Archives of the Turkish Society of Cardiology - Turk Kardiyol Dern Ars: 29 (9)
Volume: 29  Issue: 9 - September 2001
1.Summaries of Articles

Pages 532 - 535
Abstract | Full Text PDF

2.Long-term Survival Following Heart Transplantation
Cüneyt KONURALP, Branislav RADOVANCEVIC, Cyndi THOMAS, Reynolds DELGADO, Rajko RADOVANCEVIC, O. Howard FRAZIER
Pages 536 - 542
Amaç: Kalp transplantasyonun (KT) kısa ve orta dönem başarısı ile ilgili veriler literatürde yeterli miktarda yer almaktadır. Ancak, uzun dönem siirvi ile ilgili veriler sın ı rlı sayıdadır. Bu çalışmada transp/antasyon sonrasında 10 yıldanfazla yaşayan erişkin hastalarla ilgili deneyiminlizi sunuyoruz. Materyal ve metod: Mart 1983-Eylü/ 1989 arasında merkezimizele 306 erişkin hastaya transp/antasyon yapıldı. Analiz ettiğim iz mu/tip/ faktörler aşağıda listelenmiştir. Sonuçlar: Grup, ortalama 48±10 yaşında, 94 erkekten olu şuyor. Ortalama sürvi 12 .2±1 .4 yıldır ve bunları n %9J'i hala yaşamaktadır. %7 hastaya heterotopik KT yapıldı ve %11 'i retransplantasyona gitti. Hastalarm o/o41'inde iskemik kardiyomyopati ve o/o49'unda idiopatik kardiomyopati etiolojiden sorumludur. o/o19'u UNOS (United Nations of Organ Sharing) status 1 lıastas ıydı. Pre-transplant diabet insidansı %7.6 idi. Donör yaşı 25±8 idi. Hastaldonör eşleşmemes i (mismatch) cinsiyet için %16.7, ırk için %40, CMV için %43 idi. HLA uyumsuzluğu hasta başma 4.9±0.8 idi. İskemi sılresi 127±61 dk. idi. %14 hastaya Anti-lenfosit ajan ile indtiksiyon tedavisi uygulandı. Rejeksiyon insidansi 1.0±1.1 idi ve %33.9 hastada hiç rejeksiyon olmadı. Transp/antasyon sonrasi CMV infeksiyon insidanSI %14.5 ve toplanı infeksiyon insidansi %53 idi. İlk iki yıldaki Transplani koroner arter hastalığı (TKAH) insidansi %28.4 (311109) bulundu. Tartışma: KT k1ymetli bir tedavi yöntemi olarak kendisini kamtlamıştır. Perioperatif dönem hasta takibindeki ilerlemeler/ e ve daha özgün, daha az toksik immünosupresij ajanların ge liştirilm es i ile çok tatminkar uzun dönem sürvi oranlarına ulaşılacağı aşikardır.
Objectives: The short and midterm success rates of heart transplanlation (HTx) are sufficiently well documented in the literature. However data related with long-term survival are limited. In this study, we reported our experience with adult patients who survived more than 10 yearsafter HTx. Methods: 306 adult patients were transplanred in our center between March 1983 and September 1989. 109 (36%) of them survived more than 10 years. Analysis of multiple factors is listed below. Results: The group included 94 men with 48±10 year-of age. Average survival was 12.2±1.4 y, with 91% still ali ve. Heterotopic HT was done in 7% of the patients and ı ı % were retransplanted. Patients with ischemic cardiomyopathy accounted for 4ı %, and idiopathic cardiomyopathy for 49%, with 19% UNOS (United Nations of Organ Sharing) status I patients. Pre-transplant ineidence of diabetes was 7.6%. Donor age was 2S±8 y. Patient/donor was mismatched for sex in 16.7%, race 40%, and cytomegalo virus (CMV) 43% of cases. Total HLA mismatch was 4.9±0.8 per patient. Ischemic time was 127±61 minutes. 14% of the patients underwent induction therapy with anti -lymphocyte preparation. Ineidence of rejection was 1.0±1.1 with 33.9% rejection-free. Posttransplanı CMV infection ineidence was 14.S% and total infection ineidence w as S3%. Ineidence of TxCAD w as 28.4% (31/109) in the first two years. Conclusion: HTx proves itself as a valuable form of treatment. It is obvious that with continuing advances in perioperative management and the development of more specific, less toxic immunosuppressive agents, satisfactory rates of long-term survival will be achieved.

