Archives of the Turkish Society of Cardiology - Turk Kardiyol Dern Ars: 26 (5)
Volume: 26  Issue: 5 - July 1998
1.Summaries of Articles

Pages 260 - 264
Abstract | English Full Text

2.Cardiovascular Responses to Exercise in Healthy Children
Zerrin YİĞİT, Funda ÖZTUNÇ, Vedat SANSOY, Deniz GÜZELSOY, Gül Sağın SAYLAM, Ayşe SARIOĞLU, Nilgün GÜRSES
Pages 265 - 271
Çocuklarda egzersiz testi, sağlam çocuklarda ve preoperatif veya post operatif kalp hastalığı olanlarda fonksiyonel kapasite ve aritmilerin değerlendirilmesi amacıyla kullanılmaktadır. Çalışmamızın amacı sağlıklı Türk çocuklarda egzersize normal kardiyovasküler yanıtı değerlendirmek ve referans değerleri oluşturmaktı. Çalışmaya fizik muayene ve ekokardiyografileri normal bulunmuş 5-14 yaşları arasındaki 237 çocuk alındı. Olgular 5-6, 7-8, 9-10, 11-12, 13-14 yaş gruplarında her cinsiyetten en az 10 kişi olacak şekilde gruplandırıldı ve tümüne uyarlanmış Bruce protokolüne göre semptomla sınırlı treadmill egzersiz testi yapıldı. Tüm yaş gruplarında her iki cinsiyet için ortalama egzersiz süresi, egzersiz yükü, egzersiz sonu sistolik ve diyastolik kan basınçları, egzersiz sonu kalp hızı, egzersizle sistolik kan basıncı ve kalp hızı artışları ve hız-basınç çarpımı değerlendirildi. Maksimum kalp hızı hariç, tüm parametrelerde yaşla artış saptandı. Egzersizle hiç bir olguda iskemik ST değişimi oluşmadı. Egzersizle 5 olguda sık atriyal erken atımlar, 3 olguda sık ventriküler erken atımlar gözlendi. 1 olguda sağ dal bloku gelişti. Sonuç olarak, bu çalışmayla Türk çocuklarında her iki cinsiyette çeşitli yaş grupları için egzersiz testinde kullanılabilecek referans değerler saptandı.
Exercise tests are becoming an integral part of the diagnostic evaluation of children with cardiac disorders. The purpose of this study was to determine the reference parameters for exercise testing in normal Turkish children. Two-hundred and thirty-seven healthy children (102 girls and 135 boys), aged 5-14 years were studied using a modified Bruce protocol. The children were divided into groups according to their gender and age ( 5-6, 7-8, 9-10, 11-12, 13-14 years of age). In all age groups, exercise workload, peak exercise systolic blood pressure, diastolic blood pressure and heart rate, increase in systolic blood pressure and heart rate, double product were evaluated. All stated parameters except maximal heart rate increased with age in all groups. Atrial and ventricular premature beats were detected in eight children. Right bundle-branch block occurred in one subject. Ischemic ECG changes did not occur in any of the children. The present study established reference parameters for treadınili exercise ECG test in Turkish children.

3.Color-Doppler Echocardiograpby in the Assessment of Subclinical Cardiac Involvement in Chorea Minor due to Rheumatic Fever
Ahmet ÇELEBİ, Teoman ONAT, Gülay AHUNBAY, Gülhis BATMAZ
Pages 272 - 274
Klinik olarak kardit bulgusu olan ve olmayan 25 kore minörlü çocuğun hepsi klinik muayeneye ek olarak renkli-Doppler ekokardiografi (R-D eko) ile değerlendirildi. 25 hastanın 7'sinde klinik olarak 5 izole mitral yetersizliği (MY), 1 MY ve aort yetersizliği (AY) ve 1 perikardit + MY olmak üzere %28'inde kalp tutulumu saptandı. Klinik kardit saptanan olgularda ekokardiografik bulgular klinikle uyumluydu. Klinik olarak kardit saptanmayan 18 kore'li çocuğun 14'ünde (%78); 9 izole MY, 2 kombine MY + AY ve 3 izole AY şeklinde klinik olarak sessiz fakat ekokardiografik olarak anlamlı, hafif kapak yetersizlikleri saptandı. 25 hastadaki kalp tutulumu sıklığı ekokardiografik olarak saptanan sessiz regürjitasyonlar eklendiğinde %28'den anlamlı olarak %84'e yükseldi. Sonuç olarak kore minörde R-D eko ile klinik olarak belirlenemeyen hafif valvüler yetersizlikler yüksek oranda saptanmıştır. Saf kore saptanan hastalarda klinik olarak sessiz, ekokardiografik olarak anlamlı, hafif valvüler yetersizliklerin tesbiti ve profilaksinin süresini belirleme bakımından R-D eko yapılması yararlıdır.
