Archives of the Turkish Society of Cardiology - Turk Kardiyol Dern Ars: 38 (3)
Volume: 38  Issue: 3 - April 2010
ORIGINAL ARTICLE
1.The Turkish Adult Risk Factor survey 2009: similar cardiovascular mortality in rural and urban areas
Altan Onat, Murat Uğur, Gökhan Çiçek, Erkan Ayhan, Yüksel Doğan, Hasan Kaya, Günay Can
PMID: 20675992  Pages 159 - 163
Amaç: TEKHARF Çalışması’nın 2009 sonbaharında gerçekleştirilen tarama verileri incelenerek koroner/kardiyovasküler ve tüm-nedenli ölümlerde kırsal kesim-kent farklılıkları ve 45-74 yaş kesiminde mortalitenin cinsiyete göre dağılımı değerlendirildi.
Çalışma planı: TEKHARF Çalışması kapsamında Marmara ile İç Anadolu bölgeleri tekli yıllarda taranmaktadır. 2009 yılında 1655 kişi bu amaçla tarandı. Ölüm nedeni ve şekli konusunda birinci derece akraba ve/veya sağlık ocağı personelinden bilgi alındı. Örneklemden 960 kişi fizik muayene ve 12-derivasyonlu EKG ile incelendi; 572 kişinin sağlık durumu hakkında bilgi edinildi.
Bulgular: Taramada 23 erkek ile 20 kadının öldüğü belirlendi. Ölümlerin 21’i koroner hastalığa, dördü serebrovasküler olaya bağlandı. Tüm kohortun 19 yıllık takibinde, 45-74 yaş kesiminde koroner kalp hastalığı kökenli ölümler erkeklerde 1000 kişi-yılında 7.5, kadınlarda 3.9 düzeyinde bulundu. Toplam 405 ölümü (235 kardiyovasküler ölüm) ve 24 bin kişi-yılını aşan izlemi kapsayan Cox regresyon analizinde, kırsal alanda ve kentlerde oturanlar benzer yaş-ayarlı ölüm oranları sergiledi. Kentli kadınlarda, kırsalda yaşayan hemcinslerine göre genel mortalite daha yüksek bulundu (HR 1.41; %95 GA 1.02-1.96).
Sonuç: Kardiyovasküler mortalitenin hem mutlak, hem de genel ölümdeki payı yüksek olmayı sürdürmektedir; bu konuda kır-kent farkı gözlenmedi. Kentte yaşayan kadınlarda yaş-ayarlı tüm nedenli ölüm oranı, kırsal alan hemcinslerine göre daha yüksektir.
Objectives: We analyzed 2009 survey of the Turkish Adult Risk Factor (TARF) Study to assess the distribution of all-cause and cardiovascular mortality in urban and rural areas and sex-specific coronary mortality in the age-bracket of 45 to 74 years.
Study design: The Marmara and Middle East regions have been surveyed every odd year in the TARF Study. In 2009, 1,655 participants were surveyed. Information on the mode of death was obtained from first-degree relatives and/or health personnel of local heath office; 960 participants underwent physical examination and ECG recording, and 572 subjects were evaluated on the basis of information obtained regarding health status.
Results: In the survey, 23 men and 20 women were ascertained to have died. Twenty-one deaths were attributed to coronary disease and four deaths to cerebrovascular events. Assessment of the entire cohort in the age bracket of 45-74 years after a 19-year follow-up disclosed a high coronary mortality with 7.5 per 1000 person-years in men and 3.9 in women. In a Cox regression analysis comprising 405 deaths (235 cardiovascular) and over 24,000 person-year follow-up, age-adjusted cardiovascular mortality was similar in rural and urban participants. All-cause mortality was higher in females living in urban areas than those living in rural areas (HR 1.41; 95% CI 1.02-1.96).
Conclusion: Cardiovascular mortality both in absolute terms and as a share of overall mortality persists to be high among Turkish adults, with similar rates in urban and rural areas. Age-adjusted all-cause mortality rate is higher among urban versus rural women.

