ISSN 1016-5169 | E-ISSN 1308-4488
Archives of the Turkish Society of Cardiology - Turk Kardiyol Dern Ars: 52 (5)
Volume: 52  Issue: 5 - July 2024
ORIGINAL ARTICLE
1.Can Glypican-6 Levels Be Used to Determine Right Ventricular Remodeling After Non-ST Segment Elevation Myocardial Infarction?
Uğur Küçük, Emir Volina, Kadir Arslan
PMID: 38982813  doi: 10.5543/tkda.2024.15672  Pages 307 - 314
Amaç: Miyokard enfarktüsü sağ ventrikül (RV) yeniden şekillenmesi ile ilişkilidir. Glypican-6 (GPC6) membran proteoglikan ailesinin bir üyesidir ve kardiyak yeniden şekillenmede önemli rol oynar. Çalışmamızın amacı, GPC6’nın ST elevasyonu olmayan miyokard enfarktüsü (NSTEMI) geçiren hastalarda perkütan koroner girişim (PKG) sonrası RV yeniden şekillenmesini öngörüp öngöremeyeceğini belirlemektir.

Yöntemler: Çalışmaya 164 ardışık NSTEMI ve kontrol grubu hastası dahil edilmiştir. Başlangıç plazma GPC6 düzeyleri, ekokardiyografi ve laboratuvar parametreleri NSTEMI’li RV remodelling ve non-RV remodelling gruplar arasında karşılaştırıldı. Ekokardiyografik veriler başlangıçta ve 6. ayda ölçüldü.

Bulgular: GPC6 düzeyleri NSTEMI grubunda [11,06 ng/mL (4,61-18,17) - 5,98 ng/mL (3,81-9,83)] kontrol grubuna kıyasla yüksekti. RV remodelling insidansı (RV diyastol sonu alanında ≥%20 artış [RV EDA]) 23 hastada (%30) gözlendi. RV EDA 6 ay sonra başlangıca göre anlamlı şekilde arttı 18,68 ± 1,20 cm2 vs. 24,91 ± 1,08 cm2, P < 0,001). GPC6, RV yeniden şekillenmesinin anlamlı bir bağımsız öngörücüsü olmuştur (tehlike oranı: 1.546, %95 güven aralığı: 1,056-2,245, P < 0,001). Alıcı işletim karakteristik eğrisi (ROC) analizleri, GPC6 değerlerinin > 15,5 ng/mL (AUC = 0,828, duyarlılık: %70, özgüllük: %74, P < 0,001) olmasının RV yeniden şekillenmesinin güçlü öngördürücüsü olduğunu göstermiştir.

Sonuç: NSTEMI hastaları RV yeniden şekillenmesi açısından yakından izlenmelidir. GPC6’nın PKG uygulanan hastalarda NSTEMI’yi takiben RV yeniden şekillenmesini saptamada yararlı olduğu görülmektedir.
Objective: Myocardial infarction is associated with right ventricular (RV) remodeling. Glypican-6 (GPC6), a member of the membrane proteoglycan family, plays a significant role in cardiac remodeling. This study aims to determine if GPC6 can predict RV remodeling after percutaneous coronary intervention (PCI) in patients with non-ST segment elevation myocardial infarction (NSTEMI).

Methods: The study enrolled 164 consecutive patients with NSTEMI and controls. It compared baseline plasma GPC6 levels, echocardiography, and laboratory parameters between the RV remodeling and non-RV remodeling groups with NSTEMI. Echocardiographic data were measured at baseline and at six months.

Results: GPC6 levels were higher in the NSTEMI group 11.06 ng/mL (4.61-18.17) vs. 5.98 ng/mL (3.81-9.83) compared to the control group in the initial phase. RV remodeling, defined as a ≥ 20% increase in RV end-diastolic area (RV EDA), was observed in 23 patients (30%). After six months, RV EDA increased significantly from baseline 18.68 ± 1.20 cm2 vs. 24.91 ± 1.08 cm2, P < 0.001. GPC6 was a significant independent predictor of RV remodeling (hazard ratio [HR]: 1.546, 95% confidence interval [CI]: 1.056-2.245, P < 0.001). Receiver operating characteristic curve (ROC) analyses showed that GPC6 values > 15.5 ng/mL (area under the curve [AUC] = 0.828, sensitivity: 70%, specificity: 74%, P < 0.001) were strong predictors of RV remodeling.