without clinically evident carditis were evaluated by color-Doppler echocardiography (CDE) in addition to elinical examination. Cardiac involvement was clinically evident in 7 of 25 patients (%28), ie isolated mitral regurgitation (MR) in 5, MR and pericarditis in one, combined mitral and aortic regurgitation (AR) in the other one. Clinical findings were in concordance with the findings by CDE in all patients with clinically evident valvular involvement. Echocardiography disclosed mild but significant valvular regurgitation in 14 (%78) of the remaining 18 patients, in whom clinically no valvular involvement was present. Silent valvular regurgitations encountered in pure chorea were as follows: 9 isolated MR, 2 MR+AR, and 3 isolated AR. The ineidence of cardiac involvement, which was 28% (7/25) by elinical examination alone, significantly increased to 88% (22/25) after adding silent valvular regurgitations detected by CDE. It was concluded that echocardiographically mild but significant valvular regurgitations can be frequently found in chorea minor patients in whom these are clinically undetectable. Hence, CDE should be used to assess silent valvular regurgitation which may modify the duration of prophylaxis in patients with pure chorea.

4.Revascularization of the Circumflex Artery Using Pedicled Right Internal Mammary Artery Graft via the Transverse Sinus
Bülent POLAT, Mert YILMAZ, Belhan AKPINAR, Vedat AYTEKİN, Osman BAYINDIR, Bingür SÖNMEZ
Pages 275 - 278
Sol ventrikülün tam arteriyel revaskülarizasyonunun gerçekleştirilmesi için sağ ililernal mammaryan arterin (RIMA) aortanın arkasından geçiri/erek circumfleks (Cx) arter ve daliarına anastomozu alternatif bir yöntem olarak ilgi çekmektedir. Hastalar ve metodlar: Nisan 1995 ile Aralık 1997 tarihleri arasında 115 elektif hastaya (98 erkek, 17 kadın, 34-75 yaş arası, ortalama yaş: 56.3) bu teknik uygulandı. Yirmi üç hasta diabetik olup, 10 hastada kronik obstüktif akciğer hastalığı mevcut idi. On üç hastanın sol ventrikül ejeksiyonfraksiyonu %40 dan azdı. RIMA kalbin arka yan yüzünün revaskülarizasyonunu sağlamak için transvers sinüsten geçirildi. R1MA 21 hastada lntermedier (IM) artere, 84 hastada Obtus marginal (OM) artere ve 10 hastada posterolateral Cx (PLCx) artere) anastomoz edildi. Sol internal mammaryan arter (UMA) 63 hastada sol ön inen dala (LAD), 51 hastada LAD ve diagonal artere, bir hastada da LAD proksimal distaline anastomoz edildi. Sekiz hastada ise sağ gastroepiploik arter sağ koroner arter veya daliarına anastomoz edildi. Kırk iki hastada tam arteriyel revaskülarizasyon sağlandı. Her hastada 2.52 arteriyel anastomoz yapılırken ortalama distal anastomoz sayısı 3.2 idi. Sonuçlar: Erken ya da geç mortalite gözlenmedi. Perioperatif miyokard infarktüsü elektrokardiograjide yeni Q dalgası beraberinde kreatin kinaz MB fraksiyonunda artış ile tammlandı. Dört hastada perioperatif miyokard infarktüsü gelişti ve bu hastaların hiç birinde intra aortik balon pompası kullanılmadı . Kronik obtrüktif akciğer hastalığı olan 3 hasta sternal dehisens nedeniyle reopere edildi. İki hasta ise kanama nedeniyle erken reoperasyona alındı. Postoperalif angiograjiyi kabul eden otuz beş hastaya 1-12 ay arasında prospektif angiograji yapıldı RIMA anastomozları otuz beş hastada otuz üçünde açıkken tüm hastalardaki UMA anastomozları açıktı. Treadmi/1 testi RI MA anastomozları tıkalı olan hastalar da dahil olmak üzere 93 hastada da negatifti. Yorum: RIMA nın transvers sinüsten geçiri/erek circumfleks bölgesinde kullanılmasının mükemmel patensi ve iyi klinik sonuçlar sağladığı düşünülmektedir.