3.Combined Medical and Surgical Treatment for Active Native Valve Infective Endocarditis: Ten-Year Experience
Kaan KIRALİ, Mustafa GÜLER, Necmettin YAKUT, Denyan MANSUROĞLU, Suat N. ÖMEROĞLU, Bahadır DAĞLAR, Mehmet BALKANAY, Gökhan İPEK, Ömer IŞIK
Pages 543 - 548
Bu çalışma mn amacı, doğal kapak enfektif endokarditinin kombine medikal ve cerrahi tedavisinin yarariarım ve sonuçlarım if·delemektir. 1985 ile Haziran 1999 tarihleri arasmda aktif doğal kapak endokardit tamsı ile ameliyat edilen 66 hasta ile bu çalışma retrospektif olarak yapılm ıştır. Hastalar ameliyat öncesi ve sonrası antibiyoterapiye tabi tutulmuşlardır. Aort ve mitral kapaklar izole olarak 18'er hastada (%27.2) tutulmuşken iki kapağm beraber tutulımwna 30 hastada (%45.6) rastlanmıştır. Hastalar ortalama 4 ± 3.4 yıl (2 ay ile 12 yıl), toplam 274.1 hasta -yılı izlendi/er. Hastane morta/itesi sekiz hasta ile %12 civarında idi. Erken ölüm riskini artıran anlamlı faktö rler acil ameliyat, aıınu/er abse, preoperatif şok tablosu olarak belirlendi. Geç mortalite 6 hasta ile %103 olarak bulwıdu. 2 hasta (%4) en kısa siirede reoperasyon gereksinimi gösterdi. Beş ve 10 yıllık sağ kalını oranları ilk 5 yıl için %80.5 ± 5.5 ve10 yıl için %64.7 ± 9.5 olarak bulundu. Tekrarlayan enfeksiyonsuz yaşam ilk 5 yıl için %94 ± 4.25 ve 10 yıl için %80.44 ± 9.79 idi. Doğal kapak endokarditinin cerrahi tedavisi halen morta/ itesi yüksek olsa da yaşayan hastaların uzun dönem son uçları yiiz giildürücüdiir. Aktı/ endokarditte konıplikasyon gelişmenıişse, optimal cerrahi tedavi zornam antibioyotik tedavisinin tamamlanmasından sonradır. Kombine medikal ve cerrahi tedavi uygulaması yaşam süresini olumlu etkiler.
The ai m of this study w as to de termine the beneficial effect and outcome of active native valve infective endocarditis treated with combined medical and surgical treatment. This retrospective review involves 66 patients who have undergone operation for the diagnosis of active native valve infective endocarditis between January ı 98S and June ı 999. They were treated with antibiotic therapy before and after surgical procedure. The aortic valve the mitral valve and were each involved in 18 patients (27%) and both valves in 30 patients (4S.6%). Follow-up averaged 4 ± 3.4 years (range, 2 month to 12 years) and totaled 274. ı patients-years. The operative mortality was ı 2% w ith eight patients. The significant risk factors of early mortality were urgent operation, annular abscess, and preoperative shock. Late mortality was 10.3% with 6 patients. 2 patients (4%) required a subsequent reoperation. Actuarial survival was 80.S% ± S.So/o at S years and 64.7% ± 9.So/o at 10 years. Actuarial freedoru from recurrent infection was 94% ± 4.2S% at S years and 80.44% ± 9.79% at 10 years. Although surgical treatment of native valve endocarditis is still associated with substantial mortality, the long-term outcome of hospital survivors is excellent. In active native valve infective endocarditis without severe complications, the optimal time for surgery is the end of antibiotic therapy. Combined medical and surgical treatment for active native valve infective endocarditis is associated with an improved survival.

