Archives of the Turkish Society of Cardiology - Turk Kardiyol Dern Ars: 28 (9)
Volume: 28  Issue: 9 - September 2000
1.Summaries of Articles

Pages 530 - 533
Abstract | Full Text PDF

2.Use of Oral Anticoagulants in Patients with Atrial Fibrillation in Turkey
Nilgün İNCESOY, İnci FIRATLI, Cengizhan TÜRKOĞLU, Muzaffer ÖZTÜRK
Pages 534 - 537
Çalışmamızın amacı Türkiye'de atrial fibrilasyon (AF)'Iu hastalarda olması muhtemel olan tromboembotik olayların riskini azaltmak amacıyla aspirin ve warfarinin hangi oranlarda kullanıldığını araştırmaktı. Bu amaçla 438 kardiyolog ve iç hastalıkları uzmanına AF'da warfarin ve aspirin kullanımıyla ilgili sorular içeren anket formu gönderildi. 253 (%69.1)'a iç hastalıkları uzmanı, 113 (%30.9)'ü kardiyolog olmak üzere toplam 366 hekimden cevap alındı. Kronik (Kr.)AF'Iu romatizmal kalp hastalığı olanlarda kardiyologların %38.1'i warfarini kullanıyor, %22.1 'i kullanmıyordu. Bu oranlar iç hastalıkları uzmanlarında sırasıyla %27.3 ve %52.2 bulundu. Warfarin kullanımı kardiyologlarda iç hastalıkları uzmanlarına göre önemli derecede yüksekti (p=0.00005). Kr.AF'Iu non-valvuler kalp hastalığı olanlarda kardiyologların %23.0'ı warfarin kullanıyor, %56.'sı kullanmıyordu. İç hastalıkları uzmanlarının ise %4.7'si kullanıyor, %77.9'u kullanmıyordu (p< 0.00001). İntermittent AF'Iu romatizmal kalp hastalığı olanlarda kardiyologların %27.4'ü, iç hastalıkları uzmanlarının %22.1'i warfarin kullanıyordu (p< 0.05). İntermittent AF'Iu non-valvuler kalp hastalığı olanlarda kardiyologlar ile iç hastalıkları uzmanları arasında warfarin kullanımı yönünden anlamlı fark yoktu. Warfarin kullanım oranları kardiyologlarda %10.6, iç hastalıkları uzmanlarında %12.7 idi. Kr. AF'Iu romatizmal kalp hastalığı olanlarda kardiyologların %77.9'u ,iç hastalıkları uzmanlarının %87.4'ü (p< 0.05 }, Kr. AF' lu non-valvuler kalp hastalığı olanlarda kardiyologların %83.2'si, iç hastalıkları uzmanlarının %97.2'si aspirin kullanıyordu (p< 0.00001). Çalışmamızın sonucunda AF'Iu hastalarda warfarin kullanımı olması gerekenden az bulundu. Kullanım oranları kardiyologlarda iç hastalıkları uzmanlarına göre daha yüksek oranlardaydı.
The aim of the study was to investigate the warfarin and aspirin usage patterns of physicians in patients with atrial fibrillation. Accordingly, questionaries were sent to 438 cardiologists and internists and their indications for the use of warfarin and aspirin in patients with atrial fibrillation was asked. 366 questionaires were received back from 113 (30.9%) cardiologists and 253(69.1%) internists. In patients with rheumatic heart disease and chronic atrial fibrillation, the rate of regular and conditional warfarin prescription was reported to be 38.1% and 39.8%, respectively for cardiologists, whereas these rates were 27.3% and 52.2% for internists, respectively. The rate of regular use of warfarin was found to be significantly higher in cardiologists than internists (p=0.00005). The rate of regular use of warfarin in patients with non-valvular atrial fibrillation and chronic atrial fibrillation was reported to be significantly higher among cardiologists (23%) than internists (4.7%) (p< 0.0001). Likewise, regular warfarin utilization was reported more frequent in patients with intermittant atrial fibrillation and rheumatic heart disease among cardiologists than internists (27.4% versus 22.1%) (p< 0.05), whereas no difference was found between cardiologists and internists regarding warfarin prescription in patients with intermittent atrial fibrillation and rheumatic heart disease (27.4% versus 22.1%, respectively). For patients with chronic atrial fibrillation and valvular or non-valvular heart disease regular aspirin prescription was reported to be 77.9% and 83.2%, for cardiologists and 87.4% and 97.2% for internists, respectively. In conclusion, warfarin has been reported to be underutilized in patients with atrial fibrillation, and cardiologists have reported significantly higher usage rates for warfarin in this regard.