Retro-aortic crossing of the pedicled right internal mammary artery (RIMA) for revascularization of the circumflex artery (Cx) is an attractive technique to achieve complete arterial revascularization of the left ventricle. Patients and Methods: Between April 1995 and December 1997, this technique was applied to 115 eleeti ve patients (98 males, I 7 females; average age 56.3 years, range 34-75 years). Twenty-three patients were diabetics and ten patients had suffered from chronic obstructive pulmonary disease (COPD). Thirteen had a left ventricular ejection fraction < 40%. The RIMA grafts were passed through the transverse sinus to revascularize the lateral back side of the myocardium. The RIMA graft was anastomosed to the Cx artery (the intermediary artery (IM) in 21, the obtuse marginal artery (OM) in 84, the posterolateral Cx (PLCx) in 10 patients). The left internal mammary artery (LIMA) graft was anastomosed to the LAD in 63, LAD and diagonal in 51 and LAD proximaldistal in one patient. In eight patients, the right gastroepiploic artery (RGEA) was anastomosed to the right coronary artery (RCA) or its branches. In 42 patients complete arterial revascularization had been achieved. Patients received on average, 2.52 arterial anastomoses and mean number of distal anastomoses was 3.2. Results: There was no early or Iate mortality. Perioperative myocardial infaretion was defined as new electrocardiographic Q waves combined with cardiac enzyme elevation creatine kinase MB fraction. Although it was documented in 4 patients (3.5%) none of them needed an intraaortic balloon pump (IABP) support. Three patients were reoperated for sternal dehiscence who had also COPD. Two patients underwent early reoperation for excessive bleeding. Thirty-five patients enrolled in prospective angiographic study agreed to undergo postoperative angiography (range 1 to 12 months after operation). Thirty-three of the 35 RIMA anastomoses and all of the LIMA anastomoses were patent. Treadmill tests were negative in 93 patients ineluding the two patients who have oceluded RIMA anastomoses. Conelusion: We conelude that bringing RIMA via the transverse sinus for grafting the circumflex area provides gread early patency and elinical results.

5.Blood Levels of Erythropoietin in Congestive Heart Failure and Relationship to Clinical,Hemodynamic and Hormonal Profiles
M. Kemal EROL, Engin BOZKURT, Fatih AKÇAY, Hüseyin ŞENOCAK, Şule KARAKELLEOĞLU, Sebahattin ATEŞAL, Necip ALP
Pages 279 - 283
Bu çalışma konjestif kalp yetmezliği (KKY) olan hastalarda serum eritropoetin (EPO) düzeylerinin tesbit edilen diğer hormonal değişiklikler, klinik ve hemodinamik parametrelerle ve hastalığın ciddiyetiyle ilişkisini ve tedavinin serum EPO seviyelerine etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmada KKY tanılı 76 hasta [New York Heart Association (NYHA) grup I n 15, NYHA grup II n : 21, NYHA grup III n : 20, NYHA grup IV n : 20] ve 20 sağlıklı gönüllüde serum EPO, aldosteron, plazma renin aktivitesi (PRA) ve plazma atrial natriüretik faktör (ANF) seviyeleri tesbit edildi. Serum EPO seviyeleri kontrol grubunda en düşüktü ve KKY'li hastalarda NYHA grup I'den NYHA grup IV'e doğru artma gösterdi. NYHA grup III ve NYHA grup IV'deki artışlar kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu (sırasıyla P < 0.001, P < 0.001). Multipl regresyon analizinde artan serum EPO seviyeleri ile PRA (P<0.02), plazma ANF konsantrasyonu (P<0.005) ve serum aldosteron seviyeleri (P<0.05) arasında anlamlı pozitif yönde ilişki saptandı. Diüretik + digital + angiotensin konverting enzim inhibitörü kombine tedavisinde 21 gün sonra ölçülen serum EPO seviyelerinin anlamlı derecede azaldığı (P<0.001) ve sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonlarının arttığı (p<0.001) tesbit edildi. Sonuç olarak; KKY'de serum EPO seviyelerinin hastalığın ciddiyeti ile ilişkili olarak arttığı ve yetmezliğin etkin tedavisi ile azaldığı tesbit edildi. Serum EPO seviyelerindeki artmanın KKY'de ortaya çıkan endokrin cevabın bir parçası olduğu ve doku hipoksisinin bir göstergesi olarak tedavi etkinliğinin takibinde kullanılabileceği sonucuna varıldı.