4.Arterial Switch Operation in Transposition of the Great Arteries (Jatene Procedure)
Bülent POLAT, Yalım YALÇIN, Kubilay KORKUT, Rıza KARACI, Ali KORKMAZ, Mert YILMAZ, Resmiye BEŞİKÇİ, Füsun BULUTÇU, Osman BAYINDIR
Pages 549 - 556
Büyük arter transpozisyonu (TGA) yenidoğan döneminin en sık karşılaşılan siyanotik kalp lıastalığıdır . "Arteryel switch" ameliyalı anatomik düzelmıe sağlaması ve uzun dönem sonuçlarımn atriyal düzeyde düzeltme sağlayan ameliymlara oranla daha iyi olması nedeniyle, günümüzde birçok merkezde TGA 'n.m cerrahi fedavisinde ilk seçenek o/muşfllr. Bu çalışmada Florence Nightingale Hastanesi'nde Ağustos 1997- Aralık 2000 tarihleri arasmda yapılan arteryel switch ameliyatlan m retrospektif olarak ince/edik. Bu süre içinde 37'si basit, 23'ii kompleks TGA tamsı ile toplam 60 hastaya Jatene prosediirü uygulandı. Basit transpozisyon grubundaki hasta/amu n 23'ii ilk 15 giin içinde, dokuz hasta ise 15 gün ila 45 gün arasmda opere edildi. Yaşları 30 gün ila 7 yıl arasmda değişen 5 hastaya ise 2 aşamalı tamir uygulandı. Kompleks transpozisyon grubundaki hasta/ann ortalama yaşı 9 aydı. (18 giin - 2 yıl). Erken dönemde opere edilen basit TGA grubunda mortalite kompleks TGA grubu ile eşitli (9%). İki aşamalı grupta mortalite göriilmezken, geç (15 günden sonra) opere edilen basit TGA 'lı hastalarda mortalite 44%'ti. Toplam hastane morta/itesi %13 olarak gerçekleşti. Sonuç olarak, günümüzde TGA 'da anatomik koı-reksiyon sağlayan arteryel switch ameliyafl, uygun zamanlama, iyi bir peroperalif ve postoperalif straleji planlanarak diişiik morbidite ve mortalite ile uygulanabilmektedir. Ancak 15 günden biiyiik basit TGA 'lı hastalarda ekokardiyografik olarak uygun sol ventrikül m01jolojisi tespit edilmeyen olgularda jatene morta/itesi önemli oranda artmaktadır. Bu hastalarda morta/itesi diişük bulduğumuz iki aşamalı tamiri önernıekleyiz.
Currently "arterial switch" procedure is the treatment of choice for the transposition of great arteries in most of the major surgical centers dealing with congenital heart disease. In this study we retrospectively examined our results for arterial switch procedure at the Florence Nightingale Hospital between August, 1997 and December, 2000. During this period 60 patients underwent arterial switch operation. The diagnosis was simple transposition in 37 and complex TGA in 23. In the simple transposition group 23 were operated before 15 days of age (early TGA group) and 9 patients underwent surgery between 15 to 45 days (Iate TGA group). Remaining 5 patients in simple TGA group (ages 30 days to 7 years) had two-stage arterial switch procedure. The mean age in complex TGA group was 9 months (18 days to 2 years). The overall hospital mortality was 13%. The mortality in both "early" simple TGA and complex TGA group was similar (9%). There was no mortality in the twostage repair group. However, in the "Iate" simple TGA group the mortality was significantly high (44%). We concluded that arterial switch operation that provides both anatomical and physiologic correction in TGA can be performed with low morbidity and mortality if appropriate preoperative evaluation , timing of surgery and postoperative management is applied. We believe the morta lity significantly increases in patients operated later than 15 days of age especially if the echocardiographic evaluation reveals unfavorable left ventricle morphology to recommend the "two-stage approach" in this patient population.