Conclusion: NSTEMI patients should be closely monitored for RV remodeling. GPC6 appears useful in detecting RV remodeling following NSTEMI in patients undergoing PCI.

2.Effect of Exercise on Left Atrium Mechanics in Mild Mitral Stenosis
Müge Akbulut, Cansın Tulunay Kaya, Türkan Seda Tan, Demet Menekşe Gerede Uludağ, Çetin Erol
PMID: 38982814  doi: 10.5543/tkda.2024.26506  Pages 315 - 321
Amaç: Hafif mitral darlığı olan hastaların önemli bir kısmında hastalığın hemodinamik ciddiyeti ile uyumsuz, efor ile ilişkili semptomlar mevcuttur. Mevcut çalışmada; bu hastalarda egzersize bağlı sol atriyum (SA) disfonksiyonu olup olmadığını ve semptom gelişiminin SA disfonksiyonu ile ilişkili olup olmadığını belirlemeye çalıştık.

Yöntem: Çalışmaya hafif mitral darlığı olan 46 hasta alındı. İstirahat halinde ekokardiyografik ölçümler alındıktan sonra hastalara maksimal egzersiz stres testi uygulandı. Daha sonra hastalar ekokardiyografi laboratuvarına geri götürüldü ve egzersiz sonrası ölçümler kaydedildi.

Bulgular: Çalışma kohortumuz sağlıklı popülasyona göre oldukça yüksek LAVI değerlerine (ortalama: 40,52±18,27) sahipti. Ayrıca, SA rezervuar strain değeri (ortalama: 17,1±8,33) referans değerlere göre azalmış olarak bulundu. Egzersiz sonrasında SA rezervuar strain değerinde anlamlı değişiklik gözlenmedi. Bununla birlikte, trans-mitral basınç gradientleri ve sistolik pulmoner arter basıncı artmış olarak saptandı. Semptom durumu ile ilişkili tek parametre; egzersiz sonrası ortalama trans-mitral basınç gradienti olarak saptandı.

Sonuç: SA rezervuar strain’i, hafif mitral darlıklı hastalarda dahi azalmaktadır. Egzersiz, hafif mitral darlığı olan hastalarda SA rezervuar fonksiyonunda ilave bozulmaya yol açmamaktadır. Bildiğimiz kadarıyla, bu çalışma mitral darlığında egzersizin SA mekanikler üzerindeki etkisini inceleyen ilk çalışmadır.
Objective: A significant number of individuals with mild mitral stenosis (MS) experience exertional symptoms that are disproportionate to the hemodynamic severity of their condition. This study aims to determine whether exercise-induced left atrial (LA) dysfunction occurs in these patients and whether it is related to the development of symptoms.

Methods: In this observational study, we recruited 46 patients with mild MS. Echocardiographic measurements were initially taken at rest, followed by a maximal exercise stress test. Patients were then returned to the echocardiography laboratory for post-exercise measurements.

Results: Our study cohort exhibited considerably higher left atrial volume index (LAVI) values (mean: 40.52 ± 18.27) compared to those of a healthy population. Furthermore, the LA reservoir strain (mean: 17.1 ± 8.33) was reduced relative to reference values. Following exercise, there was no change in the LA reservoir strain. However, trans-mitral pressure gradients and systolic pulmonary artery pressures increased. The post-exercise mean trans-mitral gradient was identified as the sole predictor of symptom development in patients with mild MS.

Conclusion: The LA reservoir strain is already reduced in individuals with mild MS, and exercise does not lead to further decline in LA reservoir function in these cases. To our knowledge, this study is the first to explore the effects of exercise on LA mechanics in MS.

3.Left Ventricular Hypertrophy Findings on Electrocardiogram Predict Impaired Left Atrial Functions
Uğur Karagöz, Nihan Kahya Eren, Emre Özdemir, Sadık Volkan Emren, Mustafa Ozan Gürsoy, Mehmet Tokaç
PMID: 38982819  doi: 10.5543/tkda.2024.65855  Pages 322 - 329
Amaç: Elektrokardiyografik sol ventrikül hipertrofisi (EKG SVH) kardiyovasküler hastalıklarda prognostik öneme sahiptir. SVH’ye neden olan patolojik süreçler sol atriyumun (LA) yeniden şekillenmesini ve işlev bozukluğunu tetikler. Atriyal fonksiyonlar speckle tracking ekokardiyografi ile değerlendirilebilir. Çalışmamızın amacı EKG SVH’nin LA strain’i üzerindeki potansiyel etkisini araştırmaktır.