This study was performed in patients with congestive heart failure (CHF) to investigate the relationship between serum erythropoietin (EPO) levels and other neurohormonal changes, elinical and hemodynamic parameters, severity of the disease and also the effect of treatment on EPO levels. It was carried out in 20 healthy subjects and 76 patients with congestive heart failure admitted to Cardiology Department of Medical Faculty of Atatürk University between July 1995 and February 1996. Patients with CHF were elassified according to New York Heart Association (NYHA) elassification as group I (n= 15), group II (n=2 ı), group III (n=20) and group IV (n=20). Serum EPO, aldosterone and plasma atrial natriuretic factor (ANF) levels, plasma renin activity (PRA) were measured in all groups. Serum erythropoietin levels were found to be higher in patients with CHF than in controls and increased progressively from group I to IV. Serum EPO levels were significantly higher in both group III and IV patients than in the control group. (p

6.Adjusment of Heart Rate and Double-product to ST -segment Level, -index, and -integral in Exercise Testing
Murat GENÇBAY, Muzaffer DEĞERTEKİN, Yelda BAŞARAN, İsmet DİNDAR, Fikret TURAN
Pages 284 - 290
Bu çalışmada; egzersiz testi (ET) sırasında oluşan ST segmenti seviyesi, indeksi veya integrali değişimine, kalp hızı (KH) ve çift-çarpım (ÇÜ) değişiminin, hem basit, hem de lineer regresyon esasına dayanan yöntemlerle uyarlanmasıyla elde edilen, 12 değişik yöntemin test performansları araştırılmış ve sadece ST segmenti çökmesi kriterini kullanan geleneksel yöntemin yerine başka bir yöntemin kullanılıp kullanılamayacağı araştırılmak istenmiştir. Bu amaçla, oluşturulan yöntemlerden en iyi performansı olan 3 yöntem belirlenmiş ve bunlar standart değerlendirilme yöntemi ile karşılaştırılmıştır. Çalışmaya, koroner anjiografisi yapılan 107 hasta (33 kadın, 74 erkek, yaş ort: 54±9,2) alındı. Çalışma, "Quinton 5000" treadmill cihazıyla, ST/KH eğim protokolü ile yapıldı. Uyarlamalarda, hem lineer regresyon analizine dayanan yöntem, hem de egzersizdeki toplam iskemi ölçütü (ST segmenti seviyesi, integrali veya indeksi) değişiminin toplam KH veya ÇÜ değişimine oranlanmasıyla oluşturulmuş basit uyarlama (indeks alma) yöntemleri kullanıldı. Koroner anjiografiler ve ET'leri çift-kör yöntemle, iki ayrı ekip tarafından değerlendirildi. Koroner angiografilere, Gensini yöntemi ile perfüzyon skorlaması yapıldı. Araştırılan tüm yöntemler alıcı işlemci eğrileriyle birbirleriyle karşılaştırıldığı zaman; ST segmenti seviyesi/KH (Sev/KH) eğimi, ST segmenti integrali/KH (İnt/KH) eğimi, Sev/KH indeksi yöntemlerinin diğer yöntemlerden anlamlı bir şekilde daha iyi performans verdikleri saptanmıştır (duyarlılıklar sırasıyla; %86, %85, %83, ve özgüllükler sırasıyla; %66, %65, %63) (p tüm karşılaştırılmalarda <0.05). İnt/KH eğimi, Sev/KH indeksi yöntemlerinin performansı ile Sev/KH eğimi yönteminin performansı arasında anlamlı fark bulunamamıştır (p sırasıyla 0.097, 0.074). Her hasta için elde edilen eğim veya indeks değerleri, o hastanın Gensini perfüzyon skoruyla karşılaştırıldığında uyumun ileri derecede anlamlı olduğu saptandı. (Sev/KH eğimi için r=0.65 p<0.001). Sonuç olarak Sev/KH eğimi, İnt/KH eğimi ve Sev/KH indeksi yöntemleri en iyi test performansı olan üç yöntem olarak bulunmuştur. Bu üç yöntemin de klinikte, sadece ST segmenti çökmesini kullanan geleneksel yöntem yerine kullanılabilir olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