2.EUROASPIRE III: a comparison between Turkey and Europe
Lale Tokgözoğlu, Ergün Barış Kaya, Çetin Erol, Oktay Ergene, Euroaspire 3 Çalışma Grubu
PMID: 20675993  Pages 164 - 172
Amaç: EUROASPIRE III çalışması, koroner arter hastalarında risk faktörlerini, yaşam tarzı ve ilaç tedavilerinin kullanımını ve yeni kılavuzlara uyumu belirlemek ve zaman içindeki değişimi görmek amacıyla, 2006-2007 yıllarında, Türkiye de dahil Avrupa’da 22 ülkenin katılımıyla (76 merkez) gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada, EUROASPIRE III’ün sonuçları, Türkiye ile diğer Avrupa ülkeleri arasındaki farklılıklar açısından değerlendirildi.
Çalışma planı: EUROASPIRE III’ün sonuçları Türkiye’den 17 merkezin sonuçları ile karşılaştırıldı. Klinik koroner kalp hastalığı tanısı konan ardışık hastalar (669 medikal kayıt, %23.8’i kadın) geriye doğru tarandı; bu hastaların izlemi sırasında 338 hasta (%50.5) ile indeks olaydan (akut koroner olay veya girişimsel işlem) en az altı ay sonra görüşüldü ve hastalar muayene edildi.
Bulgular: EUROASPIRE III ile karşılaştırıldığında, Türkiye’nin verilerinde klasik risk faktörlerinin kaydında çok önemli bir farklılık olmamasına rağmen, kilo, boy, bel çevresi, lipit (total kolesterol, HDL-, LDL-kolesterol, trigliserit), glukoz ve HbA1c ölçümleri kaydının daha yetersiz olduğu gözlendi. Avrupa ile kıyaslandığında gözlenen en önemli farklılıklar, miyokart enfarktüslü genç hasta oranının (<50 yaş, %20 ve %12.7-tüm hastalar), sigaraya devam etme (%23.1 ve %17.2-tüm hastalar) ve hareketsizlik oranlarının, düşük HDL-kolesterol düzeylerinin (%50.2 ve %36.7), indeks olay sonrasında hekim tarafından izlenmeme (%12 ve 2.2-Türkiye hariç) ve eğitilmeme oranlarının daha yüksek olmasıydı.
Sonuç: EUROASPIRE III çalışmasının Türkiye kolunun verileri, Avrupa’ya benzer şekilde, kardiyovasküler korunma hedeflerinin gerisinde kalındığını göstermiştir.
EUROASPIRE III Türkiye Çalışma Grubunun listesi yazının sonunda verilmiştir.
Objectives: The EUROASPIRE III survey was conducted in 2006-2007 in 22 countries in Europe (76 centers) to describe risk factors, lifestyle and therapeutic management of patients with coronary heart disease (CHD), compliance with current guidelines, and to document changes over time. This study aimed to assess the results of the EUROASPIRE III survey in terms of differences between Turkey and other European countries.
Study design: The results of the EUROASPIRE III survey were compared with those of 17 centers from Turkey. Consecutive patients with a diagnosis of CHD (669 medical records, %23.8 women) were identified retrospectively, of which 338 patients (50.5%) were followed-up, interviewed, and examined at least six months after the index event (acute coronary syndrome or interventional procedure).
Results: Compared to the EUROASPIRE III data, recordings from Turkey’s centers at discharge on classical risk factors did not exhibit remarkable differences; however, data on weight, height, waist circumference, lipid profile, glucose, and HbA1c measurements were more incomplete. In comparison to Europe population, the most important differences were observed in the higher rates of the following: young patients with myocardial infarction (<50 years, 20% vs. 12.7%), persistence in smoking (23.1% vs. 17.2%), immobility, low HDL-cholesterol (50.2% vs. 36.7%), insufficient follow-up by physicians after the index event (12% vs. 2.2%-except Turkey), and insufficient patient education.
Conclusion: The data from the Turkey arm of the survey show that efforts for cardiovascular disease prevention fall short of the targets, similar to Europe.