5.Evaluation of Left Ventricular Function and Myocardial Wall Motion by Using Doppler Tissue Imaging After Arterial Switch Operation
Figen AKALIN, Ayşe SARIOĞLU, Tayyar SARIOĞLU
Pages 557 - 564
Büyük damarların transpozisyonunda anatomik bir düzeltme sağlayan arteriyel "switch" operasyonu sonrasmda sol ventrikül fonksiyonları ve koroner arterierin taşmmasma bağlı miyokard hareketlerinde gelişeb ilecek bozukluklar halen araştırılmaktadır. Doppler "tissue imaging" yöntemi ile hareket eden dokulardaki hızların ölçülmesi ve miyokard kontraktilitesinin değerlendirilmesi mümkün olmaktadır. Çalışmam ızda yaşlan 3-65 ay arasmda değişen 21 m·teriyel "switch" operasyonu geçirmiş çocukta ve yaşları 7 -58 ay arasında değişen 16 normal çocukta iki boyutlu, m-mode, Doppler ve renkli Doppler ekokardiyografi ile sol ventrikül büyüklüğü ve fonksiyonlan değerlendirildi ve Doppler "Tissue lnıag ing" yöntemi ile sisto/ik ejeksiyon faz ında interventriküler septum ve sol ventrikül arka duvarında mid-miyokardiyal hız ölçümleri yapıldı. Sol ventrikiil hacnıi hastalarda ortalama 43.82 ± 12.2 ml ile kontrol grubundaki ortalama 37.72(7.66 ml değerine göre daha yüksekti ( p<0.05 ). Sol ventrikül kitlesi de hasta ve kontrol gruplarında sırası ile 81 .55±17.94g ve 59.49(13 .94 g bulundu ve ikisi arasındaki fark da istatistiksel olarak anlamlı idi ( p<0.0005). Sol ventrikül kitlesi iki aşamalı operasyon geçiren hastalarda belirgin olarak fa zla idi. Arteriyel "switch" operasyonu geçiren hastalarda kısalma fraksiyonu genel olarak normal sınırlar içinde olmakla birlikte hastalarda ortalama %33.71±4.17 ile kontrol grubundaki % 39.66±5.14 değerine göre daha düşükll'i (p < 0.005). Ejeksiyonfraksiyonu ve kalp hı zma göre düze ltilmiş çevresel kısalma fraksiyom~ da arteriyel "switclı " yapıla n hastalarda daha düşüktü. CW Doppler ile aort akını Irasesinden elde edilen akselerasyon zamanı, ejeksiyon zamanı , ortalama akselerasyon ve akselerasyon zamamlejeksiyon zanıam parametrelerinin normal çocuklardan farklılık gösternıediği tesbit edildi. Hastalarm /2'sinde hafif, 3'iinde orta derecede neo-aortik kapak yetersizliği tespit edildi. Orta derecede yetersizlik görülen hastaların tümü iki aşamalı operasyon geçirmişti. Doppler Tissue lmaging yöntemi ile 10 hastada sistol sırasında interventriküler septunıun ters yönde hareket ettiği, sol ventrikül arka duvar hızının normal çocuklardan daha yüksek olduğu gösterildi. Sonuç olarak, arteriyel "switch" operasyonlarından sonra klinik sonuçların yüz güldürücü olmasma karşın ventrikül fon ks iyonları ve duvar hareketlerinde normal çocuklara göre bazı fa rklılıklar o labileceği, Doppler "Tissue lnıaging" yönteminin bu hasta grubunda nıiyokardfonksiyonlarınm değerlendirilmesinde yararlı olabileceği düşünüldü.