Yöntem: Ekokardiyografik sol ventrikül kitle indeksi ile SVH’si olan altmış iki hasta bu çalışmaya dahil edildi. EKG SVH aşağıdakilere göre ölçüldü: Sokolow Lyon voltajı SV1 + RV5/RV6 > 35 mm; Cornell voltajı RaVL + SV3 > 28 mm (erkek cinsiyet) > 20 mm (kadın cinsiyet); veya Cornell ürünü (SV3 + RaVL + (kadın cinsiyet 8 mm)) x QRS süresi) > 2440 mm x ms. Hastalar EKG SVH varlığı veya yokluğuna göre iki gruba ayrıldı. LA strain değerleri ile EKG bulguları arasındaki ilişki araştırıldı.

Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 58,3 ± 10,1 yıl, %40,3’ü kadın, %91,9’u hipertansif ve %35,5’i diyabetikti. Sokolow-Lyon voltajı, Cornell voltajı veya Cornell ürününe göre 19 hastada (%30,6) EKG SVH vardı. EKG SVH’si olan hastalarda sol atriyal rezervuar, kondüit ve kasılma strainleri anlamlı derecede düşüktü (P < 0,001). Sol atriyal strain değerlerinin her üç fazı ile Sokolow-Lyon voltajı (rezervuar r = -0,389, P < 0,01; konduit r = -0,273, P < 0,05; kontraksiyon r = -0,359, P < 0,01), Cornell voltajı (rezervuar r = -0,49, P < 0,001; konduit r = -0,432, P < 0,001; kasılma r = -0,339, P < 0,01) ve Cornell ürünü (rezervuar r = -0,471, P < 0,001; konduit r = -0,387, P < 0,01; kasılma r = -0,362, P < 0,01) arasında da istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon vardı.

Sonuç: EKG SVH, bozulmuş LA strain ile ilişkilidir ve LA disfonksiyonunu öngörebilmek için yararlı bir araçtır.
Objective: Electrocardiographic left ventricular hypertrophy (ECG LVH) holds significant clinical importance in cardiovascular disease. Pathological processes that lead to left ventricular hypertrophy (LVH) also induce remodeling and impair left atrial (LA) function. Atrial function can be assessed using speckle-tracking echocardiography. This study investigates the potential impact of ECG LVH on LA strain.

Methods: A total of 62 individuals diagnosed with LVH, based on the echocardiographic left ventricular mass index, were included. ECG LVH was assessed using established protocols: the Sokolow-Lyon voltage criteria (SV1 + RV5/RV6 > 35 mm), Cornell voltage criteria (RaVL + SV3 > 28 mm for men and > 20 mm for women), and the Cornell product criteria [(SV3 + RaVL + (for women 8 mm)] x QRS duration > 2440 mm x ms). Participants were categorized into two groups based on the presence or absence of ECG LVH. The relationship between LA strain measures and ECG characteristics was explored.

Results: The study population had a median age of 58.3 ± 10.1 years, with 40.3% being female, 91.9% hypertensive, and 35.5% diabetic. Nineteen patients (30.6%) were identified with ECG LVH based on Sokolow-Lyon voltage, Cornell voltage, or Cornell product criteria. These patients exhibited significantly reduced LA reservoir, conduit, and contraction strains (P < 0.001). Statistically significant correlations were observed between all three phases of LA strain measures and Sokolow-Lyon voltage (reservoir r = -0.389, P < 0.01; conduit r = -0.273, P < 0.05; contraction r = -0.359, P < 0.01), Cornell voltage (reservoir r = -0.49, P < 0.001; conduit r = -0.432, P < 0.001; contraction r = -0.339, P < 0.01), and Cornell product (reservoir r = -0.471, P < 0.001; conduit r = -0.387, P < 0.01; contraction r = -0.362, P < 0.01).

Conclusion: ECG LVH is associated with impaired LA strain, validating its use as an effective tool for predicting LA dysfunction.