3.The relationship between insulin resistance and left ventricular systolic and diastolic functions and functional capacity in patients with chronic heart failure and metabolic syndrome
Funda Başyiğit, Ahmet Temizhan, Özgül Malçok, Erkan Kahraman, Erman Çakal, Mehmet Timur Selçuk, Şule Korkmaz
PMID: 20675994  Pages 173 - 181
Amaç: Kronik kalp yetersizliği (KKY) ile insülin direnci (İD) arasındaki ilişki uzun zamandır bilinmektedir. Çalışmamızda KKY olan metabolik sendromlu olgularda İD’nin sol ventrikül sistolik ve diyastolik fonksiyonu ve fonksiyonel kapasite ile olan ilişkisi araştırıldı.
Ça­lış­ma pla­nı: Metabolik sendromu olan 50 KKY hastası (NYHA sınıf I-III; 40 erkek, 10 kadın; ort. yaş 60±10) çalışmaya alındı. Diyabetin dışlandığı hasta grubunda metabolik sendrom tanısı AHA/NHLBI (American Heart Association/National Heart, Lung, Blood Institute) ölçütlerine göre kondu. İnsülin direnci için, homeostatik modelle değerlendirilen İD (HOMA-İD) hesaplandı. Sol ventrikül yapı ve fonksiyonu, nabızlı dalga Doppler ve doku Doppler görüntüleme yöntemleri kullanılarak ekokardiyografi ile değerlendirildi.
Bul­gu­lar: Hastalar sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonunun (EF) ≤%40 (n=25) ve >%40 (n=25) olmasına göre değerlendirildiğinde, EF ≤%40 olan grupta NYHA fonksiyonel sınıfı daha ileri (p<0.001) bulunurken, açlık plazma insülini ve HOMA-İD değerleri açısından anlamlı fark yoktu. İnsülin direnci olan (HOMA ≥2.7; n=19) ve olmayan (HOMA <2.7; n=31) hastalarda sol ventrikül yapısı ve sistolik ve diyastolik fonksiyonları anlamlı farklılık göstermedi. İnsülin direnci olan grupta NYHA fonksiyonel kapasitesi daha düşük (p<0.0001) idi. HOMA-İD değerleri NYHA sınıfı arttıkça anlamlı yükselme sergiledi.
So­nuç: Metabolik sendromu olan KKY hastalarında İD, sol ventrikül sistolik ve diyastolik fonksiyon bozukluğu ile ilişkili bulunmadı, ancak NYHA fonksiyonel sınıfında bozulma ile ilişkili bulundu.
Objectives: The relationship between chronic heart failure (CHF) and insulin resistance (IR) has long been recognized. We examined the relationship of IR with left ventricular (LV) systolic and diastolic functions and functional capacity of CHF patients with metabolic syndrome.
Study design: The study included 50 nondiabetic CHF patients with metabolic syndrome (NYHA class I-III; 40 men, 10 women; mean age 60±10 years). Metabolic syndrome was diagnosed according to the AHA/NHLBI (American Heart Association/National Heart, Lung, Blood Institute) criteria. Insulin resistance was determined by the homeostasis model assessment (HOMA). Pulse-wave Doppler echocardiography and tissue Doppler imaging were performed to assess LV structure and functions.
Results: Patients with LV ejection fraction ≤%40 (n=25) had significantly higher NYHA functional class (p<0.001) compared to those with EF >%40 (n=25). Fasting plasma insulin concentrations and HOMA-IR did not differ significantly in this respect. No significant differences were found in LV geometrical patterns, diastolic and systolic functions in patients with (HOMA ≥2.7; n=19) or without (HOMA <2.7; n=31) HOMA-IR. However, patients with HOMA-IR had a lower NYHA functional capacity (p<0.0001). HOMA-IR showed significant increases in parallel with NYHA functional class.
Conclusion: Our findings suggest that IR in CHF patients with metabolic syndrome is not associated with LV systolic and diastolic functions, but is strongly linked with worsening in NYHA functional capacity.

4.Differences in autonomic activity in individuals with optimal, normal, and high-normal blood pressure levels
M Tolga Doğru, Vedat Şimşek, Ömer Şahin, Nurtaç Özer
PMID: 20675995  Pages 182 - 188
Amaç: Bu çalışmada, kan basıncı (KB) normal sınırlarda olan ve Avrupa Hipertansiyon Derneği ve Avrupa Kardiyoloji Derneği (ESH/ESC) kılavuzuna göre KB optimal, normal ve yüksek-normal olarak sınıflandırılan kişilerde otonomik aktivite farklılıkları araştırıldı.
Çalışma planı: Çalışmaya, klinik, morfometrik, biyokimyasal, elektrokardiyografik ve ekokardiyografik özellikleri benzer bulunan ve KB normal sınırlarda olan 294 kişi (135 erkek, 159 kadın; yaş dağılımı 16-75) alındı. Olgular KB’ye göre şu gruplara ayrıldı: Grup 1 (n=113) optimal KB (<120/80 mmHg), grup 2 (n=104) normal KB (120-129/80-84 mmHg), grup 3 (n=77) yüksek-normal KB (130-139/85-89 mmHg). Tüm olgulara 24 saatlik Holter takibi yapılarak, 24 saat, gündüz ve gece süresince kalp hızı değişkenliği (KHD) parametreleri araştırıldı. Ayrıca, normalleştirilmiş düşük (LFn) ve yüksek (HFn) frekans güçleri ve KHD parametrelerinin logaritmik (Log) değerleri de hesaplandı.
Bulgular: Yirmi dört saatlik Holter takibinde grupların kalp hızı değerleri benzer bulundu. Grup 1 ve 2 ile karşılaştırıldığında, grup 3’te LF/HF (p<0.001) ve LFn (p=0.001) değerleri anlamlı derecede yüksek, HFn (p=0.001), pNN50 (p=0.001) ve rMSSD (p=0.005) değerleri anlamlı derecede düşük bulundu. Üç grup arasında gündüz KHD parametreleri arasında anlamlı farklılık görülmedi; ancak, gece LF/HF, LFn ve HFn değerleri anlamlı farklılık gösterdi. Yirmi dört saatlik ve gece için hesaplanan Log LF/HF değerleri grup 1 ile grup 3 (24 saat için p<0.001; gece için p=0.001) ve grup 2 ile grup 3 (24 saat için p<0.001; gece için p=0.009) arasında anlamlı farklılık gösterirken, grup 1 ile grup 2 arasında bu açıdan anlamlı farklılık görülmedi (p>0.05).
Sonuç: Bu sonuçlar, yüksek-normal KB olan kişilerde sempatik aktivitede artış, parasempatik aktivitede ise azalma olduğunu; bu durumun bu kişileri hipertansiyona daha yatkın hale getirdiğini göstermektedir.
Objectives: We investigated differences in autonomic activity in normotensive individuals having optimal, normal and high-normal blood pressure (BP) levels according to the guidelines of the European Society of Hypertension and European Society of Cardiology (ESH/ESC).
Study design: The study included 294 normotensive subjects (135 males, 159 females; age range 16 to 75 years) with similar clinical, morphometric, biochemical, electrocardiographic, and echocardiographic features. The subjects were classified into the following BP groups: group 1 (n=113) with optimal BP (<120/80 mmHg); group 2 (n=104) with normal BP (120-129/80-84 mmHg), and group 3 (n=77) with high-normal BP (130-139/85-89 mmHg). All the subjects underwent 24-hour Holter monitoring to obtain heart rate variability (HRV) parameters of 24-hour, daytime, and nighttime periods. Normalized low (LFn) and high (HFn) frequency powers, and logarithmic (Log) values of HRV parameters were also calculated.
Results: On 24-hour Holter monitoring, heart rates were similar in three groups. Compared to group 1 and 2, group 3 exhibited significantly higher LF/HF (p<0.001) and LFn (p=0.001) values, and significantly lower HFn (p=0.001), pNN50 (p=0.001), and rMSSD (p=0.005) values. There were no significant differences between the groups with respect to daytime HRV parameters; however, nighttime LF/HF, LFn, and HFn values were significantly different between the groups. Log LF/HF values obtained during the 24-hour and nighttime periods showed significant differences between group 1 and group 3 (for 24 hours, p<0.001; for night, p=0.001) and between group 2 and group 3 (for 24 hours, p<0.001; for night, p=0.009), but group 1 and group 2 did not differ significantly in this respect (p>0.05).
Conclusion: These findings suggest that subjects with high-normal BP have increased sympathetic activity and decreased parasympathetic activity, possibly making them more liable to hypertension.

