Archives of the Turkish Society of Cardiology - Turk Kardiyol Dern Ars: 25 (7)
Volume: 25  Issue: 7 - September 1997
1.Summaries of Articles

Pages 390 - 392
Abstract | English Full Text

2.An Alternative New Method in Surgical Treatment of Heart Failure: Partial Left Ventriculectomy (Batista operation):
Oğuz TAŞDEMİR, Süha KÜÇÜKAKSU, Kerem VURAL, Haldun KARAGÖZ, Kemal BAYAZIT
Pages 393 - 400
Son dönem kalp yetersizliklerinin cerrahi tedavisinde yeni bir alternatif metod olarak Dr. Randos Batista tarafından tanımlanan "parsiyel sol ventrikülektomi" işlemine ait Türkiye'nin ilk klinik olgularından biri takdim edilmektedir. İdiyopatik dilate kardiyomiyopatili 54 yaşındaki erkek hasta NYHA klas IV'te idi. Preoperatif olarak sol ventrikül end-diyastolik volümü 530 mL, end-diyastolik çap 10.5 cm ve MUGA ile ölçülen ejeksiyon fraksiyonu % 11 idi. Kardiyopulmoner bypass altında çarpan kalpte sol ventrikül lateral duvarı ile mitral lifletler rezekte edilerek, primer onarıldı. Postoperatif 1. haftanın sonunda, klinik ve hemodinamik verilerde önemli düzelmeler saptandı. Postoperatif 8. günde hastaneden taburcu edilen hasta halen 2. ayında hayattadır.
This report is on one of the first clinical applications of partial left ventriculectomy operation in Turkey. The procedure was deseribed by R. Batista as an alternative new method in surgical treatment of heart failure. The 54-year-old male patient with idiopathic dilated cardiomyopathy, was in NYHA class IV. Preoperatively, left ventricular end-diastolic volume was 530 mL and end-diastolic diameter was 10.5 cm on echocardiographic evaluation. The left ventricular ejection fraction estimated by MUGA was 11%. At operation, left ventricular lateral wall and mitral leaflets were resected in the beating heart with cardiopulmonary bypass. Mitral valve was replaced with a prosthetic valve and the left ventricle was repaired primarily with suture. We have observed an İmportant improvement in clinical and hemodynamic findings after one week. He was discharged from hospital at the postoperative 8th day and is presently surviving in the postoperative second month.

3.Quantitative Evaluation of Mitral Regurgitation by Method of Proximal Flow Convergence Area
Hayrettin KARAEREN, Mehmet YOKUŞOGLU, Cemal SAG, Hürkan KURŞAKLIOGLU, Ertan DEMİRTAŞ, Deniz DEMİRKAN
Pages 401 - 405
Mitral yetersizliğinin derecelendirilmesi tedavi seçenekleri açısından önemlidir. Son zamanlarda proksimal akım konverjans yöntemiyle mitral yetersizliğinin kantitatif olarak değerlendirilebileceği gösterilmiştir. Biz çalışmamızda mitral yetersizliğinde proksimal akım konverjans yöntemi ile yetersizlik akım hacmini belirlemeyi ve bunu hemodinamik çalışmalarla karşılaştırmayı amaçladık. Çalışmaya yaş ortalamaları 26.1±8.7 yıl olan 34'ü erkek (%74), 12'si kadın (%26) olmak üzere toplam 46 olgu alındı. Tüm olgularda kalp kateterizasyonu ve işlemden 6 ila 10 saat sonra ekokardiyografik inceleme yapıldı. Hemodinamik değerlendirmeye göre yetersizlik akım hacimleri karşılaştırıldığında 4. derece ile 3. derece ve 3. derece ile 2. derece arasında istatistiksel olarak anlamlı fark varken (p<0.05) 2. derece ile 1. derece arasında yetersizlik akım hacimleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamsızdı (p>0.05). Mitral yetersizliğinin derecelendirilmesinde hemodinamik çalışma ve proksimal akım konverjans yöntemi arasındaki korelasyon r=0.80 olarak belirlendi. Hemodinamik derecelendirme ile yetersizlik akım hacmi arasındaki korelasyon ise r=0.76 olarak hesaplandı. Sonuç olarak, renkli Doppler ile proksimal akım konverjans yöntemi kullanılarak yetersizlik akım hacminin hesaplanması hemodinamik olarak ciddi derecede mitral yetersizlikli hastaları güvenilir olarak belirleyebilir. Bu yöntem mitral yetersizliğini değerlendirmede noninvazif alternatif bir yöntem olarak değer taşımaktadır.
Evaluation of mitral regurgitation is İmportant in regard to treatment alternatives. Recent studies revealed that mitral regurgitation may be evaluated quantitatively by the proximal flow convergence area method. In this study we aimed to calculate the rcgurgitant volume by proximal flow convergence method, and to compare this with hemodynamic studies. The study group consisted of 46 patients comprising 34 males (74%) and 12 females (26%) with a mean age of 26. 1±8.7 years. All patients underwent cardiac catheterization with echocardiographic examination after 6 to 10 hours. Regurgitant flow volumes were compared to hemodynamic classification, while statistically significant difference was found between fourth, third, and second degrees of mitral regurgitation (p<0.05), but there was no significant difference between second and first-degree mitral regurgitation. The correlation coefficient between the grades of mitral regurgitation estimated by hemodynamic study and proximal flow convergence method was 0.80, and the correlation coefficient among hemodynamic classification of mitral regurgitation and regurgitant flow volume calculated by proximal flow convergence method was 0.76. In conclusion, assessment of regurgitant flow volume by proximal flow convergence method with color Doppler echocardiography can accurately determine hemodynamically moderate to severe mitral regurgitation. This method is a valuable noninvasive alternative to evaluate mitral regurgitation.