4.Comparison of Beating-Heart Technique Versus Aortic Cross-Clamping in Tricuspid Valve Surgery
Yüksel Dereli, Ömer Tanyeli, Mehmet Işık, Özgür Altınbaş, Serkan Yıldırım, Volkan Burak Taban, Veli Eşref Karasu
PMID: 38982810  doi: 10.5543/tkda.2024.04460  Pages 330 - 336
Amaç: Triküspit kapak cerrahisi atan kalpte ya da arrest halindeki kalpte yapılabilir. Bu çalışmada triküspit kapak cerrahisinin sonuçlarının iki farklı yaklaşım temelinde karşılaştırmayı amaçladık.

Yöntem: Ocak 2015-Şubat 2020 tarihleri arasında triküspit kapak cerrahisi ve ek kardiyak cerrahi prosedür uygulanan 204 hasta çalışmaya dahil edildi. Sırasıyla 103 ve 101 hastaya arrest halindeki kalp ve atan kalpte triküspit ameliyatı teknikleri uygulandı. Her iki grupta da eşlik eden valvüler ve/veya koroner işlemler kros klemp altında yapıldı. Grupların preoperatif, postoperatif erken dönem ve postoperatif 6. ay sonuçları karşılaştırıldı.

Bulgular: Gruplar arasında demografik özellikler ve ameliyat öncesi triküspit kapak yetersizliği derecesi açısından fark yoktu. Atan kalp tekniği ile ameliyat edilen hastalarda mekanik ventilasyon, yoğun bakım ve hastanede yatış süreleri anlamlı olarak daha düşüktü. Yeniden eksplorasyon cerrahisi ve ölüm oranları da atan kalp grubunda önemli ölçüde daha düşüktü. Triküspit kapak yetmezliği, triküspit kapağın maksimum ve minimum gradiyentleri ve pulmoner arter basıncı ile ilgili postoperatif altıncı ay ekokardiyografi bulguları atan kalp grubunda daha düşüktü.

Sonuç: Ameliyat sonrası olumsuz klinik bulgulara neden olabilecek kros klemp kaynaklı iskemiden kaçınmak için atan kalpte triküspit kapak cerrahisi arreste kalp tekniğine tercih edilebilir.
Objective: Tricuspid valve surgery can be performed on a beating heart or on an arrested heart. We aimed to compare the outcomes of tricuspid valve surgery using these two different approaches.

Methods: Between January 2015 and February 2020, 204 patients who underwent tricuspid valve surgery along with concomitant cardiac surgical procedures were included in the study. Techniques of cross-clamping and beating-heart tricuspid surgery were applied to 103 and 101 patients, respectively. Concomitant valvular and/or coronary interventions were performed under cross clamping in both groups. Results from the preoperative period, immediate postoperative period, and six-month postoperative interval were compared between the groups.

Results: There were no differences in demographic characteristics or preoperative grades of tricuspid valve regurgitation between the groups. Duration of mechanical ventilation, and stays in the intensive care unit and hospital were significantly shorter in patients operated on using the beating-heart technique. Additionally, re-exploration surgery and mortality rates were significantly lower in the beating-heart group. Postoperative six-month echocardiography findings related to tricuspid valve regurgitation, maximum and minimum gradients of the tricuspid valve, and pulmonary arterial pressure were also lower in the beating-heart group.

Conclusion: Beating-heart tricuspid valve surgery may be preferable to the cross-clamping technique to avoid clamp-induced ischemia, which can lead to worsened postoperative outcomes.