3.Changes in P Wave Dispersion, Left Atrial Size and Function in Hypertensive Patients with Paroxysmal Atrial Fibrillation
Tufan TÜKEK, Vukur AKKAYA, Dursun ATILGAN, Şeref DEMİREL, Ahmet Bilge SÖZEN, Hasan KUDAT, Mustafa ÖZCAN, Özen GÜVEN, Ferruh KORKUT
Pages 538 - 542
Amaç: Hipertansiyon hastalarında atriyal fibrilasyon (AF) sık olarak görülmektedir. Son zamanlarada sinüs uyarılarının homojen olmayan ve kesintili iletiminin göstergesi olarak tarif edilen P dalga dispersiyonu (?P), AF ataklarının önceden belirlenmesinde önemli bir gösterge olarak ortaya konulmuştur. Bu çalışmada AF öyküsü olan ve olmayan hipertansiyon hastalarında, sol atriyum (LA) çapı, fonksiyonu ve ?P karşılaştırılarak AF atağı gelişimine etkili faktörler irdelenmiştir. Metod: Paroksimal AF atağı geçiren 25 hipertansiyon hastası (E:K 10:15, ort yaş 59±9 yıl) ve AF atağı geçirmeyen 25 hipertansiyon hastası (E:K 8:17, ort yaş 56±13) çalışma kapsamına alındı. Maksimum (Pmax) ve minimum P dalga (Pmin) süresi ve onların farkı olan ?P 12 derivasyonlu EKG’den ölçüldü. M Mode ve 2D ekokardiyografik ölçümler, LA çapı, volümleri ve atriyal ejeksiyon fraksiyonu (AEF) kaydedildi. İstatistiksel analiz Student t tesit ile yapıldı ve p<0.05 altında olan değerler anlamlı kabul edildi. Sonuçlar: Gruplar arasında yaş, kalp hızı, sol ventrikül (LV) septum ve arka duvar kalınlığı, LV diyastolik çapı ve kütlesi bakımından bir fark bulunmadı. Atriyal fibrilasyon geçiren hastalarda LA diyastolik çapı (4,3±0,5 cm ve 4,25±0,4 cm, p=0,75 ) ve volümü (78±17 ml ve 74±24 ml, p=0,63) ile Pmax (110±12 ms ve 107±11 ms, p=0,3) değişmezken Pmin (52±10 ms ve 65±10 ms, p<0,001) ve AEF (0,39±0,13 ve 0,52±0,06, p<0,001) anlamlı olarak azalmış, ?P ise (58±10 ms ve 42±7 ms, p<0,001) anlamlı olarak artmış bulundu. Çok değişkenli analizde sadece ?P anlamlı olarak AF gelişimi ile beraber bulundu. Atriyal fibrilasyon gelişimini belirlemede ?P 45 ms ve üzerinde iken duyarlılığı %76, özgünlüğü %86 bulundu. Sonuç: Hipertansiyon hastalarında AF gelişimi LA boyutundan farklı olarak sinüs uyarılarının homojen olmayan ve kesintili yayılımına neden olan atriyumların mikro yapısındaki değişikliklerden kaynaklanmaktadır. Bu hastalar sinüs ritminde iken AF gelişim riski, ?P’deki artış ile önceden tahmin edilebilir. Paroksimal AF’li hastalarda LA kontraktal fonksiyonları, LA hacminden bağımsız olarak azalmaktadır.