5.The efficiency and safety of percutaneous closure of secundum atrial septal defects with the Occlutech Figulla device: Initial clinical experience
Erdoğan İlkay, Fehmi Kaçmaz, Özcan Özeke, Rahsan Sarper Turan, Sakine Fırat, Kutluk Pampal, Esra Özer, Selcuk Bilgin
PMID: 20675996  Pages 189 - 193
Amaç: Bu çalışmada sekundum tip atriyal septal defektlerin (ASD) kapatılmasında Occlutech Figulla cihazının etkinlik ve güvenliği değerlendirdi.
Çalışma planı: Çalışmaya, hemodinamik olarak önemli şanta yol açan sekundum ASD’nin perkütan transkateter yolla kapatılmasında Occlutech Figulla cihazı kullanılan 28 hasta (17 kadın, 11 erkek; ort. yaş 43) alındı. Defekt büyüklüğü transtorasik (TTE) ve transözofageal (TEE) ekokardiyografi yanı sıra sekiz hastada balonla da ölçüldü. Hastalar altı ay izlendi ve TTE ile muayene edildi.
Bulgular: Ortalama defekt çapı TTE ile 20.3±2.1 mm, TEE ile 22.1±1.9 mm, balonla 24.2±2.4 mm ölçüldü. Defektlerin kapatılmasında kullanılan ortalama cihaz büyüklüğü 26.8±3.6 mm (dağılım 6-36 mm) idi. Kapatma işlemi ortalama 44.7±21.4 dakika sürdü. Tüm hastalarda cihaz başarıyla yerleştirildi. Cihaz yerleşiminden hemen sonra üç hastada (%10.7) küçük rezidüel akım izlendi; bu durum iki hastada üçüncü ayda, bir hastada ise altıncı ayda kayboldu. İşlem sırasında, üç hastada (%10.7) geçici sinüs taşikardisi ve bir hastada (%3.6) akut atriyal fibrilasyon olmak üzere, dört hastada (%14.3) komplikasyon gelişti. Altıncı ay takibinde tüm hastalar semptomsuzdu. Hiçbir hastada iskemik inme, yırtılma, cihaz aşınması, embolizasyon, trombüs oluşumu ya da cihazın yer değiştirmesi görülmedi.
Sonuç: Occlutech Figulla cihazı sekundum tip ASD’lerin kapatılmasında etkin ve güvenli bir cihazdır. Özellikle trombüs gelişimi için yüksek riskli hastalarda tercih edilebilir.
Objectives: We evaluated the efficiency and safety of the Occlutech Figulla device in percutaneous closure of secundum atrial septal defects (ASD).
Study design: The study included 28 patients (17 women, 11 men; mean age 43 years) who underwent percutaneous transcatheter closure using the Occlutech Figulla device for secundum ASDs causing a hemodynamically significant shunt. Defect size was estimated by transthoracic (TTE) and transesophageal (TEE) echocardiography, and also by balloon sizing in nine patients. The patients were followed-up for six months and were examined by TTE.
Results: The mean defect size was 20.3±2.1 mm on TTE, 22.1±1.9 mm on TEE, and 24.2±2.4 mm on balloon sizing. The mean device size was 26.8±3.6 mm (range 6 to 36 mm). The mean procedure time was 44.7±21.4 minutes. The device was placed successfully in all the patients. A small residual flow was seen immediately after device placement in three patients (10.7%), which disappeared in two patients at three months, and in one patient at six months. During the procedure, complications were seen in four patients (14.3%), including transient sinus tachycardia in three patients (10.7%) and acute atrial fibrillation in one patient (3.6%). At six months, all the patients were asymptomatic. No ischemic stroke, cardiac perforation, device erosion, embolization, thrombus formation, or malposition of the device were observed.
Conclusion: The Occlutech Figulla occluder is a safe and efficient device to close secundum ASDs. It may be preferred especially in patients with a high risk for thrombus formation.