The aim of this study was to determine the performance of the methods devised by adjustment of heart rate (HR) and double-product (DP) changes to ST -segment level, ST -segment index, and STsegment integral changes during exercise testing and to find if any method had a test performanc.e, comparable to or superior than the standard method (using only ST-segment depression criteria). For this purpose, the best three methods in regard to the test performance were determined and compared to that of the standard method. One-lıundred and seven patients (33 female, 74 male, age 54±9,2) who underwent coronary angiography were enrolled in the study. Exercise tests were performed with ST/HR slope protocol within 1 O day s after coronary angiography. Adjustments of ST-segment level, -index, and -integral to HR and DP were made both with linear regression basis and simple adjustment method that is the ratio of ST-segment levels, -index, or -integral change to the HR or DP change during exercise testing. Coronary angiograms and exercise tests were assessed in a double-blind manner, and intraohserver variability for the assessment of coronary angiography was determined. Coronary angiograms were assessed by perfusion scoring with the Gensini scoring method. When all methods of the study were compared with their corresponding areas under receiver-operating curves; methods with linear-regression-based adjustments of ST-segment level to HR (ST-lev/HR slope), ST segment integral to HR (ST-int/HR slope); and the method with simple adjustment of the ST-segment level to HR (ST-lev/HR index) had signifıcantly superior test performance than the other methods. Sensitivities and specifıcities of these three methods were: 86%, 66%, 65%; 83%, 63%, respectively (all p<0.05). No signifıcant differences existed in performance among these three methods (ST lev/HR slope vs ST int/HR slope, p=0.097; ST lev/HR slope ve ST lev/HR index, p=0.074). When correlations of index or slope values of each patient were tested with their corresponding perfusion scores derived from the Gensini method, signifıcant correlations prevailed between them (r for STlev/ HR slope vs Gensini perfusion scores was 0.65, p

DERLEME
7.Mechanism of Torsade de Pointes Arrhythmias
Bülent GÖRENEK
Pages 291 - 298
Torsade de pointes (TdP) kendi kendini sonlandırabilen ya da ventrikül fibrilasyonuna dejenere olabilen bir polimorf ventrikül taşikardisi türüdür. Repolarizasyonda uzamanın söz konusu olduğu bu tür aritmilerde QRS komplekslerinin elektriki polaritesinde ve amplitüdlerinde fazik varyasyonlar görülmektedir. Kongenital olarak genetik nedenlerle meydana gelebilen TdP, antiaritmik ilaçların proaritmik etkisine bağlı olarak da görülebilmektedir. Bradikardi, frekans değişiklikleri, uzamış QT süresi, repolarizasyonunu dispersiyonu, erken ard depolarizasyonlar ve gecikmiş ard depolarizasyonlar TdP oluşumunu kolaylaştırmaktadır. Ayrıca elektrolit bozukluklarında, T ve U dalga değişikliklerinde veya ventrikül hipertrofilerinin varlığında da bu çeşit ventrikül taşikardileri gözlenebilmektedir.