5.Heart Failure Awareness Survey in a Turkish Population: HFAS-TR
Dilay Karabulut, Şeyda Günay, Sena Sert Şekerci, Ertan Aydın, Kerem Köz, Fahrettin Katkat, İbrahim Saraç, Fahri Er, Önder Öztürk, Veysel Oktay, Yasemin Doğan, Umut Kocabaş, Cansu Öztürk, Onur Aslan, Ayşegül Ülgen Kunak, Serhat Çalışkan, Cennet Yıldız, Tolga Çakmak, Murat Özmen, Özge Çetinarslan, Yusuf Ziya Şener, Tuba Ekin, Mevlüt Demir, Hasan Kudat, Mehmet Fidan, Özkan Kayhan, Sinan İnci, Umut Karabulut, Lütfü Bekar, Mehmet Fatih Yılmaz, Ferit Böyük, Ahmet Öz, Tarık Kıvrak, Emrah Erdoğan, Saadet Aydın, Tunay Şentürk, Sidar Şiyar Aydın, Selvi Öztaş, Mehmet Kış, Remziye Doğan, Eren Ozan Bakır, Rabia Çoldur, İbrahim Duygu, İbrahim Oğuz, Süleyman Çağan Efe, Ramazan Düz, Oktay Ergene, Mehdi Zoghi
PMID: 38982816  doi: 10.5543/tkda.2024.49280  Pages 337 - 343
Amaç: Kalp yetersizliği (KY); sık hastane yatışının ve ölümün en önemli nedenlerinden biridir. Hem genel popülasyonda hem de KY olan hastalarda farkındalığı, diğer kardiyovasküler hastalıklara göre daha düşüktür. Bu çalışmada; Türkiye’de azalmış ejeksiyon fraksiyonlu (DEF-KY) ve hafif derecede azalmış ejeksiyon fraksiyonlu KY (HEF-KY) olan hastalarda hastalık ile ilgili mevcut bilgi düzeyinin belirlenmesi amaçlandı.

Yöntem: Çalışmamız 34 merkezin dahil edildiği, Aralık 2021- Temmuz 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilen çok merkezli bir anket çalışmasıdır. Anket; hastanın bireysel özelliklerine ve KY ile ilgili bilgilere dayanan iki aşamalı sorulardan oluşmaktadır.

Bulgular: Çalışmaya yaş ortalaması 64,58 ± 13 (56-74) yıl, %70,5’i erkek, %29,5’i kadın ve vücut kitle indeksi 32,5 ± 10 kg/m2 olan ve ayakta tedavi gören toplam 2307 KY hastası dahil edildi. Hastaların %74,7’sinde DEF-KY, %25,3’ünde HEF-KY saptandı.Hastaların %30’u KY olduğunu bilmiyordu. KY konusunda yeterli bilgiye sahip olduğunu düşünenler %28.7 iken, %71,3’ü yeterli bilgiye sahip olmadığını düşünüyordu. Hastaların yalnızca %3,7’si KY’nin 3 tipik semptomunu tanımladı. Çalışma popülasyonunun %25,2’si dispneyi, %22’si yorgunluğu ve %25,4’ü bacak ödemini KY’nin en yaygın semptomu olarak tanımladı. KY’nin üç tipik sempto-munu hastaların %27,4’ü tanımladı.

Sonuç: Çalışma popülasyonunun KY semptomları ve hastalığın doğası ile ilgili bilgilerinin düşük olduğunu gördük. Sonlanımları ve faydaları optimize etmek için eğitici ve farkındalığı arttıran faaliyetler gereklidir.
Objective: Heart failure is a leading cause of death and the most common diagnosis leading to hospitalization. Its awareness is lower than that of other cardiovascular diseases, both in the general population and among patients with heart failure (HF). This study aimed to establish the current level of knowledge about HF in patients with HF with reduced ejection fraction (HFrEF) and mildly reduced ejection fraction (HFmrEF) in Türkiye.

Methods: This questionnaire-based survey study is multicenter, conducted across 34 centers from December 2021 to July 2022. We performed a survey consisting of two sets of questions focusing on individual characteristics of the patients and HF-related knowledge.

Results: The study included a total of 2,307 outpatient HF patients, comprising 70.5% males and 29.5% females with a mean age of 64.58 ± 13 (56-74) years and a mean body mass index value of 32.5 ± 10 kg/m2. HFrEF and HFmrEF were determined in 74.7% and 25.3% of patients, respectively. Thirty percent of the patients were unaware that they had HF. While 28.7% of the patients thought that they had sufficient information about HF, 71.3% believed they lacked adequate knowledge. In the study, 25.2% of the participants identified dyspnea, 22% identified tiredness, and 25.4% identified leg edema as the most common symptoms of HF. Only 27.4% of patients recognized all three typical symptoms of HF.

Conclusion: We found that the study population’s knowledge about HF symptoms and the nature of the disease was poor. Educational and awareness activities are necessary to optimize outcomes and benefits.