CASE REPORT
6.Acute anterior myocardial infarction in a young male patient homozygous for the factor V Leiden mutation
Ömer Şatıroğlu, Mutlu Vural, Ibrahim Uyar, Mehmet Bostan
PMID: 20675997  Pages 194 - 197
Genç hastalarda, özellikle erkek cinsiyette, faktör V Leiden mutasyonu ile akut miyokart enfarktüsü arasında ilişki olduğunu bildiren yayınlar vardır. Yirmi sekiz yaşında erkek hasta, yeni başlangıçlı şiddetli göğüs ağrısı yakınmasıyla başvurdu. Hastada, sigara içme ve babasında 45 yaşından sonra geçirilmiş koroner arter hastalığı ve akut miyokart enfarktüsü öyküsü dışında başka önemli risk faktörü yoktu. Elektrokardiyografide V1-5 prekordiyal derivasyonlarda ST-segment yükselmesi izlendi. Kan basıncı, nabız ve diğer klinik parametrelerde anormallik yoktu. Hastaya acil koroner anjiyografi yapıldı. Sol ön inen arterin orta bölümünde önemli daralma ve orta derecede trombüs görüldü; dikkat çekici ateroskleroza ise rastlanmadı. Diğer koroner arterler normal bulundu. Sorumlu lezyon için direkt stent yerleştirme sonrasında sol ön inen arterdeki tıkanıklık giderildi. Periferik kandan alınan DNA örneklerinin polimeraz zincir reaksiyonu yöntemiyle incelenmesi sonucunda hastada homozigot faktör V Leiden mutasyonu saptandı. Taburcu olmadan önce yapılan transtorasik ekokardiyografide anteriyor ve apikal segmentlerde hafif hipokinezi dışında bir sorun gözlenmedi.
There are several reports on the association between the factor V Leiden mutation and acute myocardial infarction (AMI) in young patients, in particular young males. A 28-year-old male patient was admitted with severe chest pain of new onset. He was an active smoker. His father had a history of coronary artery disease and AMI after the age of 45 years. There were no other major coronary risk factors. His electrocardiogram showed ST-segment elevation in the precordial leads V1 to V5. His blood pressure, pulse rate, and other clinical parameters were stable. Emergency coronary angiography showed a significant narrowing in the mid-portion of the left anterior descending (LAD) artery with a moderate intracoronary thrombus, and no or minimal atherosclerosis. The other coronary arteries were normal. Direct stenting was performed for the culprit lesion, which resulted in relief of obstruction and significant improvement in the LAD artery. DNA samples isolated from the peripheral blood were analyzed by polymerase chain reaction and the patient was found to be homozygous for the factor V Leiden mutation. Transthoracic echocardiography before discharge showed only mild hypokinesis of the anterior and apical segments.

7.Single coronary artery arising from the right sinus of Valsalva
Hülya Çiçekçioğlu, Özgül Uçar, Nuri Küpelikılınç, Mehmet İleri
PMID: 20675998  Pages 198 - 201
Tek koroner arter (TKA) tüm koroner sistemin aorttaki tek bir koroner ostiyumdan çıktığı nadir bir doğuştan anomalidir. Diyabet, hipertansiyon ve hiperlipidemi öyküsü olan 65 yaşında erkek hasta, yeni başlayan egzersiz anginası ile yatırıldı. Fizik muayene, hemogram, tiroit fonksiyon testleri, göğüs radyografisi, elektrokardiyografi ve transtorasik ekokardiyografi bulguları normal olan hastaya yürüme egzersiz testi yapıldı, ancak hastanın aşırı yorgunluğu yüzünden hedef kalp hızına ulaşılamadı. Koroner anjiyografide sağ Valsalva sinüsünden çıkan R-IIA tipte bir TKA saptandı. Sol koroner arter, sağ ventrikül çıkış yolunun önünde seyrederek, sol ön inen arter ve sol sirkümfleks arter dallarını veriyordu. Ayrıca, sol sirkümfleks arterde tıkayıcı olmayan aterosklerotik lezyona rastlandı. Tek koroner arterin tamamı ve sol koroner arterin büyük arterlerle ilişkili olarak anteriyor seyri 16-kesitli bilgisayarlı tomografi ile de gösterildi. Sirkümfleks arterdeki lezyon perkütan girişime uygun olmadığı için, hastanın tıbbi tedavi ile izlenmesine karar verildi ve kendisine yaşam biçimi değişiklikleri önerildi.
Single coronary artery (SCA) is a rare congenital anomaly in which the entire coronary system arises from a solitary ostium. A 65-year-old male with a history of diabetes mellitus, hypertension, and hyperlipidemia was admitted with exertional angina pectoris of new onset. His physical examination, hemogram, thyroid function tests, chest X-ray, electrocardiogram, and transthoracic echocardiogram were normal. In treadmill exercise test, the patient could not reach submaximal heart rate due to fatigue. Coronary angiography revealed an SCA arising from the right sinus of Valsalva (type R-IIA). The left coronary artery (LCA) coursed anteriorly in front of the right ventricular outflow tract and gave off branches for the left anterior descending and left circumflex (LCx) arteries. A mild diffuse nonobstructive atherosclerotic lesion was also detected in the LCx. The entire SCA and the anterior course of the LCA in relation to the great vessels were further displayed by 16-row multislice computed tomography. The atherosclerotic lesion was not eligible for percutaneous intervention and the patient was scheduled for medical therapy with recommendation of risk factor modification.