4.Efficacy of Intravenous Propafenone in Converting Atrial Fibrillation and Flutter to Sinus Rhythm
Ali Serdar FAK, Hakan TEZCAN, Oğuz CAYMAZ, Sena TOKAY, Şule OKTAY, Ahmet OKTAY
Pages 406 - 411
Propafenonun atriyal fibrilasyon ve filatteri sinüs ritmine döndürmede etkili olduğu bilinmektedir. Ancak kontrollü klinik çalışmalarda propafenonun bu konudaki etkinliği hakkında çelişkili sonuçlar bulunmaktadır ve ayrıca ilacın kalp yetmezliği olan hastalardaki güvenliliği tam olarak bilinmemektedir. Bu çalışmada propafenonun atriyal fibrilasyon ve flatterli hastalarda sinüs ritmini sağlamadaki etkinliği ve güvenliliği plasebo kontrollü, randomize, tek kör ve çarpaz karşılaştırmalı olarak değerlendirildi. Akut (<72 saat) ya da kronik (72 saat) atriyal fibrilasyon ya da flatterli 60 hasta çalışmaya alındı. Bu hastalardan 12'sinde NYHA klas III veya IV olmak üzere 28'inde kalp yetmezliği bulunmaktaydı. Hastalar ilk ilaç olarak propafenon (2 mg/kg 10 dakikada intravenöz bolus) ya da plasebo almak üzere randomize edildi. İlk ilaç verilmesinden 60 dakika sonra sinüs ritmi sağlanamadığında ikinci ilaç uygulandı. Hastalar her iki ilaç uygulamasının ardından birer saat süreyle elektrokardiyografik olarak monitorize edildiler ve 15, 30, 45 ve 60. dakikalarda kan basınçları ölçüldü; 12 kanallı yüzeyel EKG'leri ve bir dakikalık ritm şeritleri çekildi. Propafenon alan 59 hastadan 20'si (%34), plasebo alan 50 hastadan ise 4'ü (%8) sinüs ritmine döndü (p<0.001). Propafenonun akut atriyal fibrilasyondaki başarısı % 64.5 (20/31) bulundu. Sinüse dönüş süresi ortalama 15 ± 9 dakika idi. Atriyal flatterli ya da kronik atriyal fibrilasyonlu hastalarda ise propafenon plasebodan daha etkili bulunmadı. NYHA klas III ve IV kalp yetmezliği olan 12 hastanın tümünde kronik atriyal fibrilasyon vardı ve bu hastalardan sinüs ritmine dönen olmadı. Klas II kalp yetmezliği olan 16 hastanın 5'inde aritmi öyküsü akuttu ve bu hastaların 4'ü (%80) sinüs ritmine döndü. Sinüse dönmeyen, ancak geliş kalp hızları 100/dakikanın üzerinde olan hastalarda propafenon ile kalp hızında anlamlı yavaşlama oldu (p<0.0005). Propafenona ait önemli yan etki gelişmedi; kalp yetmezliği olan hastalarda klinik kötüleşme gözlenmedi. Sonuçta, (1) intravenöz bolus propafenonun akut atriyal fibrilsyonu sinüs ritmine döndürmede başarılı olduğu, ancak atriyal flatter ve kronik atriyal fibrilasyon olgularında etkisiz kaldığı; (2) sinüse dönmeyen olgularda kalp hızını anlamlı olarak yavaşlattığı; (3) orta ve ağır derecede kalp yetmezliği olan hastalarda da güvenli olabileceği kanısına varıldı.
Propafenone has been claimed to be effective in converting atrial fibrillation and flutter to sinus rhythm. However, controlled clinical trials have reported conflicting results, and data about the safety of propafenone in the setting of heart failure are lacking. The aim of the present study was to evaluate the efficacy and safety of intravenous propafenone in converting atrial fibrillation and flutter to sinus rhythm, in patients with and without heart failure. Sixty patients with acute (<72 h) or chronic (>72 h) atrial fibrillation or flutter were included in a randomized, placebo-controlled, conditional cross-over study. T wenty-eight patients had heart failure of whom 12 were in NYHA class III and IV. Patients received intravenous propafenone (2 mg/kg in 10 min) and placebo subsequently with a 1-h interval if sinus rhythm was not achieved. The patients' rhythm was contiuously monitored for 1 h and a 12-lcad electrocardiogram, a 1-min continuous rhythm strip and vital signs were recorded at baseline and 15, 30, 45 and 60 min after the administration of each drug. Twenty of the 59 patients (34 %) treated with propafenone converted to sinus rhythm while only 4 of the 50 patients (8%) treated with placebo converted (p<0.001). Propafenone was more effective in patients with acute atrial fibrillation with a success rate of 64.5 % (20/31 ). The mean time to conversion was 15 ± 9 min. The conversion rate with propafenone was not significantly different from placebo in patients with atrial flutter and chronic atrial fibrillation. While none of the 12 patients with NYHA Class III or IV heart failure and chronic atrial fibrillation responded to propafenone, 4 of the 5 patients (80%) with NYHA Class II heart failure and acute atrial fibrillation converted to sinus rhythm. Propafenone significantly decreased (p<0.0005 vs placebo) mean ventricular rate in nonresponders with baseline heart rate of more than 100 beats/min. No clinically significant adverse effect occurred. We conclude that (l) intravenous propafenone treatment is effective for converting acute atrial fibrillation, however, it seems unlikely to be beneficial in atrial flutter and in chronic atrial fibrillation, (2) propafenone decreases ventricular rate in nonresponders, (3) single-dose propafenone is relatively safe even in modrate to severe heart failure