6.Awareness and Expectations of Primary Care Clinicians in Chronic Heart Failure Management
Zeki Gündüz, Furkan Gençer, Ahmet Berk Duman, Abdulcebbar Şipal, Müjdat Aktaş, Onur Argan, Serdar Bozyel
PMID: 38982815  doi: 10.5543/tkda.2024.41152  Pages 344 - 351
Amaç: Kronik kalp yetersizliği (KKY) yönetimi multidisipliner yaklaşım gerektiren bir durumdur ve bu süreçte birinci basamak hekimlerinin (BBH) kardiyoloji hekimleriyle işbirliği yapması oldukça önemlidir. Bu çalışmada, birinci basamak hekimlerinin KKY yönetimi konusundaki farkındalık ve beklentilerini ortaya koymaya çalıştık.

Yöntem: Çalışma, tek bir bölgede tanımlayıcı nitelikte anket çalışması şeklinde tasarlandı ve çalışmaya, aktif görev yapmakta olan 549 BBH dahil edildi. Anket çalışması ile veriler toplandı.

Bulgular: Çalışmamıza, 389 BBH katıldı. 137’si (%35,2) kendilerine kayıtlı ortalama 40’tan fazla KKY hastası olduğunu ve 331’i (%85,1) hastalarını almakta oldukları medikal tedavi sayesinde tespit ettiklerini belirtti. Hekimlerin, KKY hastalarında en sık sorguladıkları belirtiler, nefes darlığı (%27,5), ayak bileğinde şişlik (%27), ortopne (%23,9) ve çarpıntı (%20,5), en sık sorguladıklarını ifade ettikleri fizik muayene bulguları ise, periferik ödem (%29,2), taşikardi (%18,5), akciğerlerde krepitasyon (%16,8), düzensiz nabız (%15,2) olarak kendini gösterdi. Hekimlerin 203’ü (%55,9) natriüretik peptitlerin ölçümlerinin kurumlarında, gerekli eğitim ve imkan sağlanırsa uygulanabilir olduğunu ifade etti. Hekimlerin çoğu (%46,8) KKY hastaları sevkinde kendilerine öncelik tanınması gerektiğini; 172’si (%44,2) KKY ile ilgili meslek içi eğitim aldığını ve 278’i (%71,5) ise eğitimlerinin yeterli seviyede olmadığını belirtti.

Sonuç: KKY yönetininde BBH’lerin eğitim düzeyi ve mesleki tecrübesi arttıkça daha iyi sonuçlar alınabileceği açıktır. BBH’lerin, KKY konusunda eğitime ihtiyacı ve kardiyoloji uzmanları ile iletişim kalitesinin arttırılması gerekliliği çalışmamızda saptanmıştır.
Objective: Chronic heart failure (CHF) management requires a multidisciplinary approach, and it’s very important for primary care physicians (PCC) to cooperate with cardiology physicians in this process. In this study, we tried to reveal the awareness and expectations of PCC about CHF management.

Methods: The study was designed as a descriptive survey in a single region and included 549 PCC. Data were collected through a survey study.

Results: A total of 389 PCC participated in our study. Of these, 137 (35.2%) stated that they had an average of more than 40 CHF patients registered with them, and 331 (85.1%) stated that they had identified them thanks to their medical treatment. The symptoms that physicians most frequently question in CHF patients are shortness of breath (27.5%), swelling in the ankle (27%), orthopnea (23.9%) and palpitations (20.5%). The physical examination findings that they question most frequently are peripheral edema (% 29.2), tachycardia (18.5%), crepitus in the lungs (16.8%), and irregular pulse (15.2%). 203 (55.9%) of PCC stated that measurements of natriuretic peptides could be implemented in their institutions if the necessary training and opportunity were provided. Most physicians (46.8%) stated that they should be given priority in referring CHF patients; 172 of them (44.2%) stated that they received in-service training regarding CHF and 278 of them (71.5%) stated that their training was not at a sufficient level.

Conclusion: It is clear that better results can be obtained in the management of CHF as the education level and professional experience of PHCs increases. It seems that PCC need training on CHF and need to improve the quality of communication with cardiologist’s.