8.A case of asymptomatic Brugada syndrome with type 1 ECG pattern and cardiac arrest: an evaluation of the prognostic value of electrophysiologic study
Mustafa Çetin, Alper Canbay, Zehra Güven Çetin, Erdem Diker
PMID: 20675999  Pages 202 - 205
Brugada sendromu, yapısal kalp hastalığı olmadan elektrokardiyografide (EKG) V1-3 derivasyonlarında ST-segment yükselmesinin görüldüğü bir durumdur. Yirmi altı yaşında erkek hasta, kalp durması nedeniyle acil servisimize getirildi. Uygulanan kardiyopulmoner canlandırmaya yanıt veren, ancak bilinci açılmayan hasta reanimasyon ünitesine sevk edildi. Asemptomatik olan hastaya bir yıl önce bir başka merkezde, EKG’de tip 1 özellik görülmesi üzerine Brugada sendromu tanısı konduğu; asemptomatik olması ve ailede ani ölüm öyküsü bulunmaması nedeniyle elektrofizyolojik çalışma (EFS) yapılmadığı öğrenildi. Ayrıca, aile taramasında hastanın asemptomatik olan iki erkek kardeşinde de tip 1 EKG bulguları saptanması üzerine, birine aynı merkezce sadece takip önerilmişti. Diğer kardeşe ise başka bir merkezde yapılan EFS’de ventrikül fibrilasyonu oluşturulması üzerine intrakardiyak defibrilatör (ICD) önerilmiş, ancak hasta bu girişimi kabul etmemişti. Hastanın kurumumuzda yapılan daha ayrıntılı aile taramasında, babasında ve bir erkek kuzeninde tip 2 EKG bulguları görüldü. Kalıcı beyin hasarı gelişen hastanın yaşam beklentisi bir yıldan az olduğundan ICD tedavisi düşünülmedi. Asemptomatik, ailede ani ölüm öyküsü bulunmayan, tip 1 Brugada sendromu olan hastalarda EFS’nin prognozu belirlemede etkisi olup olmadığı konusunda henüz görüş birliği bulunmamaktadır.
Brugada syndrome is characterized by ST-segment elevation in the leads V1-3 of electrocardiography (ECG) in the absence of a structural heart disease. A 26-year old male patient was admitted with sudden cardiac arrest. Cardiopulmonary resuscitation was successful and he was referred to the reanimation unit due to unconsciousness. A year before, he was diagnosed as having Brugada syndrome with type 1 ECG pattern at another center, at which time an electrophysiologic study (EPS) was not performed due to the lack of symptoms and a family history of sudden cardiac death. In addition, family screening revealed two asymptomatic brothers having Brugada syndrome with type 1 ECG pattern. Medical follow-up was recommended to one of them. The other sibling underwent EPS at a different center where ventricular fibrillation was induced. An implantable cardioverter defibrillator (ICD) was recommended, but the patient refused. A further analysis of the family made at our center showed type 2 ECG changes in the father and in one of the cousins. Due to the development of persistent brain injury and an expected survival of less than a year, an ICD was not considered in the patient. The prognostic value of EPS is still controversial in asymptomatic patients with type 1 Brugada syndrome, without a family history of sudden cardiac death.