Although arterial switch operation has become the first choice of treatment in patients with tran s pos ı t ı o n of great arteries, left ventricular function and myocardial wall motion abnormalities due to the transportation of coronary arteries are stili under investigation. Doppler tissue imaging can be used for evaluation of myocardial wall motion and contractility in various disease states. We investigated left ventricular size and function by using two dimensional, M-mode, Doppler and color Doppler echocardiography and measured the midmyocardial velocity of interventricular septum and left ventricular posterior wall during systolic ejection phase by Doppler tissue imaging in 21 patients, between 3 and 65 months, who had gone to arterial switch operation and in 16 normal children between 7 and 58 months. Left ventricu lar vo1ume was larger in patients (43.82±1 2.2 ml) than the normal children (37.72±7.76 ml) (p<0.05). Left ventricular mass was 81.5±17.2 g and 59.5±13.49 g in patients and normal children, respectively and the difference was s ignifican t (p<0.0005). T his diffe rence was more striking in patients who had two-stage operation. Left ventricular shortening fraction was within the normal range in most of the patients, and the mean value being 33.7±4.1% which was less than the control group (39±5%) (p<0.005). Ejection fraction and left ventricular circumferential shortening were also Jess than the control group. Accelerat ion time, ejection time, mean acceleration, acceleration time/ejection time ratio measured from the aortic Doppler flow were not different in patients and normal children. Twelve patients had mild and three had moderate neo-aortic valve regurgitation and all the patients with moderate regurgitation had two-stage operation. Interventricular septal motion was fo und to be paradoxical in I O of the patients by Doppler tissue imaging and the velocity of the posterior wall was greater than the normal children. In conclusion, although the elinical results of arterial switch operations are promising, there may be some differences of Jeft ventricular function and myocardial motion compared to normal children. Doppler tissue imaging is beneficial in th is group of patients for detection of myocard ial wall motion abnormalities.

6.Effect of the Magnesium Infusion on the Late Potentials in Patients After Acute Myocardial Infarction
Sinan DAĞDELEN, Nevnihal EREN, Serdar SOYDİNÇ, Mehmet ERGELEN, Hasan KARABULUT, Nuri ÇAĞLAR
Pages 565 - 570
Akut miyokard infarktüsü (Ml) geçiren hastalarda geç potansiyal/ er (LP) malign ventriküler aritmi riski olan hastaların tamnmasmda yaygm olarak kullanılmaktadır. Bu çalışma Ml geçiren hastalarda magnezyum tedavisinin LP fizerine etkisini incelemek için plan/andı. Metod: Akut MJ geçiren hastalarda ilk 5 giin 1 grigün MgS04 infiizyonu alan 26 hasta çalışma grubu olarak (ÇG) ve alnıayan 15 hasta kontrol grubu (KG) olarak incelendi. Bütün hastalarm 1 .(birinci) ve 6.(ikinci) günlerde sinyal-orıalamalı EKG ve ritnı analizi kayıtları alındt. Bulgular: Birinci ve ikinci kayttlarda, ÇG için strastyla 10 (%38) ve 5 (%19) olguda (azalma oranı %50), KG için strastyla 5(%33) ve 4 (%27) olguda (azalma oram %18) LP pozitif bulundu ·(strastyla p=O.JJ ve p=0.69). Birinci ve ikinci kayıtlarda QRS süresi, "Root M ean Square" voltajt (RMS40) ve "düşük amplitüd sinya/i" siiresi (LAS40) ÇG'da strasıyla 107.4±13.9 ve 99.3±14.2 msn; p=0.043, 32.9±19.4 ve 44.7±20.1 pV; p=0.035, 36.8±17.9 ve 27.6±12.8 msn; p=0.037, ve KG'da strastyla 110.4±12.0 ve 105.4±13.2 msn, 31.8±17.9 ve 39.1 ±18.7 JtV, 39.2±14.8 ve 33.7±12.1 msn bulundu (hepsi için p>0.05). Birinci ve ikinci kayalar karşılaştmldığında, ÇG'da QRS süresindeki azalma (%7.6±3.2 ve 4.6±4.4, p=0.03), RMS40'daki arttş (%52.9±37.8 ve 30.4±22.0, p=0.002) ve LAS40'daki azalma (%24.2±1 1.3 ve 12.6±11.7, p=0.004) oranlannı n KG'na göre daha fazla olduğu görüldü. Birinci ve ikinci kayıtlar ?.grade II ventriküler aritmi bakınımdan karşılaştmldığında, ÇG'da anlamlı azalma olurken (sırasıyla 20 olgu %77 ve 4 olgu %15, p<0.001 ), KG'da anlamlı değişme olmadı (sırasıyla ll olgu %73 ve 9 olgu %60, p>0.05). Sonuç: Miyokard infarktiisü geçiren hastalarda MgS04 infüzyonu LP parametrelerinde anlamlı iyileşme ve ventriküler aritmi sıklığında önemli azalma sağlamaktadır.