Paroxysmal atrial fibrillation (AF) is a common disorder in hypertension. P wave dispersion (P), a recent marker of the inhomogeneous and fractionated dispersal of sinus node impulse, has been found to predict patients with paroxysmal AF. This study was undertaken to compare the ~P. left atrial (LA) dimensions and contractile function in hypertensive patients with or without paroxysınal AF to find the predictors of AF attacks. Twenty-five hypertensive patients, with paroxysmal AF (M/F:10/15, mean age 59± 9 years), and 25 hypertensive patients without paroxysmal AF (M/F:8/l 7, mean age 56± 13) formed the study group. Maximum (P max) and minimum (P min) P wave durations and their difference, (~P) were measured from 1 2-lead electrocardiogram. M-mode and 2D echocardiographic measurements, LA dimensions, volumes, and atrial ejection fraction (AEF) were recorded. Statistical comparison was done with Student-t test, and p<0.05 was accepted for the limit of statistical significance. There was no statistically significant difference between groups for heart rate, interventricular septum, LV posterior wall, LV diastolic internal dimension, LV mass. Changes in LA dimensions (4.3± 0.5cm vs 4.25±0.4 cm, p=0.75) volume (78±17 ml vs 74± 24 ml, p=0.63), P max ( l 10±12 ms vs 107±11 ms , p=0.3) were not statistically significant. However, P (min) (52±10 ms vs 65±10 ms, p

ORIJINAL ARAŞTIRMA
4.The Effect of Lipoprotein(a) to Thrombolytic Therapy and Spontaneous Reperfusion in Acute Myocardial Infarction: a comparative study
Sinan DAĞDELEN, Nevnihal EREN, İlyas AKDEMİR, Hasan KARABULUT, Mehmet YILDIZ, Mehmet ERGELEN, Nuri ÇAĞLAR
Pages 543 - 547
Akut miyokard infarktüsünde (Ml) lipoprpotein-a'nın [Lp(a)] bir risk faktörü olduğu bilinmesine rağmen, trombolitik tedavi(TT) alan ve almayan hastalardaki etkisi ve mekanizması hakkında bilgilerimiz yeterli değildir. Çalışmamızın amacı TT alan ve almayan hastalarda Lp(a)'nın trombolizis rolünü karşılaştırmaktır. Bu amaçla çalışmaya alınan 78 vaka üç grupta incelendi. Grup-A; 1.5 milyon Ü intravenöz streptokinaz uygulanan 18, Grup-B; total 100 mg intravenöz doku-tipi plasminogen aktivatörü (t-PA) uygulanan 38 ve TT uygulanmayan 22 vaka çalışmaya alındı. Bütün vakalara ilk 7 gün içerisinde koroner anjiyografi uygulanarak, infarktla ilişkili koroner arterin MI'da trombolizis (TIMI) akım derecesi tespit edildi. TlMl- 0 ve I başarısız, TIMI-II ve lll başarılı perfüzyon olarak değerlendirildi. Lp(a)'nın >30 mg/dl olması yüksek olarak kabul edildi. Grup-A ve B hastalarında, Lp(a) seviyesi yüksek ve düşük olanlardaki patensi oranları arasında anlamlı fark bulunmadı (her ikisi için p>0.05). Grup-C hastalarında Lp(a) seviyesi düşük olanlarda, yüksek olanlara göre patensi oranı anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p<0.01) Grup-C hastalarının Lp(a) seviyesi, Grup-A ve B ile benzer oranlarda idi (p>0.05). Grup-A,B ve C hastalarında, ayrıca Grup-C hastalarından Lp(a) seviyesi düşük ve yüksek olanlar arasında koroner anjiyografi uygulanma süreleri bakımından anlamlı farklılık yoktu (hepsi için p>0.05). Sonuç: Lp(a) seviyesi akut MI vakalarında dışardan verilen trombolitik ajanların (streptokinaz ve t-PA) repelfüzyon sonucunu etkilememektedir. Bununla beraber dışardan trombolitik ajan almayan Akut Ml vakalarında Lp(a) seviyesi düşük olanlarda, olmayanlara göre spontan reperfüzyon alamlı olarak daha fazla bulunmuştur.