Torsade de pointes (TdP) arrhythmias are defined as polymorphic tachycardias which can terminale by themselves or degenerate to ventricular fibrillation. The prolongation of the repolarization time is a very important factor to initate arrhythmias. Phasic variations in electrical polarity and amplitude of the QRS complexes are observed. TdP may occur as a congenital disorder. Recently there has been a marked progress in the understanding of their genetic basis. On the other hand, drug-induced Tdp occurs due to proarrhythmic effects of some antiarrhythmic drugs. Bradycardia, frequency changes, prolongation of the QT time, dispersion of repolarization, early afterdepolarizations and delayed afterdepolarizations are precipitating factors of TdP. In addition, electrolyte abnormalities, changes in T and U waves and presence of ventricular hypertrophy may contribute to the initiation of TdP.

8.Role of Postmenopausal Estrogen Therapy in the Prevention of Coronary Heart Disease
Güneş AKGÜN
Pages 299 - 303
Menopozdan sonra kadının koroner damar hastalığından (KDH) korunma avantajı ortadan kalkmaktadır. Bu muhtemelen östrojen eksikliğine bağlıdır. Östrojen, hem metabolik etkileri, hem de arter duvarı üzerindeki direkt etkileri ile kardiyovasküler sistemi korumaktadır. Bütün bu etkileri ile östrojen adeta koroner aterosklerozun bir antidotu gibi etki yapmaktadır. Ancak, bu etkiler klinikte ne kadar yarar sağlamaktadır? Hormon replasman tedavisi (HRT) ile ilgili çalışmaların çoğu gözleme dayalı vaka kontrol çalışmaları, kohort çalışmaları ve kesitsel çalışmalardır. HRT ile ilgili şimdiye kadar yapılmış randomize büyük bir çalışma mevcut değildir. Ayrıca, uterusu olan kadınlarda endometrial kanseri önlemek için, östrogen progesteron ile birlikte kullanılmalıdır. Östrojene progesteron ilavesinin östrojenik kardiyoprotektif etkilerini nasıl etkilediği de iyi bilinmemektedir. Ayrıca, uzun süreli östrojen kullanımının meme kanseri riskini arttırdığı da malumdur. Bütün bunlara göre KDH'dan primer ve sekonder korunma için kadınlara HRT önerilmeli midir? Halen devam etmekte olan 2 çalışma bu soruya yanıt verebilecektir. Women's Health Initiative (WHI) çalışması randomize, çok merkezli büyük bir çalışma olup sağlıklı kadınlarda primer korumada yarar/risk oranını araştırmaktadır. Heart and Estrogen/Progesterone Replacement Study (HERS) çalışması ise KDH olan kadınlarda HRT'nin sekonder korumadaki etkisini incelemektedir. Bu çalışmalar sonuçlanıncaya kadar HRT kararında seçici olmak ve bireysel karar vermek zorundayız.
Postmenopausal women lose protection from coronary heart disease (CDH) and this is probably related to the loss of estrogen. Estrogen raises levels of HDL-cholesterol and lowers levels of LDLcholesterol, Lp (a), fibrinogen and plasminogen activator-inhibitor-L It also prevents the oxidation of LDL-cholesterol and improves carbohydrate metabolism and insulin sensitivity. Estrogen also has direct actions on the arterial wall. lt dilates coronary arteries, abolishes the vasocostrictor response to acetylcholine, decreases the proliferation and migration of smooth muscle cell, inhibits foam cell formation and decreases collagen and elastin production. But do these anti-atherogenic effects of estrogen transiate into elinical benefits? The evidence for a benefit of estrogen on CHD iiı women, comes from observational case-control, cohort, cross-sectional epidemiological studies. Randomised, placebo-controlled trials studying the role of estrogen in primary or secondary prevention of CHD are lacking. Also in women with a uterus, unopposed estrogen is associated with an increased risk of endometrial cancer, therefore in most women, progesterone must be added to estrogen. The effect of this combination on the prevention of CHD is not well documented. It is known that long-term use of estrogen increases the risk for breast cancer. Two ongoing trials to answer the question of HRT are: Women's Health Initiative (WHI) study, a randomized placebo-controlled primary prevention trial of combined estrogen and progesterone replacement therapy in healthy women and Heart and Estrogen/Progesterone Replacement Study (HERS), a secondary prevention trial in women with documented coronary artery disease. The results of these elinical trials must be awaited. At present, whether to use HRT or not must be made on an individual basis, weighing the risks and benefits.