Late potential (LP) in patients after myocardial infaretion (Ml) is widely used to identify patients at risk for malign arrhythmia. This study examined the effect of magnesium treatment on LP in patients after acute MI. Methods: The study group (SG) consisted of 26 patients who received 1 gr/day MgS04 infusion for the first five days, and the control group (CG) consisted of 15 patients who received placebo infusion after acute MI. Signalaveraged ECG and rhythm analysis were recorded on the 1" (first) and the 6'h (second) days after acute MI. Results: In the first and the second records, LP was found to be positive in 10 (38%) and 5 (19%) cases (p=0.13), respectively in SG with a relative reduction ratio of 50%, and 5(33%) and 4 (27%) cases (p=0.69) respectively in CG with a relative reduction ratio of 18%. In the first and the second records, QRS interval, Root Mean Square voltage (RMS40) and the duration of low amplitude signals (LAS40) were found to be 107.4±13.9 vs 99.3±14.2 ms; p=0.043, 32.9±19.4 vs 44.7±20.1 ).IV; p=0.035, 36.8±17.9 vs 27.6±12.8 ms; p=0.037 respectively in SG, and 110.4±12.0 vs 105.4±13.2 ms, 31.8±17.9 vs 39.1±18.7 ).IV, 39.2±14.8 VS 33.7±12.1 ms respectively in CG. Comparison of the SG and CG, shortening ratio in QRS interval (7.6±3.2 vs 4.6±4.4% respectively, p=0.03), increas.ing ratio in RMS40 (52.9±37 .8 vs 30.4±22.0% respectively, p=0.002) and reduction ratio in LAS40 (24.2±11.3 vs 12.6±11.7% respectively, p=0.004) were significantly higher in SG compared to CG. In comparison of the first and the second records, the ineidence of ;;::: grade II ventricular arrhythmia was significantly reduced (20 cases 77% vs 4 cases 15% respectively, p0.05). Conclusion: MgS04 infusion provides significantly improvement of the LP parameters and reduces the ineidence of ventricular arrhythmia.

7.Transcatheter Embolization of Congenital Coronary Arteriovenous Fistula
Ümrah Aydoğan, Türkan Tansel Elmacı
Pages 571 - 576
Mart 1994 - Ocak 2001 tarihleri arasında konjenital koroner arteriovenöz fistül tanısı konmuş, yaşları 7 ay ile 11.0 yıl ( ortanca: 5.3) arasında değişen beş hastada transkateter fistül oklüzyonu işlemi uygulandı. Bu hastalardan birine daha önce cerrahi olarak fistül ligasyonu uygulanmış ancak rekanalize olmuşu. Dört hastada fistülle ilişkisi olan koroner arterde artmış debiye bağlı olarak belirgin dilatasyon söz konusuydu ve bu hastalardan birinde koroner arter fistül öncesinde anevrizmatik bir kese oluşturmuştu. Oklüzyon işlemi yapılmak üzere iki hasta birer kez; iki hasta ikişer kez; son hasta üç kez kateter laboratuvarına alındı. İşlem sırasında iki hastada serbestleme kontrollü balon, diğerlerinde serbestleme kontrollü “coil”ler kullanıldı. İşlemden sonra dört hastada fistülde tanı oklüzyon sağlandı. Koroner arter çapı normal olan son hastada sol koroner arter ön inen daldaki fistülde başarılı şekilde kapatıldı, ancak ikinci diagonal arter distalindeki ikinci fistüle ulaşmak mümkün olmadı. Bu hastada işlemi gerçekleştirmek üzere yapılan manipülasyonlar sırasında hafif/orta derecede aort yetersizliği gelişti. Minör komplikasyon olarak bir hastada heparine yanıtlı femoral arter trombozu gelişti.
Deneyimlerimiz uygun olgularda uygun oklüzyon yöntemi seçildiği takdirde koroner arteriovenöz fistüllerin transkateter oklüzyonunun başarı ile uygulanabileceğini göstermektedir.
