri, semptomatik miyokard iskemisindeki gibi olup, yapılan çalışmalar her iki grup iskemide, prognozun, benzer olduğunu ortaya koymuştur. Bundan dolayı klinisyen, sadece angoru değil, her tür miyokard iskemisini tedavi etmelidir. Koroner risk faktörlerinin düzeltilmesi, betablokerler ve/veya kalsiyum kanal blokerlerinin kullanılması, koroner anjiyoplasti ve özellikle yüksek riskli hastalarda koroner bypass uygulaması gibi birçok değişik tedavi yöntemleri bulunmaktadır.

12. 
Türkiye'de İnvazif Kardiyoloji
Invasive Cardiology in Turkey
Serdar PAYZIN, Ahmet ALTINTIĞ, Levent CAN, Azem AKILLI, Mustafa AKIN, Hakan KÜLTÜRSAY, Cüneyt TÜRKOĞLU
Sayfalar 56 - 60
Türkiye'de invazif kardiyolojinin çok hızla geliştiği bilinen bir gerçektir. 1993 yılında toplam 37.00 kadar koroner anjiyografi ve kalp kateterizasyonu, 3200 perkütan transluminal koroner anjiyoplasti, 700'ün üzerinde balon valvüler dilatasyon yapılmıştır. Bu alandaki 38 invazif kardiyolojik birimde 150 kardiyolog çalışmaktadır ve 1200'ün üzerinde kardiyolog yatağı mevcuttur. Bu rakamların nüfusumuzca oralanark Avrupa ülkeleri ortalamalarıyla kıyaslanmasında ise oldukça geride bulunduğumuz dikkati çekmektedir. İnvazif kardiyoloji gibi oldukça pahalı olan bir dalda tetkik ve tedavi amaçlı kullanılan sarf malzemelerinin ekonomik yükü, bu alanda çalışan hekimlerin eğitim standartlarının belirlenmesi ve invazif girişim yapılan dallarının belirlenmesi ve invazif girişim yapılan hastaların merkezi bir kayıt ortamına alınması gibi sorunlar bu alandaki sorunlardan bazılarıdır.

EDITORYAL YORUM
13. 
Ülkemizde İnvazif Kardiyoloji Girişimleri: Sayıca Yetersiz mi?
Are Intensive Cardiac Procedures in Turkey Numerically Inadequate?
Altan ONAT
Sayfa 60
Makale Özeti |Tam Metin PDF

OLGU
14. 
Olgu Bildirisi Yatrojenik Brakial Arter Psödoanevrizması
Case Report Iatrogenic Brachial Artery Psedoaneurysm
Gülay AHUNBAY, Teoman ONAT, Op.İsmail YÜKSELTAN
Sayfalar 61 - 63
Konjenital aort kapak patolojisine bağlı orta derecede aort yetersizliği tanısı ile kardiyoloji polikliniğinde izlenen 9 yaşındaki erkek hastada, venöz kan örneği alma sırasında sol brakial arterin dirsek bölgesinde iğne ile yaralanması sonucu gelişen ve başarı ile opere edilen iatrojenik psödoanevrizma olgusu sunulmuştur. Hastamız servisimize infektif endokardit nedeni ile yatırılmış olup, yattığının 25. günü meningoensefalitten ani olarak kaybedilmiştir. Bildirinin amacı damar yolu kullanımları sırasında nadir de olsa iatrojenik arterial psödoanevrizma gelişebileceğine dikkati çekmektir.



Journal Metrics

Journal Citation Indicator: 0.18
CiteScore: 1.1
Source Normalized Impact
per Paper:
0.22
SCImago Journal Rank: 0.348

Hızlı Arama



Copyright © 2026 Türk Kardiyoloji Derneği Arşivi