9.Apoptosis and the Cardiovascular System
Hakan BAHADIR, Morteza Sharifi MEHR, Olcay SAĞKAN
Pages 304 - 309
Son yıllarda apoptoz kavramı biyoloji ve tıp alanında bir çok disiplinin olduğu kadar kardiyovasküler araştırmaların da hedefi haline gelmiştir. Apoptoz canlının bizzat kendi otonom saati tarafından ayarlanan istenmiyen, zararlı, yaşlanmış, otoreaktif, virüslerle enfekte hücrelerin öldürülmesidir. Apoptozun diğer nedenlerle oluşan hücre ölümleri ile arasındaki en büyük fark DNA'nın 180-200 bp'lik segmentler halinde parçalanmasıdır. Canlıda apoptoz hormonlar, büyüme faktörleri, katyonlar gibi birtakım düzenleyici mekanizmaların kontrolü altındadır, ancak bu mekanizmaların en önemlisi genetik kontroldür. Bu yazıda apoptozun tarifi, keşfi, nekroz ile arasındaki farklar, genetik kontrolü, olası mekanizmalar ve kardiyolojide bu konuda yapılan son çalışmalardan söz edilecektir.
In recent years, the concept of apoptosis has become the goal of scientific investigations in various medical disciplines, including cardiology. Apoptosis is the self-killing mechanism of the cell and the main purpose of apoptosis is summarised as cleaning of the old, nonfunctioning and infected cells. The major difference between apoptosis and normal cell death is the cleaving of the DNA producing 180-200 bp segments. Apoptosis is controlled by hormones, growth factors, cations and genes which are the most important. This article deseribes the discovery, definition, comparison with necrosis, genetic control and possible mechanisms of apoptosis. The most recent trials in cardiology regarding this subject are also discussed.

OLGU
10.A Rare Cause of Heart Failure: Hypocalcemic Cardiomyopathy
Mustafa KAHRAMAN, Murat MOGULKOÇ, Hazım DİNÇER, Can ÖZER
Pages 310 - 312
Onbeş yıl önce tiroid kanseri nedeni ile opere edilen 29 yaşındaki kadın hasta 3 yıl önce konjestif kalp yetersizliği nedeni ile hastaneye yatırıldı. O zamandan beri tiroid replasman tedavisi ve oral kalsiyum alıyordu. Ekokardiyografik incelemede ejeksiyon fraksiyonu %28 ve sol ventrikülü geniş bulundu. Medikal tedavi ile semptomların düzelmesine rağmen, 6 ay önce hipokalsemik tetani nedeni ile tekrar yatırıldı. Kalsiyum dozu arttırıldı ve tedaviye D vitamini eklendi. Ejeksiyon fraksiyonu % 58'e kadar yükseldi, sadece kalsiyum ve D vitaminin almasına rağmen, asemptomatik kalan hastada, fizik ve ekokardiyografik bulgular tamamen normale döndü. Kronik hipokalsemi reversibl ciddi sol ventrikül disfonksiyon yapabilir.
Hypocalcemia is a relatively uncommon but reversible cause of congestive heart failure. A 29- year-old woman, admitted to the hospital due to congestive heart failure, was operated for thyroid gland carcinoma fifteen years ago. She was taking oral calcium and thyroid replacement therapy after the operation. Her ejection fraction was 28% and she had no evidence of underlying cardiac disease. Symptoms subsided with medical treatment, but no echocardiographic improvement was observed in Ieft ventricular size and functions. She was admitted to the hospital again in hypocalcemic tetany state six months ago. The dosage of calcium was increased and Vit D added to her medications. Two months later, she was completely asymptomatic and her ejection fraction was 58% in echocardiographic examination. This time heart failure medications was stopped and she continued to take only calcium and Vit D. Three months later she was again asymptomatic, her physical and echocardiographic examination were completely normal. Chronic hypocalcemia can cause severe left ventricular dysfunction. This elinical situation, namely hypocalcemic cardiomyopathy, though in some cases long-lasting, can be reverted by calcium replacement.