Between March, 1994, and J anuary, 2001, transcatheter fistula oc cl usion procedure w as performed in five children with the diagnosis of congenital coronary arteriovenous fistula in whom median age was 5.3 years (range 0.7 to 11.0). Surgical ligation procedure had been performed in one of these patients, but recanalization occurred during follow-up. Dilation of the feeding coronary artery of the fistula, due to increased blood flow, was observed in four of the patients. There was an additicnal aneurysmal sac formatian of the coromı.ry artery in one of these. Occlusion attempt was performed three times in one patient, twice in two patients and once in the other two. Detachable balloon was used for occluding the fistula in two patients and release control coils in the others. Complete occlusion of the fistula was achieved in four of the patients. In the last patient with normal coronary artery diameter, complete occlusion of the fistula was also achieved, which was at the distal end of left anterior descending artery; but attempts for the second one at the distal end of second diagonal artery was unsuccessful. Mild/moderate aortic valve insufficiency developed in this patient due to catheter manipulations for catheterizing this fi stula. As minor complication, femoral artery thrombosis developed in one patient, which was resolved with heparİn infusion. Our experience shows that transcatheter occlusion of congenital coronary arteriovenous fistula is feasible if proper occlusion technique is selected in each case.

DERLEME
8.Pacemaker-related Endocarditis and Therapeutic Approaches
İzzet ERDİNLER, Ayşegül KARAHAN, Utku ZOR, Ertan ÖKMEN
Pages 577 - 583
Kalp pili ile ilişkili endokardit nadir ancak ciddi bir konıplikasyondur. Kalp pili yerleştirilmesinden sonra ortaya çıkan tekrarlayan ateş, pil cebinde fokal enfeksiyon bulguları ve pulmoner tezyonlar varfığmda bu tanı mutlaka akla gelmelidir. Koagülaz pozitif ve negatif stafilokoklar, enfeksiyonların büyük çoğunluğundan sorumlu mikroorganizmal ardır. Transözofajiyal ekokardiyografi endokaviter e/ektrot üzerindeki vejetasyonları göriintülemede tercih edilen araştırma yöntemidir. Enfeksiyonu ortadan kaldırmak için uygulanabilecek en etkin tedavi yöntemi perkiitan veya cerrahi olarak kalp pili sisteminin tümüyle çıkartılmasıdır.
Endocarditis related to pacemaker lead infection is a rare but serious complication. Diagnosis should be suspected in the presence of recurrent fever, local signs of infection in the pacemaker pocket and pulmonary lesions after pacemaker insertion. Coagulase- positive and -negative staphylococci are the responsible microorganisms in the majority of these infections. Transesophageal echocardiography is the method of choice for imaging a vegetation on an endocavitary pacing lead. The most efficient treatment to eradicate the infection is complete removal of the pacemaker system, either percutaneously or surgically.

OLGU
9.Case of Left Ventricular Pseudoaneurysm After Mitral Valve Replacement
Melek ULUÇAM, Haldun MÜDERRİSOĞLU, Atılay TAŞDELEN, Muhteşem AĞILDERE, Ünser ARIKAN
Pages 584 - 587
Mitral kapak değişimi sonrasında seyrek bir kamplikasyon olan sol ventrikül yalancı anevrizması , yüksek rüptür prevalansı nedeniyle erken evrede cerrahi olarak tedavi edilmelidir. Mitral kapak değ işiminden 5 yıl sonra, mitral anulus posterolateralinde dar ağızlı anevrizmatik bir sol ventrikül kitlesi saptandı. Bu kitle, ekokardiyografi, manyetik rezonans görüntü/erne ve kalp kateterizasyonu ile incelendi. Anevrizma, endokardiyal yaklaşımla çıkarı lıp, sol · ventrikül duvarındaki defekt primer olarak kapatıldı. Patolojik tanı, sol ventrikül yalancı aneVJ·izması idi.