Although lipoprotein-(a) [Lp(a)] is a known risk factor in acute myocardial infarction (Ml), no sufficient data are available on the question is affected by Lp(a) levels the outcome of patients undergoing thrombolytic therapy (TT). The aim of this study was to evaluate the role of serum Lp(a) levels on the outcome of the infarct-related artery in the use of TT following acute MI. 78 patients were randomly allocated into 3 groups. Group A consisted of 18 patients who received 1.5 million lU streptokinase (intravenously), Group B; 38 cases receiving 100 mg t-PA totally (intravenously) and Group C; 22 cases who did not receive any TT as a control group. All cases had undergone coronary angiography in the first 7 days and the degree of TIMI flow was determined in the infarct-related artery with TIMI-0 and I being considered as unsuccessful perfusion, whereas TIMI-Il and III as successful. Lp(a) level ? 30 mg/dl was considered as high Lp(a) level. No significant difference was found between Group A and B patients, in cases with high or low Lp(a) levels in respect to patency rates (p>0,05 for both). In Group C however, patency rate had been found significantly higher in cases with high Lp(a) level compared to cases with low Lp(a) (p<0,01) Lp(a) level in Group C patients were similar with Group A and B (p>0.05). The time interval from acute MI to coronary angiography was similar in all groups (p>0.05 for all). Conclusion: Lp(a) level in cases with MI does not affect the reperfusion outcome of parenteral thrombolytic agents. However, in MI patients without use of parenteral TT, spontaneous reperfusion rate was found significantly higher in cases with low Lp(a) level compared to those with high Lp(a) level.

5.QT Dispersion in Single-Vessel Coronary Artery Disease: Is There Relation Between QT Dispersion and the Diseased Coronary Artery or Lesion Localization?
Hakan TIKIZ, Yücel BALBAY, Tural TERZİ, Ahmet D.DEMİR, Mustafa SOYLU, Telat KELEŞ, Emine KÜTÜK
Pages 548 - 554
İskemik ataklar veya akut miyokard infarktüsü sırasında QT dispersiyonunun (QTD) arttığı gösterilmiştir. Bununla birlikte, tutulan koroner arter ya da lezyon yerleşimi ile QTD arasında ilişki bulunup bulunmadığı konusunda yeterli bilgi yoktur. Bu çalışmada, izole tek damar hastalığı saptanan ve daha önceden miyokard infarktüsü bulunmayan hastalarda, QTD ile damar tutulumu ya da lezyon yerleşimi arasındaki ilişki egzersiz stres testi (EST) ile araştırılmıştır. Çalışmaya, KAH şüphesi nedeniyle önce EST, daha sonra koroner anjiyografi uygulanan ve koroner arterleri normal bulunan 53 birey ile tek damar hastalığı saptanan 119 hasta alınmıştır. QT ölçümleri her iki grupta test başlangıcı ve bitiminden 2 dakika sonraki dönemlerde (rec-2) yapılmıştır. Tek damar hastalığı olan gruplarda [sol ön inen arter (LAD), sirkumfleks arter (CX), sağ koroner arter (RCA)] dinlenim halindeki düzeltilmiş QT dispersiyonunun (QTcD) kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu gözlenmiştir (kontrol grubunda 33±12 ms, LAD grubunda 49±13 ms, CX grubunda 45±10 ms ve RCA grubunda 44±11 ms, p<0.05). Rec-2 döneminde yapılan ölçümlerde ise QTcD değerlerinin yine kontrol grubuna oranla anlamlı derecede yükselmiş olduğu (kontrol grubunda 38±12 ms, LAD grubunda 68±18 ms, CX grubunda 59±17 ms ve RCA grubunda 61±18 ms, p<0.005), bununla birlikte QTcD ile tutulan damar ya da tezyon yerleşimi arasında herhangi bir ilişki bulunmadığı saptanmıştır. Aynca rec-2 dönemindeki QTD'ndaki artışlar ile ST segment depresyonu arasında yakın bir korelasyon olduğu da gözlenmiştir (r=0.706, p<0.001) Sonuç olarak, izole tek damar hastalıklarında tutulum gözlenen damara ya da proksimal ve distal yerleşime göre QTD artışının anlamlı bir farklılık göstermediği, tek damar hastalığı bulunan hastaların kontrol grubuna göre daha yüksek bazal QTD değerlerine sahip olduğu ve bu farkın egzersiz ile daha fazla arttığı gözlenmiştir. Bu bulgularımız, QT dispersiyonu üzerine koroner arter hastalığının yaygınlığı ve ciddiyetinden çok, bölgesel iskeminin etkili olduğunu savunan görüşleri desteklemektedir.