9.Hypertrophic obstructive cardiomyopathy causing severe right and left ventricular outflow tract obstruction
Gülümser Heper, Muzaffer Çeliksöz, Şevket Atasoy, Füsun İnceer
PMID: 20676000  Pages 206 - 210
On sekiz yaşında erkek hasta, üç yıldır var olan egzersiz dispnesi, baş dönmesi ve angina yakınmalarıyla başvurdu. Ekokardiyografide sol ventrikülde (SolV), sağ ventrikül (SağV) serbest duvarında ve interventriküler septumda ileri derecede hipertrofi görüldü. Özellikle sağ ventrikül çıkış yolu (SağVÇY) seviyesinde belirgin kas demetleri vardı. Sağ ve sol ventrikül çıkış yolunda (SolVÇY) ölçülen en yüksek basınç gradiyentleri sırasıyla 141 mmHg ve 66 mmHg idi. Hastada ayrıca derece 2 aort yetersizliği saptandı. Bu bulgular transözofageal ekokardiyografi ve kardiyak manyetik resonans görüntüleme ile de doğrulandı. Propranolol ve cibenzolin ile tedaviye rağmen hastanın semptomlarında düzelme ve basınç gradiyentlerinde değişiklik olmadı. Cerrahi tedaviye karar verilerek, SağVÇY için geniş kas rezeksiyonu, SolVÇY için minimal rezeksiyon uygulandı ve SağVÇY seviyesine yama yerleştirildi. Bu tedaviyle SağVÇY’deki gradiyent tamamen kaybolurken, SolVÇY’deki gradiyent 28 mmHG’ye düştü. Hastanın bir yıllık takibi sırasında semptomlar tekrarlamadı ve aort yetersizliğinde klinik kötüleşme olmadı. Sunulan olgu, baskın olarak SağVÇY tıkanıklığı ile kendini gösteren hipertrofik tıkayıcı kardiyomiyopatinin miyektomi ve yama grefti ile tedavi edildiği ilk olgudur.
An 18-year-old male patient presented with a 3-year history of exertional dyspnea, dizziness, and angina. Echocardiography showed advanced hypertrophy of the left ventricle (LV), right ventricle (RV) free wall, and interventricular septum. There were apparent muscular bundles especially at the level of the right ventricular outflow tract (RVOT). Maximal pressure gradients across the RVOT and left ventricular outflow tract (RVOT) were 141 mmHg and 66 mmHg, respectively. There was also grade 2 aortic regurgitation. Transesophageal echocardiography and cardiac magnetic resonance imaging confirmed these findings. Despite treatment with propranolol and cibenzoline, the patient remained symptomatic with unchanged pressure gradients. Corrective surgery including an extensive muscular resection of the RVOT, minimal resection of the LVOT, and interposition of a graft patch in the RVOT resulted in complete disappearance of the RVOT gradient and a significant decrease to 28 mmHg in the LVOT gradient. During a year follow-up, aortic valvular insufficiency remained clinically stable and the patient was asymptomatic. This is the first case of hypertrophic obstructive cardiomyopathy with predominant RVOT obstruction treated by myectomy and patch graft interpositioning.

10.Acute type A aortic dissection and left main coronary artery obstruction detected by transesophageal echocardiography
Ahmet Umit Gullu, Zekeriya Nurkalem, Murat Akcar, Mehmet Eren
PMID: 20676001  Pages 211 - 214
Altmış üç yaşında erkek hasta şiddetli göğüs ağrısı ile yatırıldı. Elektrokardiyografide, anteriyor ve lateral derivasyonlarda, akut anteriyor miyokart iskemisini gösteren ST-segment çökmesi izlendi. Şiddetli sırt ağrısı nedeniyle çekilen kontrastlı göğüs bilgisayarlı tomografisinde inen aortta akut diseksiyon görüldü. Koroner anjiyografide koroner arterler normal bulundu. Transözofageal ekokardiyografide, sol ana koroner ostiyumunu tutan ve sol ana koroner arter tıkanıklığına yol açan Stanford tip A aort diseksiyonu saptandı. Diseksiyon flebinin koroner ostiyumda kısmi tıkanıklığa yol açması ve zaman zaman lümeni ikiye bölmesi nedeniyle hastanın sürekli olmayan ventrikül taşikardisine girdiği gözlendi. Acil ameliyata alınan hastada diseksiyon girişinin çıkan aortta olduğu ve diseksiyonun neredeyse tüm Valsalva sinüsüne ve sol ana koroner arter gövdesine uzandığı görüldü. Aort flebi koroner ostiyumu içindeydi. Sağ ve sol koroner arterler geniş olarak hazırlandı ve kompozit grefte doğrudan dikildi. Çıkan aort Bentall prosedürüyle kompozit greft ile değiştirildi. İnen aort onarımı ise ikinci bir ameliyata bırakıldı. Ameliyat sonrası üç hafta hastanın hemodinamisi iyi seyretmesine rağmen, şiddetli hastane içi pnömoniye bağlı solunum yetmezliği gelişmesi üzerine hasta ameliyattan bir ay sonra kaybedildi.
A 63-year-old man was admitted with severe chest pain. The electrocardiogram demonstrated ST-segment depression in the anterior and lateral leads suggesting acute anterior myocardial ischemia. Contrast-enhanced thoracic computed tomography performed due to severe back pain showed acute dissection of the descending aorta. Coronary angiography showed normal coronary arteries. Transesophageal echocardiography revealed a Stanford type A aortic dissection involving the left main coronary ostium and causing left main coronary occlusion. The dissected flap caused partial obstruction of the coronary ostium and occasional separation of the lumen, resulting in nonsustained ventricular tachycardia. At emergency operation, the entry of the dissection was seen in the ascending aorta and the dissection extended throughout almost the entire sinus of Valsalva and the left main coronary trunk. The aortic flap was seen in the coronary ostium. Both the right and left coronary arteries were prepared widely and sutured directly to a composite graft. The ascending aorta was replaced with a composite graft through a Bentall procedure. Descending aortic repair was planned for a subsequent operation. The patient was hemodynamically stable for three weeks, but then developed respiratory insufficiency due to severe nosocomial pneumonia and died one month after the operation.