Pseudoaneurysm of the left ventricle, as an uncommon complication after mitral valve replacement, needs early surgical repair because of a high prevalance of rupture. Five years after mitral valve replacement, an aneurysmal mass with narrow orifice was determined at the posterolateral wall of the mitral annulus. Cardiac assessment was performed w ith echocardiography, magnetic resonance imaging and cardiac catheterization. The aneurysmal mass was resected by endocardial approach and the defect was closed with primary suture. Pathologic diagnosis was false aneurysm.

10.A Large Fusiform Aneurysm of the Left Main Coronary Artery: A Case Report
Rasim ENAR, Alev ARAT ÖZKAN, Mustafa ÇALIK, Seçkin PEHLİVANOĞLU, İsmail YÜKSELTAN
Pages 588 - 590
Normal segment/erin 1,5 katından daha fazla genişlemiş segmentler olarak tamnı/anan koroner arter anevrizmaları şekillerine görefüziform ve sakküler olarak smıflandınlırlar. Değişik infeksiyöz ve inflamafuar etkeniere bağlı olabilen bu patoloji daha çok ateroskleroz zemininde gelişir ve sol ana koroner arteri nadiren tutar. Bu yazıda Iki damar hastalığıyla birlikte seyeden büyük bir/üziform sol ana koroner anevrizma olgusu sunulmaktadır.
Coronary arterial aneurysms defined as dilated coronary arterial segments > 1.5 times the diameter of adjacent normal segments are classifİed as either fusİform or saccular. They may be due to a variety of infectious and inflammatory lesions, but they are most commonly associated with atherosclerotic disease and rarely involve the left main coronary artery. W e report the case of a 62-year-old man with two-vessel disease and a large fusiform aneurysm of the left main coronary artery.

11.Myocardial Bridging as Cause of Myocardial Infarction: Report of Case
Göksel KAHRAMAN, Ertan URAL, Dilek URAL, Baki KOMSUOĞLU
Pages 591 - 593
Bu yazıda miyokardiyal "bridgin"e bağlı miyokard infarktüsıl ve sonuçta sol kalp yetersizliği gelişen bir hasta sunuldu. Altmışbeş yaşında, diyabetikerkek hasta akut akciğer ödemi ile acil servise başvurdu. Yaklaştk 4 yıldır eforla nefes darltğt olan hastada tipik anginal yakmma mevcut değildi. Elektrokardiyogramda siniis ritmi ve tam olmayan sol dal bloğu mevcuttu. Ekokardiyografik incelemede sol ventriküllaterali hipokinetik, mid ve apikal septum ile mid ve antero-apikal akinetik, apeks anevrizmatik olarak saptandı. Sol ventrikül apeksinde mural trombiis düşündüren görünüm mevcuttu. Koroner anjiyografide sol ön inen arter ortasmda uzun bir segmentte miyokardiyal "bridging" görüldü. Diğer koroner arterlerde başka bir patoloji saptanmadt. İstirahat Talyunı-201 miyokard perfüzyon sintigrafisi ile yapılan canliiık araşttrnıasmda "bridging" distaline uyan miyokard bölgelerinde sabit pe1fiizyon defekti saptandı. Kalp yetersizliğine yönelik medikal tedavi ile izlenen hasta tekrarlayan hastane yattşları sonrasında evinde ani ölümle kaybedildi.
We present a patient who developed myocardial infaretion and finally left ventricular heart failure due to myocardial bridging. A 65-year-old male patient with diabetes mellİtus was admitted to the emergency department due to acute pulmonary edema. The patient had exertİonaJ dyspnea for 4 years, but did not have typical angina complaints. On ECG there was sİnus rhythm and incomplete left bundle-branch block. Echocardiography revealed lateral h ypokİ n esİa, mid and apİcal anteroseptal akİ nesia and an ap İca l aneurysm wİth probable mural thrombus. At coronary angiography myocardİal bridging was observed in a long segment of the mid-portion of left anterİor descendİng artery. Other coronary arteries were normal. Resting myocardial perfusion scintigraphy w ith Tl-20 1, disclosed a fixed perfusion defect matching with the distal part of the bridging. The patİent recİeved medical treatment for heart fai lure and died a sudden after recurrent hospitalizations.

© Copyright 2020 Archives of the Turkish Society of Cardiology
LookUs & Online Makale