lt has been shown that QT dispersion (QTD) increases during episodes of myocardial ischemia or infarction. However, no extensive data on the relation between the diseased coronary artery or the localization of stenosis and the QTD are available. The aim of this study was to examine the relation between QTD and the coronary artery involved and lesion localization during exercise stress test (EST) in patients with single-vessel coronary artery disease (CAD) without prior myocardial infarction. We studied 53 patients with normal coronary artery and 119 patients with single-vessel CAD. All patients underwent EST first and then coronary angiography with the suspicion of CAD. QT interval parameters were measured at rest and at the 2nd minute of the recovery period (Rec-2) in all patients. Corrected QT dispersion (QTcD) at rest was found higher in all single-vessel disease groups [left anterior descending artery (LAD), circumflex artery (CX), right coronary artery (RCA)] compared to control group (QTcD at rest was 33±12 ms in the control group, 49±13 ms in LAD group, 45±10 ms in the CX group and 44±11 in the RCA group, p<0.05). QTcD at rec-2 period was also markedly higher in LAD, CX and RCA groups compared to the control group (38±12 ms in the control group, 68±18 ms in LAD group, 59 ±17 ms in the CX group and 61±18 ms in the RCA group, p<0.005). No relation was found between QT dispersion and the diseased coronary artery or lesion localization. Furthermore, it was observed that QTD increase is well correlated with ST segment depression during post-exercise period (r=0.706, p>0.001). In conclusion, no quantitative difference was found in QT dispersion according to the diseased coronary artery and proximal or distal lesion localization. However, it was observed that patients with singlevessel CAD had wider baseline QT dispersion when compared to control group which further increased significantly with exercise. Our findings support the opinion that severity of localized ischemia rather than the extent of CAD would be expected to have greater effect on inducible QT dispersion.

ORIJINAL ARAŞTIRMA
6.Index of Myocardial Performance in Evaluation of Left Ventricular Function in Patients with Coronary Artery Disease
Sinan DAĞDELEN, Nevnihal EREN, Hasan KARABULUT, İlyas AKDEMİR, Mehmet ERGELEN, Murat AKÇAY, Murat YÜCE, Cem ALHAN, Nuri ÇAĞLAR
Pages 555 - 559
Miyokard performans indeksi (MPİ) hem sistolik, hem de diyastolik kalp fonksiyonlarını yansıtan, invazif ölçümlerle iyi korelasyon gösteren, uygulanması kolay bir parametre olarak kullanım alanına girmiştir. Çalışmamızın amacı, MPİ'nin ciddi koroner hastalarında sol ventrikül fonksiyonlarını değerlendirmedeki önemini incelemektir. Çalışmamıza koroner anjiyografi ve ekokardiyografi uygulanan 82 vaka alındı; koroner darlık olmayan Grup A (n=37, 17 K ve 20 E, yaş ort 54±11) ve >%70 koroner darlık olan fakat miyokard infarktüsü