5.Value of Nuclear Imaging Techniques in Determining Reperfusion Effects in Acute Myocardial Infarction
Barbaros DOKUMACI, Celal KIRDAR, Y. Ahmet ÜNALIR, Emre ENTOK, Yüksel ÇAVUŞOĞLU, Bülent GÖRENEK, Erkan VARDARELİ, Necmi ATA, Bilgin TİMURALP
Pages 412 - 417
Çalışmamızın amacı, akut miyokard infarktüsü (AMİ) geçiren hastalarda iskemik alanı azaltma girişimlerinden sonra reperfüzyon ile kurtarılan miyokard miktarını ve eğer oluşuyorsa reperfüzyon hasarını miyokard perfüzyon sintigrafisi ile değerlendirmekti. Çalışmaya AMİ ile başvuran yaş ortalaması 57.1±2.0 olan 7'si kadın, 18'i erkek toplam 25 hasta alındı. Hastaların tümüne acil servise müracaatlarından sonra ilk bir saat içerisinde 10 mCi 99m-Tc tetrofosmin enjeksiyonu ve koroner anjiyografi (KAG) yapıldı. KAG sonucuna göre 17 hastaya sadece trombolitik tedavi (11/17) veya trombolitik tedavi ile birlikte perkütan transluminal koroner anjiyografi (PTCA) (6/17) uygulandı. 8 olguya rekanilazasyon girişiminde bulunulmadı. 99m-tc tetrofosmin enjeksiyonundan sonra ortalama 3.1 ± 0.3 saatte tüm hastalara miyokard perfüzyon SPECT çalışması yapıldı. 24-48 saat sonra kontrol KAG'leri yapılan hastaların miyokard sintigrafileri 12-26 günler arasında (ort. 16.8±0.8 gün) tekrarlandı. Geliş EKG'lerine göre olguların 8'inde akut anterior, 17'sinde akut inferior Mİ bulguları saptandı. KAG'de infarktüsten sorumlu arter 8 olguda sol ön inen arter 11 olguda sağ koroner arter ve 6 olguda sirkumfleks arter idi. Trombolitik tedavi uygulanan 17 hastanın (6'sına PTCA da yapıldı) 4'ü (%24) ile, rekanalizasyon girişiminde bulunulmayan 8 hastanın 3'ünde (%38) olmak üzere toplam 7 hastada kontrol KAG'de infarktüsten sorumlu arterin açılmamış olduğu görüldü. Kurtarılan miyokard alanı reperfüzyon girişimi yapılan olgularda 24.3±8.5 pixel, kurtulma indeksi % 14.2 idi. Buna karşılık reperfüzyon yapılmayan olgularda ise sadece 1.0±9.8 pixellik miyokard kurtulmuştu. Kurtulma indeksi % 0.7 olarak hesaplandı. Sonuç olarak 99m-Tc tetrofosmin ile yapılan miyokard sintigrafisinin rekanalizasyonun faydasının gösterilmesinde, noninvazif ve kolay uygulanabilirliği nedeniyle değerli bir yöntem olduğu kanaatine varıldı.
The aim of the study was to assess the value of myocardial perfusion scintigraphy (MPS) with 99m-Tc tetrofosmin to determine the salvaged myocardial tissue after reperfusion procedures in patients with acute myocardial infarction (AMI). The study group consisted of 25 patients (7 female, 18 male , mean age 57. 1 ± 2.0 years) who were admitted to the hospital within 12 hours of onset of AMI. On admission, 10 mCi 99m-Tc tetrofosmin was given and coronary angiography (CAG) was performed to all patients. Reperfusion procedures applied to 17 patients were either thrombolytic therapy or thrombolytic therapy with percutaneous transluminal coronary angioplasty (PTCA), whereas reperfusion was not applied to 8 patients. MPS was performed to all patients within an average of 3.1±0.3 hours following the tetrofosmin injection. Control CAGs were performed 24-48 hours later and MPS were repeated on 12-26 days of the AMI. Localization of the AMI was inferior in 17, anterior in 8 and the infarct-related artery was left anterior descending artery in 8, circumflex artery in 6 and right coronary artery in 11 patients. By means of control CAGs it was deduced that in 4 of the 17 patients who received thrombolytic therapy, (PTCA was performed 6 of them) and in 3 of the 8 patients who received no reperfusion procedures the infaret-related artery was not patent. Salvage index was 14.2% in patients who received trombolytic therapy and 0.7% in the other group. Therefore MPS with 99mTc tetrofosmin is a valuable method to show the benefits of reeanalization.