CASE REPORT
7.The Use of Cangrelor as Bridge Antiplatelet Therapy in a Patient with Recent Percutaneous Coronary Intervention for Acute Coronary Syndrome, Who Developed Esophageal Perforation After Transesophageal Echocardiography
Ulviyya Guliyeva, Kurtuluş Karaüzüm, İsa Çam, Revan İsrafilov, Ahmet Faruk Koç, Didar Mirzamidinov, Hasan Yılmaz, İrem Karaüzüm, Tayfun Şahin, Ertan Ural
PMID: 38982817  doi: 10.5543/tkda.2023.50000  Pages 352 - 356
İkili antitrombositer tedavi, perkütan koroner girişim (PKG) uygulanan koroner arter hastalığı (KAH) olan hastalarda farmakolojik tedavinin hayati bir parçasıdır. İkili antitrombositer tedavinin erken kesilmesi iskemik olay riskini artırırken, ikili antitrombositer kullanan bazı hastaların acil ameliyat gereksinimi olabilir ve bu da tedavinin kesilmesini gerektirebilir. İntravenöz bir P2Y12 antagonisti olarak Kangrelor, yalnızca birkaç dakika içinde güçlü bir trombosit inhibisyonu sağlar ve ilacın kesilmesinden sonraki bir saat içinde trombosit aktivitesi normalleşir. Kangrelor köprülemesi ile uygulanan antitrombosit tedavi, ikili antitrombositer tedavinin kesilmesini gerektiren KAH hastalarında trombosit inhibisyonunun devamını sağlamak için alternatif bir seçenek olarak giderek daha fazla çalışılmaktadır. Akut koroner sendrom nedeniyle yakın zamanda PKG öyküsü olan hastamızda, transözofageal ekokardiyografi (TEE) sonrasında ciddi bir özofagus perforasyonu yaşandı. Bu ölümcül komplikasyon endoskopik olarak iyi bir şekilde yönetildi ve yakın zamanda uygulanmış PKG tedavisinin bir parçası olarak uzatılmış kangrelor infüzyonu, komplikasyonun yönetimi boyunca hiçbir trombotik veya kanama olayı olmaksızın başarıyla kullanıldı.
Dual antiplatelet therapy (DAPT) is a vital part of the pharmacological management in patients with coronary artery disease (CAD) undergoing percutaneous coronary intervention (PCI). While early discontinuation of DAPT increases ischemic risk, some patients on DAPT may require urgent surgery, necessitating its interruption. Cangrelor, an intravenous P2Y12 antagonist, provides strong platelet inhibition within minutes and platelet activity normalizes within one hour after the cessation of the drug. Bridging antiplatelet therapy with cangrelor has been increasingly studied as an alternative option to ensure the continuation of platelet inhibition in CAD patients who require discontinuation of DAPT. The present patient, with a recent history of PCI for acute coronary syndrome, experienced a significant esophageal perforation following transesophageal echocardiography (TEE). This severe complication was effectively managed endoscopically, and as part of the recent PCI treatment, prolonged cangrelor infusion was successfully utilized with no thrombotic or bleeding events throughout the management of the complication.

8.Recovery of Right Ventricular Apical Pacing-Induced Cardiomyopathy with Left Bundle Branch Pacing
Mert Doğan, Uğur Canpolat
PMID: 38982822  doi: 10.5543/tkda.2023.90575  Pages 357 - 361
Atriyoventriküler bloklu hastaların tedavisinde geleneksel olarak sağ ventriküler uyarım tercih edilmektedir. Bununla birlikte, uzun süreli sağ ventriküler uyarım, senkron olmayan ventriküler elektriksel aktivasyon, anormal ventriküler yeniden şekillenme ve artan enerji harcaması nedeniyle ventriküler fonksiyonların bozulmasıyla karakterize, kalp pili uyarımına bağlı kardiyomiyopatiye neden olabilir. Biventriküler uyarım, kalp pili uyarımına bağlı kardiyomiyopatide kılavuzun önerdiği tıbbi tedavinin yanı sıra tek tedavi seçeneğiydi. Bununla birlikte, sol dal alanı uyarımını içeren iletim sistemi uyarımı yakın geçmişte ortaya çıktı ve biventriküler uyarıma kıyasla elektro-mekanik ventriküler senkronizasyon ve hemodinamik parametreler açısından daha iyi sonuçlar sağlayarak biventriküler uyarıma fizyolojik bir alternatif olarak benimsendi. Bu yazımızda sol dal alanı uyarımından kısa süre sonra kalp pili uyarımına bağlı kardiyomiyopatinin toparladığı bir hastayı sunduk.
Right ventricular pacing (RVP) is conventionally preferred in the treatment of patients with atrioventricular block. However, long-term RVP may lead to pacing-induced cardiomyopathy (PICM), characterized by new-onset or worsening ventricular functions due to dyssynchronous ventricular electrical activation, abnormal ventricular remodeling, and increased energy expenditure. Historically, biventricular pacing (BVP) and guideline-directed medical therapy were the only treatment option for PICM. Recently, conduction system pacing, including left bundle branch area pacing (LBBaP), has emerged as a physiological alternative to BVP, showing better results in electro-mechanical ventricular synchronization and hemodynamic parameters compared to BVP. We present a case involving a patient from whom the PICM was successfully recovered shortly after LBBaP.