geçirmemiş olan Grup B(n=45, 18 K ve 27 E, yaş ort 57±10). Ekokardiyografi ile izovolumetrik relaksasyon zamanı (IVRT), izovolumetrik kontraksiyon zamanı(IVCT), ejeksiyon zamanı(ET), mitral erken ve geç akım velosite integralleri oranı( E/Avti), E deselerasyon zamanı(EDT), MPİ [(IVRT +IVCT)/ET], sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (EF) ve fraksiyonel kısalma( FS) ölçüldü. Kardiyak kateterizasyonda +Dp/DT [(diyastolik arteryel kan basıncı-sol ventrikül diyastol sonu basıncı)/IVCT] ölçüldü. Bulgular: Grup A ve B arasında IVRT, EDT,E/Avti ve MPI anlamlı olarak farklı bulundu (sırasıyla 95,9±14,7 ve 113,4 ±14,3 ms, p<0,001; 164,5±44,8 ve 186,2±33,6 ms, p<0,05; 1,51±0,45 ve 1,24±0,80, p<0,05; 0,45±0,08 ve 0,53±0,07, p<0,001 ), fakat IVCT, ET, EF, FS ve +Dp/Dt arasında anlamlı fark bulunmadı. Her iki grupta kalp hızı, sistolik ve diyastolik arteryel tansiyon arasında anlamlı fark yoktu. Sonuç: Bu bulgular, normal sistolik fonksiyonlu koroner arter hastalarında MPİ nin, sol ventrikül disfonksiyonunun tespitinde yararlı ve erken bir belirleyici olarak önermektedir.
The index of myocardial performance (IMP) has been used as an easily obtainable parameter which reflects both systolic and diastolic functions of the myocardium and which correlates closely with invasive measurements. The aim of this study was to investigate the importance on assessment of left ventricular functions in patients with severe coronary artery disease. We studied 82 cases who had coronary angiography and echocardiography; Group A without coronary stenosis (n=37, 17 F ve 20 M, mean age 54±11 years) and Group B who had severe coronary stenosis (>% 70) without previous myocardial infarction (n=45, 18 F ve 27 M, mean age 57 ± 10 years). Using echocardiographic parameters, left ventricular isovolumetric relaxation time (IVRT), isovolumetric contraction time (IVCT), ejection time (ET), ratio of velocity time integrals of early and Iate diastolic mitral flow (E/Avti), E deceleration time (EDT), IMP [(IVRT+IVCT)/ET], ejection fraction (EF) and fractional shortening (FS) were calculated. During cardiac catheterization Dp/Dt [(diastolic blood pressu re - left ventricular end diastolic pressure)/IVCT] was calculated. Results: There were significant differences in IVRT, EDT, E/Avti and the IMP between the Group A and B (95,9±14,7 and 113,4± 14,3 msec , p<0,001; 164,5 ±44,8 and 186,2±33,6 msec, p<0,05; 1,51±0,45 ve 1,24±0,80, p<0,05; 0,45±0,08 and 0,53±0,07, p<0,001 , respectively), but there were no significant differences in IVCT, ET, EF, FS and Dp/Dt between the two groups. There were no significant differences in heart rate, systolic and diastolic blood presssures between the two groups. Conclusion: These data suggest that IMP may be a useful parameter and an early indicator of left ventricular dysfunction in patients with severe coronary artery disease and normal systolic function.