6.Computer-assisted Diagnosis and Therapy in Postoperative Intensive Care Unit: "Intensive Care Consultant" and Early Clinical Experiences
Bekir Hayrettin ŞİRİN, Bahar ALAKENT, Cihat TETİK, Ahmet BALTALARLI, Habib ATALAY, Erkan TOMATIR
Pages 418 - 423
Uzman sistemler, genellikle yapay zeka teknikleri ile geliştirilen, belirli bir alana ait problemlerin etkin bir şekilde çözümünde o alana ait çok miktarda ve yüksek kalitede özel bilgiler kullanan güçlü bilgisayar programlarıdır. Bu dizgelerde bilgiler tanımlamalar, ilişkiler ve kurallar şeklinde bulunur. Bu çalışmada, kalp cerrahisi erken postoperatif dönemde rastlanan sorunlarda tanı ve tedavide danışman olarak kullanılmak üzere geliştirilen ve YBD (Yoğun Bakım Danışmanı) adı verilen yeni bir uzman sistem geliştirilmiştir. YBD bir bilgi tabanı, bir veri tabanı ve bir çıkarım mekanizmasından oluşmakta ve myokardiyal depresyon, kardiyak tamponat, yetersiz operasyon/onarım, hipovolemi, cerrahi kanama ve pıhtılaşma defekti konularında danışmanlık yapabilmektedir. YBD'nin diğer önemli özellikleri, karar verirken izlediği yolu istenildiğinde açıklayabilmesi ve gereğinde yeni bilgiler ekleyerek bilgi tabanını yenileyebilmesidir. Bu danışman uzman sistem Prolog programlama dili ortamında geliştirilmiştir. Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilimdalı'nda opere edilen ilk 41 olgu erken postoperatif dönemde YBD bulgu tabanında örneklenmiştir. Bu dönemde yapılan değerlendirmeler ve uygulanan tedaviler ile YBD önerileri arasında tam bir paralellik gözlenmiştir. Sonuçta, YBD'nın kalp cerrahisi postoperatif yoğun bakım uygulayabileceği düşünülmüştür.
In this study, a new expert system named lCC (lntensive Care Consultant) is developed to play a consultant role in the diagnosis and the treatment of problems encountered in early postoperative period of cardiac surgery. lCC consists of a knowledge base, a data base and an inference engine and provides consultative advice about myocarclial depression, cardiac tamponade, inadequate operation, hypovolemia, surgical hemorrhage and coagulation defect. Other İmportant features of ICC are the capability of explaining the processes of decision making, and adding new knowledge and updating its knowledge base. The system is developed in Prolog programming language environment. Forty-one patients were sampled by this expert system in the early postoperative period in Thoracic and Cardiovascular Surgery Department of the Medical Faculty of Pamukkale University. During this period, the approaches and treatments were exactly matched with ICC's advices. Thus ICC may decrease the risk in diagnoses and treatment when usedl in cardiac surgery postoperative intensive care unit. It may also be helpful in training of junior doctors