11.A New Method to Prevent Ischemia of the Distal Extremity During Intraaortic Balloon Pump
Hasan KARABULUT, Remzi TOSUN, Ahmet KORUKÇU, Hakan GERÇEKOĞLU, Murat DEMİRTAŞ, Onur SOKULLU, Mehtap ŞİŞMAN
Pages 313 - 315
İntraaortik balon pompası halen en yaygın kullanılan yardımcı sirkülatuvar destek sistemidir. Bu tekniğin potansiyel ciddi komplikasyonlarından birisi distal ekstremite iskemisidir. Altmışdört yaşında aortokoroner "bypass" operasyonu uygulanan ve intraaortik balon pompası yerleştirilen hastada distal ekstremite iskemisi gelişmesi üzerine intraaortik balon iskemik ekstremiteden karşı ekstremiteye nakledilmeye çalışıldı. Ancak başarılı olunamaması ve hastada destek gereksiniminin devamı üzerine balon yeniden iskemik tarafa alındı. Distal perfüzyon, her iki femoral artere yerleştirilen ve birbirlerine arteriyal basınç monitörizasyonu için kullanılan hat (extension tube) ile bağlanan iki 16 G kateterle sağlandı ve dakikada 90 ml kan akımı temin edildi. Bu sistem ile iskemik belirtilerin kaybolduğu görüldü. Uygulamadan 15 saat sonra hastanın destek gereksiniminin kalmaması üzerine intraaortik balon pompası ve distal perfüzyon işlemine son verildi. Bu metod, intraaortik balon pompası uygulanması sonrasında, balonun iskemi gelişen ekstremiteden diğer femoral artere konulmasının mümkün olmadığı durumlarda süperfisiyal femoral arter perfüzyonu sağlayan ve minimal bir hazırlıkla hemen uygulanabilen, basit ve etkili bir yöntemdir.
Intraaortic balloon pumping (IABP) is stili the most common assist circulatory support system. One of the serious potential complications of this system is limb ischemia. A 64-year-old patient who underwent coronary bypass surgery developed ischemia on the IABP-applied Iimb, and the device, was tried to be transferred to the other extremity. Because this trial failed and the patient stili needed circulatory support, the IABP was again applied on the same limb. Distal perfusion was accomplished by using two 16 G catheters in each femoral artery which were connected with an extension tube used for the arterial pressure monitorization, and a blood flow of 90 ml/min was achieved. Signs of ischemia disappeared with the help of this system. Since the patient needed no futher circulatory support, intraaortic pumping and distal perfusion was terminated after fifteen hours. After insertion of IABP, if the transfer of the balloon to the other limb is not feasible, this is an easy and effective method.

OLGU
12.Endoscopic Saphenous Vein Harvesting in Coronary Bypass Surgery
Bekir Hayrettin ŞİRİN, Cihat TETİK, Levent YILIK
Pages 316 - 317
Koroner by pass operasyonlarında safen veninin standart açık yöntemlerle çıkarılması sıklıkla yara yeri komplikasyonları ile birliktedir. Minimal invaziv cerrahide son zamanlardaki bir diğer gelişme, safen veninin endoskopik olarak çıkarılması olmuştur. Ancak ülkemizde şimdiye dek bu tekniğin kullanıldığı herhangi bir olgu bildirilmemiştir. Kliniğimizde 13.2.1998 tarihinden itibaren uygulanan koroner by pass operasyonlarında bu tekniğin kullanılmasına başlanmıştır. Bu bildiride iki olguda uygulanan endoskopik teknik ve erken dönem sonuçları sunulmuştur.
Leg wound complications after standard open techniques of saphenous vein graft excision are not infrequent and remains a persistent elinical problem in coronary surgery. En doscop i c harvesting of saphenous vein has been developed as a technique in minimally invasive surgery. We have started using this technique for the fi rst time in Turkey in our clinic recently. This report concerns the application of endoscopic technique and early results in two cases.

© Copyright 2020 Archives of the Turkish Society of Cardiology
LookUs & Online Makale