DERLEME
7.Prevalence of ECG Findings and Arrhythmias in Turkish Adults: Eight-year Follow-up
Kâmil ADALET, Altan ONAT, İbrahim KELEŞ, Vedat SANSOY
Pages 560 - 567
Türk erişkin nüfusunu temsil eden ve 59 yerleşim biriminde oturan 20 yaş ve üzerindeki 3869 kişi kalp hastalığı ve koroner risk faktörleri açısından taranmış ve 1993 yılında bu taramaya ilişkin elektrokardiyogram (EKG) bulguları ile ritm ve ileti bozuklukları prevalansı bildirilmişti. Bu tarihte gözlenen EKG bulguları ile ritm ve ileti bozuklukları prevalansı bin nüfusda olmak üzere Q/QS örnekleri 8.4, ST depresyonu 9, T dalgası değişiklikleri 24.6, sol aks deviyasyonu 30.9, sol ventrikülle ilgili yüksek R dalgası 16.8, WPW örneği 0.8, sol dal bloku 3.5, sağ dal bloku 4.3, sık gelen erken atımlar 10.3 , atrial fibrilasyon 3.5, QRS düşük gerilimi 13 olarak tesbit edilmişti. Sekiz yıl sonra ilgili kohortun %66 sını teşkil eden 2535 kişide tekrarlanan EKG taramasında ise EKG bulguları ile ritm ve ileti bozuklukları prevalansı yine bin nüfusda olmak üzere Q/QS örnekleri 10.6, ST depresyonu 11.0, T dalgası değişiklikleri 42.9, sol aks deviyasyonu 74.6, sol ventrikülle ilgili yüksek R dalgası 11.8, WPW örneği 0.3, sol dal bloku 5.5, sağ dal bloku 7.1, sık gelen erken atımlar 11.6, atrial fibrilasyon 7.1, QRS düşük gerilimi 4.7 olarak bulundu. Yaş ayarlaması yapılarak 40 yaş üzerindeki hastalarda sırasıyla 1990 ve 1998 yıllarında belirlenen binde prevalanslar aşağıda belirtilmiştir: Q/QS örneği 16.1 ve 13.0, ST depresyonu 12.5 ve 14.5, T dalga değişiklikleri 50.9 ve 52.8, sol dal bloku 6.5 ve 7.3, sağ dal bloku 7.7 ve 8.2, sol aks deviasyonu 50.3 ve 44.5, solda yüksek R dalgası 31.4 ve 14.5, WPW paterni 0.8 ve 0.3 , sık erken vurular 15.5 ve 14.5, atriyal fibrilasyon/flatter 8.3 ve 9.3 Sonuç olarak,1990 ile 1998 yılı verileri karşılaştırıldığında, yaş ayarlaması yapıldıktan sonra, hemen tüm EKG anormalliklerinin prevalansının benzerlik gösterdiği, ancak Batı ülkeleri ile kıyaslandığında, patolojik Q dalgası , ST segmenti anormallikleri gibi koroner kalp hastalığına bağlı bazı EKG değişiklerinin daha az sıklıkla görüldüğü belirlenmiştir.
A random sample of the Turkish adult population 3689 persons 20 years of age or older were surveyed in 59 communities with the purpose of determining the prevalence of arrhythmias and other ECG abnormalities in 1990. ECGs were coded acording to the Minnesota code. Observed prevalence of ECG findings are given below at a rate per 1000: Q/QS patterns 8.4, ST depression 9, T-wave changes 24.6, left axis deviation 30.9, tall left ventricutar R waves 16.8, WPW pattern 0.8, left bundle-branch block (BBB) 3.5, right BBB 4.3, frequent premature beats 10.3, atrial fibrillation/flutter 3.5 and low QRS voltage 13. In this article, the results of 8 year follow-up of 66 percent of these patients (N: 2535) are presented. The prevalance of Q/QS pattern was 10.6, ST depression 11.0, T wave changes 42.9, left axis deviation 74.6, tall left ventricular R waves 11.8, WPW pattern 0.3, left BBB 5.5, right BBB 7.1, frequent premature beats 11.6, atrial fibrillation/flutter 7.1 and low QRS voltage 4.7. Expressed in age-adjusted rates (above 40 years), prevalance rates per 1000 persons were as follows: Q/QS pattern was 16.1 and 13.0, ST depression 12.5 and 14.5, T wave changes 50.9 and 52.8, left BBB 6.5 and 7.3, right BBB 7.7 and 8.2, left axis deviation 50.3 and 44.5, tall left ventricular R waves 31.4 and 14.5, WPW pattern 0.8 and 0.3, frequent premature beats 15.5 and 14.5, atrial fibrillation/flutter 8.3 and 9.3 in 1990 and 1998, respectively. In conclusion, nearly all ECG findings were similar in 1990 and 1998 following age-adjusting, but the prevalances of Q/QS pattern, ST-T abnormalities and left BBB representative of coronary heart disease were lower in Turkish adults according the Western countries.