7.Case Reports Implantable Cardioverter Defibrillator With DDD Pacemaker Function
Barbaros DOKUMACI, Sevda ATALAY, Necmi ATA, Y. Ahmet ÜNALIR, Yüksel ÇAVUŞOĞLU, Bilgin TİMURALP
Pages 424 - 428
İmplantabl kardiyoverler defibriltörlü (İKD) hastaların % 15-20'sinde aynı zamanda kalıcı kalp piline ihtiyaç vardır. İdiopatik dilate kardiyomiyopati, tekrarlayan ventriküler taşıkardi ve trifasiküler bloğu olan hastamızda ani ölümü önlemek ve atrioventriküler iletiyi azaltarak sol ventrikül fonksiyonlarını düzeltmek amacıyla çift odaccıklı kalp pili özelliği olan İKD taktık. Bu makalenin amacı; hastamızın Türkiye'deki ilk ve halen tek olgu olması nedeniyle, çift odacıklı kalp pili özelliği olan İKD'lerin klinik kullanımını vurgulamaktır.
Patients having implantable cardioverter defibrillators (ICD), also require cardiac pacemakers in 15-20 % of the cases. We implanted ICD with DDD pacemaker function, to a patient with idiopathic dilated cardiomyopathy, reentrant ventricular tachycardia and trifaseicular block. The aim was to diminish the risk of sudden death and improve left verticular function with decrement of the atrioventricular conduction. Since this is the first and the only case in Turkey, the aim of this article was to point out the clinical usage of ICDs with DDD pacemaker function.

8.A Case of Ventricular Rupture due to Silent Myocardial Infarction
Ozan KINAY, B.Yıldırım SEYİTHANOĞLU, Ahmet TAŞTAN, Batuhan TAMCI, Cem NAZLI
Pages 432 - 436
Ventrikül septum rüptürü (VSR), akut miyokard infarktüsünün (AMI) nadir görülen fatal bir komplikasyonudur. Bu yazıda, 70 yaşında, erkek bir VSR olgusu sunulmaktadır. Olgunun göğüs ağrısı anamnezi olmamakla birlikte koroner anjiyografide anterior miyokard enfarktüsü geçirmiş olduğuna dair çok kuvvetli bulgular elde edilmiştir. Sessiz miyokard iskemisinin, ağrı ile birlikte olan klinik formlar kadar dramatik komplikasyonlarla sonuçlanabileceği vurgulanmaktadır.
Ventricular septal rupture (VSR) is a rare fatal complication of acute myocard ial infarction (AMI). Here, we present a case of a 70-year-old man in whom VSR had developed after a presumed silent anterior myocardial infarction which was retrospectively proven by the coronary angiographic findings. This case emphasizes that silent myocardial ischemia may have similar severe complications as symptomatic clinical forms of myocardial ischemia.

© Copyright 2020 Archives of the Turkish Society of Cardiology
LookUs & Online Makale