9.A Rare Manifestation of Brugada ECG Pattern Precipitated by General Anesthesia for Pituitary Surgery
Aslan Erdoğan, Duygu İnan, Ufuk Yıldız, Taylan Akgün
PMID: 38982812  doi: 10.5543/tkda.2023.09145  Pages 362 - 364
Brugada tip 1, ateşli hastalıklar, gebelik ve bazı ilaçlar gibi farklı etiyolojiler tarafından tetiklenen aritmojenik bir bozukluktur. Brugada paterninin elektrokardiyografik (EKG) yansıması, hipofiz cerrahisi için genel anestezi sonrası ventriküler aritmi gelişen bir hastada tanımlanmıştır.
Brugada Syndrome Type 1 is an arrhythmogenic disorder triggered by various etiologies, including febrile illness, pregnancy, and certain medications. This paper describes the electrocardiographic (ECG) manifestation of the Brugada pattern in a patient who developed ventricular arrhythmia after undergoing general anesthesia for pituitary surgery.

CASE IMAGE
10.An Unexpected Discovery in the Left Atrial Appendage—A Thrombus or a Tumor?
Seda Tükenmez Karakurt, Hüseyin Karakurt, Arda Güler, Ersin Kadiroğulları, Sinem Aydın, Gamze Babür Güler
PMID: 38982821  doi: 10.5543/tkda.2023.80406  Pages 365 - 366
Abstract |Full Text PDF | Video

11.Herpes Zoster Infection and Myocardial Injury: The Cause or the Bystander?
Muhammed Mert Göksu, Berk Erdinç, Nihan Kayalar, Mehmet Rasih Sonsöz
PMID: 38982818  doi: 10.5543/tkda.2023.59614  Pages 367 - 368
Abstract |Full Text PDF

LETTER TO EDITOR
12.Is There Only a Reduction in Mitral-Tricuspid Regurgitation After Transcatheter Aortic Valve Implantation?
Murat Oğuz Özilhan
PMID: 38982811  doi: 10.5543/tkda.2024.04502  Page 369
Abstract |Full Text PDF

LETTER TO THE EDITOR REPLY
13.Reply to the Letter to the Editor: ‘’Is There Only a Reduction in Mitral-Tricuspid Regurgitation After Transcatheter Aortic Valve Implantation?’’
Serkan Asil
PMID: 38982824  doi: 10.5543/tkda.2024.59830  Page 370
Abstract |Full Text PDF

LETTER TO EDITOR
14.Ethnicity is not Equal to Citizenship
Hüseyin Ede
PMID: 38982820  doi: 10.5543/tkda.2024.76822  Page 371
Abstract |Full Text PDF

LETTER TO THE EDITOR REPLY
15.Reply to the Letter to the Editor: ‘Ethnicity is not Equal to Citizenship’
Mehmet Rasih Sonsöz
PMID: 38982823  doi: 10.5543/tkda.2024.30480  Page 372
Abstract |Full Text PDF

EDITORIAL
16.News and Comments from Cardiology
Ertan Ural
PMID: 38982825  Page 373
Abstract |Full Text PDF



Journal Metrics

Journal Citation Indicator: 0.18
CiteScore: 1.1
Source Normalized Impact
per Paper:
0.22
SCImago Journal Rank: 0.348

Quick Search



Copyright © 2024 Archives of the Turkish Society of Cardiology



Kare Publishing is a subsidiary of Kare Media.