11.Percutaneous closure of a femoral arteriovenous fistula with an endovascular stent graft: a case report
Erden Gülcü, Enis Saglam
PMID: 20676002  Pages 215 - 216
Ateşli silah yaralanması sonrasında femoral artere primer tamir uygulanan 25 yaşındaki erkek hastanın takiplerinde sağ femoral bölgede titreşim (trill) ve üfürüm duyuldu. Sağ femoral Doppler ultrasonografi eşliğinde yapılan periferik anjiyografide sağ yüzeyel femoral arter ile femoral ven arasında arteriyovenöz fistül görüldü. Selektif anjiyografi yapılarak sol femoral yol ile sağ femoral artere stent greft yerleştirildi. Yapılan kontrol enjeksiyonunda fistül akımının tamama yakın azaldığı, bir gün sonra yapılan Doppler incelemesinde ise fistülün tamamen kapandığı görüldü.
A 25-year-old male patient underwent primary femoral artery repair following a gunshot injury. Postoperative examination showed a thrill and bruit in the right femoral region. Peripheral angiography performed under right femoral Doppler ultrasound guidance revealed an arteriovenous fistula between the right superficial femoral artery and femoral vein. Through selective angiography from the left femoral artery, an endovascular stent was implanted in the right femoral artery. Control contrast injection showed near-total closure of the fistula and Doppler ultrasonography on the following day showed total closure.

REVIEW
12.Arrhythmogenic cardiomyopathy with predominant left ventricular involvement
Farid Aliyev, Cengizhan Türkoğlu, Cengiz Çeliker
PMID: 20676003  Pages 217 - 221
Aritmojenik sağ ventrikül kardiyomiyopatisi nispeten iyi tanımlanmış bir klinik durumdur. Genel olarak sağ ventrikül tutulumu ile seyreden hastalık, gençlerde ani kalp ölümlerinin altında yatan önemli nedenlerden biridir. Son zamanlarda tıbbi literatürde, sol ventrikül tutulumunun ön planda olduğu aritmojenik kardiyomiyopati daha iyi tanımlanmaya başlamıştır. Bu yeni durum dilate kardiyomiyopati gibi birçok hastalıkla karışabilmektedir. Bu derlemede sol dominant aritmojenik kardiyomiyopati güncel bilgiler ışığında özetlenmeye çalışıldı.
Arrhythmogenic right ventricular cardiomyopathy is a relatively well-defined clinical entity. This disease is characterized with right ventricular involvement and is an important cause of sudden cardiac death in young patients. However, arrhythmogenic cardiomyopathy with left-dominant involvement has recently been better described in the literature. This new presentation may be confused with other diseases such as idiopathic dilated cardiomyopathy. This review outlines left-dominant arrhythmogenic cardiomyopathy in the light of the most recent information.

CASE IMAGE
13.Left atrial myxoma demonstrated by real-time three-dimensional transesophageal echocardiography
Hasan Kaya, Tayyar Gökdeniz, Altuğ Tuncer, Mehmet Özkan
PMID: 20676004  Page 222
Abstract | Full Text PDF

14.A Giant left atrium
Hüseyin Uğur Yazıcı, Burak Akçay, Ünal Öztürk, Abdurrahman Tassal
PMID: 20676005  Page 223
Abstract | Full Text PDF

15.Isolated right ventricular myocardial infarction and saccular focal aortic root dissection leading to right coronary artery ostial obstruction in a patient receiving chemotherapy for small cell lung cancer
Ahmet Yıldız, Fatih Eren, Ayhan Olcay, Cengiz Erol
PMID: 20676006  Page 224

16.A consequence of untreated hypertension: giant aneurysm of the aortic arch
Lütfü Bekar, Orhan Onalan, Fatih Altunkas, Köksal Ceyhan
PMID: 20676007  Page 225

17.Mass surrounding the heart: Findings of transthoracic echocardiography and computed tomography
Yalçın Velibey, Metin Çağdaş, Nazmi Çalık, Hülya Kaşıkçıoğlu
PMID: 20676008  Page 226

OTHER ARTICLES
18.Answers of specialist
Fırat Duru, Erdem Diker
Pages 227 - 228
Abstract | Full Text PDF

19.Comment on cardiology publications
Ertan Ural
Page 229
Abstract | Full Text PDF

© Copyright 2020 Archives of the Turkish Society of Cardiology
LookUs & Online Makale