8.İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi, Türk Kardiyoloji Derneği
Altan ONAT
Pages 568 - 577
Tıp alanında Türkiye'den kaynaklanan uluslararası yayınları değerlendirmek amaciyle, Science Citation Index'in taradığı dergilerdeki Türkiye adresli yayınlar gözden geçirildi. Web of Science'ten girilip SCI Expanded'de ("online") 1999 yılını kapsayan yayınlardan bir örneklem alınarak tıbbı ilgilendiren kaynaklar ayıklandı. Birden fazla kurumdan ya da bilim kolundan çıkan ortak yayınlar için bir kredi sistemi uygulandı. Anılan yılda 2850 toplam tıp yayını ile 1930 tam metinli makale bulunduğu tahmin edildi; 1998 yılına kıyasla %21'lik artış tutturulan tıp yayınlarında, dünyadaki payımızın binde 6.7'ye yükseldiği düşünüldü. Kardiyovasküler tıp alanında 1999 yılında CD-ROM'da bulunan toplam 67 makaleye ilaveten, 36 makalenin yalnız SCI Expanded kapsamında yer aldığı görüldü. Ayrıca 49 dolayında toplantı özeti ile editöre mektup da yayınlanmıştı . Kardiyoloji yayınlarında önceki yıllarda kaydedilen gelişme biraz yavaşlamış göründü. Ankara ve Erciyes ÜTF'leri bu yıl hamle yapan merkezlerin başında geldi. Bu alanın dünya kardiyolojisindeki payı binde 6.4'e yükseldi, tıbbımız geneli içindeki payı ise %5.3 ile orta düzeyde seyretti.
Publications in medicine and cardiovascular medicine originating from Turkey were identified from the data of Science Citation Index Expanded in the Web of Science with the purpose of assessing the progress of the output A weighted credit system was utilized for items published jointly with a foreign or a nonmedical Turkish institution. A total of 2850 medical publications were traced which comprised 1930 articles, reviews and editorials. These figures represented an increase by 21% over the previous year. Turkey's share of world medical publication output was estimated to have risen to 6.7 per mille. Publications in cardiovascular medicine consisted of 67 articles with full text, in addition to 49 meeting abstracts and letters to the editor and 36 publications in journals included in SCI Expanded only. Cardiologic publications from Turkey made up a world share of 6.4 per mille. With 5.3% of total Turkish medical publications, they ranked in the middle of the various fields of medicine.

OLGU
9.Two Different Lead Implantation Techniques for Multisite Biventricular Pacemakers
Mehdi ZOGHİ, Mustafa AKIN, Oğuz YAVUZGİL, Cüneyt TÜRKOĞLU
Pages 578 - 580
Son yıllarda, ciddi sol ventrikül sistolik fonksiyon bozukluğu ve ventriküler içi ileti gecikmesi olan, ilaç tedavisine dirençli kalp yetersizliği olgularında, sağ artiyum ve her iki ventrikülden uyarı yapan kalp pillerinin uygulanması önerilmektedir. Gerek bu tekniğin, gerekse hastaların özelliklerinden dolayı, işlem sırasında bir takım zorluklarla karşılaşılabilir. Bu yazı, üç odacıklı biventriküler kalıcı kalp pili uygulama işlemi sırasında iki olgumuzda kablo yerleştirmesinde karşılaştığımız zorluklar ve kullandığımız alternatif uygulama yöntemleri sunulmaktadır.
Multisite biventricular pacing has recently been proposed for treating patients with drugrefractory heart failure associating severe left ventricular systolic dysfunction and intraventricular conduction delay. Some difficulties may be seen during implantation depending on the characteristics of the technique and the patients. In this paper, we report the difficulties of lead implantation and the alternative methods we used during multisite biventricular pacemaker implantation in two cases.

© Copyright 2020 Archives of the Turkish Society of Cardiology
LookUs & Online Makale